Islam Tarih Ders 1

İslam Tarihi Ders 1

1- İslam Tarihi Ders 1

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, İnşâ’Allah’u Teâlâ şimdiki derslerimiz İslam Tarihi ve Tarih Külliyâtından keşif notları ile dersimiz devam edecektir, İnşâ’Allah’u Teâlâ. Tabi ki tarih geçmişin bütün ibretli sahnesini istikbâle aktarmakla, tarihten ders alan insanlar, tabii ki başına geçmişin kötü olayları bir daha gelmemesi için tarihi bilmek, ibret almak, ders almak çok önemlimi çok önemlidir. Yüce Allah’a hamdüsenâ ve O’na gerçek kullukla teslim olup, O’nun emrinde bir kul olmanın gayreti içinde olmak lâzımdır. Kadîm olup varlığının başlangıcı olunmayan, dâim olup “Bekâ ”sının sonu ve “Kerim” olup cömertliğinin nihâyeti olmayan, gerçek “Mâlik” olduğu için Zât’ının hakîkati akıllar ile kavranamayan, “Kâdir” olup âlemdeki her şey kudretinin eseri olan, Mukaddes olduğu için sonradan olanlar kendisine benzemeyen, kendisinden başkalarının kurtulamadığı değişmelerden münezzeh olan… Bütün yaratıkları isterse alçaltan isterse yükselten, rızıklarını bollaştıran ve daraltan durumlarını sağlamlaştıran ve bozan öldüren ve dirilten, var eden ve yok eden, hidâyet (erdiren ) hidâyete erdiren ve saptıran, yücelten ve zelil eden, aziz eden Yüce Allah’a hamd olsun. Hem de nâmütenâhi (sonsuz) uçsuz bucaksız hamdüsenâlar hep O’nadır, hep O’nadır. Yüce övgülerde ezelî ebedî bütün yüce övgülerin hepsi O’nadır.

“Onlardan hiçbirini görüyor veyahut onların gizli bir sesini olsun işitiyor musun? ” Meryem Sûresi 98’inci âyet-i kerimesinde…

“Ey bugünün ve geleceğin insanları! Geçmişten ses duyamıyorsun amma işte tarih şanlı Kur’an ve sahîh hadis-i şerifler sana geçmişi canlı olarak önüne koymaktadır. İyi oku, iyi ders al!

Netice olarak yaratmakta, emretmekte O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şânı ne kadar yücedir kendi kendisini övdüğü gibi yüce mi yücedir. Eşsiz yücedir; Zât’ında, sıfatlarında, efâlinde her şeyinde yücedir. Onun için Ey insanoğlu! Kur’an-ı Kerimi, sahîh sünneti ve onlara dayalı tarihi de iyi bilmen gerekmez mi?

Dakika 5:05

Perdelenen gözler bir şey görmeyince, güneş aydınlığının ona faydası olmaz. Ey insanoğlu! Gözünden gönlünden perdeyi kaldır da Yüce İslam’ı onun tarihini de iyi anla, iyi kavra.

Yine âyet-i kerimede: “ Şüphesiz bunda aklı olan yahut kalp huzuru içinde kulak veren kimseler için, alınacak dersler vardır öğütler vardır.” Bu da Kaf Sûresi’nin 37’nci âyet-i kerimesi. Yine Furkan Sûresi’ndeki bir âyet-i kerimede: “ Bu âyetler onu başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan evvelkilere ait masallardır; diyen sapıkların sözlerine sakın ha aldanma! Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelâmıdır. Vahiy ile Hz. Muhammed’e gelmiştir. Hz. Muhammed hak Peygamberdir, en büyük Peygamberdir. Aklını başına al! Ey Dünya! Gerçekleri öğrenmek için İslam’ın sahîh kaynaklarına ki -başta Kur’an-ı Kerim, sahîh hadis-i şerifler, icmâ ve kıyas- gibi bu delillere dayanan derslerimizi daha önce Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Tasavvuf ve Tıp gibi ilimler başlığı adı altında bunları size vermeye çalıştık. Hayatveren nurun keşif notları yani İslam’ın sizlere nurunun o keşif notlarından vermeye çalıştık. Şimdide  İslam Tarihinin onun külliyâtından keşif notları vermeye çalışacağız,  İnşâ’Allah’u Teâlâ. Tabii ki Rabbimiz, Yüce Rabbimizin izniyle. Başarı O’ndan, yardım O’ndan, lütuf keremin hepsi O’ndan. Bizde ne varsa hepsi O’na ait. Biz O’nun kullarıyız.

Ey İnsanoğlu! Rabbine teslim ol. Rabbine teslim olmak demek O’nu tanımak O’nun emirlerine sıkıca sarılmak demek, itikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta iyi bir Müslüman olmak demektir. İşte İslam kelimesi (teslim)den geliyor. Allah’a teslim olan kişi, Allah’ın emrinde olan kişi hiç bundan insanlığa zarar gelir mi? Allah’ın ortaya koyduğu Yüce İslam’ın temeli; Faydalıyı celb etmek, zararı defetmeye dayalıdır. İşte İslam budur. Faydalı olana ne yapmış? Seni dâvet etmiş. Zarardan da sakın diye kuralları ortaya koymuştur.

Evet, sevgili dostlarımız, bu girişi yaptıktan sonra tarihle ilgili dersimiz “Zaman Kavramı” şimdi zaman; Gece ve gündüzün saatlerinden ibârettir. Evet, sevgili dostlarımız bu zaman konusunda âlimlerin farklı görüşleri, yani dünyanın ömrüyle ilgili farklı görüşler beyân edilmiştir.

Dakika 10:10.

Sâid bin Cübeyr ’in İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinden rivâyetine göre, bütün zamanın yedi bin yıl olduğunu söylemişlerdir, dünyanın ömrü açısından.

Yine Vehb bin Münebbih ise, dünyanın ömrünün altı bin yıl olduğunu ileri sürmüştür.

Yine Ebû Câfer et-Taberî bunların arasında daha sıhhatli olan İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinin Hazreti Peygamberden rivâyet ettiği şu hadis-i şeriftir: Rasûlullah  (Aleyhissalâtu Vesselâm) şöyle buyurur; “Sizden önceki milletlerin ömürlerine nispetle sizin ömrünüzün müddeti, ikindi namazı ile güneşin batması arasındaki zaman kadardır.”

Yine Ebû Hureyre’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: şehadet ve orta parmaklarını yan yana getirip işaret ederek ; “ Ben kıyâmete şu kadar bir zaman kala Peygamber olarak gönderildim.” buyurduğu Allah’ın Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa (Aleyhissalâtu Vesselâm).

Câbir bin Semure Enes Sehl bin Sâ’d, Büreyde ve diğerleri Hz. Peygamberden hadis rivâyet etmişlerdir ki, işte bunlar sahîh olarak kabul edilen haberler, hadis-i şeriflerdirler. Buradaki haberlerin değişik olması bize neyi gösteriyor sevgili dostlarımız? Burada, bu dünyanın ömrünün kesin olarak insanoğlunun, kesin haberler olmadıkça kesin haber, dünyanın ömrünü bize ancak bildirebilir. Burada da değişik haberler olduğuna göre durum farklıdır.

Yaratmanın başlangıcı konusunda da, ilk yaratılanlar konusunda Sevgili Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm)’dan gelen haber şöyledir,  Bu da Ubâde bin Sâmit’in rivâyetidir: “Yüce Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin ilk yarattığı şey kalemdir. Allah kaleme ‘yaz’ dedi, o da olup bitecek her şeyi yazdı.”

İşte sevgili dostlarımız, bu insanoğlu ile ilgili durumların yaratılması konusunda yaratılışın tarihçesi. Kalemden sonra tabii ki yaratılanlar hakkında da İslam âlimleri Allah’ın Arş’tan önce suyu yarattığını, sonra Arş’ı yaratıp onu suyun üzerine yerleştirdiğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüş aynı zamanda İbn-i Abbâs’tan rivâyette bulunan Ebû Sâlih ile İbn-i Mes’ûd ve Vehb bin Münebbihin de görüşleridirler.

Evet, sevgili dostlarımız!

Abdullah bin Selâm ve diğerlerinin haberine göre, Yaratılış pazar günü; Allah’u Teâlâ’nın yaratmaya başladığı günün pazar günü olduğunu söylerler. Yine âlimler Allah’ın her gün neyi yarattığı konusunda da geniş zengin görüşler beyân etmişlerdir.

Dakika 15:10

Yine Abdullah bin Selam bu konuda “Allah (Celle Celâlüh) yaratmaya pazar günü başladı. Yerleri “Pazar ve Pazartesi” günleri yarattı. Dağları ve yiyecekleri, rızıkları “Salı ve Çarşamba” günleri yarattı. Gökleri “Perşembe ve Cuma” günleri yarattı. Cuma gününün son saatine doğruda Allah’u Teâlâ ve Tekaddes. Hazretleri göklerin yaratılmasını tamamladıktan sonra aynı saat içerisinde Âdem (Aleyhisselâm)’ı yarattı. İşte kıyâmet bu saatte kopacaktır.” diye bir haber vardır.

İbn-i Mes’ûd (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) ve Sâlih’in kendisinden yaptığı bir rivâyette; “İbn-i Abbâs’ta bu görüştedirler” demişlerdir. Ancak onlar Âdem (Aleyhisselâm)’ın yaratılışı ile Cuma günündeki son saat hakkında söz etmemişlerdir.

Hazreti Ali bin Ebû Talhâ ’nın kendisinden yaptığı bir rivâyette İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) şöyle diyor: Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri (Celle Celâlüh) yiyecekleri ile birlikte yeri yaymadan yarattı, sonra göğe yönelip onları yedi kat olarak tesbihe tanzim etti. Bundan sonrada yeryüzünü yaydı. İşte bu , “Bundan sonra yeri döşeyip yaydı.” buyuran Nâziât Sûresi 30.’uncu âyetinde bildirilen durumdur. Bu görüşte doğru olarak kabul edilmiştir.

İkrime nin kendisinden yaptığı bir rivâyette yine İbn-i Abbâs şöyle diyor (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn ): “ Allah (Celle Celâlüh) dünyayı yaratmazdan evvel iki bin yıl önce, Beyt-i Mâ’mur’u dört rükün köşe üzerinde suyun üzerine koydu. Bundan sonra Beyt’in altından yer döşenip yayıldı.” İbn-i Ömer’de bu görüşte olduğu rivâyet edilmiştir.

Süddî Ebû Sâlih, İbn-i Abbâs’tan rivâyet eden Ebû Mâlik Mürretül-Hemaadânî ve İbn-i Mes’ûd’dan rivâyet ederek: “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonrada göğe yönelip onları yedi gök halinde tesbihe tanzim eden O’dur.” Bu da Bakara Sûresi’nin 29’uncu âyet-i kerimesi. Bu âyetin izâhında şunları söylüyor: “Yüce Allah sudan önce hiçbir şeyi yaratmazdan evvel, Arş’ı suyun üzerindeydi. O diğer yaratıkları yaratmak isteyince, sudan dumanı yarattı. Duman ise suyun üzerine havalanıp yükseldi. Allah(Celle Celâlüh) bu yükselen dumana ‘semâ’ (gök) adını verdi. Sonra suyu kurutarak tek bir yer hâline getirdi. Bundan sonra yeri parçalayıp onu iki gün içerisinde, (yani Pazar ve Pazartesi günlerinde) yedi parça tabaka hâline getirdi. Yüce Allah yeri  balık üzerinde yarattı. Bu yerin cevherinin depreşmesinden dolayı, bunu biz Nûn Sûresi’nde bunları Tefsir ’de müfessirlerimizin izâhına göre izâh ettik. Burada bunun üzerinde fazla durmayacağız. Çünkü oradaki söylenileni burada tekrar etmenin konuyu biraz daha uzatmaya yönelik olacağından dolayı.

Dakika 20:13

Neticede Cenab-ı  Hak: “Bundan dolayı dağlar yere karşı iftihar edip, övünürler”. Niçin? Yerin insanlar ile birlikte sarsılmaması için, yeryüzünde sabit ve yüksek dağlar yarattık. Cenab-ı Hak Kürre-i Arz-ı yaratıp arz depreşince, üzerine dağları oturttu ki artık yer depreşmesin diye. Evet, İbn-i Abbâs da hak mücâhid gibi zâtı muhteremlerin (Radıyallâhu Anhüm) ve diğerlerinin söylediklerine göre; “Allah’ın yeri ve göğü yarattığı altı günden her biri, dünya yılı itibâriyle bin yıldır”. Evet, o zaman bu altı gün, altı bin yıl olmaktadır. Sevgili dostlarımız, bunun Allah katındaki günlerin elli bin yıl olanı da  olduğuna göre, buradaki durumu en iyi bilen Cenab-ı Hak kendisidir.

Gece gündüzün yaratılması konusunda da; Gecenin önce yaratılmış olduğunu bir ispatı saymışlardır ki, geceyle gündüzün yaratılışıyla önce gece sonra gündüzün yaratılması fakat bunun başka türlü ifâdesi de vardır. Ama hepsi doğrudur, hepsinin de keşfi güzeldir. Çünkü gece–gündüzü yaratmadan önce Cenab-ı  Hak Zât’ının nuruyla âlemleri diledi, âlemleri nurlandırıyordu. Onun için Ulemâ bu keşiflerinde zengin keşiflerde  bulunmuşlardır. Birbirine zıt zannetmeyin, konu açıldıkça o zaman daha da zenginlik ortaya çıkmaktadır. Gerçek İslam âlimlerini sakın hemen birden tenkit etmeye kalkmayın! Çünkü onun zâhirde ki anlamıyla, mecâzî anlamı arasında da bağların kurulduğuna dikkat edin.

Yine İbn-i Mes’ûd bu hususta şöyle der: “Rabbinizin katında gece ve gündüz diye bir şey yoktur. Göklerin nuru, aydınlığı O’nun Zât’ının nurundan kaynaklanmaktadır”. (Ne güzel) Çünkü gece-gündüz insanoğluna göredir. Allah’ın Zât’ına göre,  Allah’a göre değil bunlar.

Ebû Câfer et-Taberî, yukarda zikredilen delillere ve: “Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa göğü mü ki onu binâ eden Allah’tır. Onun yani gökyüzünün boyunu yükseltti ve ona bir nizâm verdi. Onun gecesini kararttı, gündüzünü de aydınlığa çıkardı”. Nâziât Sûresi’nin 27- 28- 29’uncu âyet-i kerimelerinde, Yüce Allah’ın geceyi gündüzden önce zikretmesine dayanarak, bu gecenin önce yaratıldığı görüşünün daha doğru olduğunu söylemiştir, et-Taberî.

Yine Ubeyd bin Umeyr el-Hârisî şöyle diyor: “Ben Hazreti Ali (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinin yanında bulunuyordum. Bu sırada İbn-i el-Kevvâ ona aydaki siyahlığı sordu. Hazreti Ali ona: ‘işte bu silinen âyet nişânedir (yani âyettir)’ karşılığını verdi. Hazreti Ali bu sözüyle: ”Biz geceyle gündüzü iki âyet nişâne kıldık. Gece âyetini silip,  gösterici olan gündüz âyetini getirdik.” meâlindeki âyet-i kerimeye işaret etmişti. Bu da İsrâ Sûresi’nin 12’nci âyet-i kerimesi.

Dakika 25:30

Evet, sevgili dostlarımız, işte İslam âlimleri ne güzel çalışmışlar, ne güzel çalışmışlar…

Şimdi yaratıkların durumu ile ilgili, bir de iblîs ile ilgili haberlere bir bakalım;

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhü) Hazretleriyle İbn-i Mes’ûd (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinin rivayetlerine göre; İblîs semâ dünyanın mülk ve saltanatlarına sahipti ve o kendilerine cin denilen meleklerden bir kabileye mensuptu. Cinlere bu ismin verilmesi onların cennetin muhafızlığını yapmalarından ileri gelmekteydi. İblîs semâ dünyanın mâliki olmakla birlikte, cennetinde muhafızları arasındaydı. İbn-i Abbâs diyor ki (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn)  “İşte iblîs bundan sonra Allah’a isyân etti. Allah’ta onun sûretini değiştirerek, rahmetinden kovulmuş bir şeytan hâline getirdi.” Katâde ’den gelen bir haberde : “Onlardan kim ‘Ben İlâhım, o değil ‘ derse âyetinin sadece iblîs hakkında nazil olduğu hatta bu sözünden dolayı iblîse Allah tarafından lânet edilip, rahmetinden uzaklaştırılarak şeytan hâline getirildi.”

Evet, sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz  çok verince azanlara bir bakın. Bu onun hakkında onlardan kim: “Ben ilâhım, o değil derse, biz bundan dolayı onu cehennem azâbına çarptırırız. İşte biz zâlimleri böyle cezâlandırırız.” Bu da Enbiyâ Sûresi’nin 29’uncu âyet-i kerimesinde buyrulduğu rivâyet edilmektedir. Bu rivâyetin bir benzeri de İbn-i Cüreyş ’ten nakledilmiştir.

Yine İbn-i Abbâs’tan gelen habere göre; İblîs kendilerine cin denilen, meleklere mensup bir kabileden idi. Meleklerin arasında bulunan bu cinler, zehirli dumansız ateşten yaratılmışlardı. İblîs ise cennetin muhafızlarından bir muhafızdı. İbn-i Abbâs sözlerine devam ediyor ve şöyle diyor:

“Melekler nurdan yaratılmışlardır. Kur’an-ı Kerimde zikredilen cinler ise, alevlenerek yandığı zaman, ateşin bir tarafında dil gibi uzanan yalın kısmından yaratılmışlardır. İnsanda çamurdan, topraktan yaratılmışlardır. Yeryüzünde ilk yaşayanlar cinlerdi. Fakat onlar yeryüzünde çatışmaya girerek, birbirlerini öldürüp kanlarını döktüler. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri (Celle Celâlüh), iblîs komutasında kendilerine cin denilen meleklerin bir kabilesine mensup olan bir orduyu, o cinlerin üzerine gönderdi. İblîs ve berâberindeki ordu, onları denizlerdeki adalara ve dağların etrafına sürdü. Bu zaferden sonra iblîs gurura, kibire kapılıp kendi kendisine: “Hiçbir kimsenin yapamadığını yaptım!” dedi.

Dakika 30:10

Evet, şu sapıklığa, gâvurluğa bakın! Fakat Allah onun kalbinden geçeni biliyordu. İblîsin yanında bulunan melekler ordusu ise bunu bilmiyorlardı. Ey dünya! İşte görüyorsunuz iblîsin içinde gâvurluk kaynıyor ama melekler ordusu iblîsin durumundan haberi yok. Ama Cenab-ı Hak hepsini biliyor.

Yine Enes (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinden de bu mânâda bir rivâyet nakledilmiştir. Ebû Sâlih’in, Abbâs’tan (Radıyallâhu) gelen habere göre, Mürre-tür Hemdânî (Hemdân Yemen’de büyük bir kabilenin adıdır). Bu İbn-i Mes’ûd’dan yapmış oldukları rivâyette İbn-i Abbâs ve İbn-i Mes’ûd şöyle diyor: “Allah (Celle Celâlüh) arzu ettiği varlıkları yarattıktan sonra “Arş” üzerine yükseldi. Kendilerine cin denilen meleklerin bir kabilesinden olan İblîs’i semâ dünyanın başına geçirdi. Bunlara cin denilmesinin sebebi ise, onların cennetin muhafızları olması sebebinden ileri gelmekteydi. İblîs semâ dünyanın mâliki olmakla birlikte, cennetin muhafızlarındandı. İşte bu mevkiinden dolayı onun kalbine kibir, gurur meydana geldi ve: “Allah bu dereceleri bana meleklere karşı olan meziyet ve üstünlüğümden dolayı verdi” dedi. Allah onun kalbindeki kibir gurura muttalî (haberdar)  olduğu için: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” buyurdu. İşte iblîsin içindeki kibir, gurur, küfür, şirk ne varsa  “yeryüzünde halîfe yaratacağım” der demez iblîs içini-dışına vurdu, gâvurluğu içinde kaynıyordu, bu kaynayan gâvurluk dışına vurdu. İbn-i Abbâs diyor ki : “İblîsin adı Azâzîl idi. Meleklerin en çok ibadet edenlerinden ve ilimce en üstün olanlarındandı. İşte bu meziyetler onu kibir ve gurura sürükledi”.

Ey insanoğlu, aklını başına al! Nimet arttıkça şükrünü artır çünkü nimetin hepsi Allah’tan. Eğer böyle yapmazsan iblîsin durumuna dönersin. Ey Müslüman askerler, başında iblîs gibi birilerinin olup olmadığının da şuurunda olmaya çalış! İşte sonuçta ne yaparlar? Müslüman orduları kullanırlar, kullanırlar emellerine âlet ederler. İblîste sonuçta meleklere bir zarar veremedi ama kendi kendisi, dürüm-dürüm gâvurlukla tepe takla cehennemin dibine hattâ dibinden daha dibine doğru yuvarlandı. Buda iblîsin gurura kapılması sebebi hakkında üçüncü bir görüştür.

İkrime ’nin İbn-i Abbâs’tan rivâyetine göre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn): “ Yüce Allah bir kavim yarattı ve onlara: ‘”Âdem’e  secde edin!” buyurdu. Bu melekler: “Fakat onlar (tabii ki bu meleklerden önceki bir kavimden haber veriliyor. Melekler sonra yaratılıyor ve itaat ediyorlar). “Bu kavim secde etmeyiz!” dediler. Dikkat edin! İşte İblîse uygun ordu bu. Bunun üzerine Allah (Celle Celâlüh) onların üzerine bir ateş gönderdi ve onları helâk etti ve sonra başka bir kavim yarattı ve: ”Ben çamurdan bir beşer yaratacağım. Âdem’e secde edin” buyurdu. Fakat onlar secde etmekten kaçındılar. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ üzerlerine bir ateş gönderip onları da helâk etti. Daha sonra bu melekleri yarattı ve onlara: “Âdem’e secde edin buyurdu”. Onlar: “Evet, secde ederiz dediler”.  İblîs ise secde etmeyen gruptan idi. Yani melekler secde ettiler. Allah’ın emrine itaatte, derhâl emri yerine getirdiler. Ama iblîs secde etmeyenlerdendir.

Dakika 36:13

İşte görüyorsunuz Sehl bin Havşet şöyle diyor: “İblîs yeryüzünde yaşayan cinlerden olup, meleklerin kendilerini kovdukları cin taifesinden idi. Fakat bir melek onu esir alıp semâya göğe götürmüştü.” Aynı zamanda Sâid bin Mes’ûd’dan buna benzer bir rivâyet nakledilmektedir. Fakat bu görüş ve rivâyetlerin en doğrusu  Allah’u Teâlâ’nın buyurduğunu dikkat etmeli. Kur’an-ı Kerim, eğer bunların içinde yanlışa giden bir şey varsa, Kur’an-ı Kerim bunu doğrultmaktadır, düzeltmektedir. Evet, tarihi konularda Kur’an-ı Kerime ters düşen bir şey bulursanız o yanlıştır. Kur’an-ı Kerim doğruların adresidir. Cenab-ı Hak ne buyuruyor Kur’an-ı Kerimde: “Hani biz meleklere Âdem için secde edin demiştik de, iblîsten başkası hemen secde etmişlerdi. O ise cinden olduğu için Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı.” Bu da Kehf Sûresi Âyet 50’nci âyet-i kerimedir. İblîsin Allah’ın emrine itaat etmemesi, ibadetin çokluğundan ve bilgisinin üstünlüğünden ve onu Cenab-ı Hak üstün görevlerle görevlendirmesinden dolayı kendisini beğenmiş, kibirlenmiş, gururlanmış olmasından ve cinlerden bulunmasından ileri geldiğini, ileri sürmüştür İslam âlimleri.

Evet, sevgili dostlarımız!

İşte insanoğlu ve yaratıklar böyle, başta iblîs olmak üzere. Çok verince azıyorlar kuduruyorlar, feverân edip firavunlaşıyorlar. Çok bulunca böyle, az bulunca da ne yapıyorlar? Sapıyorlar. İşte insanoğlu ve cinlerinde bu konunun  içinde olduğu durum, “Çok bulunca azanlar, az bulunca sapanlar, hakkı hakîkati kavramayanlar”. Ey feverân eden Firavunlar, neredesiniz? Tarih firavunlarla dolu… Nerde? Hepsi  cehenneme odun oldular, yakıt oldular ve ebedî yanacaklar. Hem de vücutları dağlar gibi kalınlaştırılarak. Ölümde yok onlara. Azâb üstüne azâb var. Ey firavun uşakları! Firavunlara uşak olmayın. Firavunları ayakta tutan firavun uşaklarıdırılar. Firavunlar bir gün ayakta duramaz. Firavunları ayakta tutan işte onun etrafındaki zelîl mi zelîl aşağılık uşaklarıdırlar.

Dakika 40:10

Bilmeden olanlar belki mâzur olurlar. Bakın iblîsin içinde gâvurluk kaynıyordu, melekler onun gâvurluğunu bilmiyorlardı. Ama iş açığa çıkınca durum değişti. Bugün, Müslümanların başına geçip, İslam adına hareket ettiğini söyleyip, sonradan o Müslümanların başına gelmedik belâ bırakmayan, her türlü azâbı kötülüğü revâ gören kişilere de şöyle bir bakın. Bunları iyi anlayın. Evet, İslam adına hareket ettiğini söyleyip de, sonrada İslam’ın kökünü kazıyıp, Müslümanında kökünü kazımak için elinden gelen her şeyi yapanlara dikkat edin. İblîsten başlayarak tarih boyunca bu tür firavunlara dikkat edin. Nice firavunlar geldi dünyaya amma hepsinin Allah, Allah hepsinin belâsını verdi. Ebû Cehil dünyanın en büyük kâfiri, en kodaman bir firavunuydu. Hz. Muhammed’i öldürmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Elinde de imkânlar vardı. Büyük imkânlarla Allah’a onun Rasûlüne karşı koydu. Ne oldu? Cenab-ı Hak onun kellesini kestirdi ve “Bedir Kuyusuna” atıldılar. Ey dünyanın firavunları ve firavun uşakları! Gelin Allah’a kulluk yapın Allah’a, Allah’ın emrinde bir kul olun. Peygamber Hz. Muhammed’e tâbî olun. İslam şeriatının kânûn ve kurallarını bir-bir yaşamaya gayret edin ve yeryüzündeki Müslümanların birlik ve berâberliğinden yana tavır koyun. İslam âleminin maddî-manevî gücünü birleştirin ki, dünya kurtulsun. Çünkü İslam dünyaya hâkim olursa, dünyaya barış gelir, adâlet gelir hukûkun üstünlüğüyle yeryüzünde zulme uğrayan herkes kurtulur. Zâlimlerden, bâğîlerden, dünyanın kanını emen vampirlerden dünyayı kurtarmanın yolu; “İslam, Îmânların birleşmesi, hak ve adâletten yana olan dünyadaki mü’minlerin Müslümanların birleşmesi”. Bu İslam birliğidir tek kelimeyle. Bu kâğıt üzerinde bir birlik değil, îmânda birlik, amelde birlik, ahlâkta birlik, hukûkta birlik, adâletin üstünlüğünde birlik. Dünyaya barışı getirmekteki birlik, bu tam bir Allah bir, O’nun emrinde birleşen bir birlik, Îmân-ı Milli, İslam birliği bu işte. Tevhîd anlayışı bu. Birileri İslam’dan bahsediyor, kendinden başka kâfir demediği kimse bırakmıyor. Bakın bu İslam’dan bahsederken İslam’ı yıkan, İslam’ı çalıştığını faydalı olduğunu zannediyor. İslam’ı yıkıyor. Kendi bastığı dalı kesiyor. Kendi oturduğu evini yakıyor. Kendi ordusuna bomba atıyor. Bunlar ne yaptığını bilmiyor, bu adamlar.

Dakika 45:00

Ey Dünya Müslümanları! Allah bir,  O’nun emirleri, kânûn ve kuralları da İslam’ın bizzat kendisi. Biz de Müslümanız, öyleyse: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ  ” Müslümanlar kardeştir (Hucûrat, 10). Gelin kardeşler; îmân kardeşiyiz, İslam kardeşiyiz, Kur’an-ı Kerim kardeşiyiz. Biz yüce değerlerle donatılmış bir hepimiz kardeşiz. Aynı değerler sende de var bende de var, onda da var, bunda da var. Bu yüce değerlerle donatılmış, donanmış bir Müslüman ümmet var dünyada. İşte ümmet birliği, İslam birliği, îmân-ı millî, burada bir bütün olmaktan başka çâremiz mi var? Sonra Allah’u Teâlâ bizi bu birliğe çağırmıyor mu? وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ (Al-i İmrân,103) demiyor mu?

Evet, dünyaya işte biz şanlı bir tarih Müslümanlar dünyaya şanlı bir tarih bıraktılar. Bundan sonra da şanlı bir tarih bırakmak için dünyanın sonuna kadar dünya Müslümanları işte dünyaya örnek olacak. Tarihi bir mâziden bugüne kadar getirdik. Üstün medeniyetler kurarak getirdik. Bundan sonrada tarihte yaptığımız hatâları bir daha yapmamak, daha üstün medeniyetler kurmak ve dünyaya yeniden örnek olmak için ne yapmamız gerekiyor? Geçmişten ibret almak, tarihten ibret almak, ders almak gerekiyor. Ama bizim asîl ders alacağımız kaynak Kur’an-ı Kerim, sahîh sünnet İslam’ın bizâtihi kendisidir. İşte yine tarihten de İslam’ın ışığı altında Allah’ın emirleri doğrultusunda ibret almamız gerekiyor. İşte pohpohçuların, fitne fesatçıların, kışkırtıcıların, arabozucuların oyununa gelmemek gerekiyor. Bugün tarihte Müslümanların olumsuz bir tarafı varsa, Türk’ü Türkler yıkmış, Müslümanı Müslümanlar yıkmışlardır. Yani gâvurun gücü yetmiyor Müslümana. Onun için Müslümanı Müslümana yıktırıyorlar. Osmanlıyı yıkanlar, Selçukluyu parçalayanlar kimler? Dış müdahaleler olabilir ama içinde bir ve bütün olursan dış müdahalenin sana gücü yetmiyor ki, yetmez ki. İşte içinden parçalıyorlar, sonra düşman dışardan vuruyor. Bu oyunlara gelmemek lâzım. Cenab-ı Hâk lütfu Keremiyle Ümmet-i Muhammedin yeniden şahlanmasını, birlik berâberlik içinde hareket etmesini ve Müslümanların ve dünyanın tüm insanlığın kurtuluşunu Cenab-ı Hâk nasîb-i müyesser eylesin. Biz bunun için çırpınıyoruz. İslam’ın kurtuluşu Müslümanın kurtuluşu kadar biz, bütün insanlığın kurtuluşu için gelmiştir Yüce İslam. Bizim amacımız bütün insanlığında kurtuluşudur. Müslüman kendini kurtarmadan dünyayı da kurtaramaz. Bunu da Müslüman gözünü açmalı ve herkesten daha çok çalışmalı ama birlik berâberlikten yana çalışmalıdır. Birlik berâberlikten yana çalışan Müslümanlar, birliği koruduğu zaman, hem kendileri kurtulurlar hem de bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olurlar. Bizden söylemesi, ötesi size kalmış. Ey dünyadaki değerli mü’min kardeşlerim, bizden size selam olsun. Gelin, Allah’ın emrinde bir kul olalım. Hz. Muhammed’e tâbi olalım.

Dakika 50:30

Asil’de birleşelim ve biz zaten kaynaklarımız ortada. Müçtehit âlimlerin ilmiyle hareket edelim. Bir müçtehidi alırken öbürlerini yok saymayalım. Müçtehitlerimiz, Fâkihlerimiz, Müfessirlerimiz, Muhaddislerimiz, bizim çok kıymetli âlimlerimiz ve evliyâlarımızla dolu tarihimiz. Tarih âlimle, ilimle dolu, biz bugünlere böyle geldik. Evliyâlarla dolu bir tarihimiz var.  Sen ise evliyâlara düşman olursan, eşkiyanın kucağında kalırsın. O da seni istediği gibi parçalar. Evliyâ düşmanlığı, ilim irfân düşmanlığı, müçtehit düşmanlığı, fâkihlerin düşmanlığı, müfessir düşmanlığı, muhaddis düşmanlığı yani ilmin irfânın düşmanlığı seni câhillerin kucağına bırakır. O zaman tarihten ders almadığın gibi, daha kötü örneklerle tarihe geçersin. Cenab-ı Hâk Ümmet-i Muhammedi korusun. Ve insanlığında kurtuluşuna vesile olsunlar fakat önce Müslümanlar bir ve bütün içinde kendileri kurtulmuş olmalıdır. Allah öncelikle Ümmet-i Muhammedî kurtuluşun zirvesine ulaştırsın ve İslam’ı Allah’ın kânûn ve kurallarını dünyanın başına egemen eylesin. Çünkü âlemlerin Rabbisi Allah’tır. O’nun yeryüzünde en büyük görevlisi de Hz. Muhammed’dir. Allah’tan Muhammed’e inzâl edilenlerde İslam’ın bizzat kendi kaynaklarıdır. Böyle bir hak ve hakîkat gerçek ortadayken başka yollara sapılır mı? Ey değerli kardeş, kendine bir sor bunu. Bu yüce değerler apaçık ortadayken başka yollara sapılır mı? Ya Rabbi! Elhâm’ı doğru okusaydınız; غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ  eğer doğru okusaydınız, doğru anlasaydınız, bu yanlışa düşmemek için herhâlde çırpınırdınız. Demek ki bu yanlış yolda gidenler, İslam’ı bölüp parçalayanlar, daha Elhâm’ı, Fâtihâ’yı bile doğru anlamamışlar, içeriğini anlamamışlar. Allah onlara da doğru anlamayı, hükmünce îmân ve amel etmeyi nasip eylesin, sevgili dostlarımız. İnşâ’Allah bir sonraki dersimiz Hz. Âdem’in yaratılmasıyla başlayacaktır.

 

Dakika 54:08

(Visited 1307 times, 1 visits today)