İslam Tarihi Ders 37

İslam Tarihi Ders 37

37- İslam Tarihi Ders 37

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, dersimiz Tarih Külliyâtından keşif notlarıyla devam ediyor. Hristiyan hükümdarlardan kısaca bahsedeceğiz ve bazılarından;

Kostantin’in hükümdarlığının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, Rum (Anadolu) beldelerinden biri olan (İznik)’de birinci konsil toplandı. Bu toplantıya iki bin sekiz yüz kırk piskopos katılmıştı. Bu arada Kostantin, onların arasından aynı görüşü paylaşan üç yüz on sekiz piskopos seçmiş ve onlar Hristiyanlığın kollarından “Arianizm mezhebinin” kurucusu İskenderiyeli papaz Arius’u aforoz etmişlerdi. İşte böylece Kostantin daha önce mevcut olmayan Hristiyanlığın prensiplerini vazedip koymuştur. Bu konsile, İskenderiye patriği başkanlık etmiştir. (İznik Konsülü ve burada alınan kararlar ile ilgili bilgi için diğer kaynaklara da bakılmalıdır ve Tefsir kısmında derslerimizin orada bu konuyla ilgili yine özetli bilgiler vermiştik).

Evet, sevgili dostlarımız, Helena aslen Urfalı olup Kostantin’in babası tarafından Urfa şehrinde esir alınmış ve ondan Kostantin dünyaya gelmişti. Helena, oğlu Kostantin’in hükümdarlığının yedinci yılında Beytü’l-Makdis yani (Kudüs)’e giderek Hristiyanların, Hz. Îsâ’nın üzerinde çarmıha gerildiğini iddia ettikleri kutsal haçı (hâşâ) gömülüp saklandığı yerden bulup çıkarttı ve o günü bayram ilân etti. Bu bayrama “İstavroz Bayramı“ denmektedir. Ayrıca o, günümüze kadar ayakta kalan ve muhalif Hristiyan mezheplerince hac maksadıyla ziyaret edilen ve “Kumame“ adı ile bilinen “Kıyâme“ ismindeki kiliseyi inşa ettirmiştir.

Sonra babası tarafından veliaht tâyin edilen oğlu Kostantin, babasının yerine geçmiş ve yirmi dört yıl Antakya’da hükümdarlık yaptıktan sonra kendisine babası tarafından Kostantiniyye şehri teslim edilmiştir.

Evet, sevgili dostlarımız, işte haça tapınma olayı sonradan uydurma bir Hristiyanlıkla ortaya çıkmıştır. Gerçek Îsâ’nın dininde Allah birdir, Îsâ peygamberdir, Allah’ın kuludur, Meryem’in oğludur. Meryem Annemiz de kıymetli bir annemizdir. Kur’an-ı Kerimde “Meryem Sûresi” diye de özel bir sûre vardır. Îsâ (Aleyhisselâm) hak bir peygamberdir. Ne yazık ki insanoğlu işte kendi başına kendi belâsını getirmek için kendi kuyusunu insanoğlu kendi kazmaktadır.

Dakika 5:22

Evet, daha sonra diğer hükümdarlar başa geçmiş. Bunlardan biri de Tedus’tur. Dolayısıyla Hristiyanlık bu şekilde devam edip gelirken hicretten sonraki Bizans hükümdarlarına gelince biliyorsunuz ki peygamberimizin zamanında ki hükümdar Hirakl’dir sonra Kostantinin oğlu “Kuşta” hükümdar olmuştur. “Ermeni“ adıyla meşhur olan Tiyadus Mesleme bin Abdülmelik tarafından muhasara edilen hükümdar işte bu hükümdardır. Kostantin’in oğlu Elyon yani buna (III. Leon) geçmiştir. Rumlara, Müslümanları İstanbul önünden sürüp çıkaracağını vaat etmiştir. Elyon’un hanımı Rina diğer okunuş şekli (İrene) Elyon’dan olan oğlu Kostantin ile birlikte tahta geçmişlerdir. Bizans hükümdarları arasında ilk defa oğlunu veliaht tâyin eden Nikfor’dur. Nikfor sakal bırakmıştır kendisine. Nihâyet Nikfor 193 Hicri (808-809 Milâdî) yılında Bürcan (Boğdan) halkıyla kendi arasında meydana gelen bir savaşta öldürülmüştür. Evet, sevgili dostlarımız, daha sonra Arap kabileleri Irak’a gelmeye başlamışlar Hire’ye yerleşmişlerdir. Evet, sevgili dostlarımız, kısaca bu konularda sizlere kaynağına güvendiğimiz kadarıyla bilgi vermeye çalışacağız. Kaynağına tam güvenmediğimiz bilgileri sizlere vermeyeceğiz. Mülûkü’t-tavâif konusunda da yani bunlar bölge hükümdarları Beyler dönemi başlamıştır ve bunların zamanında da Ashâb-ı Kehf olayı meydana çıkmıştır ki Kur’an-ı Kerim’de de sizlere Ashâb-ı Kehf hakkında bilgi verdik burada da kısaca verelim İslam Tarihi ile ilgili olduğu için.

Dakika 9:40

Ashâb-ı Kehf Mülûkü’t-tavâif döneminde yaşamıştı ve devrinde yaşadıkları hükümdarın adı Dakiyus diğer okunuş şeklinde “Dakyanus“ diye de bildirilmiştir ona bu isimde verilmiştir. Onlar, Efsus (Efes) adındaki bir Bizans şehrinde yaşıyorlar, hükümdarları ise putlara tapıyordu. Aslında Ashâb-ı Kehf, Kur’an-ı Kerim’de de zikredildiği üzere, Yüce Allah’a îmân etmiş genç kişilerdi. Genç kahramanlar îmân kahramanı bunlar. Bu hususta Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Yoksa sen, Ashâb-ı Kehf ve Rakim’in bizim şaşılacak âyetlerimizden bir âyet olduklarını mı sandın?“ (Kehf Sûresi, âyet 9)’da Cenab-ı Hak böyle buyurmuştur. “Rakim“, Ashâb-ı Kehf ‘in sığındıkları mağaranın kapısının üzerine konan ve onların hâllerini anlatan bir kitâbedir. Bir rivâyette, bu kitâbenin onların zamanında yaşayan bazı kimseler tarafından yazıldığı ve bu mağaranın içerisine konulduğu söylenir. Bu kitâbede Ashâb-ı Kehf ‘in isimleri, hangi hükümdarın döneminde yaşadıkları ve mağaraya ne sebeple geldikleri yazılıydı.

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinin zikrettiğine göre, Ashâb-ı Kehf ‘in sayısı yedi kişiden ibâretti; sekizincileri ise köpekleriydi. İbnu Abbâs Ashâb-ı Kehf husûsunda: „Onlar hakkında bilgi sahibi olan nâdir kişilerden birisi de benim“ demişti.

İbnu İshâk da onların sekiz kişi olduğunu ileri sürüyor. Onun bu sözüne göre, onların dokuzuncusunun köpekleri olması gerekir. Aslında Ashâb-ı Kehf Rum asıllı olup putlara tapıyorlardı, fakat Yüce Allah (Celle Celâlüh) onlara hidâyet nasip ettiği için îmân etmişlerdi. Onlar, Hz. Îsâ (Aleyhisselâm)’nın şeriatına göre amel ediyorlardı.

Bazıları ise, onların Hz. Îsâ’dan önce yaşadıklarını, Hz. Îsâ’nın onları kendi kavmine anlattığını ve göğe kaldırılmasından sonra onların Allah tarafından uykularından uyandırıldıklarını iddia etmişlerdir, fakat birinci rivâyet daha doğrudur denmiştir.

Ashâb-ı Kehf ‘in îmân etmeleri şöyle olmuştu: Hz. Îsâ’nın havârîlerinden birisi onların bulunduğu şehre gelip buraya girmek istemişti. Kendisine: „Bu şehrin giriş kapısının üzerinde bir put var, ona secde etmeyen hiçbir kimse buraya giremez.“ diye yazmışlar. Evet, sevgili dostlarımız, görüyorsunuz ki putun hükümdarları böyle bir zulümle toplumuna zulüm etmektedir. Hükümdar: „Evet, öldüreceğim.“ diye cevap verince: „O hâlde mağaranın kapısını duvarla örüp kapat; bırak açlık ve susuzluktan içeride ölsünler.“ dedi. Hükümdar Dakyanus onun tavsiyesine uyup mağaranın ağzını kapattı. Böylece mağarada uzun müddet kaldılar. Bir gün çobanın biri koyunlarını otlatırken yağmura tutulup: „Şu mağaranın kapısını açıp da koyunlarımı oraya girdireyim.“ diye düşünmüş ve mağaranın kapısını açmıştı. Ertesi gün Allah (Celle Celâlüh) mağaradakilerin ruhlarını iâde edip onları diriltmişti.

Dakika 15:25

İkrime bu konuda şunları söylüyor: „Yüce Allah, Ashâb-ı Kehf’i uykularından uyandırıp dirilttiği zaman, başta bulunan hükümdar Müslüman bir kimseydi, ancak bu hükümdarın memleket halkı ruh – ceset ve bunların diriltilmeleri konusunda ihtilâfa düşmüşlerdi. Onlardan bir grup: “Allah (Celle Celâlüh), haşr esnâsında sadece ruhu diriltir, cesedi diriltmez.“ diye iddia etmiş, diğer bir grup da: “Allah hem ruhu, hem de cesedi birlikte diriltir.“ fikrini ileri sürmüştü. İleri sürdükleri bu görüşler Müslüman olan hükümdara ağır gelmişti. Bunun üzerine hükümdar kaba çuhadan elbiseler giyip Allah’a dua etti ve gerçeğin kendisine açıklanıp gösterilmesini istedi. Hükümdarın bu dileği üzerine Allah (Celle Celâlüh), Ashâb-ı Kehf’i sabahın erken saatinde uykularından uyandırıp diriltti. Güneşin doğduğunu gören Ashâb-ı Kehf birbirlerine: “Eyvah! Bu gece ibadetten mahrum kaldık.“ dediler ve hemen suya koştular; fakat mağaranın yakınında bulunan pınarın suyunun çekildiğini ve ağaçların kurumuş olduğunu gördüler, bunun üzerine birbirlerine: “Hayret, bir gecede pınarın suyu çekilmiş, ağaçlar kurumuş!“ diyerek hayretlerini belirttiler. Bu sırada Allah (Celle Celâlüh) onlara açlık hissi verdi, bu yüzden onlar: “(Hanginiz giderse) bu şehre baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve lezzetli) ise ondan alsın. Orada 309 sene kaldıklarını bilmiyorlar, sadece fazla uyumuşuz sanıyorlar. Fakat dikkatli davransın, sakın sizi kimseye duyurmasın.“ Bu da Ashâb-ı Kehf ‘in hakkında âyet-i kerime (Kehf Sûresi, 19)’uncu âyet-i kerimede bildiriliyor.“

„Nihâyet onlardan birisi yiyecek satın almak için şehre girdiğinde, çarşısının yollarını tanımış, fakat rastladığı kimselerin çehrelerinin değişmiş olduğunu görünce durumu yadırgamıştı. Yani 309 sene önceki insanlardan kimse kalmamış. Bu arada şehirde îmân belirtilerinin hâkim olduğunu görmüştü. Yiyecek satın almak için bir dükkâna girdiğinde adam onun verdiği gümüş paraları yadırgamış ve onu hükümdara götürmüştü. Yolda giderken genç adam, dükkân sahibine: “Sizin hükümdarınız falan değil mi?“ diye sorduğunda, o: “Hayır, bizim hükümdarımız falan kimsedir.“ diye cevap vermişti. Genç onun verdiği bu cevaba şaşırıp kalmıştı. Nihâyet genç, hükümdarın huzuruna getirildiğinde ona arkadaşlarını ve durumlarını haber verip anlattı. Bunun üzerine hükümdar halkım toplayıp onlara: “Siz, ruh ve cesedin diriltilmeleri konusunda ihtilâfa düşmüştünüz. İşte Allah’u Teâlâ (Celle Celâlüh) size falan hükümdarın devrinden kalan bu adamı bir âyet (delil) olarak gönderdi.“ dedi. Sonra bu genç onlara: “Benimle gelin, arkadaşlarımın yanına gidelim.“ dedi.

Dakika 20:30

Hükümdar ve halk bineklerine atlayıp bu gençle birlikte mağaranın bulunduğu yere hareket ettiler. Mağaranın bulunduğu yere geldiklerinde, bu genç, hükümdara: “Müsaade ederseniz, arkadaşlarımın yanına önce ben gireyim ve sizin geldiğinizi onlara haber vereyim, yoksa hayvanlarınızın tırnak seslerini ve sizin konuşmalarınızı duyarlar, hükümdar Dakyanus ‚un geldiğini sanarak korkuya kapılırlar.“ dedi. Bunun üzerine hükümdar önce onun, arkadaşlarının yanına girmesine müsaade etti. İçeri giren bu genç, arkadaşlarına durumu anlattı. İşte onlar mağarada ne kadar kaldıklarını bu sırada öğrendiler, sevinçlerinden ağladılar ve Allah’a yalvarıp kendilerini öldürmesini ve gelenlerden hiç birisinin kendilerini görmemesini istediler. Duaları kabul olunan bu genç kişiler, hemen o anda öldüler. Böylece Allah, onların kulaklarına perde çekip onları uykuya daldırdı. Nihâyet içeri giren gencin çok geciktiğini gören hükümdar ve halk, mağarada bulunan bu gençlerin yanına girdiler. İçeri girdiklerinde onların cesetleriyle karşılaştılar ve cesetlerde yadırganacak bir şeyin olmadığını, fakat ruhsuz olduklarını gördüler. Bunun üzerine hükümdar yanındakilere: “İşte bu size bir âyet ve delildir.“ dedi. Bu sırada hükümdar, bakırdan yapılmış ağzı mühürlü bir sanduka gördü; onu açtığında içinde bir kurşun levha bulunduğunu, üzerinde Ashâb-ı Kehf ‘in isimlerinin yazılı olduğunu ve canlarını, dinlerini korumak için hükümdar Dakyanus’tan kaçarak bu mağaraya gelip sığındıklarını bildiren bir yazı bulunduğunu gördü. Ayrıca bu levhada, onların bu mağarada bulunduklarını öğrenen Dakyanus’un mağaranın ağzını duvarla ördürüp kapattığını ve bu yazıyı okuyanların Ashâb-ı Kehf ‘in durumunu öğreneceklerine dair bir yazı bulunmaktaydı. “

„Hükümdar ve yanında bulunan toplum, bu levhadaki yazıları okuyunca hayrete kapıldılar ve öldükten sonra haşr günü dirilmenin bir delili olarak bu hadiseyi gösteren Yüce Allah’a hamd edip yüksek sesle O’na tesbih ettiler.“ Evet, başka rivâyetlerde bulunmaktadır bu konuda sevgili dostlarımız.

İnşâ’Allah’u Teâlâ Dersimiz Hz. Yunus Bin Mettâ ile dersimiz bir sonraki dersimizle devam edecektir.

Dünyada Cenab-ı Hak insanlara ibretli sahneleri göstermiştir insanlık âlemi ders alsın diye. Ashâb-ı Kehf ’de bunlardan biridir, Yunus (Aleyhisselâm)’ın durumu da öyledir. Daha nice ibretlerle, hikmetlerle dolup taşmaktadır.

Dakika 25:10

Tarih ibretlerle doludur insanoğlu ders almasını bilirse, ders almasını bilmeyenler hidâyet dışında kalanlardır. Hidâyetin dairesi içinde olanlar ise hikmeti, ibreti nerede bulursa alır ve ondan kendi payına düşen dersini alır ve Allah’ı dinler, Peygamberi dinler, Peygamber’e indirilen şeriata tâbî olur. Allah’a kul olur putlara kul olmaz, tâğutlara kul olmaz. Allah’u Teâlâ yarattı hepimizi bütün âlemlerin yaratıcısı Rabbisi Allah’u Teâlâ’dır O’ndan başkasına kul olunmaz. Evet, ben Allah’a kulluk ediyorum diyerek tâğutlara hizmet edenlerin sayısı da az değildir.  Sevgili dostlarımız, bir tarafta Allah’a kulluk ettiğini söyler öbür tarafta tâğutların emrinde köle gibi hizmet eder ve oradan aldığı parayla kendini oraya satar. Onun için Allah’a kul olmalı hizmetini de Allah’a yapmalıdır, Allah için yapmalıdır. Tâğutlar sana mevki verirler makâm verirler kendi sistemlerine seni hizmet ettirirler ve sana da derler işte “herkes inancında hürdür” derler. Ama İslam şeriat dediğin zaman artık başına gelecekleri de onlar hazırlarlar. Tâğut korkusuyla da insanlar sesini çıkaramaz. Onun için sevgili dostlarımız, Ashâb-ı Kehf böyle bir genç yiğitler ki bunlar îmânlarını almışlar ve o zamanın putperest hükümdarına karşı koymuşlardır. Ve dünyada gerçek mücahitlerin, kahramanların, şehitlerin hak ve hakîkat uğrunda fedai can ettikleri can feda ettikleri olaylar hakkın uğrunda ki olaylardır. Tâğutun uğrunda putların uğrunda da nice savaşanlar geberenler var. O putların adamları onlara da şehit derler. Şehit; îmân ve İslam’ın dışında kim Allah yolunda olmadıkça kimse şehit olamaz. Allah yolunda ol yatağında ölsen bile şehitsin. Protokol nasıldır? Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler, Sâlihler ve Sâlihlerden sonra da bunlara tâbî olan Ashâb-ı Yemin gelir. İşte bunlara tâbî olanlar Ashâb-ı Yemin ’dir Peygamberin önde gelen bu protokoldeki en öndeki Münamün-Aleyhim olan kullara tâbî olup o yolda devam edenlerdir. Bunun başını Hz. Muhammed çekiyor (Aleyhissalâtu Vesselâm) onun Ashâbları ve Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn derken işte Ehlisünnet Ve’l-Cemâat yoluna bağlı olan kıyâmete kadar ki Müslümanlar böyledirler bu protokole tâbîdirler.

Dakika 30:08

Yoksa tâğutlara kul olacaksın ondan sonra da Allah’a kul olduğunu zannedeceksin öyle bir şey yok. Hem bir insan hem Allah’ın kulu hem putun kulu olmaz. Allah’ın kulu ol sadece Hz. Muhammed’e tâbî ol onun şeriatını yaşa o zaman ebediyyû’l-ebed pişman olmazsın. Bak işte Ashâb-ı Kehf ‘in durumuna bak daha niceleri var böyle. Hz. Muhammed (Aleyhissalâtu Vesselâm) tek başına Peygamberliğini ilân ettiği zaman dünya putperest idi; Arap’ı da Arap olmayanları da Doğusu da Batısı da böyleydi. Putperestlik ve zulüm ve cehâlet dünyayı kaplanmış idi. Bakın Mekke-i Mükrime’de Hz Muhammed (Aleyhissalâtu Vesselâm) Peygamberliğini ilân edip de “Lâ ilâhe illallah Muhammedür Rasûlullah” bu yüce kelimeye dâvet etti insanları. Önce kendi kabilesinden başlayarak bu işe başladı ama görüyorsunuz en yakınları dâhi bu yüce kelimeyi o putperestler yüce kelimeyi kabul etmediler, hem Peygamberimize, hem Müslüman olanlara yapmadık zulüm bırakmak istemediler. Peygamberimizi öldürmek için her yola başvurdular. Müslümanlara gariban Müslümanlara da zulmediyorlardı. Ama onlar göğsünde îmân vardı o zulümler karşısında, o işkenceler karşısında “Lâ ilâhe illallah” diyorlardı “Allah-Allah” diyorlardı ve tâviz vermiyorlardı. Nicelerini öldürdüler hiç birisi dininden,  îmânından tâviz vermedi.  Tarihte bunlarla doludur. Nicelerinin derileri demir taraklarla tarandı, derileri yüzüldü, parça parça kesildi, ateşlere yakıldı, ateşlere hendeklere atıldılar tarih bu kahramanlarla doludur îmânlarından vazgeçmediler. Bunlar Allah’ın has kulları, gerçek mücâhitler, gerçek kahramanlar, gerçek mareşaller bunlar işte gerçek generaller bunlar. Allah’a kul olacaksın. Gerçek patronlar bunlar. Allah’a kul ol, Peygambere tâbî ol! Nasılsa öleceksin Allah’a hesap vereceksin başka yol seni yolu cehenneme götürür.  Yol varsa bu yol o da İslam’ın yoludur ve İslam’ın kendisidir, İslam’ı ortaya koyanı da Allah’u Teâlâ’nın kendisidir. Bunu uygulayan Hz. Muhammed ‘dir (Aleyhissalâtu Vesselâm), ondan önce de diğer peygamberler idi. Biz o peygamberleri zamanında gelseydik o peygamberlerin şeriatı ile mükellef dik. Amma Hz. Muhammed’in devrinde gelip de Müslüman olmayan herkes yarın mahşerde pişman olacaktır, bu pişmanlık geçici değil ebedî pişmanlıktır. Hristiyan’ı da Yahûdîsi de başkaları da kim varsa bu dünyada insanım diyen ve cinlerde dâhil Müslüman olmak zorundadır.

Dakika 35:10

Durum budur gerçek İncîl bunu söylüyor, gerçek Tevrât bunu söylüyor, gerçek hak peygamber Mûsâ bunu söylüyor (Aleyhisselâm), Îsâ (Aleyhisselâm) bunu söylüyor; “Hz. Muhammed gelecektir O gelince derhâl Müslüman olun ona yardımcı olun!” diye Yüce Allah peygamberlerden ve onların ümmetinden söz aldı. Siz bu gerçeği saklasanız, gizleseniz de çatlasanız da patlasanız da bu gerçek bu. Sen Müslüman olmazsan kârın ne? Hristiyan olduğunu kabul et kârın ne? Yarın mahşerde ne diyeceksin? Yahûdî yarın mahşerde ne diyecek? Öz evlatlarını bildikleri gibi Hz. Muhammed’i İncîl’de, Tevrât’ta tanıyorlardı o âyetlerin üstünü örttüler ki toplum Müslüman olmasın diye. Bunu Kur’an-ı Kerim haber veriyor. Tefsir derslerimizi A’dan Z’ye incelerseniz Kur’an-ı Kerim’de bunları bir bir görürsünüz. Allah doğru söylüyor, Peygamberi doğru söylüyor. Allah’u Teâlâ’nın sözünü; îmân etmeyen, sözünü kabul etmeyen Peygamberi yalanlayan ne varsa dünyada bunlar yalan söylüyorlar sahtekârlar. Allah doğru söyler, Peygamberi doğru söyler. Kur’an-ı Kerim doğruların adresidir, İslam doğruları adresidir. Onun için Îsâ’da, Mûsâ’da, bütün peygamberler bizim Amentümüzün içerisinde, biz onlara toz kondurmayız. Ama onun yolundan onların yanından sapanlara karşıda doğruları söylemek zorundayız. Sen Îsâ’nın yolundan sapmış, Mûsâ’nın yolundan sapmışsın, hakîkî Tevrât’ı korumamışsın, İncîl’i korumamışsın, İncîl’i bozmuşsun, Tevrât’ı bozmuşsun. Hak ve doğru İncîl’den kaç âyet var-yok bunlar bilinmez hâle gelmiş. Onun için sevgili dostum, Kur’an-ı Kerim geçmişin ve geleceğin Mûsâddik’i, Mü’min ve Müheymin’idir. Gerçek Îsâ’yı Mûsâ’yı Kur’an-ı Kerim koruma altında tutar toz kondurmaz. Meryem Annemizi Kur’an-ı Kerim ne yapıyor? İffetli, namuslu, haysiyetli, şerefli bir kadın diyor. Yahûdî ne dedi o zaman İsrâil hükümdarları veya İsrâil toplumu? İçinde istisnâlar hâriç. Meryem zinâ yoluyla Îsâ’yı kazandı dediler. Bak, bir peygambere iftira ediyorlar, Allah’a iftira ediyorlar ve îmân etmeleri gereken peygamberi kabul etmiyorlar inkâr ediyorlar bir de üstelik çarmıha gerip öldürmek istiyorlar. Zekeriyâ ‘yı öldürdüler, Yahyâ’yı öldürdüler daha nicelerini katlettiler. Onun için bu geçmişte bu zulümleri işleyenleri örnek almayın! Îmânı, İslam’ı örnek alın ve Allah’ın rızâsını, cemâlini, cennetini murâd edin. Yanlıştan vazgeçin biz söylüyoruz hatırlatıyoruz ister inan ister inanma gerçek bu. Sen güneşi gözünü yum güneş yoktur diye bağır. Güneş Dünya’yı aydınlatmış, aydınlatmaya devam ediyor.  Sen gözünü yumunca güneşi görmeyen sadece sensin. Ey inkârcılar bu körlükten vazgeçin, gözünüzü açın da hakkı görün hakîkati görün! İşte hakta hakîkatte Allah’ın ve Peygamberin ortaya koyduğu İslam’dır. Bu din Âdem (Aleyhisselâm) ile başladı diğer peygamberlerle de devam etti Hz. Muhammed ile kıyâmete kadar devam edecektir. Son Peygamber bütün milletlerin Peygamberi, bütün çağların Peygamberi Hz. Muhammed (Aleyhissalâtu Vesselâm). Peygamberimiz Hazreti Muhammed’den önce de önceki peygamberler kendi çağlarında, kendi toplumlarına görevlerini yaptılar. Peygamberler görevlerini güzel yaparlar, her peygamber öyledir.  Ama son Peygamber Hz. Muhammed’dir bir daha peygamber gelmeyecektir.  Son Peygamber Hz. Muhammed’dir. Yalancı peygamberlerin suratına çarpın kendi yalanlarını kendi iftiralarını. Yalancı peygamberler ne kadar varsa hepsi yalancı ve sahtekârdırlar. Çünkü Hatem’ül Enbiyâ Rasûl-i Kibriyâ Muhammed Mustafa son Peygamberdir (Aleyhissalâtu Vesselâm). Biz hatırlatıyoruz inanmak inanmamak sana kalmış ey insanoğlu!

Dakika 41:55

 

 

 

 

 

(Visited 33 times, 1 visits today)