İslam Tarihi Ders 76

İslam Tarihi Ders 76

76- İslam Tarihi Ders 76

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

Dersimiz İslam Tarihinin keşif notlarıyla devam ediyor. Konumuz Hz. Ali ve onun doğum tarihi, isminin konması gibi konumuzun içeriği İnşâ’Allah’u Teâlâ Hz. Ali ile ilgili olacaktır.

Peygamberimize kırk yaşında Peygamberlik geldiğine ve Hazret-i Ali de, on yaşında iken Müslüman olduğuna göre, Nübüvvetten on yıl, önce, yani: Peygamberimiz, otuz yaşında bulunduğu sırada doğmuş oluyor Hz. Ali. Evet, sevgili dostlarımız,  Hazret-i Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn), Ebû Tâlib’in oğullarının en küçüğü idi.

Hazret-i Ali’nin Annesi Fâtımâ Hâtunun bildirdiğine göre:

Hazret-i Ali, doğduğu zaman, Ali ismini, ona Peygamberimiz, koymuş ve kendi dilini de, ağzına vererek uyutuncaya kadar emdirmiştir. Hz. Ali’ye, Esed = Haydar ismini ise, Annesi Fâtımâ Hâtun, kendi babasının ismi olduğu için, koymuştu. Ebû Tâlib’in, Haydar ismini beğenmeyerek Ali’ye çevirdiği de, rivâyet edilmektedir.

Evet, sevgili efendiler, Hazret-i Ali ile aynı doğumlu olanlar:

Zübeyr b. Avvâm, Talhâ b. Ubeydullah ve Sâ’d b. Ebî Vakkâs da, Hazret-i Ali’nin doğduğu yılda doğmuşlardır -ki Peygamberimiz, o zaman, otuz yaşında- bulunuyordu. Salât-u selâm Şanlı Peygamberimizin üzerinden eksik olmasın ve O’nun o kıymetli Sahâbî’lerinin de hepsinden Cenab-ı Hak râzı olsun. (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn).

Peygamberimizin Hazret-ı Ali’yi Yanına Alıp Büyütmesi Konusunda da;

Yüce Allah’ın, Hazret-i Ali’ye olan nîmetlerinden ve Onun hakkında dilediği iyiliklerden birisi de, Kureyşîlerin, şiddetli bir kıtlığa ve açlığa uğrayıp Peygamberimizin, Hazret-i Ali’yi, bakmak üzere yanına alarak büyütmesi oldu. Peygamberimizin Amcası, Ebû Tâlib, aile efrâdı kalabalık bir zât idi. Peygamberimiz, Hâşim oğullarının en zengini olan Amcası Hazret-i Abbâs’a gidip:

„Ey Abbâs! Biliyorsun ki, kardeşin Ebû Tâlib’in aile efrâdı, çok kalabalıktır. Toplum, şu gördüğün kıtlık ve açlık felâketine uğramış, kıvranıp duruyordur. Haydi, Ebû Tâlib’in yanına gidelim de, kendisi ile konuşalım. Oğullarından birini, ben, yanıma alayım, birini de, sen yanına al. Onun, aile yükünü, biraz hafifletelim. Çocuklarından ikisinin yükünü, onun üzerinden almamız, yeterlidir.“ dedi.

Hazret-i Abbâs „Olur!“ dedi.

İkisi birden kalkıp Ebû Tâlib’in yanına geldiler.

Dakika 5:15

Ona „Halkın, içinde kıvrandığı kıtlık ve açlık sıkıntısı, ortadan kalkıncaya kadar, biz, senin aile efradından bir kısmını yanımıza alıp geçim yükünü hafifletmek istiyoruz!“ dediler.

Ebû Talip „Akîl’i, Tâlib’i, bana bırakınız da, istediğinizi, yapınız!“ dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm), Hazret-i Ali’yi, Hazret-i Abbâs da, Hazret-i Câfer’i, yanına aldılar.

Yüce Allah Peygamberimizi (Aleyhissalâtu Vesselâm), Peygamber olarak gönderinceye kadar, Hazret-i Ali, Peygamberimizin yanında kaldı. Peygamberimize bağlandı ve cân-ı gönülden îmân etti, inandı. Hazret-i Câfer de, Müslüman olup Amcası Hazret-i Abbâs’ın bakımına ihtiyacı kalmayacak bir duruma gelinceye kadar, onun yanında kaldı.

Evet, sevgili dostlarımız, zaten içlerinde Hz. Ali ile Hz. Câfer, bunlar büyük yeryüzünün en büyük kahramanlarından, bahadırlarındandırlar.  Her ikisi de şehit olmuşlardır. Câfer Hazretleri “Tayyâr” ismini almıştır. Şehit olduğu zaman iki kanat verilmiştir, meleklerle berâber uçarak gitmiştir Cennet-i Âlâ ’ya. Hz. Ali ise kendisi hem Halîfe’dir, hem Ehlibeytin babasıdır, Fâtımâ Annemizin Efendisidir, Hasan-Hüseyin’in babasıdır, Peygamber Efendimizin damadıdır, Allâme-i Cihân’dır. Yeryüzünün en büyük kahramanlarından biridir. (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Onun için sevgili dostlarımız, Hz. Ali’yi her Sünnî Müslüman sever ve Hz. Ali Peygamberin sünnetinin yolunda yürüyen yeryüzünün en büyük değerli Müslümanlarından biridir. Peygambere bağlıdır, O’nun sünnetine bağlıdır. Hz. Ali Peygamber’e bağlılığı sünnete uyması bakımından yeryüzünün en büyük Sünnî Müslümanıdır. Bu Sünnetullâh; Allah’ın yolu, kânûnları ve kurallarına bağlılık anlamındadır Sünnîlik. Alevîlik de, Hz. Ali’yi sevenler demektir. Hz. Ali’yi her Sünnî sever. Her Sünnî sevdiğine göre her Sünnî Hz. Ali’yi sevdiğine göre her Sünnî Alevî’dir. Her Alevî de Peygamberin yolunda gitmek zorunda ve mecburiyetinde olduğuna öre her Alevî de Sünnî olmak zorundadır. Peki, bu ayrılık nereden geliyor? Yahûdî İbn-i Sebe’den geliyor. Yezîd suç işlemiş, Emevîler suç işlemiş Yahûdî gitmiş Alevî’ye ne demiş? Suçu Sünnî’ye yüklemiş, Emevî’nin suçunu Yahûdî, Sünnî’ye yüklemiş. Yezîd’in suçunu, Emevî’nin suçunu Sünnî’ye yüklüyor. Bakın Yahûdî yapıyor bunu Alevî’yi kandırıyor.

Dakika 10:00

Hz. Ali’nin yolu diye de bugün İslam’ın dışında Kur’an-ı Kerim’e, sahîh sünnete uymayan, Hazreti Ali’nin yoluna yakından uzaktan hiç mi hiç uyumayan, Ali ile alâkası olmayan yalan ve iftiralarla yanlış bir yol icat edilmiş, adını Alevîlik koymuşlar. Hazreti Ali ile Hasan-Hüseyin ile Ehlibeyt ile bunun hiçbir alâkası yoktur. Hazreti Ali ve Ehlibeyt, Hasan-Hüseyin, 12 İmamlar onlar değerli şahsiyetlerdir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) hepsi değerli Müslümandır. Bunlar Kur’an-ı Kerim ne dediyse onun yolundadır. Hep de bu yolda şehit olmuşlardır Ehlibeyt, hepsi şehittir. Kur’an yolunda îmân-İslam yolunda Ehlibeyt âlimleri o imamların hepsi şehittir. İstisnâlar tek-tük şehit olmayanlar var ama onlar da büyük kahraman ve İslam yolundadırlar. Namazını kılmayan bir Ehlibeyt imamı yoktur. Orucunu tutmayan, Ramazan’ı Şerif orucunu tutmayan bir Ehlibeyt imamı yoktur. Hepsi Hazreti Ali başta olmak üzere, İslam’ın bütün emirlerini, farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini yerine getirmişlerdir. İtikatta, amelde, ahlâkta bunlar tam bir Müslümandırlar. Peki, Ali’nin yolunda olduğunu söyleyip de Yezîd’in yaptığını yapanlar… Yezîd ne yapardı?  Namaz kılmazdı, içki içerdi, tambur çalardı, zinâ ettiğine dâir de haberler vardır. Ehlibeyte de kast etmiş kendi mevki makâmını ben hükümet olarak devletin başındayım diye kendisi kendi makâmını korumak uğruna kendisi Ehlibeyte zulmetmiştir. Zâlimdir, kâtildir. Meselâ, Yezîd’in yaptığını kim yapıyorsa o Yezîd’dir. Bunu Alevî yapıyorsa Alevî Yezîd’dir, Sünnî yapıyorsa Sünnî Yezîd’dir. İkisi de yapmıyorsa ikisi de Allah’a bağlı, Peygamberine bağlı Hazreti Ali de İslam’a bağlı, Peygamberine bağlı olduğuna göre bu ikiliği ortadan kaldırın! Ey Alevî’si, Sünnî’si, ey Şîa’sı ve bunları bir araya gelin de içiniz de bu gerçekleri bilenler bu ikiliği kaldırın! Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Sen Müslüman olacaksın, ben Müslüman olacağım birbirimize düşman olacağız, olacak şey mi? Sen Müslümanım diyeceksin Ali yolundayım diyeceksin cayır cayır Ali’nin yapmadığını yapacaksan. Ondan sonra Alevî’yim diyeceksin, sen kimi kandırıyorsun? Sen Peygamberin yolunda ben Sünnî’yim diyeceksin, Peygamberin yolunda Peygamberin emrini yapmayacaksan, sen kimi kandırıyorsun? Sen de sen de sen de eğer Müslüman iseniz ki Müslümansınız o zaman arada ikilik Yahûdî’nin oyunu, İslam düşmanlarının oyunu, Müslümanları birbirine kırdırmanın oyunu bu. Bu oyuna gelmeyin, bu tuzaklara basmayın!  Kur’an-ı Kerim’e ey Alevî’si, Sünnî’si Kur’an-ı Kerim’e sıkıca bağlanın, İslam şeriatına bağlanın! Sizin kiminizi tarikat diye, kiminizi bilmem hakîkat diye, kiminizi marifet diye şeriattan koparmışlar, sapıtmışlar, aldatmışlar. Bütün yüce değerler şeriatın katmanlarıdır şeriatın içindedir. Fâkih âlimlerimizin hepsi bu gerçeği ortaya koymuşlar, ölçüyü de koymuşlar. Hangi âyetin hangi hükümde, hangi hadis-i şerifin hangi hükmü ifâde ettiğini ortaya koymuşlar.

Dakika 15:10

Sen şeriatı bırakacaksın,  farzları cayır cayır terk edeceksin, haramları işleyeceksin ben Alevî’yim diyeceksin veya Sünnî’yim diyeceksin. Sen kimi kandırıyorsun? Kendini kandırmışsın başkalarını bâri kandırma! Kendini sapıtmışsın başkalarını bâri sapıtma! Alevî’ye demişler; Sünnî’ler Ali’yi sevmez. Bin kere yalan söylüyor adamlar. Her Sünnî ve Alevî Hz. Ali’yi ve Ehlibeyti sever. Her Sünnî sever. Peygamberi sevip de Ali’yi sevmeyen olur mu? Yalnız kimi sevmez? Ali’nin yolundayım deyip de Peygamber düşmanlığı, Kur’an düşmanlığı yapanlar, cayır cayır haramı yiyip, şarabı içip, zinâyı yapıp, namazı, orucu, haccı, zekâtı terk edip ben Ali yolundayım diyenler bunlar yalan söylüyorlar Ali yolunda değiller. Sünnî’si de ben Peygamber yolundayım deyip de farzları, vacipleri, sünnetleri cayır cayır terk ediyorsa o da yalan söylüyor. Ama şuna ben şahidim şu yaşa kadar hiçbir Sünnî’nin Alevî’yi Hazreti Ali’yi sevmeyen bir Sünnî’ye rastlamadım. Alevî’lere hep bunu yanlış olarak aktarmışlar. Demişler ki: Sünnî’ler Ali’yi sevmez. Düpedüz yalan söylüyorlar iftira ediyorlar. Her Sünnî Hz. Ali sever, Ehlibeyti sever. Sevmekte zorundadır onu da söyleyeyim. Peygamberi seven onun Ehlibeytini sevmez mi? Onun Ashâbını sevmez mi? Ne yapmışlar; Arayı ayırmak için Sünnî, Alevî düşmanlığını icat etmek için Hz. Ali’nin halîfelik hakkını “Ebû Bekir, Ömer, Osman aldı” demişler. Öyle değil sevgili dostlarımız Takdir-i Hüdâ. Onlar dört tane çok kıymetli birbirini seven-sayan halîfelerdir. Dördü de birbirini sıkıcı seve-sayar. Hazreti Ömer’in hilâfeti zamanında Hazreti Ali Baş Kadıydı, Baş Hâkimdi.  Sen Ömer’le Ali’yi düşman gösteriyorsun orada da yalan söylüyorsun. Düşman falan değil onlar. Hazreti Ömer Hz. Ali’nin kızını Ümmü Gülsüm Annemizi almıştır. Ve aynı zamanda Hz. Ömer ile Hz. Ali nedir? Bak birisi damat, birisi kayınpeder mahiyetindedir. Sıkı sıkıya bunlar birbirine bağlıydı. Yalan söylüyorlar ve Alevî-Sünnî arasını ayırmak için Alevîlikten rant sağlayanlar bunu ne yapıyorlar? O rantı sağlamak için Alevî’yi Sünnî düşmanı olarak ayrı bir daire içinde tutmaya çalışıyorlar. Bu İslam düşmanlığını düşman yapıyor birileri aldanıp kanıyor. Buna aldanıp kanmayın! Gerçek ilimle bir araya gelelim, gerçek ilme bağlanalım. Uydurmasyon şeyleri ilim yerine uydurmayı, safsataları, iftiraları, yalanları ilim yerine koyarsanız böyle olur işte. Kur’an-ı Kerim ortada âlimleri toplayın! Ey Alevîler gelin Âlimlerin yanına dedelerimizi getirin, İslam âlimlerini getirin! Kur’an-ı Kerim’de her âyetin hükmü ortada, bu ikiliği kaldırın ortadan! Çünkü ortada büyük bir düşman oyunu var.  O düşman oyunu da şudur unutma tekrar hatırlatıyorum; Müslümanları bölüp parçalamak birbirine kırdırmak için bunu düşman yapıyor.

Dakika 20:00

Senin Kitâb ’ın Kur’an-ı Kerimse ey Alevî, ey Sünnî! Senin Kitâb ‘ın Kur’an ise, Peygamberin Hz. Muhammed ise, Rabbin Allah ise seni ayıran nedir? İkiliğe düşüren nedir? Düşman oyunudur, cehâlettir ikisinden kaynaklanıyor. Düşman oyunu ve cehâlet. Kur’an-ı bilmeyen Kur’an hakkında konuşamaz, zırzır edemez, dırdır edemez. Kur’an-ı Kerim’i bileceksin ilmine göre hareket edeceksin. Sahîh sünneti, hadis-i şerifleri bileceksin. Fâkih müçtehit âlimler ortada, bunların hükümleri ortada. Bugün Hanefî mezhebinin kökünde Hazreti Ali var. Ashâb-ı Güzin’in büyük ulemâsının hepsi var. İmâm-ı Âzâm ‘ın gidin fetvâlarının pek çoğu da Hz. Ali’ye dayalıdır. Mezhebinin kökünde Hazreti Ali vardır. Peki, niye Hazreti Ali vardır? Kur’an-ı Kerim varken, Peygamber varken Hz. Ali niye vardır? Çünkü hadis-i şeriflerin kaynağında Ashâb-ı Güzin vardır. Ashâb ’ın yüksek âlimleri vardır. Hz. Ali’de Ashâb-ı Güzin’in yüksek âlimlerinden, yüksek şahsiyetlerindendir. Onun için bugün dört mezhebin dördününde kökeninde, kökünde Hz. Ali vardır. Kim dedi sana Hz. Ali’yi Sünnî’ler sevmiyor diye? Mezheplerinin kökünde Hz. Ali var. Hz. Hasan-Hüseyin’i canı gibi seven Sünnî’lere birinin çıkıp da Sünnîler, Hz Ali’yi niye sevmiyor deme şansı yok bana şahidim. Adamın birisi, beni de seviyor sayıyor ben de onu sevip saydığım bir Alevî. Adama böyle zihnine yerleştirmişler; “Sünnî’ler Ali’yi sevmez” diye. Bir de bunun içine siyaseti katınca işi körüklüyorlar ayırım yapılıyor. Müslümanlar bölünüp parçalanıyor, ülke bölünüyor parçalanıyor. Düşman bu bölünüp parçalanmayı düşman kullanıyor. Sürekli düşman Müslümanı birbirine kırdırmak için bakıyorsunuz İslam’ın azılı düşmanları Alevî dostu gibi görünüyor. Ve Sünnî’nin içinde bâtıl meselâ Ehl-i bid’at fraksiyonları var, Ehl-i bid’at yolunda sapmış kendini Sünnî gösteren Ehl-i bid’at sapıkları var. Bunları düşman kullanıyor, bunları da kullanıyor onu da. Niye? Müslüman birbirinin kırsın, Müslümanlar bir araya gelemezsin,  vatanları bölünsün, parçalansın Müslümanlar birbirini boğup öldürürken düşmanlar biz gelelim çullanalım diyorlar. Bunu tarih boyunca düşman yaptı bunu. Bu oyuna gelmeyin bu oyunu bozun! Ey Âlevî’nin ve Sünnî’nin Kur’an’a, İslam’a bağlı damarı bu bir araya gelmelidir. İçinizde ifrat ve tefrit içinde olacak iki taraftan da insanlar bulunabilir. Ama dört mezhebe bağlı olanın hiçbirisi Alevî, Hz. Ali düşmanı değil dostudur canı gibi sever. Dört mezhebin dördü de. Hz. Câfer-i Sâdık ve İmâm-ı Âzâm ‘ın zaten ikisi muhasırdır. Muhammed Bakır’la, İmâm-ı Âzâm bir arada sohbetleri vardır. Birbirini takdir ederler, severler, sayarlar. Ama git öyle bir ki Yahûdî’nin Emperyalist öyle Alevî’yi kandırmış ki İmâm-ı Âzâm’a ağza alınmayacak iftiralar yapılmaktadır. Peki, Câfer-i Sâdık’a, 12 imamlara dil uzatan bir tane Sünnî’ye rastladın mı sen? Rastlayamazsınız. Niye? Hakîkatin içinde dalâlet olmaz, doğrunun içinde sapıklık olmaz. Dört mezhebin dördü de unutma bunu mezhebinin köküne Hazreti Ali’yi almıştır ve Ehlibeyti almıştır, Kur’an-ı Kerim’i dosdoğru almıştır, hadis-i şeriflerin senetlerine bakmıştır sahîh senetli olan hadis-i şerifleri almıştır.

Dakika 25:25

Şimdi burada ayrılan noktalardan biri; Ehlibeytten gelmeyen hadisleri kabul etmeyenler var. Her zaman Ehlibeyt mevcut olmayabilir. Âlimleri inkâr edeceğiz? Ehl-i beytin yanında yüksek âlimler var, o yüksek âlimlerin ilmini inkâr mı edeceğiz, onları ret mi edeceğiz? O yüksek âlimler Ehlibeyti reddetmiyor ki! Peki, Ehlibeytte onları reddetmiyor. Ama Alevîyim diyenin bir kısmı Ehlibeytin dışında âlim tanımıyor. Onun için bu ilmin dışına çıkıp cehâlete saplanan zihniyetlere artık müsaade edilmemeli uyanmalı! Bu kadar ilim açığa çıkmış hazır ol sofralar kurulmuş ilmi sofralar, hak ve hakîkat ortada. Kur’an-ı Kerim A’dan Z’ye bir harfi, noktası değişmeden, bozulmadan gelmiş bozulmadan gidecektir. Ama yine Alevî’nin bir kısmına öyle getirilmiş ki Kur’an bozuldu diye bu yalanı yutturmuşlar, bu hapı yutturmuşlar. Kur’an-ı Kerim’in son kitap olduğu için bozulma şansı yoktur. Bozuldu diyen Allah’a iftira etmiş olur. Niye? “Onu biz indirdik, biz muhafaza ediyoruz!” diyen Allah’ın kendisi. (إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ) Bu âyeti bir Alevî inkâr ederse Müslüman olur mu? Bir Sünnî inkâr ederse Müslüman olur mu? Olamaz! Cüz-i inkâr külli inkârdır. Kur’an’ın bir noktasını bile inkâr edemezsin, bir kelimesini inkâr edemezsin. Onun için Kur’an-ı Kerim’e dil uzatarak ne Alevîlik olur, ne Sünnîlik olur. Kur’an’a bağlanmadan, sahîh hadis-i şeriflerin ilmini kavramadan, icmâ ve kıyasa bakmadan bir defa sen İslam’ın aslî ilimlerinden bir defa haberin olmaz. İslam’ın ve kıyasa bakmadan bir defa sen İslam’ın aslî ilimlerinden bir defa haberin olmaz. İslam’ın aslî ilimleri; Kur’an-ı Kerim, sahîh hadis-i şerifler, icmâ ve kıyastır. Bu dört ana kaynağı ele geçirdiğin zaman İslam’ı doğru biliyorsun demektir. Bunu fâkihlerimiz, müçtehit âlimlerimiz okullarında dünyayı okutarak bugünlere gelmişler. Artık bu ikiliğin önüne geçilmelidir. Mezhepler okuldur, doğru okutan okullar vardır ilmi bir de Ehl-i bid’at yolları, okulları vardır Ehl-i bid’at fraksiyonları. Ehl-i Bid’at gerçeğin dışındadır, hak ilimlerin dışındadır, doğrunun dışında kalmıştır doğru anlayamamıştır. Onun için mezhep demek okul demektir. Yüksek âlimlerin okulu demektir, müçtehit âlimlerini okuludur. Doğru okuyanlar doğru okutanların okuluna mezhep, meşrep denir. Bilmeyen bilenden faydalanması demektir bu. Müçtehit âlim olmasa fetvâyı kimden alacaksın? Fâkih olmasa kimden alacaksın? Adam öyle kişiler türemiş ki Elham’ın anlamını bilmeden emekli oluyor. Ondan ötesini de siz düşünün! Bugün dedeleri iyice okutun! İslâmî ilimlerin tamamı okutun! Sizi kandırıyorlar, biz Sünnî’ler şeriata bağlı, biz tarikata bağlıyız diyorlar. Şeriatı bilmeyenin tarikatı olmaz.

Dakika 30:15

İslâmî ilimlerin tamamen ortaya koyduğu hükümler şeriattır. Şârî Allah’ın kendisidir, şeriat Allah’ın kânûnlarıdır, kurallarıdır, Kur’an-ı Kerim’in hükümleridir, sahîh hadis-i şeriflerin hükümleridir, icmâ ve kıyasta buradadır. Onun için sevgili dostlarımız câhiller kandırılıyor şu tarikatmış bu şeriatmış, şeriatı tarikatçı eğer şeriatı dışlıyorsa orada din-îmân olmaz! Bir şeriatçı eğer şeriatın hükümlerini doğru anlamıyorsa, Ehl-i bid’at yollarına sapıyorsa orada da sapıklık vardır, dalâlet vardır. Onun için şeriatsın ne tarikat olur, ne hakîkat olur, ne marifet olur. Ben öyle tarikatçılar duydum ki câhil zırcâhil. “Tarikatı olmayan şeriatçıların şeyhi şeytandır” diyor. Düpedüz bu gerçeği saptırıyor. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri gibi (Kuddise Sırruhu) değerli şahsiyetler ne demişler: “Gerçek ilim ehlinden dinini öğren!” anlamında söylemişler bunu. Bugün müçtehit olmayan bir kişi fetvâyı müçtehitten alacaktır. Fâkih olmayan kişi fetvâyı fâkihten alacaktır. Müfessir olmayan kişi Kur’an’ın tefsirini müfessirden soracaktır, öğrenecektir. Hadis-i şerifleri bilmeyen kişi muhaddisten öğrenecektir. Burada bunlar amacından saptırılarak söylenmiş ve câhillerin eline de koz olarak geçmiş sözlerdir. Bunlara dikkat edilmesi lâzım! Bunun asil anlamı sudur; İslam’ı bileceksin, bilmiyorsan gerçek bilenden öğreneceksin! İşte okul müçtehit okulları bunun için kurulmuştur. Fâkihler, mezhepler, meşrepler bunun için vardır, hak mezheplerin hepsi birer okuldur, yüksek düzeyde müçtehitler, fâkihler okuludur. Onun için hak mezhepleri dışlayarak İslam anlayışı da olmaz onu da söyleyeyim. Gerçek âlimleri devreden çıkarırsanız, başıbozuk zırcâhiller ortaya çıkar. İşte aklına gelen her şeyi başıbozuklar konuşuyor, ilmi yok irfânı yok. Adam çıkıyor diyor; “Allah, Muhammed, Ali diyor, ondan sonra bakıyorsun Kur’an-ı Kerim’e karşı! Allah’ın Kitâbı’na karşı Allah diyor, Peygamberin yolunda değil Peygamber diyor, Ali’nin yolunda değil Ali diyor. “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali!” diyor. Ne Allah’ın yolunda, ne Peygamberin yolunda, ne Ali’nin yolunda, bakıyorsun adam da İslâmî yaşantının hiçbiri yok. Zırzır da konuşuyor. Bu ister Sünnî olsun bunu yapan, ister Alevî olsun. Değerli kardeşlerim! İlmi olmayanlara değer vermeyin! Gerçek ilim ehlinin de ilmine değer verin! Kişilere biz bağlı değiliz, Allah’ın dinine O’nun ilmi-irfânına bağlıyız. Şimdi adam ilmi bırakıyor kişiye bağlanıyor, bu sakat bir iş. Kişinin ilminden dolayı o kişi değerlidir, yoksa ilmi olmayan kişi sıradan biridir. Bugün müçtehitler niye çok kıymetlidirler? Yüksek âlimdirler ilimleri yüksektir ilminden dolayı yüksektir. Şehit niye çok kıymetlidir? Allah yolunda canını vermiştir. Âlim niye çok kıymetlidir? Ömrünü vermiştir bu İslâmî ilimlerini öğrenip dünyaya da tebliğ etmek için. Âlimde, şehit âlimin mürekkebi ile şehidin kanı çok kıymetlidir. Biri ilim, biri şehit kendisi, biri canını veriyor, biri ömrünü veriyor ilim-irfân yolunda.

Dakika 35:12

Onun için kıymetli dostlarımız, gerçek âlimlerin kıymetini biliniz! Gerçek âlimlerin peşinden gitmez de başıbozukların câhil cühelânın, sahte sarık var içinde ilim yok, sakalı var içinde ilim yok… Bunlara karşı dikkatli olun! Bu gün sarıkta kıymetlidir, sakalda kıymetlidir. Bunlar değerlidir, İslam’ın bunlar değerleridir. Ama içini ilimle doldurmadan sırf sakalı göstermelik, sarığı göstermelik, cübbeyi göstermelik olarak karşına çıkınca ilmine bakmadan sarığına bakarsan, sakalına bakar, cübbesine bakarsan, ilminin ne olduğuna bakmazsan, doğru mu yanlış mı buna bakmazsan işte o zaman ne yapmıyorlar bu göstermelik kişiler? Etrafına câhilleri topluyorlar,  o câhiller onun sarığına bakıyor, cübbesine bakıyor, onun sakalına bakıyor ilminin doğru mu yanlış mı orayı câhil bilmiyor. İşte o zaman oradaki yanlışın etrafında bir taraftar toplanıyor. Kötüler taraftar bulmadıkça kötülüğünü millete aktaramazlar millete kötülük yapamazlar. Kötüler taraftar buluyor. Sahte tarikatlar kuruluyor, sahte bugün İslam’ı bölmek, parçalanmak için bu gün Ehl-i Bid’at fraksiyonlarını düşman destekliyor. Tarikatın içine düşman sızıyor. İlmin içine sızamaz düşman. Gerçek ilmin olduğu yerde güneş nasıl parlak mikrop orada barınamazsa ilmin-irfânın olduğu yere düşman sızamaz. Câhillerin içine sızıyor, gizli yapılan işlerin içine sızıyor. Nerede bir gizlilik varsa oraya düşman sızıyor. Oraya affedersin zehrini kusuyor. Ondan sonra orada o düşmanın hapını yutanlar, doğruyu savunuyoruz zannediyorlar ve yanlışı düşmanın affedersin hapını yutmuş Müslümana ateş püskürür hâle geliyor. Tarih boyunca sapık olan yoldakilerin hepsi böyledir.  Şeytan oradadır, düşman oradadır, nefisler oradadır, iblîsler oradadır, iblîsin orduları oradadır, akl-ı maaş da oradadır. Bunların hepsi kiminle savaşır? Îmân ile İslam ile savaşırlar, hepsinin düşmanı îmân İslam’dır. Gerçek Müslümanlarla savaşırlar. Aklını başına al! Gâvurun ordusunda bulunup gâvurun emrinde çalışıp da ben Müslümanım demekten daha sapık, daha da zırcâhil ve en büyük hâin kimse olamaz. Hem düşmanın yaptığı yapıyor düşmanın emrinde çalışıyor, nefsin emrinde, şeytanın emrinde, cehâlet her tarafını kuşatmış adam ben Müslümanım diyerek birilerini kandırıyor. Bunun ilacı çâresi nedir? İslam’ı Kur’an-ı Kerim’in ilimlerini açık açık bilmek, açık açık ortaya bu değerleri koymaktır. Yanlışın yerine doğruyu koymazsanız görevinizi yapmış olmazsanız. İşte bizim Tefsir derslerimiz, Hadis-i Şerif derslerimiz, Fıkıh derslerimiz bütün müçtehitlerin fıkıh ilmini açıkça ortaya koymamızın sebebi-nedeni nedir? Yanlışın yerine doğruyu koymaktır. Biz bunu dünyada bu görevimizi yapalım, mahşerde görüşeceğiz Allah’ın huzurunda. Kim doğru görev yapmış kim yapmamış, kim yanlışı savunmuş kim doğruyu savunmuş, yarın kim Allah safında, kim şeytanın gâvurun safında bunlar yarın açığa hepsi çıkacak.

Dakika 40:20

Onun için kendinizi bugünden mahşerdeki büyük mahkemeye hazırlayalım. Rastgele hareket etmeyelim, rasgele konuşmayalım, gerçekleri öğrenelim, gerçekleri bilelim ona göre konuşalım ona göre hâlleşelim. Kardeşlik varken niye düşmanlık olsun ki! Sen Sünnî’ye düşman olmuşsun peki eline ne geçecek, ne kazanacaksın? Sen Alevî’ye düşman olmuşsun eline ne geçer? Müslüman Müslümanı kırmış olur. Bu da düşmanın işine yarar, şeytanın işine yarar, cehenneme de adam kazanmış ve cehennemin yoluna doğru iyice iyiden iyiye yol almış olursun cehenneme doğru. Bunlar akıllının yapacağı, îmânlının yapacağı işler değil! Değerli dostlarımız, birbirimizi dinleyelim, birbirimizle konuşalım diyalog kuralım ama hakkı-hakîkati söyleyelim. Vatikan’a gidersin ama Vatikan’a yağ yakarak gitmezsin tevhîd îmânını götürürsün. Orada ki şirkin yanına tevhîd îmânını alıp götürürsen olur bu. Yoksa oraya gidip de Müslümanlar yanlış yapıyor, siz doğru yapıyorsunuz ve sizinle berâber çalışalım demek İslam âlemine ihânettir. Aynen bu Yahûdî’lerin Mekke’de ki putperestlere gidip putperestlerin Ebû Cehillerin Yahûdî’lere şöyle sordular; “Biz mi doğruyuz, Muhammed mi doğru?” dedikleri zaman putperestler, Yahûdîler gerçeği bile bile putperestlere: “Siz doğrusunuz!” dediler ve putperestleri desteklediler. Anlaşma yapılmıştı Peygamberimizle Yahûdî kabileleri arasında Medine-i Münevvere de, anlaşmalar hep bozdular. Düşmanla berâber oldular ne yaptılar? Allah’tan aldıkları belâyı tepelerini indirdiler, Allah’ın gazâbına çarpıldılar sonuçta. İsterse benim babam olsun Fatma halam olsun fark etmez. Arkadaş İslam îmânı ile doğru îmân etmezsen cennete ebedî bulamazsın. İslam’ın amelini, sahîh ameli sâlihlerini İslam’ın emrettiği gibi onun amelini işlemezsen sen cehennemin yolundan ayrılmayan bir cehennem kadrosu hâlinde çalışıyorsun demektir. İstersen benim babam ol, istersen Fatma halam ol hiç fark etmez. Doğruları söyleyelim, en büyük dostluk birbirimize doğruyu söylemektir. Adam Ramazan’ı Şerif geliyor cayır cayır sigara içiyor oruç tutanların yüzüne doğru da üflüyor, bir de ben Alevî’yim diyor. Bunun içinde kendisini aydın münevver zanneden Sünnî’nin yolundan sapmış, aslı Sünnî ve sapık Sünnî’lerden de bunların içinde adamlar var. Sen Allah’ın emrine karşı böyle cephe alırsan senin düşmanın kimse değil, Allah’tır. Allah’la düşman olan kişi iki cihânda başı belâdan kurtulmaz. Hangi sinek kayaya kendini vurursa o sinek ezilir, kayaya bir şey olmaz. Allah’a düşmanlık yapanlar Allah’a bir şey yapamazlar. Kendileri cehennemde ebedî kalırlar. Allah düşmanlığı nasıl olur? Sen Kur’an’ın emirlerini anlamazsın,  dinlemezsin, tanımazsın o Allah düşmanlığıdır. Peygamberin Peygamberliğini tanımazsın, O’nun şeriatını kabullenmezsin bu Peygamber düşmanlığıdır.

Dakika 45:15

Biz hatırlatıyoruz ister inan ister inanma! Bugün dünya yarın mahşerde Yüce Mevlâ büyük Mahkeme-i Kübrâ! Oraya geleceksin sen inanmıyorsun ölünce dirilmeye. “İnsan toprak olunca çürüyünce dirilir mi?” diyorsan -ki diyenler var- büyük gâvurlar bunlar. Meselâ seni yoktan yaratan seni ölünce diriltmez mi? Hiç mi aklın yok? Zerre kadar aklın olsa, bu âlemi yoktan yaratan Yüce Kudret O, Yüce Allah seni ölünce diriltmez mi? Yoktan yaratmış zaten seni! İlk defa seni yaratan, yoktan yaratan seni diriltmez mi? Zerre kadar aklın varsa aklını Kur’an’a götür de îmân et, Müslüman ol! Bu küfürden, şirkten, nifâktan vazgeç, zulümden vazgeç! Kendine de zulmediyorsun çevrene de zulmediyorsun haberin olsun. Senin yanlış inancın kendine zulümdür. Yanlış amelin kendine zulümdür. Seni örnek alanlara da zulümdür. Çünkü onları sapıtıyorsun. (غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ) bir de (وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ) var. Allah’ın gazâbına çarpılanlar var, bir de sapan sapıtanlar var. Günde kırk defa Yüce Allah Fâtiha-i Şerif’i, Elhâm’ı niye namazın her rekâtında okunmasını emretmiş? Ey hak ile bâtılı anlasınlar diye! İşte hak ile bâtılın ortasında sınır var. Fâtiha baştan (غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ) kadar hakkın haddini-hududunu, dairesini çizmiş. Bu dairenin dışında çıkanlar İslam dairesinin dışında kalanlarda (غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِم وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ْ) de sana oradaki sınırı İslam’ın dışını… Cennetin dışı nedir? Cehennemdir. Hakkın dışı nedir? Bâtıldır. Îmânın dışı nedir? Küfürdür, şirk ve nifâktır. Bunlar sana günde 40 defa hatırlatılıyor. Fâtiha’nın içini öğrenerek Elhâm okuyun ey kıymetli Müslümanlar, namaz kılanlar! Bizim Tefsir dersimizin en başında Fâtiha-i Şerif ile ilgili derslerimize bir zahmet edin de o dersleri de iyi dinleyin! Biz sadece kendimize çağırmıyoruz. Yani illâ benim derslerimi dinle demiyorum ben. Değerli ilim sahiplerinin hepsinin dersini dinleyin! Her ilim sahibi değerlidir. Doğru ilmi kim ortaya koyuyorsa onları dinleyin, anlayın! Dünyada ilim adamı bir taneden, birden, beşten ibâret değil ki! Dünyanın her tarafında insanlar faydalansın diye Allah’ın hidâyeti ile lütfu keremi ile dünyanın her yerinde faydalanacağın güzelim ilim adamlarına Allah insanlara lütfetmiştir, kerem etmiştir. Ashâb-ı Güzün dünyaya yayıldılar. İslam dinini dünyanın her tarafına tebliğ olarak götürdüler. Mücahit kahramanlar ayrı gittiler yıldırım hızıyla, ilim de yıldırım hızıyla dünyaya yayıldı. Şu anda ben İslam’ı bilmiyorum, duymadım deme şansın kalmadı. İslâmî ilimler denizin dibinde ki ne varsa artık geldi sofrana kondu. Dağın altındaki bütün cevherler alındı geldi sofrana kondu.

Dakika 50:00

Ben bilmiyorum, duymadım deme şansın kalmadı, bu dinini doğru öğren! Ama bizim derslerde öğren ama başka kıymetli ilim adamlarından öğren! Çünkü biz İmâm-ı Âzâm ne kadar yüksek bir şahsiyetse, Câfer-i Sâdık da, Muhammed Bakır da, Mâlikî Hazretleri de, meselâ diğer Hazreti 12 imamın hepsi “Hazerattır” bunların bunlar da kıymetlidirler ve İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Hanbelî bunlar kıymetli âlimlerdir. Dinini öğren de bunların hangisinden öğrenirsen öğren! Onun için sevgili dostlarımız, gayemiz bu dini doğru öğrenmek, doğru da öğretmek. Benim dediğim doğru başkası yanlış denmez, doğru her yerde doğrudur, yanlış her yerde yanlıştır. Bir doğruya yanlış denmez, bir yanlışa da doğru denmez. Şimdi benim her dediğim doğru hiç yanlışım yok deyip de egoizmi benliğini orada bir faşist bir zihniyeti öne çıkartmak sapıklıktır. Kim doğruyu söylüyorsa, isterse düşmanından ağzından çıksın o doğru doğrudur. Yanlışı kim söylüyorsa bu kimden çıkarsa çıksın o yanlış yanlıştır. Yani benim liderim söylerse doğru, başkası bir doğruyu söylerse yanlış. Olmaz öyle şey! Doğru her yerde doğrudur, yanlış her yerde yanlıştır. Ama şu bir gerçektir doğrunun kadroları elbette bellidir, yanlışın kadroları da bellidir. Sonra doğrunun yanındaki yanlışlarda bellidir. Bugün müçtehit âlimler bile kendi içtihâdının daha iyisini kavradığı zaman önceki içtihâdından vazgeçmiş daha doğruyu kabullenmiştir. Bu da hak yolda ne kadar güzel çalışmanın alâmetidir, hakkın mensuplarıdır. Hakkı arayanlar hep böyledir, haktan yana, gerçekten yana olanlar. Bugün İmâm-ı Şâfiî Hazretleri ne bakıyoruz Bağdat’taki içtihâdlarını daha sonra ne yapmış? Onlardan vazgeçmiş ve daha sağlamını elde edince onlara bağlanmış, onlarla amel edilmesini tavsiye etmiştir. Önce İmâm-ı Âzâm’ı tenkit etmiş sonra takdir etmiş. Niye? Önce gençlik devresinde, acemilik devresinde anlayamadığı, kavrayamadığı tarafları oluyor. Bu ilmin zirvesine çıkınca gerçekleri görüyor o zaman önceki yazdıklarını bozmak istiyor.  Bütün dünyada yüksek âlimlerin hepsi böyledirler. Önce yanlışlarını veyahut zayıf anlayışlarını güçlü ilime ulaşınca ne yaparlar? Önceki zayıftan vazgeçerler doğruya çağırırlar insanları bu daha doğru derler. Yani o mezhepler dedikleriniz okuldurlar yüksekokuldurlar, müçtehit okullarıdır orada her doğru okutulur. Bâtıl meşrepler bunun dışındadır. Zaten onlar o bâtıl hakkın içinde barınamıyor. Ya ıslâh olması gerekiyor ya da oradan çıkıp ayrılması gerekiyor. Bâtıl hakkın içinde barınamaz. Ya doğruyu kabul edecek ya da oradan çekip gidecektir. Dur desen durmaz zaten, o kendi kendini dışlar. Hak bâtılı kabul etmez. Bâtılda bâtıl zihniyetinden vazgeçmediği müddetçe o da Hakk’ı kabul etmez. Aklını başına al, iyi düşün bunları! Biraz sohbeti uzattık ama dertlendik ne yapalım birbirimizle dertlenmeyelim mi, halletmeyelim mi, fikir teatisinde bulunmayalım mı, birbirimize gerçekleri hatırlatmayalım mı? İşte onun için dertlendik,  kusurum varsa Mevlâ hepimizi bağışlasın. Bütün Ümmet-i Muhammed’in îmânı olan herkesi Allah bağışlasın, amel-i sâlih sahiplerini Allah bağışlasın. Îmânsızlara da Allah îmân hidâyetini nasip etmesini dileriz. Hiç kimsenin kâfir olmasını istemeyiz, hiç kimsenin cehennemi gitmesini de istemeyiz. Herkesin cennete gelmesi için dertleniyoruz. Cennet-i Âlâ dururken niye cehenneme gidelim ki?

Dakika 56:00

Doğru varken niye yanlış sapalım ki? Allah varken niye kula kulluk yapalım ki? Peygamber varken başkasına niye gidip de tâbî olalım ki? “Peygambere tâbî ol da gel!” diyor. Kim? Allah’u Teâlâ. “Peygambere tâbî ol!” diyor. Kur’an-ı Kerim’in bütün âyetlerine şöyle bir bakın;

استعيذ بالله

(قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ)

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Açıkça âyet-i kerimelerde, “Yüce Allah Peygamberim Muhammed’e tâbî ol!” diyor. Neyine tâbi olacaksın? O’nun Allah’ın O’na inzâl ettiği İslam’a onun şeriatına tâbî olacaksın. Bunu Allah’u Teâlâ söylüyor. Peygamberine tâbî ol İslâmî ilimleri doğru öğren o zaman seni kimse kandıramaz sapıtamaz, yanlış yollara götüremez, başıbozukların içine girdiremez. Bâtıl cemiyetlerin mafyaların içine seni alamazlar. Yanlış bir ortamda oluşmuş cemaatlerin içine seni götüremezler. Tarikat altında şeriat düşmanlığı, şeriat adı altında hak düşmanlığı yapanların içerisine seni götüremezler veya götürürlerse Aslanlar gibi orada hakkı savunursun. Gerçeği savunursun bâtıla karşı. Onun için Aslan ol! Dağda bütün canavarlar ne kadar korkunç olsa da Aslanlar için ormanda tehlike yoktur. Niye? Aslan olursan… Ne demek burada Aslan olmak? İslâmî ilimlerden haberin olursa gerçeklerden, seni yanlışlar kandıramaz. Yanlış yoldakiler seni kandıramaz. Aslan ol! Hadi bakalım büyük kahraman ol! Hz. Ali harp meydanlarında düşmana karşı hiçbir zaman mağlup olduğunu gördün mü? Hâlid İbn-i Velîd yıldırım hızıyla Bizans ordularını yarıp atarken bir tane Hâlid, sanki bütün Bizans’ın 250 bin kişilik ordusuna bir tane Hâlid İbn-i Velîd yetiyordu. Bütün İslam ordularının yeryüzünün en büyük kahramanları olduğunu bilmiyor musun? Yeryüzünde değerli bir gerçek bir Müslüman yeryüzünün en büyük kahramanı olduğunu bilmiyor musun? İzzet sende, haysiyet-şeref sende, kendini küçük görme! Başkalarını taklit etme! Yüce değerlerin hepsi İslam’da ve sende ey Müslüman başkalarını taklit etme! İlme gelince bilimsel çalışmaya gelince ilim ve bilimsel çalışma Müslümanın asil gayesidir. Bilimsel çalışmalar tamamen İslam dininin ortaya koyduğu, bütün insanlığa tavsiye ettiği insanlığın yükseliş hamlesini İslam dini yapmıştır. Hamle, İslam ile başlamıştır, yükseliş ilimde ilerleme. Dünya doğru Müslüman olsaydı bu ilimler daha çok ilerleyecekti.

Dakika 1:00:20

İslam’dan adam alıyor kendine mâl ediyor. Bu nedir? Başkalarının Siyon anlayışıdır, faşist anlayışına âlet ediyor. Bugün Alman’ın en büyük filozofu ne diyor; “İslâmî ilimler bize geç geldi, kiliseler engel oldu. “İslam dininin ilimleri bize gelince biz ilerledik” diyor. “Müslümanlar batıyı taklide başlayınca gerilediler, battılar ve yıkıldılar” diyor. Bunu Alman’ın bir Filozofu diyor. Bir de Fransız filozofu ne diyor Royy gibiler; “Dünya ne kadar ilerlerse Muhammed’in diyor medeniyetine ulaşamaz” diyor. Gerçeği o da görmüş bak! Ama bu doğruların üzerini örtüyorlar niye? Faşist bir anlayıştan dolayı, her şeyi biz yaptık biz ettik diyelim biz keşfettik kâşiflerin bütün hepsi bizde. Niye? Müslümanların üzerine kül saçıp İslâmî ilimleri yok sayıp hepsini kendilerine mâl etmek için yaptılar bunu. Bugün Bismarck’ın sözünü Avrupa’da çocuklara söylemezler okullarda. Niye? Müslüman olacaklar diye korkarlar. Bismarck ne diyor Hz. Muhammed’e (Aleyhissalâtu Vesselâm): “Dünya ne öğrendiyse Senden öğrendi!” diyor. Ey Muhammed devrinde gelemedim diyor ve önünde diz çökemedim diyor ama diyor şunu itiraf ediyorum ki: “Dünya ne öğrendiyse Senden öğrendi!” diyor ve minnettarlığını ilân ediyor. Bizimkiler de başkalarını taklit ediyor. Başkaları İslâmî ilimlerle yükseldiler. İlmi aldılar ama îmânı alamadılar. Îmânı da alsalardı hepsi Müslüman olması gerekiyordu. İlmi alırlar ama îmânı, îmân ayrı bir hidâyet işidir, îmân cennet işidir, Allah’ın hidâyetinin işidir. Îmânda kalbin tasdik etmedikçe dilin ikrâr etmedikçe îmân, îmân olmaz. İslam’ı îmân edilmesi gereken yüce değerlerini ve tamamını kalbin tasdik etmedikçe, dilin ikrâr etmedikçe îmân, îmân olmaz. Bunu da sev seve yapmadıkça zorlayarak îmân, îmân olmaz seve seve kabul edeceksin. Allah’u Teâlâ’yı zorlayarak tabanca gırtlağına dayayarak Müslüman ol deseniz bu îmân, îmân olmaz. Allah sevilmeye lâyık O’nun her emri yücedir, sevilmeye lâyıktır, övülmeye lâyıktır. Ezelî-ebedî övgülerin, övme-övülme hakkının hepsi Allah’tadır. İslam ise, ise Allah’a kânûn ve kurallarıdır. Sen bunun seve seve kabul etmezsen Allah seni kabul etmiyor. Seni Müslüman saymıyor, severek tasdik edeceksin ikrâr edeceksin. Bütün derslerimizde zaten Akâid dersimizde, diğer derslerimizde bunlara değindik de bugün de yaramız biraz kanadı burada da değinelim dedik.  İşte ne derler; “Gam, keder ağlatır dert söyletir” diye bir şey var ya bunu siz daha iyi bilirsiniz. Onun için dertliyiz de işte dertlendik sevgili dostlarımız.

Dakika 1:05:00

Derdimiz şahsi derdimizi değil bunu da bilin! İslam âleminin derdi ile dertleşiyoruz, insanlığın derdi ile dertleşiyoruz. Şahsi hiçbir derdim var mı derseniz ben dert diye ortaya şahsımdan bahsetmem. Üç yaşında yetim kalmışım çekmediğim çile kalmamış bu dünyada bunların hiçbiri umurumda değil. Umurumda olan şey îmân işi, İslam işi işte bu umurumda olan bu; “Yeryüzüne İslam’ın yayılması ve hâkim olması, insanlığın kurtulması!” umurumda olan bu, derdimde bu, tasam da bu. Bunlardan gaye ne? Allah’ın rızâsı ve cemâli, Allah’ın rızâsını kazanmak, cemâlini kazanmak. Bundan maksat da bu,  “Ente maksudî ve rizake matlubî“ Her evliyânın söylediği söz bu. Ne diyorlar; “Ente maksudî”  “Benim maksadım Sensin Allah’ım” diyorlar.  “Ve rizake matlubî“  “İşte benim talep ettiğim Senin rızândır” diyorlar Yüce Allah’a bütün evliyâlar, dergâhlarında bu söz hepsinin kalbinde ve dilindedir. “Ente maksudî ve rizake matlubî“

Evet, sevgili dostlarımız, bütün âlimler,  evliyâlar feryâd ederler. Ya Rabbi af eyle, merhamet eyle, imdat eyle, mağfiret eyle, yardım eyle ve muzaffer kıl Ümmet-i Muhammed’i diye feryâd ederler bütün âlimler, evliyâlar.

(وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ)

Diye feryâd ederler, yalvarırlar, yakarırlar. Başta Peygamberler, ondan sonra Sıddık âlimler ve Sıddıklar, Velîler, Şehitler bu yolun ve Sâlihler asil yolcuları bunlar. Bütün insanlık bunlara çünkü onların peşinde gitmek zorundadır. Sıddıklar, Şehitler, Sâlih’lerin yolunu takip et, bunları müdafaa et, bunlara yardımcı ol, bunları destekle! Zâlimi destekleme, câhili destekleme, îmânsızı destekleme! Dünkü gördüğün ayıyı bugün Evliyâ göstermeye çalışırlarsa aldanma! Dün onun ne olduğunu biliyordun, bugün onun kuyruğu var, ayının kendini görmüyorsun kuyruğu meydanda. Şimdi kuyrukçu olma kuyruğa takılma! Sıddıklarla, Şehitlerle, Sâlihlerle berâber ol! Bizden hatırlatması. Zâlimi destekleme! Zâlimi destekleyen zâlimdir, kâfiri destekleyen kâfirdir, münâfığı destekleyen münâfıktır, müşriki destekleyen müşriktir, fâsık ve fâciri destekleyen fâsık ve fâcirdir. Aklını başına al! Sıddıklarla, Şehitlerle, Sâlihlerle berâber ol! En az Sâlihlerle berâber ol! Sıddık bulamadım diyorsan bak şehitlerin yolu belli, şehitler İslam’ın uğrunda Allah için Allah yolunda canını verenler şehittir îmânı, İslam’ı ile berâber ve bunların peşinden Sâlihler gelir. Sâlihleri destekle! Sâlih kimdir? İtikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta İslam’ı yaşayan ve onun fâcirliği görülmeyen, fâsıklığı görülmeyen büyük günahı kebâirlerden birisi kendinde görülmeyen kişiler Sâlih’tirler.

Dakika 1:10:00

İslam’ı yaşıyor itikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta İslam’ı yaşamak istiyor yaşıyor. Ama içinde bulunduğu ortam bunların bir kısmını engel oluyor da bir kısmını yaşıyor, bir kısmını yaşayamıyorsa o yaşamadığından değil, o içindeki ortamın şartları müsait olmayıp yaşayamadığından olduğunu da bir hüsnü zanla burayı karşıla, suizanna burada gitme! Biz hatırlatıyoruz. Zaten Ârif’ler “Lam” demeden “Cim’i” anlar. Ârif’ler tarif istemez. Senin mukaddesatına düşman olanlar belli, yüce değerlerine düşman olanlar belli. Bunların kuyruğuna takılıp da ben de Müslümanım dersen sen kendini kandırmış olursun, aldatmış olursun. Sana bakıp da birkaç kişi de aldanıyorsa onlara da kötü örnek olmuş olursun. Bizden hatırlatması! Çünkü biz söyleriz gerçekleri ama biz de dayatma yok. İster yaparsın ister yapmazsın. Yarın hesabını sen de vereceksin mahşerde büyük mahkemede sen de vereceksin, bende vereceğim hesaba çekilmeyen olmayacak herkes. “Câhili de, Âlim’i de, Paşa’sı da, Ağa’sı da, Er’i de, Paşa’sı da, Asker’i de, İşçisi de, Patronu da, Âmiri de, Me’muru da” herkes hesap verecek görevini doğru yapan kurtulacak.

“Velhamdülillâhi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü alâ Râsulina Muhammedin ve alâ âlî Muhammed”.

Dakika 1:12:19

 

 

 

 

(Visited 20 times, 1 visits today)