Tefsir 133-01

133- Tefsir Ders 133 hayat veren nurun keşif notları

133- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 133

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

(Nisâ Sûresi 51’inci Âyet-i Kerime’den 58’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُواْ نَصِيبًا مِّنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ هَؤُلاء أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ سَبِيلاً ﴿٥١﴾

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللّهُ وَمَن يَلْعَنِ اللّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُ نَصِيرًا ﴿٥٢﴾

أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لاَّ يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا ﴿٥٣﴾

أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَى مَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ فَقَدْ آتَيْنَآ آلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَآتَيْنَاهُم مُّلْكًا عَظِيمًا ﴿٥٤﴾

فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ بِهِ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ وَكَفَى بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا ﴿٥٥﴾

“Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar puta ve şeytana inanıyorlar ve Allah’ı tanımayanlara, “Bunlar, mü’minlerden daha doğru yoldadır” diyorlar. Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse artık kimse ona yardımcı bulamazsın. Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır? Eğer öyle ise insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi. Eğer öyle olsaydı, çekirdeği bile vermezlerdi. Yoksa onlar Allah’ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrâhim âilesine de kitap ve hikmet vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsân ettik. İşte o Yahûdîlerden bir kısmı ona îmân etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O îmân etmeyenlere cehennem alevi yeter.

 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُواْ الْعَذَابَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا ﴿٥٦﴾

 

Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azâbı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü Allah gerçekten Azîz’dir, Hakîm’dir.

 

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَّهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلاًّ ظَلِيلاً ﴿٥٧﴾

 

Kıymetli dostum,

 

Burada da müjde üzerine müjde var orada da gerçek anlamda küfrün karşılığında çetin bir azâb var. Îmân edip Sâlih Ameller işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا ﴿٥٨﴾

 

Allah (C.C) size, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emrediyor.

Dakika 5:00

Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. Şimdi bu şanlı âyetlerin biraz açıklanmasına gayret edelim. Sevgili dostlarımız, biliyorsunuz ki, Yahûdî Huyey Bin Ahtâb ile Kâ’b Bin Eşref 70 süvâri ile Mekke’ye gitmişler putlara secde ederek anlaşma yapmışlar. Efendimizle olan anlaşmayı da bozmuşlar. Putperestliği îmân ehlinden üstün saymışlar. Bu bütün insanlığa Cenab-ı Hak bu âyetlerle mesaj veriyor. Diyor ki: “Sakın ola ki, küfre rızâ göstermeyiniz.” Hangi kâfirin küfrünü îmândan üstün görüyorsa kâfiri mü’minden üstün görüyorsa o kişi kâfirdir. Bunun için buradaki durumu Cenab-ı Hak kullarına duyuruyor. Birde îmân ve Amel-i Sâlih’in karşılığında cennet var latif gölge sâyebân, sayedâr nimetler mutluluklar var ظِلاًّ ظَلِيلاً  yani koyu mu koyu gölgeler var. Şimdi burada birde emânetten bahsetti okuduğum âyet-i kerimelerde Cenab-ı Hak ne diyor emânette, emânet tam güvenilir olup Allah’ın emânetlerini korumak için şeref, namus sahibi olmak gerekiyor. Emânet nedir? İslam’ın her emri Allah’ın her emri emânettir. Kime? Müslümanım diyen insanım diyen herkese, çünkü İslam bütün insanlığa geldi. Bu emâneti koruyan kurtuldu, ihânet eden mahvoldu. İnsan Allah’ın emini ve vekilidir. Dikkat et! İnsanoğlu Allah’ın emini vekilidir. Emin ne demek? Tam güvenilir kişi, kendine güvenilir ve başkalarına da güven verir. İnsan bu görevi yüklenmiştir. İnsan bu emâneti yüklenmiştir. Ahzâb Sûresi’nin 72’nci âyetine bakıver. Cenab-ı Hak,

استعيذ بالله

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ  Ne diyor Cenab-ı Hak “İlâ-Âhiri’l Âyeh’’

“Biz emâneti diyor göklere yerlere ve dağlara arz ettik diyor. Onlar çekindiler emâneti yüklenmekten korktular ama emâneti ve وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ  insan yüklendi diyor.”

إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا ﴿٧٢﴾ İnsanoğlu diyor çok zâlim ve çok câhildir diyor. Emâneti yüklendin koru emâneti. Gökler, yer, dağlar kaçındılar, korktular onu insan yüklendi, görevini de yapmadı. Görevini yapmadığından dolayı da insan zâlim ve câhildir. Görevini yapmayan insan, emâneti korumayan insan. Emânet nasıl korunur? İslam’ın tümüne îmân edersin, kalbinle tasdik edersin dilinle ikrâr edersin ve ilâhî emirlerin tümüne itaat eder, itaatle taatle emrin gereğini yerine getirirsin.

Dakika 10:07

İşte o zaman emânete riâyet etmiş olursun. Yoksa ihânet ettiğini unutma! Adâletle hükmet, keyfine uyma! Sâd Sûresi’nin 26’ncı âyetinde işte emânete en büyük ihânetin birisi de nedir? Adâletle hükmetmeyenler, keyfine uyanlar var ya bunlar büyük hâinler, büyük zâlimlerdir. Cenab-ı Hak bu âyet-i kerime de Sâd Sûresi 26’da (فَاحْكُم بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَى) buyurulmuştur. Ne diyor; “İnsanlar arasın da hak ve hakîkatle tam bir adâletle hükmet, sakın hevâya uyma” diyor. Ey kardeşim! Şu hâle bak insanoğlu ne yapıyor? Allah’ın hüküm ve kânûnlarının tatbiki vazife tüm uzuvların görevi vardır. Yani tüm uzuvlarımızın görevi vardır, vazifesi vardır. Bunların başında îmân, cihâd başta gelmektedir. Bir Müslümanın îmânı, cihâdı, namazı, ilmi, irfânı hemen olmak zorundadır.

İbn-i Mes’ûd’dan (R.A) rivâyet olunuyor ve İbn-i Ömer’den de farzlar, vacipler, sünnetler, abdest, gusül, namaz, oruç, zekât bunlar birer, birer emânettir hem de tenasül uzvunu korumak yani bu da emânettir. Bütün zinâya giden yollara ne yapmış Cenab-ı Hak? Zinâyı yasakladığı gibi zinâya giden yolları da yasaklamıştır. Tenasül uzvunu korumak emânettir. Bunun çaresi nedir? Nikâhlanmak helâlinden Allah’u Teâlâ’nın meşrû olarak nimetlerinden bol, bol faydalanmaktır. Fıtratın gereği ne lâzımsa İslam zaten orada helâlleri tamamen yerlere, göklere rahmetin içine yaymış her taraf helâl dolu. Ama sen bu helâlleri bırakıp da zinâya gittiğin zaman tenasül uzvunu zinâ da haram da kullanıyorsun. Evlensene, nikâhlansana! Helâlinden bura da en büyük kâinatta Cenab-ı Hak eşyanın varlık âleminin için de en büyük nimet nedir? Erkek için kadın, kadın için erkek yaratılmış nikâhla Cenab-ı Hak îmân ve İslam’ın sevgi bağlarıyla kadını erkeğe, erkeği kadına nikâhla bağlamış, ikisine bir düğüm atmış sevgi, îmân ve İslam düğümüdür. Bu bir çözülmeyen kördüğümdür sevgiyle bağlanmıştır, îmânla, Kur’an’la bağlanmıştır, böyle bir sağlam aile temeli atılmıştır. Her organın vazifesi vardır, her organın vazifesi de emânettir. Hak, hukûk alış veriş idârecilerin adâletle hükmetmesi emânettir. Hangi idâreciler adâletle hükmetmiyorlarsa emâneti korumuyor emânete ihânet eden hâinlerdirler. Çünkü herkes görevini yaptığı zaman görevi vazifesi emânettir.

Dakika 15:00

Âlimlerin doğru bilgi vermeleri emânettir, doğru bilgi vermezlerse hâindirler. Halkın da onlara itaati bu da emânettir, doğru olanlara itaat lâzım adâletli olanlara Hakk’ın emriyle emredenlere, hükmüyle hükmedenlere. Karı-koca hakları birer, birer emânettir. Çocukların terbiyesi, kamu hakları, mevki makamlar bunlar birer, birer emânettir. İmamlık, velâyet, nasihat, fetvâ hepsi emânettir. Görev olarak ne varsa, herkesin boynunda hangi görev varsa bunlar emânettir. En doğru şekil de yapmak zorundasın, zorundayız hepimiz. Kâbe’nin hizmetleri emânettir. O zamanları Osman Bin Talhâ da iken sonra kardeşi Şeybe ’ye verildi Kâbe-i Şerif’in hizmetleri bu günde onun soyundadır. Yani Şeybe ‘ye huzurun da Kâbe-i Şerif’in hizmetleri devam etmektedir. İdârecilerin adâletle hükmetmesi, halkın da onlara itaat etmesi emrediliyor bu emirde emânettir. Emre itaat edeceksin, emrin gereğini yerine getireceksin. Buna dikkat et! İdârecilerin adâletle hükmetmesi, halkın da onlara itaat etmesi emrediliyor. Yalnız hangi idareci, hangi itaat bunları da iyi bilmek lâzım!

Peygamber Efendimiz şöyle diyor; Buhârî Şerifin ve Kütübü Sitte’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte (la tâata bi mahlukın fî ma’siyetil halkı) Allah’a isyân hususun da hiçbir mahlûkata itaat yoktur. İslam da Allah’a itaat esastır. Eğer birisine itaat ettiğin zaman Allah’a isyân olacaksa Allah’a isyân edilen yer de mahlûkata itaat yoktur. O zaman sen Allah’a isyân ediyorsun birine itaat ediyorsun. O zaman senin Rabbin kim derlerse, ne diyeceksin? Yine Sevgili Peygamberimizden (innemet tâatu fil mağrûfî) diyor ki; “İyi ve faydalı da itaat edilir.” Adam sana kötüyü ve zararlıyı sana teklif ediyor itaat et diyor kötülüğe kötülüğü teklif diyor, zararlıyı teklif ediyor. On yapamazsın çünkü itaat iyide ve faydalı da itaat vardır, zararlı da itaat yoktur. Birde (مِنكُمْ) Ulü’l Emir’de  (مِنكُمْ) diyor. ( وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ) bunu unutma! (مِنكُمْ) Sizden olan Ulü’l Emir diyor. Sizden derken acaba bu kim? Mü’minlerden olmayana itaat vacip değildir. Mü’min olması gerekiyor Kur’an-ı Kerim’i bilen çünkü sizden diyor kitap mü’minlere antlaşma varsa ona uyulur. Eğer mü2min olmayan, gayrimüslim olan biriyle antlaşman varsa ona uyulur. Sakın ola ki tâğutlara boyun eğme! Şimdi tağut kim? Cibit kim? Bunları iyi bil! Tâğutlara boyun eğme, itaat etme!

Dakika 19:55

Taberî Efendimiz, Taberî’nin rivâyetinde Efendimiz (A.S.V) üç defa tekrar ederek itaat, itaat, itaat dedi itaatte imtihan vardır. Allah dileseydi emretmeyi hep peygamberlere verirdi dedi Taberî’nin rivâyeti bu yine Suyûtî’nin de kaleme aldığı kaynak da Ebû Hûreyre’den gelen bir rivâyet, Sevgili Peygamberimiz diyor ki; “Benden sonra size iyiliğiyle, kötülüğüyle Vâlî’ler vilâyet edecek Hakk’a uygun olan da itaat ediniz, arkaların da namaz kılınız. İyilik ederlerse lehinize, kötülük ederlerse onların aleyhinedir” buyurdular.

Abdullah Bin Ömer’den de gelen rivâyette, Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) buyurdular ki: “Müslümanın itaat etmesi onun vecibesidir. Hoşlansan da hoşlanmasan da günaha itaat yoktur, günahı emredene itaat yoktur.” Buraya dikkat et! Günaha itaat yoktur çünkü Yüce Allah ne diyor? “Sevap işle ama günah işleme” diyor. Burada kesin Allah’ın emri var günah işleme diyor. Öbürü de diyor ki sana şu günah olan işi yapacaksın diyor. Yapamazsın kim derse desin yapamazsın. Yine Şuarâ Sûresi’nin 151-152’nci âyetinde aşırılara, bozgunculara itaat yoktur. Burada da kesin emrini koymuş Cenab-ı Hak. Yine Ulü’l Emir konusunda Raşit Halîfeler onlara uyanlar Hakk’ı emreden idâreciler âdil Vâlî’lerdir Ulü’l Emir diyor. Ebussuut bunu diyende. Yine “zâlime itaat vacip değildir.” Şimdi bir müfessirimizde Elmalı gibi bazıları da şöyle diyor; “Geldi kafiye gitti safiye olmasın” diyor yani dikkat edin şimdi kafiyeyi diyor ret ederken gelen safiyenin ne olduğuna bak diyor. Yani kafiyeyi beğenmedin gönderdin ama safiye diyor ne yapıyor, önemli olan ne? İlâhî adâletle hükmetmektir. Buna dikkatler çekiliyor. Fahrettin Râzî de icmâ ehline diyor itaat gerekir. İcmâ ehli kimdir? Müçtehitlerin ortaya koyduğu hükümler ve müçtehitler bunlar diyor işte tam Ulü’l Emir’dir. Müçtehitlere itaat gerekir, icmâya itaat gerekir. İcmâ İslam’ın üçüncü delilidir aynı zamanda. Nisâ Sûresi 83’übcü âyetinde de: “Konuyu yetki sahiplerine götürselerdi” diyor. Yetki sahipleri kim? İlim adamlarıdır yani müçtehit derecesinde ilim adamları yetki sahibidir. Râşit Halîfeler, müfreze komutanları bunlarda Ulü’l Emir’den sayılmışlardır. Tabii ki ne yapacak o komutanlar? Kendi bölüklerine, kendi koruklarına komuta edeceklerdir.

Dakika 25:02

Halîfeler ise zaten devlet başkanıdırlar Râşit Halîfeleri bilmeyen yoktur. 4 Halîfenin adı  Hulefâ-i Râşidin ‘dir. Mesela Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bunlar Râşit Halîfelerdir, tam da Ulü’l Emir’dirler.

Hâlid Bin Velîd ile Ammâr’ın atışmaları Hâlid Bin Velîd müfreze komutanıyken Ammâr birine kefil olmuş, Hâlid de buna karşı çıkmış (Allah hepsinden râzı olsun) Efendimiz (A.S.V) âmire karşı çıkma demiş (Ammâr’a) ama Ammâr’ın da eman vermesine izin vermiştir. Yani âmir âmirliğini, memur memurluğunu herkes komutan komutanlığını, komuta edilenler de kendi durumlarını bilmek zorundadırlar. Hiç kimse rastgele haddi aşmamalıdır, ölçüleri taşırmamalıdır, gereken meşru olanlar yapılmalıdır. İhtilâflarınızı Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, icmâya, kıyasa getirin ve ora da halledin, Kuran’la halledin, Sünnetle halledin, icmayla, kıyasla halledin. Neyi? İhtilâflarınızı. Ulü’l Emre danış bunlar İslamiyet’i ilâhî adâleti bilenler, âlimler, amirler ilâhî adâleti biliyorlarsa Ulü’l Emre danış, mutlaka bileni bul. İşte Ulü’l Emir esas Hakk’ı, hakîkati bilen ve uygulayandır. Tâğût mahkemesine diyor gitmeyin, gidenlerin münâfıklar olduğu belirtiliyor. Şimdi tâğût nedir? Kendine taptıran, Allah’ın emrine karşı çıkan, ilâhî kânûnları tanımayan ve kendine dayatan, kendine taptıran kim olursa olsun bunlar tâğûtturlar. Bunların sakın mahkemelerine sakın gitmeyin, gidenlerinde genel de münâfıklar olduğunu unutmayın!

Şimdi bu konu da Hz. Ömer’in (R.A) bir münafığın kellesini vurmuştur. Cebrâil (AS.) gelmiş Ömer Fâruk’tur demiştir. Efendimizde (Entel Fâruk’u) Hz. Muhammed de Hz. Ömer’e sen Fâruk’sun demiştir. Bu da şöyle bir hadise oluyor;

Bir Yahûdî ile bir münâfık yani Müslüman görünen birisi, münâfık dışı Müslüman’dır içinde n gâvurdan kötüdür. Şimdi bunların ikisi diyorlar ki araların da bir dâvâları var. Yahûdî diyor Peygamber Muhammed’e gidelim, onun hükmüne râzı olalım diyor. Yahûdî diyor Peygamber Muhammed’e gidelim hükmüne râzı olalım, münâfık hem Müslümanım dediği hâlde Peygamber’in hükmüne, Kur’an’ın hükmüne râzı olmuyor.

Sonra Ebû Bekir’e gidelim diyor.

Daha sonra diyor ki münâfık, Ömer’e gidelim diyor.

Yahûdî de tamam gidelim diyor. İkisi Hz. Ömer’e geliyorlar, bizim şöyle dâvâmız var aramızda hükmet biz senin hükmüne râzıyız diyorlar.

Şimdi Yahûdî diyor ki, biz Peygambere gittik bu kabul etmedi diyor Peygamber’in hükmünü. Ebû Bekir’e gidecektik onu da diyor kabul etmedi seninkini kabul etti bende kabul ediyorum sana geldik diyor.

Dakika 30:00

Şimdi Hz. Ömer soruyor münafığa sen, Peygamberin hükmünü kabul etmedin mi? Diyor.

O da, evet etmedim seninkini edeceğim diyor.

Öylemi diyor tamam şurada durun ikiniz diyor, dışarı çıkıp keskin kılıcını alıp içeri giriyor ve münâfığın kellesini düşürüyor.

Öteki de tabii korkuyor kaçıyor, kaçma diyor.

Burada ki benim hükmüm budur. Allah’ın Peygamberin hükmünü kabul etmeyene benim hükmüm budur diyor.

Ve o zaman bu âyetler geliyor, Cebrâil (AS.) geliyor. Ömer Fâruk’tur diyor Hz. Muhammed de (Entel Fâruk’u) sen Fâruk’sun ya Ömer diyor. Yani bura da bir hüküm gerçekleştiriliyor. Allah’ın hükmünü kabul etmeyen, Peygamberin hükmünü kabul etmeyene böyle bir Hz. Ömer hüküm uyguluyor. Bu âyetlerde de tâğût mahkemesine gitmeyin gidenlerin münâfıklar olduğu belirtiliyor. Dikkat edersen burada Allah’ın hükümlerini kabul etmeyen nereye gidiyor? Başka bir tâğutî mahkemelere gitmek istiyor. Bunun için mü’minler Efendimize gelip mahkeme olmak isterken münâfıklar Peygambere gelmek istemiyorlar, kâhinlere gitmek istiyorlar ve rüşvetçi Yahûdî Kâ’b Bin Eşref’e gitmek istiyorlar. O da rüşvetçi olduğu için Kâ’b Bin Eşref Yahûdîlerin lideri hem de Haham kendisi neticede bazı Yahûdîler bile kendi liderlerinin Hahamlarının hükmünü rüşvetle yaptığını doğru yapmadığını bildikleri için bazı Yahûdîler Peygamberimize gelmişlerdir. Doğru hüküm vereceğini bildikleri için. Bu tür insanlarda bulunmaktadır. Mahkeme olmak istemişler. Kim? Münâfıklar, kâhinlere gitmek, rüşvet vermek ve nerede kendilerini haksız yoldan bir şey elde edeceklerini biliyorlarsa işte o mahkemelere gitmek istemişlerdir münâfıklar. Mü’min ise ilâhî adâletin dosdoğru tecellîsinden yanadır. Dinini, vatanını savunmayan bunlara ve nefsine zulmetmiştir. Kim bunlar? İşte adâletle hükmetmeyenler dâima zulüm edenlerdir. Bunun için adâlet yoksa zulüm vardır. Zulmün olduğu yerde sulh, barış olmaz. Sulh, barış olmak için adâlet olacak birde caydırıcı gücün olacak. “Hazır ol cenge eğer istersen sulhu salah” sözü meşhurdur. Hazırlık sulhun teminatıdır. Nerede olursan ol yardıma muhtaç olanın yardımına koş zulme karşı koy. Bu İslam’ın, îmânın, Kur’an’ın şiârıdır, mü’minin şiârıdır. Zulme karşı koyacaksın, bunu hiç unutma!..

Dakika 34:40

 

 

 

 

 

(Visited 58 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}