İslam Tarihi Ders 23

İslam Tarihi Ders 23

23- İslam Tarihi Ders 23

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, dersimiz Tarih ile devam ediyor, konumuz yine Mûsâ (Aleyhisselâm)’ın kıssasıdır.

 

Firavun, kavminin içerisine Mûsâ’nın korkusunun düştüğünü görünce, onların Mûsâ’ya (Aleyhisselâm) inanıp kendisine tapmayı terk edeceklerinden endişe duydu ve bir çâre düşünerek veziri Hâmân’a: “Ey Hâmân! Benim için yüksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara, göklerin yollarına ulaşırım da Mûsâ’nın tanrısına yükselip çıkarım. Ben onu mutlak bir yalancı sanıyorum… “ Hâşâ! (Mü’min Sûresi, âyet 36, 37)’de buyurulmaktadır. Firavun böyle söyledi. Bunun üzerine Hâmân tuğla yapılmasını emretti. Yeryüzünde ilk defa tuğla yapan kişi Hâmân‘dır diyorlar. Nihâyet Hâmân bütün ustaları topladı ve yedi yıl içerisinde bu kuleyi tamamladı; hattâ kulenin yüksekliği diğer binaların yüksekliğini çok aşmıştı.

Firavun ‘un böyle bir işe girişmesi Hz. Mûsâ’ya çok ağır geldi ve bu hareket onun gözünde büyümeğe başladı. Bunun üzerine Yüce Allah (Celle Celâlüh) vahiy yoluyla Hz. Mûsâ’ya: „Ey Mûsâ! Bırak onu, istediğini yapsın. Ben ona şımarması için mühlet tanıyorum, yaptırdığı kuleyi ise bir saniyede yok ederim.“ Buyurdu Cenab-ı Hak. Nihâyet kule tamamlanınca Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri (Celle Celâlüh) Hz. Cebrâil’e emir verdi, o da kuleyi tahrip edip yıktı ve bu kulenin inşasında çalışan bütün usta ve işçileri helâk edip yok etti.

Firavun, bu tahrip ve helâk hadisesinin Allah tarafından vukua geldiğini öğrenince, adamlarından, Hz. Mûsâ’ya ve İsrâiloğullarına şiddet uygulamalarını istedi. İşte Firavunlar gâvurluğunu arttırıyorlar îmân nasîb olmuyor. Onlar da Firavun ‘un bu isteğini uyguladılar ve İsrâiloğullarına tâkat getiremeyecekleri işleri yüklediler. Hülâsa İsrâiloğullarının bütün erkek ve kadınları baskı altına alındı. Bundan önce, Firavun ‘un adamları İsrâiloğulları’nı çalıştırdıkları zaman onlara yiyecek verirlerdi. Şimdi ise onlara yiyecek hiçbir şey vermemeğe başladılar. Bu yüzden onlar en kötü bir duruma düşmüşlerdi ve yiyeceklerini kazanmağa çalışıyorlardı. Hattâ bu durumlarını Hz. Mûsâ’ya şikâyet edip bildirmişlerdi. Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm) onlara: „Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Zîrâ şüphesiz güzel akıbet Allah’tan korkanlarındır, muttakilerindir.“ dedi ve: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek, sizi bu yerde hüküm sahibi yapacak da sizin nasıl hareket edeceğinize bakacaktır“ bu da (A’râf Sûresi, âyet 129)’da bildiriliyor. Hz. Mûsâ kendi kavmini böyle teselli etti. Ne yazık ki insanlar ders almıyor, geçmişi çabuk unutuyor.

Dakika 4:40

Firavun ve kavmi Allah’ı inkâr konusunda direnip küfürlerine devam edince, Allah (Celle Celâlüh) onlara peş pe şe âyetler (mûcizeler) göndererek onları Hakk’ı kabule çağırdı. Önce Allah (Celle Celâlüh) onların üzerine bir tufan, ardı arkası kesilmeyen bir yağmur gönderdi ve bu yağmur onların her şeyini sürükleyip götürdü. Bunun üzerine onlar Hz. Mûsâ’ya gelerek: „Ey Mûsâ! Rabbine dua et de bu felâketi üzerimizden kaldırsın. O takdirde sana îmân eder, seninle birlikte İsrâiloğulları’nı göndeririz.“ dediler. Hz. Mûsâ’nın duası üzerine Allah onlardan bu musibeti kaldırdı ve ekinleri yeniden yeşermeğe başladı. Bu defa onlar: „Yağmurun yağdırılmaması bizim hoşumuza gitmiyor.“ diyerek sözlerinden döndüler. Bu defa Allah onların üzerine çekirge sürüleri gönderdi ve çekirgeler onların ekinlerini yiyip bitirdi. Bu durum karşısında yine onlar Mûsâ (Aleyhisselâm)’ın yanına gelip ondan, başlarındaki felâketin kaldırılmasını istediler ve kaldırdığı takdirde kendisine îmân edeceklerini söylediler. Hz. Mûsâ dua etti, Allah da onların başından bu felâketi defetti. Fakat onlar: „Ekinlerimizin bir kısmı kaldı, bu bize yeter.“ diyerek yine îmân etmediler. Bu defa Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, onların üzerine haşarat (ekin bitleri) gönderdi. Bunlar bütün ekinleri ve bitkileri yiyip bitirdiler. Hattâ bu haşarat onların yemeklerini ifsat ediyordu ve bir türlü bunlardan kendilerini koruyamıyorlardı. Yine onlar Hz. Mûsâ’dan, bu felâketin üzerlerinden kaldırılmasını istediler. Hz. Mûsâ’nın duasıyla felâket üzerlerinden kaldırıldı; fakat onlar îmân etmediler. Sonra Allah (Celle Celâlüh) onların üzerine kurbağalar gönderdi. Kurbağalar tencerelerinin içine düşüyor, yemeklerinin içerisine giriyor, hattâ evlerini doldurup taşıyordu. Onlar, Mûsâ’ya îmân etmeleri için bu felâketin onun tarafından kaldırılmasını istediler. Hz. Mûsâ’nın duasıyla felâket onların üzerinden yine kaldırıldı. Onlar, bu defa da îmân etmediler. Son olarak Allah onların üzerine kan gönderdi ve Firavun’a mensup olanların suları kana dönüştü. Hattâ Firavun’a mensup olanlar ile İsrâiloğulları aynı yerden su alıyorlardı, İsrâiloğullarından bir kimsenin aldığı su, su olarak kalıyor, Firavun’a mensup olan birisinin aldığı su ise hemen kana dönüşüyordu. Öyle ki İsrâiloğullarına mensup olan birisi ağzına aldığı suyu Firavun’a mensup olan birisinin ağzına boşaltıyor, fakat hemen ağzının içerisinde su kana dönüşüyordu. Bu kan hadisesi yedi gün sürdü. Onlar, yine kendisine îmân etmeleri için bu felâketin Hz. Mûsâ tarafından kaldırılmasını istediler. Mûsâ (Aleyhisselâm) dua etti, Yüce Allah da duasını kabul ederek bu felâketi onların üzerinden kaldırdı; fakat onlar bu sefer de îmân etmediler. Helâk olacak millet, cehennemi dolduracak millet Müslüman olmaz. İster bu dâvaya inan ister inanma gerçek budur. O zamanki Hz. Mûsâ’ya inanan kimseler, Müslüman kimselerdi. Sonraki İsrâil Mûsâ’nın yolundan sapan, Tevrât’ın yolundan sapan İsrâiloğullarının başına gelmedik belâ mı kaldı? Firavunun yaptığını hâlâ yapmıyorlar mı? Başları hiç belâdan kurtuldu mu ey Müslüman! Sende İslâmî kurallara uymazsan başına gelecekleri düşün! Bizden söylemesi!

Dakika 10:05

Nihâyet Firavun ‘un ve kavminin îmânlarından ümidini kesen Hz. Mûsâ: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet (haşmet) ve (nice) mallar verdin. Senin yolundan saptırsınlar diye mi ey Rabbimiz! (bunları onlara verdin?). Ey Rabbimiz! Sen onların mallarını yok et; kalplerini şiddetle sık. Onlar o çetin azâbı görecekleri zamana kadar îmân etmeyeceklerdir.“ (Yunus Sûresi, âyet-i kerime 88)’de Mûsâ (Aleyhisselâm) böyle Cenab-ı Hakk’a dua etti ve kardeşi Hârun (Aleyhisselâm) da âmin dedi. Yüce Allah da onların dualarını kabul etti. Firavun ‘un ve mensuplarının at, mücevherat ve ziynet eşyalarının dışında kalan un, hurma ve yiyecek maddeleri gibi diğer bütün mallarını Cenab-ı Hak taşa çevirdi, taşlaştı. Hz. Mûsâ’ya verilen (dokuz) mûcizeden birisi de budur.

Evet, bakın çeşitli başlarına felâketler geldi. Îmân sözü verdiler hiçbiri de îmân etmediler. Gâvurun gâvurluğunun artmasının sebebi Allah onları helâk edecektir. İstidraçtır, Firavunlara bu kadar müsaade etmesi onları cehennemin en dibine indirmesindendir. Çünkü Cenab-ı Hak kuluna her imkânı verip de her imkân ile küfrünü Allah’a isyânını arttırırsa işte sonunu kendi düşünsün! İşte cehennemde ebediyyû’l-ebed cehennemin yakıtı olmaya devam edecektir.

Nihâyet durum uzayıp Hz. Mûsâ’ya ağır gelince, Yüce Allah (Celle Celâlüh) ona vahiy yolu ile İsrâiloğulları’nı alıp götürmesini, bu arada Hz. Yâkub’un oğlu Yusuf (Aleyhisselâm)’ın da na’şının bulunduğu tabutu da yanına alıp onu Arz-ı Mukaddes yani (Filistin)’e defnetmesini emretti. Bunun üzerine Hz. Mûsâ (Aleyhisselâm) Yusuf’un (Aleyhisselâm) tabutunun bulunduğu yeri sordu, fakat onun bulunduğu yeri hiçbir kimse bilemedi. Ancak tabutun bulunduğu yeri bilen yaşlı bir kadın gelip ona “Nil nehri”ndeki yerini gösterdi. Hz. Mûsâ, mermer bir sanduka içerisinde bulunan Hz. Yusuf’un na’şını Nil nehrinden çıkarıp yanına aldı ve İsrâiloğullarıyla birlikte yola çıktı. Ayrıca Hz. Mûsâ İsrâiloğullarına, mümkün olduğu kadar Kıptilerden ariyet olarak süs eşyası almalarım emretti. Onlar da Mûsâ (Aleyhisselâm)’ın emrini yerine getirdiler ve Kıptilerden pek çok şeyler aldılar. Hz. Mûsâ İsrâiloğullarıyla birlikte Mısır’dan gece vakti çıkmıştı ve Kıptiler onların Mısır’ı terk ettiklerini bilmiyorlardı. Hz. Mûsâ İsrâiloğullarının artçı kollarının, kardeşi Hârun (Aleyhisselâm) ise öncü kolların başında bulunuyordu. İsrâiloğulları Mısır’dan hareket ettikleri zaman altı yüz yirmi bin kişiden ibâret idiler. Firavun, öncü birliklerinin başında bulunan veziri Hâmân ile birlikte İsrâiloğullarının peşine düştü. Bu arada: “İki ordu (Firavun ve İsrâiloğullarının orduları) birbirlerini görünce, Mûsâ’nın (Aleyhisselâm) yanındakiler: „(İşte yetiştiler), yakalandık.“ dediler.“ (Şuarâ Sûresi, âyet 61)’de. Ayrıca İsrâiloğulları Hz. Mûsâ’ya: „Ey Mûsâ! Sen aramıza gelmezden önce de, geldikten sonra da ezâ ve cefâ çekiyoruz, durum hiç değişmedi. Sen gelmezden önce onlar erkek çocuklarımızı boğazlıyorlar, kız çocuklarımızı ise diri bırakıyorlardı. Şimdi ise Firavun bize yetişmek üzeredir, bizi öldürecek.“ dediler. Bunun üzerine Hz. Mûsâ onlara: “Hayır, şüphesiz ki Rabbim benimle berâberdir. O, beni (selâmet) yol (una) iletecektir.“ (Amennâ ve Saddaknâ) (Şuarâ Sûresi, âyet 62)’de Hz. Mûsâ böyle söyledi kavmine.

Dakika 15:45

Neticede İsrâiloğulları denize varmıştı; Önlerinde deniz, arkalarında Firavun vardı. Onlar, helâk olacaklarını kendilerine anlamışlardı. Çünkü bu İsrâiloğulları Hz. Mûsâ’ya hiçbir zaman teslim olmadılar. İstisnâlar hâriç.  İşte bu sırada Hz. Mûsâ öne geçip âsâsını denize vurdu ve hemen deniz yarıldı. Hattâ her parçası kocaman dağ gibi oldu ve her kabile (sıbt) için denizde on iki yol açıldı. Hattâ her kabile buna (sıbt) denmektedir ki: „Adamlarımız mutlak sûrette helâk olacak.“ diyerek üzüldüler. Fakat Allah’ın emriyle su ağ gibi bir hâl aldı. Böylece her kabile denizden çıkıp kurtuluncaya kadar sağındakini ve solundakini görür hâle geldi.

Firavun ve adamları denize yaklaştıklarında, suyun öylece durduğunu ve içerisinde yolların bulunduğunu gören Firavun, adamlarına: „Şu denizin benim korkumdan yarıldığını ve düşmanlarıma yetişmek için açıldığını görmüyor musunuz?“ dedi. Firavunlar işte hep böyledir helâkına gider o helâkını da kendisi için marifet saymaya çalışır kendi lehine sanır. Sonra Firavun denizin içerisindeki yolların ağzına gelip durunca, bindiği at korkudan denize girmedi. Bu sırada Cebrâil (Aleyhisselâm) kösnemiş (canı aygır isteyen) bir kısrağa binerek geldi. Firavun ‘un ordusundaki atlar bu kısrağın kokusunu alınca onun peşine takılıp yürüdüler. Hattâ Firavun ‘un ordusundan ilk kişi karaya ayak basmaya niyetlenip basmadan en son kişi denize girdiği bir sırada Allah tarafından gelen bir emirle deniz onları yakalayıp üzerlerine kapandı ve onları deniz boğup öldürdü Allah’ın emriyle. Bu sırada İsrâiloğulları onların boğuluşlarını seyrediyorlardı; Cebrâil (Aleyhisselâm) da denizin dibinden aldığı balçığı Firavun ‘un ağzına dolduruyordu. Firavun boğulmak üzere iken: “…İsrâiloğullarının îmân ettiği (Allah’tan) başka bir ilâh olmadığına gerçekten inandım. Ben de Müslümanlardanım.“ (Yunus Sûresi, âyet 90)’da Firavun artık gebereceği anda böyle söyledi ve boğuldu. Bu arada Allah (Celle Celâlüh) ona Mikâil (Aleyhisselâm)’ı gönderdi ve Mikâil onu: “Şimdi mi (îmân ediyorsun)? Hâlbuki sen bundan evvel (ömrün boyunca) isyân etmiş, dâima fesatçılardan olmuştun.“ Bu da (Yunus Sûresi, âyet 91)’de böyle diyerek Firavunu can boğazdayken hep böyle ayıpladı.

Dakika 20:00

Hz. Cebrâil Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ) Efendimize hitâben: „Firavun ‘un Allah’ın merhametini celb edecek bir kelime söylemesinden korktuğum için onun ağzına balçık tıkarken ah sen beni bir görseydin!“ demiştir.

Evet, sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz îmân nasîb olmayacak kimselere Allah haddini bildiriyor. Çünkü îmân etmediklerini, etmeyeceklerini de biliyor. Onun içinde istidrâcı onlar kendileri için marifet sanıyorlar, kerâmet sanıyorlar ve helâklarına zorluyorlar. Bütün Firavunlar helâk oldular, îmân edenler, Müslümanlar kurtuldular. Onun için peygamber çocuğu da olsan peygamber babası da olsan îmân etmedikçe kurtulamazsın, kurtulamazsın, kurtulamazsın! Aklını başına al!

Evet, sevgili dostlarımız!

İsrâiloğulları kurtulduktan sonra: „Firavun ‘un gerçekten boğulduğuna inanmıyoruz.“ dediler. Bakın bu İsrâiloğulları da öyle bir toplum ki berbat mı berbatları var içinde. Bunun üzerine Hz. Mûsâ Allah’a dua etti ve Allah (Celle Celâlüh) onu boğulmuş bir vaziyette denizden çıkardı; İsrâiloğulları ise onun cesedini aldılar ve ibret gâyesiyle seyredip baktılar. Bundan sonra İsrâiloğulları yollarına devam ettiler, derken putlara tapan bir kavme rastladılar ve Hz. Mûsâ’ya hitâben: “Ey Mûsâ! „Onların nasıl tanrıları varsa, sen de bize öyle bir tanrı yap.“ dediler. İşte İsrâiloğulları, yanlarında Mûsâ gibi bir peygamber varken hâlâ put arıyorlar tapmaya. (Bunun üzerine) Mûsâ: „Siz gerçekten câhillik eden bir kavimsiniz.“ dedi.“ (A’râf Sûresi, âyet 138)’de bildiriliyor. Hz. Mûsâ’nın bu sözleri üzerine İsrâiloğulları bu düşünceden vazgeçtiler. Bundan sonra Mûsâ (Aleyhisselâm) Firavun ‘un şehirlerine her biri on ikişer bin kişiden meydana gelen iki büyük ordu gönderdi. Bu sırada Firavun ‘un şehirlerinde ahâli kalmamıştı. Çünkü Allah tarafından onların ileri gelen büyükleri ve başkanları helâk edilmişlerdi. Bu şehirlerde sadece kadınlar, çocuklar, kötürümler, hastalar, yaşlılar ve âciz kimseler kalmışlardı. Nihâyet bu iki ordu bu şehirlere girdiler ve pek çok ganimet malı ele geçirdiler. Bu arada onlar taşınması mümkün olan ganimet mallarını yanlarına aldılar, taşınması mümkün olmayanları ise satıp paralarını aldılar. Bu iki ordunun başında kumandan olarak Yuşâ bin Nûn ile Kaleb bin Lifenna bulunuyorlardı

Dakika 24:00

Allah (Celle Celâlüh) Hz. Mûsâ’ya daha Mısır’da iken İsrâiloğulları ile birlikte Mısır’ı terk ettikten ve Allah’ın, onların düşmanlarım helâk etmesinden sonra kendilerine neleri yapacakları ve neleri yapmayacakları konularım ihtivâ eden bir kitap (Tevrât) vermeyi vadetmişti. Nihâyet Allah (Celle Celâlüh) Firavun’u ve kavmini helâk edip İsrâiloğulları’nı kurtarınca onlar: „Ey Mûsâ! Bize vadettiğin kitabı getir.“ dediler. Bunun üzerine Hz. Mûsâ Rabbine dua ederek O’ndan bu kitabı istedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh) ona, otuz gün oruç tutmasını, yıkanıp temizlenmesini ve temiz elbiselerini giyip kendisiyle mükâlemede bulunmak ve istediği kitabı almak üzere Tur-i Sina’ya gelmesini emretti. Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm) Zilkâde ‘nin ilk gününden başlayarak otuz gün oruç tuttu ve kardeşi Hârun’u (Aleyhisselâm) kendi yerine İsrâiloğullarının başına halef tâyin ettikten sonra Tur-i Sina’ya hareket etti. Hz. Mûsâ Tur-i Sina’ya yöneldiği sırada ağzındaki kokuyu yadırgayıp hoşlanmadı, bu yüzden harnup (keçiboynuzu) ağacından koparılmış bir dal ile ağzını misvakladı; bir rivâyete göre o, ağzını ağaç kabuğu ile misvaklamıştı. Bunun üzerine Allah (Celle Celâlüh) vahiy yoluyla ona: “Ey Mûsâ! Benim katımda oruçlunun ağız kokusunun, misk kokusundan daha hoş olduğunu bilmiyor musun?“ buyurdu ve ona bir on gün daha oruç tutmasını emretti. Hz. Mûsâ da emre uyarak bir on gün daha oruç tuttu. Bu on günlük oruç ise Zilhicce ‘nin onunda tamamlanmış oldu. Bir âyet-i kerime de bu konu ile ilgili olarak: “Bu sûretle Rabbinin tâyin buyurduğu vakit kırk gece olarak tamamlandı… “ (A’râf Sûresi, âyet 142)’de buyrulur.

Evet, sevgili dostlarımız, şimdi İnşâ’Allah’u Teâlâ Tevrât’ın verilmesini bir sonraki dersimizle de bundan sonraki hadiseler devam edecektir. Cenab-ı Hak, hak ve hakîkate tâbî olan hakkın zıttı olan ne kadar ne varsa onlara da karşı koyan Allah’ın emrinde bir kul Peygamber Muhammed’e tâbî olan bir ümmet olmayı ebediyyû’l-ebed nasîb eylesin hiç mi, hiçbir an bile İslam’ın îmânından ayırmasın. Amel-i Sâlih’in de ihlâs ile yapan kullarından eylesin.

Dakika 27:47

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 84 times, 1 visits today)