Tefsir 138-01

138- Tefsir Ders 138 hayat veren nurun keşif notları

138- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 138

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Yine Kasas Sûresi’nin 83’üncü âyetinden sonra, Cenab-ı Hak A’râf Sûresi’nin de 94’üncü âyetinde: “Âsîleri yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır yalvarsınlar diye” dikkat et. Cenab-ı Hak bazen yoksulluğu niçin veriyor, darlıkları, sıkıntıları?  Bazen Cenab-ı Hak sıkıyor. Kalpleri sıkar, ruhları sıkar ve yoksulluk verir başka belâ ve musibetlerle sıkar, daraltır. Niçin? Uyarmak için ve kötülüklerden vazgeçsinler, tövbe istiğfar etsinler ve Rablerine yalvarsınlar. Allah’a yalvarış ne olur? Nasıl olur? Îmânını gözden geçirir gerçek îmân edersin, günahlarına tövbe edersin, istiğfar da bulunursun, Allah’a böyle yalvarırsın. O zaman o yoksulluk, sıkıntılar, darlıklar geçer. Cenab-ı Hak diyor çok zaman uyardık âsîleri yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır yalvarsınlar diye diyor ama daha kötü olanlar var birde yalvarıp kurtulanlar îmâna gelenler var. İsyânından vazgeçenler var. Bunun için hiçbir kötünün yaptığı kötülük yanına kalmaz. Bütün zâlimler şu sözü de unutmasınlar! “Zulmün topu var, dehşeti var, savleti varsa hakkında bükülmez kolu var, kuvveti vardır.” Allah’ın kudretine kimsenin gücü yetmez karşı konmaz. O’nun kudreti her şeyi kuşatmıştır O’nun tek bir askerine bütün âlemlerin gücü yetmez tek bir askerine. Artık kendi kudretiyle zaten âlemleri kuşatmıştır. Durum böyle iken münâfıkların diyor nifâkı, Yahûdîn inadı zuhur etmiş ve bir türlü kötülükten vazgeçmedikleri için Cenab-ı Hak zaman zaman kıtlıklar vermiştir diyor. Bu haber de Âlûsî’nin kaydında kaynağında bulunmaktadır. Yine Âlûsî’nin rivâyet ettiği bir haberde Yahûdî’ler ve diyor münâfıklar biz böyle uğursuz kimse görmedik diyorlar. Yahûdîler Mûsâ Aleyhisselâm’a da böyle demişlerdi. Böyle uğursuz kimse görmedik demişlerdi. Aynı bâtıl zihniyet Hz. Muhammed’e aynı şeyi söylediler, geçmiş peygamberler aynısını söylediler. Münâfıklar da Yahûdîlerle birlikte oldular hem Müslüman görünüyor münâfıklar hem de Hz. Muhammed’in kuyusunu kazıyorlar. Diyorlar ki böylesine uğursuz kimse görmedik diyorlar. Îmânı olmayan insanların kafa yapısı, kalp ve ruh yapısı bozulmuştur. Hakîkati onlar katiyyen kavramazlar, anlamazlar çünkü dalâletin içine dalmışlardır. A’râf Sûresinde Cenab-ı Hak 131’inci âyetinde diyor ki; “Mûsâ’yı (AS.) uğursuz sayıyorlardı” diyor. Kim? Yine Yahûdîler yine bu Benî İsrâil. Tabii içinde her zaman iyileri bulunmuştur onlara bir sözümüz olmaz. İyilikler Allah’ın ihsânıdır. Bunu unutma! Kerâmeti kendinden bilme sakın! İyilikler Allah’ın ihsânıdır. Kötülükler yardımı kesmesiyle ortaya çıkar.

Dakika 5:02

Eğer Cenab-ı Hak senin hakkında iyilik dilemiyorsa yardımı keser çünkü Allah’ın yardımı olmadan hiçbir yerde başarı olmaz. İrâdeyi, çalışmayı inkâr eden ve cebir anlamı çıkaranlar olayın sırrını hikmetini anlayamayanlardır. Bunu iyi düşün! İrâdeyi, çalışmayı inkâr edenler insan da irâde vardır, çalışması mecburdur. Her insan çalışıp çabalayacaktır gücü nispetinde eğer irâdeyi, çalışmayı inkâr edenler diyor ve cebir anlamı çıkaranlar olayın sırrını, hikmetini anlamayanlardır. Çalışarak ve çalışmadan elde edilen iyilikler Allah’ın isyânıdır. Eğer çalışarak sen bir şeyler kazanmışsan sana o çalışmayı hayırlı bir çalışmanı, hayırlı bir kazancı da ihsân edenin Allah olduğunu unutma! Hiç bunu sakın kudreti, kuvveti Allah’ın verdiğini unutma! Kabiliyeti, bütün başarı sırlarını O’nun senin ruh dünyan da, beden dünyan da sana onları verenin Allah olduğunu unutma! Başarının bütün sırları da O’na âittir O vermiştir. Bundan dolayı irâdesine ve rızâsına uygundur. Ne? Senin çalışman meşrû çalışman ve sana lütuf ihsânda bulunması O’nun irâdesine rızâsına uygun olduğu için yapıyor bunları. Kötülüğün çıkış yeri ise neresidir? Kötülüğün çıkış yeri ve sebebi kulun nefsi ve kazancıdır. Kul kötülüğü kesp edince ne yapıyor? Nefsi kötülükleri istiyor ve kötülüğü kesp ediyor işte o zaman Cenab-ı Hak kötülüğü kesp edeninde irâdesini engellemeden, rızâsı olmadan kötülüğü yaratıyor kul kesp ettiği için yaratmasaydı irâdesini engellemiş olacak, özgürlük ortadan kalkacak. Yine bura da kesp eden kul, halkeden Allah’u Teâlâ’dır. Şimdi Cenab-ı Hak burada insanoğluna iyiliği de, kötülüğü de kesp edebilmeyi onun kuvvetini, irâdenin kuvvetini de, irâdeyi kullanmayı da Cenab-ı Hak insana vermiştir ve kesp ettiğini de kendi yaratır. Yaratıcılık kulda yoktur, kesp etmek kesin bir şeyi yapmaya azmetmesi vardır bütün kararıyla. İşte bunları Cenab-ı Hak iyiliğe de, kötülüğe de azmedebilme, karar verebilme gücünü de o vermiştir bütün yeteneği hangi tarafa sen gücünü sarf ettiğin zaman o taraf yaratılmaktadır, özgürlüğün kısıtlanmadan. Burayı anlamayanlar kulu yaratıcı görenlerdir. Yine burayı anlamayanların bir kısmı da tam tersini yapmışlar kulun icbâr altında oluğunu ileri sürenler olmuş bir tarafta Mu’tezile, bir tarafta Cebriye, bir tarafta Mürciye gibi Ehl-i Sünnetin İslam anlayışına uymayan mezhepler çıkmıştır. Bunlar Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâatin dışında Ehl-i Bid’at olan görüşler vardır bunların arasında her şeyleri yanlış değildir ama bazı yanlışları vardır bunların. Mu’tezile kul fiilini kendi yaratır der. Bak burada da yaratıcılık Allah’tan başkasında olmadığı için şirke düştüğünü göremiyor burada.

Dakika 10:00

Kul yaratıcı olmaz. Kul kesb eder, azmeder tam bir şeye karar verme yeteneğini verince o zaman onun istediği yaratılır. Bu günah cephesinde de böyle sevap cephesinde de böyle. Mu’tezile burayı anlamamış, Mürciye de başka türlü anlamış ve Cebriye de daha başka türlü anlamış. Doğru İslam’ı anlayamayan bunlar İslam’ın içinde görünen İslam Müslüman görünen ama “Ehl-i Bid’at ve Dalâlet” içinde bulunan mezhep türleridir. Ne zaman diyor insanlar bu gibi yanlışlara düştükleri zaman bak İslam’ın Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat görüşü ki bu doğru olandır. (امرٌ بین الاَمرَین) Ne diyor; insan ikisinin arasındadır ne celp nede tamamen baskı altında nede yaratıcıdır diyor. İkisinin arasındadır ikisinin arasının irâdesini sağına da, soluna da, sevaba da, günaha da sarf edebilme gücü verilmiştir Cenab-ı Hak tarafından. Onun akabinde de yaratıcı yine Allah’tır, yaratan Allah’tır. (امرٌ بین الاَمرَین) Halîfe biliyorsunuz ki vekilliktir. Her insan Allah’ın Halîfesidir her insan. Kimisi bu görevini doğru yapar, kimisi yapmaz yapmayanlar feverân edip Firavunlaşandır, yapanlar ise Allah’a kulluk görevini anlamış kavramış ilâhî hükümlere riâyet etmiş ve Cenab-ı Hakk’ın emrinde yaşamış, emrinde ölmüş ve emrinde dirilmiştir. İşte bunlar görevini yapanlardır Halîfe vekilliktir bunu unutma! Allah’ın yeryüzünde hükümlerini uygulamak üzere insana hilâfet görevi verilmiştir. Burada bütün insanlar bu görevle mükelleftir kendi aralarında seçim yaparlar idârî teşkilatlarını kurarlar, hepsi görevlidirler, hepsi görev bakımından hepsi halîfedir ama birde başkanlarını seçerler, teşkilatlarını kurarlar, devletlerini kurarlar. O zaman ne yaparlar? Birde bu devletin başı olur, herkesin de görevi vardır, herkes görevini yapmak zorundadır. Herkese görevi veren İslam’dır. İslam’ı da ortaya koyan Allah’tır, bunun başka tarifi yoktur. Yoksa biri çıkacak ben emredeceğim benim dediğim olacak böyle halîfelik olmaz, böyle devlet başkanlığı da olmaz. Halîfenin ve bütün insanlığın görevi ilâhî görevi İslam’dan aldığı, İslam’ın verdiği görevi yerine getirecek ilâhî kânûn kurallar bunlar. Birisi çıkmış ben diyor sultanım kendi kafasından hükmediyor. Yok, öyle bir şey ilâhî emir ve kânûn ve kuralları, ilâhî adâlet tecellî edecek orada herkes görevli. Emânet meselesi buna dikkat et! Nefis vekilliği emâneti kötüye kullanmıştır. Bazı nefisler vardır ki ne yapıyor? Bu emâneti kötüye kullanıyor, emânete ihânet ediyor, Allah’ın ona yüklediği görevi yapmıyor. Görevi yapmayan kimse yapmayanların tümü işte emâneti kötüye kullanan ihânet edenlerdir.

Dakika 15:00

İslam’ın tümü ve İslam’ın verdiği her görev emânettir. Çünkü ilâhî’dir. Bakara Sûresi’nin 30’uncu âyetine bakıver Cenab-ı Hak (وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً ) ben meleklere diyor yeryüzünde bir halîfe yaratacağım dedim diyor. Melekler de görüşlerini beyân ettiler, kimi yarattı? İşte insanoğlunu, Babamız Âdem’i, Annemiz Havvâ’yı yarattı ve yeryüzüne insanoğlunu neticede indirdi ve görev verdi. Önce cennete koymuştu, orada yasak olan bir ağaçtan yemeyin demişti orada aldandı Babamız, Annemiz dünyaya geldik şu dünya da hepimiz imtihan altındayız, imtihan meydanındayız ve görevliyiz. Emânet boynumuza burada da teklif edildi ve biz teklifi emâneti kabul ettik. Şimdi bu emâneti korumak zorundayız dağlar, gökler, yerler emâneti taşımaktan çekindiler insanoğlu bunu yüklendi. Şimdi biri derki ben yüklenmedim. Yaratan seni yaratırken yaratana sen yardım mı ettin de yaratılırken ve öyle mi yaratıldın? Sen yaratıldın seni yaratan sana teklif etti ve sende emâneti yüklendin bunu yaratan söylüyor. Birisi söylese yok canım ben öyle şey yapmadım diyebilirsin. Yaratan ne diyor? (أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى) diyor. Ben sizin Rabbiniz miyim diye diyor Cenab-ı Hak bize sordu ruhlar âleminde baba sulbünde bizde “Kalü Belâ” dedik evet sen bizim Rabbimizsin dedik, Rabbi tanıdık, O’nun ortaya koyduğu ilâhî hükümleri tanıdık, bu Rabbi tanımanın yanında O’nun emirlerini tanıdık ve ortaya koyduğu ilâhî nizâmı İslam’ı tanıdık. Dünyaya geldik Peygamber aracılığıyla bize kitap teklif etti bize Bezmi Âlemde ki sözünüzü yerine getirin siz bana böyle demiştiniz. İşte size İslam’ı teklif ediyorum, İslam’da ki görevleri size emânet olarak yüklüyorum (لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ) diyen herkes benim sözümden caymadım dedi. Gücünün yettiği kadar yapmaya başladı ilâhî emirleri. Sözünden cayanlar ne yaptı? Bugün ne din tanır, ne kitap, ne Kur’an, ne peygamber e tamam sen bilirsin yarın bunun hesabını vereceksin sen bilirsin. Ahzâb Sûresi’nin 72’nci âyetine de bakıver Yüce Rab ne diyor; “Kendini Allah’ın irâdesine teslim eden lütfu ihsâna mazhar olur.    Ey insanoğlu! Sana aklı Allah verdi irâdeyi verdi, ruh verdi, beden verdi, sana güzelim kuvvetler verdi, ruh kuvvetleri beden kuvvetleri sana teklifler de bulundu. Kendi irâdeni bak sana duyuruyorum tercümanlık yapıyorum sadece, İslam’la senin aranda tercümanlık ve tebliğ görevi yapıyorum yapabildiğim kadar kendini Allah’ın irâdesine teslim et. Sana bunu söylüyorum irâdeni Allah’ın irâdesine bağla, kendini Allah’ın irâdesine teslim eden lütfu ihsâna mazhar olur. Lütfu ihsâna mazhar olur. Nedir lütfu ihsân? Allah’ın bitmez tükenmez nimetleri, lütufları, ebedî muhtaç olacağın her şey sana lâzım olan mutluluk için her şey, lütfu ihsân. Sen istemez misin lütfu ihsân? Hem de nasıl istersin.

Dakika 20:14

Âli İmrân Sûresi’nin 18’inci âyetine de bakıver ne diyor Yüce Rab sana: “Elçiye itaat, elçiyi gönderene itaattir.” Elçi kim? Hz. Muhammed Allah’ın elçisi yani Peygamberi, Rasûlü bu Allah’ın elçisidir. Buna itaat elçiyi gönderene itaattir çünkü onu Allah gönderdi, Kur’an’la, İslam ‘la gönderdi. Elçiyi tanımam demek Allah’ı tanımam demektir. Aklını başına al! Muhammed’i tanımam demenin faturası Allah’ı inkârdır. Çünkü Allah gönderdi onu Muhammed’i Kur’an da bir tane sözü yok ki Muhammed’in kalbine Kur’an’ı indirdi Allah’u Teâlâ bütün insanlara bunu tebliğ et dedi. En emin, en doğru, en sadık, en güvenilir bir zât-ı muhteremle dünyaya hak ve hakîkat açıklandı. İşte o Şanlı Peygamber Allah’ın elçisidir. (S.A.V) sakın ola ki elçiyi inkâr etme! Ve Âli İmrân Sûresi’nin 31’inci âyetine bak ne diyor Cenab-ı Hak

(قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ)

De ki; “Eğer Allah’ı seviyorsanız ben Allah’ın elçisiyim, bana tâbî olun de onlara” diyor. Kim diyor bunu Allah’u Teâlâ diyor, insanlık âlemine bunu söyle diyor. Beni seven sana tâbî olsun, sana tâbî olarak Bana gelsin herkes diyor. O zaman Allah da onları sever diyor.  İşte bizi Allah’ın semesinin bak bağladığı bir şart var. Nedir? Muhammed’e tâbî olmaktır. İşte o zaman ben sizi Cenab-ı Hak mağfiret ederim, severim ve umduğunuza da nâil olursunuz, korktuklarınızdan da emin olursunuz. Çünkü Peygambere tâbî olmuşsun, Allah’ı sevmişsin, Allah’ın gönderdiği elçiyi kabul etmişsin, o elçiyle ortaya çıkan İslam’ı kabul etmişsin elbette Allah’ın sevgisine mazhar oluyorsun ve mağfiretine de mazhar oluyorsun. (يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ) “Allah sizi sevsin günahlarınızı mağfiret etsin” diyor. Bak dikkat et! (وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ) “Allah Gafurdur, Rahimdir” diyor. Münâfıklar bu âyet-i kerimeyi dinleyince ne dediler? Muhammed dediler (S.A.V) için Allah’lık davasına kalkıyor demek istediler. Bunun Allahlıkla ne alâkası var o Allah’ın o kulu ve Rasûlü, en büyük kulu, en büyük Peygamberi bunda şüphe yok. Tekrar ediyorum şuanda bütün peygamberler gelseler Muhammed’in emrindeler. Tüm peygamberlerin şuan da ruhları Muhammed’in ruhunun emrindeler. Niye? Şuan da kıyâmete kadar şeriatlar yenilenmiş, İslam şeriatı Muhammed’in yenilediği, Muhammed’in eliyle yenilenen İslam şeriatı, Muhammed’in yenilediği şeriattır Allah’ın emriyle. İkici başka şeriat yok ki başka peygamberlere tâbî olsan kıyâmete kadar geçerli olan bu onun için bütün peygamberlerin şuanda ki şeriatı kıyâmete kadar İslam şeriatıdır. Onların da peygamberi Muhammed’dir, onlarında ruhları Muhammed’in ruhunun emrindedir.

Dakika 25:03

Herkesin Muhammed’e (S.A.V) tâbî olmak zorunluluğu vardır. Bu Muhammed’den kaynaklanan bir şey değil Allah’ın ortaya koyduğu Muhammed’le yeni şeriatından, yeni kânûn ve emirlerinden kaynaklanıyor. Hakîkat gülistanında çokluk içinde birliği… hakîkat gülistanı nedir? İslam hakîkat gülistanıdır, hakîkat gülistanın da ruh içinde birliği Allah’ın birliğine inanan bütün dünyanın insanı bir olabilir, kardeş olabilir, sulh ve barış içinde yaşayabilir bu mümkünattandır. Bunu mümkün olmayacak muhâl hâle çevirecek insanoğlu kendisidir. Birliği bölen, parçalayan sulhu, barışı, kardeşliği ortadan kaldıran, sosyal adâleti bir türlü uygulamayan insanoğlunun bizzat kendi çirkin davranışlarıdır ve bölücülüğüdür. Kendi itirazıdır, kendi ötekileştirmesidir, kendi bölücülüğüdür, başka bir şey değildir. Dünya bir olan Allah’ın kulları, bir olan Allah’a bu dünya ve gökler ve yerler ikiliye gerek yok ki. Sen İslam’a düşman olursan ne yaparsın? Hakîkat gülistanın da sen bir ve bütün olacağın yerde o gülistanı cehenneme çevirirsin ondan sonrada birliği de böler, parçalar, parça, parça edersin ve ondan sonra birbirine tutuşturursun insanoğlunu. Bundan daha büyük bir kötülük olur mu insanoğlunun? İslam ise evrensel hak bir gülistan ruhuyla bütün insanlığı kucaklıyor. Bütün âlemlerin rahmeti İslam ile Hz. Muhammed’le tecellî ediyor. Bütün insanlığın rahmeti bütün insanlığı kucaklamaya gelmiş. Sen ret ediyorsun O kucaklıyor, sen ret ediyorsun, o Hakk’a çağırıyor sen bâtıla gidiyorsun. Suçun kimde olduğu açıkça meydanda suç batılındır, bâtıl yoldakinindir. İslam haktır, hakîkattir, herkesi hakîkate çağırıyor. Onun için hakîkat gülistanında çokluk içinde birliği, birlik ipinde ahenkli uyumlu çokluğu arz eder. Bak dikkat et! Birlik içinde ahenkli uyumlu çokluğu arz eder. Çokluk var ama birlik içinde bir çokluk var, hem de ahenk içinde bir çokluk var, uyum içinde bir çokluk var. İşte İslam bunu arz ediyor sana olabildiğin kadar çok ol ama ahenkli ol, uyumlu ol. İslam’ın arzusu bu birbirine kötülük etme Allah’ın rahmeti hepimize yetiyor, merhameti kuşatmış. Niye ahengi bozalım neden uyumu bozalım da uyumsuz, çatışmacı, birbirine çekişmece niye böyle bir uyumsuz, huzursuz bir ortama insanlığı itiyorsun? İslam ıslahatçı ve huzurun temînâtı benim anlattığımdan çok daha üstündür İslam daha çok üstün güzeldir. Ben bu kadar biliyor, bu kadar anlatıyorum, gücüm bu kadara yetiyor ben kulum ilâhî olan bir müesseseyi bir kul kendi gücü kadar anlatabilir.

Dakika 29:55

İstimbat konusuna da gelince İstimbat İslam’ın içerisinde bütün çağlar ve şartları, bütün yenilikler, gelişmeler İslam da, Kur’an da bulunduğu için her yenilik ortaya çıkar çıkmaz. İslam’ın içinden İstimbat uleması ne yapıyor? O yeniliğin hükmü var Kur’an da var İslam da hem o yeni gelişen şartlara ne yapıyor? İslam hükmünü veriyor. Bilinenden bilinmeyene ne yapıyor? Terakkî ediyor bilinen hükümlerden, bilinmeyen hükümler çıkarılıyor. İşte istimbat ki Cenab-ı Hak müçtehitlere İslam’ı iyi bir Ulemâya istimbat görevi vermiş. Fâkihlerimiz, müçtehitlerimiz bizim çağlar boyu ne kadar güzel asırlar boyu ne kadar güzel içtihatlar da bulunmuşlar. Müçtehitlerin değişik içtihatları,  İslam’ın ne kadar geniş ruhlu, ne kadar mükemmel, ne kadar kolaylık ve saadet dini olduğunu göstermektedir. Müçtehitlerin ihtilâfı rahmettir kimse bunu başka türlü karşılamasın. Mezhepler arsında ki ihtilâflar rahmettir. Bunların usul de aralarında fark yoktur. Usul işin aslında bütün müçtehitler, bütün mezhepler aynı görüştedir. Sadece şekilde ve içtihatlar da farklılık vardır, aslında fark yoktur, usulde yoktur. O içtihatlar da farklı olması ise insanlığın karinedir. İslam geniş mi geniş bir caddedir, onu daraltmaya kimsenin hakkı yoktur. Bundan dolayı müçtehitler içtihâd etmişse, değişik içtihatları varsa öp başına koy ve onlar her zaman o sana o içtihatlar lâzımdır ve rahmettir hem de öp başına koy. Müçtehit içtihadı senin için hem rahmet, hem ruhsat, hem kolaylıktır, hem de asla dayalıdır. Onların dayandığı bir usul var, asıl var o asla dayanan yönüyle bunların hepsinin kökü birdir. Bir ağacın dallarının çok güçlü olması, çok dallı olması ağacın kökü ne kadar sağlamsa, ne kadar dalları meyveleri bolsa bu senin kârına değil mi? Ağacın kökü bir. Bunu anlamayan zavallılar kimisi taassuba kapılmışlar. Mezhep taassubu benim şeyhim de benim şeyhim diyor, benim üstadım da benim üstadım diyor. Ondan sonra kökten, asıldan, usulden haberi yok ondan sonra zaten müçtehidi taklit etmeyi bile bilmiyor. Aslı bilmediği gibi taklit etmeyi bile bilmiyor. Daha orada da yetişmemiş ondan sonrada şeyhim de şeyhim, üstadım da üstadım, liderimde liderim deyip duruyor. İslam’da böyle bir dava da yok. İslam’da, Kur’an’ın, peygamberin, sünnetin ve bu işleri iyi bilen müçtehidim diyebileceksin. İşte kitap sünnet, icmâ ümmet, kıyas-ı fukahâ aslî deliller. Birde bunun buradan istidlalden fer’i deliller var. Müslümanın akıllısı bu köke dayanarak hareket eder. Müslümanın ahmağı da taklidin taklidini taklit eder Müslümanın en az asgari taklit edeceği zat müçtehittir bundan başkası taklit edilemez. Müçtehitte İslam’ı tam bilen kişidir. Müçtehit meleke ve özel bir gayretle, özel bir kudretle yeni bilgi edinmedir. Dikkat et buraya! Ehliyet ister, neymiş? Meleke ve özel bir kudretle Cenab-ı Hak müçtehitlere meleke veriyor. Özel bir ilim, özel bir kudret veriyor. Yeni bir bilgi edinme kabiliyeti veriyor ve ehliyet veriyor. İlmi ehliyet ki işte âlimler, âmirler bu konuda yetkilidirler ama hangi âmir? Âlimler yetkilidir ama hangi âmir? O da müçtehit ise bir âmir yoksa yok. Sonra müçtehitler icmâ oluşturması içinde bir araya gelirler birlikte hareket ederler.

Dakika 35:50

Bu da devletlerin görevidir, âmirlerin görevidir. Müçtehitleri bir araya getirecek öyle sahte naylon kişileri değil naylon ilahiyatçılardan müçtehit olmaz. Gerçek ilim ehlini ehliyetli müçtehit olduğu bilinen kişileri bir araya getirecek dünyanın her tarafından ve söz sahibi ilmi, dini açıdan bunlar söz sahibi olacaklardır. İşte fetvâ oradan çıkaracaktır. Bunu yapmıyorsun ondan sonra kafaları bulandırmak için nerde sahtekâr varsa birilerinin sultası altında birinden birilerinin rantı altında çalışan birinin uydusu ve taşeronu olan kişileri konuşturuyorsun ehliyeti olmayan kişileri ve milletin ahlâkını, kafasını bozmaya çalışıyorsun. Bu da ihânettir. İşi ehline ver. istimbat da delildir. Bunu da unutma! İstimbat delildir âlimlere başvurmak gerekir. Bunlara itaat Peygambere itaate bağlıdır. Hakîkî âlim âlime itaat gerekir. Çünkü âlimlere başvurmak ve bunlara itaat etmek peygambere itaate bağlıdır. Sen bilmiyorsun bilene de itaat etmiyorsun ne olacak o zaman? Bileni kabul etmiyorsun kendin bilmiyorsun o zaman ortaya ne çıkar? Ortaya zındıklık çıkar. Allah muhafaza buyursun. Münâfıklar zayıf Müslümandan haber alıp yaymak fitne çıkarmak isterlerdi. Daima yapmışlardır geçmişte bugünde yapıyorlar gelecekte de yapacaklardır. Çünkü karakterleri o. Siyâsî eğitim gereklidir. Bunu unutma! Kur’an-ı Kerim Allah’ın siyasetidir. İslam A’dan Z’ye ilâhî, âdil siyasettir. Âdil olmayan bütün siyasetler zâlim siyasetidir. Çirkef ve mikrop siyasetidir. Siyaset haysiyetli, şerefli, âdil yapılır. İslam’daki siyaset budur. Siyâsî eğitim bunun içinde gereklidir. Kur’an-ı Kerim’i iyi bilirseniz ilâhî siyaseti öğrenmiş olursunuz. İlâhî siyaset, ilâhî Allah’ın ortaya koyduğu gerçek güzel ahlâkın, gerçek karakterin siyasetidir. Güzel ahlâkı olanın siyaseti güzeldir. Ferâseti olanın siyaseti güzeldir. Yerli yerince nerede hareket edeceğini bilir ve en faydalıyı yakalar. Şahsî, ferdî, içtimâi ve devlet adına ne yapar? En faydalıyı yakalar.

Dakika 39:42

(Visited 81 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}