İslam Tarihi Ders 79

İslam Tarihi Ders 79

79- İslam Tarihi Ders 79

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

Yüce İslam Tarihinin külliyâtından keşif notları vermeye devam ediyoruz. Konumuz; Kureyşîlerden Hanif’liği Arayanlar Hanîf’liğe İsteklenenler ve Onların Sonuçları Onların Akıbetinin Ne Olduğu Konusunda:

Hanef ve Hanîf kelimelerinin mânâsına baktığımız zaman Hanef: dalâletten, istikâmete meyl edip, eğilmek, eğrilikten doğrulmak, düzelmek gibi anlamlarda kullanıldığını görüyoruz.

Hanîf de: İslamiyet’e meyli dürüst ve onun üzerinde sabit ve kararlı bulunan Müslümana, câhiliye devri Araplarına göre ise: İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dini üzere olan kimseye denir. Hanîflik İslam’ın tevhîd anlayışıdır.

Kureyş müşrikleri, kendilerinin bir bayram gününde, putlarından bir putun yanında toplanarak kurban kesmek, ibadet maksadı ile yanında kalmak, çevresinde dönüp dolaşmak sûreti ile ona tâzimde bulunmakta idiler. Bu, Kureyş müşriklerinin, her yıl, bir gün yapa geldikleri bir bayramları idi. Kureyş müşriklerinin, her yıl bir gün, yanında toplanıp tören yaptıkları put, Buvâne diye anılan put idi. Kureyşîlerden şu dört kişi:

  • Zeyd b. Amr, b. Nüfeyl, b. Abdüluzzâ, b. Abdullah, b. Kurt, b. Riyâh, b. Rizâh, b. Adiyy, b. Kâ’b, b. Lüey,
  • Varaka b. Nevfel, o da soyu Kâ’b b. Lüey’e ulaşmaktadır.
  • Osman b. Huveyris, b. Esed, b. Abdüluzzâ,
  • Ubeydullah b. Cahş, b. Riab.

Müşriklerden ve törenlerinden ayrılarak gizlice toplanıp birbirlerine: „Birbirinize karşı, sadâkatli davranınız. Durumunuzu, gizli tutunuz. İyi bilesiniz ki: Vallâhi, kavminiz, doğru bir şey üzerinde değillerdir. Onlar, Babaları İbrâhim’in dininden sapmışlar, ona aykırı din tutmuşlardır. Şu put ta ne?! Yani Putperestlik tam bir sapıklık, ne duyar, ne görürdür! Yani Putperestler putları için duymayan, görmeyen, zararı-kârı olmayan şeylere tapınıyorlar. Kendiniz için, gerçek dini arayınız!“ dediler. Bu kişiler putperestliğe gizli karşılar gerçeği arayan kişiler bunlar. Fakat Yüce İslam’ın doğması da yaklaştı. Peygamber adayı aralarında ama daha Peygamberimize Peygamberlik geleden Arap yarımadası ve dünya tamamen bir dalâletin içine yuvarlanmış çırpınıyordu.

Dakika 5:00

Bunların, aramaya çıktıkları, din, Hanîflik, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dini idi. Çünkü İslam dininden önceki İslam, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın, İsmâil’in ve öteki peygamberlerin dini İslam idi. Fakat insanlık o yollardan tamamıyla sapıtmışlar putlara tapmaya başlamışlardı.

Hanif’liği arayanlardan Varaka b. Nevfel ve Akıbeti Hakkında da:

Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ile Varaka b. Nevfel, bir Yahûdî Bilgini ile buluştular. Yahûdî Bilgini, onlara, Yahûdîliği teklif ve tavsiye etti. Zeyd b. Amr, b. Nüfeyl, ret etti Varaka, b. Nevfel ise kabul etti. Sonra, bir Hristiyan Bilgini ile buluştular. O da, bunlara, Hristiyanlık dinine girmelerini, tavsiye ve teklif etti. Varaka b. Nevfel, Yahûdîliği bırakıp Hristiyanlık dinine girdi. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ise, yanaşmadı ve „Bu, nasıl din? Tıpkı, kavmimizin dini gibi, siz de, ibadette, Allah’a şirk koşuyorsunuz, onlar da, şirk koşuyorlar! Yani o zamanki Yahûdî’likte, Hristiyanlıkta Putperestlikten bir farkı kalmamış. Zaten öyle olmasaydı Peygamber Efendimize İslam dini geçmişi yenileyen, geleceğin bütün ihtiyaçlarını te’min eden her şeyiyle mütekâmil bir din olan İslam vahiy edildi. Çünkü insanlık herkes sapıtmış gerçeği içinde arayanlar vardı. Ama bir türlüde bulamıyorlardı. Sadece Allah’ın birliğini kabul etmiş fakat bunun dışında ne yapacağını bilmeyen bir topluluk gizliydi bunlar da açığa vursalar bunları da öldüreceklerdi.

Fakat sizinkinde, Allah’ı, zikir etmek var, onlarınkinde yok!“ dedi.  Varaka b. Nevfel, Hristiyan Bilginlerinden aldığı kitapları okumaya daldı ve Kitapların bilgilerini elde etti. Varaka b. Nevfel ‘in durumundan sorulup „Yâ Rasûlullah! O, Kıbleye yönelir ve (İlâh’ım, Zeyd’in İlâh’ıdır. Dinim, Zeyd’in dinidir!) der idi?“ denilmişti. Zeyd b. Amr ne Hristiyanlığa ne Yahûdîliği İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dini olan tevhîd inancında idi. İşte Varaka da dinim Zeyd’in dini demesi buydu, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dini üzereydi Zeyd. Daha da İslam doğmamıştı.

Rasûlullah (Aleyhisselâm) „Onu, üzerinde ince hâlis ipek elbise olduğu hâlde cennetin ortasında yürüdüğünü gördüm!“ buyurmuştur. Dünya puta taparken onlar gerçeği arayan kişiler bunlar. İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın tevhîd inancında yani İslam’ın tevhîd inancında idi. İbrâhim’in dini de İslam olduğuna göre…

Dakika 9:30

Hanif’liği Arayanlardan Osman b. Huveyris ve Onun Akıbeti Hakkında:

Osman b. Huveyris, Rum Kralı Kayser’in yanına gidip Hristiyan oldu ve onun yanında yüksek bir mevki sağladı. Kayser, Osman b. Huveyris’e Taç giydirip kendisini Mekke’ye Vâlî yaptı. Osman, b. Huveyris, Mekke’ye geldiği zaman, halka, Kayserin dinini benimsetmeye yeltenince, Esved b. Esed, b. Abdüluzzâ „Gözünü, aç, iyi bil ki: Mekke halkı, hiç bir Âmire boyun eğmez, esirlik bilmez bir kabiledir! Kayser’in dinini, benimsemez!“ dedi. “Kabul etmez!” dedi. Böyle diyerek bağırmış, Osman b. Huveyris de, murâdına erememiş, Şam’da Gassan Hükümdarlarından Amr b. Cefne tarafından zehirlenmiş (bir gömlekten zehirlenerek) ölmüştür.

Hanif’liği Arayanlardan Ubeydullah B. Cahş ve Akıbeti Onun Sonu Hakkında da:

Hanif’liği arayanlardan Ubeydullah b. Cahş ise, tereddütler içinde bocaladı. Sonra, Müslüman olup Habeş ülkesine göç etti. Orada, Hristiyanlığa döndü ve Hristiyan iken de, öldü.  O zaman, Ubeydullah b. Cahş ile evli bulunan Hazret-i Ümmü Habîbe der ki: ‚Uykuda, kocam Ubeydullah b. Cahş’ı, çok kötü bir suratta ve kapkara yüzlü olarak gördüm ve korktum. Kendi kendime (Her hâlde, vallâhi, onun hâli değişecektir!) dedim. Kocam, sabaha çıktığı zaman, bana (Ey Ümmü Habîbe! Ben, dinlere bakmıştım da, Hristiyanlıktan (Hâşâ!) daha iyi bir din görememiş, ona‘ yaklaşmıştım. Sonra da, her nasılsa, Muhammed’in dinine girmiştim. Şimdi, ben, tekrar Hristiyanlığa döndüm!) dedi. İşte tam sapıklığa döndü, helâk oldu. Ona (Vallâhi, sende hayır yoktur!) dedim. (Hanımı diyor bunu) ve hakkında görmüş olduğum rüyayı da, kendisine haber verdim. Fakat o, pürüzünden, bir türlü temizlenemedi. İçkiye düştü ve çok geçmeden geberip mürtet olarak geberip gitti. Öldükten sonra, kendisini, uykuda rüyamda gördüm: Sanki gidiyor ve bana da (Ey Ümmü’l-mü’minin-Ey mü’minler Anası!) diyerek sesleniyordu. Bu düşü, Rasûlullah’ın, benimle evleneceğine yordum.“

Görüyorsunuz Ümmü Habîbe Annemiz ne kadar firâsetli gönlünde nur parlayan bir kadın.

Hanif’liği Arayanlardan Zeyd b. Amr ve Akıbeti Konusunda da:

Hanif’liği aramaya çıkanlardan Zeyd b. Amr, b. Nüfeyl’e gelince: O zaman, arkadaşları arasında, hâl ve şan bakımından, bundan daha doğru, daha iyi durumda bulunanı, olmadı. O, putlardan ayrıldığı gibi Yahûdî’lerin, Hristiyanların ve bütün milletlerin dinlerine girmekten de, kaçındı. O günkü dünya da zaten ne ibadet ederim!“ dedi. Ölmüş hayvan etini, yemedi. Kız çocuklarını, diri diri, toprağa doğru dürüst Hristiyanlık kalmış, ne Yahûdî’lik, ne de başkası… Sâdece, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın, Yüce Allah’ı Tevhîd eden dinini aradı, durdu. Putlara tapmadı. „Ben, İbrâhim’in Rabbine ibadet ederim” dedi. Ölmüş hayvan etini yemedi, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten toplumu, sakındırmaya çalıştı. Kavminin kötü âdet ve davranışlarım, kınamaktan geri durmadı. Esmâ Binti Ebî Bekr, Zeyd b. Amr, b. Nüfeyl’i, çok yaşlanmış, Kâbe’ye sırtını dayamış olduğu hâlde „Ey Kureyş cemâati! Zeyd’in varlığı, elinde bulunana, yemin ederim ki: benden gayrı hiç biriniz, İbrâhim’in dini üzerinde değilsinizdir!

Dakika 15:10

Ey Allah’ım! Ben, Sana, ne şekilde ibadet edilmesini istediğini, bilebilseydim. Sana, o şekilde ibadet ederdim! Fakat ne yapayım ki, bilmiyorum!“ dediğini, duymuş ve avucunun üzerine secde ettiğini görmüştür.  İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dininde bu zâtı muhterem ama fakat Allah’ın birliğini tanıyor ama nasıl ibadet edileceği hakkında bilgi kalmamış çevrede, toplumda. İşte arayan Mevlâ’sını da buluyor, belâsını da buluyor. Zeyd b. Amr’in anne bir kardeşi ve aynı zamanda amcası olan Hattâb (ki, Hazret-i Ömer’in babasıdır) Zeyd’in karısı ile bir olup ona, dâima işkence yapar, kıt akıllı bir takım gençleri de, kışkırtarak onu, Mekke’ye sokturmazdı. Zeyd b. Amr, Mekke’ye, ancak, gizlice girebilirdi. (İbn. İshâk, İbn-Hişâm Zehebî) bu konuya değinmekteler. Zeyd b. Amr, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dinini aramak üzere, önce, Yesrib (Medine-i Münevvere), Fedek, Hayber Yahûdî din Bilginlerinin yanlarına geldi. Onları, Allah’a ibadetlerinde şerik koşar bir hâlde bulunca, „Benim istediğim din, bu, değildir!“ dedi.

Görüyorsunuz kalpte tevhîd Allah’ın birliği inancı olunca şirki ret ediyor.

Eyke’ye, kadar gidip oradaki Yahûdî din Bilginleri ile konuştu. Onları da, ibadetlerinde, Allah’a şirk koşar bir hâlde buldu ve: „Benim istediğim din, bu da, değildir!” dedi.  Oradan ayrılıp tâbî olacağı dini, sora sora Şam’a kadar gitti.  Şam’da buluştuğu bir Yahûdî Din Bilginine, dinlerini sordu ve:

„Ben, belki, dininize girerim! Bana, dininiz hakkında bilgi ver?“ dedi. Yahûdî Bilgini:

„Sen, Allah’ın gazâbından payını almadıkça, bizim dinimiz üzere olamazsın!“ dedi. Zeyd b. Amr:

„Ben, ancak, Allah’ın gazâbından kaçarım. Allah’ın gazâb edeceği bir şeyi de, hiç bir zaman, üzerime almam ve ona, güç te, yetiremem! Sen, bana, bundan başka salık verip tavsiye edebileceğin bir din var mıdır?“ dedi. Yahûdî Bilgini:

„Hanîf olmaktan başka bir din bilmiyorum!“ dedi. Zeyd b. Amr:

„Hanîf nedir?“ diye sordu. Yahûdî Bilgini:

„İbrâhim’in dinidir ki: O, ne Yahûdî, ne de, Hristiyan olmamış, bir Allah’tan başkasına da, ibadet etmemiştir!“ deyince, Zeyd b. Amr, onun yanından çıkıp gitti. Zaten Zeyd İbrâhim’in dinini itikatta buldu ama amelde bu arıyor. Bir Hristiyan Din Bilgini ile buluştu. Ona da:

„Ben, belki, dininize girerim. Bana, dininiz hakkında bilgi ver?“ dedi. Hristiyan Din Bilgini:

„Sen, Allah’ın gazabından payını almadıkça, bizim dinimiz üzerinde olamazsın!“ dedi. Zeyd, b. Amr:

„Ben, ancak, Allah’ın gazâbından kaçarım. Allah’ın gazâb edeceği bir şeyi de, hiç bir zaman, üzerime almam ve ona, güç te, yetiremem! Sen, bana, bundan başka söyleyeceğin bir söz söyle ve tavsiyede bulun. Tavsiye edebileceğin bir din, var mıdır?“ dedi. Hristiyan Din Bilgini:

„Hanîf olmaktan başka bir din bilmiyorum!“ dedi. Zeyd b. Amr:

Ona da „Hanîf, nedir?“ diye sordu. Hristiyan Din Bilgini:

„İbrâhim’in dinidir ki. O, ne Yahûdî, ne de, Hıristiyan olmamış, bir Allah’tan başkasına ibadet etmemiştir.“ dedi. Zeyd b. Amr;

Hristiyanların da, İbrâhim (Aleyhisselâm) ve Onun dini hakkında aynı görüşte olduklarını görünce, yanlarından ayrılırken, ellerini kaldırıp „Ey Allah’ım! Seni, şâhid tutarım ki: Ben, İbrâhim’in dinindeyimdir!“ dedi.

Dakika 21:00

Evet, sevgili dostlarımız,

İşte görüyorsunuz doğruya dünyada yer kalmıyor. Doğru iseniz eğrilerin arasında yeriniz olmaz.

Zeyd b. Amr, ne Yahûdî’lerin, ne de Hristiyanların dininden hoşlanmadı. Hristiyanlardan birisi „Herhâlde, sen İbrâhim’in dinini, arıyorsun?“ deyince, Zeyd, b. Amr:

Ona da „İbrâhim’in dini nedir?“ diye sordu. Adam:

„O, Hanîf idi: Şeriki, naziri, dengi olmayan, tek olan Allah’tan başkasına ibadet etmezdi. Putlar adına kesilen şeyi, yemezdi.“ dedi. Zeyd b. Amr:

„Ben, bunu, biliyorum. Zaten, ben, bu din, üzerindeyim. Taştan veya tahtadan, ellerimle yonttuğum putlar hiç bir şey değildir!“ dedi. Bunlara tapılır mı?” dedi. Bir Papaz da, Zeyd b. Amr’e:

„Sen, öyle bir din istiyorsun ki, o, bugün, yeryüzünde yoktur!“ demişti. Zeyd b. Amr, ona: „Nedir o din?“ diye sordu. Papaz:

„İbrâhim’in dinidir. O, hiç bir şeyi, Allah’a şerik koşmadan, şirk koşmadan ibadet eder, Kâbe’ye doğru namaz kılardı.“ dedi. Zeyd b. ‚Amr’e „Senin, istediğin, aradığın şey, önündedir!“ denildi. Bunun üzerine, Zeyd b. Amr, sora sora Musul’a kadar gitti.  Oraya varınca, bir Papazla karşılaştı. Papaz:

„Ey deveci! Nereden geliyorsun?“ diye sordu. Zeyd b. Amr:

„İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın Beyt’inden!“ dedi. Papaz:

„Ne istiyorsun?“ diye sordu. Zeyd b. Amr:

„Din!“ dedi. Papaz, ona, Hristiyanlığı, tavsiye ve teklif etti. Zeyd b. Amr, kabul etmekten kaçındı. „O, bana, gerekmez!“ dedi.  Papaz:

„Öyle ise, senin, aradığın, kendi yurdundadır, çok sürmez, zuhur edecektir!“ dedi. Görüyorsunuz ilâhî kitaplarda Peygamber Hz. Muhammed’in geleceği zaman dahî belliydi.

Zeyd b. Amr’e, Şam’da Hristiyan Şeyhlerinden birisi de „Sen, bir dinden soruyorsun ki, Cezîre’de, Hîre Şeyhinden başka, o dine göre, ibadet eder bir kimse bulamazsın, bir başkasını da bilmiyoruz!“ demişti. Zeyd b. Amr, Musul’dan sonra, Cezîre yolunu tuttu.  Oradaki Şeyh’in yanına varıp ona, ne için geldiğini haber verdi.  Hîre Şeyhi:

„Sen, kimlerdensin?“ diye sordu. Zeyd b. Amr:

„Beytullâh halkından, dikenli ve Selem ağacı biten belde halkından!“ dedi.  Hîre Şeyhi:

„Demek, sen, dikenli ve Selem ağacı biten beldenin halkındansın ha?  Sen, öyle bir dinden soruyorsun ki, o, Allah’ın ve Meleklerinin dinidir! Kendi yurdunda bir Peygamber ya çıkmıştır, ya da, çıkmak üzeredir!  O Peygamber Hz. Muhammed’dir! O Peygamber, halkı, o dine dâvet edecektir. Sen, hemen geri dön, onu tasdik et. Ona, tâbî ol! Onun, getirip tebliğ ettiklerine îmân et, Müslüman ol! Senin gördüğün kimselerin hepsi, dalâlet ve sapkınlık içindedir!“ dedi.

Dakika 25:37

Görüyorsunuz bu şeyh doğruyu söyledi. Hristiyanlıkta, Yahûdî’likte tamamen sapıklığın içinde dünya da putperestliğin içine tamamen girmiş, yolunu yitirmiş bir dünya var.

Zeyd b. Amr, tekrar Şam’a geldi. Oralarda gezip dolaştı. Tâ Belkaya kadar gitti. Meyfaa mevkiindeki manastıra kapanmış bir Papazın yanına vardı. Sanki Hristiyanlık ilmi, o Papazda toplanmıştı. Zeyd b. Amr, İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dini olan Hanîf’liği, ondan da sordu. Papaz:

„Sen, öyle bir dinden soruyorsun ki, bugün, ona sâlik olan bir kimse bulamazsın. O dine âid bilgi silinmiş, onu, bilen kimseler de, ölüp gitmiştir. Fakat çıkıp geldiğin yurdundan çıkacak ve Hanîf olan İbrâhim’in dini ile gönderilecek olan Peygamberin gölgesi senin üzerine düşmüş bulunmaktadır!“ dedi. Bakın bu da doğruyu söyledi.

Sen, hemen yurduna gidip kavuş. Çünkü O, bu sıralarda gönderilecektir! Hz. Muhammed’in gönderilme zamanı bu zamandır dedi. Bu zaman, O’nun zuhuru zamanıdır!“ dedi. Zeyd b. Amr, Şam’da bulunduğu sırada, Yahûdî’lik ve Hıristiyanlıkta beğeneceği bir şey bulamamıştı. Bu Papaz, ona, söylediğini, söylediği zaman, Zeyd b. Amr, acele Mekke yolunu tuttu. Lahm kabilesi yurdunun ortalarında bulunduğu sırada idi ki… Dikkat edin ey dünya! Lahmlerden bir cemâat, üzerine saldırıp onu, öldürdüler. Görüyorsunuz Allah’ın geniş rahmeti, onun üzerine olsun! Bu kişi tam Müslüman olup Hz. Muhammedi bulacağı sıralarda adamı öldürdüler.

Saîd b. Müseyyeb ‘in bildirdiğine göre: Zeyd b. Amr’in ölümü, Kureyşîlerin Kâbe’yi yaptıkları yılda ve Peygamberimize vahiy indirilmeden beş yıl önce idi. Peygamberimiz, o sırada, otuz beş yaşında bulunuyordu. İşte beş sene sonra da Peygamberlik verildi.

Zeyd b. Amr İçin Mersiyeler Söylenişi:

Bu konuda da Şâir Ümeyye b. Ebi’s-Salt, bir kasidesindeki beyitlerinde, Zeyd b. Amr hakkında şöyle demiştir:

„Amr’in oğlu! Buldun doğru yolu!

Olgunluğa ulaştın sen!

Gürül gürül yanan ateş tandırından uzaklaştın sen!

Eşsiz olan Rabbinin dinine, kalbini berk ettin.

Tapılıp durulan bir sürü putları terk ettin.

Yetmiş kat yerin altında bulunsa da, insanoğluna.

Muhakkak, Rabbinin rahmeti gelir, ulaşır ona.“

Veraka b. Nevfel de. Onun hakkındaki mersiyesinde şöyle demiştir:

„En sonunda özleyip durduğun dine kavuştun sen!

Hiç şaşmadın Rabbini Tevhîd edip birlemekten.

Şimdi, çok iyi bir mekânda bulunuyorsun elbet.

Yiyip içip eğleniyor, ağırlanıyorsun elbet.

Allah Dostu İbrâhim’le de, buluşursun orada,

Sen olmadın Tamu’ya atılacak cebbar kişilerden.“

Tevhîd dininde olanlar Zeyd’in durumunu bilerek bildikleri için bu övgü dolu şiirleri söylediler.

Dakika 30:33

Zeyd b. Amr’in Kıyâmet Gününde Tek Başına Bir Ümmet Olarak Ba’s Olunacağı:

Konusunda bakın haber nasıldır, Câbir b. Abdullah (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) demiştir ki:

Zeyd b. Amr b. Nüfeyl hakkında Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a sorduk: Yâ Rasûlullah! O, Kıble ‘ye yönelir, Benim dinim, İbrâhim’in dinidir. Benim İlâhım, İbrâhim’in ilâhıdır!” der, namaz kılar secde ederdi dedik. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm):

“O, benimle Îsâ b. Meryem arasında tek başına bir ümmet olarak haşr olunacaktır! buyurdu. “

Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ‘in oğlu Saîd de:

„Yâ Rasûlullah! Babam, gördüğün, işittiğin gibi idi. Senin Peygamberlik devrine erişemedi. Eğer, erişmiş olsaydı. Sana, îmân eder ve bağlanırdı.  Onun için, Allah’tan mağfiret dile.“ dedi. Peygamberimiz:

„Olur! Onun, için, Allah’tan mağfiret dileyeyim. Çünkü O, kıyâmet gününde tek başına bir ümmet olarak ba’s olunacaktır! Allah, Onu, yargılasın, mağfiret eylesin Ona, rahmet eylesin! Çünkü O, İbrâhim’in dini üzerinde öldü.“ buyurdu. Hazret-i Ömer’le Saîd b. Zeyd:

„Yâ Rasûlullah! Zeyd için, biz de Allah’tan mağfiret dileyelim mi?“ diye sordukları zaman. Peygamberimiz:

„Evet! Onun için, Allah’tan mağfiret dileyiniz. Çünkü O, tek başına bir ümmet olarak ba’s olunacaktır!“ buyurmuştur.

O günden sonra, Müslümanlardan hiç bir kimse. Onun hakkında Allah’tan rahmet ve mağfiret dilemeksizin ismini anmazdı. (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn ve Rahmetullâhi Aleyh ve Aleyhim Ecmaîn).

Evet, sevgili dostlarımız, dünya dalâletin içinde yüzerken işte bu Zeyd Hazretleri Tevhîd Dini üzerinde Hz. Muhammed’e ulaşamadı, İbrâhim’in dini üzerinde kaldı. Bakın dünyada gitmedik, sormadık bilgin bırakmadı. Fakat o günkü dünyanın dalâlette olduğunu, sapıklıkta olduğunu gördü ve İbrâhim’in dini üzere öldü. İşte bahtiyarlık budur. Dünyanın hepsi kâfir olsa Allah’a bir zarar veremez, herkes kendini mahveder. Dünyanın hepsi Evliyâ olsa Allah’a bir kârda vermez herkes kendini kurtarmış olur. Ey dünya! Îmân edin kendinizi kurtarın iyi bir Müslüman olun! İşte anlaşılacak buradan alınacak ders budur. İyi bir Müslüman olun! Çünkü İbrâhim (Aleyhisselâm) ne Yahûdî’dir, ne Hristiyan’dır, tek bir Allah’a îmân eden Müslümandır. İsmâil ’de böyle (Aleyhisselâm), diğer peygamberlerde böyle, bunların hepsi Müslümandır.

Dakika 35:08

Bugün o peygamberlerin yolundan sapanlar işte görüyorsunuz Tevrât’ı bozanlar, İncîl’i bozanlar ne Mûsâ yolundadır, ne Îsâ yolundadır, ne Tevrât yolundadır, ne İncîl yolundadır. Bunların bir tek şansı vardır o da Müslüman olmaktır. Müslüman olmadan ölürlerse bütün şanslarını kaybederler. Biz hatırlatıyoruz. Çünkü bütün peygamberlerden Yüce Allah söz aldı. “Muhammed’i kavminize, milletlerinize anlatınız! Muhammed gelir-gelmez Müslüman olsunlar O’na yardımcı olsunlar!” diye Cenab-ı Hak bütün peygamberlerden söz aldı.  Bütün peygamberlerde kendi kavimlerine haber verdiler. Yahûdî yarın Allah’a ne diyecek, Hristiyan ne diyecek? Bakın işte ey Hristiyan âlemi ve Yahûdî âlemi! Îsâ’nın Mûsâ’nın yolunda iseniz derhâl Müslüman olun. Değilseniz yandınız, zaten yandınız? Müslüman olmaktan başka zaten çâre yok. Biz hatırlatıyoruz, izde zorbalık yok. Haçlı ordularını toplayıp da Müslümanları yok etmek için elinden geleni yapanlar, dünyaya masonluğu kuranlar ve dünyanın başında çıra yaranlar Emperyalist güçlerin eline dünyayı verip güçlüleri başta tutup zayıflarının kanını emenler yarın bunların hesabını vereceklerdir. Bugün dünya yarın Mevlâ! Herkes bunun hesabını verecektir, îmân edip amel-i sâlih sahipleri kurtulacaktır.

Evet, sevgili dostlarımız!

Vahiy Öncesindeki Beş Yıl İçinde Bazı Hadiselerden Zuhur Eden Hadiselerden Bazıları:

Peygamberimize (Aleyhissalâtu Vesselâm) vahiy ve Peygamberlik gelmeden beş yıl önce, Peygamberimiz, otuz beş yaşında bulunduğu sırada, Kâbe-i Şerif, Kureyşîler tarafından yıkılıp yeniden yapıldı. Peygamberimize, Peygamberlik gelmeden beş yıl önce Peygamberimiz; otuz beş yaşında iken, Kureyşîlerin, Kâbe’yi yaptıkları yılda Peygamberimizin kızı Hazret-i Fâtıma-tüz-Zehrâ (Radıyallâhu Anha) Annemiz doğdu.  Peygamberimize, Peygamberlik gelmeden beş yıl önce, Kâbe-i Şerif’in, Kureyşîler tarafından yeniden yapıldığı sırada, Hazret-i Ömer’in kızı ve sonradan Peygamberimizin zevcesi olan Hazret-i Hafsâ (Radıyallâhu Anha) doğdu.  Zeyd b. Amr, b. Nüfeyl ‘in öldürülmesi de, Kureyşîlerin, Kâbe-i Şerif’i, yeniden yaptıkları yıla rastlamaktadır. O Hanîf dininde olan Zeyd b. Amr.

Evet, sevgili dostlarımız, merhum Zeyd b. Amr, Mekke’ye gelmekte olduğu ve Lahm kabilesi yurdunun ortalarında bulunduğu sırada Lahmlerden bir cemâatin saldırısına uğrayıp öldürülmüştü. Peygamberimiz, o sırada, otuz beş yaşında bulunuyordu.

Dakika 40:00

Peygamberimizin, otuz altı yaşında bulunduğu sırada, Ashâb-ı Güzin’den Abdullah b. Amr, b. Âs doğdu.  Peygamberimizin, Peygamber olarak gönderilmesinden üç yıl kadar önce, putperestliği bırakarak İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın dinini aramaya çıkanlar, arasında bulunan ve Şam’da Hristiyanlığı kabul ederek Kayser tarafından Mekke Vâlîliğine tâyin olunan Osman b. Huveyris, Gassan Krallarından Amr b. Cefne’nin zehirlettiği bir gömlekten zehirlenerek öldü. Peygamberimizin, Peygamber olarak gönderilişinden iki yıl kadar önce, Şamlı Yahûdî’lerden İbn. Heyyiban, Şamdan, Medine’ye gelip yerleşti. Çok geçmeden, Medine’de ölüm döşeğine düştü. Öleceğini, anlayınca, Yahûdî’lere: „Ey Yahûdî cemâati! Yemesi, içmesi bol bir yerden, beni, bu yoksulluk ve açlık yurduna getirenin ne olduğunu sanır mısınız?“ diye sordu. Yani bakın şimdi ne diyor: Yahûdîler „Sen, daha iyi bilirsin!“ dediler. İbn-i Heyyiban bu Yahûdî âlimi „Ben, bu memlekete, ancak gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve buraya hicret edecek olan (O Peygamber)i, gözlemek üzere, gelmişimdir! Görüyorsunuz, O’nun, yakında Peygamber olarak gönderilmesini ve benim de, O’na tâbî olmamı, umuyorumdur. Yani O Peygamber gelir-gelmez ben Müslüman olacağım demek istedi. Kendisinin gelme zamanı, çok yakındır. Yani iki sene önce diyor bunları.  Ey Yahûdî cemâati! Ona tâbî olmakta hiç kimse sizi geçmesin. Bak ne diyor bu âlim: “Ey Yahûdîler! O Peygamber gelir-gelmez O’na îmân edin, Müslüman olun!” diyor. Gerçeği bilenler var böyle işte. Çünkü O, Kendisine karşı koyanların kanlarını dökmek, çocuklarını ve kadınlarını esir etmek salâhiyeti ile gönderilecektir. Siz, bu hususta O’ndan korunamazsınız!“ Yani O’na düşman olmayınız gücünüz yetmez” dedi ve sonra öldü. İşte görüyorsunuz böyle şanslı insanlar var ama Yahûdîler onun sözünü tutmadılar. Peygamberimiz, kırk yaşına gelmeden önce, otuz sekiz yaşında iken, ışık, nur görür, sesler, işitir, bunun bir Cin ve Kehânet işi olmasından endişelenir dururdu. Yüce Allah, Peygamberimizin kerâmetini açıklamayı irâde buyurdu ve buyurduğu sıralarda idi ki, Peygamberimiz, bazı işleri için, evinden çıkar, Mekke evlerinden uzaklaşır, vâdîlerin kuytu köşelerine doğru dalar giderken, hiç bir ağaca veya taşa rastlamazdı ki (Esselâmü Aleyke Yâ Rasûlullah!) diye kendisini, selâmlamamış olsun. Yani bütün taşlar, ağaçlar Peygamberimizi selâmlamaya başladılar. Peygamberliğinden iki yıl önce başladı bunlar.  Peygamberimiz, hemen etrafına, sağına-soluna, arkasına dönüp bakınır, fakat ağaç ve taştan başka bir şey görmezdi. Bu, Peygamberimizin, Peygamberlikle vazifelendirilmesinden iki yıl önce idi.

Câbir b. Semüre’nin rivâyetine göre: Peygamberimiz de „Mekke’de bir taş tanırım ki, ben, Peygamber olarak gönderilmezden önce, bana, selâm verirdi. Hâlâ, iyice tanıyorumdur!“ buyurmuştur. Sanıldığına göre: Bu Taş, Hacerül-Esved idi.  Bunun, Hacerül-Esved’den başka bir Taş olup Mekke’de Zukâkulhacer diye tanınan sokakta bulunduğu ve „Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ı sürekli oradan geçtiği zaman selâmladığı, Peygamberimizi selâmlayan taş!“ diye halk tarafından ziyaret ve üzerine eller sürülerek takdis ve teberrük edildiği de, bildirilmektedir.

Dakika 46:15

Evet, sevgili dostlarımız, Peygamberimizin bütün hayatı mûcizedir, irhasât (Allah tarafından peygamber olarak gönderilen insanların, vahiy almadan önceki yaşamlarında meydana gelen hârikulâde olayları ifade eder. Hz. Muhammed’in de özellikle doğumu esnasında olağanüstü bazı hadiselerin yaşandığı nakledilmektedir.) ve kerâmettir.

Peygamberlikten önceki çocukluk yıllarında tâ çocukluğunda ana rahmine düşmeden önce tâ Hz. Âdem’den silsile yolu ile (peygamberler yolu) o nur intikâl ede ede babası Abdullah’a, ondan Hazreti Âmine’ye, ondan da dünyayı şereflendiren O nur doğdu. Ve Cenab-ı Hak O’nu ezelde zaten ıstıfa etmiş (seçmiş) Mustafa kılmış idi. O’nu Muhammed Mustafa kıldı. Ahmed, Muhammed, Mustafa kıldı. Âlemlere Rahmet Peygamberi kıldı O’nu da alıştıra-alıştıra âlemlere Rahmet Peygamberi olarak gönderdi. O taşların ağaçların O’na selâm vermesi O’nu vahyi ilâhiye Cenab-ı Hak yavaş yavaş alıştırıyordu. İşte artık O Peygamber bütün insanlığı, dünyayı, yerleri-gökleri şereflendiren O şanlı-şerefli Peygamber bütün insanlığın kurtuluşuna geldi. Ey dünya! O Peygambere tâbî ol, O’nun dini İslam ile Müslüman ol, O’nun şeriatına tâbî ol! Dünyadaki o kısacık ömrünü, îmân ve amel-i sâlih ile iyi bir Müslüman olarak ömrünü harca! Boşa harcama! Küfre, şirke, nifâka, zulme hiç harcama! Ebedî pişman olursun ama bu pişmanlık hiç fayda vermez. Îmân et Müslüman ol kurtul! Bunu kendi nefsime sürekli söyledim, mü’min ve Müslümanım, Hz. Muhammed benim Peygamberim. Yüce Allah yüce sıfatlarıyla O benim Rabbim. Yüce sıfatlarla muttasıf noksan sıfatlardan münezzeh, Rabbimiz Allah, dinimiz İslam, Kitabı’mız Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Hazretleridir. O’na tâbî olan yeryüzünde ne kadar Müslüman varsa bu İslam için Allah yolunda çalışıyor cihâd ediyorsa bizden onların hepsine selâm olsun! Katıksız katkısız (Lâ İlâhe İllallah Muhammedür Rasûlullah) diyorsa gönlünde bu îmân icmâlî îmân yerleşmiş ise tafsîlî îmân yolunda hareketlenmesi gerekir, bunların da hepsine selâm olsun.

Dakika: 50:10

(إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَة ) bütün inanan mü’minler, îmânlı olan Müslümanların hepsi kardeştir. Kardeşler ne olmalı? Bir bütün olmalı birlikte Allah’ın emrinde hareket etmelidir. Yüce Allah İslam birliğini, îmân birliğini, güç birliğini Ümmet-i Muhammed’e nasîb eylesin ve Sâlih’lerin etrafında toplanıp İslam’ı dünyanın başına hâkim eylesin! Dünyaya barışı, adâleti, İslam’ın yüce değerlerinin tamamını insanlığın başına hâkim eylesin! Biz insanlığın kurtuluşundan yanayız. Çünkü İslam dini insanlığın Allah’ın çağrısıdır İslam ile Allah bütün kullarını cennete çağırıyor. Şer güçler ise cehenneme çağırıyorlar.  Bu kadar açık, cennet çağrısına mı uyuyacaksın, seni yaratan Allah’ın emrine mi bağlanacaksın yoksa şer güçlere mi bağlanacaksın? Mevkie- makâma aldanma, paraya-pula aldanma, dünyaya aldanma! Şeytana, şer güçlere, aklı maaşa aldanma! Îmân, İslam, aklı kâmil, aklıselim bunların tamamı Allah’ın emrinde bir kul olmaktır işte buraya bağlan. Biz bunu diyoruz.

Evet, “Elhamdülillah Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Râsulina Muhammedin ve Alâ Âlihî ve Sahbihî Ecmaîn.” “Rabbiğfirli ve edhılnî fi’rahmetike ve fi’fazlike yâ Erhamerrâhimin yâ Erhamerrâhimin.”

Dakika 52:42

 

 

(Visited 7 times, 1 visits today)