İslam Tarihi Ders 50

İslam Tarihi Ders 50

 

50- İslam Tarihi Ders 50

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler!

Sevgili Peygamberimizin atalarından Hâşim b. Abdümenâf’dan bahsedeceğiz;

Peygamberimizin Dedesi Abdülmuttalib’in Babası olan Hâşim’in ismi, Amr’ilulâ idi. Hâşim b. Abdimenâf; kavminin, en çok övüleni ve en yükseği idi. Yollarda yorulup kalanları taşır, korkuya düşenlere sığınak, barınak olurdu. Bollukta, darlıkta, her zaman, sofrası açık ve kurulu durur, hiç kaldırılmazdı. Kendisinin yüzünde, Peygamberimizin nuru parıldardı. Yahûdî bilginlerinden, görüp te. Onun ellerini öpmeyen yoktu. İnsanların, en güzellerinden ve en güzel yüzlülerindendi. Yüzlerinin güzelliklerinden dolayı Hâşim ile Muttalib’e (Bederân “İki Dolunay”) denirdi. Babasının vefâtından sonra, Hâşim’in işi ve şerefi daha da, büyüdü. Kureyşîlerle yapılan anlaşma üzerine Başkanlık görevi ile Rifâde ve Sikâye vazifelerini de, üzerine aldı. Hâşim b. Abdimenâf’ın ağabeyi Abdüşşems, Mekke’de az oturur, sık sık sefere çıkar dururdu. Üstelik dar geçimli ve çok çoluk-çocuklu idi de. Hâşim ise, zengindi.

Hâşim’in Arap Tüccarları İçin Dış Ticaret Serbestliği ve Güvenliği Sağlaması Konusunda da:

Önceleri, Kureyşîler, ticaret için Mekke sınırını aşamazlar, darlık içinde yaşarlardı. Kureyşîleri, ilk defa Harem dışındaki ülkelere kış ve yaz seferleri yapmaya alıştıran ve bu yolda onların güvenliklerini sağlayan da, Hâşim b. Abdimenâf idi. Hâşim, küçük bir ticaret kervanı düzenleyip Şam’a gitti, Kayser’in Misafirhanesine indi. Orada bulunduğu sırada, her gün, bir koyun keserek pişirip çanak içinde önüne koyar ve çevresindekileri, birlikte yemeye dâvet ederdi. Kendisinin bu tutum ve davranışı, Kayser’e duyurulunca, Kayser, adam gönderip Onu, yanına getirtti. (Kayser Bizans hükümdarıdır o günkü en süper devleti ve devlet başkanıdır). Hâşim’i görüp konuşmasını dinlediği zaman, çok beğendi. Hâşim, Kayser’e „Ey Kral! Ben, ticaretle uğraşan Arap kavmine mensubum. Onlar için, güvenliklerini sağlayan bir yazı yaz da, Hicaz derilerini ve elbiselerini satmaya getirebilsinler? „dedi. Kayser, Hâşim’in bu dileğini, yerine getirdi. Hâşim, ne zaman, Mekke’den Şam’a kadar Arap kabilelerinden hangisine uğradı ise, yanlarında ve yurtlarında can, mal güvenliklerinin sağlanacağı hakkında, onların Eşrafından da, te’minat yazısı aldı.

Dakika 5:12

Hâşim; seferlerinden birisini kışın Yemen ve Habeş ülkesine yapar, Necâşî’nin yanına varır, ikrâm ve sevgisine nâil olurdu. Yazın da, Şam’a, Gazze’ye sefer yapar ve arada, sırada Ankara’ya da, uğrardı. Bazen da, Kayser’in huzuruna çıkar, onun da, ikrâm ve sevgisine nâil olurdu.  Hâşim; Kureyş tüccarlarının güvenlikleri ve sermayelerini yanlarında götürebilmeleri yol vergisinden muaf tutulmaları hakkında da. Kayserden kesin söz almış, Kayser onun için bir yazı da yazmıştı. Hâşim, Kureyş tüccarlarının Habeş ülkesine girmelerine müsâade edilmesi hakkında Habeş Necâşî’sine de, bir yazı yazmıştı.  Abdüşşems, Habeşistan’a; Muttalib, Yemen’e; Nevfel de, Îran’a gider-gelirdi.

Abdimenâf Oğullarının, Kureyşîleri Ticarette Kalkındırmaları Konusunda da:

Hâşim, Abdüşşems, Muttalib ve Nevfel, Kureyşîlerin Seyyidleri, Ulu kişileri ve kalkındırıcıları idiler. Bunların hepsi de kardeş ama en başta Hâşim gelmektedir.

Hâşim, Şam’a ticaret seferi hakkında Rum ve Gassan Krallarından; Abdüşşems, Habeş ülkesine ticaret seferi hakkında Necâşî’den; Nevfel, Irak’a ticaret seferi hakkında Kisrâlardan: Muttalip, Yemen’e ticaret seferi hakkında Himyer Kralından güvenlik belgesi aldığı zaman, Kureyşîler, Mekke Hareminden, bu ülkelere dağıldılar.  Hâşim, Şam taraflarına, Abdüşşems, Habeşistan’a, Muttalip, Yemen’e Nevfel de, Irak taraflarına gidecek ticaret kafilelerine başkanlık ederlerdi. Yüce Allah, Kureyşîleri, bunlarla yükseltti ve Kureyş fakirlerini kalkındırdı.

Bu konuda Kur’an-ı Kerim’in Açıklaması:

Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanır ve Kureyşîler Allah’a ibadete dâvet edilir: „Kureyşî, emniyet ve selâmete, kış ve yaz, kendilerini seyr’ü-seferde esenliğe ve garantiye kavuşturduğundan dolayı, onlar, şu Beyt’in (Kâbe-i Şerif’in) Rabbine ibadet etsinler. O Rab ki, onları açlıktan kurtarıp doyuran, kendilerine, korkudan eminlik verendir.“ İşte Kur’an-ı Kerim de Kureyş Sûresi bundan bahsetmektedir. Sevgili dostlarımız, Kureyş Sûresi 1’den 4’e kadar bunu bildirmektedir.

لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ﴿١﴾

ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ﴿٢﴾

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ﴿٣﴾

اَلَّـذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ﴿٤﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

İşte bu Sûre-i celile bundan bahsetmektedir.

Dakika 9:55

Hâşim’in Hacıları Yedirip İçirişi ve Kureyşîleri de, Buna Teşvik Edişi Konusunda da:

Hâşim her yıl Rifâde ve Sikâye için malından, çok ve büyük bir kısım ayırırdı. Kendisi, Kureyşîlerin en zengini idi. Hacılar, Mekke’ye gelip toplandıkları zaman, Kureyşîlerin içinde ayağa kalkıp şöyle konuştu: „Ey Kureyş cemaati! Hiç şüphesiz, sizler, Yüce Allah’ın Evinin halkı ve komşususunuzdur. Bu mevsimde size Allah’ın ziyaretçileri ve Evi’nin hacıları geliyorlardır. Onlar, Allah’ın konuklarıdır. Yani Kâbe-i Şerif’e gelen kimseler Allah’ın misafirleridir çünkü O’nun evine geliyorlar.

Konukların, en çok ağırlanmaya lâyık olanları da, Yüce Allah’ın konuklarıdır. Yüce Allah, bunu, size tahsis etti ve sizi, onunla şereflendirdi. Sizi, komşunun, komşusunu koruduğundan daha fazla korudu.  Öyle ise, sizler de, Yüce Allah’ın konuklarına yani misafirlerine ve Beyti’nin ziyaretçilerine ikrâmda bulununuz diyordu Hâşim. Onları ağırlayınız. Onların, burada kalacakları günlerde onlar için yapacağınız yemeklere yetecek kadar para toplayınız. Vallâhi, şahsî malım, buna yetecek genişlikte olsaydı, bunu, size teklif etmezdim.“ dedi. Bunun üzerine, herkes, mallarından birer kısım ayırıp vermeye başladılar. Zengin Kureyşîlerden her biri yüzer Miskal gönderdi. Hâşim Terviye gününden önceki gün yani (zilhiccenin yedinci günü) Mekke’de, sonra, Mina’da, daha sonra Arafat ve Müzdelife ‘de hacılara yemek yedirirdi. Hâşim’in hacılara yedirdiği yemek: gâh ekmekle etten, gâh ekmekle tereyağından, gâh kavurulmuş unla hurmadan yaptırdığı Tirit yemeği idi. Hacılar, memleketlerine dağılıncaya kadar ziyafet kesilmezdi. Hâşim, Zemzem kuyusunun bulunduğu yere deriden yapılmış su havuzları koydurur, Mekke’deki kuyulardan su getirtip onlara doldururdu. Hacılar, susadıkları zaman, onlardan içerlerdi.

Hâşim’in Bezzer Kuyusunu Kazdırıp Topluma Bağışlaması Konusunda:

Hâşim Ebû Tâlip mahallesinin ağzında bulunan Elhandeme dağının boyun noktası olan Müstenzer mevkiindeki kuyusunu kazdırıp topluma bağışlamıştır. Secle kuyusunu da, o, kazdırmıştır.

Dakika 14:00

Hâşim’in Kıtlık Yılında Topluma Tirit Yedirişi ve Hâşim Adıyla Anılışı Konusunda da:

Kureyşîler, şiddetli bir kıtlığa tutulmuşlardı. Kıtlık, onların bütün mallarını tüketmiş götürmüştü. Hâşim, hemen Şam’a gitti. Orada, kendisine ait kuru ekmeklerden ve peksimetlerden çuvallara doldurttu, deveye yüklettirip acele Mekke’ye döndü. Getirdiği kuru ekmek ve peksimetleri ufalattı. Ekmek ve peksimeti taşıyan deveyi de, boğazlattı. Eti, pişirilip tirit yaptırdı, çanaklara koydurdu. Mekke’nin, açlıktan kıvranan o toplumu doyurdu. Hâşim’in asıl ismi Amr iken, bu tirid’den dolayı, kendisine (Hâşim-Eti ufalayan, doğrayan) adı takıldı. Vehb b. Abdi Kusâyy, bu hâdiseyi, (Dad) redifli, bir şiirinde dile getirdiği gibi,  şair Abdullah b. Zibârâ da bu şiirinde şöyle dile getirir: „O Amr ki, Mekke’deki aç ve zaif (zayıf)  kavmine yedirmek için ekmeği, et tiridine doğradı.  Kışın ve yazın iki ticaret kafilesi yollamak ta onun sünnetidir“.

Evet, sevgili dostlarımız!

Esved b. Şa’ruikelbî’nin Hâşim’e Hayran Oluşu:

Esved b. Şa’rulkelbî, der ki: „Ben, şerefli kabilelerden bir kabilenin işçisi idim. Başı, sert veya yumuşak her hayvana biner, varıp kavuştuğum her memlekette ticaret yapar, kazanç sağlardım. Fakat Şam ev eşyasına çok düşkündüm. Hazırladığım Arap ipek yumaklarını Hacc Mevsiminde sabahın alaca karanlığında Araplara satışa arz edip gece karanlığı, üzerimden ayrılıncaya kadar, binitleri tuttum, yollarından alıkoydum. Bir de, ne göreyim: Tâif derisinden yapılmış özel bir çadır! Boğazlanan, boğazlanmaya götürülen ve sırtının üzerine düşürülmüş kurbanlık develer! Bu durumu gördüm. Sonra (Acele ediniz!) seslerini duyuyordum! Heyecanlandım ve hemen, onların Seyyidini, Ulu kişisini görmek istedim ve ilerledim. Bir adam, maksadımı anlayıp (Aradığın önündedir!) dedi. Onun yakınına geldim: Bir zât ki, kendisine mahsus basamaklı bir sedir üzerinde oturuyor. Başına, siyah. Hükümdarlık sarığı sarılmış; güzel ve uzun saçları, omuzlarına kadar dökülmüş… Sanki Şi’râ yıldızı. Onun alnından doğmaktadır! İşte bu Peygamber dedesi de ondan, Hz. Muhammed’in nuru parlıyor da ondan. Elinde kısa âsâ. Çevresinde, başları, önlerine eğik yaşlı Ulu kişiler… Hiç birinin ağzından tek söz çıkmıyor. Arkalarında, buyrukları hemen yerine getirmeye âmâde hizmetçiler… O sırada bir adamın, yüksekçe bir yere dikilip (Ey Allah konukları, ey Allah’ın misafirleri olan cemaat! Sabah yemeğine geliniz!) diyerek seslendiği görüldü. Yemeklerini yiyen herkes (Ey Allah konukları olan cemaat! Yemeğini yiyen herkes, akşam yemeğine de, dönsün, buyursun!) diyerek yol üzerinde de, seslenildi. Yahûdî bilginlerinden bir bilgin, bana: “(Beklenen Ümmî Peygamber’in gelivereceği zaman, bu zamandır!)” demişti. Kendimi tutamadım: “(Ey Allah’ın Peygamberi!) deyiverdim. (Sus! Onun daha vakti var!)” dedi. Yanımdaki adama (Kim bu zât?) diye sordum. (Ebû Nadle Hâşim b. Abdimenâf’dır!) dedi. Yani bu zât Hâşim’dir Hz. Muhammedin Dedesidir dedi. Hemen, oradan ayrıldım ve kendi kendime (İşte, vallâhi, Mecd, budur! Cefne Hanedanında (Şam Krallarında)ki, Mecd, değildir!) dedim.

Mecd’in Mânâsı:

Mecd; şan, şeref, kerem ve celâlete ermeye, ulu kişiliğe denir. Bu da, ancak “Babaların ve Ataların” kerimlikleri ile olup soyunda şeref ve kerem bulunmayan kimseye vasıf olmaz.

Dakika 21:10

Evet, sevgili dostlarımız, işte Hz. Muhammed’in nuru parlaya parlaya geldi. Hâşim’de parlıyordu dedesi Hâşim de. Daha sonra diğer dedesine, ondan da Hz. Muhammed’in babasına, ondanda Âmine Annemize, Ondan da Hz. Muhammed’e o nur geldi sahibine yerleşti ki O nurun sahibi Hz. Muhammed idi. Cenab-ı Hak onu asil nesillerden intikâl ede ede Hz. Muhammed’e kadar getirdi ve sahibine o nur yerleşti.

Hâşim ile Ümeyye b. Abdüşşems ‘in Aralarının Açılması:

Hâşim servet sahibi olduğu ve halka bol bol ihsânlarda, ikrâmda bulunduğu için, Ümeyye b. Abdüşşems, Amcası Hâşim b. Abdimenâf’ı kıskanarak, Onun yaptığını yapmaya özendi ise de, güç yetiremeyince, Kureyşîlerden bazı kimseler, yaygaraya ve kendisini ayıplamaya başladılar. Ümeyye b. Abdüşşems, kızdı. Hâşim’e dil uzattı ve Onu, Münâfereye dâvet etti.  Münafere sözü, burada bir anlaşmazlığın hâlli için Hâkim önünde duruşmaya gitmek demektir. Hâşim b. Abdimenâf, yaşını ve mevkiinin üstünlüğünü göz önünde tutarak, Ümeyye’nin dâvetine, icâbet etmeyi uygun görmedi. Fakat Kureyşîler, Hâşim’i kendi hâline bırakmadılar, kızdırdılar. Bunun üzerine, Hâşim b. Abdimenâf, Ümeyye ‘ye „Gayb eden Mekke’nin içinde kara gözlü elli baş dişi deve kurban etmek ve Mekke’den on yıl sürülmek şartı ile seninle Hâkim huzurunda duruşmaya çıkarım!“ dedi. Ümeyye, buna râzı oldu. Aralarında, Kâhin’ül’Huzâî’yi Hakem tâyin ettiler. Kâhin’ül’Huzâî’nin yurdu, Osfan’dı. Kızı da, Ümeyye’nin nikâhı altında bulunuyordu. Dikkat edin! Hz. Peygamberin amcasında ki büyük şahsiyetliye bakın ki bak Hâkimin damadı Ümeyye, Ümeyye ise Hâşim’e karşı bak husumetle kıskançlık içinde ve aynı Hâkim’e gidiyorlar. Bu senin kayınpederin sana torpil yapar, senin tarafını tutar diye Hâşim de hiçbir tereddüt şüphe yok. Çünkü kendi asil yüksek ve şahsiyetli durumuna güveniyor. Kendine güvenen insanlar hep böyledir.

Dakika 25:10

Hâkim’in Kararı bakın: Kâhin: „Güzel eserlerde, güzel iş de, Hâşim, Ümeyye’yi geçti evvel, âhir yarışta Ebû Hemheme, bunun, böyle olduğunu bilerek haber verdi işte!“ dedi.  Hâşim b. Abdimenâf’ın lehinde hüküm verdi. Bunun üzerine, Hâşim b. Abdimenâf, Ümeyye ‘den elli deveyi alıp boğazlattı ve hazır bulunanlara fakır-fukaraya takdim etti.

Ümeyye’nin On Yıl Şam’da Oturmak Zorunda Kalışı:

Ümeyye, b. Abdüşşems, Hakem kararı ile Şam’a gidip orada on yıl oturdu. Bu, Hâşim ve Ümeyye arasında vuku bulan ilk düşmanlık oldu. Görüyorsunuz işin temelinde bak iki kardeşin arasında ki haset ve çekememezlik bu Ümeyye tarafında, Hâşim’i çekemiyorlar. Çünkü Hz. Muhammedin nuru Hâşim’de parlıyor. On kardeşin onunda parlamıyor, içinde birinde parlıyor. Abdüşşems ile Hâşim kardeş, bak Ümeyye ’de Abdüşşems ‘in oğlu Amcası Hâşim’i çekemiyor Ümeyye. İşte Ümeyye oğulları Emevîler denilen kişilerin İslam’dan sonra da bunlarda bu zihniyet haset ve çekememezlik içinde bazılarında devam etti gitti. Hz. Muhammed’in soyunu kendi akrabaları olduğu hâlde, kardeş çocukları oldukları hâlde çekemediler. Hâşim’i çekemeyen Hz. Muhammedi çekebilir mi? Müslüman oldukları hâlde de içlerinde bu çekememezlik vardı. Her ne kadar işte içtihâdî konular olsa da Müslüman olduktan sonra yine de Emevîlerin içinde bu haset dünya malına rağbet ve mevki-makâm sevgisi bunlar da hep olagelmiştir. Emevîler de bu hastalık vardır içinde değerli şahsiyetler olmakla berâber ki Ömer İbnu Abdülazîz gibi zât-ı muhteremler de vardı Emevîlerin içinde. Ama çok soyları azdı, iyileri de bunlar kendi içlerinde yeteri kadar barındırmıyorlardı sevgili dostlarımız.

Dakika 28:50

Dersimiz Hâşim’in Selmâ Hâtuna Rastlayışı ve onunla evlenmesi konusunda da:

Hâşim b. Abdimenâf, hazırlanan büyük ticaret kervanının başında Mekke’den hareket etti. Medine-i Münevvere ’ye varınca, Nabt Pazarına indiler. “Sünne” diye anılan Medine hurmasının satıldığı ve oradaki toplumun, toplanmış bulunduğu çarşıya uğradılar. Orada, satacaklarını, sattılar, alacaklarını aldılar. O sırada, çarşının üst tarafındaki bir yerde bir şeyler satın alan bir hanım, Hâşim’in dikkatini çekti. Kendisinin, yüz güzelliği ile birlikte akıllı bir hanım olduğunu görünce hoşuna gitti. Oradakilere:

„Bu Hanım, bekâr mı? Yoksa evli mi?“ diye sordu.

„Bekârdır. Daha önce, Evs kabilesinin Seyyidi, Ulu kişisi Uhayhâ b. Cülâh b. Harîş, b. Cahcebâ, b. Külfe, b. Avf, b. Amr, b. Mâlik, b. Evs’in nikâhı altında idi. Kendisinin Uhayhâ’dan Amr ve Mâbed adındaki oğlu oldu. Kavmi içindeki şerefi dolayısı ile nikâhı kıyılacağı sırada ailesi ve kendisi boşanma yetkisi elinde bulunması şartını koşmadıkça, erkeklerle evlenmez dediler. Evlendiği erkeğin tutum ve davranışını beğenmeyecek olursa, ondan ayrılır dediler. O, Hazrecîlerden Selmâ Binti Amr, b. Zeyd, b. Lebîd, b. Hıdâş, b. Âmir b. Ganm, b. Adiyy, b. Neccâr, Teymullâh, b. Sa’lebe b. Amr b. Hazreç’tir “ dedi. Selmâ Hâtun, Yemen Kral Hanedanına mensuptu. Yani bir Hükümdar soyundandı Yemen Hükümdarlarından.

Selmâ Hâtunun Uhayhâ’dan Boşanmasının Sebebi:

Selmâ Hâtunun, Uhayhâ’dan boşanmasına da, kabile gayret ve hamiyeti sebep olmuştur: Hazrecîlerden Kâ’b b. Amr’il’Mâzinî’nin, Benî Sâlimlerden bir kadınla evlenmesi yüzünden Evs kabilesinin Cahcebâ oğullar ile Hazreç kabilesinin Mâzin b. Neccâr oğulları arasında bir savaş vuku bulmuştu. Cahcebâ oğullarının Ulu kişisi Uhayhâ, b. Cülâh, bir cemaate emretti: Gözetleyip Kâ’b b. Amr’i öldürdüler. Kâ’b Amr’in kardeşi Âsım, bunu, haber alınca, kavmini, savaşmaya hazırlayıp kendileri ile savaşacağını Cahcebâ oğullarına bildirdi. Ruhâbe mevkiinde karşılaşıp şiddetle çarpıştılar. Cahcebâ oğulları ve onlarla birlikte bulunanlar, bozguna uğradılar, Uhayhâ da, bozguna uğradı. Uhayhâ, zengin ve soylu bir kimse olup kendisinin iki hisarı vardı. Akşamlan, hisarının önünde oturur, düşmanın gelişinden haberdar olmak için, çevresine köpekler salardı. Bir gece. Âsım b. Amr, kardeşi Kâ’b b. Amr’ın öcünü almak için, yanına biraz kuru hurma alarak geldi. Köpekler, ulumağa başlayınca, bir kaç hurma tanesi ile onların seslerini kestirip Uhayhâ ‘ya doğru ilerledi. Uhayhâ, köpeklerin seslenip susuvermelerinden şüphelendi ve endişelendi. Hemen, yerinden kalkıp hisarına girdi. Âsım b. Amr, Uhayhâ’nın arkasından bir ok attı. Fakat ona isâbet ettiremedi, kapıya saplandı. Uhayhâ, kavmine seslenerek Âsım b. Amr’ı kaçırttı ve takip te, ettirdi ise de yakalatamadı. Aradan bir kaç gece geçti. Uhayhâ, Âsım b. Amr’ın, kendisini öldürmek için aradığını haber aldı. Benî Neccârlara geceleyin baskın yapmayı kurdu. Evsîlerin muvâfakatlarını aldı. Selmâ Hâtun, kavmi olan Neccâr oğulları aleyhine böyle bir ittifâk ve hazırlık yapıldığını sezdi.  Buna, gönlü râzı olmadı.

Dakika 35:17

Gecenin karanlığı bastırıp, Uhayhâ, uykuya dalar dalmaz, yavaşça yanından ayrıldı.  Kendisini, sağlam bir iple hisardan aşağı sarkıtarak indi. Kavmi olan Neccâr oğullarına varıp durumu bildirdi ve hemen geri döndü Uhayhâ, sabahleyin tanyeri ağarırken, Evsîlerle birlikte Neccâr oğullarının mahallesine varıp kavuştukları zaman, onları, baştanbaşa silahlanmış ve çarpışmaya hazır buldular. Aralarında, biraz çarpışmalar oldu. Uhayhâ, Selmâ Hâtunun gidip Neccâr oğullarım uyarmış olduğunu anladığı zaman, onu dövmüş ve boşamıştı.

Hâşim’in Selmâ Hâtunla Evlenişi ve Vefât Edişi:

Selmâ Hâtun’un babası Amr b. Zeyd, hem Hâşim’in babası Abdimenâf’ın dostu, hem de, Hâşim’in tanıdığı bir zât idi. Hâşim, Selmâ Hâtunu, babası Amr ‘den istedi. Selmâ Hâtun, Hâşim’in şerefini ve soyunu öğrenince. Onunla evlenmeye hemen muvâfakat etti. Nikâh kıyılırken, sadece yapılacak doğumun, baba evinde yapılması, şart koşuldu.

Taberî’nin, İbn-i İshâk’dan rivâyetine göre:

Hâşim, gerdeğe girmeden yoluna devam etti. Şam’dan dönünce, Medine’de, Selmâ Hâtunun evinde gerdeğe girdi.  Hâşim, Medine’de düğün yemeği yaptırdı. Orada yanında bulunan ticaret kâfilesi arkadaşlarının hepsini yemeğe çağırdı ki, onlar, Kureyşîlerden içlerinde Abdimenâf, Mahzum ve Sehm oğulları ileri gelenlerinin de, bulunduğu-kırk kişi idiler. Ayrıca, Hazrecîlerin ileri gelenlerinden bazılarım da, yemeğe çağırmıştı. Hâşim, Medine’de, arkadaşları ile birlikte günlerce oturdu. Selmâ Hâtun, Abdulmuttalib’e hamile kaldı. Hâşim, Selmâ Hâtunu alıp Mekke’ye götürdü. Doğum zamanı yaklaşıp ağırlaşınca da, Medine’deki babasının evine getirdi.  Yâkubî’ye göre: Hâşim, Selmâ Hâtunu, doğum yaptıktan sonra Mekke’ye götürmüş ve Şam’a gitmek istediği zaman da, oğlu Abdulmuttalib ile birlikte onu, babasının ve ev halkının yanında bulunsunlar diye Medine’ye getirmiştir. İbn-i Hişâm’a göre: Selmâ Hatun Hâşim’in oğlu Abdulmuttalib’i doğurdu ve ona “Şeybe” adını verdi. İşte sevgili Peygamberimizin bu da son dedesidir. Hâşim, oğlu Şeybe’yi yani (Abdulmuttalib’i) Selmâ Hâtunun yanında bırakıp arkadaşları ile birlikte Şam’daki ticaret işine gitti. Gazze’ye ulaştığı zaman, hastalandı. Arkadaşları, Hâşim’in vefâtına kadar orada oturdular. Vefât edince Hâşim’i orada defnedip oradan geri döndüler. Hâşim’in kabri Gazze’dedir. Hâşim’in terekesini ve metaını Medine’deki oğluna getirdiler. Getiren, Âmir b. Lüey oğullarından Ebû Rühm b. Abdüluzzâ, b. Ebî-Kays idi.

Dakika 40:03

Hâşim, vefât ederken, Kardeşi Muttalib b. Abdimenâf’a vasiyet ettiği için, Hâşim oğulları ile Muttalib oğulları hiç bir zaman birbirlerinden ayrılmamışlar, her hususta işbirliği işlemişlerdir, işbirliği içindeydiler. Abdimenâf oğullarından ilk vefât eden, Hâşim idi. Kendisi, o zaman yirmi beş yaşında bulunuyordu.

Hâşim’in Oğulları:

Hâşim’in dört oğlu vardı:

  • Şeybetülhamd (Abdulmuttalib), işte Selmâ Hâtun’dan doğan Peygamberimizin son dedesi de budur.
  • Ebû Sayfî diğer adı(Amr)’dir,
  • Diğer oğlu Sayfî’dir,
  • Son oğlu da Esed’dir.

Hâşim’in Kızları:

Hâşim’in beş kızı vardı.

  • Şifâ Hâtun,
  • Nadle,
  • Zâife,
  • Hâlide,
  • Hayye (veya Hanne).

Abdulmuttalib ile Şifâ’nın annesi: Selmâ Binti Amr idi.

Ebû Sayfî ve Sayfî’nin annesi: Hazreçlierden Hind Binti Amr, b. Sa’lebe idi.

Esed’in annesi: Kayle Binti Âmir b. Mâlik, b. Cezîme idi.

Nadle’nin annesi: Kudâalardan Ümeyme Binti Adiyy idi.

Zâîfe ve Hâlide’nin anneleri: Vâkıde Binti Adiyy (veya Udeyy) idi.

Hayye (veya Hanne)nin annesi: Udeyy Binti Hubeyb, b. Hâris idi.

Hâşim’in Vefâtından Sonra Kureyşîlerin Korkuya Düşmeleri:

Hâşim, vefât edince, Kureyşîler, Arapların kendilerine galebe çalmalarından korktular. Abdüşşems, Habeş kralı Necâşî’ye giderek aralarındaki muahedeyi yenileyip döndü. Nevfel, Irak’a gitti. Kisrâ’dan ahit alıp geldi.

Muttalib ’in Yönetimi Ele Alması:

Hâşim’den sonra Mekke yönetimi, kardeşi Muttalib b. Abdimenâf, üzerine aldı. Yani Hâşim’in kardeşiydi Muttalib bu yönetimi üzerine aldı. Kendisi, şeref ve fazilet sahibi idi. Kureyşîler cömertliğinden dolayı ona “Fazl” ismini de vermişlerdi.

Evet, sevgili dostlarımız, İnşâ’Allah’u Teâlâ bir sonraki dersimizde sevgili Peygamberimizin son dedesi ve kucağında büyüdüğü dedesi Abdülmuttalib’ten bahsedeceğiz. Evet, sevgili dostlarımız, (Velhamdülillâhi Rabbi’l-âlemin).

Dakika 44:07

 

 

 

(Visited 67 times, 1 visits today)