fikhi-ekber-ders-7-01

7- Ders 7 Fıkhı Ekber hayat veren hayatveren

FIKH-I EKBER DERS 7

 

قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً وَ فَهما و الحقني بالصالحين

( “BİRAHMETİKE YA ERHAMERRAHİMİN”) Ya mümin. Ya müheymin. Allah’ul hafiz Allah’ul rafi. Celle Celâlühü

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, İmâm-ı Âzam’ın Fıkh-ı Ekber’inden keşif notları vermeye devam ediyoruz. İmâm-ı Âzam (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn), dünyayı ilmiyle aydınlatan o büyük zat-ı muhteremin şahsında hepsini, bütün İslâm âlimlerini rahmetle anıyoruz. Bilimsel, faydalı çalışmaları takdir ediyoruz, etmeliyiz. Yüce Rabbimize hamd-u senalar olsun.

“Allahümme lekel hamdü küllüh ve lekel mülkü küllüh ve biyedikel hayrü küllüh ve ileyke yerciul emru küllüh veuala niyetühü ve sirruh. Feehlen ente entuhmete inneke alâ kulli şey’in kadîr. Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyidina vele nebiyina Muhammed ve ala ali Muhammed bi’adedi ilmike”.

Sevgili efendiler, kitaplara iman ile dersimiz devam ediyor. İmanın asli esasları üzerinde keşif notları verdikten sonra o notları açarak İnşallah Yüce Rabbin lütf-u keremiyle insanlık âlemine faydalı olmaktan başka, Allah’ın rızasını aramaktan, ona mazhar olmaktan başka hiçbir gayemiz olmadı, olmaz. Kitaplara iman, kitapların Allah kelamı olduğunu şüphesiz olarak tasdik etmektir. Dünyada birçok kitaplar var. İman edilecek kitaplar Allah’ın kitaplarıdır. İşte bunların başında geçmişi tamamen bünyesinde musaddık ve müheymin olan, yenisi, geçmişi yenileyen, ebedi belgeleri de kendinde toplayan Kur’an-ı Kerim’le işe başlayalım. Kur’an-ı Kerim şeksiz ve şüphesiz hiçbir bozulma olmadan bize kadar gelmiş, ebediyyil ebed bozulmadan Kur’an-ı Kerim devam edecektir. Bu, Yüce Allah’ın kendi verdiği garantidir. Bu konuda geçmiş derslerimizde Kur’an-ı Kerim’in tümünden size irşad notları, keşif notları verdik. Cenab-ı Hak rüşte (erginlik) ulaşan, raşidin (doğru hak yola giden) kullarında eylesin. Demek ki kitapların Allah kelamı olduğunu şüphesiz olarak tasdik etmektir. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kitabıdır. Şeksiz, şüphesiz diye onu Allah kitabı deyip kabul edeceksin. Bütün ilahi kitaplar böyle. Peygamberlere gönderilen kitapların sayısı bunlar kitap ve suhuf (sayfa) olarak 104 olarak bize ulaşmış kitaplar ve suhuflar var. Bunların dışında Yüce Allah’ın ne kadar kitabı varsa peygamberlere gönderilen ve kendi katında biz Yüce Allah’ın bütün sıfatlarına, bütün yüce esmasına, onun yüceliğine, onun ilminin her şeyi kuşattığına kesin inanıyoruz, inandık, amentü ve saddaktü diyoruz. İnanacağız falan demiyoruz, “Kesin iman ettim, inandım” diyoruz, öyle diyeceğiz. Kendisine kitap gönderilen peygamberler ve sayıları şöyledir: 10 suhuf Âdem Aleyhisselama (sahife, 10 suhuf), 50 suhuf Şit Aleyhisselama, 30’u İdris Aleyhisselama, 10 suhuf da İbrahim Aleyhisselama verilmiştir. Buradan 100 suhuf görüyoruz. Biz bunların tümünün Allah kitabı olduklarına, kesin peygamberlere gönderilen ilahi mesajlar, ilahi kitaplar, sahifeler olduğuna kesin inanıyoruz. İman esaslarından biri de bu. Dört büyük kitaba gelince, Tevrat-ı Şerif, Musa Aleyhisselama. Hangi Tevrat? Musa’ya gelen Allah’ın kitabı olan Tevrat. Dünyadaki yaz-boz ve Allah-u Teâlâ’nın şanına yakışmayan, Musa’ya yakışmayan, Musa adına, Tevrat adına uyduranlar değil Allah katındaki gerçek Tevrat. Musa’ya gelen Tevrat. Tahribe uğramışlar değil, Kur’an-ı Kerim’in tasdikinden geçen, musaddik ve müheymin olan. Kur’an-ı Kerim ilahi kitapları tasdik eder ve müheymindir, himayesinde toplar. Tevrat’a uymayan şeylerin tamamını Kur’an-ı Kerim reddeder. Tevrat’a uyması için Kur’an-ı Kerim’in onu tasdik etmesi lazım. Niye? Tevrat da Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim de. Allah’ın kitapları arasında birbirini reddeden çelişki olur mu? Hz. Musa ile Hz. Muhammed arasında, bunlar Allah’ın gönderdiği peygamberler, aralarında kardeşlikten başka bir şey olur mu? Birlikten başka bir şey olur mu? Musa, Hz. Muhammed’e haber vermiş. Tevrat, Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Muhammed’i haber vermiş. Peygamberler zinciridir. Birbirine haber vererek hepsi son peygamber Hz. Muhammed’i haber vermiş. Allah’ın kitaplarında, Allah’ın peygamberlerinde bir birlik ve bütünlük var. Bu insanlık âlemini bölen, parçalayanlar var ya bunlar Musa’ya da karşılar, Tevrat’a da karşılar, Kur’an’a zaten karşılar, İncil’e, İsa’ya da karşılar. Neden? Allah-u Teâlâ’nın gönderdiği peygamberler arasında ayrım yapılır mı? Kitaplar arasında ayrım yapılır mı? Allah ne dediyse odur. Doğru olan odur. Bunun için Tevrat Musa Aleyhisselama, Zebûr Davud Aleyhisselama, İncil İsa Aleyhisselama, Kur’an-ı Kerim de Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize verilmiştir. Biz bu Allah’tan gelen bu kitapların tamamının Allah kitabı olduklarına iman ettik. آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِه ve kütübihi” Allah’ın kitapları işte.  Ve devam edecek inşallah dersimiz. Kıymetli dostlarım, şimdi Kur’an-ı Kerim’de kütüb, suhuf ve Zebûr adıyla zikredilen mukaddes kitapların ilahilik vasfını kazanabilmeleri ve kendilerine imanın şart olabilmesi için yani Allah kitabı olması için bakın iki şart var. Yani mutlaka iman etmek şarttır o zaman. Nedir o? Bunlardan birincisi ilahi vahye dayanmalıdır. Elindeki kitabın Tevrat diyebilmek için vahy-i ilahi olacak, bozulmuş olmayacak, tahrife uğramış olmayacak, kesinkes vahye dayanacaktır. Biz vahye dayanan Allah katındaki Tevrat’a iman ediyoruz, bozulmuş, tahrife uğramışlara değil. İkincisi olarak da vahye dayanan bu Allah kelamının tevatür yoluyla bilinmesi, bakın, bozulmadan sana kadar gelmesi, bunun da tevatüre bağlanması, bu haberin, denetin, tapunun tevatür derecesinde olması. Bugün eldeki Tevratlar, İnciller hiç birbirini tutmuyor. Tevatürle hiç alakası yok. Biz Allah katındaki Tevrat’a, İncil’e inanıyoruz ama tevatür yoluyla korunmamış ve bozulmuş insan eli karışmış, onlara değil. Onlara iman etmek mecburiyetinde değilsin. Allah katındaki ilahi kitaplara ve peygambere gelen gerçek ilahi kitap, ilahi, gerçek Tevrat’a, gerçek İncil’e ki bunlar Kur’an-ı Kerim’in himayesindeler. Çünkü Kur’an-ı Kerim son kitap. Şimdi demek ki ikinci şart da Allah kelamının tevatür yoluyla bilinmesi, indirildiği peygambere aidiyetinin sabit olması, tahrife uğramadan, dikkat et buraya, tahrife uğramadan zamanımıza kadar gelmesi lazımdır. Tevrat bak korunamamış, bize kadar gelmesi sağlanamamış, tevatür senedi yok. İncil de böyle, Zebûr da böyle. Ancak bunların gerçeğine ve Kur’an-ı Kerim’in himayesinde olan Tevrat, İncil, suhuf ve onlarda olmayan, Hz. Muhammed’e indirilen daha nice ayetler, nice sureler var Kur’an-ı Kerim’de. Geçmişi hem yeniliyor hem musaddık hem müheymin hem himayesinde tutuyor geçmişi. Geleceğin belgelerini de Kur’an-ı Kerim kendinde tutuyor. İman edilmesi lazım gelen hak kitapları da bize haber veriyor. Peygamberleri de. Peygamberlerin sayısı Kur’an-ı Kerim’de bildirildiği kadar değil. Pek çok peygamber gelmiş, biz onların hepsinin peygamberliğini tasdik ediyoruz, ilahi kitaplarının tümünü tasdik ediyoruz ama bozulmuş ve tahrife uğramış, korunmamış, ihanet edilmiş. Tevrat’ı korumamışlar, ihanet etmişler, İncil’i koruyamamışlar. Bir sürü İncil var, birbirini tutmuyor. Kur’an-ı Kerim 14 asır geçti, daha bir noktasında değişme olmadı, olmayacak ebedi. Niye? Son kitap. Evet kıymetli dostlar, gerçek İncil’i ararsan Kur’an-ı Kerim’de, gerçek onu himaye eden de Kur’an-ı Kerim. Bütün peygamberler İslâm’ın amentüsünde var, bütün ilahi kitaplar İslâm’ın amentüsünde var. Birlik, bütünlük, kardeşlik, sulh, barış bunların gerçek temeli, hak imanı, evrensel iman, hak iman İslâm’ın kendisi, onun amentüsü. Bunu sen yok sayacaksın, ona düşman olacaksın, dünyadaki kardeşliği mahvedeceksin, insanlığı bölüp parçalayacaksın, kutuplara ayıracaksın, vuryansın edeceksin, güçlü olan zayıfları ezecek, kan akıtmaya devam edeceksin, bunun adını da dindarlık koyacaksın öyle mi? Hakkı inkâr ederek bunlar olmaz. Doğru söyleyelim, doğruyu kabul edelim, amentümüz doğru olsun. Doğru iman edelim. Doğru iman olmadan kimse cennete giremez. Şimdi kıymetliler, Tevrat-ı Şerif, şerefli kitap, Allah katında bozulmamış, Musa’ya gelen kitap. O hak kitaptır ama bozulmamış olan Allah katındakinden bahsediyoruz, dünyaya gelip sonradan bozulmuşlardan bahsetmiyoruz, Kur’an-ı Kerim’in himayesinde, onun haber verdiği Tevrat’tan bahsediyoruz. Şimdi bakın Tevrat-ı Şerif, talim ve şeriat manalarında olan bu kelime Musa Aleyhisselama inzal buyrulan kitabın adıdır. Hristiyanlar tarafından Kitab-ı Mukaddes içinde bunun adı Ahd-i Atik’tir. Musa Aleyhisselamın sağlığında bu kitapla amel olunurdu. Musa’nın devrine mahsus idi zaten bu kitap. Korunamadı, korumadılar. Çünkü Süleyman Aleyhisselamdan sonra gelen tam 24 tane Yahudi hükümdarların, bakın Yahudi hükümdarların çoğu Musa Aleyhisselamın dinini terk ettiler. Bakın, 24 tane Yahudi hükümdarların çoğu Musa Aleyhisselamın dinini terk ettiler. Yahudilerin çektikleri esaret ve musibetler Tevrat’ın tamamen unutulmasına sebep oldu. Rivayete göre milattan önce 622 yılına kadar öyle devam ederken Azra adında bir rahip Tevrat’ı yeniden topladı, cem etti. İbrani, Samiri ve Yunanca olarak üç muteber nüshası kabul edilen bu Tevrat nüshaları birbirine benzemezler. Tevrat üç tane değil ki. Allah bir tane Tevrat gönderdi. Bakın üç olmuş, üçü de birbirine benzemiyor. Korunmamış çünkü. Hz. Musa’ya nisbet edilen, Esfale Hamse de denilen ilk beş kitapta bile Musa Aleyhisselamın ölümü hikâye edilir. Şimdi Tevrat böyle korunmamış. Üstelik 24 tane Yahudi hükümdarları Musa’nın dinini dahi bırakmışlar. Şimd, İncil, beşaret ve talim manasına gelen Kitab-ı Mukaddes içinde Ahd-i Cedid adını taşıyan bu kitap da İsa Aleyhisselamın ölümünden 50-100 sene sonra yazılmaya başlandı. Bakın, İsa’nın ölümünde veya Cenab-ı Hakkın onu çarmıhtan kurtarmasından 50-100 sene sonra İsa yok dünyada. Bakın 50-100 sene sonra yazılmaya başlandığı ifade edilmesine rağmen orijinalleri olmadığı gibi ilk asırlarda yüzlerce çeşidi, bakın bu da yüzlerce İncil çeşitleri ortaya çıkarılmış. İncil içerisinden, Yüzlerce İncil çeşitleri içerisinden milattan sonra 325 yılında İznik şehrinde toplanan ruhani meclis tarafından İsa Aleyhisselamın hâşâ ulûhiyetine yani “İsa Allah’tır” dedi adamlar. İncil’de böyle bir şey yok, gerçek İncil’de. Bakın, İsa Aleyhisselam da böyle bir şey söylemedi. Bakın İncil’in başına gelenlere Bak, İncil’e nasıl ihanet ediliyor, İsa Aleyhisselama nasıl ihanet ediliyor. İznik şehrinde toplanan ruhani meclisi tarafından İsa Aleyhisselamın hâşâ ulûhiyetine kail olan 4 adet nüsha esas kabul edildi. İncil bir tane geldi, bakın ortada dört tane var, dördü de birbirini tutmuyor. Şimdi diğerleri cebren imha edilmiştir. Bakın diğerlerini imha ettiler hem de cebri, dayatma, zorlamayla. Eğer imha edilmeseydi onların içinde tek tük İncil ayetleri aranır, bulunurdu. Niçin imha ettiler? Kendi keyiflerine uygununu aldılar ve kendi hevalarına uymayan ne kadar İncil ayetleri, değişik türde İnciller yazılmış, İçinde doğrusu-yanlışı olabilir, doğruyu alırdın, yanlışı bırakırdın. Bakın, cebren imha edildi öbürleri. Şimdi kıymetli dostlarım, Matta, Yuhanna, Markos ve Luka adlarını taşıyan bu İncil nüshaları arasında da birçok tezatlar vardır. Tezat nedir? Birbirine uymayan. Allah kitabında birbirine uymayan şey olur mu? İşte İncil korunmamış. İncil’in başına gelenlere bak. Sevgili efendiler, daha sonraları muhtelif insanlar tarafından kaleme alınan bu Kitab-ı Mukaddes nüshalarını içlerinde asıllarından parçalar da bulundurmuş olsalar bizim kitabımız neshetmiş olduğundan yani sonraki gelen kitap bir öncekileri nesh eder, hükmünü ortadan kaldırır. Bunu Allah kendi yapar. Allah’a “Sen bunu niye yapıyorsun?” diyebilir misin? Mesela İncil gelince de Tevrat’ın bazı hükümlerini ortadan kaldırdı. Tevrat da daha öncekilerinkini kaldırmıştı. En son da Kur’an-ı Kerim geçmişin hükmünü yeniledi, onların hükmünü ortadan kaldırdı. Yüce Allah, Kur’an ve Hz. Muhammed’le dünyaya yepyeni bir İslâm şeriatı ortaya koydu. Geçmişi Allah yeniledi. Allah’tan başka kimse nesihte bulunamaz. Nasihi, mensuhu yapan Allah’tır. Geçmişi Allah yeniler. Şâri’ Allah’tır. Şâri’ ne demek? Allah-u Teâlâ şâri’dir, şeriatı Allah ortaya koyar. Başkaları şeriat ortaya koyama. İşte en son ortaya konan, yepyeni, geçmişi yenileyen şeriat Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed ve İslâm şeriatıdır. Kitabımız Şanlı Kur’an, dikkat et, geçmişi ne yaptı? Neshetti. Neshetmiş olduğundan muteber sayıldı geçmiştekiler çünkü korunmamış, bozulmuş. Onların muteber sayılması artık mümkün değildir. Biz iman ediyoruz ama Allah katındaki bozulmamış kitaplara. Dünyada korunmamış bozulmuş, yok olmuş kitaplara iman etme mecburiyetinde değilsin ki. Bozuk kitaplara iman edilir mi? Biz gerçek Tevrat’a ki Kur’an-ı Kerim’in musaddik ve müheymin olduğu, Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği, Kur’an’daki mevcut olan ve İncil’de böyle. Allah katındaki gerçek İncil de Kur’an-ı Kerim’in hem himayesindedir. Kur’an-ı Kerim onun için mümin ve müheymindir, musaddiktir. Yanlışı tasdik etmez, doğruyu tasdik eder. Bugün İncil’e uymayan, Tevrat’a uymayan, İsa’ya, Musa’ya uymayan, Kur’an-ı Kerim’in reddettiği dünyada ne kadar yanlışlar var. Bu yanlışları İsa’ya, Musa’ya, Tevrat’a, İncil’e mal edersen bu İncil’e, Tevrat’a iftiradır, Allah’a iftiradır, Musa’ya, İsa’ya da iftiradır. Yanlıştan kurtar kendini de yanlışa sürüklediğin insanları da. Doğru konuşalım, dünyaya faydalı olalım.

Kur’an-ı Kerim, şimdi biraz da Kur’an-ı Kerim’den bahsedelim, Kur’an-ı Kerim son peygamber Muhammed’e (aleyhissalatu vesselam) Allah tarafından Cebrail aracılığı ile nazil olmuş ve ondan tevatür yoluyla nakledilmiş olan kutsi bir kitaptır. Dünyanın yegâne kitabıdır. Tevatürle gelmiş, korunmuş, bozulma şansı yok, bozulmamış, bozulmayacak. 114 sureden mürekkep olan, Kur’an-ı Kerim’de 114 sure vardır. Bu ilahi kitap içinde uzun ayetleri eğer iki ayet kabul edersen ayet sayısında Elhamla başlar, Nasla sona erer. Kur’an’da hiçbir değişiklik olmaz. Yalnız uzun ayeti iki ayet kabul edenler vardır. Bir ayet rakamda değişir. Yoksa içinde zerre kadar noktasında bile değişme, azalma, çoğalma olmaz. 6000 küsur ayeti muhtevidir (bir yere toplayan). Neden küsur diyoruz, 6000 küsur? İşte uzun ayetleri birkaç ayet kabul edersen veya uzun ayeti de bir ayet kabul edersen, işte burada rakam değişir, Kur’an-ı Kerim’in aslında hiçbir değişme olmaz. Buraları anlamayan zavallılar zannediyorlar ki şimdi uzun ayetleri iki ayet kabul edip de rakamda mesela 6666 ayet ve yahut da başka rakam ortaya çıkınca değişik Kur’an var zannediyorlar. Bunlar da içi bozuk veya cahiller. Kur’an-ı Kerim’in bünyesinde azalma, çoğalma yok. Rakamında da kendinde de. Sadece ayetleri sayarken uzun ayetleri bir ayet kabul edersen o bir ayet aynı ayet, azalma-çoğalma yok. Uzun ayeti eğer iki ayet kabul ederse bakın orada bir ayeti iki ayet kabul etmiş oluyorsun. Kur’an’da azalma- çoğalma var mı? Yok. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in bünyesinde 14 asırdan beri, daha fazla, noktasında bir azalma, bir tek harfinde dahi azalma, çoğalma olmamıştır. Bir kelime alınmaz, bir kelime konmaz. Bunun mucize yönleri vardır. Allah’ın himayesinde olması vardır. Son kitap olduğundan dolayı Allah himayesinde tutuyor. Bir de bütün Müslümanların kalbinde, ezberde, hıfzında bulunuyor. Dünyanın şarkında, garbında okunan Kur’anların hepsi aynıdır. Hiçbir değişme yoktur. Yalnız Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamayan kafalar farklıdır. Bunun için de Kur’an-ı Kerim’i Hz. Muhammed’den sahabe doğru öğrenmiş (radıyallahu anhüm ve erdahüm ecmain. Salli ve selem ve barik ala Muhammed ve ala ali Muhammed), tâbiîn de oradan güzel öğrenmiş. Müçtehit âlimlerimiz burayı ehl-i sünnet yolunu koruyarak gelmişlerdir. İslâm’da bozulma yoktur. İnsanlar bozulur. İslam’da bozulma şansı ebedi yoktur. Onun için Kur’an-ı Kerim’i doğru anlayalım. Ey dünya, ey insanlık âlemi! Allah’ı, Muhammed’i, Kur’an’ı doğru anlamadan doğruyu bulamazsınız. Şimdi ayetlerin her biri ve tertipleri tevatür yoluyla sabittir. Yani Kur’an-ı Kerim’de her ayet uzun kısa, baştan sonuna kadar tevatür yoluyla gelmiştir. Tevatür senet ve tapusu vardır. Her asırda icma ümmetin bağrında korunarak gelmiş ve korunarak gidiyor. Esas koruyucusu Allah’ın kendisi. Çünkü son kitap, bozulma şansı yoktur. Bu, insanlığın ebedi kurtuluşuna bir rahmet ve hidayet kitabı. Bu, insanlığın kurtuluşu için. İnsanlık âlemi ilimde ilerler, Kur’an-ı Kerim’i keşfeder. Kâinattaki kevni (varlıkla ilgili) kitapları keşfedince Kur’an’ın da Muhammed’in de hak kitap, hak peygamber, İslâm’ın hak din olduğunu dünya bilim yoluyla da ayrıca öğrenecekler. Bilim ilerleyince bilim Kur’an-ı Kerim’in 14 asır önce ortaya koyduğu gerçekleri bilim bugün 14 asır sonra oraya yaklaşmış olacak, Kur’an-ı Kerim’e yaklaşacak. Dünya Kur’an-ı Kerim’in 14 asır gerisindedir ve Kur’an’ın çocuklarıdır dünya. Dünyada ilim ilerlemelidir. İlim ilerledikçe, keşifler ilerledikçe Kur’an’ın hak olduğu, Muhammed’in hak peygamber olduğu güneşten daha parlak ortaya çıkacaktır. Çıktı, inananlar için bu parlıyor. Bir de inanmayanlar için söylüyorum, onlar da bu gerçeği görecekler. Kim söylüyor bunu? Allah’ın kendisi söylüyor. (Fussilet 53):

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

İşte Cenab-ı Hak kendi söylüyor: “Afaki (ufuklarda) ve enfüsi (kendi nefislerde) âlemde biz onlara ayetlerimiz göstereceğiz” diyor. Daha insanlık keşfetmeye devam etsinler. Keşfettikçe, ilim ilerledikçe Kur’an’ın hak olduğunu anlayacaklar, İslâm’ın amentüsüne iman edecekler, Müslüman olacaklar. Çünkü bütün insanlık Allah’ın kulları. Niye iman etmesin ki? Hepimiz Allah’ın kulları değil miyiz? Kur’an-ı Kerim de Allah’ın kitabı. Şimdi sen Allah’ı kabul ettin, kitabını kabul etmedin. Olmaz. Peygamberini kabul etmedin. Olmaz. O zaman o Allah’ın vereceği cezadan, azaptan nasıl kurtulacaksın? Sen başka bir devlete elçi gönderiyorsun. Devletler birbirine elçi gönderir. Bir devlet öbür devletin elçisine hakaret eder, onu reddederse devletler arasında anlaşma olur mu? Olmaz. Dostluk olur mu? Olmaz. O elçiyi kabul etmemek o devlete karşı nedir? Düşmanlığını ilan etmektir. Peygamberler, Allah’ın elçileridir. Hz. Muhammed son peygamberdir. Kur’an-ı Kerim son kitaptır. Ey insanlık âlemi, kendini aldatma! Hepimiz Allah’ın kullarıyız. Allah’ın hangi emrini kabul etmezsen, işte o kabul etmediğin taraftan imanın yok olur. İmansız ölürsün, Allah’ın huzuruna imansız gelirsin. Bunu yapma, bu kötülüğü kendine yapma. Başkalarına da bu kötülüğü tavsiye etme. Yazık olur sana da kandırdıklarına da yazık olur. Şimdi kıymetli dostlarımız, demek ki Kur’an-ı Kerim’in bütün ayetleri tevatür yoluyla gelmiştir. Peygamberimize Allah’tan nasıl gelmiş ise Peygamberimiz de bize aldığı gibi nakletmiştir. Peygamberlerin görevi odur. Bir kelime eksik veya ziyade edilmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de ne bir kelime fazla vardır ne de eksik vardır. Allah’tan geldiği gibi tastamamdır. O günden bugüne kadar da böylece devam edip gelmiştir. Kur’an-ı Kerim bizzat Allah’ın kadim ve ezeli kelamıdır. Dikkat et buraya. Kur’an-ı Kerim Allah’ın ezeli, kadim kelamıdır. Bunda melek ve peygamber sadece bir vasıtadır. Peygamber de vasıta, melek de. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kitabı. Peygamberin Allah-u Teâlâ’dan vahiy suretiyle nakleylemiş olduğu ayetler, zamanında binlerce sahabe tarafından ezberlenmiş. Bütün sahabeler Kur’an-ı Kerim’i ezbere biliyorlardı. Hususi memurlar, vahiy katipleri tarafından yazılmış. Kur’an-ı Kerim hem ezberlenmiş hem yazılmış hem toplanmış hem adeti çoğaltılmış aynı kitap. Hiç birisinde zerre değişiklik yok. Şimdi Peygamberin Allah-u Teâlâ’dan vahiy (Allah’tan peygambere gelmesi demektir. Bazen vasıtasız geliyordu bazen Cebrail Aleyhisselamın gelmesiyle geliyordu) suretiyle nakleylemiş olduğu ayetler zamanında binlerce sahabe tarafından ezberlenmiş, hususî memurlar yani vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ve böylece tevatür vukua gelmiş, Peygamber Efendimizden tevatür yoluyla nakledilmiş ve bu tevatür yüz binlerce, milyonlarca insanlar tarafından zamanımıza kadar devam ettirilmiştir. Her asırdaki Müslümanları düşünün. Öbür asıra, bir asırda kaç milyon, milyar Müslüman varsa öbür, kendinden sonraki asra tevatür yoluyla naklediyor. Ve bu şekilde tevatür yoluyla bize kadar geldi. Bizden de kıyamette kadar böyle gidecektir. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri (celle celaluhu) bazen Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla, bazen de başka suretlerle doğrudan doğruya kelamını, emirlerini, iradesini, hikmetlerini Peygamberimize bildirdi, dikkat et ve buyurdu ve gerçekleri ona duyurdu. Peygamberimizin Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Allah’tan telakki eylediği nazm-ı celil (Kur’an-ı Kerim’in kendisinin yüksek bir nazma, lafz-ı manaya, ilahi kelama delalet etmesidir. Yanı nazm yüksekliğidir) yani Şanlı Kur’an’dır. Kur’an-ı Kerim vahyin en yüksek şeklidir. Peygamberimizin Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Allah’ın vahyini telakki etmesi iki suretledir. Bir, Cebrail melekiyetten beşeriyete yani insan suretine intikal edip Allah’ın kelamını Şanlı Kur’an’ı Şanlı Peygamberimize ilka (kalbine konması) ve talim ederdi. Bakın, bazen Cebrail Aleyhisselam insan suretinde geliyordu. Bazen de Peygamber beşeriyetten, bakın dikkat et, Peygamber beşeriyetten melekiyete yükselerek, ruhani bir yükselişle Allah’ın vahyine mazhar oluyordu. Direkt vahiy Allah, Muhammed’i beşerî vasıflardan melekiyet vasfına yükselterek ona Allah vahyediyordu. Elfâz-ı (Kur’an Kerim’in kendisinin fazileti demek, lafzın hepsine elfaz denir) Kur’aniye’yi telakki (Cenabı Haktan beklerdi onun beklemesiyle vahiy ilâhi icabetlikle gelirdi) ederdi. Bunun içindir ki Kur’an-ı Kerim’in yalnız manası değil, elfâzı da (lafızları) peygamberin kalbine inzal olunmuştur. Kur’an-ı Kerim lafzıyla, manasıyla Allah kelamıdır. Çünkü öyle gelmiştir, öyle inal olunmuştur Hz. Muhammed’in kalbine (aleyhissalatu vesselam). Şanlı Kur’an’a vahy-i metlûv (okunan Kur’an) denilmesi bundandır binaenaleyh. Şanlı Kuran yalnız mana değil, lafz ile mananın mecmumudur. Yani lafzı ile manasıyla Kur’an’dır, kerim olan, azimüşşan olan Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamberimize Kur’an-ı Kerim toptan gelmedi. Ayet ayet, sure sure nazil oldu. Peygamber Efendimiz kendisine nazil olan ayet ve sureyi yanında olan sahabelerine okurdu. Sahabeler, Peygamberin emriyle onu ezber ederlerdi hem de bir tarafa yazarlardı. Katiplerin özel görevi vardı. Bundan başka ayrıca vahiy katipleri vardı. Bunlar Peygambere nazil olan ayet ve sureleri yazmaya memur idiler, asil görevliler. Kur’an-ı Kerim’i Cebrail Aleyhisselam getirdiği zaman Hz. Muhammed’in kalbine hemen katipler yazıyor, sahabe ezberliyordu. Evet kıymetli efendiler, hem de bir tarafta diyor yazarlardı. Bundan başka ayrıca vahiy katipleri vardı. Bunlar Peygambere nazil olan ayet ve sureleri yazmaya memur idiler. Unutma bunu. Kur’an-ı Kerim’in ihtiva eylediği yüksek hakikatler başlıca şunlara aittir: Ahlak, itikat, ibadet ve içtimaiyat, muamelat, hudut, cennet nimetleri ve cehennem azabı, ibret alınacak kıssalar ve vakalar. Kur’an-ı Kerim her alanda büyük ve ebedi bir mucizedir. Geçici, gelip geçici mucizelerden değil. Kur’an-ı Kerim ebedi mucizedir. O mucize karşısında herkes acizdir. Lafızları bakımından da mucizedir. Çünkü onun Allah sözü olmayıp da Hz. Muhammed Aleyhisselamın kendi sözleri olduğunu iddia edenlere karşı “Eğer bu bir insan sözü ise siz de böyle bir söz söyleyiniz” diye Yüce Allah asırlardır dünyaya meydan okuyor. Ne Kur’an’ın mislini meydana getirebildiler ne onu bozabildiler ne eksiltebildiler ne de arttırabildiler. Bunun harfine dahi, noktasına kimse dokunamadı. Kur’an-ı Kerim ebedi meydan okuyor. Çünkü eşsiz bir mucize Kur’an-ı Kerim.

قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا

“Bütün insanlar, cinler bir araya toplansalar, görülen ve görülmeyen bütün kuvvetler bir araya gelse ve birbirine yardım etseler yine bu Şanlı Kur’an’ın en kısa bir suresine, bir satırına benzer bir şey yapamazlar, yapamadılar, yapamayacaklar”. (İsra/88) Bunu da Allah kendi söylüyor. Fe in lem tefalû ve len tefalu” diyor. “Bu Şanlı Kur’an’ın, azimüşşan en kısa bir suresine, bir satırına benzer bir şey yapamazlar ve kıyamete kadar yapamayacaksınız” diye meydan okudu ve bunu yapmak için de pek çok uğraşanlar olduğu halde bugüne kadar yapılamamıştır, yapılamayacaktır. Kur’an-ı Kerim’in mislini kimse meydana getiremez çünkü Allah kelamı. Allah’ın eşi, benzeri yok ki. Kur’an- Kerim’in de eşi, benzeri yok. Olmadı, olmayacak. Evet, Kur’an-ı Kerim’in hiç bozulmadan kıyamete kadar kalmasını Allah-u Teâlâ (celle celaluhu) kendisi dilemiş (celle celaluhu). O dilemiş olduğu için Şanlı Kur’an’a bu hassayı (özellik) vermiş ve Hz. Peygamberden itibaren her asırda Müslümanların içinde yüz binlerce insan bu mukaddes kitabı ezberlemişlerdir. Her Müslümanın kalbinde Kur’an vardır. Çünkü namazlar Kur’an’la kılınıyor. Kur’an’sız namaz kılınmıyor. Kimisinin ezberi azdır, kimisinin çoktur, kimisi tamamen biliyor. Evet, Kur’an-ı Kerim’i okuyanlar ve dinleyenler de ayrıca ruhani bir zevk ve tat duyarlar. Sözün kısası Kur’an-ı Kerim her bakımdan eşsizdir ve tam bir mucizedir çünkü Allah kelamıdır, Allah kitabıdır. Peygamber Efendimizin sağlığında sahabeler Şanlı Kur’an’ın bütün ayetlerini yazmışlardı. Her ayet nazil oldukça hangi surenin neresine yazılacağını Peygamberimiz vahiy katiplerine söylerdi. Sırası da bellidir surelerin. Onlar da yerlerine yazarlardı. Onun için Peygamberimizin sağlığında Şanlı Kur’an tamamen böylece yazılmış ve o sahabeler ki şanlı gökyüzünde yıldızlar gibi parlayan sahabeler de böylece ezberlemişlerdir. Binlerce zevat tarafından böylece nakil ve rivayet olunmuştur. Şu kadar var ki bu sahifelerin hepsi bir araya toplanmış değildi. Peygamberimizin vefatından sonra ezberlerde bütün hafızlar yazılmış bütün belgeler bir araya getirilerek Ebû Bekir’in (radiyallahu anhü ve erdaim ecmaîn) emriyle vahiy katiplerinin Kur’an-ı Kerim sahifeleri bir araya getirildi. Her surenin ayetleri Peygamberimizin yazdırdığı tertip üzere yazıldı ve bu Mushaf muhafaza edildi. Mushaf muhafaza ediliyor. Herkesin ezberinde zaten hem de yazılı belgelerde. Ondan sonra Hz. Osman’ın hilafeti zamanında bu Mushaf’ın adedi çoğaltıldı, artık baskısı yapıldı daha sonraları ki aynı Kur’an, dünyanın her tarafında aynı Kur’an-ı Kerim. Hiçbir harfinde, kelimesinde bir değişiklik, eksiklik veya fazlalık bulamazsınız. Allah’tan geldiği gibi korunarak gelmiş, korunarak gidiyor. Bozulma şansı yok. Evet, onun bir kelimesi bile bozulmamış ve yerinden oynatılmamıştır. Dünyanın bir ucundaki Kur’an-ı Kerim’le öbür ucundaki Kur’an-ı Kerimlerin hepsi aynıdır. Bu da en büyük mucizedir. Bakın, dünyadaki bütün Kur’an-ı Kerimler aynıdır. Bundan daha büyük mucize olur mu? Böyle birkaç dünya bir araya gelse Kur’an-ı Kerim’i yine bozamaz. Çünkü Allah-u Teâlâ’ya kimsenin gücü yetmez. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın himayesinde, son kitap, son. Bütün insanlığın kurtarıcısı. Çünkü bütün insanlığın tamamına geldi. Dünyanın barışı, dünyanın kardeşliği, sosyal adalet, sosyal devlet. Ferdi, içtimai, küresel ve evrensel. Hem canlıları ve hem ekosistemi korumak üzere geldi. Babanın memleketi değil bu dünya, Allah’ın mülkü. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kitabı. Ne bu kâinatı bozabilirsin ne Kur’an-ı Kerim’e karşı koyabilirsin. Kur’an da bu kâinat da bu tabiat da Allah’ın emrine mahkumdur, Allah’ın emrinde çalışır. Allah’a inanıyorsan. İnanmıyorsan o inkâr ettiğin Allah’ı yarın azamet ve kudretiyle, bütün azabının şiddetiyle kendini cehennemin dibinde bulursun. “Duydum, duymadım” deme. Hepimiz Allah’ın kullarıyız, birbirimizi uyarmalıyız. Allah’ın mülkünde yaşayacaksın, Allah’ı inkâr edeceksin. Allah’ın verdiği ruhu, canı taşıyacaksın, Allah’ı inkâr edeceksin. Allah’ın nimetlerini yiyeceksin, Allah’ı inkâr edeceksin. Olur mu öyle şey? Aklın varsa düşün. Allah’ın kitabı inkâra gelmez. Allah, peygamber, Muhammed inkâra gelmez. Çünkü İslâm’ın amentüsünde bütün peygamberler var, İslâm’ın amentüsünde bütün ilahi kitaplar var, yüce değerlerin tamamı İslâm’ın amentüsünde. İslâm’ın inkâr edilme şansı yok ki. Güneş bütün âleme doğuyor. İslâm, bütün milletlere kıyamete kadar gelmiş. Bütün milletlerin, bütün peygamberlerin dini sadece İslâm’dır. Her peygamber Müslümandır. Sen Allah’ını bırak, kullarını ilahlaştır. Anasının kucağında doğmuş, altını kirletmiş, anasının kucağında yemiş, içmiş çocuğu “Allah’ın oğlu” diyor, buna ilah diye ona tapıyor. O Allah’a da iftira, Allah’ın o sevgili kullarına da iftira bunlar. Bunlar aklı olan insan bunu yapmaz. Kur’an-ı Kerim seni 14 asırdır uyarıyor ve uyarmaya devam ediyor. Seni kurtarmak istiyor. Sana acıyor. Cehenneme gitme diyor. Gel hep beraber Allah-u Teâlâ’nın emrinde cennette gidelim. Allah, hepimizin Allah’ı. Kur’an-ı Kerim hepimizin kitabı. Peygamber hepimizin Peygamberi. Doğunun, batının peygamberi değil, bütün insanlığın ebediyete kadar, bütün çağların peygamberi. Kabul etmiyorsan kendin bilirsin. Dayatma İslâm’da yok. Zorbalık yok. İslâm akla, iradeye seslenir. Esas akılcı din İslâm’dır. İslâm akla seslenir. Kur’an-ı Kerim akla seslenir. İslâm’da akla değer vermez, diye İslâm’ı karalamaya çalışanların kendi akılsız, kendileri beyinsiz. Ne İslâm’ı anlamışlar ne aklı kavramışlar. Bilim dünyasının önünü kesenler asırlardır esas akılsızlığı kendilerinde arasınlar. İnsanlığın tümünü keşiflere, bilimsel çalışmalara teşvik eden Kur’an’ın asli emridir. Kur’an, İslâm bilimdir, bilimler üstü bilimdir, tabiatüstü bilimdir, Allah’ın ilmidir, onun kurduğu düzendir. Sen bunu ne kadar iyi anlarsan o kadar faydalanırsın. Yanlış anlarsan yanlış yaparsın. İslâm’da yanlış yok, eksik, kusur da yok. Eksik, kusur onu inanmayan ve onu doğru anlamayanlarda. Gericilik, çağdışılıkta da orada. Bütün safsatalar da orada.

Onun için kıymetli dostlar, şimdi peygamberlere iman. Kısaca kitaplara imandan bahsettik. Şimdi de peygamberlere iman. Resul, kendisine müstakil olarak kitap ve şeriat verilen peygamberin adına resul denir. Yani müstakil olarak bir peygambere şeriat ve kitap verilmişse o peygamber resuldür. Bu bakımdan nebiden özeldir. Bazı âlimlere göre ise resul ile nebi müradif (eş anlamlı kelimelerdir) demişlerdir. Her ne kadar lügat manaları bakımından değişik olsalar da aynı şeyi ifade ederler, demişlerdir. Bazı âlimler de böyle demişlerdir.  Kendisine müstakil olarak kitap ve şeriat verilmiş olsun veya olmasın peygamberlerin tamamına iman etmek bize farzdır. Biz peygamberlerin tümüne -ama nebi ama resul- hepsine iman ettik. İslâm’ın amentüsüne dikkat et. Bütün peygamberlerin peygamberliğinin tamamı kalp tasdik edecek, dil ikrar edecek. Bu imanın asli esaslarından biri de budur. İslâm imanına dikkat et. İslâm İsa’ya, Musa’ya, İbrahim’e, Nuhlara toz kondurmaz. Bunlar peygamber. Bütün peygamberler böyle, yüksek şahsiyetler. Allah’ın selamı hepsinin üzerine olsun. Biz İsa’ya, Musa’ya toz kondurmayız. Onlar şanlı peygamberler. Kendi çağlarında görevlerini yaptırmamışlar. Kimisi yaptığı kadar yapmış, kimisi bak İsa’ya görev yapma şansı bile verilmemiş. Çarmıha gerilmek istenmiş, Allah onu çarmıhtan kurtarmış. Kur’an-ı Kerim’e gel. Gerçek İsa’yı, hak İsa’yı, gerçek Musa’yı Kur’an-ı Kerim’den öğren. Toz kondurmaz. Meryem Annemize toz kondurmaz. Şanlı, namuslu, iffetli bir kadındır Meryem. Kur’an-ı Kerim böyle sana anlatır bunları, bütün peygamberleri. Gel kardeşim, İslâm’ın amentüsünde İsalar, Musalar, İnciller, Suhuflar, Tevratlar, Zeburlar hepsi var. İslâm’da olmayan bir şey yok ki. İslâm’ı kabul etmemek, ben güneşi istemiyorum. Ben yıldız böceğiyle kucaklaşıp yatarım. Karanlığı güneşe tercih ederim. Ben gece odun toplarım. Odun yerine kobra yılanlarını da toplar, sırtıma sararım odun diye. Bu yanlışlara düşme. Gerçeği kabul etmeyenin hali bundan beterdir.

Şimdi kıymetliler, peygamberliği de böyle özetledikten sonra öldükten sonra dirilmeye iman. İşte öldükten sonra insan vücudunun bütün parçalarıyla ruh verilerek kabrinden, mezarından Allah Teâlâ tarafından diriltilmesine ba’s denmektedir. Şimdi insanlar önce dirilecekler, kesin. Şu âlemi yoktan yaratan, bizi yaratan, bizi konuşturan, yaşatan, bakın bu kuvvetlerle bizi donatan, yoktan bunları yaratıp da öldürdüğünü tekrar diriltmez mi?  Belgesi açıkta. Biz buna kesin ve kesin “vel ba’sü ba’del mevt”, “ölünce dirilmeye kesin iman ettim” diye iman edeceksin. Ettim idi, edeceğim idi diye iman olmaz öyle. Kalbin tasdik, dilin ikrar etmiş olacak bunlara.

Kadere iman. Sevgili dostlarım, kader, Yüce Allah’ın ezelden ebede her şeyi önceden bilip yazmasıdır. Allah’ın ilmi ezeli bildiği kadar ebedi biliyor, ebedi bildiği gibi ezeli biliyor. Her şeyi önceden bilip yazması kaderdir. Yazdıklarının yazdığı gibi zuhur etmesine kaza denmektedir. Şöyle bir ona da bakalım. Kader, takdir olunmuş, ölçünmüş manasında mastar bir kelimedir. Vakti gelince her şeyin Allah’ın ilim ve ezeli iradesine uygun bir surette icat buyurmasına kader denir. Hayırlı olsun, şerli olsun, kaderin Allah’ın takdiriyle olduğuna inanmak iman esaslarındandır. Kaderin içerisi sırlarla doludur. Allah’ın ilmine güvenen kişi kadere hemen kolayca inanır. Allah eksik bir ilmi bilmez. Her şeyi tam bilir. Allah’ta kusur olur mu? Olmaz. Allah yanlış yapar mı? Yapmaz. Öyleyse kaderi Allah yazmış. Allah yanlıştan münezzehtir. Yüce sıfatlarla muttasıftır (nitelenmiş, vasıflanmış). Eksik, kusur olmaz. Öyleyse Allah’ın ilminin, takdirinin ortaya koyduğu kadere insan şeksiz, şüphesiz inanır. Kusur varsa insanoğlunun kendindedir. Sen bugün özgür iradenle yanlış yapıp, doğru yapacağını veya yanlış yapacağını Allah ezelden biliyor, ona göre de yazıyor. Seni zorlayan var mı? Yok. Özgürlüğünü, sana verilen kuvvetleri iyiye de kullanma şansın var, kötüye de. Özgürsün, imtihan meydanındasın. Bunlar önceden biliniyor senin ne yapıp yapmayacağın. Zorlama da yok, celp (zorlama) de yok. Celp olsa imtihan olmaz. Önceden her şey yerli yerince bilinip, yazılıyor. Bir sene önce ayın tutulacağını hesap eden bir mesela astronomi ilmiyle uğraşanları düşün. Daha önceden ayın tutulacağını hesap etmiş. Peki bunların hesap edeceğinden dolayı mı, hesap ettiğinden dolayı mı ay tutuluyor? Yok. Ayın tutulmasını onlar hesap etmişler. Ayın tutulmasına bunların bilgisinin bir tesiri var mı? Yok. Senin günahların ve sevapların, yanlış yapacakların ve doğru yapacakların ezelde biliniyor. Özgürsün, imtihan meydanındasın. Kaderin bir tarafı böyle. Buna muallak kader deniyor. Bir de mübrem kader var. Kaderin içi sırlarla kaynar, hikmetlerle dolup taşar. Kaderin içeriğini tam anlamaya kalkarsan gücün de yetmez. Ona iman et çünkü Allah’ın ilmi, kudreti, takdiri tamdır. Kusuru, eksiği olmaz. Kadere iman eden adam Allah’ın ilminin tam olduğuna iman eden adamdır. “Allah eksik, kusurlu bir şey yapmaz” diyen adam kadere tereddütsüz iman eder. “İman ettim” diyerek iman edeceksin kazaya, kadere. “Kötülükleri ise Allah-u Teâlâ bir hikmet icabı yaratır. Yoksa razı değildir kötülüklere. İmtihan meydanında kulu celp, icbar altına almamak için, imtihan olması için yaratıyor. Yoksa hiçbir kötülüğe Allah razı değildir. Onun bütün işleri, Allah’ın bütün işleri güzeldir ve hayırdır. Hayrın hepsi senin elindedir”. Hadis-i şerifte böyle buyrulmuştur. Allah’ın hayrı hepsi senin elindedir. Evet, kıymetliler şer sebebe nispet edilir. Bazıları da kaderi doğru anlayamamıştır. Zaten doğru anlasalardı ehl-i sünnetin dışına sapmazlardı. “Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah ise günahların birçoğunu bağışlıyor” deniyor. Hz. Ebû Bekir ve Ömer (radiyallahu anh) şimdi tabii İslâm’ın okulunda okuyor bunlar, Hz. Muhammed’in okulunda okuyorlar. Muhammed’i Allah kendi okutuyor. Muhammedi okul, ilahi okul. Allah, Muhammed’i okutuyor, Muhammed dünyayı okutan ekolün başında bulunuyor. İlk bu okuldan mezun olanlar işte Ebû Bekir, Ömer gibi ashaplar, Osman, Ali gibi zat-ı muhteremler ve bütün sahabeler (radiyallahu anhüm ve erdaim ecmaîn). İşte onlar okulda okudular, İslâm’ı gerçek anladılar ve gökte parlayan yıldız oldular. Her biri gökte parlayan yıldız. Kaderi de güzel anladılar. Güzel iman ettiler. Güzel amel ettiler. Güzel adaleti uyguladılar. Sosyal devleti kurdular. Sosyal adaleti uyguladılar. Bütün mahlukata merhameti, şefkati, sevgiyi uyguladılar. Dünyaya barış ne yaptılar? Kuralları uyguladılar. Dünya barışı İslâm ile gerçekleşir. Tamamen İslâm barış, adalet, kardeşlik, merhamettir. İslâm bu amentüyle başlar. Bu temel İslam’ın amentüsüyle atılır. İmanın zaten anlamı nedir? Güven ortamıdır, güven. Bir insanda iman var mı onda güven vardır. Allah’a güvenir, inandığı değerlere güvenir. Hak imanı vardır ve Allah onu güven ortamına almıştır. İman sahibi Allah’ın himayesinde ve güven ortamındadır. Allah’ın kalesine girmiş, tam Allah’ın himayesindedir. Gerçek iman budur. İman, ebediyyil ebed yıkılmayan bir kalenin içinde Allah’ın himayesinde olmanın adıdır.

Evet sevgili efendiler, Allah’ın resulüne bazı durumlar iletilirdi. Kader konusunda da tabii o zaman da konuşmalar oldu ama gerçek okulda gerçek dersler okunuyordu, Muhammedi okulda (aleyhissalatu vesselam), vahiy okulu. Çünkü dersler Allah’tan geliyor, cevaplar Allah’tan geliyor, emirler oradan geliyor, her emrinin nasıl uygulanacağı Allah’tan geliyor. Muhammed, dünyanın eşi bulunmaz önderi ve öğretim ve eğitimin başını çeken, dünyayı okutan zat-ı muhterem. Allah-u Teâlâ onu okutuyor, o dünyayı okutuyor. Ashaplarla başladı. “Cenab-ı Hakkın yarattıkları içinde kader konusunda ilk konuşanlar Cebrail ile Mikail’dir” denildi. Bu hadisin kaynağını bulmakta güçlük çekenler vardır. Hz. Ömer’le ve Hz. Ebû Bekir konuşmuşlardı da Peygamberimiz onlara dedi “Sen Cebrail gibi konuşuyorsun”, Ömer’e de “Sen de Mikail gibi konuşuyorsun” demişti ve Ebû Bekir “İsrafil bunlar arasında hakem oldu. Şu kararı verdi: Kaderin hayrı da şerri de Allah’tandır”. Takdir ondan ama kimseyi hayra, şerre zorlayan o değil. Allah kulunu “Sen şer işleyeceksin” diye şerre Allah zorlar mı? Zorlamaz. Onun için bunların içeriğini de bir defa Allah’ın ilmine bırak, kadere iyi inan. “İşte bu söz benim sizin aranızdaki meseleye vereceğim hükümdür” buyurduktan sonra Ebû Bekir’e dönerek “Ya Ebû Bekir! Allah Teâlâ kendisine isyan edilmemesini dileseydi Şeytanı yaratmazdı” buyurdular. Hayat imtihandır. Şeytan-ı lain imtihan ortamı için yaratılmıştır. Çünkü hayır kutuplar var, şer kutuplar var. Kim hayrı tercih edecek, kim şerhi tercih edecek? Hayatın bütün soruları, cevapları İslam ile ortaya konmuştur ve şer kutup da ortaya konmuş, hayır kutup da. Sen kendini hangisine iradeni kullanırsın orada olursun.

Hesaba, mizana, cennete, cehenneme iman. Biz bunlara kesinkes iman ediyoruz. Herkes Allah’a büyük mahkemede hesap verecek. Herkesin amelleri tartılacak, günah, sevap ortaya çıkacak. Cennet ve cehennem haktır, hangisini kazandıysa kişi orayı bulacaktır. “Hesaba, mizana, cennete, cehenneme ve bütün bunların hak ve gerçek olduğuna inandım demek lâzımdır”. İmâm-ı Âzam öyle diyor (rahmetüllahi aleyh). “İnandım, kalbimle tasdik ettim, dilimle ikrar ettim” diyeceksin. Mizan amellerin miktarı bilinmesinden ibarettir ki herkesin günahları sevapları yazılıyor. Akıl, mizanın mahiyetini anlamaktan acizdir. Çünkü Allah’ın ilmine herkesin ilmi, aklı ulaşmaz. Sadece sen iman yoluyla tasdik edersin, Allah’ın ilminin tam olduğunu, yüce sıfatlarla muttasıf olduğunu iman edersin. Sen gücünün yettiğini yap, gücünün yetmediği işler karışma. Allah’a teslim ol, tevekkül et, iyi iman et, amentün sağlam olsun.

Kıymetli dostlar, Allaha’a iman. Allah Teâlâ birdir. Allah’ın birliğini iyi kavramak gerek. İmanın aslı da buraya dayanır. Burayı iyice sağlama almadan, Allah’ın birliğini iyi tanımadan kimsenin imanı iman olmaz. Allah’ın birliğini iyi tanı. Allah zatında bir, sıfatında, efalinde bir, her şeyinde bir. قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  Suresini iyi oku, iyi anla içeriğini. Biz bunları Kur’an-ı Kerim’in keşif notlarında biz bunları verdik, Kur’an-ı Kerim’in tümün. Sünnetten size keşif notları verdik, tasavvuftan verdik, kelamdan verdik, daha da vermeye devam edeceğiz. Çünkü biz İslâm’ın hem mensubu hem hizmetkârıyız. İslam’ın hizmetkârıyız. İnsanlığa faydamız dokunması için, insanlığın hayrına çalışmak, iyi bir Müslüman olmaktır. İyi bir Müslüman olmaya çalışan, insanlığın hayrına çalışan insandır. En hayırlı insan da odur. Çünkü insanlığın kurtarıcısı İslâm’dır. 1:17:00 4.2 İyi bir Müslüman da bu yolda insanlığa faydalı olan, faydalı çalışmayı yapan insandır. Bunu için çırpınmamız gerekiyor. Allah Teâlâ birdir, değerli kardeşlerim. İki olmaz, üç olmaz, beş olmaz. Allah birdir. Ezeli birdir, ebedi birdir. قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ   De ki Allah birdir. Zatında bir, sıfatlarında bir. اللَّهُ الصَّمَدُ  Allah sameddir. Her şey ona muhtaç. O kimseye muhtaç değil. Bütün ihtiyaçları giderilmesi için müracaat edilen Allah Teâlâ’dır. Herkes ona muhtaçtır. O ise ezeli, ebedi hiçbir şeye muhtaç değildir. لَمْ يَلِدْ  Allah doğmadı وَلَمْ يُولَدْ  Baba olmadı, doğurmadı. Eşi benzeri olmadı, olmayacak. وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ. Bakın Allah doğmadı, baba olmadı, doğurmadı. Çünkü o yaratıcı. Vâcibu’l-vücûd -varlığı kendi zatının iktizası (gerekli olma). Vâcibu’l-vücûd varlık. Onun için Allah’a çocuk isnat edenler Allah’a iftira eden, şirk koşanlardır. Şirke af yoktur. Bundan vazgeçin, tövbe edin, tevhid imanına gelin. Allah birdir. Ey dünya, Allah birdir. لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ Bunu hemen söyleyin. Kurtuluş kapısından böyle girersin. Yüce İslâm’a giriş kapısı burası. Gir, buraya gel. İslâm ebedi, ezeli Allah’ın rahmeti. Seni kuşatıyor dünyada ve ukbada. İslâm’ın dışında kalma yazık olur. Neden? Nedenleri açıkladık. Yine açıklayalım. İnsanoğlu unutkan varlık. Hepimiz Allah’ın kullarıyız. İslâm, Allah’ın kurduğu kendi düzeni, kendi dini, hakkın din, hepimize gönderilen din. İslâm hepimize teklif edilmiş. Gel, sen aldatanlara aldanma. Aklını başına al. Allah’a dön yalvar: “Ya Rabbi! Bana tevhid imanını, İslâm’ı nasip et” diye yalvar. Ebû Cehil gibi tersine yalvarma. Ebû Cehil’in adamları gibi tersine yalvarma. Ne dedi onlar yalvarırken “Ey Allah!” dediler (celle celaluhu) “Bu Muhammed doğru, hak peygamberse” dediler “getirdiği kitap hak kitapsa başımıza taş yağdır. Gökleri tepemize yık” diye yalvardılar. Bundan daha akılsız, serseri, mantıksız bir yalvarış olur mu? Hemen o anda Allah-u Teâlâ onların istediğini verseydi o anda yok olurlardı. Ama sonra yok oldular yine. Niye? Kur’an hak kitap, Muhammed hak peygamber. İslâm hakkın dini, hak din. Muaviye’yle Yemenli birisi karşı karşıya gelmişler. Muaviye demiş ki Yemenliye, tabii onun ne diyeceğini bilmiyor Muaviye “Senin kavmin” demiş “ne kadar cahil. Belkıs’ı, bir kadını başlarına hükümdar tayin etmişler” diyor. Bak, Yemenli, Muaviye’ye ne diyor: “Ey, Muaviye! Senin kavmin o kadar cahil ki” diyor. “Ne diye yalvardılar Muhammed’in karşısında: Muhammed hak peygamberse, Kur’an hak kitapsa, İslâm hak dinse başımıza taş yağdır” diye yalvardılar. “Kur’an hak kitap, Muhammed hak peygamber. O an taş yağsaydı ey Muaviye sen bu dünyada olmazdın. Sen kavmin böyle yalvardı” deyince Muaviye sustu, diyor. Ne diye yalvarması lazım: “Ya Rabbi! Muhammed hak peygamberse -ki hak peygamber-, Kur’an-ı Kerim hak kitapsa -ki hak kitap-, İslâm hak dinse -hak din- bizi bu dine, İslâm’a hidayet et” diye yalvarsalardı helak olmazlardı, Allah hidayet ederdi. Çünkü hidayet istemiş olurdu. Allah’ın merhameti, rahmeti İslâm’la tecelli etmiş zaten her tarafa ezeli, ebedi. Evet kıymetliler, Allah birdir. Değerli kardeşlerim, onun birliği sayı cinsinden değil ortağı olmamasından dolayıdır. Allah’ın ortağı yok, benzeri yok. Onun için o bir. Her yüce sıfatlarında, zatında, her şeyinde birdir. Çünkü benzeri yok. O doğurmamıştır, doğrulmamıştır. Allah doğurmaz, doğmaz, baba olmaz. Allah Rab’dır, yaratıcıdır. Onun hiçbir dengi de yoktur. İşte dengi olmayan ne olur? Birdir. Yüceliğinde bir. Başka onun gibi yüce yok ki. Yani bütün akıl ve hayallerin toplasanız tamamını Allah-u Teâlâ’nın yüceliğine akıl ermez, zatına akıl ermez. Ancak biz onun yüce sıfatlarından, yüce esmasından, eserlerinden, kitabından tanıyoruz. Biz onun yüce tanıttığı kadar bize biz tanıyoruz. Esas o kendi tanıttığı, tanıdığı gibi kendi. O, kendini kendi bildiği gibi. O eşsiz, yüce ve unutma Allah bir. Şimdi niceleri “Allah bir” diyor fakat yaşantısına, konuşmalarına, sözüne, davranışlarına bakıyorsun kaç tane ilah çıkarıyor hareketlerinden. Bu da nedir? Cehalet. Ne yaptığını bilmiyor.

Hz. İsa, Meryem’in oğludur. Allah’ın yarattığı diğer kullar gibi kuldur ve peygamberdir. Diğer peygamberler gibi o da bir kul, peygamberdir. Üzeyir Aleyhisselam da böyledir, o da Allah’ın kullarındandır. Şimdi şöyle bir bakalım, Hristiyanların ve Yahudilerin Hz. İsa ve Üzeyir Aleyhisselamlar hakkında sözleri bakın Kur’an-ı Kerim bunları reddediyor. Onların görüşleri ne İsa’ya uyuyor ne Musa’ya ne Tevrat’a ne İncil’e. Sapmışlar. İncil’in yolundan sapmışlara diyoruz, Tevrat’ın, İsa’nın, Musa’nın yolundan sapanlara diyoruz.

“Vahid” kelimesi sayıların başlangıcı olan ve ikinin yarısı bire denilir. Bazı kere de eşi benzere ortağı olmayan için kullanılır. Allah-u Teâlâ, zatı ve sıfatları bakımından eşi, benzeri ve ortağı yoktur. Vahid, -uhad, Allah-u Teâlâ hem zatında hem sıfatlarında birdir. Allah-u Teâlâ sameddir. Yani her şey kendisine muhtaçtır, o hiçbir şeye muhtaç değildir. Ne yazık ki Yahudiler “Üzeyir, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar “Mesih İsa, Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla uydurdukları sözleridir ki daha önce küfredenlerin sözlerini taklit ediyorlar. “Hay Allah kahretsin! Adamları haktan batıla nasıl da döndürüyorlar”.

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّهِ وَقَالَتْ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

Bunları Yüce Allah, Tövbe Suresinin 30. ayet-i kerimesinde bildiriyor. Yani bunu Allah Teâlâ kendi söylüyor. Bakın, Hristiyan, Yahudilerin, İncil’in, Tevrat’ın yolundan, Musa’nın, İsa’nın, hak bütün peygamberlerin yolundan sapanların hali budur. Bütün sapmış milletleri İslâm ne yapıyor? Kurtarmaya gelmiş. Doğruya çağırıyor, Allah’ın birliğine çağırıyor. Mevcudatta onun hiçbir misli de yoktur. Allah’ın misli de yok. Onun için Yüce Allah cisim değildir. Çünkü ölçülmez, parçalanmaz, tasavvur mümkün değildir. Cevher değildir. Kendisinde arazlar bulunmaz, araz değildir çünkü arazlar cevherlerde bulunur. Cevher ve araz kelimeleri bundan sonra sık sık geçeceğinden tariflerini vermek istiyorum şimdi bunun. Cevher, boşlukta bizzat yer kaplayan, varlığını da bizatihi hissettiren şeydir. Asil madde demektir. Zıddı da arazdır. Araz ise kendi başına boşlukta yer tutamayan, var oluşu kendini taşıyan başka bir varlıkla hissedilebilen bir şeydir. Yani araz dar cevherlerde bulunur. Onun için Yüce Allah bütün eşyayı, arazları ve cevherleri yaratan Allah’ın kendisidir. Onun için Allah cevher değildir, araz değildir. Çünkü eşi, benzeri yok, misli yok. Yarattıklarına benzemez. Kendinin benzeri yok, misli yok. Yüce Allah’ı iyi anla. İmâm-ı Âzam bu konuda dünyaya ders veriyor hem de iman dersi. Gerçek iman dersini Hz. Muhammed ve ashabından, tâbiînden, Kur’an ve sünnetten, asli kaynağından ilmini alan ve parlayan İmâm-ı Âzam, dünyaya Fıkh-ı Ekber’iyle makbul hak olan imanı dünyaya ne yapıyor? Öğretiyor, onun ilmini ortaya koyuyor. İman ilminden bahsediyoruz. Fıkh-ı Ekber işte İslâm imanın ilmini ortaya koyar. Makbul İslâm imanını sana anlatır. Cenab-ı Hak yarattığı şeylerden hiçbirine benzemediği gibi yaratılanların hiçbiri de Allah’a, ona benzemez.  Zati ve fiili sıfatlarıyla ezelden ebede Allah bakidir. Allah’tan başka baki yoktur. Şimdi cenneti O var kılıyor ki oradakiler ebedi yaşayacak. Yoksa onun yaşatmasıyla onlar devamlı kalacak. Yoksa baki olduklarından değil. Baki, Allah olduğu için seni ebedi yaşatmaya da kadirdir. Bu senin ebedilik sıfatı olduğundan değil onun yaşatmasından. Varlıklar Allah’a hiç mi hiç benzemezler. Zira Allah’ın varlığı vâcibu’l-vücûdun muktezası (gerekli) olarak zatının iktizasıdır (gerekli olma). Sevgili dostlarımız, şöyle bir bakalım. Mahlukatın varlığı ise mümkin-ül vücûd olmalarının iktizasıdır. Yani başka bir varlığın vücudu ile kaimdir (her zaman var olan). Yani Allah’tan başka her şey Allah’ın yaratmasıyla var olmuştur. Mümkin-ül vücûddur. Vâcibu’l-vücûd ise Allah’ın kendisidir. Onun varlığı zatının iktizasıdır. Yokluğu düşünülmeyen bir varlık. İlim, kudret ve diğer sıfatlarda da durum böyledir. Teşbihe (benzetmek) imkân yoktur. Hiç benzeri olmadığı için teşbih edilmez. Bu da açıkça gösteriyor ki Allah Teâlâ birdir, şeriki yoktur. O evveli olmayan kadim, sonu bulunmayan daimdir. Yani sonu olmayan, başlangıcı olmayan tek varlık. Allah Teâlâ’nın (celle celaluhu) isim ve sıfatlarından hiçbiri hadis yani sonradan olmuş değildir. Zati ve fiili sıfatlar arasında şu fark vardır: Allah Teâlâ’ya mahsus herhangi bir sıfatın zıttı Cenab-ı Hak için caiz ise o sıfat fiili sıfatlardandır. Eğer o sıfatın zıttı caiz değilse o zati bir sıfattır çünkü Allah’ın zıttı da yoktur. Benzeri olmayanın zıttı olur mu? Eşi yok, benzeri yok, misli yoktur. Onun için Yüce Allah’ın bir de zati sıfatları var. İşte bunların zıddı yok. Eğer o sıfatın zıddı caiz değilse o sıfat zati sıfattır. Şimdi Alla biridir, tamam. Vücut, kıdem, bekâ, vahdâniyet, muhâlefetü’n li’l-havâdis, kıyâm binefsihi. Bak, bunlar zati sıfatlardır. Hayat (Diri olmak), ilim (Bilmek), semi’ (İşitmek), basar (Görmek), irade (Dilemek), kudret (Güç yetirmek), kelâm (Konuşmak), tekvin (Oluşturmak). Dikkat et. Şimdi fiili sıfatları var. Mesela yaratmak, yaşatmak, rızık vermek, öldürmek. Yaratmış ama yaratmaya da bilir. Bak, orada birbirinin zıttı vardır. Yaratma sıfatı onda ezeli, ebedi var. Hiçbir şey yaratmadan önce de o yaratıcıydı zaten. Demek ki fiili sıfatlarda ne yapılıyor? Zıttı düşünülebiliyor. Ama zati sıfatlarda zıttı yok. Çok kıymetli efendiler, eğer sıfatın zıttı caiz değilse zati sıfattır. Zıttı caiz ise fiili sıfattır. 1:36:29 18-2 Bizim âlimlerimiz ne kadar büyük âlim biliyor musunuz siz (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn)? Ne kadar güzel ilim uğrunda Allah onlara nice lütuflarda bulunmuş. Kıymetini biliniz, rahmet okuyunuz. İmâm-ı Âzam’a da gece-gündüz rahmet okuyunuz, diğer âlimlerimizle beraber. Fetâva‚ź-Źahîriyye’de şöyle denilmiştir: “Bir kimse Allah Teâlâ’nın sıfatlarından biriyle yemin ederse o zaman bakılır. Eğer yemin ettiği sıfat-ı zatiyeden ise yemin olur, sıfat-ı fiiliyeden ise yemin olmaz. Mesela bir kimse “Biizzetillah-Allah’ın izzet-i hakkı için” diye yemin ederse yemini yerindedir. Çünkü Allah-u Teâlâ izzetin zıttı ile tavsif (nitelendirme) edilemez. O ezeli, ebedi azizdir. Hiç mi hiç izzetin zıttı onda bulunmaz. Fakat bu gadabullah, veya sahatillàh (Allah’ın gadabı, hışmı) üzerine yemin ederse, Allah bunların zıttı olan rahmet ile de tavsif edildiğinden bunlar yemin olmaz” demişlerdir. Yani Fetâva‚ź-Źahîriyye’de böyle denmiştir. Bunun da müellifi Zahîruddîn Muhammed bin Ahmet Ömer el Buhârî’dir. Vefatı Hicri 619 tarihlerindedir. Dini ilimlerde, usul ve füruda (fıkıh bilgileri) geniş bilgi sahibidir. Hanefi ekolünün büyük âlimlerindendir. Buhara’da muhtesiplik (dini polis) vazifesinde bulunmuştur. Fetvaları çok muteber sayılmıştır. Hayatı hakkında geniş bilgi veren kıymetli eserler vardır. El-Nuknevi, El-Fevâʾidü’l-Behiyye bunlardandır. Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazrtleri (celle celaluhu) zati ve fiili sıfatları, Yüce Allah’ın zati ve fiili sıfatları vardır. Sıfat-ı zatiyeleri şunlarıdır: Hayat, ilim, semi’, basar, irade, kudret gibi sıfatlardır. Hayat, Allah Teâlâ diridir, hayat sahibidir. Hayat da onun ezeli sıfatıdır. Hiç mi hiç yokluğu düşünülmeyen, tamamen var olan bir varlıktır. Yani diridir, hep vardır. Ezeli, ebedi hayat sahibidir. Kudret, Allah-u Teâlâ ezelî sıfatı olan kudret ile her şeye kadirdir. İlim, Allah Teâlâ’nın bütün mevcudatı her şeyi bilir. Onun ilim sıfatı ezeli sıfatlarındandır. Gizli, açık her şeyi bilir. Ezeli bildiği gibi ebedi bilir. Göklerin üstünü bildiği gibi altını bilir. Geceyle gündüzün arasında da fark yoktur. Saklan gece, istersen gündüz ortaya çık, fark etmez. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Kelam, Allah-u Teâlâ (celle celaluhu azze ve celle) ezeli sıfatı olan kelam sıfatıyla konuşur. Onun konuşması mahlukatın konuşmasına benzemez. Mahlukat harfle, ses ve organ gibi vasıtalarla konuşur. Allah Teâlâ’nın kelam sıfatında bunlara ihtiyaç yoktur. Evet kıymetli efendiler, semi’, Allah-u Teâlâ’nın işitme sıfatı ezelidir. Sesleri, kelimeleri her şeyi işitir. Basar, Allah-u Teâlâ her şeyi görür. Her şeyi kadim olan bu sıfatıyla görür. Şekiller ve renkler ondan gizli kalmaz. İrade, Allah Teâlâ dünyada ve ahirette olmuş ve olacak küçük-büyük, az-çok, iyi-kötü, faydalı ve zararlı, ziyade (çok), noksan velhasıl her şeyi ezeli iradesi ile dilemiştir. Allah dilediğini işler. Onun istek ve iradesini reddedecek yoktur. Hükmünü hiçbir kuvvet geri çeviremez. Azamet, kibriya, ahadiyet ve samediyet gibi zati sıfatları da vardır.

Evet kıymetliler, sizlere Yüce Allahü Teâlâ’dan, onun yüce isim ve sıfatlarından bahsetmeye devam edeceğiz. Fıkh-ı Ekber’den keşif notları vermeye devam edeceğiz, İmâm-ı Âzam’ın ilmi deryasından.

1:43 ders 07

 

(Visited 429 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}