hayat veren tefsir-100-01

100- Tefsir Ders 100 hayat veren nurun keşif notları

100- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 100

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Yine Hadîd Sûresi’nin 21’inci âyetinde Cenab-ı Hak: “Lütfu İlâhî olmadıkça kimse cennete giremez.” Cenab-ı Hakk’ın hep lütfudur. Cehennem adâleti gereğidir, cennet lütfunun gereğidir, sebep ise îmân ve Müslümanlıktır. İbn-i Abbâs’tan şöyle bir rivâyet vardır. Saîd İbn-i Cübeyr ve Cumhur buradan gelen rivâyette: “Gökler ve yer kumaş gibi yayılıp birbirine ulanınca cennetin enine bir ölçü olur. Uzunluğu ise ancak Allah bilir, bu bir kişiye düşen cennettir” diyor. Dikkat edin! Bir daha söyleyelim, “gökler ve yer kumaş gibi yayılıp birbirine ulanınca cennetin enine bir ölçü olur. Uzunluğu ise ancak Allah bilir, bu bir kişiye düşen cennettir.” Bakın gökler ve yer kumaş gibi yayılıp birbirine ulandığı zaman diyor bu ancak enine bir ölçü olabilir. Boyu ise kimsenin bilme hattâ tahminen, teşbihen, temsilen ölçü bile veremez. Bu bir kişiye düşen cennetin uçsuz, bucaksız genişliği şimdi bu nasıl olur diyenler olur. Az çok fezadan bilgisi olanlar fezanın uçsuz, bucaksız olduğunu bilirler. Onun içinde bunun abartılan bir yönünün olmayacağı açıktır. Nebevî hadisler de cennet semâların üstünde dikkat et! Cennet semâların üstünde, Arş’ı Âzâm’ın da altındadır, Hadis-i Şerifler de. Yine Rahmân Sûresi’nin 46’ncı âyetinde: “Cenab-ı Hak Rabbisinin makamından korkanlar için iki cennet vardır” diyor. (وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ ﴿٤٦﴾) işte bu âyet-i kerime de.

 

Yine Râzî gibi büyük âlimlerimiz, büyük kâşiflerimizden rivâyetin de şöyle diyor. Heraklin elçisi Efendimize (A.S.V) cennet böyle cehennem nerede demiş? O zaman ki Heraklin biliyorsunuz Rum imparatorun elçisi oluyor. Heraklin elçisi ki, Rum imparatoru Peygamber’imize bir elçi göndermiş Peygamberimiz ona cenneti anlatınca biraz önce anlattığımız gibi diyor ki elçi; “cennet böyle, cehennem nerede demiş.” Bak kafasının darlığına bak! Yani cennet her tarafı kaplar cehenneme yer kalmaz gibi bir düşünceye kapılmış. Fezayı az çok bileydi uçsuz, bucaksız bu görüşte olmazdı. Peygamberimiz ona ne diyor ona cevaben (Subhanallahi ve feeynel leylü izâcâ enne hâru) “gündüz olduğu zaman gece nerede demiş.” Daha büyüğünü söyleseydi aklı almazdı zaten onun aklının miktarına göre Peygamberimiz cevap vermiş. Çünkü insanların aklının miktarına göre konuşun diyor zaten Peygamberimiz. Adamın aklının almayacağı şeyleri konuşsan da zaten adam anlamaz. Bugünkü dünyada ki durumda böyle.

Dakika 4:57

İlkokul mezunu birisine siz gitseniz de Üniversitenin bazı derslerini anlatmaya kalksanız adam tabii ki güçlük çeker anlayamaz. Belki anladıkları olur ama anlayamadıkları mutlaka olacaktır bunun gibi. Şimdi şöyle bakalım, gazaptan bahsediyor. Gazap Allah’ın gazabı hak edenlere haktır ve gerçektir. Gazap kızgınlık bu kişinin iç âlemin de tecellî edeceği gibi dışında da tecellî eder. Yalnız gayz böyle değil gayz da öfkedir ama fakat kalptedir. Onun için gayz Allah’a isnat edilmez. Ama gazap Yüce Allah’ın dilediği gibi cezalandırmak istediklerine gazabıyla cezalandırır. (الكاظم) öfkeyi yutmak demektir, bu da yüksek şahsiyetlerin durumudur. Değerli üstün kalitede ki Müslümanlar, erdemli kişiler öfkelerini ne zaman yutacaklarını bilirler. Bir örnek gerekirse Hz. Ali cephede savaşırken kâfirin birisini altına yıkmış tam kılıcı çalacağı zaman kâfir Hz. Ali’ni yüzüne tükürmüş. Hz. Ali öfkelenmiş yani gayza gelmiş fakat adamı salmış kılıcı çalmamış, adam şaşırmış diyor ki: “niçin beni öldürmedin. Ben yüzüne tükürdüm daha çok öfkelensin de şiddetle öldürsün de ben açı çekmeyeyim diye yaptım “diyor. O da diyor ki sen belki kendi hesabına göre hareket etmişsindir diyor. Ama ben de seni öfkelendiğim an seni eğer kılıçlasaydım, öldürseydim kâtil olurdum diyor. Çünkü nefsim için kesmiş olurdum. Hâlbuki ondan önce diyor ben Allah için savaşıyordum. Öfkem galipte diyor öfkeyle seni kesersem nefsim için kesmiş olurum, İslam da nefis için hiçbir şey yapılamaz diyor Hz. Ali. Bu da Hz. Ali’nin ne kadar büyük bir zât-ı muhterem olduğunun başka bir belgesidir. Hz. Ali büyük bir kahraman, büyük bir Halîfe, büyük bir Allame-i Cihandır. Onun için ilim de, irfânda zirveye çıkmış zât-ı muhteremlerdir, çocukluğundan beri Hz. Muhammed’in okulunda okumuş kişidir. Onun için işte burada (وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ) âyet-i kerimesinde ki yüksek ulvi sıfatlara bir bak ki işte bu yüksek sıfatlar, yüksek şahsiyet olan erdemli, faziletli Müslümanlar da bulunmaktadır. Âlûsî ecirleri Allah’ın üzerindekiler cennete girsinler denir diyor kıyâmet günü. Kim bunlar? İşte “ecirleri Allah’ın üzerindekiler cennete girsinler denir kıyâmet günü.” İşte bu yüksek sıfatları taşıyan Müslümanlar, Sıddıklar, Fâruklar, Zinnureynler, Murtazalar ve bunların izinde giden değerli şahsiyetler.

Bir de fahişeden bahsediyor. Fahişe: Çok çirkin fiil ki zinâ gibi çok çirkin olan günahlara fuhşiyat denmiştir, fahişe çok çirkin fiili işleyen demektir ki zinâ bunlardan bir tanesidir.

Dakika 10:00

Şimdi bu fahişe, fuhşiyat başkasıyla ilgisi olan günahlardır. Ama sadece nefsine zulüm herhangi bir günah başkasıyla ilgisi, yoksa bu nefse zulümdür. Ama fahişlikte fuhşiyyatta, o çirkin fiiller de başkalarının da hakkına tecavüz ve aynı zaman da başkalarının hak ve hukûku da bulunmaktadır. Yani başkalarına da zulüm bulunmaktadır. Ama sadece kendine, nefsine zulüm edenler var, birde başkalarına da zulüm edenler var. İşte fuhşiyat başkalarına da olan günahlardandır diye anlatmıştır büyüklerimiz. Göze görünmeyen ebedî nimetler var birde kıymetli dostlar göze görünmeyen ebedî nimetler. Bunlar nelerdir. Allah’ın uçsuz, bucaksız lütufları bağışlaması, cenneti, ilâhî vaat gereğidir. Sâlih Amel sahiplerinedir bunlar, göze görünmeyen ebedî nimetlerdir bunlar. Lütuflar, ilâhî lütuflar, O’nun bağışlaması, cenneti, ilâhî vaatler bunlar îmânın, Sâlih Amelin sebebiyle verilmektedir. Bu ebedî lütuflara, nimetlere sahip olmak için îmânın ve Amel-i Sâlih’in olacak. Amelsizlere ise dilerse yardım eder, onlara vaadi yoktur. Buraya dikkat edin! Amelsizlere ise dilerse yardım eder, ama onlara diyor vaadi yoktur. Yani ben size cennet vereceğim diye vaadi yoktur Allah’ın diyor. Buna rağmen yine de                        (لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ) “sakın ola ki Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz” diyor. Hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümit kesemez, kesme şansı yoktur, ancak kâfirler ümit keser. Rahmetten ümit kesme tövbe et îmâna gel. Îmânın varsa Amel-i Sâlih işlemeye hemen başla ibadetlerini yap, farzları, vacipleri, sünnetleri yerine getir, Müstehaba ulaş, dinini tamamla. Haram ve günahlardan, mekruhlardan vazgeç. Biri çalışmış namuslu bir ecir ücretini alıyor. Birisi çalışmış namusluca çalışmış namusluca da ne yapıyor? Ücretini, ecrini alıyor. Çalışmayan şimdi mahşer de o da ücret istiyor, mükâfat istiyor, kurtuluş istiyor. Çalışmayan ücret zamanı diyor sadaka uman dilenci gibidir. Bazı dilenciler ret edilir, bazıları da şu da gelmiş mahrum edilmesin denir. Ufak bir işçinin kovulmak tehlikesi olduğu gibi, tembel bir dilencinin de îmân cilvesiyle ihsâna mazhâr olması da mümkündür. Yine de Allah’ın dilemesine kalmıştır. İşte en asgariden, en zirveye doğru İslam ümit kapılarını sonuna kadar açmıştır. Hiçbir zaman ümit kapıları kapalı değildir ebedî, bu böyle olduğu gibi Allah’ın azâbından emin olma gibi bir durum da ebedî yoktur, böyle bir şey de yoktur.

Dakika 15:00

Acayip yaratıkları, Sâlihleri, tarihi eserleri, âlemin seyrini, işkenceleri incelemek mendup bir hükümdür. Dikkat et buraya! Bu âyetler keşifle ilgili âyetlerdir. Yani yerde, gökte keşifler de bulunun. Acayip yaratıkları diyor ne yapın? İnceleyin, Kevnî Âyetleri de keşfedin, Kur’an’ın âyetlerini keşfedin, iyi anlayın! Ama Peygamberin anladığı, anlattığı gibi aslı koruyarak keşfe devam edin. Çünkü rivâyetsiz dirâyet kişiyi sapıtır. Rivâyeti koruyarak, ilmi ölçülere uyarak, asıldan fere telakki ederek hareket edeceksin. Yoksa sapık felsefeler gibi saparsın. Acayip yaratıkları, sahipleri tarihi eserleri, âlemin seyrini, işkenceleri incelemek mendup bir hükümdür. Şimdi Sâlihleri niye inceliyorsun? Çünkü onlardan da alınacak dersler var. Sâlihlerle beraber olun diyor Cenab-ı Hak. Tarihi eserleri niye inceliyoruz? Oradan da alınacak dersler var. Âlemin seyrini inceleyin diyor. Neden? Âlemde Kevnî Âyetler var, bunlar keşfedilmesi gerekiyor. İnsanlığın hayrına kullanmak şartıyla birde işkenceleri incele diyor. Nedir işkenceler? Zâlimlerin yaptığı kötülükleri incelersen onların başına nasıl belâların geldiğini görürsün. Buradan da sende, insanlıkta dersini almış olur. Bunlar diyor mendup birer hükümdürler. Yine diyor ki; “inanıyorsanız kesin üstün olan sizsiniz” burada da kesin gerçek îmân sahibi ol diyor.

وَأَنتُمُ الأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Uhud’da Hâlid Bin Velîd dağı tutmak istemişti o zaman Hâlid Bin Velîd düşman safında süvâri komutanıydı, Peygamberimize ve Müslümanlara karşı savaşıyordu. Netice de Uhud’da dağı tutmak istemiş Efendimiz (A.S.V) da ne demişti; sakın üzerimize yükselmesinler. Ya Allah! Bizim kuvvetimiz ancak seninle diyordu. Kim? Peygamberimiz. (Lâ yağlunne aleynâ Allahümme Lâ guvvete lenâ illâ bike) diyordu. Uhud ile Bedir’in karşılaştırılması yapılmaktadır. Şimdi emre muhâlefetten bakın Bedir de üstün zafer kazanan bizim İslam ordusu, Uhud’da emre muhâlefet ettiler. 20’den fazlasını öldürmüşler, çoğunu yaralamışlar. Yani emre muhâlefetten önce bizimkiler neredeyse zaferi kazanmışlardı. Ama emre muhâlefet edince iş tersine döndü. Muhâlefetten önce diyor 20’den fazlasını öldürmüşlerdi düşman tarafından, çoğunu yaralamışlar, tepelemişlerdi Uhud’da zafer günlerini bak Cenab-ı Hak ne diyor; “Biz zafer günlerini döndürür, dolaştırırız.” Dikkat et! Emre, ilâhî emre muhâlefet olmaz.
Dakika 20:00

Hak emre Ulü’l Emre de muhâlefet olmaz. Eğer Ulü’l Emir, gerçek Ulü’l Emir ise muhâlefet olmaz. Onun için leh de, aleyh de diyor zafer günleri döner dolaşır şımarma emre muhâlefet etme ki aleyhine dönmesin bu işler. Kâfirler hep sıkıntı, şiddet içinde kalsaydı… Buraya dikkat şimdi! Îmân ihtiyârî değil, icbarı olurdu. Bazen kâfire zafer verilmesinin hikmetlerini bak burada biraz ipuçları verilmektedir. Kâfirler hep sıkıntı, şiddet içinde îmân ihtiyârî değil, icbarı olurdu, terakkî, ıstıfa kânûnu bulunmazdı. Herkesin çalıştığının karşılığını Cenab-ı Hak veriyor bu dünya da âhirette de karşılığını verecek yine herkes neyi kazandıysa. Küfrün karşılığı cehennem, îmânın karşılığı, itaatin karşılığı Cennet-i Âlâ’dır. Dünya da neye kişi çalışırsa karşılığını alır. Bu kâfir için de aynı, Müslüman içinde aynı ama Müslüman Allah’ın lütfundan fazlasını alır. Sonuç; Mü’minleri yükseltmektir. Yani burada hem imtihandan geçiyor mü’minler hem de amaç mü’minleri yükseltmektir. Mutlak îmân, mutlak küfre muhakkak galiptir. Buna da dikkat edin! Mutlak îmân, mutlak küfre muhakkak galiptir. Yeter ki mutlak bir îmânın olsun, mutlak kâfire her zaman îmân küfre galiptir. Yine Nur Sûresi’nin 55’inci âyetinde: “Yeryüzüne mü’minler diyor sahip olurlar, korku dönemi sona erer”. İşte “emre muhâlefet olmadığı müddetçe, ilâhî emre tam itaat edildiği müddetçe mü’minler yeryüzüne sahip olurlar, korku dönemi sona erer.” Burada ki âyetin müjdesi işte gerçek mümin olmaya dayalıdır. Mâide Sûresi 82’de: “Mü’minlere en şiddetli düşman Yahûdî ve müşrikler, en yakını ise içinde Necâşî gibi Hristiyanlardır.” Bunlar tabi ibadete kendini vermişler. İncîl’i az çok doğru okumuşlar ve sonuçta da Müslüman olmuşlardır. Olmayanlar varsa olacaklardır bu tipteki Hristiyanlar. Tabii îmân, İslam hidâyeti Allah’ın hidâyetine bağlıdır. Dünya da her millete İslam’ın bütün kapıları açıktır. Cenab-ı Hak İslam’a çağırıyor, gel diyor, tövbe et, îmân et gel İslam’a gel! Bunu Kur’an çağırıyor, Hz. Muhammed çağırıyor, bütün Müslümanlar çağırıyor. Allah’ın rahmet kapıları sonuna kadar açık, kıyâmete kadar, bir de insanoğlu son nefesine kadar açıktır. Bu kapılardan, bu rahmet kapılarından içeri girebilmelidir. Dünya da her millete bu kapılar açıktır. Ne olursan gel diyen çağrı sadece o kişinin şahsına âit değil bu İslam’a âit bir çağrıdır. Ne olursan ol îmân et, tövbe et İslam’a gel. İslam’ın kapıları açı bütün insanlığa çünkü İslam bütün insanlığın dini zaten

Dakika 25:00

Mu’tezile, Hişâm Bin Hakem Allah’u Teâlâ (C.C) hadiselerin meydana gelişini ancak olduğu anda bilir demiştir, bu yanlıştır. Allah her şeyi, öncesini sonrasını, ezelî ebedî her şeyi bilendir. Burada Allah’ın ilmini tam doğru Mu’tezile tanımamıştır. Bu Hişâm Bin Hakemin işte ortaya koyduğu zihniyettir ve yanlıştır. Muhammed Sûresi’nin (A.S.V) 31’inci âyetinde de sizi deneriz kim cihâd ediyor, kim cihâd etmiyor diyor Cenab-ı Hak. Hayat bir imtihan Müslüman Allah yolunda sürekli cihâd eden mücahit kişidir. Bunu unutma ve bunu da hiç unutma! Nisâ Sûresi (59, 60 ve 65), “İlâhî kânûnlarla hüküm kayıtsız, şartsız hüküm ederken Allah’ın kânûnlarıyla hükmedeceksin.” Yine İmrân Sûresi 179 “Allah pisi temizden ayıracaktır.” İslam hak ve hakîkattir, bâtıldan ayırmıştır gerçekleri tabii küfür, şirk, nifâk pistir bunlar. Îmân ve ilkeleri çok yücedir. Onun içinde Allah pisi temizden ayıracaktır. Dünyada ki imtihanın esas şartlarından biri de budur. Ayırt etmek iyiyi kötüden, Kelâmcılar Allah’ın ilmi kadimdir, ezelîdir. İslam Kelâmcıları taalluku, ilgisi, hadis sonradan olma olabilir. Ama ilmi önceden her şeyi kuşatmıştır, bilmektedir. O ilki, taalluku, hadis sonradan olabilir o ayrı ama Allah’ın ilmi kadimdir, ezelîdir ve ezelî olan ilim aynı zaman da ebedîdir. Olaylara da ilgisi ezelîdir. Layezeldir yani zevalsiz, sonsuzdur. Allah’ın ilminde bir değişme yoktur. Buraları dikkat et! Mu’tezile yanlış söylüyor. Bilinen de hâlinde değişme ifade eder. Yani bilinenin hâlinde değişmeyi ifade eder, yoksa Allah’ın ilminde değişme olmaz. Tahakkuk gerçekleşme, ilim, ceza, mükâfat anlamına lâzımından mecazdır. Balık bilmese Hâlik bilir. Cenab-ı Hak hakkı iyi anlayan, iyi kavrayan ve her şeyi, her sözü, her işi hak ve nur olan kullarından eylesin.

Dakika 28:58

 

(Visited 214 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}