Tefsir 13-01

13- Tefsir Ders 13 hayat veren nurun keşif notları

13- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 13

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Bakara Sûresi 12’nci Âyet-i Kerime’den 16’ncı Âyet-i Kerime’ler)

 

أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ ﴿١٢﴾

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ ﴿١٣﴾

وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ ﴿١٤﴾

اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿١٥﴾

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ ﴿١٦﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Çok kıymetli ve pek muhterem efendiler,

 

Yine dersimiz 15 ve 16’ncı dersle devam etmektedir. Cenab-ı Hak bu hayat veren derslerden ebedî saâdet hayatını kazanan, gerçek hayatını kazanan kullarından eylesin.

       Bütün gâyemiz yüce Rabbin rızâsını kazanmak, tüm insanlığa faydalı olmaktır. Tabî bununda şartı Allah’ın emirlerini iyi anlamak, iyi kavramak insanlara bu İlâhî emirleri yerli yerince tebliğ edebilmektir. Hidâyet tamâmen Rabbimizdendir. Îmânın esâsları hakkında ve okuduğum âyetlerin keşifleri hakkında sizlere hayat veren dersimiz devam etmektedir. Hayat bulamayan, hayat verenden anlamaz. Önce bu hayat veren derslerden hayat bulmak ve bu hayatı mutlu hayatı hepinizle paylaşmaktır. İslam bütün mutluluğun birlikte yaşandığı, tüm mutlulukların paylaşıldığı bir dîndir. Çünkü İslam’ın içeriği dünyâda da cennettir, ukbâda da cennettir dünyâda Dârul İslam’dır, öbür âlemde Dârusselâm ikisi de İslam’dır bunun. Bunun için kıymetli efendiler, imânın esâsları hakkında mühürlü kalpler kıvranır, çırpınır, kulakları uğuldar, perdeli gözler deprenir yalpa yapar netîce yine kazancının karşılığını alır. Bu kazandıkları ise en büyük azaptır. Küfrün karşılığı azâbın en büyüğüdür. Şirkin karşılığı, nifâkın, fâsıklığın karşılığı, fâcirliğin karşılığı ve zulmün karşılığı nedir? En büyük azaptır. Bunun için Müslüman îmânı ve îmânın ilkelerini tabii ki kendi bünyesinde toplayacak, o ilkelere bağlı kalacak, onu yaşayacak.

Nüzûl sebebi konusunda İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) Bakara da 100 âyet çıfıtlık yapan Yahûdî reisleri Evis ve Hazreç kabîlesindeki münâfıklar, Bedir de geberen inatçı kâfirler, şüphecilerden, münâfıklardan tutun kıyâmete kadar ki insanların bütününü kapsamaktadır. Kur’an-ı Kerim kıyâmete kadar insanların rûhlarını okur.

Dakika 5:00

Îmânlı rûhları, îmânsız rûhları münâfıkları, müşrikleri, fâsık ve fâcirleri göğsünde îmân parlayan mü’minleri, Müttekileri, Muhsinleri, Sâlihleri, Sıddıkları, Fârukları, Velîleri sana anlatır ve bu gerçekler Peygamber tarafından, Peygambere de Allah tarafından Kur’an-ı Kerim öncelikle tefsîr olunur. Peygamberden duyulan o yüce tefsîri Kur’an’ın onun kıymetli sahâbeleri, tabiîn ve bize kadar o yol devam eder. Kıyâmete kadar Ehl-i Sünnet yolu bu yoldur devam etmektedir, devam edecektir. Bu yolun dışında kalmamak lâzımdır. İşte size herkes Kur’an’dan bir şeyler anlatmaya çalışır. Herkes Kur’an-ı Kerim der ama Ehl-i Sünnet yolunda mı?  Nasıl anlamış Kur’an-ı nasıl anlatıyor buna dikkat lâzım. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’i Habîb-i Kibriyâ’sına, Muhammed Mustafa’sına açıklamıştır. Daha öncede söylediğim gibi önceki derslerimde Kur’an-ı Kerim, Kur’an, Kur’an ile tefsîr edilir. Âyet, âyet ile tefsîr edilir, âyetler hadis-i şeriflerle tefsîr edilir ve yine Arap dili ve edebiyyâtı ve şerî ilimlerle tefsîr edilir. Bunların tamâmının kaynağı yine Allah’ın (C.C) Hz. Muhammed’e Kur’an’ı açıklamasına dayanır. Peygamberimiz sahâbeye açıklar, sahâbe de tâbiîne, tâbiînden de diğer tâbiîlere işte bize ve bizden kıyâmete kadar böyle gider. Bunun dışında kalan Ehl-i Sünnet’in dışında kalan Ehl-i Bidat ve delâlet görüşleri de İslam’ı anlatmaya çalışıyorlar. Ama İslam’ın Ehl-i Sünnet anlayışına onlarınki uymuyor. Buna dikkat edin!

 

 Şimdi konumuz münâfıklardır.

 

Nüzûl sebebi Abdullah Bin Ubey bin Selûl, Yesrib kralı olmak sevdâsında idi yâni Medîne’nin kralı olmak istiyordu. Kim bu?  Abdullah Bin Ubey bin Selûl denilen münâfıkların reisiydi bu adam. Evis ve Hazreç ’den önce 12 sonra 72 kişi Bey’at etti. Hicretle de İslam hızla yayıldı, ezici çoğunluk oluştu Medîne’de. Burada Yahûdîlerle, münâfıklar gizli birlikte çalışıyorlardı. Yahûdî âlimleri gizli örgüt rolü oynuyorlardı, entrikalar, hîle, Hut’a ile çalışıyorlar, dışta Müslüman görünüyorlardı içlerinde küfür, nifâk gizleniyordu. Bunun için bu âyetler münâfıkların ve Yahûdîlerin kurduğu tuzakları onların rûh dünyalarını iç dünyalarına anlatmaktadır.

Şimdi nefis nedir? Birazda ondan bahsedelim. Dersimiz devam ediyor çünkü insanda nefis var. Nefis kimden yana Allah’tan yana mı? Îmândan yana mı? Şehvetten, hevâsından yana mı? Kendîne mi tapmak istiyor? Yoksa Allah’ı mı tanımak istiyor? Yoksa tağutlardan yana mı? Nefsi insanoğlu kendisini iyi tanımalıdır. Nefis bir şeyin zât-ı, kendisidir. Rûh, kalp mânâsına da gelir. Şehvet kızgınlık kuvvetine de denir.

Dakika 10:00

Şimdi şuûr bilinç, şuûrun hakîkati rûha bir işin hazır olarak görünmesidir. Bakın şuûru da iyi anlayalım, nefisi anlayalım daha nefis hakkında çok büyük bilgiler var ki onlar gelecek bunlar ön bilgi. Şuûr bilinç, şuûrun hakîkati, rûha bir işin hazır olarak görünmesidir. Demek ki şuûr rûha bir işin hazır olarak görünmesidir, açık duygu ile hissetmek ve açık ilimdir, dalgınlığın zıttıdır. Şuûr olayını hareketten titreşim olayını da maddi intibâdan yâni uyanıştan ayırıp seçemeyenler rûhu ve kalbin sırrını bilemezler. Burayı biraz daha iyi anlamanız veyahut iyi anlayalım diye tekrar ediyorum. Şuûr olayını hareketten titreşim olayını da maddî intibâdan yâni uyanıştan ayırıp seçemeyenler rûhu ve kalbin sırrını bilemezler, rûhu ve kalbin sırrını bilemezler. Bunun için biz Kur’an’ı keşfeder anlarsak, Kur’an da bizim rûhlarımızı keşfediyor, bize aydınlık yolu gösteriyor, rûhların ne olduğunu bildiriyor, hakkı bâtılı açık seçik anlatıyor. İlim bu işin neresinde? İlim nedir? İlim nesin mânâya ulaşmasıdır. Bir nefis ki Kur’an’ın mânâsına ulaşamadı, orada ilim yoktur bilgi yoktur, nefis mânâya ulaşacak, o mânâ onu kuşatacak, o vahyin emrine girecek nefis işte o nefis Müslüman nefistir. Vahyin emrine girmeyen, vahyi tanımayan nefis pis kâfirin nefsidir. Şuûr birinci mertebesidir. Demek ki ilim nefsin mânâya ulaşmasıdır ama şuûrda ilmin 1’inci mertebesidir. Mânânın tamâmına ulaşmasına tasavvur denir. Bir insan gerçek mânâya tam ulaştığı zaman işte buna da tasavvur denmektedir. Rûhta kalmasına hıfs ezber deniliyor, zihin kuvveti demek ki ilmin rûhta kalmasına ne deniliyormuş? Hıfs deniliyor yâni ezber bu hıfsın sâhibine de âlim veya hâfız deniyor ki mânâya ulaşmak şartıyla Kur’an’ı ezberlemiş ama mânâsını bilmiyor. O zaman ilim yoktur. Hz. Ali bunun için bütün mânâsını bilmeyen hâfızların hepsi câhildir demiştir. Mânâsıyla hâfız olmak zarûreti vardır. Buna da zihin kuvveti deniyor. Bunu istemeye hatırlama denir. Tekrar, tekrar zihindekini bulana, vicdâna da zikir, anma denmektedir. İşte zikir bu mânâ, bu şuur, bu ilim kişinin hâfızasına yerleşip de bunu tekrar, tekrar rûhunda, hâfızasında bulabiliyorsa işte buna da zikir anma denmektedir. Hak sana yerleşecek sen Hakk’ı unutmayacaksın ve onu hatırında tutmaya kalbinle, dilinle onu anmaya, İslam’ı bilmeye ve yaşamaya devam edeceksin. Zikir Allah’ı ve ilkelerini bilmek, onun emirlerini yaşamak ve unutmamak zikir budur.

Dakika 15:00

Kamer Sûresi 54’üncü âyetinde de Cenab-ı Hak buna işâret etmektedir.

Ne diyor? فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ ﴿٥٥﴾ 

Bunlar sadâkat kürsülerinde, Melik-i Muktedîrin indînde, sadâkat kürsülerindedirler.

İşte dikkat et! Kişi terfi eder gerçek zikre ulaşırsa Cenab-ı Hak onları ne yapıyor – Kendi indîndeki sadâkat kürsülerine, tevhîd kürsülerine alıyor. Hem sadâkat, hem tevhîd bu gerçek, doğru, dürüst, îmânı mükemmel, ameli mükemmel teslîmi külliyle Hakk’a teslim olmuş mütevekkil olmuş Ebû Bekir gibi Sıddıklığın zirvesine ulaşmış nice zât-ı muhteremler bu sadâkat kürsüsündedirler Hakk’ın indînde.

 

Ey kardeşim!

 

Biz bütün varlığımızla Allah’ın kulu olunca bütün varlığımızla Rabbimizi sevmeliyiz, onun emrine sarılmalıyız. Kur’an’ın hayat veren onun hayat suyunu bol bol içmeliyiz. İslam’ı yaşamak hayat suyu içmektir. İşte hayat veren İslam’ın kendisidir, Kur’an-ı Kerim’in kendisidir.

        Şimdi vicdân konusuna gelince şuûr şuûru olan açık histir. Vicdân şuûrunda şuûru olan açık histir. İlmin, aklın derinliği bu sentezlerin büyümesidir. Bakın, ilmin aklın derinliği bu sentezlerin büyümesidir. İşte dikkat edilirse ilim, şuûr, vicdân, nefis bunların tamâmı hak ilim olan Vahyi İlâhî’den beslendiği zaman bu sentezler oluşmaktadır. Aklın bu sentezler üzerindeki seyrine düşünme denir, yâni fikir deniyor. Akıl bu sentezler üzerinde seyretmeli, düşünmeli ve fikir sâhibi olmalıdır. Aklın cereyânına şuûrlar eşlik eder, yâni aklın hareketlerine şuûrlar eşlik eder. Cereyânın âleti akıl, Mekân-ı Kalptir, ürünü de ilmidir. İlmi alamazsa ürünü hayâl olur, ilmi alamazsa ürünü hayâl olur, artık orda hayâl vardır. İş de Vahyi İlâhî ile donanmayan kalpler ve rûhlar, hayâller durur. Hayâl âleminde yaşarlar yanlışı hap olarak yutarlar, doğu felsefesi, batı felsefesi, şunlar veya bunlar derler. Hakk’a gideceği yerde, Hak’tan uzaklaşırlar. Yalnız zevke âit olana Tasavvuf Ehli hâl der. İş de burada Tasavvuf Ehlinin de önemi çok büyüktür. Yalnız zevk ama bu neyin zevki? Bu îmân zevki, ilim, irfan zevki, Allah sevgisinin sana tattırdığı zevklerin tamâmı, îmân ve ilkelerinin senin rûhunda duyduğun zevklerdir. O Allah sevgisiyle dolup taşmakla olur ama bir Vahyi İlâhî Kur’an ile dolup taştığın zaman Allah sevgisi de onun zevki de ortaya çıkar.

Dakika 20:09

Yalnız zevki âit olana Tasavvuf Ehli hâl der. Benliğimiz bildiğimize dalmış olunca buna da fenâ hâli denir. Benliğimiz bildiğimize dalmış olunca buna fenâ hâli denir. Fenâfillâh der buna Tasavvuf Ehlide. Ne demektir? Kötü huylardan sıyrılıp çıkmak, güzelim ahlâkla donanmaktır. Yok, olma tâbir edilir, buradaki yok olmaktan maksat kötülüklerin iyiliklere, kötü ahlâkın güzel ahlâka dönüşmesidir. Ahlâkta nefis kontrolü önemlidir. Nefsin kontrolü altında, teftiş altında, murâkıba altında olacaksın, nefsini sürekli hesâba çekeceksin. Nefsi muhasebe olmalıdır. İlimde dış gözlem önemlidir. İlim için ben (ene) ben şuûru gizlenmeli, kalp dış gözlem ve nefis kontrolü ile meşgûl olabilmelidir. Kalp dış gözlem ve nefis kontrolü ile meşgûl olabilmelidir. Beyin bir kütüphane onu okuyan kim? فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ  dikkat et! Beyin bir kütüphane onu okuyan kim? Bu soruyu sor cevâbını Kur’an-ı Kerimden al. Beynini de, kalbini de, rûhunu da teftiş eyle. Neyle? Kur’an-ı Kerim ile onun ilmi irfanıyla. Eğer kalbinde hastalık oluşmuş ise ilk yaratılış sağlamdır. İdrâk ve irâdenin hastalığı, inançsızlık, îmânsızlık, şüphe, nifâk hastalığına yakalanmıştır.

İşte  ف۪ي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ kalplerinde hastalık var denilenler bunlar. Kim bunlar? İlk yaratılışını bozmuş, karakterini bozmuş, inancını bozmuş, ahlâkını bozmuş, sağlam olan yaratılış bozulmuş idrâk ve irâdenin hastalığı inançsızlık, ,îmânsızlık, şüphe, nifâk hastalığına yakalanmış. Her şeyden şüphe eder. Zevkine, keyfine, şehvetlerine düşkündür. Bir tane hoşlanmadığı îmân ve İslam’dır. Çünkü karakteri bozulan bozuk kalp ve rûhlar îmândan hoşlanmaz, küfür îmândan hoşlanmaz, îmânda küfrü hiç hoşlanmaz, zevki ve kendisi her şeydir. İşte bu rûhlar artık bozulmuş kalpler ve rûhlar bunların zevki ve kendisi her şeydir. Bunlar için ne Hak, ne hakîkat, ne Allah, ne onun ilkeleri diye bir şey yoktur. Bunların zevki ve kendisi her şeydir. İslam’ı tanımayıp da ben hayatımı yaşayacağım diyen hayat veren gerçek İlâhî müesseseyi, hayat veren gerçek nûru İlâhî kaynağı, vahyi bırakıp da başka hayatı ve onun zevkini hayat tarzı olarak seçenlerin iş de durumu budur. İnsanlıktan ne yapmışlardır? Başka bir yaşantıyı seçmişlerdir. Îmân ve İslam’ın insanlığın dışındaki yaşantılar hayat tarzı değildir. Bunlar diğer canlıların altında bir hayat tarzıdır. Çünkü diğer canlılar bir gâye için yaratılmıştır.

Dakika 25:03

Onlar gâyelerle hizmet ederler. Ama insan ne için yaratılmıştır? İnsan îmân, İslam, Allah’a kulluk için yaratılmıştır. Gerçek hayat tarzı da budur, bu hayat tarzını bırakıp da başka hayat tarzını, başka zevki ve kendisini her şey kabûl edip de Allah’ın ilkelerinin dışına çıktığı zaman iş de kibir, benlik, mevki makâm hırsı, baş olma hırsı sarmıştır. Yine de iğneli beşikte gibi yaşarlar, bunlar hiç mutlu olamazlar. Bunların rûh dünyasında sürekli terör vardır, bunların kalplerinde terör vardır. İşte stres dedikleri içim sıkılıyor derler, 90’ıncı kattan kendilerini atıp intihâr ederler, bunlar mutlu olamaz çünkü kalbin mutlu olması için hayat suyunu hayat veren yüce değerleri İslam’dan almamış, İslam’a ters dönmüştür. Hayat veren İslam’dır, hayat veren Kur’an’dır, mutluluk îmândadır, Kur’an’dadır, İslam’dadır. Başka türlü mutlu olmanın imkân ve ihtimâli yoktur. O zaman başka mutluluklar, leş yiyen kargaların hem leş yerler, mikrop üstüne mikrop yutarlar, hem de ağızlarını yerlere sürerler. Ağızlarını temizliyor kabûl ederler. Bunlar kargaların, sırtlanların da mutluluğundan aşağıdır, îmânını, İslam’ını, insanî değerlerini kaybettiği zaman. Bunlar ikili oynarlar. Kötülük huy ve tabîat olunca tedâvî olamazlar. Şimdi bide bunların bu yönü vardır tedâvî olamazlar. Çünkü Hakk’ı kabûl etmezler. Kendi bu kötü kazançların ile mühür basılmıştır. Şimdi tedâvî, ebedî tedâvî olamayanlar da mühürlülerdir. Bunlara ebediyülebet kalp mühürlendiyse ki bunlar kendi kazançlarıdır küfrün mührüdür küfrü kendiler kazanmıştır. Bunların tedâvî olma şanları da kalmamıştır. Bu şansı ellerinden alan kendileridir kimse değildir. Çünkü bunlar ebedî inanmamaya karar vermişlerdir. Ebedî inanmamaya karar verdikleri içinde mühür olarak basılmıştır, şirk basılmıştır, nifâk basılmıştır, bütün haram ve günahlar basılmıştır kalplerine mühür olarak. Îmânsızlık insanda aslî değil ikinci huy olarak insan onu kendi kazanmıştır. İnsanlığın aslında küfür yoktur, şirk yoktur, nifâk yoktur. İnsan İslam fıtratı üzerine yaratılmıştır. Bu fıtratı insanoğlu bozdu ikinci huy olarak insan onu kazandı. Îmân ise aslîdir, fıtrîdir. Hz. Muhammed (S.A.V) ve ashâbı (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) açlıkta da her türlü darda da, sıkıntıda da, çeşitli zulüm altında da, bollukta da fazîlet saçmışlardır. Çünkü fazîlet erbâbı zorda da, darda da, her sıkıntıda da yine fazîlet saçmaya devam ederler.  Hz. Muhammed (S.A.V) uğradığı zulümler, ona yapılanlar, ona yapılan işkenceler dünyâda kimseye yapılmamıştır. Öyle iken fazîlet saçmıştır, ashâbı da ondan gereken dersi salmıştır, Onlarda fazîlet erbâbı olmuşlardır.

Dakika 30:00

Bütün âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed (S.A.V) dünyâya kıyâmete kadar tek önder, tek örnektir. Cihâna, âlemlere nûr saçan, rahmet olan, fazîlet üstüne fazîlet olan Hz. Muhammed’dir (S.A.V), Şanlı Kur’an’dır yâni İslam’dır.

 

Değerli kardeşlerim,

 

İşte hayat veren İslam’ın kendisidir. Biz hayat veren sohbeti sizlere en hayırlı hizmet yapacağımıza inandığımız için bunları sizlerle paylaşırız. Cenab-ı Hak hepimize gerçek mutlu hayatı nasîb eylesin. Çırpıntımız budur, bizim cihânda düşmanımız insanlığın düşmanıdır, îmânın düşmanıdır, tüm insanlığın düşmanı bizim düşmanımızdır. İslam’ın düşmanı tüm insanlığın düşmanıdır. Küfrün dostudur, şirkin dostudur, zulmün dostudur. Îmân ve İslam ise herkesin dostudur. Ama îmân ve İslam’a küfür düşmandır, şirk düşmandır, nifâk düşmandır. Bunların bir araya gelmeleri imkânsızdır, muhâl ve mümtenîdir. Burada da gerçekçi olmak lâzımdır. Îmân ile küfrün bir arada olması mümkün değildir. ‘’Rebiyyun’’ birde şüpheciler ‘’Sofistâiyye’’ denilen safsatacılar, hodkâmlık benlik hayâlî, hayat adamı olmalı her an değişmelidir derler. Gerçek hayatı işte tanımayan bu şüpheciler bu safsatacılar ister ‘’Rebiyyun’’ olsun ister ‘’Sofistâiyye’’ olsun bu hodkâmlık benim benlik hayâlî içinde yaşayanlar olsun bunlar hayat adamı olmalı derler. Her an değişmelidir derler. O zaman güneşi değiştirelim yerine karanlığı egemen kılalım. Îmânı yok edelim küfrü egemen kılalım. Değişmeyecek hayat tarzı vardır. Değişmeyen değerler vardır. İslam’ın değerleri ebedî yeni eskimez en yüce değerlerdir. İslam’la tanışmayan İslam’ın îmânıyla tanışmayan nice yanlış felsefeler vardır ve insanlığı yanlış yönlendirmektedirler ve bu kafalar örnek kabûl etmezler. Seciyeli ahlâklılara dar kafalı derler. Dikkat et! En şerefli, en ahlâklı, en münevver, en aygın îmânlı ve İslam’lı kişilere dar kafalı derler. Kendileri hîlelere değersizlere ne yaparlar sarılırlar. Dikkat et! Kendileri hiçlere değersizlere sarılırlar. Îmânla doğmak bunu İslam ile geliştirip kemâle erdirmek varken gerçek değerlerden uzak dururlar. Tecrübelerden nice imtihânlardan geçerek îmânın kemâline ermek bu kemâl ile insan-ı kâmil mü’mini kâmil, Müslim-i kâmil olarak Allah’a kavuşmak işte bu İslam saâdetidir. Hayat veren işte ilkeler bunlardır. İslam’ın ilkeleridir. Kur’an-ı Kerimin bizzât kendisidir. Allah’ın da sönmeyen ebedî nûrudur.

Dakika 35:12

 

Değerli kardeşim,

 

Aydınlık buradadır çağdaşlığın önünde ebedî ve ezelî çağdaşlık da işte buradadır. Allah’ın sönmeyen ebedî nûru İslam’ın kendisidir. Kur’an’ın kendisidir. Bu nûr Muhammed’in bağrında parlamıştır ebedî parlayacaktır. Hayat veren nûr işte budur. İslam A’dan Z’ye nûrdur ve hayat veren nûrdur. Bu nûru yaşayanlar bu nûrdan nasîbi olanlar gerçek hayatı bulanlardır hayat tarzı budur. Münâfıklar ve hîleleri bunlar nûru sönmüş kimselerdir. Kâfir, münâfık, müşrik bunlar nûru sönmüştür. Eğriyi doğru gösterirler yalan söylerler. Su üstünde yonga gibi çalkanma içindedirler. Uyuz kaşıntısı gibi hâlleri vardır. Her tarafı sanki uyuz gibidir bunların. Rahmet ile aralarına kalın su çekilmiştir. Bunların rahmetle, nûrla gerçek hayat veren Kur’an-ı Kerim’le îmân, İslam’la araları yoktur. Hak nûru ara sıra görünür kapanır. Hadîd Sûresi 13’üncü âyete bak Tevbe Sûresi 125’inci âyete bak. Bunlar fitneler çıkarmak insanları birbirine kırdırmak hep bozmak bozgunculuk için çalışırlar. Hem de ıslâh ediciyiz derler. Islâhatçıyız derler, çağdaşız derler, münevveriz derler, ilericiyiz derler, gericinin, yobazın, çağdışılığın hepsi bunlardadır. Çünkü bunlar ebedî sönmeyen nûrun düşmanıdırlar. Küfrün karanlığında yaşarlar. Bozmayı düzeltme sanırlar. Mü’minlere zarar vermek için fırsat ararlar. Cenab-ı Hak Müslümanlara insanlık âlemini ‘’elâ’’ diye dikkatleri çekiyor. Ne diyor ‘’elâ’’ bu çağdışı yobazlar îmânsız karanlıkta yaşayan beyni karanlık herifler bunlara dikkat edin diyor Kur’an-ı Kerim. Bunlar îmânın ve İslam’ın ebedî sönmeyen nûrunun düşmanıdırlar. Dikkat et! Uyanık ol ey İslam âlemi! Bunlar en gerici zihniyet bunlardır. En aydın insanlara saldırırlar. En aydın insan en iyi Müslümandır ve göğsünde Kur’an’ın nûru hayat veren nûr ebedî parlar. Ey mü’min! Sefeh, akıl noksanlığı, budala, aşağılık, şehvete tabii olmak bunlardadır. Ama Müslümanlara saldırırlar.

مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ

Kelimeleri bunlar Müslüman görünen münâfıklar da ne yaparlar kelimeleri yerinden değiştirirler. Kur’an’a yanlış yorumlar getirirler. Bunlar vaktiyle Tevrat’ı bozan bunlardır. İncîl’i tahrif eden bunlardır. Kur’an’a hücum eden yanlış mânâ veren münâfıklar bunlardır. Dillerini eğerek bükerek dîne saldırarak işittik ve karşı geldik dinle dinlemez olası diyen bunlardır.

Dakika 40:07

Müslümanlara geriden kaş, göz işâretiyle dudak bükerek Müslümanları hakîkî Müslümanları küçümseyen alçaklar bunlardır. Bunlar tağutun kullarıdır. İblîsin uşaklarıdır. Fetvâyı nefsinden ve İblîsten alanlardır. Şehveti nefsinin arzu ve istekleri hevâsı neyi gerektiriyorsa onu yaparlar.

 

Sâbûnî’den de şöyle notlar verilmiştir. İtikâdî ve amelî münâfık itikâdî ve amelî yönden de münâfıktır. İtikâdî olanların durumu tabii itikâtta münâfıklar kâfir sınıfındadır. Ameldekiler ise günahkâr sınıfındadırlar. Küfür Mekki âyetlerde küfür üzerinde durulmuştur. Mekke’de küfür Mekke devrinde küfürle uğraşılmıştır. Nifâk ise Medîne devrinde başlamıştır. Medeni âyetler daha çok münâfıklardan bahseder. Mekke’de nâzil olan âyetler ise daha çok küfürden şirkten bahsederler. Münâfıktaki sıfatlar bazıları şunlardır; Pek çok münâfığın sıfatı vardır. Kötü sıfatlar hep münafıktadır. Yalan söylerler, aldatma bunlardadır, yalan bunlardadır, hîle bunlardadır. Beyinsizlik, akılsızlık bunlardadır. Alay etmek, fesatçılık bunlardadır. Cehâlet bunlardadır. Sapıklık bunlardadır. Şüphecilik bunlardadır. Tereddüt içinde yine bunlardadır. Hak tekil gelmiştir, Hak tekdir. Kelimelerde tekil olarak gelmiştir. Bâtıl çoğul gelmiştir. Çünkü hak birdir. Allah’ın yoludur. İslam’ın çizdiği yoldur. Bâtıl ise İslam dışında bütün yollardır. Onun için sayıları çoktur.

 

Değerli kardeşlerim,

 

İşte sefeh: akıl noksanlığı, budalâlık hep bunlardadır ama bunlar aynada kendilerini görürler. Kendilerinde ki olanları Müslümanlara mâl etmek isterler. Müslümanlar Kur’an’la aydınlanmış Müslümanlar dünyânın en aydın en münevver insanıdırlar. Çatlasalar da böyle patlasalar da böyledir. Yaşasak da böyle ölsek de böyledir. Çünkü bizim için yaşamakta mutluluktur ölmekte mutluluktur. Ölünce gerçek hayata gittiğimize inanırız ama münâfıkların durumu böyle değil. Nisâ Sûresi 145’inci âyet-i kerimede bak Yüce Allah ne diyor;

نَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا ﴿١٤٥﴾

Münâfıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Bunlar için yardımcı falanda yoktur olmayacaktır.

وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُو

Bak Bakara14’üncü âyetinde mü’minlere rast gelince bu münâfıklar bizde sizdeniz derler. Kendi şeytânlarına şeytânlık ustalarına tenhâca varıp yalnızca kaldıkları zamanda

 إِنَّا مَعَكْمْ biz sizinle beraberiz sizdeniz derler. Münâfık kâfir yanında kâfir, Müslüman yanında Müslüman görünmeye çalışır.

Dakika 45:02

Münâfıklar kendilerini ileri sınıf kabûl ederler. Ama Cenab-ı Hak nasıl kabûl ediyor bunları? ‘’Kema’’ da ise bak Yüce Allah ne diyor. O ‘’kema’daki ‘ma’ ‘’ münâfıkları insan bile saymıyor Cenab-ı Hak. Çünkü buradaki ‘ma’ aklı olmayanlar için kullanılan bir edâttır. Önce Cenab-ı Hak insan olunuz diyor. Çünkü bunları insan saymıyor. Bunların ilimle ilgileri yoktur. İlim yakîn işidir. Yakîn nedir? Yakîn gerçeğe kesin inanmanın adıdır. Bunlar da ne ilim vardır ne yakîn vardır. Çünkü ilim yakîn işidir unutma bunu. Îmân yoksa o ilim papağanın ilmi kadarda bir ilim değildir. Bunların işi ise riyakârlık, şeytânlık, hâinliktir. O gün Abdullah Bin Übey bunların başını çekiyordu. Kıyamete kadar asırların İbn-i Übey’lerine dikkat et! Çağdaş İbn-i Übey’lere dikkat et! Çağdaş kâfirlere dikkat et! Çağdaş münâfıklara dikkat et! Yüce Allah dikkatleri çekiyor.ا لاَ diyor. Ümmet uyarılıyor. Ey ümmeti Muhammed! Kur’an ile önce kendîne bak kendîni teftiş eyle. Birde kiminle teşrik-i mesâîn varsa onlara bak. Münâfıklık alâmetleri kimde varsa, küfür alâmeti kimde varsa bunlara Hakk’ı tebliğ et bunların şerrinden korun. Çünkü ا لاَ da Allah uyarıyor bizleri. Gizli kaynakları, hahamları, masonları, dünyâda olup bitenleri görün diye Cenab-ı Hak mü’minleri Kur’an’ın nûruyla aydınlatıyor. Gizli kaynaklara dikkat et, gizli servislere ey Müslüman diyor Cenab-ı Hak. Hahamlarına dikkat et! masonlarına dikkat et! Dünyâda olup bitenleri görün diye mü’minleri Kur’an’ın nûruyla aydınlatıyor. Kim? Yüce Allah hayat veriyor. Uyanık olun ey Ümmet-i Muhammed (A.S.V) diyor uyarıyor. Kur’an’la uyanmayan Müslüman bu âdî zihniyetin uşağı olmaktan kurtulamaz. Müslüman, Müslüman gerek. Münâfığa uşak olamaz Müslüman, münkire müşrike uşak olamaz, bâtıl zihniyete uşaklık yapamaz. Müslüman Hakk’ın emrindedir olmak zorundadır.

 

Kıymetli dostlarım;

 

Bu âyetlerde birde şeytân ismi geçmektedir. Şeytândan da biraz bahsedelim. Şeytân azgın, inatçı, şer, kötü rûhların, kötü kuvvetleri gizli işleri ki cins ismidir. Cinden, insandan, hayvandan olur. Demek ki şeytân insandan da oluyor, cinden de oluyor, hayvandan da oluyor. Dikkat et! İnsan şeytânlarına bilhâssa insan şeytânlarına dikkat et. Bunların reislerinin adı iblîstir. Demek ki şeytânlarında bir reîsi var başkanları var o da iblîstir. Farsçada ‘’div’’ batıda ‘’div, diyev’’ İlâhtır. Şatan maddesinden fey’al vezninden ba’it uzak anlamında yâni Hak’tan uzaktır sende ondan uzaklaş.

Dakika 50:06

‘’Şeyt’’ kökünden o maddeden geldiği zamanda ‘’Fülân’’ vezninde ise yanlış, bâtıl anlamında cins isimdir.

Hz. Ömer’i Şam’da bira ata bindirmişler at çalım satmaya başlamış hemen inmiş beni bir şeytâna bindirdiniz demiştir. Demek ki insanın şeytânı cinin şeytânı olduğu gibi hayvanın da şeytânı vardır. ‘’Elâ’’ burada da dikkatler çekilmektedir. ا لاَ diyor Cenab-ı Hak ا لاَ dikkat!!! Ey Ümmet-i Muhammed (A.S)! Ey insanlık âlemi! Çünkü bütün insanlık Hz. Muhammed’in ümmetidir. İnananlarda inanmayanlar da. İnanmayanlar ümmeti dâvet sayılırlar öbürleri icâbettir. Ey mü’min! Gözünü aç birinciye şimdi mü’min birinci derecede uyanık olmak lazımdır. Gözünü aç mücâhedeni çok iyi yap İlâhî nizâmı onun hükümlerini hâkimiyeti elinde tut şeytânlara bırakma. Ne diyor; Gözünü aç mücâhedeni çok iyi yap, İlâhî nizâmı nedir İlâhî nizâm? İslam’la İslam’ın nizâmî kanunlarıdır. İlâhî nizâmı onun hükümlerini hâkimiyeti elinde tut İslamiyet’i hayata geçir. İslam Allah’ın hâkimiyetidir. İslam Müslümana ve tüm âleme hâkim olmalıdır. Hâkimiyeti elinde tut hem de sıkı tut. Sabırla, sükûnla, yüksek terbiyenle, yüksek rûhî hoşgörüyle ilelebet İslam’ın devamı için neslin evlatlarının mü’min Müslüman olması için münâfıkların şeytânların şerrinden ilelebet kurtulup şer güçlerin muzdarip olması için hâkimiyeti elinde tut. Eğer şer güçlerin eline hâkimiyeti verirsen çekeceğin vardır şuanda olduğu gibi. Müslümanın arasında münâfık muzdariptir. Bunlar cehennemin en alt tabaksındadırlar. Bunların ıstırabı için cennet kapıları bunlar açılıp kapanacaktır. Bunlar mü’minlerle istihzâ alay ediyorlardı onun için böyle yapılacaktır. İstihzâ alay etmektir. Bunlar yaldızlı kâğıdı göğsüne takar kâğıtta هذا rezîl yazılıdır. Bunlar kendilerinin yaldızına bakarlar rezîl yazılı olan kısmına rezîl oldukları kısma bakmazlar. Bunlar ‘hâze rezîlün’ bunlar rezîldirler. Ama bunların haberi yoktur. Yaldıza aldanmış o yazıyı göğsüne takmıştır. Münâfıkları Allah böyle rezîl eder. Allah’u Teâlâ  (C.C) alaycı değildir. Alaycının cezâsını hak ettiği şekilde verendir. Dikkat! Münâfıklar biz Müslümanız derler öyle görünürler. Mesel, benzer, garip olay Bektaş, eş, akran. Şimdi mesel kelimesini izâh ediyor size, münâfıklar ve şeytân hakkında bilgi verdikten sonra mesel, benzer, garip olay, Bektaş, eş, akran atalar sözü darb-ı mesel gibi önerme, hikâye, dillere destân anlamına gelir.

Dakika 55:36

Teşbih, istiâre, hakîkat, mecâz gibide kısımları vardır. ‘ma’lar akılsızlar için kullanılıyor. Burada ‘ma’ hayvan gibi insanlar ki bunların nûru sönmüş ‘âmennâ’ diyorlar îmân kalplerine girmiyor. Burada da ‘ma’ münâfıkların bu durumunu gösteriyor. ‘men’ akıl sahipleri için kullanılıyor ki bunların nûru sönmemiştir. Eğer ‘men’ kullanılmışsa bunların nûrunun sönmemiş olduğunu bilirsiniz çünkü ‘men’ insana kullanılmaktadır. ‘ma’ ise öbürlerine kullanılmaktadır. Birde ‘savbün’ kelimesi geçmektedir âyetlerde şiddetli yağmura denir. Semâ yükseltilmiş tavan, Hafs edilmiş dalga anlamındadır. Yer gök ve bütün âlemler İlâhî kuşatma altındadır. Türlü felâketler hak edenleri için sadece Allah’ın ‘كن’ emrini beklemektedir. Kurtuluş ise ancak îmân ve kulluk iledir yâni İslam’ı yaşamaktır, seve seve kabûl edip yaşamaktır. Korunmak için yıldırım siperi Allah’ı, emirlerini, kanunlarını tanımaktır. Hangi siperin altına girersen gir eğer Cenab-ı Hak senin suçunun cezâsını verecekse nereye gidersen git o suçun cezâsı seni bulacaktır, belân seni bulacaktır. Onun için korunmak için yıldırım siperi Allah’ı, emirlerini, kânûnlarını tanımaktır. Ancak Allah’ın rahmetine böyle erilir, azâbından ve yıldırımlarından ancak böyle kurtarır, kişi böyle kurtulur. Kulak tıkama kulağını aç Hakk’ı dinle kulak tıkamakla yıldırımlardan kurtulamazsın. Dikkat et! Hakk’ı dinle kulak tıkamakla yıldırımlardan kurtulamazsın. Şimşek çakınca yıldırım yerini bulmuştur, ses zamana bağlıdır, 5, 10 sâniye geç duyulur. Bulutlara, havaya darbeyi vuran kuvvet göklerin zangırdaması, zangırdatmakla görevli bunları idâre eden bir Allah’ın görevlisi vardır. Bu melektir gürültü, ateş, kıvılcım çıkar, yıldırım bundadır, ses ağır gelir, ses gelince sana geçmiş olsun, yıldırımdan sen kurtuldun der. Çünkü ışığın hızı sesin hızından daha süratlidir. Burada وَرَعْدٌ وَبَرْقٌۚ  gürültü, şimşek ve yıldırım 1400 sene önce Ümmi Nebi bunu haber veriyor. Kur’an-ı Kerim 1400 sene haber veriyor.

Dakika 1:00:00

Bakın o Peygamberin, Ümmi Peygamberin haberine bakın bugünkü bilimsel araştırmalara, keşiflere bakın bugün sesin hızı tespit edilmiş, ışığın hızı tespit edilmiş. Kur’an-ı Kerim ne diyor? Bu günkü bakın; gerçek keşif ve keşifle ortaya çıkan bilim ne diyor? Bu bilimin daha bugün keşif ettiğini 14 asır önce şanlı Kur’an, Hz. Muhammed bu gerçeği ortaya koymuştur. Bunun için Ümmi Nebi bunu 1400 yıl önce haber veriyor. Fen bunu elbette tasdik edecektir. Gürültü tespittir işiten hamd etmelidir. Yerler, gökler Allah’ı tesbih eder. Allah’tan Allah’ın mülkü ayrı düşünülemez. Çünkü Allah’ın yaratması ve idâresi emri altındadır. Şimdi dîni izâhına geçeceğiz bunların İnşa’Allah diğer dersimizde size daha nice kıymetli hayat veren bilgiler devam edecektir. Gerçek hayatı elde eden onu yaşan kullar zümresine hepimizi ilhâk eylesin.

Dakika 1:01:40

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 170 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}