İslam Tarihi Ders 39

İslam Tarihi Ders 39

39- İslam Tarihi Ders 39

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler,

Şimdi birazda Şemsun’dan bahsedeceğiz; bunun bazı yerlerde Şem’un da ismi geçmektedir.

Mülûkü’t-tavâif döneminde meydana gelen hadislerden biri de “Şemsun hadisesi” idi. Tabii Mülûkü’t-tavâif demek (bölge hükümdarları) ülkeler parçalanınca beylerin, bölge hükümdarlarının beylikler hâline bölünmesiyle meydana gelmiştir. Dolayısıyla Mülûkü’t-tavâif döneminden Şemsun bir Rum kasabasındandı ve îmân etmiş bir kişiydi. Bulunduğu kasabanın ahâlisi ise putperestti. İşte görüyorsunuz şirk îmânın azılı düşmanıdır. Kendisi şehre bir kaç millik bir mesâfede kalıyordu. Bakın toplumun içinde bile yaşama şansı vermiyorlar hakîkî Müslümana. Kasabasının putperest halkına karşı yanında bulundurduğu bir devenin çene kemiğiyle karşı kor ve onlarla savaşırdı. Görüyorsunuz o zaman elinde silahı bir tane bir deve kemiği. Susadığı zaman ise içinde tatlı su bulunan bir taş yarılır ve suyunu buradan içerdi. Kendisine Yüce Allah tarafından öyle bir kuvvet ve güç verilmişti ki, zincir ve benzeri şeylerle onu bağlayıp zapt etmek imkânsızdı. Çünkü Cenab-ı Hak âleme ibret olsun diye Cenab-ı Hakk’ın güç ve kuvvet verdiği insanlar bulunuyor -ki bunlarda mü’minler de kerâmet peygamberlerde bir mûcizedir-. O, bu güç ve kuvvetiyle onlarla savaşıyor, aldığı ganimet mallarıyla geçimini te’min ediyor, fakat onlar bir türlü Şemsün ile başa çıkamıyorlardı. Nihâyet bir gün Şemsun’un hanımına kocasını bağlayıp kendilerine teslim etmesi için yüklü bir mükâfat vermeyi kararlaştırdılar. Dikkat edin her olayın içinde kötü bir kadın yatmaktadır, iyi kadınlar müstesnâ! Cennette de en çok orta hâlliler ve kadınlar azınlıkta, orta hâlliler çoğunlukta, zenginler cennette azınlıkta. Cehennemde kadın çoğunlukta, zenginler çoğunlukta. Bunun nedenine şöyle dünyaya bakın görün apaçık ortada görünmektedir. Şemsun’un hanımı onların bu teklifini kabul etti. Dikkat edin! Böyle bir güçlü kuvvetli mü’min Müslüman kimsenin karısının ihânetine bakın. Onlar da kendisine onu bağlaması için sağlam bir ip verdiler. Neticede kadın kocası Şemsun’un uyuması için yalnız bıraktı ve uyuduktan sonra gelip kollarını bu iple bağladı. Şemsun uyanınca kollarıyla ipi çekip kopardı. Bunun üzerine karısı onlara haber gönderip durumu kendilerine bildirdi.

Dakika 5:03

Bu defa kocasını bağlaması için ona demirden yapılmış bir bağ gönderdiler. Şemsun uykuda iken karısı onun ellerini bu bağla boynuna bağladı, fakat Şemsun uykudan uyanıp kollarını çekmesiyle bu bağ kopup boynundan ve ellerinden yere düştü. Nihâyet Şemsun her iki durumda da karısına: „Seni bu şekilde hareket etmeye sevk eden sebep nedir?“ diye sordu. Karısı bakın işte şeytanca cevap veriyor. „Senin güç ve kuvvetini denemek istedim; dünyada güç ve kuvvet bakımından senin bir benzerini görmedim.“ diye cevap verdi ve arkasından: „Seni yeryüzünde mağlup edecek bir şey var mı?“ diye sordu. Dikkat edin şimdi de sır almaya bakıyor. Bunu üzerine Şemsun: „Evet, var“ diye cevap verdi. Karısının ısrarla bunun ne olduğunu sorması üzerine de: çünkü şehit olacak ya işte bir şey bahâne olacak ama burada şehit olmasına o şeytanca hareket eden yine bir kadın hem de kendi karısı. „Beni saçımdan başka hiç bir kuvvet zapt edemez.“ diyerek bu sırrı açıkladı. Bu defa karısı, uyuduğu zaman -saçları uzun olduğu için- ellerini kendi saçlarıyla bağladı ve haber gönderdi, gelip Şemsun’un yakaladılar, burnunu ve kulaklarını kesip gözlerini oydular, sonra halka teşhir ettiler. Bu sırada onu seyretmek için hükümdar da oraya gelmişti. İçinde yaşadıkları şehir ise sütunlar üzerine kurulmuştu. Şemsun kendisini bu hâle sokan putperest halka musallat olması için Allah’a duada bulundu, bunun üzerine Yüce Allah tarafından kendisine, onların oturdukları kuleler yüksek binalar ne ise o sütunlar üzerinde duran şehrin o kulelerin iki direğini tutup çekmesi emredildi. Bu arada oyulan gözleri ve kesilen organları Allah tarafından kendisine gerisingeri verildi iâde edildi. Nihâyet Şemsun’un bu iki kulenin onların bulundukları kulenin direklerini çekmesiyle üzerinde bulunan hükümdar ve halkla birlikte şehir çöktü; yani o kule çöktü. Hepsi şehrin yıkıntıları arasında kalıp helâk oldular. Şemsun da Mülûkü’t-tavâif döneminde yaşamıştı.

İşte görüyorsunuz sevgili dostlarımız, Allah’u Teâlâ bir kuluna kudret, kuvvet verdiği zaman dünyaya bir tek kul bedeldir. Hattâ Allah’ın bir kanadı kırık sineğine bile bu dünyanın gücü yetmez. Ey kâfirler, ey müşrikler, ey îmân-İslam, Kur’an düşmanları ibret alın! Alırsanız alırsınız, almaz iseniz cehennemi doldurursunuz biz size haber veriyoruz.

Dakika 9:20

Şimdide bunun benzeri bir Cercis Olayı var;

Mülûkü’t-tavâif dönemindeki hadiselerden birisi de Cercis hadisesi idi.

Rivâyet edildiğine göre, Musul’da “Dazâne“ adında bir hükümdar bulunuyordu ve kendisi cebbâr, zâlim bir kişiydi. Cercis ise Filistin halkından olup sâlih, mü’min, Müslüman bir kimseydi ve kendisi gibi sâlih kimseler (olan) arkadaşları ile birlikte îmânını gizli tutuyordu. Cercis ile arkadaşları son havarilere yetişmiş ve onlardan öğüt ve bilgi almışlardı. Cercis ticaretle meşgul olan bir kimseydi ve bu vesileyle pek çok servet kazanmıştı. Kazancının büyük bir miktarını fakirlere tasadduk ederdi. Öyle ki servetini tasadduk ederek bitirdiği ve kendisinin fakir hâle düştüğü olurdu. Sonra tekrar ticarete döner, servetinin aynısını kazanır ve tasadduka devam ederdi. Eğer sadaka vermenin haz ve zevki olmasaydı, Cercis‘ in katında fakirlik zenginlikten daha sevimli idi.

Şam (Suriye) bölgesinde dininden dolayı eziyete mâruz kalmaktan korkan Cercis, Musul hükümdarına sunmak üzere yanına bir hayli hediye alıp Musul’a gitti. Maksadı Musul Hükümdar’ına bu hediyeleri sunmak O’nun himâyesine sığınmak ve diğer hükümdarların nüfuzları altına düşmekten kurtulmaktı. Cercis Musul’a yanına geldiği zaman, hükümdar kavminin ileri gelen büyüklerini toplayıp büyük bir ateş yaktırmış, türlü işkenceler uygulamak için gerekli hazırlığı yapmış ve “Eflon“ adındaki putunu getirtip meydana diktirmiş bulunuyordu. İşte görüyorsunuz yağmurdan kaçarken fırtınaya, küçük yangından büyük yangına gidiyor ki dünyaya ibret olsun diye. Bu puta secde etmeyenleri çeşitli işkencelere tâbî tuttuktan sonra ateşe atıyordu. Ya puta tapacaksın ya ateşe atılacaksın. Bir zâlim hükümdar da orada var.

Cercis, hükümdarın bu yaptıklarını görünce dehşete kapıldı ve mücadele etmeyi düşündü. Ayrıca hükümdara sunmak üzere getirmiş olduğu mal ve hediyeleri kendi din ve milletinden olan halka dağıttı. Sonra öfkeli bir şekilde hükümdarın yanına gelip O’na: „Bil ki, sen bir kul ve kölesin; kendin için bir şeye sahip olmadığın gibi başkası için de her hangi bir şeye mâlik değilsin. Senin fevkinde seni yaratan ve sana rızkını veren bir Rabb âlemlerin Rabbisi bir Allah vardır.“ dedi ve Allah’ın büyüklüğünü dile getiren bir takım sözler söyledi, sonra hükümdarın putunu yerip tahkir etti. Bunun üzerine hükümdar O’na, kim olduğunu ve nereden geldiğini sordu. Cercis: „Ben Allah’ın bir kuluyum ve O’nun yaratmış olduğu bir câriye (kadın)nın oğluyum. Topraktan yaratıldım ve tekrar toprağa döneceğim, tekrar dirilip Allah’a hesap vereceğim.“ diye cevap verdi. Hükümdar O’nu kendi putuna tapmağa dâvet etti ve: „Eğer senin Rabbin söylediğin gibi hükümdarların hükümdarı olsaydı, çevremde toplanan kavmimin üzerinde benim eserimi gördüğün gibi, senin üzerinde de Rabbinin eserinin gözükmesi gerekirdi.“ dedi. İşte gâvurlar gerçeği görmez. Cercis, Allah’ı takdis edip eserlerini tâzimle anmak suretiyle ona karşılık verdikten sonra: „İşitmeyen, görmeyen ve âlemlerin Rabbinden sizi müstağnî kılmağa kâdir olmayan Eflon’a mı taparsın, yani puta mı taparsın yoksa yer ve gökleri emriyle ayakta tutan Allah’a mı taparsın? Hem sen kavminin büyüğü olan ve senin himâye ve yardımınla bu makâma gelen Taraklina’yı, önceleri yiyip içen, sonra Allah’ın yardım ve himâyesiyle üstün makâmlara yükselip insan – melek seviyesine kadar yücelmiş olan Hz. İlyâs ile nasıl kıyaslayabilirsin? Yine kavminin diğer bir büyüğü olan ve bu makâma senin himâye ve yardımınla ulaşan Mihalitıs’ı, Allah’ın yardım ve himâyesiyle âlemlere üstün kıldığı ve peygamber olarak gönderdiği Meryem’in oğlu Allah’ın kulu peygamber Hz. Îsâ ile nasıl kıyaslayabilirsin?“ dedi. Ve Allah (Celle Celâlüh) tarafından Hz. Îsâ’ya verilen mûcizeleri ve ona tahsis edilen kerâmet ve üstünlükleri anlattı. Gâvur haber anlamaz îmândan nasîbi olmayan gâvurlar böyledir cehennemi illâ dolduracaklardır.

Dakika 17:00

Bunun üzerine hükümdar, Cercis’e: „Sen bize bilmediğimiz şeyleri anlattın.“ dedi. Gâvurun bir şeye aklı ermez ki gâvurluktan başka. Ve O’nu putuna secde edip tapmakla işkenceye râzı olması arasında serbest bıraktı. Bakın görüyorsunuz ya puta tapacaksın diyor Cercis’e veyahut ta diyor işkence altında inim inim inleyeceksin demek istiyor. Bu durum karşısında Cercis, Allah’ın kudret ve azametini gösteren bir takım şeyleri saydıktan sonra: „Eğer şu gök kubbeyi yükseltip boşlukta tutan senin bu putun ise, iddianda haklısın ve sözünde doğrusun; şâyet böyle değilse -ki değildir- sus ve defol ey mel’un adam!“ dedi. Görüyorsunuz imân gürleyince hükümdar neyi (falan) tanımaz, gâvur hükümdarları, tâğutları tanımaz. Ama Müslüman hükümdarlar ise Müslümanlarla, îmânla bir bütün hâlindedir.

Hükümdar, Cercis ‘in bu sözlerini duyunca hapse atılmasını, et ve damarları kopup parçalanıncaya kadar vücudunun demir taraklarla taranmasını emretti. Bu arada daha çok işkence yapmak için O’nun vücuduna sirke ve hardal da sürülmüştü. Bunca işkenceye rağmen Cercis yine de ölmemişti. Hükümdar, bu işkence türlerinin O’nu öldürmediğini görünce, bu defa altı tane demir çivi getirilmesini emretti. Bu çiviler kıpkırmızı oluncaya kadar ateşte kızdırıldıktan sonra başına batırılıp sokuldu ve neticede beyni aktı. Fakat Allah onu korudu ve öldürmedi. Hükümdar, bu işkencenin de işe yaramadığını görünce, bakırdan yapılmış havuz şeklinde büyük bir kazan getirilmesini emretti. Bu kazan kıpkırmızı bir hâle gelinceye kadar ateşle kızdırıldı, sonra Cercis içine konulup kapağı kapatıldı ve kazan soğuyuncaya kadar bu hâlde bırakıldı. Kaynar kazanın içinde atıldı. Bu defa da Cercis ‘in ölmediğini gören hükümdar yanına çağırdı ve: „Sen bu işkencelerden acı ve ızdırab duymuyor musun?“ dedi. Cercis: „Rabbim senin işkencelerinin acısını benden uzaklaştırıp sana karşı bir hüccet olsun diye bana sabır ve tahammül gücü veriyor.“ diye cevap verdi.

Dakika 20:35

İşte görüyorsunuz böyle zâlim Firavunlar, şeddeli kâfirler ki bakın ibret almıyorlar.

Bu durum karşısında hükümdar başına bir felâketin geleceğini anladı, kendi hayatından ve devletinin zevâlinden korkmaya başladı ve Cercis’i müebbet olarak hapsetmeyi kararlaştırdı. Fakat kavminden bir grup kimse hükümdara: „Eğer sen O’nu serbest olarak zindana bırakırsan, orada bulunan insanlarla konuşur ve onları aleyhine çevirebilir. Bunun için başkalarıyla konuşmalarını engelleyecek bir işkence uygulanması gerekir.“ dediler. Bunun üzerine hükümdar, hapishaneye atıldıktan sonra yüz üstü yatırılıp kollarının ve ayaklarının dört demir kazığa bağlanmasını, on sekiz kişinin taşıyabildiği bir mermer sütunun getirilip sırtına konulmasını emretti. Hükümdarın emri üzerine mermer sütun sırtına konuldu ve gününü mermer taşın altında geçirdi. Gece vakti olunca Allah’u Teâlâ (Celle Celâlüh) O’nun yanına bir melek gönderdi, böylece Cercis melekler tarafından ilk defa desteklenmiş ve ilk vahiy kendisine gelmiş. Görüyorsunuz bu zâtında bir peygamber olduğu ortaya çıkmaktadır.

Evet, sevgili dostlarımız!

Nihâyet gelen melek, mermer sütunu sırtından attı, bağlı olan kollarını ve ayaklarını kazıklardan çözdü, yedirip içirdikten sonra müjde verip tesellî etti. Sabah vakti olunca zindandan çıkardı ve: „Haydi düşmanının yanına git ve onunla mücadele et!“ dedi. Görüyorsunuz îmânın görevi; küfürle savaşmaktır. Evet, îmân mağlup olmaz ebediyyû’l-ebed îmân gâliptir. Küfür ise dâima bâtıldır ve bâtıl yok olmaya da mahkûmdur. Şirk, zulüm, nifâk hep böyledir. Sonra Allah’ın: „Ben onu yedi yıl bu hükümdarla imtihan edeceğim. Bu müddet içerisinde İmparator dört defa işkence yapıp onu öldürecek ve her defasında ruhunu kendisine iâde edeceğim, ancak dördüncü öldürüşünde ruhunu kabul edip mükâfatını bol bol vereceğim. “ vahyini iletti. Evet, sevgili dostlarımız, sonuçta görüyorsunuz ölüm sonuçta haktır, gerçektir ama îmân, îmânlığını göstermek zorundadır. Ey dünya îmânlı Müslümanları, bir araya gelin bütün olun da zulmü ortadan kaldırın!

Hükümdar farkında olmadan Cercis gelip başucuna dikildi ve O’nu Allah’a îmâna dâvet etti. Bu durum karşısında irkilen hükümdar: „Sen Cercis misin?“ diye sordu. Cercis: „Evet, ben Cercis ‘im“ diye cevap verdi. Bunun üzerine hükümdar: „Seni zindandan kim çıkardı?“ diye sordu. Cercis: „Gücü ve saltanatı senin güç ve saltanatından daha üstün olan Yüce Rabbim olan Allah çıkardı.“ diye cevap verdi. Çünkü o meleği o gücü o kuvvetin hepsini Allah verdi.

Dakika 25:22

Evet, sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz durum bu merkezde devam ediyor;

Nihâyet, şehir, içindekilerle birlikte yanıp tükendikten sonra yerden kaldırılıp altı üstüne getirildi. İşte bu şehrin adamı Müslüman olmayan bu millet sonuçta ne oldu? Bura çok uzun bu kıssa burada özetliyoruz ki Cenab-ı Hak o memleketin üstünü altına getirdi, alttan da onları bir ateşle yakmaya başladı. Nihâyet, şehir, içindekilerle birlikte yanıp tükendikten sonra yerden kaldırılıp altı üstüne getirildi. Bundan sonra bir müddet daha şehrin altından pis kokular saçan dumanlar yayıldı. Cercis’e îmân edip de O’nunla birlikte öldürülen kişilerin sayısı hükümdarın hanımı ile birlikte otuz dört bin kişiydi. Hükümdarın hanımı da Müslüman oldu böyle güzelim kahraman hanımlar da var. Görüyorsunuz şeddeli şeytandan daha şeytan kadınlar var ama kahraman mı kahraman kadınlarda var. Firavun ‘un hanımı Asiye Annemiz dünyanın en ünlü kahraman kadınlarındandır. Ne yaptı? Nemrut’a karşı koydu. Firavunlara karşı koyanlar var.

Evet, sevgili dostlarımız,  onun için ey dünya kadınları! Kahraman kadın olan, Doğu’yu-Batı’yı taklit etmeyin! Allah’ın emrine sıkı bağlamanın Hz. Muhammed’e tâbî olun! Âişe-i Sıddıkâ gibi Hatice-tül Kübrâ gibi Fâtımâ-tüz-Zehrâ gibi Meryem Annemiz gibi Asiye gibi kahraman ve kadınlar olun! İşte görüyorsunuz kendi hükümdarın hanımı burada da Cercis ‘in karşısında Müslüman olan bak kadınlar var. Bu kadınlar gibi ateşe atılan diri diri çocukları ile yakılan îmânından vazgeçmeyen kadınlar gibi Maşite’ler gibi kahraman kadınlarımız var. Hz. Muhammed’in savaşlarında sağa-sola saldıran kahraman kadınlarımız var. Cepheden cepheye koşan îmân dolu iffet ve namus dolu kadınlarımız var. Ama bu kahraman kadınların sayısı dâima yakutlar, zümrütler, inciler, altınlar, gümüşler gibi vitrinlerde sayıları azdır. Kötünün sayısı çoktur. Çünkü kömürler odunlar kamyonlarla satılır ocaklara atılır ateşlere kötünün sayısı buna benzer. Kötüler îmânsız kötüler; çünkü kötülük imkânsızlıkta küfürde, şirkte, nifâkta, zulümdedir. Kişinin fiziki yapısında değildir, onun ruh ve îmân kalp yapısında küfür varsa şirk varsa nifâk varsa dışı dünyanın en güzeli olsa içi en kötüdür, cehennemliktir. İster inan ister inanma! Cilâya, süslere aldanırsan yandın!

Dakika 30:08

İman, îmân, îmân ne büyüktür. Îmânsız yürek sînede yüktür diyen şairimizde bunun için söylemiş.

وَالْعَصْرِۙ﴿١﴾

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ﴿٢﴾

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ﴿٣﴾

Bak ortada “Bütün insanlar hüsrandadır” diyor Allah yemin ediyor. Îmân edenler hüsranda değil. (وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ) Amel-i sâlih işleyenler hüsranda değil. (وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ) Hakkı tavsiye edenler, Hakkı tavsiye edip hak yolda hakkı müdafaa edenler; (وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْر) bu yolda sabreden kahramanlar hüsranda değil. “Îmân, amel-i sâlih, hakkı tavsiye, sabrı tavsiye” bunlar bir Müslümanda varsa o bir kahramandır bu dünyanın en değerli şahsiyetidir. -Ki tüm Müslümanlar böyledirler- böyle olmak zorundadırlar. Ey Müslüman, senin değerlerin çok güzel değerler. Bu değerlerle sen eğer kendini kuşatmış isen içinde-dışında bu değerler sana yerleşmiş ise kendini küfrün karşısında zelil görme! Îmânı şahlandır. Zulmün karşısında kendini âciz cılız görme! İzzetini şahlandır, şecaatini şahlandır. İzzet Allah’ta, Peygamber’de ve mü’minlerdedir. Bunun dışında kimsede izzet yoktur. Kaba-saba kuvvetlerini onların sahte cilâlı süslerini görüp de aldanma! Bizden söylemesi.

Evet, sevgili dostlarımız, Hâlid Bin Sinân el-Absî’de öyle bir kahramanlardan biri de odur sevgili dostlarımız. Evet, bir rivâyete göre, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in Hâlid bin Sinân hakkında: “O, kavminin zâyi ettiği bir peygamber idi.“ tarzında bir haberde bulunmaktadır.

Evet, sevgili dostlarımız!

Fetret döneminde yaşayan kişilerden birisi de Hâlid bin Sinân el-Absî idi.

Bir rivâyette onun peygamber olduğu söylenir. Onun mûcizelerinden birisi şu idi: Bir gün Arabistan topraklarında bir ateş peyda olmuştu. Halk fitneye kapılmış neredeyse Mecûsî (ateşperest) olacaklardı. İşte bu sırada Hâlid bin Sinân âsâsını alıp ateşin içine daldı ve ortasına kadar gelip ateşi dağıttı. Hâlid ateşin içinde iken: „Dağılın, dağılın! Her hidâyet doğruya ulaştırır. Ben alev alev yanan ateşin içerisine girer ve elbiselerim sırılsıklam olarak ateşin içerisinden dışarı çıkarım.“ diyordu. Hâlid bin Sinân daha ateşin ortasında iken ateş sönmüştü. İşte görüyorsunuz Allah nice mü’minler de kerâmetler, peygamberlerde mûcizeler yaratmaktadır.

Dakika 35:30

Hâlid bin Sinân, ölüm vakti gelip çatınca aile fertlerine: „Ben defnedildikten sonra pek yakında bir yabânî eşek sürüsü gelecek, sürünün başını ise kuyruksuz bir eşek çekecek ve tırnağıyla kabrimi tepecek. İşte bunu gördüğünüz zaman kabrimi açın, ben size bütün olup bitecekleri haber vereceğim.“ dedi. Gerçekten Hâlid bin Sinân ölüp defnedildikten bir müddet sonra onun söyledikleri aynen çıktı. Bunun üzerine kabrini açmak istediler; fakat içlerinden bazıları: „Eğer onun kabrini açarsak, Araplar bizi bir ölümüzün kabrini açtığımız için bizi yerip kötülerler.“ diyerek kabrinin açılmasını hoş görmediler ve açmaktan da vazgeçtiler.

Evet, sevgili dostlarımız, Aynı şekilde Hâlid bin Sinân hadisesinin Mülûkü’t-tavâif döneminin son hadisesi olduğu da söylenmektedir. Dünya kurulalı hak-bâtıl mücâdelesi devam ediyor ve kıyâmete kadar devam edecektir sevgili dostlarımız. Onun için insanoğlu Hakk’ın emrinde bir kul olmalı, aklın varsa Hakk’ın emrinde bir kul ol, Hz. Muhammed’e tâbî ol! İşte ebedî kahramanlık ebedî kurtuluş burada; sakın tâğutlara, putlara yağ yakma onlara kul olma! Bana mevki-makâm verecekler diye sakın ola ki aldanama! O mevkii de o makâm da onların vereceği servetlerde başına belâdır küfrünü arttırır, şirkini arttırır. Hangi makâma gelirsen gel Allah’ın emrinde kul, Hz. Muhammed’e tâbî olan bir ümmet ol! Böyle bir kahramanlığı göze almadan hiçbir yerde yaptığın görevden başarılı olamazsın, Allah’tan da not alamazsın, Allah’ın lütfuna mazhâr olamazsın. Gâvurdan yana, zâlimden yana, münâfıktan yana, müşrikten yana olma! Allah’ın yanında ol, Allah’ın safında ol, mü’min-Müslümanlar ile berâber ol! Ey dünya Müslümanları bir olun, bütün olun, dağılmayın, parçalanmayın! Hem İslam’ı Müslümanlığı hem Müslümanları hem de dünya tüm insanlığı kurtarmış olursun barışı, adâleti de sağlamış olursun. Sakın dağılıp parçalanmayın bir olun, Allah’ın emrinde olun!

Dakika 39:19

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 14 times, 1 visits today)