İslam Tarihi Ders 21

İslam Tarihi Ders 21

21- İslam Tarihi Ders 21

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Tarih Derslerimiz devam ediyor. Efridun’dan sonra Minuçhir’den bahsedeceğiz. Minuçhir güzel bir konuşması var güzel çalışmalarının yanında özetle onu almaya çalışacağız. Konuşmasında şöyle devam ediyor;

Ey ahâli! Yaratıklar yaratanındır, nimet verene şükretmek, kudret sahibine teslim olmak gerekir. Şahâne sözler bunlar. Olacak muhakkak olur, ister kendisi başkasını takip etsin, ister başkası kendisini takip etsin, yaratıktan daha âciz bir şey yoktur. Güçlü bir hükümdar söylüyor bunları. Ve yaratanın kuvvetinden üstün bir kuvvet mevcut değildir. Aradığı kendi elinde olan kimseden daha güçlüsü olmadığı gibi, kendisi başkasının elinde olan insandan daha âciz ve zayıf kimse de yoktur. Tefekkür bir nurdur, gaflet bir karanlıktır, sapıklık ise bir cehâlettir. Bizden önce yaşayanlar gelip geçtiler, sonradan gelenler de onlara iltihâk edip muhakkak katılacaklardır. Bize bu mülk ve saltanatı bağışladığı için Yüce Allah’a hamd eder, kendisinden bize doğruluk, yakîn ve doğru iş görmeyi ilhâm etmesini dileriz. Hükümdarın memleket halkı üzerinde hakları olduğu gibi, halkın da hükümdar üzerinde hakları vardır. Hükümdarın memleket halkından beklediği, halkın hükümdara itaatleri, ona güzel öğütlerde bulunmaları ve düşmanlarıyla savaşmalarıdır. Halkın hükümdardan beklediği ise, onların yiyecek ve erzakını vaktinde temin edip yerine getirilir ve vermesidir. Çünkü ahâlinin devletten başka başvuracağı bir desteği yoktur. Aynı zamanda hükümdar ahâlinin hazinedarıdır. Ahâlinin hükümdar üzerindeki haklarından olarak o, ahâliye merhametle bakmalı, mülayim davranmalı ve onlara güç ve kudretlerinin hâricinde tâkat getiremeyecekleri vazifeleri yüklememelidir. Herhangi bir âfat sebebiyle ahâlinin meyvelerinde bir eksilme meydana gelirse, hükümdar bu eksilme nispetinde onların vergilerini düşürmelidir. Ahâlinin mallarına herhangi bir tabii âfat sebebiyle bir zarar isâbet ederse, hükümdar bu zararı karşılamalı ve onları eski hâllerine getirip üretimi devam ettirmelerini sağlamak için desteklemeli, sonra da fazla sıkmadan verdiklerini bir veya iki sene içerisinde onları üzmeden, sıkmadan güçlerine göre onlardan geri almalıdır verebileceklerden.“

Dakika 4:50

„Bir hükümdarda üç meziyet bulunmalıdır: O, doğru sözlü olmalı, yalan söylememelidir. Cömert olmalı, cimrilikten sakınmalıdır. Öfkelendiği zaman kendine hâkim olmalıdır. Çünkü hükümdar saltanat makâmında olduğundan eli her yere ulaşır (istediğini yapabilir). Vergiler hükümdarın hazinesinde toplanır; o toplanan malları kendisine tahsis etmemeli, ehliyet ve istihkâk derecelerine göre asker ve tebaasına sarf etmelidir. “

„Hükümdar affetmesini bilmeli ve çok defa af ile muamele etmelidir; çünkü hükümdarın affından başka devleti kuvvetli ve bâki kılan hiçbir şey yoktur. Aynı zamanda hükümdarın afta yanılması, cezâda yanılmasından daha hayırlıdır. “

„Dikkatli olun! Memleketinize ve size göz dikenler var ve şuanda göz dikmişlerdir çevrenizdekiler.

Onların saldırılarım önlemek için bana yardımcı olun; zîrâ siz bana yardım etmekle kendinizi korumuş olacaksınız. Size silaha sarılmanızı ve hazırlanmanızı emrettim, fikir ve tedbir almak husûsunda sizinle berâberim. Bu devlette bana ait olan cihet, sizin bana itaat etmeniz sebebiyle hükümdarlık adını taşımamdır. Hükümdar, tebaası kendisine itaat ettiği takdirde ancak hükümdar olur; tebaası tarafından emirleri dinlenmeyen hükümdar, hükümdar değil, ancak köle olur. Musibet ve felâket anında en mükemmel silah sabırlı olmak ve yakîne başvurmaktır. Yakîn nedir biliyor musunuz? Kesin îmânın adıdır. Düşmanla savaşırken ölenler için Allah’ın rızâsını kazanmalarını umarım. Bu dünya, insanlar için bir seferden yeni (yolculuktan) ibârettir; onlar, yüklerini bu dünyanın dışında başka bir yerde çözeceklerdir.“

Evet, sevgili dostlarız, tâ o günkü bu konuşma bugünkü devlet adamlarının konuştuklarının aynısıdır. Hattâ daha ileri daha ileridir işte îmânda nasîbi olan hükümdarların durumu böyledir. Hakîkat ezelde de hakîkattir değişmez, ebette de hakîkat hakîkattir değişmez. İşte gerçekler dile getirilmiş bakın.

Şimdi de dersimiz Hz. Mûsâ’nın kıssası, nesebi ve zamanındaki olaylar ile ilgili dersimiz devam ediyor;

Rivâyet edildiğine göre Hz. Mûsâ’nın şeceresi, Mûsâ bin İmrân bin Yasher diğer okunuş şekli (Yashur ?) bin Kahes bin Lava bin Yâkub bin İshâk bin İbrâhim ‘dir. Hz. Yâkub seksen dokuz yaşında iken oğlu Lava dünyaya gelmiş, Lava de kırk altı yaşında iken oğlu Kahes doğmuştur. Kahes’ten Yasher, Yasher’den de altmış yaşında iken oğlu İmrân doğmuş ve İmrân yüz otuz yıl yaşamıştır. Hz. Mûsâ’nın Annesi Yuhâbid, hanımı ise Hz. Şu’ayb ‘in kızı Safura’dır.

Dakika 10:17

Hz. Mûsâ’nın zamanında Mısır firavunluğunda ikinci Yusuf (yani Hz. Yusuf)’un dönemindeki Firavun Kâbus bin Mus’ab bin Muâviye bulunuyordu. Bu Hz. Yusuf’un döneminde ki Firavun idi. Bu Firavun ‘un hanımı ise birinci Yusuf’un zamanında bulunan Firavun Reyyan bin el-Velîd’in torunlarından Müzâhim bin Ubeyd’in kızı Asiye idi. Bir rivâyette ise Asiye’nin İsrâiloğullarından olduğu söyleniyor.

Hz. Mûsâ’ya nida yani (vahiy ?) geldiği zaman Mısır Firavunu Kâbus bin Mus’ab ‘ın öldüğü bildirildi ve bu Firavun ‘un yerine kardeşi Velîd bin Mus’ab geçti. Uzun ömürlü olan Velîd kardeşi Kâbus ’tan daha kibirli ve daha fâcir bir kimse idi. Allah tarafından Hz. Mûsâ ile kardeşi Hârun (Aleyhimüsselâmlar) peygamber olarak gönderildiler ve Firavuna gidip onu hak yola dâvet etmek için Allah’tan emir aldılar. Rivâyet edildiğine göre, Firavun Velîd bin Mus’ab kardeşi Kâbus öldükten sonra onun hanımı Asiye ile evlenmiştir.

Bundan sonra Hz. Mûsâ ile kardeşi Hz. Hârun peygamber olarak firavun ‘un huzuruna hareket ettiler. Hz. Mûsâ’nın dünyaya gelişi ile İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkarıp götürmesi arasından seksen yıllık bir zaman geçmişti. Hz. Mûsâ (Aleyhisselâm) İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkarıp denizden geçirdikten sonra “Tih çölüne” gitti ve burada onlar, Yuşâ‘ bin Nûn (Aleyhisselâm) ile birlikte kırk yıl kaldılar. Hz. Mûsâ doğumundan “Tih çölünde” vefat etmesine kadar yüz yirmi yıl ömür sürmüştür.

İbnu Abbâs ve diğer âlimler, -rivâyetleri birbirlerine takviye olarak bu hususta şunları söylüyorlar: Yüce Allah (Celle Celâlüh) Hz. Yusuf’un ruhunu kabzedip onun zamanındaki Firavunu helâk ettikten sonra Firavunlar Mısır ülkesinin saltanatını verâset yoluyla devam ettirdiler. Bu arada Allah’ın irâdesiyle İsrâiloğulları orada yayıldılar.

Bu müddet içerisinde İsrâiloğulları firavunların idâresinde yaşamaya devam ettiler ve Hz. Mûsâ’nın zamanındaki Firavun (Velîd bin Mus’ab) başa geçinceye kadar Hz. İbrâhim, Hz. İshâk, Hz. Yâkub ve Hz. Yusuf’un tebliğ ettikleri İslam şeriatının kalıntıları (yaşayan hükümleri) ile amel etmelerini sürdürdüler. Hz. Mûsâ’nın zamanındaki Mısır Firavunu, diğer firavunların arasında Allah’a karşı en çok büyüklük taslayanı, O’na karşı en ağır söz söyleyeni ve ömürce en uzun olanıydı. Rivâyete göre, bu Firavun Velîd bin Mus’ab idi. O, İsrâiloğullarına kötü muamele ediyor, zulmediyor, eziyet çektiriyor, onları köle olarak kullanıyor ve çektirmedik işkence bırakmıyordu. İsrâiloğulları bu Firavun ‘un zulmü altında inim-inim inliyorlardı.

Dakika 15:42

Rivâyet edildiğine göre, Hz. Mûsâ’nın gelmesi yaklaştığı zaman Firavun ‘un bilginleri ve müneccimleri ona gelerek: „Bizim bilgilerimize göre, İsrâiloğullarının arasından doğacak olan erkek çocuğunun doğması çok yaklaşmıştır. Bu çocuk senin tahtını alacak, saltanatını eline geçirecek ve dinini değiştirecektir.“ dediler. Bunun üzerine Firavun, İsrâiloğullarından doğacak olan her erkek çocuğun öldürülmesini emretti. Evet, bir millete yapılacak en ağır cezâlardan biri budur. Bir milletin erkeğini öldürüyor, kadınını bırakıyor kadınını da istediği gibi kullanıyor.

Bu husus bir âyet-i kerimede: “Gerçekten Firavun o yerde istibdada kalkıştı, oranın ahâlisini sınıflara ayırdı. Onlardan bir zümreyi zaafa uğratıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, erkek çocuklarını öldürüyor, kızlarını ise diri bırakıyordu. Çünkü o fesâd çıkaranlardandı.“ Bu (Kasas Sûresi’nin, âyet 4)’de anlatıldığı gibi. Böylece İsrâiloğulları zulüm altındaydı.  Yine Hz. Mûsâ’nın annesi doğum zamanı yaklaşınca çocuğunun başına gelecekleri düşünerek üzülmeğe başladı. Çünkü oğlan çocukları hemen öldürülüyordu. Bu sırada Allah (Celle Celâlüh) ona: “Oğlun Mûsâ’yı emzir, ona karşı bir tehlike gelirse, onu denize yani (Nil ırmağına) bırak, (boğulacağından) korkma, (ayrılığından) dolayı da kederlenme; çünkü biz onu yine sana döndüreceğiz, hem de onu peygamberlerden biri yapacağız.“ Bu da (Kasas Sûresi, âyet 7)’de böyle buyuruluyor ki Cenab-ı Hak ki Mûsâ’nın Annesine Cenab-ı Hak iç dünyasına böyle bir ilhâmı indirdi.

Annesi Mûsâ’yı tabutla birlikte denize bıraktığı zaman: “(Mûsâ’nın) kız kardeşine: ‚Onun izini takip et.‘ dedi. O da berikilerin (kendisinin onun kız kardeşi olduğunun farkına varmadan) onu uzaktan gözetledi.“ (Kasas Sûresi, âyet 11). Hz. Mûsâ’nın kız kardeşinin adı ise Meryem idi. Tabutu sürükleyip götüren dalgalar, bazen onu yukarıya kaldırıyor, bazen de aşağıya indiriyordu. Nihâyet dalgalar, tabutu Firavun ‘un sarayının önündeki ağaçların arasına getirip koydu. Bu sırada Nil ırmağında yıkanmak üzere oraya gelmiş olan Firavun ‘un eşi Asiye’nin câriyeleri tabutu yakalayıp Asiye’ye götürdüler. Onlar, tabutun içinde para ve kıymetli eşya bulunduğunu sanmışlardı. Tabut açılınca Asiye’nin gözü çocuğa ilişti ve ona karşı içinde bir acıma ve sevgi hissi belirdi. Asiye çocuğu Firavun ‘un yanına getirip durumu anlattıktan sonra ona: “(Bu çocuk) benim için de, senin için de bir göz bebeğidir, sakın onu öldürmeyin. Olur ki bize faydası dokunur yahut onu bir evlat ediniriz.“ dedi Asiye Hanım (Kasas Sûresi, âyet 9)’da bildiriliyor bu da.  Bunun üzerine Firavun: „Senin için öyle olabilir, benim ona ihtiyacım yok.“ dedi.

Dakika 20:55

Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) bu hususla ilgili bir hadis-i şeriflerinde bakın Hz. Muhammed (Aleyhissalâtu Vesselâm) ne diyor: “Allah’a yemin ederim ki, eğer Firavun karısı Asiye’nin kabullendiği gibi bu çocuğu göz bebeği olarak kabullenseydi, Allah, Asiye’yi hidâyette kıldığı gibi ona da hidayet nasip ederdi.“ buyurmuşlardır.

Ey ehli dünya! Gözünü-gönlünü dünya ile doldurursan kapılar îmâna kapanır, âhirete kapanır, Allah’a kapanır, Peygambere kapanır, hakîkatlere karşı kapanır. Dalâlete olan kapılar açılır o dalâlet kapıları da senin belini bıkkınını kırar seni cehenneme atar. Aklını başına al! İşte Firavun ‘un durumuna bak da ibret al!  “Firavun ‘un adamları onu yitik olarak aldılar. Çünkü o, (ilerde) kendileri için bir düşman ve tasa olacaktı… “ bu da (Kasas Sûresi, âyet 8)’de bildiriliyor.

Nihâyet onlar, Mûsâ’yı emzirmek için bir sütannesi aramaya başladılar Asiye hanımın ısrârı üzerine. Cennetliktir bu Asiye, cennet hatunudur dünyanın en büyük kahraman kadınlarındandır bu Asiye. Allah’u Teâlâ ona ebediyyû’l-ebed onun gibilere ona rahmet eylesin ve onlara selâm olsun. Fakat Mûsâ bu kadınlardan hiç birinin sütünü ağzına alıp emmedi. Bakın, dikkat et! Bir çocuk daha yenidünyaya gelmiş bir çocuk hiçbir kadının sütünü emmiyor illâ annesi gelecek. Niye? Âyet-i kerimede Allah bildirmedi mi “Sen oğluna döneceksin üzülmeyeceksin” demedi mi? Cenab-ı Hak şimdi bak sütanne aranıyor Mûsâ’ya. Bu konu ile ilgili bir âyet-i kerimede: “Biz daha önce, ona sütannelerin (sütünü emmeği) haram etmiştik. Bunun üzerine (kardeşi Meryem) onlara: ‚Sizin için onun bakımını üstlenecek, ona iyi davranıp bakacak bir aile göstereyim mi?‘ dedi.“ (Kasas Sûresi, âyet 12)’de buyrulur. Bak Meryem de ne güzel akıllı bir kız Mûsâ’nın ablası bu ne güzel akıllı bir kız. (Kasas Sûresi, âyet 12)’de buyrulur bu da. Bunun üzerine onlar Mûsâ’nın kız kardeşini yakalayıp ona: „Sen bu ailenin bu çocuğa karşı iyi davranacaklarını nereden öğrendin? Yoksa onlar bu çocuğu tanıyorlar mı?“ diye sordular. İşte elde câsus gâvurda var, akıllı Müslümanda var. Hattâ onlar bu hususta kuşkuya düştüler.

Dakika 25:00

Mûsâ’nın kız kardeşi bakın akılı, Meryem de onlara: „Bu ailenin bu çocuğa karşı iyi davranması, onun hayrını istemeleri, onların bu çocuğa karşı olan şefkatlerinden, hükümdar Firavun ‘un hacetini yerine getirmek arzusundan ve ondan menfaat ummak kaygısından ileri gelmektedir.“ diye cevap verdi.. Yani biz Firavundan burada maddî imkânlar elde ederiz diye olayı başka yönden bütün söylediklerinde doğru siyasetin bakın doğru yönü bu. Meryem bakın bu Meryem, Mûsâ’nın ablası ne kasar akıllı bir siyasetçi. Orada doğruları söylüyor hem de karşı tarafın câsus düşmanı iknâ edercesine. Bundan sonra Mûsâ’nın kız kardeşi annesinin yanına gelerek durumu kendisine bildirdi. Bunun üzerine hemen Mûsâ’nın annesi çocuğunun yanına geldi. Allah her şeye kâdir ey dünya buraya iyi bak! Bakın Nil ırmağına atılan çocuğu Firavun ‘un kucağına koydu Cenab-ı Hak. Firavun korktuğu çocuğu kucağında büyütüyor. Allah her şeye kâdir. Bütün erkek çocuklarını öldürdü ama esas korktuğu çocuk kucağında. Bunun üzerine hemen Mûsâ’nın annesi çocuğunun yanına geldi ve memesini ağzına verince sütünü emmeğe başladı. Hiçbir anneyi emmeyen Mûsâ annesinin memesine sarıldı. Bu sırada Mûsâ’nın annesi az kalsın: (kadınları yufka yüreklidir) her kadın çok siyasetçi olmayabilir. „İşte bu benim oğlum.“ Diyecekti neredeyse. Fakat Allah onu korudu ve böyle söylemesine fırsat vermedi. Çünkü Firavun, Firavunluk yine yapacaktı deseydi ama Allah korudu. Allah korumasa kimse başarılı olamaz.

Mûsâ’nın bu adı alması, onun ağaçlık içinde ve suda bulunmasından ileri gelmişti. Çünkü Kıpti dilinde “Mu“ su, demektir “sa“ ise ağaç demektir. Yani burada “Mu“ ’sa“ sulu ve ağaçlı yerden dolayı adını Mûsâ koydular.

Yüce Allah (Celle Celâlüh) Mûsâ ile annesinin birbirlerine kavuşması konusunda… Daha önce Cenab-ı Hak ne demişti Mûsâ’nın annesine: “İşte (böylece) onu annesine iâde ettik, tâ ki gözleri onunla aydınlansın vah yavruma ne oldu demesin ve kaygılanmasın… “ (Kasas Sûresi, âyet 13)’de buyurur. (Allah her şeye kâdir).

Dakika 29:15

Mûsâ, annesinden üç gün ayrı kalmıştı. Bundan sonra annesi onu alıp evine götürdü. Dikkat et! Ve Firavun onu kendisi için evlat edindi; hattâ Mûsâ Firavun ‘un oğlu olarak çağrılırdı. Mûsâ büyüyüp hareketlenince annesi O’nu Asiye’ye getirdi. Asiye ise O’nunla oynuyor ve hoplatıyordu; bir ara Firavun’a uzattı. Firavun O’nu kucağına alınca sakalından tutup yoldu. Bunun üzerine Firavun: ““Cellatları çağırın, hemen bunu bu çocuğu öldürün, boğazlasınlar! İşte bu, beklenilen o çocuktur.“ dedi. İşte kurnaz gâvur… Asiye Mûsâ ’nın boğazlanmasını engellemek için kocası Firavun’a: „Sakın onu öldürmeyin. Olur ki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.““ (Kasas Sûresi, âyet 9). „Hem o küçük bir çocuktur, ne yaptığını bilmiyor, bunu da bilmeyerek yapmıştır. Hem sen, Mısır’da süs eşyası bakımından benden daha çok ziynete sahip olan bir kadının bulunmadığını da bilirsin. Ben onun önüne yakuttan bir süs eşyası koyacağım, bir de ateş koru koyacağım. Eğer çocuk yakutu alırsa, bunu bilerek yapmış sayılır ve akıllı olduğu anlaşılır; bu takdirde onu boğazlatırsın. Eğer ateş korunu alırsa çocuk olduğu ve aklının ermediği anlaşılır.“ dedi. Hemen Asiye çocuğun önüne bir yakut, bir de bir tas içerisinde ateş koru koydu. Bu sırada Hz. Cebrâil gelip çocuğun elini ateş koruna uzatmasını sağladı, böylece Mûsâ ateşi alıp ağzına götürdü ve dilini yaktı. Bu husûsu dile getiren bir âyet-i kerimede: “Dilimden de şu düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar.“ (قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ) (وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ) (وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ)(يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ) Bu âyet-i kerimede anlatılıyor ki (Tâhâ Sûresi, âyet 27, 28)’de buyrulur. Böylece Mûsâ elini ateşe uzatmakla ölümden kurtulmuş oldu. Mevlâ kurtardı Mevlâ dilerse her türlü kurtarır. Sevgili dostlarımız, bir türlü değil O her şeye kâdir bir şeye değil her şeye.

“ … Ahâlisinin gaflet üzere bulunduğu bir zamanda şehre girdi, (orada) birbiriyle kavga etmekte olan iki adam gördü. Mûsâ (Aleyhisselâm) şehirde gezerken böyle bir durumla karşılaştı Mûsâ büyüdü delikanlı oldu. Birbiriyle kavga etmekte olan iki adam gördü. Şu kendi taraftarlarından (İsrâiloğullarından -bir rivâyette bu kişinin Sâmirî olduğu söylenir-), bu da düşmanlarından (Kıptilerden) idi. Derken taraftarlarından olan (adam) düşmanının aleyhinde ondan yardım istedi…“ (Kasas Sûresi, âyet 15)’de. Mûsâ ise, kendisinin İsrâiloğulları’nı Kıptilerden koruyup kolladığını bilmesine rağmen bu Kıpti’nin İsrâilli ile kavgaya tutuşmasına öfkelendi. Mûsâ (Aleyhisselâm): “Ona (Kıpti’ye) bir yumruk vurdu dövüşü men etmek için yapmıştı ama adam öldü Kıpti öldü, (sonra) o, bu şeytanın işlerindendir, o gerçekten şaşırtıcı, apaçık bir düşmandır.“ Bu da (Kasas Sûresi, âyet 15)’de buyuruldu. Ayrıca Mûsâ (Aleyhisselâm): “Ey Rabbim! Ben cidden kendime yazık ettim. Artık beni bağışla, dedi. Bunun üzerine Yüce Allah onu bağışlayıp mağfiret etti bağışladı. Çünkü O, bağışlayıcı, mağfiret edici ve merhamet edicidir.“ Bu da (Kasas Sûresi, âyet 16)’da bildiriliyor.

Dakika 35:05

Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm): “Ey Rabbim! Bana İn’âm ve ihsân ettiğin (af ve yargılama gibi) şeyler hakkı için artık suçlulara asla arka çıkmayacağını.“ (Kasas Sûresi, âyet 17)’de böyle dedi. Bu arada Hz. Mûsâ: “(yakalanmak) korkusuyla şehirde (başına gelecek akıbeti) bekleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden imdat isteyen (adam yine) ona feryâd edip (ondan yardım) istiyor. Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm) ona: ‚Sen gerçekten apaşikâr bir azgınsın.‘ dedi.“ (Kasas Sûresi, âyet 18)’de bildiriliyor bu da. Hz. Mûsâ’ya: “Sen, dün bir canı öldürdüğün gibi (şimdi de) beni mi öldürmek istiyorsun? Sen arabuluculardan olmayı arzu etmiyorsun da, bu yerde illâ bir zorba olmak istiyorsun.“ (Kasas Sûresi, âyet 19). Bakın Hz. Mûsâ’ya o fitne fesatçı adam yolda böyle dedi. (Kasas Sûresi, âyet 19)’da bildiriliyor. Bunun üzerine Mûsâ Kıpti’yi bırakıverdi. Fakat Kıpti hemen harekete geçerek dünkü öldürülen adamın Mûsâ tarafından öldürüldüğünü halka yayıp duyurdu. Bu durum karşısında Mûsâ’nın aranmasını isteyen Firavun adamlarına: „O’nu hemen yakalayın, zîrâ o bizim adamımızdır.“ dedi. Bu esnâda bir adam gelerek Hz. Mûsâ’ya: “Şehrin önde gelen adamları seni öldürmek için (toplandılar) ve hakkında müzâkere ediyorlar. Hemen (buradan) çık (git).“ (Kasas Sûresi, âyet 20)’de Mûsâ’ya bu haber geldi.

Rivâyet edildiğine göre, Hz. Mûsâ’ya haber getiren adam Harbil yani diğer okunuş şekli  (Hızkil) idi ve Firavun ‘un hanedanlarından mü’min bir kişiydi. O, Hz. İbrâhim’in getirmiş olduğu dinin kalıntıları (yaşayan hükümleri) üzerine amel eden bir kimse idi ve Hz. Mûsâ’ya da ilk defa o îmân etmişti. Yani (Hızkil) diğer adı Harbil, Hz. Mûsâ’ya durumu bildirince hemen Mûsâ (Aleyhisselâm) korkarak ve etrafı gözetleyerek onların arasından ayrıldı. Bu arada: “Ey Rabbim! Beni o zâlimler güruhundan kurtar!“ diye dua etti.  (قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟) bu da (Kasas Suresi, âyet 21)’de böyle diyerek Allah’a yalvardı.

Evet, sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz şu dünyanın hak-bâtıl savaşına bir bakın. Hz. Mûsâ Medyen tarafına yöneldiğinde artık Mûsâ Mısır’ı terk etti. Medyen tarafına yöneldiğinde: “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir.“ Diye Cenab-ı Hakk’a yalvarış hâlindeydi. (Kasas Sûresi, âyet 22)’de bildiriliyor. Hz. Mûsâ: “Medyen suyuna vardığında, üst tarafında hayvanlarını sulayan bir sürü insan buldu. Onların gerisinde (alt yanında) sürülerini alıkoyan iki kadın gördü… “ (Kasas Sûresi, âyet 23)’de bildiriliyor. Bu kadınlar Hz. Şu’ayb ‘in kızlarıydı. Hz. Mûsâ onları görünce: Baktı garip garip herkes davarını suluyor ama onlara bir türlü sıra gelmiyor. “’Bu hâliniz nedir?‘ dedi kızlara Hz. Mûsâ. Onlar: ‚Çobanlar (hayvanlarım) sulayıp dönünceye kadar biz sulamıyoruz, sulayamıyoruz. Babamız ise yaşlı bir adamdır.‘ dediler.“ Şu’ayb ‘in (Aleyhisselâm) kızları. (Kasas Sûresi, âyet 23).

Evet, sevgili dostlarımız, İnşâ’Allah bundan ötesinde bir sonraki dersimizde devam edeceğiz.

Dakika 41:04

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 82 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}