İslam Tarihi Ders 62

İslam Tarihi Ders 62

62- İslam Tarihi Ders 62

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok sevgili ve muhterem izleyenler!

Huzeyl Kâhinin Peygamberimiz Üzerindeki Teşhisi;

Câhiliye devrinde Arapların Hac mevsiminde başlıca üç panayırı olup birisi Arafat’ın arkasında Zülmecâz’da, ikincisi Merruz-Zahrân’da Mecenne’de, üçüncüsü de Nahle ile Tâif arasında Ukâz’da kurulurdu. Ukâz panayırı Arap panayırlarının en büyüğü idi. Her yıl Arap kabileleri burada toplanırlar şiir ve övünme yarışları, alışverişler yapılırdı. Buranın bozulan pazarı Mecenne’de daha sonra da Zülmecâz’da kurulur Zilhiccenin ilk günden “Terviye” yani sekizinci güne kadar devam eder. O gün Mina’da olurlardı. Zülmecâz panayırında Arraf yani (Kâhin-müneccim) bulunurdu. Zülmecâz panayırı kurulduğu zaman küçük çocuklar oradaki Hevâzin Arraf’ına götürülür o da onlara bakardı. Halime Hâtun da Peygamberimizi Arrafa göstermeye götürmüştü. Arraf Peygamberimize, Peygamberimizin gözlerindeki kırmızılığa ve iki küreği arasındaki Peygamberlik hâtemine bakınca:

“Ey Huzeyl cemâati, ey Arap cemâati, ey Ukâz halkı!” diyerek seslendi. Panayır halkı toplandılar. Arraf:

“Şu çocuğu öldürünüz!” dedi.

İşte böyle hakkın karşısında sinekler kendini kayalara çarparlar, kayayı sarsacaklarını zannederler. Gâvur aklı, Arraf aklı bak buradaki Arraf bu Kâhin tam gâvur aklında, Yahûdî aklı. Çünkü onlar hep peygamberlerini öldürmüş, Allah’ın takdirinin önüne geçeceklerini zannetmişler. Arraf öyle dedi. “Şu çocuğu öldürünüz! Çünkü O’nda hükümdarlık alâmeti vardır” dedi. Bakın gerçeği görüyor takdir edemiyor.

Halime Hâtun, hemen oradan Peygamberimizle birlikte halkın arasına karıştı gitti. Toplanmış olan halk:

“ Hangi çocuk o!” diye soruyorlar. Arrafta:

“Şurada bulunan çocuk!” diyor fakat toplum hiçbir şey göremiyorlardı. Arrafa:

“Yok, öyle bir çocuk!” diyorlar. Arraf ise:

“Bir çocuk görmüştüm.” diyor.

İşte Allah iki gözünü de kör edip cehenneme tepetakla atacak gâvurlar var. Müslüman olmadığı takdirde sonuç budur. O galebe çalıp sizin dindarlarınızı öldürecek. Bakın Peygamberimizin hak ile hükmedeceğini,  bâtılı devireceğini,  putlarınızı kıracak diyor bakın, adam putperest. Onun için sizi yenecektir diyor. Bakın burada onun Yüce Allah’ın tâyin ettiği bir defa Allah’ın desteklediği kişiye kimsenin gücü yeter mi? Bak burada Kâhin aklı gâvur aklı bakın O çocuğun ileride büyük bir zât-ı muhterem olacağını biliyor ama onu yok etmek istiyor. Tam bir gâvur aklı.

Dakika 5:25

Peygamberimiz Zülmecâz panayırından başka Ukâz panayırında da arandı ise de bulunamadı. Görüyorsunuz O’nu tâ çocukken öldürmek için her yola başvuruyor. Gâvur güneşi gözünü yummakla gözünün kaybolacağını zannediyor.  Kendisi karanlıkta kalacağını güneşe hiçbir şey olmayacağını bir türlü aklı ermeyen bu îmânsız kalp gözü kör olanlar bunlar.

Halime Hâtun, Peygamberimize toplumdan hiç birisini sataştırmadan konak yerine kadar götürdü. Halime Annemiz çok akıllı, zeki zeki bir kadın. Arraf oraya da gelip kondu. Görüyorsunuz, Arraf oraya da gelip konunca komşular çocuklarını ona götürüp bakırdılar. Halime Hâtun Peygamberimizi götürüp baktırmaktan kaçındı. Fakat bir ara dalgınlık edince Peygamberimiz gölgelikten dışarı çıktı. Arraf Peygamberimizi görür-görmez yanına çağırdı. Daha 5-6 yaşında bir çocuk bu. Peygamberimiz onun yanına varmayıp çadıra girdi. Görüyorsunuz Sevgili Peygamberimiz daha çocukken de daha küçük çocuk ama ne kadar akıllı. Çünkü bir Peygamber adayı, nur topağı, âlemlerin rahmet Peygamberi… Arraf, Peygamberimizi dışarı çıkarmaları için uğraştı durdu ise de Halime Hâtun çıkarmaktan kaçındı ve çıkarmadı. Arraf: “Bu çocuk Peygamberdir! Bu çocuk Peygamberdir!” dedi. Çok sürmeden Arraf aklını kaybetti ve ölüp geberip gitti o Arraf, O Peygamberi öldürün diyen. Bakın bu Arraf hem aklını kaybetti hem geberdi gitti. Cehenneme ebediyyû’l-ebed odun olacaktır ama canlı bir odun. Yanacak yok olacağı zaman dirilecek, tekrar yanacak. Cehennemin canlı odunları böyledir. Cehennemin odunları insanlar ve taşlardır. İnsanlar canlı olarak cehennemin odunudurlar. Gâvur insanlar, İslam düşmanı, îmân-Kur’an düşmanı, Hz. Muhammed’in düşmanları hep cehennemin odunlarıdırlar.  Ey dünya! Îmân et de kendini de kurtar, gâvurluğuna vesile olduğun sapıttığın insanları da kurtar. Çünkü sen sapıyorsun,  bir de başkalarını da sapıtıyorsun. Allah’ın hışmına çarpılıyorsun başkalarının da Allah’ın hışmına çarpılmasına çalışıyorsun. Ey îmânsızlar, îmân-İslam düşmanları! Kendinizi de kurtarın, sapıttığınız insanları da kurtarın! Biz hatırlatıyoruz işte gerçekler.

Evet, bu bütün size verdiğimiz tarihi haberler kesin güçlü kaynaklara, delillere dayalıdır. Sevgili dostlarımız, belgesi olmayan hiçbir haber vermek istemiyoruz.

Dakika 10:05

Evet, sevgili dostlarımız, Peygamberimizin doğumu ile ilgili hadiseler karşısında bir Yahûdî topluluğunun tutum ve davranışına şöyle bir bakalım;

Hz Âmine Annemiz Peygamberimizi emzirmek üzere Halime Hâtuna teslim ederken gerek hamilelik, gerek doğum sırasında gördüklerini haber verip: “Oğlumu koru!” diyerek tembihatta bulunmuştu. Halime Hâtun yurtlarına uğrayan bir Yahûdî cemaatine:

“Siz bu oğlum hakkında bana bir şey söylemeyecek misiniz?” deyip Hz. Âmine’nin kendisine tavsif ettiği gibi:

“Ben O‘na hamileyken şöyle, O’nu doğurgumda rüyada da şöyle gördüm” diyerek görülenlere anlatınca Yahûdîler birbirilerine:

“Onu öldürünüz!” dediler.

Görüyorsunuz bu da tam Yahûdî’nin gâvur Yahûdî aklıdır. Çünkü kendi kitabına inanan Yahûdîler hiç kendi kitabının haber verdiği, Tevrât’ın haber verdiği, İncîl’in haber verdiği, bütün peygamberlerin haber verdiği, bir Peygamberi öldürmek ister mi? Bakın, peygamberleri öldüren Yahûdîler Peygamberimizi de öldürmek için çalışan Yahûdîler Tevrât’a inanmadıkları bunların İncîl’e inanmadıkları, Mûsâ’ya- Îsâ’ya ve diğer peygamberlere inanmadıkları ortadadır. Tam bunlar kâfir mi kâfir, kâtil mi kâtil, hâin mi hâindirler. Çünkü kendi peygamberlerini öldürerek gelen zihniyet bunlar.

Şimdi bakın Yahûdîler: “Bu çocuğu hemen öldürünüz!” dediler. Halime Hâtun da:

“O yetim midir?” diye sordular. Halime Hâtun:

“Hayır, şu O’nun babasıdır, ben de O’nun annesiyimdir” dedi. Yahûdîler:

“Eğer yetim olaydı onu muhakkak öldürüldük” dediler.

Görüyorsunuz burada Halime Annemizin yine çok zeki akıllı bir davranışı oldu. Peygamberimizin gerçek yetim olduğunu Yahûdîler Tevrât’ta okumuşlardı yetim olduğunu olacağını. Halime Annemize onların o zihniyetini çeldirtmek için ne dedi:

Bunun annesi yani (sütannesi) benim (sütbabası) da beyini göstererek gerçek baba gerçek anneymiş gibi gösterdi ki çocuğu ölümden kurtarmak için.

Halime Hâtun Peygamberimizi hemen oradan götürüp kendi kendine:

“Az kalsın emânetimi harap edecektim!” dedi

Görüyorsunuz ey dünya, bâtıl hakkı yok etmek için elinden gelen gayreti göstermektedir. Ey hakkın adamları! Bâtıla karşı sıkı durun bâtıl yok olacaktır yok olmaya mahkûmdur sen hakkı müdafaa ettiğin müddetçe. Hakkı müdafaa etmezsen bâtıl seni yutar. Aklını başına al! İşte görüyorsunuz daha o nur doğmadan söndürmeye çalışan, doğar-doğmaz o nûru söndürmeye çalışan, insanlığı ebedî karanlıkta ve cehenneme sürükleyen zihniyet bâtıl zihniyettir.

Dakika 15:15

O şanlı rahmet Peygamberi insanlığın tümünün kurtuluşuna gelen O rahmet Peygamberini de öldürmek için bakın her yola başvurdular. Allah’ım koruduğunu da kimsenin bir şey yapamayacağını da iyi bilmek lâzım. Ama Müslümanın bir görevi var; bâtıl çalışıyorsa Müslüman daha iyi çalışacaktır. Bâtıl eğer cesâretli ise Müslüman dünyanın en büyük şecaat sahibi kahramanı olacaktır. Bütün özellikler, güzellikler, yükseklikler Müslümandadır. Ey Müslüman! İslam ile sen aziz olman gerekiyor. Çünkü izzet Allah’ta, Peygamberde ve mü’min Müslümandadır. İslam’dan Müslüman izzetini alır. Çünkü İslam’ın her şeyi hakîkattir hak ve gerçektir.

Peygamberimizin göğsünün yarılışı ve ümmetinden bin kişi ile tartılışı;

Nice bin kişilerle tartıldı O, hepsinden ağır geldi ağır geleceği de açığa çıktı. Çünkü âlemlerin rahmet Peygamberi (وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يم) Ey Müslüman, sen kendi değerlerini İyi anla iyi kavra! Biz hatırlatıyoruz.

Peygamberimizin sütannesi Halime Hâtun yemin ederek der ki:

“Muhammed sütkardeşi Abdullah ile birlikte evlerimizin arkasında küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, sütkardeşi Abdullah telaş ve heyecan ile koşarak bize geldi. Bana ve babasına:

“ Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam o Kureyşî kardeşimi yani (Muhammed’i) tutup yere yatırdılar, karnını yardılar.  Şimdi de onun için iyi karıştırıyorlar” dedi. Ben ve babası hemen O’na doğru koşarak geldik,  kendisini ayakta ve yüzü sararmış bir hâlde bulduk. Ben hemen tutup bağrına bastım, babası da bağrına bastı.

“Sana ne oldu yavrucuğum?” diye sorduk.

“Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam gelip beni yatırdılar, karnımı yardılar, karnımda bilemediğim bir şey aradılar” dedim. Birlikte çadırımıza döndük. Sütbabası Hâris:

“Bana ey Halime! Ben bu çocuğun başına bir felâket gelmesinden korkuyorum!” dedi. “Sen başına bir felâket gelmeden önce onu hemen ailesine götürüp teslim et!” dedi. Bu hadise Peygamberimiz dört beş yaşlarında iken vuku bulmuştu.

Peygamberimizin Sahâbî’lerinden bazıları:

“Ya Rasûlullah bize kendinden biraz bahset” dediler.

Peygamberimiz: “Olur!” buyurdu. Ben Atam İbrâhim’in duasıyım, Îsâ’nın geleceğini müjdelediği Peygamberim, Annem de bana hamile kaldığında onun rüyasında kendisine Şam köşklerini aydınlatıp gösteren bir nûrun kendisinden çıktığını görmüştüm. Ben Sâ’d b. Bekr’lerde emzirip büyütüldüm, o sıralarda sütkardeşim ile birlikte evlerimizin arkasında kendimize ait küçük kuzuları otlatıyorduk. Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam içi kar dolu altından bir leğen ile yanıma geldi. Beni tutup karnımı yardılar, kalbimi çıkarlar onu da yaradılar. Kalbimin içinden kare ve pıhtılaşmış bir kan parçası çıkarıp attılar. Sonra kalbimi ve karnımı o karla iyice yıkayıp temizlediler. Sonra da onlardan birisi arkadaşına:

“Onu ümmetinden on kişi ile tart!” dedi.

Beni onlarla tartı, ben onlardan ağır geldim.

“Onu ümmetinden yüz kişiyle tart!” dedi

Beni onlarla tartı, ben onlardan yine ağır geldim.

“Onu ümmetinden bin kişiyle tart!” dedi.

Beni onlarla tartı, ben onlardan da ağır geldim.

“Bunun üzerine artık onu tartmayı bırak! Vallâhi onu bütün ümmet ile tartacak olsan yine de o ağır gelir.” dedi bunları anlatarak böyle buyurdu.

Görüyorsunuz öyle bir Peygamber ki ümmetinin tamamı ile tartılsa ağır gelen bir Zât-ı Muhterem o rahmet Peygamberi ki bütün âlemlere. Zaten ümmetinden îmânı olan değeri olan kişilerle tartılıyor. Değeri olmayan kâfirin zaten teraziye konacak tarafı yok. Onun için sevgili dostlarımız, bütün değerlerin Kur’an-ı Kerim’de, İslam’da, Hz. Muhammed’de Allah’ın rahmetinin tecellîsini görüyoruz.

Peygamberimiz başka hadis-i şeriflerinde de şu açıklamada bulunmuşlardır;

“Ben sizin Araplığı en sâbit ve Arapçası en açık, en pürüzsüz, en düzgün olanınızım. Ben Kureyşî’yim, ben Sâ’d bin Bekr oğulları yurdunda emzirilip büyütüldüm. Benim dilim Benî Sâ’d bin Bekr’lerin dilidir. Sahâbî’lerden bazısı ve Hz. Ebû Bekir:

“Ya Rasûlullah! Ben senden daha fasihini dili o kadar açık ve düzgün olanını görmedim.” dediğin zaman da Peygamberimiz:

“Benim böyle olmama ne mâni var? Ben hem Kureyşî’yim Kureyş’tenim, hem de Benî Sâ’d’lerde emzirilip büyütüldüm.” buyurmuştur. Yani Halime Annemizin ve Halime Annemizin beyinin bulunduğu kabileye Benî Sâ’d Kabilesi denmektedir ki en şerefli Kureyş ’in içerisinde mükemmel dili lisanı en mükemmel olan bir kabile idi.

Evet, sevgili dostlarımız, Peygamberimizin ailesine teslim edilmek üzere Mekke’ye getirilince kayboluş meselesi var;

Sütannesi Halime Hâtun Peygamberimizi beş yaşında iken Annesine teslim etmek üzere Mekke’ye getirdiği sırada Mekke’nin yukarı tarafında kalabalık arasında Peygamberimizi kaybetti.

Dakika 25:00

Halime Hâtun bunu şöyle anlatır;

Hayvanıma bindim, sütoğlumu da önüme aldım Mekke’ye giriş kapılarından büyük kapıya kadar vardım. Orada toplanmış bir cemaat bulunuyordu, ihtiyacını gidermek ve üstümü-başımı düzeltmek için sütoğlumu orada bıraktım. Şiddetli bir gürültü işitip döndüğüm zaman kendisi göremedim.

“Ey insanlar cemaati! Çocuk nerede?” diye sordum.

“Hangi çocuk?” dediler.

“ Muhammed Bin Abdullah Bin Abdulmuttalib” dedim. Allah O’nu büyütmek sebebi ile yüzünü güldüreceği, ev halkını zengin kılacağı, açlığımı gidereceği ve O’nu annesine götürüp teslim ederek emânetimdem çıkarıp sevincime ve umuduma kavuşacağım sırada önümden kaptılar, kaçtılar. Ben onu kaybettim” dedi.

“Lât’ı-Uzzâ ’ya andolsun ki O’nu göremeyecek olursan kendimi şu dağın tepesinden kendimi aşağı atacağım, parçalanacağım” dedim. Gördürüyorsunuz sütannenin Peygamberimize olan sevgisine bakın.

“Biz bir şey görmedik!” dediler oradaki toplum. Beni ye’se düşürdükleri zaman elimi başıma koyup:

“Vah Muhammed! Vah Muhammed ’çiğim! Vah oğulcuğum!” diyerek ağlamaya başladım” diyor. Kadınları ve erkekleri ağıtımla ağlattım, oradakiler de ağladılar diyor. Orada bulunan toplumda benimle birlikte feryâd ederek ağlaştılar, yanıp yıkıldılar. Kayıp haberinin Abdulmuttalib’e benden önce erişmesinden korktum. Hemen gidip Abdülmuttalib’in yanına vardım. Bana bakınca:

“Başına mutluluk mu yoksa yaramazlık mı geldi?” diye sordu.

“Belki yaramazlığın en büyüğü” dedim. Maksadı mı hemen anladı, belki de oğlum senin yanından kaybolmuştur” dedi.

“Evet, bu gece Muhammed’i getirmiştim, Mekke’nin yukarı tarafında bulunduğum sırada kaybettim. Vallâhi şimdi O, nerededir bilmiyorum. Belki de Kureyşî’ler, hâinlik, düşmanlık edip O’nu öldürmüşlerdir” dedim.

Abdulmuttalib kızdı ve hemen kılıcını sıyırdı. Kızdığı zaman hiç kimse onun kızgınlığını durduramazdı. Bana:

“Ey Halime sen otur!” dedikten sonra Safa tepeciğine çıktı: “Ya Âli Gâlip!” diyerek seslendi. Câhiliyet devrinde dâvet parolası böyleydi. Bütün Kureyşî’ler toplanıp geldiler.

“Ey Hâris’in babası ne haber var?” söyle sana icâbet edelim dediler. Abdulmuttalib:

“Oğlum Muhammed kayboldu!” dedi. Kureyşî’ler:

“Sen hayvanına atla bizde seninle birlikte hayvanlarımıza atlayalım, sen bizi harekete geçir. Sen denize dalarsan bizde seninle birlikte denize dalarız dediler.

Abdulmuttalib hemen hayvanına bindi öteki Kureyşîler de hayvanlarına bindiler. Mekke’nin yukarı tarafına vardılar, oradan da aşağısına indiler bir şey göremeyince Abdulmuttalib halkı kendi hâline bırakıp Beyt’i Haram’a geldi, ihrâma girip Kâbe’yi yedi kere tavaf etti.

Dakika 30:10

Ya rab, dikkat edin! Abdulmuttalib Allah’a yalvarıyor.  “Ya Rab! Kavminin hepsi toplandı ise de Muhammed bulunamadı.” diyerek Allah’tan yardım diledi. Havadan bir seslenicinin:

“Ey cemaat! Feryâd etmeyiniz! Hiç şüphesiz Muhammed’in Rabbi vardır O’nu yardımsız bırakmaz ve zâyi etmez” diyerek seslendiğini işittik. Abdulmuttalib:

“Ey seslenici! Bize O’nun nerede bulunduğunu da haber ver” dedi.

“O, Tihâme Vâdîsinde sağdaki ağacın yanındadır” diye haber verdi.

Abdulmuttalib hemen o tarafa doğru gitti. Yolun bir kısmında Varaka bin Nevfel’e rastladı birlikte yollarına devam ettiler. O sırada Peygamberimiz bir ağacın altında ayakta duruyor ağacın dallarını çekip yaprağı ile oynuyordu. Abdulmuttalib O’na:

“Ey çocuk sen kimsin?” diye sordu. Daha 5 yaşında sütannenin yanında. Onun için bakın şu zekâya bak, şu cevaba bak!

“Ben Muhammed Bin Abdullah Bin Abdulmuttalib’ im.”  cevabını alınca Abdulmuttalib:

“Canım, canım sana feda olsun! Ben senin deden Abdülmuttalib’im” dedi. O’nu öptü, kucakladı bağrına bastı, sonra da hayvanının önüne bindirip Mekke’ye getirdi. Boynuna bindirip Kâbe’yi tavaf ve onu her tehlike ve kötülükten korunması için Yüce Allah’a dua etti. Duhâ Sûre ’sinin: “Seni çocukluğunda kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?” Meâli 7’nci âyetinin bu hadise işaret ettiği de rivâyet edilmektedir.

Evet, sevgili dostlarımız, bir nûru Allah parlatırsa onu kimsenin söndürme şansı yoktur. Allah’ım! Allah’ım! Sen Rahmân, Sen Rahimsin! Âlemlere rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’i âlemlere rahmet olarak gönderen Sensin. Biz O’na O’nun getirdiği şeriatına Yüce İslam’a îmân etti mü’min ve Müslümanız. Ya Rabbi bizden mü’min ve Müslümanlığımızı kabul et. Ebediyyû’l-ebed îmândan, İslam’dan, Hz. Muhammed’e tâbî olmaktan bizi ayırma! Bir an bile ayırma ya Rabbi!

Abdulmuttalib Kâbe’de dua ettikten sonra Peygamberimizi Annesi Hazreti Âmine’ye gönderdi.

Evet, sevgili dostlarımız, Peygamberimizin Hz. Âmine’ye teslim edilişi ve ötesinden de bazı parçalarla İnşâ’Allah bir sonraki ile devam edecektir. Yüce Allah Hz. Muhammed’in şefaatine nâil olan, O’na hakîkî ümmet olan gerçek mü’min ve Müslüman olarak Allah’ın râzı olduğu cemâline nâil kıldığı kullar zümresine ilhâk eylesin.

Dakika 35:22

 

(Visited 10 times, 1 visits today)