İslam Tarihi Ders 59

İslam Tarihi Ders 59

59- İslam Tarihi Ders 59

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

Dersimiz İslam tarihinin külliyâtından keşif notlarıyla devam ederken O âlemlerin rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’in doğumuna geldik.

Sevgili Peygamberimizin doğum tarihi, Nûr-u İlâhî’nin dünyayı aydınlatması, yerlerin-göklerin O’nun şerefiyle şereflenmesi, O’nun nuruyla aydınlatması, küfrün yerini îmânın alması, şirkin yerini tevhîdin alması ve münâfıklığın, nifâkın yerini sadâkatin alması, cehâletin yerini ilmin-irfânın alması, zulmün yerini de adâletin kuşatması… Gibi ne kadar üstün meziyetler yüce değerler varsa Hz. Muhammed ile bu cihâna doğmuştur. O nûrun içerisi dünyanın saâdeti, öbür âlemin saâdeti ile dolu. Ebediyyû’l-ebed mutlulukla dolu bir Nûr-u İlâhî’nin tecellîsi ki bu İslam’ın yeryüzüne hâkim olmasıdır.

“Elhamdülillah âlâ ni’metil İslam vel-îmân vel-Kur’an”

“Elhamdülillah Sümme Sümme Elhamdülillah”

Elhamdülillah bi-adedi halkıh ve min’el-mîzân ve müntehe’l-ilm ve mebleğa’r-rızâ ve zinete’l arş’’

 

Allâhümme Salli ve Sellim ve Bârik Alâ Muhammedin ve Alâ Seyyidinâ veNebiyyinâ ve Rasûlinâ Muhammed ve Alâ Âlî Muhammed bi-adedi ilmih.”

Sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz ki Yüce İslam Hz. Muhammedîn bağrından parladı. İslam’ın nûru ebedî ve ezelî sönmeyen ilâhî bir nurdur. Bunun parladığı yerde Hz. Muhammed’in kalbinden parlamıştır ve Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed’in kalbine inzâl edilmiştir. Onun için Allah’ı inanıp da Allah’a Peygamber müessesini inkâr etmek, Allah’ı inkâr etmektir. Aklınızı başınıza alınız!

Şimdi O Sevgili Peygamberimizin doğumundan bahsedelim:

Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm), Fil yılında Rebiyülevvel ayının 12’inci Pazartesi günü tan yeri ağarırken Mekke-i Mükerreme ’de doğdu. Fil vakası veya Peygamberimizin doğumu arasında elli gün veya elli beş gece vardı. Meşhur olan Peygamberimizin “Ashâb-ı Fil” vakasından elli gün sonra doğmuş olduğudur.  Riyâziyecilere göre; Peygamberimizin doğumu şemsî aylardan Nisan ayının yirmisine rastlamış, Mısırlı heyet bilgini Mahmud’ul-Felekî Paşa da, Peygamberimizin doğumunun Milâdî 571 yılı 20 Nisan Pazartesi gününe rastladığını hesapla tespit etmiştir.

Dakika 5:25

Peygamberimizin doğumunu bilen ve Peygamberimiz ile aynı doğumlu olanlar;

Kureyşîler arasında Peygamberimizin doğduğu zamanı bilen veya onunla aynı doğumlu olanlar vardı. Peygamberimizin Amcası Hz. Abbas, Peygamberimizden üç yaş önce doğmuştu. Hz. Abbas Hz. Âmine’nin bir oğlan çocuğu doğurduğu haber verilince, annesinin sabahleyin elinden tutup kendisini oraya götürdüğünü, Peygamberimizin (Aleyhisselâm) evlerinin ortasında yattığı yerde döşeğine ayaklarıyla vurduğunu hâlâ görür gibi olduğunu ve orada bulunan kadınların kendisini onun üzerine çekip “Öp kardeşini!” dediklerini anlatır.

Hz. Osman Ashâb-ı Güzin’den Kabâs b. Eşrime bir gün: “Sen mi daha büyüksün, yoksa Rasûlullah (Aleyhisselâm) mı?” diye sormuştu. Kabâs:

“Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) benden büyüktür. Hepimizden büyük, Allah’ın en büyük kulu, en büyük Peygamberi anlamında Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) benden büyüktür” dedi. Ben ise, doğumda O’ndan eskiyimdir. Yani ben önce doğdum ama O Allah’ın en büyük kulu, en büyük Peygamberidir. Hem de âlemlerin rahmet Peygamberidir demek getirdi. Ben Filin tersini yeşillenmiş ve değişmiş olarak görmüşümdür demiştir.

Kays b. Mahreme’nin de: “Ben ve Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Fil yılında doğduk, biz bir doğumluyuz” dediği torunu Muttalip tarafından ifâde edilmiştir. Peygamberimizin doğumu gecesinde Abdurrahman b. Avf ’ın Annesi Şifâ Hâtun’da hazır bulunup ebelik etmişti.

Peygamberimizin Doğduğu Gece Vuku Bulan Hadiselerden Bazılarına da şöyle bir göz atalım;

Hz. Osman b. Ebî’l-Âs’ı Sekafî’nin Annesi Fâtımâ Binti Abdullah der ki: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) doğumunda, Ananesi O’nu doğurduğu zaman yanında bulunmuştum. O gece evde neye baksam ancak O’nun nurlandığını evin nurla nurlandığını görüyordum” diyor. Evet, sevgili dostlarım, çünkü âlemlerin Nûr’u doğdu. Âlemlerin rahmet Peygamberi âlemlerinde Nûr’udur. Yıldızların bana yaklaştığını, sarktığını görüyor üzerime düşecekler gibi bir durumda hissediyordum. Peygamberimiz anadan sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuştu. Peygamberimiz Dedesi Abdulmuttalib tarafından, doğumunun yedinci günü sünnet ettirilmiş olduğu da rivâyet edilir.

Dakika 10:08

Abdülmuttalib’in yaptırdığı sünneti bir ikmâl mahiyeti ameliyesinde telakki ederek her iki rivâyeti bağdaştırmak mümkün görülmüştür. Sünnetli doğmuş ama O’nun töreni bir ziyafetlerle O’nun töreni kutlanmış mevlit töreni yapılmıştır (sünnet töreni). Peygamber’imiz doğduğu sırada Hz Âmine kendisine bu sıradaki develerin boyunlarını gösteren yıldız şûlesi gibi parlak bir nûrun kendisinden çıktığını gördü ki işte tâ Şam taraflarını gösteriyor oralara kadar nûrun yayıldığını görüyor ki bu bütün dünyayı İslam’ın kuşatacağının alâmetidir. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış, başını semâya kaldırmış olarak doğmuştu. Peygamberimiz doğduktan sonra, geleneğe göre sabaha kadar üzerine kapatılan çanağın yarılarak, yarığından kendisinin gözlerini semâya diktiği görüldü. “Doğrusu, biz bunun gibi bir çocuk görmedik!” dediler hayrette kaldılar.

İbn-i Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre: Benî Nâdir, Benî Kurayzâ ve Hayber Yahûdîleri, Peygamberimiz, Peygamber olarak gönderilmeden önce yanlarında ki kitaplarda Peygamberimizin sıfatlarını, hicret edeceği yerin Medine-i Münevvere olacağını öğrenmiş bulunuyorlardı. Peygamberimiz doğduğu zaman bir yıldız görülmüş Yahûdî Bilginleri bu yıldızın doğduğu gece: “Ahmed doğmuştur! Ahmed Muhammed doğmuştur!” demişlerdi. İşte o yıldız Ahmed Muhammed Mustafa’nın doğduğunun açık işareti idi.

Hz. Âişe ’den rivâyet olunduğuna göre Mekke’de ticaretle uğraşan bir Yahûdî vardı. Peygamberimizin doğduğu gece, bu Yahûdî Kureyşîlerin meclislerinden bir mecliste bulunuyordu. Yahûdî:

“Bu gece sizlerden birisinin çocuğu doğdu mu?” diye sordu.

“Bilmiyoruz!” dediler. Yahûdî:

“Vallâhi sizin bu kabahatinizden iğrendim. Bakınız ey Kureyş cemaati size söylüyorum!” hatırınızda tutunuz bu gece bu ümmetin âhir zaman Peygamberi Ahmed Muhammed Mustafa doğdu”. “Eğer yanlışım varsa Filistin’in kutsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, O’nun iki küreği arasında kırmızım tırak üzerinde tüyler bulunan bir ben var” dedi.

Ey dünya Yahûdîleri! Siz Tevrât’ta, İncîl’de, Zebur’da öz evlâdınızı tanıdığınız gibi Hz. Muhammed’i tanıyordunuz. İçinizde Müslüman olanlar oldu bu gerçeği bilenler Müslüman oldu. Ey diğer Yahûdîler! Siz neden Müslüman olmuyorsunuz? Kendi kitabınıza Tevrât’a inanıyorsanız neden Müslüman olmuyorsunuz?

Dakika 15:00

Müslüman olmuyorsanız kendi kitabınızın verdiği haberlere bile inanmıyorsunuz kendinizi kandırmayın! İşte bu Yahûdî’nin verdiği haberler, dosdoğru haberlerdi o zaman ve böylesi Yahûdî Bilginleri de zaten Müslüman oldular. Abdullah bin Selâm gibi. Evet, sevgili dostlarım, toplantıda bulunanlar Yahûdî’nin sözünden hayretlere düştüler ve dağıldılar her birisi evlerine döndükleri zaman bunu ev halklarına anlattılar. Bazılarına evdekiler, evdeki kadınlar kim varsa onlar tarafından bu gece Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu doğdu, adını da Muhammed koydular denildi. Ertesi günü Yahûdî’nin menziline girip:

“Bahis ettiğin çocuğun bizde doğduğunu öğrendin mi?” dediler. Yahûdî:

“Onun doğduğunu, onun doğumu benim size ve verdiğim haberden sonra mıdır yoksa önce midir?” diye sordu.

“Öncedir ve ismi de Ahmet’tir,  Muhammed’dir” dediler. Yahûdî:

“Beni ona götürünüz!” dedi. Yahûdî ile birlikte kalkıp Hz. Âmine’nin evine gittiler, içeri girdiler, Peygamberimizi Yahûdî’nin yanına çıkardılar. Yahûdî Peygamberimizin sırtındaki beni (Peygamberlik mührü)nü görünce üzerine fenalık baygınlık geldi bayıldı, sonra ayıldı. “Yazıklar olsun sana ne oldun?” dediler.

İşte efendiler, bu zihniyet ne kadar sakat bir zihniyet. Bakın hem Peygamberi Tevrât’ta geleceğini O âhir zaman Peygamberinin geleceğini biliyor hem de bakın İsmâil (Aleyhisselâm)’ın soyundan geldiğini de biliyorlar. Ama illâ kendilerinden saymadıkları için bakın onun Peygamberliğini çekemiyorlar, kabullenemiyorlar. Yahûdî zihniyetinin içinde böyle bir karayılan yatmaktadır. Yahûdî: “Artık İsrâiloğullarından peygamberlik gitti, ellerinden kitap da çıktı” dedi. Bakın doğru düşünmüş olsa bu adam, bugün İsrâiloğulları İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın İshâk Yâkub’ tan geliyor. Hz. Muhammed de İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın oğlu İsmail’den geliyor ve Peygambere Allah tâyin ediyor. Allah’a inansa bu zihniyet bu Yahûdî zihniyeti Peygambere inansa bakın Peygamber İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın torunlarından İshâk’ın soyundan Yâkub ‘un soyundan olmasa ne olur, İsmail’in soyundan olsa ne olur, İsmâil’in soyundan olsa ne olur? Bunu Allah tâyin ediyor. Bakın Allah’a karşı koyduklarını bu Yahûdî zihniyeti bir türlü anlamıyor. Allah’a karşı koyuyor, Allah’ın takdirini bozmaya kalkıyor, Allah ile savaşa kalkıyor haberi yok. Hâlâ bu Yahûdî zihniyeti bakın öyle bir Siyon zihniyeti ki öyle bir ırkçılık öyle bir Siyon zihniyeti var ki, kendinden başka kimseyi kabul etmek istemiyor Allah’a da karşı koyuyor, peygamberleri tanımıyor. Zaten bunlar tarihte nice peygamberleri katlettiler, öldürdüler ve nicelerine inkâr ettiler ve nicelerine karşı koydular. Hz. Muhammed’i de öldürmek için her yola başvurdular. Bu Yahûdî zihniyeti budur bu Siyon zihniyetidir. İçinde doğrulara, dürüstlere,  Tevrât’a inanlara, Mûsâ’nın yolundan sapmayanlara ve gerçeği görüp Müslüman olanlara bir sözümüz yok. Ama içindeki bu Siyon, ırkçı mı ırkçı,  Siyon mu Siyon, Emperyalist mi Emperyalist, insanlığın baş şeytanı mı baş şeytanı, baş İblîs’i mi baş İblîs’i bunların içinde bulunmaktadır bunlar gibi olan herkes aynıdır.

Dakika 20:50

Yahûdî bilginlerinin kıymeti ve itibarları kalmadı artık dedi. Hâlbuki kıymet nerededir? Yahûdî’likte veya başkasında değil, îmânda ve İslam’da, amel-i sâlihtedir, takvâdadır itibar kıymet.  Allah neye değer veriyorsa değer oradadır. Bunlar ise ırkçılıkta arıyorlar. Her şey bizim olsun başkasının olmasın diyen bir zihniyet. İşte bu yüzden tarih boyunca bunların başına gelmedik belâ, musibet, azâb, Allah’ın gazâbından hiç kurtulmadılar. Çarpıla çarpıla geldiler hâlâ çarpılarak devam ediyorlar yine yakındır çarpılmaları. “Bu onların öldürecekleri hakkında verilmiş bir hükümdür”. Bakın başkalarından peygamber gelmesini kendilerine ölüm kabul ediyorlar. Dikkat et! Ne kadar yanlış, çünkü O Peygambere îmân etmeyecekler, O’na karşı düşman olacaklar O Peygamberin mensuplarıyla, Müslümanları ile savaşacaklar başlarına gelecek belâları hesap ediyorlar da îmân etmeyi, Müslüman olmayı bir türlü içlerine sindiremiyorlar. “Araplar peygamberlikle kurtuluşa ereceklerdir” diyor bak Yahûdî diyor bunları. İşte Müslüman olsan sen de aynı değerde devam edeceksin. Çünkü İslam’daki değer takvâdadır üstünlük. Ey Kureyş cemaati! Bakın yine Yahûdî konuşmaya devam ediyor “Ferahlandınız, sevindiniz mi?” Vallâhi size haberi doğudan-batıya kadar ulaşacak bir satvet bir hamle atılım verilecektir” dedi. Bu Arap’ı yükselttiği gibi Müslüman olan Arap’ı yükseltecek, yüceltecek ama her Müslümanı yüceltecek, yükseltecek sadece Arap’ı değil ki. Yahûdî’nin yanılgısı bakın devam ediyor gerçeği biliyor ama gerçeğe îmân etmiyor.

İbn-i İshâk’ın rivâyetine göre: Hassan Bin Sâbit değmiştir ki: “Ben 7-8 yaşlarında duyduklarımı kavrayabilecek boylu poslu bir çocuktum diyor. Bir gün Yesrip’de (Medine)’de bir Yahûdî’nin bir köşkün üzerinden en yüksek sesle: “Ey Yahûdî cemaati!” diye bağırırken işittim. Yahûdîler etrafına toplanınca ona: “Allah cezânı versin ne oldu sana?” dediler. O da: “Ahmet’in doğumunda doğacak olan yıldızı bu gece doğdu!” dedi. Bakın Peygamberimizin doğduğunu onun yıldızını biliyor, görüyor, anlıyor ama feryâd ediyor. Sevineceği yerde feryâd ediyor.

İbn-i İshâk der ki: “Hassan Bin Sâbit’in oğlu Abdurrahman’ın oğlu Saîd’e Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Medine’ye geldiği zaman, Hassan Bin Sâbit kaç yaşında idi?” diye sordum.

Dakika 25:00

Hassan: “Altmış yaşında idi Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ise elli beş yaşında iken Medine’ye geldi.” dedi bu haberlerin hepsi doğru. Demek ki Hassan o Yahûdî’nin sözlerini yedi yaşında iken işitmişti. Hafız Bakî Bin Mahled’in tefsirinde de bildirildiğine göre Şeytân-i Lâin lanetlendiği ilâhî rahmetten uzaklaştırıldığı zaman… Buraya da dikkat et! Şeytân-i Lâin lanetlendiği ilâhî rahmetten uzaklaştırıldığı zaman, bulunduğu makâmdan itilip aşağıya atıldığı zaman, Peygamber’imiz doğduğu zaman, Fâtiha-tül kitap indirildiği zaman feryâd etmiş çığlık koparmıştır. İşte Peygamber’imiz doğduğu zaman çığlık atanlardan, feryâd edenlerden biri de İblîs’tir İblîs; şeytanların, gâvurların başıdır başı. İşte görüyorsunuz firavunların önderi, nemrutların önderi, tâğutların önderinden biri önderlerinden biri İblîs’tir. Bakın Müslüman olmak istemeyen Yahûdî feryâd ediyor İblîs’te feryâd ediyor. Ey Yahûdî İblîs ile berâber olduğuna dikkat et! Ey Müslüman düşmanı Yahûdî sana söylüyorum. İslam düşmanı olan herkese söylüyorum. İşte Peygamber Muhammed’in düşmanı olan herkese söylüyorum. Siz İblîs ’in adamısınız bundan vazgeçiniz. İblîs Hz. Muhammed doğduğu zaman feryâd edenlerden biri o idi. Aklın varsa, izânın varsa azıcık Müslüman ol o Peygamberin nûrundan faydalan, karanlıktan kurtul! Küfrün, şirkin, zulmün karanlığından kurtul! Îmânın, İslam’ın aydınlığına gel! Bütün peygamberler birbirinin kardeşidir ve Müslümandırlar. Mûsâ’yı kabul ediyorsan Îsâ’yı kabul etmiyorsan senin neren adam, neren Müslüman? Sen Îsâ’yı kabul ediyorsun Mûsâ’yı kabul edemiyorsun biri de böyle, biri de Mûsâ’yı kabul ediyor Muhammed’i kabul etmiyor biri de böyle. Bunların hiçbiri Müslüman değil. İlam îmânında ne var? Bütün peygamberlerin tamamını peygamberliğini İslam îmânı tasdik eder. Bütün ilâhî kitapları İslam îmânı tasdik eder. Kur’an-ı Kerim geçmişin bütün değerleri için ilâhî kitaplar için o peygamberler için Kur’an-ı Kerim’in mü’mindir, müheymindir, musaddiktir. Hz. Muhammed onun mü’minidir, müheyminidir, musaddikidir. Ey aklım var diyen adam! İslam îmânı bütün değerleri içinde toplayan bir gerçek hakîkatin tâ kendisi olan bir îmândır. Biz hatırlatıyoruz. Hiçbir peygambere İslam îmânı toz kondurmaz. Biz Hazreti Muhammed’in şeriatına O’na tâbî oluruz ama Mûsâ’nın, Îsâ’nın ve diğer bütün peygamberlerin peygamberliğini tasdik ederiz toz kondurmayız. Meryem Annemiz bizim annemizdir toz kondurmayız. Gerçek Tevrât bizim Kur’an-ı Kerim mü’min, müheymin, musaddik olarak muhafaza ettiği hak Kitap bizim Kitâb’ımızdır ve onu biz tasdik ederiz. Gerçek Tevrât’ı uydurma Tevrât’ı değil, uydurma İncîl’i değil; gerçek İncîl’i, gerçek Tevrât’ı, gerçek Zebur’u Kur’an-ı Kerim tasdik eder onun mü’mini, müheymini, musaddikidir.

Dakika 30:20

Onun için ey dünya İslam’ı tanı! Senin aradığın her yüce değer İslam’ın içinde var onun îmânında var. Bâtıl inançları îmân olarak seçerseniz sizi cehenneme tepetakla götürür biz hatırlatıyoruz. Bâtıl inançlar, şirki îmân diye seçersen putlarla cehennemi doldurursun. Sen bilirsin biz hatırlatıyoruz.

Evet, sevgili dostlarımız, demek ki İblîs ve onun gibiler, Peygamberimiz doğduğunda feryâd ettiler. Niye? Artık Hz. Muhammed’e ve Müslümana güçleri yetmeyeceğini anladılar. İhlâs sahibi Müslümana şeytanların gücü yetmez. Ey Müslüman, ihlâs sahibi ol şeytanın gâvurun emrinde oyuncak olma, maymunlara dönme, batıyı-doğuyu taklit etme ey Müslüman! Sen kendi değerlerinle artık izzetin hepsi sende olduğunu da unutma! Çünkü izzet Allah’tadır, Peygamber’dedir, Yüce İslam’ın değerleri ile de mü’min Müslümanlardadır.

Evet, sevgili dostlarımız, yine Peygamberimizin doğduğu gece de Kisrâ’nın sarayından 14 şerefe yıkıldı (sütunlar) yıkıldı. Niye? Kisrâ kimdir? Îran’ın hükümdarlarına o zaman Kisrâ deniyordu ve Mecûsî idiler ateşe tapıyorlardı. Çünkü o da şirkin büyüklerinden biri de ateşperestliktir. Bakın ne oldu orada da? Kisrâ’nın sarayında 14 sütun (şerefe) yıkıldı. Yani şirk kökünden kazınacak, putlar kırılacak, yıkılacak, atılacak dünyaya gerçek îmân ve onun nûru, onun adâleti, onun sulh ve barışı egemen olacak.

Evet diğer bir alâmet de Îran’lıların 1000 yıldan beri hiç sönmeden yanan ateş gedeleri, (ateşleri) taptıkları o ateş gedeleri sönüverdi. Save Gölü’nün suyu çekildi, Semâve Vâdî’sini su bastı oralarda taştı. Îran baş kadısı ve din adamı Mûbezan aynı gecede rüyasında takım bir takım serkeş develerin, bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtikleri ve Îran topraklarına yayıldıklarını gördü.  Artık insanlığı şirkten, küfürden kurtarmak için İslam orduları alabildiğine dünyanın her tarafına ne yapacaklar? Cihâd yolu ile gelecekler insanlığın kurtuluşuna vesile olacaklar. İşte rüyasında o bunu gördü. Kim bu adam? Îran baş kadısı, Mecûsî’lerin baş hâkimi ve din adamı Mûbezan denilen bir kişi aynı gecede rüyasında: “Bir takım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini ve Îran topraklarında yayıldıklarını gördü rüyasında.” Peygamberimizin doğduğu gece unutma!

Dakika 35:00

Îran Şâhı yani o zamanki (Kisrâ) sabaha çıktığı zaman karşılaştığı hadiseden çok korktu. Çünkü Sarayı’nın şerefeleri yıkıldı ortada bir neden görünmüyor. Allah tarafından, Hz. Muhammed’in doğumu ile bu alâmetleri dünyada zuhur etti. Bunu bir müddet belli etmemeye çalıştı ise de Kisrâ sonradan vezirlerinden ve Mecûsî ulularından saklamamayı uygun gördü. Tâcını giydi, tahtına oturdu onları huzuruna dâvet edip topladı. Kendilerine:

“Ben sizi ne için topladım, haber saldığımı biliyor musunuz?” diye sordu.

“Biz hükümdarın, bu hususta bize vereceği bilgiden başka bir şey bilmiyoruz!” dediler.

O sırada Îran’lıların ateş gedelerin söndüğünü bildiren mektupta Kisrâ’nın üzüntüsünü büsbütün artırdı. Mûbezan:

“Allah hükümdara iyilikler versin. Ben de bu gece bir rüya gördüm diyerek, bir sürü develerin bir sürü yürük atları Îran topraklarına doğru kovalayıp getirdikleri hakkındaki rüyasını anlattı. Kisrâ:

“Ey Mûbezan acâba bu neye işaret olabilir?” diye sordu.

Mûbezan meclistekilerin en bilgilisiydi. “Araplar tarafından mühim bir şey vuku bulacağına işaret olabilir” dedi. Bunun üzerine Kisrâ hemen bir yazı yazdı ve yazısında:

“Krallar kralı Kisrâ’dan Nûmân bin Münzîr’e: İmdi bana hemen bir ilim adamı gönder ki kendisine bazı şeyler sormak istiyorum” dedi. Nûmân bin Münzîr Kisrâ ’ya Abdül-Mesîh b. Amr b. Hayyânil Gassâni’yi gönderdi.

Abdül-Mesîh gelince Kisrâ: “Senden sormak istediğim şey hakkında sende bir bilgi var mı?” diye sordu. Abdül-Mesîh hükümdar:

“Soracaklarını bana bildirsin. Eğer o hususta bir bilgim varsa sorusunu cevaplandırırım, cevaplandıramazsam bunu cevaplayabilecek birisini haber veririm” dedi.

Kisrâ: “Gördüklerini Abdül-Mesîh’e anlatınca Abdül-Mesîh, bu husustaki bilgi Meşârif-i Şam’da oturan Dayım Satîh’te var” dedi. Kisrâ:

“Öyleyse sen hemen ona git! Sana sorduğum şeyleri ona sor, cevabını bana getir!” dedi. Abdül-Mesîh:

“Hayvanına atlayıp ölüm hâlinde iken Satîh’in yanına ulaştı, ona selâm verdi sıhhat ve afiyet dileğinde bulundu. Fakat Satîh, hiç cevap vermedi. Bunun üzerine Abdül-Mesîh:

“Yemen diyârının ulu kişisi sağır mıdır, yoksa işitiyor da aldırış etmiyor mudur? Yoksa ölüp gitti de bizleri büsbütün yeis içinde mi bıraktı?” dedi ve:

“Ey mühim ve müşkül meseleleri çözümleyicisi Şeyh!” dedi. Bir büyük ve sayılır cemaatin Şeyhi olan hemşire zâdem! Acem Şahı tarafından gönderilmekle dağ ve düz, gece ve gündüz demeden ve yollardaki tehlikelere aldırış etmeden son süratle sana geldi.” dedi. (Yani kendi geldiğini anlattı).

Dakika 40:10

“Bütün bilgiçlerin âciz kaldığı büyük işlere senden sorup öğrenmek ister.” meâlindeki 7 beyitlik kasidesini de okudu.

Satîh Abdül-Mesîh’in şiirini işitince başını kaldırdı, gözlerini açtı ve: “Abdül-Mesîh devesine binerek acele Satîh’e geldi. Ama o şimdi ölmek kabre girmek üzeredir”. Yani ben ölmek üzereyim, kabre girmek üzereyim dedi. “Seni bana Sâsân oğullarının hükümdarı gönderdi.” Sarayı’nın sarsılması, yanan ateş gedenin sönmesi neye delâlet ettiğini soruyor bir de Mûbezan ’ın gördüğü rüyasının yorumunu istiyor ki, Mûbezan rüyasında:

“Bir alay serkeş develerin bir yürük atların kovalayarak Dicle’yi geçip, Îran topraklarına dağıldığını görmüştü”.

“Ey Abdül-Mesîh! Ne zaman ki İlâhî Vahyin okunması çoğalır ve âsâ sahibi gönderilir, Semâve Vâdîsi taşar, Save Gölü’nün suyu çekilir, Farslıların ateş gedeleri söner. Artık Şam Satîh’in Şam’ı değildir. Yıkılan şerefeleri sayısınca da onlardan kral ve kraliçe gelir ve artık olacak olur” dedi ve olduğu yerde öldü. Abdül-Mesîh gelip Kisrâ’nın huzuruna çıktı Satîh’in sözlerini ona haber verdi. Kisrâ:

“Demek bizden 14 hükümdar çıkıncaya kadar hâkimiyetimiz sürüp gidecek” dedi. Fakat 4 yıl içinde onlardan 10 hükümdar gelip geçmiş kalan dördü de ancak Hz. Osman’ın halîfeliği zamanına kadar hüküm sürebilmiştir. Kisrâ’nın Sarayı 22 şerefeli idi yıkılmayıp kalanı ibret için kalmıştı. Yoksa hepsi yerle bir edilirdi. Save Gölü “Hendan ile Kum” arasında eni ve boyu 6 fersahlıktan fazla olup gemi diye anılırdı. Gölün suyu çekildikten sonra yerine Save şehri kurulmuştu. Semâve ise “Kûfe ile Şam” arasında Kerp arazisinden taşsız bir çöldü.

İşte aynen görülen rüyalar da görüldüğü gibi İslam orduları dünyanın her tarafına yıldırım hızıyla gidiyorlar. Trablusgarp’tan al Mâverâünnehir’e kadar Îran toprakları Kisrâ’nın bütün hükümdarlıkları ortadan dünyanın bütün süper Devletleri bir bir yıkılmaya başladılar. Ey Müslümanlar bir araya gelin, bir olun, bütün olun Allah’ın emrinde birleşin! Allah’ın emrine hazır ol vaziyette “Lebbeyk” deyin! Maddî-manevî güçlerinizi birleştirin, Allah’ın emriyle hareket edip Hazreti Muhammed’e tâbî olun! Yeniden şu dünyanın kurtuluşuna vesile olunuz. Dünyanın kurtuluşu İslam’a bağlıdır, Müslümanların birliğine, berâberliğine bağlıdır. Müslümanlar görevini yapmazlarsa işte bir asırdır Müslüman kanı akıyor, Müslüman gözyaşları akıyor, dünya zulmün altında inim inim inliyor. Ey Müslüman, hem kendini kurtar hem de dünyanın kurtulmasına vesile ol! Bu ancak İslam ile olacak iştir Allah’ın emrinde bir bütün olmak şartıyla.

Dakika 45:20

Emir Allah’tan tâbî olacağın şeriat Hz. Muhammed’in şeriatı. İşte âmiri-me’muru, resmisi-gayri resmîsi, işçisi-patronu Allah’ın emri ile hareket edilirse birlik berâberlik içinde hem Müslümanlar kurtulacak, hem de dünyanın kurtuluşuna vesile olunacaktır. Biz bunları hatırlatıyoruz. Bütün insanlığın kurtuluşu İslam’a bağlıdır Müslümanın görev yapmasına mücahit ve kahramanlığına bağlıdır. Görevini yap! O zamanın süper Devletlerini yıkan insanlığı putlardan, şirklerden, zulümden kurtaran cehâletin yerine ilmi-irfânı dolduran o zamanın Müslümanı görevini yaptı. Şimdiki Müslümanlar da görevlerini yaparlarsa hem kendileri azîz olurlar, hem de dünyanın kurtuluşuna vesile olurlar. Allah’a itaat etmezsen çekeceğin vardır. Allah’a itaat et, isyân etme! Hem Müslümanım deyip de hem de başkalarını taklide özenme! Ey Müslüman gençler, kızı ile oğlu ile Müslüman gençler, Doğu’yu-Batı’yı taklit etmeyin! İslam’ın yüce değerlerini tanıyın, Allah’ın emrinde kul olun, Hz. Muhammed’e tâbî olun! Ondan sonra bütün ilimler ile tanışın; kitâbî ilimler, kevnî ilimler ile tanışın! Taklitten vazgeçin! Falanca filozof şöyle demiş, filan böyle demiş bu seni-beni bağlamaz. Allah’ın emri bağlayıcıdır, Peygamberin getirdiği şeriat bağlayıcıdır, Allah’ın bize teklifidir. Muhammedî şeriatı Allah bize teklif etmiştir. Bu şeriatı uygulayın, yerine getirin, bu şeriata göre Müslümanlığınızı yapın diye Emr-i ilâhî, Teklif-i ilâhî akıl baliğ olan kız-oğlan her Müslümana bu Teklif-i ilâhî vardır, her insana vardır. Îmân eden, amel-i sâlih işleyen, görevini yapan Müslümandır. Bunları yerine getirmeyen, îmân etmeyen daha işin başında her şeyi kaybetmiştir. Îmân etmiş amel-i sâlihi yapmıyor.  O da başarının başlangıcında duraklamaktadır. Aklını başına al! İnandığın değerleri yaşa, uygula, tatbik et ey Müslüman! Bir kısmı da Müslüman görünüyor, dışı Müslüman içi gâvurdan beter. Bu da münâfıklardır ihânetle kaynayan zihniyetin tâ kendisidir bu da. Onun için Yüce Allah bizleri Müslümanları şirkten, küfürden, nifâktan, şikaktan, kötü ahlâktan, küfrün her çeşidinden, zulmün her çeşidinden, cehâletin her çeşidinden bizleri korusun Cenab-ı Hak. Îmân-ı kâmil, amel-i sâlih olan ihlâs ile Allah’ın emrinde “Lebbeyk” diyen kullarından eylesin. Bütün dünya Müslümanlarına birlik-berâberlik îmân kardeşliğini nasîb eylesin. Gerçek kardeşlik îmân-İslam kardeşliğidir.

Dakika 50:00

Ey Müslüman bu kıymetini bil kardeşini tanı! Kardeş kardeşe zulmeder mi? Kardeş kardeşe, îmân kardeşleri birbirine kötülük düşünebilir mi? Malına-canına, kanına kast edebilir mi?  Kendi canı nasılsa kendi kanı, kendi nefsi, kendi namusu, haysiyeti ve şerefi neyse karşıyı da böyle görmez mi? Senin anan sana ne kadar kıymetli ise, karşıdakinin annesi de senin için kıymetli olmak zorundadır. Kendi namusunun kıymetini biliyorsan, karşının namusunun da kıymetini bilmek zorundasın. Evet, dünyayı açık kerhaneye çevirmişler, bunun adını da şu veya bu sistem diye koymuşlar. Namusun yerine namussuzluğu koymuşlar, adâletin yerine zulmü koymuşlar, îmânın yerine küfrü koymuşlar, ilmin-irfânın yerine cehâleti koymuşlar. Bunların içinde sen kahramanca bir dağ canavarlarının içinde Aslanın kükrediği gibi ey Müslüman kükre! Aslanlar bir araya gelsin ki bu dünya bu gidişattan bu yanlıştan doğruya çevirmek için bu canavarların karşısına Aslanların çıkması gerekiyor. Bu da ne ile olur? İlim-irfân ile olur, yanlışın yerine doğruyu koymakla olur. Bütün dünya Müslümanları İslam’a Kur’an-ı Kerim’e sarılırlarsa, görevlerini yaparlarsa, Allah’ın yardımı oradadır. Zafer ve başarı da oradadır. Zafer Allah’tandır ama çalışana! Çalışacaksın gayret edeceksin. Hz. Muhammed âlemlerin rahmet Peygamberi (Aleyhissalâtu Vesselâm), yatakta fethetmedi cepheleri, hep cephelerde savaşarak. Ve vahyi ilâhîyi hem yeryüzünün en büyük kâinatın, Levh-i Mahfûz’un Üniversitesi’nde hem insanlığı okutuyor ilim-irfân ile hem de cephelerde cihâd ediyor. Bir avuç ümmeti kahraman askeri İslam askeri ile cephelerde de küfre karşı savaşıyor. Îmân aslanlığını gösteriyor. Küfür, küfürlüğünü gösterince îmân, îmânlığını göstermeyecek mi? Onun için şehitler, gâzîler İslam âlimleri bu işin başına çekiyorlar. İşte İslam âlimleri ile şehitlerle biz bu zaferleri kazanarak geldik bugünlere. İlmin, âlimin, şehidin, gâzînin kıymetini bileceksin! Evet, protokolde Peygamber, Sıddık, Şehit ve Sâlihler önde geliyor, diğer Müslümanlar da bunlara tâbî oluyorlar, onların izinde gidiyorlar, kendi kafasına göre değil. Kendi hevâsını ilâhlaştıranlar bu gök kubbenin altında en büyük günah işleyenleredir. Kafasına göre değil, Allah’ın Hz. Muhammed’e inzâl ettiği şeriatın kurallarına göre yaşayacaksın, görev yapacaksın. Şeriatın okulları da işte yeryüzünü okutarak gelen okullar var. Bunun adını meselâ Hanefî koymuşlar, Mâlikî koymuşlar, Şâfîi koymuşlar, Hanbelî koymuşlar. Bunları yeryüzünden İslâmî kaynaklara, delillere göre insanlığı okutan, doğru okutan en üst düzeyde müçtehitler okuludur bura. Okulun adının Hanefî olması, Mâlikî olması, Şâfiî-Hanbelî olması içindeki dersi değiştirmiyor. İçinde bunların okunan ders; Kur’an-ı Kerim, sahîh sünnet, icmâ ve kıyas, aslî ve ferî deliller hepsinde de aynı. Onun için bunlar hak mezheptir denmesinin sebebi bu işte, bunlar ilmî bir yarıştır buradaki. Hepsi Yüce İslam’ı doğru anlamak, doğru anlatmak, bilmeyenlerin bilenlerden faydalanması işte okul zaten, müçtehitler düzeyinde en mükemmel okul bunlar.

Evet, sevgili dostlarımız, işte hep berâber dertleniyoruz. Birbirimize fikir vermek fikir terakkisinde bulunmak gerçekleri birbirimize takdim etmek birbirimizin görevidir bunu yapmaya çalışıyoruz. Yüce Allah dünya Müslümanlarına başarılar nasîb eylesin. Birbirinin kardeşi olduğunu ve birbirinin yanında hepsinin değerli olduğunu yanlışları birlikte gidermek için elden gelen gayretinde gösterilmesini Müslümanlardan istiyoruz. Çünkü kendimize söylerken onlara da hatırlatıyoruz.

Dakika 56:58

 

 

 

 

(Visited 54 times, 1 visits today)