HadısŞerifKülliyatı 104-01

104- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 104

104- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 104

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn.”

 

Ma’kıl İbnu Yesâr (Radıyallâhu Anh) anlatıyor: „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: „Kim sabaha erdiği zaman üç kere „Eûzubillahi’s-semi’il-âlim mineş-şeytâni’r-racim“ der ve Haşr Sûresi’nden üç âyet okursa, Yüce Allah (Celle Celâlüh ve Tekaddes) Hazretleri onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar. Şâyet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür. Akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa, (kezâ sabaha kadar aynı şeyler söz konusudur).bunu Tirmizî rivâyet etmiştir. Konumuz Haşr Sûresidir imamların camiler de akşam-sabah okudukları namazdan sonra Haşr Sûresi’nin son âyetleridir. Sevgili dostlarımız, Yüce Allah’ın esmâsı orada bulunmaktadır.

(‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi-mineşşeytanirracim, ‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi-mineşşeytanirracim ) bunu üç defa okuyup o Haşr Sûresi’nin sonundaki âyetleri okunduğu zaman sevap müjdesi verilmiştir. O öyle Allah’tır ki, şimdi o sûredeki o âyetlerin anlamını vermeye çalışıyorum meâl olarak tefsirini (Tefsir Derslerimiz de hayatveren nurun keşif notları adı altın da tefsir ilmin de bunların tamamını sizlere verdik). Burada da konumuzla ilgili olanları vermeye çalışıyoruz.

“O öyle Allah’tır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur, O gizliyi de bilendir aşikârı da O çok esirgeyen çok bağışlayandır.” bu meâller de Rahmân ve Rahim isimlerine bu esirgeyen bağışlayan anlamları meâlleri eksiktir. Bunun gerçek anlamına yakın olanı Tefsir İlminde verdik. “O öyle Allah’tır ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur, O mülk ve melekûtun yegâne sahibidir, noksanı mucip her şeyden hak ve münezzehtir. Selâm ve selâmetin tâ kendisidir. Emin ve emân verendir, görüp gözetleyendir, mutlak galiptir, bütün mahlûkatın hâlini salâha götürendir, büyüklükte eşi olmayandır. Yüce Allah Hazretleri ve Tekaddes olan Yüce Rabbimiz, müşriklerin kendisine katmakta oldukları her ortaktan münezzehtir. Yani eşi, benzeri, şeriki, naziri, dengi olmadı olmayacaktır. O öyle Yüce Allah’tır ki (Celle Celâlüh) vücuda getireceği her şeyi hikmeti muktezasınca takdir edendir, onları var edendir, varlıklara sûret verendir, en güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih ederler.

 

Dakika 5:00

 

O mutlak galiptir yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.” (Haşr Sûresi’nin 22-24’üncü âyetleri)dir bunlar.

 

Sevgili dostlarımız!

 

İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Benî Nâdir’in hurmalığını yaktırdı ve kestirdi. Burası (Medine’de Yahûdîlerin ikâmet ettikleri yer olan) Büveyra (denen mevki) idi. Vak’a üzerine şu âyet indi: „Herhangi bir hurma ağacını kestiniz yahut kökleri üstünde dikili bıraktınızsa (hep) Allah’ın izniyledir. (Bu izin de) fâsıkları rüsvay edeceği için (verilmiş)tir“ bu da (Haşr Sûresi’nin 5’inci âyet-i kerimesi). Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd bunu rivâyet etmektedirler.

 

Evet, sevgili dostlarımız, yine Kâ’b (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor;

„…O, bunların yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle hem mü’minlerin elleriyle harap ediyorlardı. İşte ey akıl ve basiret sahipleri bundan ibret alın.“ Bu da (Haşr Sûresi 2’nci âyet-i kerime). Evet, bu âyet-i kerime Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) tarafından Medine’den sürülen Yahûdîler hakkında nâzil oldu. Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) mallarından (silahları hariç), sadece develerinin taşıyabileceği kadarını götürmelerine izin vermişti. Onlar, evlerinin eşiklerinden, kapılarından ve diğer ahşap kısımlarından tutup yıkıyorlardı. Yani kendi evlerini kendileri yıkıyorlardı. Benî Nâdir’in hurmalığı hassaten Rasûl-i Ekrem’in idi, O’na bunu Cenab-ı Hak tahsis etmişti.“ Evet, Benî Nâdir’in hurmalığı hassaten Rasûlü Ekrem’in idi, ona bunu Cenab-ı Hak tahsis etmişti, bunu da Ebû Dâvûd tahrîç ettiğini görmekteyiz.

 

İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri: „Allah’ın onların mallarından Peygamberine verdiği fey’e gelince, siz bunun üzerine ne ata ne deveye binip koşmadınız…“ âyet-i kerimesi hakkında şunu söyledi:

 

„Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vessselâm) Fedek ahâlisi ve ismen belirttiği ancak şu anda hatırlayamadığım köylerle sulh yaptı. Bu esnâda (Hayber’in geri kalan köylerinde yaşayan) ahaliyi muhâsara etmişti. Bu (muhâsara altındaki)ler, Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a sulh için heyet gönderdiler. Âyet-i kerimede geçen „Siz bunun üzerine ne ata ne de deveye binip koşmadınız“ demek, „Siz savaşmadınız“ demektir. Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

Fey İslam Devletinin gelirlerinden biridir, daha ziyâde gayrimüslimlerden elde edilen bir gelirdir. Savaş sırasında meşakkatle elde edilene “ganimet” denir, sulh yoluyla vergi yoluyla gümrük vergisi ve vesaire şekillerde meşakkatsiz olarak elde edilen ganimete “fey” denmiştir.

 

Dakika 10:05

 

Yüce İslam hak hukûkuna göre savaşarak düşmandan elde edilen mal ganimettir, bunun beşte biri devlete ayrılır, geri kalan savaşa iştirâk edenler arasında pay edilir. Düşman savaşmadan sulh yoluyla teslim olursa bu yoldan elde edilen menfaatlere umûmiyetle fey denmiştir. Fey devletin tasarrufuna geçer bütün mü’minler için harcanır.

 

Hz Peygamber’e (Aleyhissalâtu Vesselâm) hibe edilenler bu Muhayrib isminde bir Yahûdî’nin “Uhud Günü” Müslüman olduğu zaman yaptığı vasiyetle intikâl etmiştir. Ölürsem emvalim Rasûlullahın’dır demişti ve Uhud’ ta öldürüldü, şehit oldu. Bu Benî Nâdir arâzisi içerisin de 7 ayrı bahçe idi. Ensâr’dan da Hz Peygambere (Aleyhissalâtu Vesselâm) arâzi bağışlayanlar olmuştu, bunlara su ulaşmazdı, bunlar Hz. Peygamber’in (Aleyhissalâtu Vesselâm) şahsi mülkü idi. Benî Nâdir’in sürülmesi sonucu elde edilen arâzi bu silah kullanmadan sulh yoluyla alındığı için sadece Peygambere (Aleyhissalâtu Vesselâm) aitti. Bunlar menkul mallarından silah hâriç develerinin taşıyabileceği kadarını götürmüşlerdi, kalanları Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Müslümanlara taksim etti. Kendisine ait olan Beni Nadir arazisini Hz Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) Müslümanların mâruz kaldığı darlıklar için kullandı. Fedek arâzisinin yanı sıra, yarısı da böyleydi. Hayber’in fethinden sonra ora ahâlisi yarısı Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) olmak şartıyla sulh yapmış dolayısıyla burası da Hz Peygamberin (Aleyhissalâtu Vesselâm) zât-ı mülkleri arasında idi. Hayber kalelerinden iki tanesi de böyleydi. “Vatih” ve “Sülalim kaleleri” Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunları da sulhla almıştı. Hayber’den alınanın humsu yani beşte biri ve Hayber’den savaşla fetih ettiği yerlerden elde edilen ganimetin humsu yani beşte biri bunlar da başkasının hiçbir hakkı bulunmayan Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) ait mallardı. Ancak Hz Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) Efendimiz bunları kendisi için tasarruf etmemiş, ehline, Müslümanlara ve toplumun maslahatlarına, menfaatlerine harcamıştır. Nerede bir yetim garip fakir varsa onlara harcamıştır. Bütün bu malların sadakat kendisinden sonra temellük edilmesi de haramdır.

 

Evet, sevgili kıymetli ve muhterem izleyenler, dersimiz devam etmektedir;

 

Görüyorsunuz ki Yüce Allah Yüce İslam’ı yeryüzüne yerleştirdi. Adâleti tesis etti ve Müslümanlar veren el oldular alan el olmadılar veren el oldular. Çünkü yükseldiler fakirleri hep zengin oldu, güçlendiler, hep veren el oldular, yardıma koşan oldular, alan dilenen değil aziz oldular ve bütün dünyaya medeniyeti öğrettiler. Küfrün yerine îmânı, nifâkın yerine ihlâs ve sadâkati, cehâletin yerine ilmi irfânı, zulmün yerine hak ve adâleti yerleştirdiler. Yüce İslam ilâhî nizâmdır.

 

Dakika 15:20

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; „Benî Nadir’in emvali, Cenab-ı Hakk’ın Rasûlüne (Aleyhissalâtu Vesselâm) fey‘ kıldığı, üzerine at ve deve koşulmayan (yani savaşsız elde edilen) mallardandı. Ureyne köyleri, Fedek, tıpkı (Kureyzâ ve Nâdir’in emvali gibi) sırf Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a ait yerlerdi. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buralardan elde edilen gelirlerden ailesinin bir yıllık nafakasını ayırırdı. Geri kalanı da Allah yolunda hazırlık olmak üzere silah ve binek için sarf ederdi. Yani cihâd yollarına ve milli savunmayı güçlendirirdi. (Nitekim ayette şöyle buyrulmuştur): „Yüce Allah’ın (fethedilen diğer küffâr) memleketleri ahalisinden Peygamberine verdiği fey’i, Allah’a, Peygamberine, hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara aittir. Tâ ki bu mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın…“ bu da (Haşr Sûresi âyet-i kerime 7). (Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a intikâl eden) bu pay, bu sayılanlara ve ayrıca „evlerinden ve mallarından çıkarılmış olan fakirlere, onlardan önce (Medine’yi) yurt ve îmân evi edinmiş olan kimselere, kendilerinden sonra gelenlere aittir.“ Bu âyet-i kerime (kıyâmete kadar gelecek) mü’minlerin tamamına şâmildir. Tek istisnâyı köle olarak sahip olduklarınız teşkil ediyor. Köleleriniz dışındaki her Müslüman bu payda hisse ve hak sahibidir.“ bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

Evet, kıymetli efendiler, fey Peygambere (Aleyhissalâtu Vesselâm) ait yani devlete ait olacaktı dilediği gibi tasarruf edecekti.

İbnu Abbâs’tan gelen bir beyana göre bunlar Kureyza, Nâdir, Fedek, Hayber ve Uyeyne köyleridir. “Tâ ki bu mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın” buyurdu Cenab-ı Hak. İşte görüyorsunuz millî gelir millete yansıyan gelirdir, sosyal devleti kuran devletin milli geliridir. “Evlerinden ve mallarından çıkarılmış olan fakirlere” diye başlayıp devam eden ifade yine aynı Haşr Sûresi’nde ki şu âyetten iktibas edilmiştir;

“O fey bilhassa hicret eden fakirlere aittir ki onlar Allah’tan fazıl ve inâyet ve hoşnutluk ararlar ve Yüce Allah’a (Celle Celâlüh) ve Peygamberine mallarıyla canlarıyla yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından mahrum edilerek çıkarılmışlardır. İşte bunlar sâdıkların tâ kendileridir.” Bu da (Haşr Sûresi âyet 8). Hz. Ömer âyet-i kerimeye dayanarak bu arâzilerden elde edilecek fey de yani gelirler de kıyâmete kadar gelecek her Müslümanın hakkı vardır hükmünü çıkarmıştır.

 

Dakika 20:00

 

Görüyorsunuz devletin malı millî servettir herkesin hakkı vardır. Hz Ömer’e göre fey 5’e bölünerek taksime tabi tutulmaz, fey ’in tamamı bütün Müslümanlara aittir, fey de bütün Müslümanların hakkı vardır. İşte görüyorsunuz dünyanın en mükemmel İslam devletini kuran Yüce Peygamberimizin halîfelerinden biri Hz Ömer’dir. Bütün dünya Hz Ömer’in İslam orduları karşısında tirim, tirim titrer hâle gelmiştir. Zâlimler titriyor ve hak ve hakîkate dayananlar ise güven içindeydiler, mazlumlar seviniyordu zâlimler titriyordu. Niye? İslam adaleti karşısında, İslam dini onun adâleti zâlimin ensesinden tutar adâlet mahkemesine çıkarır. Gel bakalım ey zâlim! Bu mazlumların hakkını ver bakayım der. Bu âyet-i kerime bütün Müslümanlara şâmildir.

Ey Müslümanlar! İslam adâletini yeryüzünde uygulayın bütün dünya kurtulur rahat eder, mazlumlar zulümden kurtulurlar, fakirler sömürüden kurtulurlar. Herkes hakkını alır İslam’dan ama iyi Müslüman ol, şımarma azma kudurma! Yeryüzünde mevcut her Müslümanın bu fey de mutlaka hakkı var, bu hakka sadece sağ ellerinizin sahip oldukları sahip değildir. Çünkü İslam köleliği de ortadan kaldırdığı için hürriyeti dünyaya te’sis eden Yüce İslam olduğu için kölelere hürriyet vermenin en büyük sevap olarak başlattığı için Yüce İslam kölelik diye bir şey kalmaması için uğraşılmıştır ve İslam köle bırakmaz herkese adâlet uygular. Nice köleler vardır ki başındaki patronu çok değerli bir Müslümandır onun adâletinden memnundur, ondan ayrılmak istemezler. Ama Yüce İslam herkese hürriyet hakkı verir. Çünkü dünya imtihan âlemidir, fethedilen yerlerin ahâlisi hür olacaklardı, arâzileri de Arazi-i Hariciye yani Beytülmâl hesabına vergi alınacak arâzi olarak ellerinde kalacaktı.

 

İmâm-ı Mâlik’e göre fey ve humus müştereken Beyt’ül Mâl’e konur İmam yani Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) ondan sonraki halîfelerin akrabalarına, sadece Peygamberimizin akrabalarına dilediği şekilde verir. Bu da Peygamberimizin ehli beytine sadaka verilmez, zekât verilmez ama Beyt’ül-Mâl’den onlara ne yapılır, onlara hakları verilir, Cumhura göre ganimetin beşte biri ile fey ayrıdır, bunlar karıştırılmaz. Humus için Yüce Allah’ın Rasûlünün hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcuların denir, bakın bu humus için bu (Enfâl Sûresi âyet 41).

 

Dakika 25:02

 

Bu sayılan sınıfların dışında kalanlara humustan verilmez, fey ‘in tasarrufu devlet başkanının reyine devletin reyine kalmıştır, maslahata göre harcar. Maslahat nedir? Faydalıyı celb etmek zararı ortadan kaldırmak demektir, yerli yerince iş yapmak demek. İmâm-ı Şâfiî Hazretleri bu görüşe katılmaz. Ona göre fey de 5’e bölünür, beşte dördü Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) aittir ayrıca humusun da humusu ona aittir. Humusun geri kalan 4 hissesini de muhtaç ve müstahak olanlara harcar. Ganimet de olduğu gibi Şâfiî Hazretleri Hz Ömer’in sözünü te’vil ederek o humusun geri kalan 4 hissesini kastetmiş olmalı der. Biz bunları Elmalı Tefsirinde anlattık ayrıca tefsirin keşif notlarında bu konuda bilgiler verildi. Fıkıh Bölümünde de Amel’de Fıkh-ı Ekber Bölümünde de bunlar anlatıldı burada konumuzla ilgili olduğu için bu kadar değinerek gidiyoruz.

 

Sevgili dostlarımız!

 

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri: „Kendilerinde fakirlik ve ihtiyaç olsa bile (onları, Muhâcirleri) öz canlarından daha üstün tutarlar…“ Kim? Ensâr yapıyordu bu fedakârlığı bu da (Haşr Sûresi 9’uncu âyet-i kerime)de Yüce Allah Ensâr’ı övmektedir. Bu âyetle ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

 

„Ensâr’dan birinin evine misafir geldi ve geceyi yanında geçirdi. Ev sâhibinin evinde kendisinin ve çocuklarının yiyeceğinden başka yiyecek bir şey yoktu. Hanımına: „Çocukları uyut, ışığı söndür ve mevcut yiyeceği misafire yaklaştır“ diye emretti. Bunun üzerine âyet indi. İşte görüyorsunuz bu âyet Ensâr için indi bunu da Tirmizî haber veriyor. Kendi yemiyor, çocuklarına yedirmiyor misafirine yediriyor. İşte Ensâr bu Muhâcirleri bağrına basan gerçek Ensâr işte bu. Müslümanlar bir yandan canları ile malları ile Allah yolunda cihâd ederken öbür yandan Ensâr ne yapıyor? Bütün varlığıyla bunlara yardım ediyor.

Evet, sevgili dostlarımız bu kişinin kim olduğunu soranlara Ebû Talhâ ’dır dediler. Yemeğe kendisi de iştirâk ediyormuş gibi davranır fakat yiyecekten almaz, ışığı da bu davranışının gözükmemesi için karartmıştır. Misafire ikrâm ederek sevap kazanma düşüncesi olduğu gibi kendisi muhtaç olduğu hâlde kardeşini kendine tercih etme fazileti de mevcuttur. Cenab-ı Hak bu davranıştan râzı olarak ashâbın ve husûsen Ensârî olanların mühim bir faziletini kıyâmete kadar gelecek mü’minlere Müslümanlara ne yapıyor? Örnek teşkil eden şâyan ideal bir örnek olarak ortaya koyuyor. İslam’ın içi bakın ilimleri eşsiz ilim yaşanan İslam’ın da emsâli yoktur. Bir ilmî İslam vardır bir de yaşanan İslam vardır.

 

Dakika 30:05

 

İşte bakın şu yaşanan İslam’a bakın! Şu Muhâcirlerin fedakârlığına Allah yolunda mallarını canlarıyla ne yapmışlar? Her şeylerini bırakmışlar, îmânlarını İslamlarını alarak ne yapmışlar? Muhâcir olmuşlar, bunlar böyle bir fedakâr öbürleri Ensâr da bunları bağrına basmışlar. Müslümanlık bu, kardeşlik bu, ey Müslümanlar kardeş olun birbirinizin kıymetini bilin bir olun bütün olun dağılmayın parçalanmayın. O zaman siz de ebedî kurtulursunuz dünya da kurtulur. Dünyayı kurtaracak İslam ve Müslümandır başkası değil dünyanın kurtuluşu İslam’a ve Müslümana bağlıdır. Zâlim ne yapar? Zâlime meydanı verirsen onun zulmü daha da artar. Firavunluğu arttıkça artar zorbalığı zulmü arttıkça artar, gâvura meydanı verirsen kâfirliği arttıkça artar, meydan îmânın İslam’ın olursa o zaman küfür zulüm kaçacak yer arar, ya Müslüman olur ya kaçacak yer arar. Ey dünya Müslümanları! (وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ) bir ve bütün olarak Allah’ın ipine Yüce İslam’a, Kur’an-ı Kerim’e sarıl, Hz. Muhammed’e (Aleyhissalâtu Vesselâm) tâbî ol bir ve bütün ol, sakın dağılıp parçalanma. Allah sana birliği emrediyor, birileri seni parçalamaya çalışıyor. Neden sen Allah’ın emrini dinlemeyip de düşmanların fitnenin fesâdın sözüne kulak veriyorsun da dağılıp parçalanıyorsun? Doğru Müslüman olsana, İslam adâletinde yargılansana İslam adâletine gelsene oraya tâbî olsana. Gâvur mahkemelerine gitmek sana yakışır mı? Kendi birliğini kur kendi adâletinle yargıla gerçek adâletle yargıla suçluları, o zaman bak şu dünyanın hâline dünyada kurtulur sen de kurtulursun.

 

Evet, kıymetliler!

 

Hz Enes (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri bakın Haşr Sûresi’nin 11’inci âyet-i kerimesi ile ilgili ne buyurdular;

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerime de “Ehl-i kitaptan o kâfir kardeşlerine: “Andolsun, eğer siz yurtlarınızdan çıkarılırsanız biz de muhakkak sizinle berâber çıkarız, sizin aleyhinizde hiçbir kimseye ebedî taat itaat etmeyiz ve etmeyiniz. Eğer sizinle harp ederlerse muhakkak ve muhakkak biz size yardım ederiz” diyen o münâfıkları görmedin mi? Hâlbuki Yüce Allah şahitlik eder ki, onlar hakîkaten ve katiyyen yalancıdırlar”. Münâfıklar İslam düşmanlarına Yahudilere gizli gizli gidiyorlar ve böyle diyorlardı. Münâfıkların reisi de Übey Abdullah İbn-i Übey denilen münâfık başkanları vardı. Sürekli Peygamberimizin aleyhine tuzak kurmaya çalışıyordu. İslâm düşmanları ile gizli dostluk kuruyordu. İşte âyet-i kerimeler böyle inzâl edildikçe münafıkların foyası meydana çıkıyordu.

 

Sevgili dostlarımız, Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) Biri Mâune felaketinden canını kurtarabilen Amr İbnu Ümeyye ’nin dönüşünde yanlışlıkla öldürdüğü Benî Amr’a mensup iki kişinin diyetine iştirak etmeleri için Benî Nâdire uğradı.

 

Dakika 35:23

 

Çünkü onlarla yapılan bir anlaşmaya göre bu çeşit durumlarda yardımlaşacak idiler. Bunlar ise Hz. Peygamberin (Aleyhissalâtu Vesselâm) kendi yurtlarına gelmiş olmasını iyi bir fırsat bilerek Peygamberimizi öldürmeye ve ortadan kaldırmaya azmedip derhâl bir plan hazırlarlar ve hazırladılar. Önünde oturduğu evin damından üzerine bir değirmen taşı atmak Hz. Peygambere (Aleyhissalâtu Vesselâm): „Hay hay bizden istediğin bu hususta sana yardım edelim“ dedikten sonra bu planın tatbiki için harekete geçince, Cenab-ı Hak durumu Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a vahyen bildirdi. Yahûdîler sana plan kuruyorlar seni öldürmek için diye Cenab-ı Hak Peygamberine vahyi indirdi ve planları bozuldu akim kaldı.

 

Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) onları cezâlandırmak üzere emir verir. Hazırlık yapılır ve kuşatılırlar. Medine’yi terk veya savaş teklif edilir. İşte bunun üzerine Medine’nin münâfık takımı (başta Abdullah İbnu Übey İbni Selûl olmak üzere Vedia, Mâlik İbnu Ebî Kavkal, Süveyd Dâis) elçi göndererek, Benî Nadir’e: „Sebat edin, bakın gizli Münâfıklar Benî Nâdire ne diyorlar sebat edin. Muhammed ile savaşın kendinizi müdafaa edin biz asla sizi yalnız bırakıp Muhammed’e teslim etmeyiz. Şâyet savaşırsınız sizin yanınızda yer alır, bizde savaşırız. Siz çıkarılacak olursanız biz de çıkarız…” gibi sözlerle bunları kışkırtmaya direnmeye savaşmaya teşvik ediyorlardı münâfıklar.

 

İşte iş ciddiye binince bu vaatlerinden hiçbirini yerine getiremediler getiremezler. Sonunda tek başlarına netice alamayacaklarını anlayınca silah hâriç, develeri ile taşıyabilecekleri eşyalarını alıp gitmeleri şartıyla sulh yapılır.

 

Vahiyde kastedilen şahsın Medine’deki münafıkların lideri olan Abdullah İbnu Übey İbnu Selûl olduğunu belirtiyor.

 

Evet, sevgili dostlarımız münâfıklar Müslümanların içinde Müslümanız derler Müslüman görünürler ama Müslümanların iç düşmanı azılı iç düşmanı münafıklardır. Dış düşman bellidir görünür açıktadır. İçindeki Müslümanım diyen dışı Müslüman içi kâfir olanlar vardır ki işte tarih boyunca Müslümanlara zarar en çok buradan gelmiştir. Peygamberimizin de saadet devrinde Mekke’de müşrikler, putperestler azılı düşman idiler, Medine’de de münâfıklar ve Yahûdîler Peygamberimize azılı düşman idiler. Peygamberimizin peşinde namaz kılan münâfıklar Peygambere ve Müslümanlara gelip biz de Müslümanız diyorlardı. Amma öbür tarafta tuzak kuruyorlardı Müslümanlara, Peygamberimizin bir an için yok olması için çalışıyorlardı. Allah hepsini yok etti kimisi Müslüman oldu kimisi geberdi gitti cehennemin dibine doğru. Çünkü münâfıklar gâvurun altında yanarlar, Esfele Sâfilîn ’dedir münâfıklar, Cenab-ı Hakk’a gece-gündüz dua edin. Ey Müslümanlar.
(Allâhümme innî eûzü bike mineş-şirki veş-şekki vel-küfri ven-nifâkı veş-şikak ve sûil ahlâkı ve sûil menzari fil mâli vel ehli vel beled) bu gibi dualara devam edin Allah’a sığının, münâfıklık en kötü gâvurluktur Allah korusun.

 

Dakika 40:54

 

(Visited 33 times, 1 visits today)