Tefsir 14-01

14- Tefsir Ders 14 hayat veren nurun keşif notları

14- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 14

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

(Bakara Sûresi 17’nci Âyet-i Kerime’den 24’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

 

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ ﴿١٧﴾

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿١٨﴾

أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ السَّمَاء فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ واللّهُ مُحِيطٌ بِالْكافِرِينَ ﴿١٩﴾

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاء لَهُم مَّشَوْاْ فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿٢٠﴾

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿٢١﴾

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٢٢﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

       Sevgili efendiler kıymetli dinleyenler,

Bunların önce meâlini verip sonra kelime, kelime bunların keşfinde, tefsîrinde, tevîlinde, rivâyet ve dirâyetinde bulunmaya çalışacağız. Önce bunların meâl mânâsını verelim, sonra keşfine, tefsirine geçelim.

Onların münâfıkların durumu karanlık gecede bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır. Artık hiçbir şeyi görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir, bu sebeple onlar geri dönemezler. Yâhut onların durumu gökten sağanak hâlinde boşanan içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve şimşekler bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. O münâfıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. O esnâda sanki şimşek gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, şimşekler çakar onlar için etrâfı aydınlatınca orada birazcık yürürler. Karanlık üzerlerine de çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kâdirdir. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz, umulur ki böylece korunmuş, Allah’ın azâbından kendinizi kurtarmış olursunuz. O Rab ki yeri sizin için döşek göğü de kutpemsi bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla size besin olsun diye yerden size çeşitli besinler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٢٢﴾

وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ ﴿٢٣﴾

Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız; haydi onun benzeri bir sûre getirin. Eğer iddiânız da doğru iseniz, Allah’tan gayri şâhitlerinizi, yardımcılarınızı da çağırın.

فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ﴿٢٤﴾

Bunu yapamazsınız ki elbette yapamayacaksınız. Yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için pazarlanmıştır. Cenab-ı Mevlâ küfürden, şirkten, nifaktan, kötü ahlâktan bizleri muhâfaza eylesin.

 

Kıymetli dostlarım!

 

Şimdi bu sayfadaki âyetlerin elbette ki biraz keşfiyle ilgili bilgiler vermeye çalışacağız. Dersimiz 19,20’nci ders olarak devam edecektir.

Dini izâhı Allah’ın irâdesine göre bulutları yağacak yerlere sevk ve idâre eden bir melek kuvvet vardır. İsmi (الرَّعْدُ ) adında melektir. Buna ‘’melekür-ra’d’’ denmektedir, bu rüzgâr meleklerinden başkadır. Rüzgârın sevki gibi taş yuvarlarcasına değil rûhun bedeni idâre etmesi gibidir. İçten tesir eden rûhânî ve dinamik bir te’sirdir. Melek gerekince çarpar, haykırır bunlar tesbîh ve tekbîrdir. Şiddetle, hiddetle ateş saçar, nûrdan ateş kamçıları çalar şimşek bu kamçılardır. Yıldırım ateşin vuruşudur, ucu nereye değerse onu yok eder. Bunun hepsi meleğin bir vuruşundan ibârettir, kendiliğinden hareket edemez

Ra’d Sûresinin 13’üncü âyetinde bak Yüce Allah ne diyor;

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاء وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ ﴿١٣﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Dakika 8:18

Gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbîh eder, meleklerde onun heybetinden dolayı teşbîh ederler. Onlar Allah hakkında mücâdele edip dururken o yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Sevgili dostlarım ve o azâbı çok şiddetli olandır.

İşte şöyle bir baktığımız zaman burada melekler görevlidirler. Kâinatta, tabîatta, görünen ve görünmeyen nice görevliler vardır, Allah’ın emriyle çalışırlar. İnsanın dışında hepsi sâbit görevi, fıtrî görevi vardır. Ama insanoğlu ise İslam fıtratı üzerine yaratıldığı hâlde insan özgür bırakılmış, imtihâna tâbi tutulmuştur. Bunun için bu âyet-i kerimede bize meleklerinde ne yaptığını göstermektedir. Fennî izâhlar buna ters düşmemiştir. Kör kuvvete sıkışanlar ise anlayışları burayı bulamışlardır. İbn-i Sînâ felsefî izâhları beğenmemiştir. Felsefenin görüşleri kararsız bulunmuştur. Felsefe bulutların çarpışması, sürtmesi, dokunması diye açıklanmıştır. Şimdiki felsefe ise elektrik olaylarına tatbik etmişlerdir. İbn-i Abbâs (R.A) Ebû’l Huld’e bir mektup yazarak;

الرَّعْدُالْمَلَكُمِنَ الْمَلَائِكَةِ  (الرَّعْدُ )  meleklerden bir melektir diyor İbn-i Abbâs (R.A)

Her cisimde cezbetme, elektriklenme özelliği bulundu. Isı, ses, ışık, cezp, çekme, elektriklenme sonra dinamik elektriklenme bulundu. Bugün sanâyide birçok tatbîkâtı yapılan altın, gümüş, yaldızlama, eritme ve kalıba sokma, kuyumculuk, telgraf, telefon, aydınlatma, yakma, tedâvî çeşitleri, Tedâvî çeşitli aletler, cihazlar, makinalar yapıldı. Fakat Elektriğim mâhiyeti, ne olduğu anlaşılmış değil, ateş, ışık gibi varsayımlarda kaldı, kimisi ateş dedi, ışık dedi ve varsayım olarak kaldı. Nihâyet ısı, ışık gibi cisimlerin atom denilen en küçük parçasından özel bir şekilde hareketinden veya bunların arasını işgâl eden bir esir cevherin hareketinden meydana geldiği göz önünde tutularak daha çok bu sonuncuya önem verildi. Bütün kuvvetlerin hareket enerjisine dönüşmesi Fen ilimlerinin en kuvvetli görüşü oldu. Burayı tekrar ediyorum. ‘’Bütün kuvvetlerin hareket enerjisine dönüşmesi Fen ilimlerinin en kuvvetli görüşü oldu.’’ Elektrik Fennin en önemli kuvvetidir. Erkek, dişi, pozitif, negatif diye iki cinse ayrılıyor. Yâsin Sûresinde;

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ ﴿٣٦﴾

Buyurulmaktadır. Cenab-ı Hak burada bu gerçeği duyurmaktadır. Bütün çiftleri yaratan odur, aynı cinsler itiyor, ayrı cinsler çekiyor, birleşiyor. Gizli ve açık cisimler bunlarla dolup, boşalabiliyor. Bunun için Kur’an-ı Kerim her ilmin aslı, esâsıdır. Fen ise bu kanunları çözmeye çalışmaktadır. Yıldırımın tarîfine gelince yıldırım çeşitli cinste elektrik taşıyan iki bulutun elektriklerini yâhut bir bulutla yerküresi elektriklerinin gerilişleri havanın karşı koymasına üstün geldiği anda iki çeşit elektriğin birbirleriyle birleşmeleriyle vâki olan bir elektrik boşaltım ve tahliyesidir dendi.

İbn-i Sînâ ve bugünküm fen diyor ki gök gürültüsü ve şimşek aynı zaman da vâki olur. Buraya dikkat edin! Gök gürültüsü ve şimşek aynı zaman da vâki olur. Ses, ışık, zamanla ilgilidir, sâniyede sesin hızı 337-340 metre, ışığın hızı ise 308000 Km’dir.

Dakika 15:15

Az yakın mesâfede ânî görülür. Yâni yıldırım şimşekle berâber düşmüş, varacağı yere varmıştır. Gürültü, ses ise 5-10 sâniye sonra duyulur. Mesâfeyi ölçmek için şimşek çakınca saate bak dinle birkaç sâniye sonra sesi işitirsin. Arada kaç sâniye varsa 340 ile çarpın. Meselâ 7 sâniye sonra ses geldi, şimşekten daha sonra geldi. 7 ile 340’ı çarptığın zaman 2380 metre ki ışık hızına göre bu bir an meselesidir. Işık bu meseleyi sâniyenin 125’de biri kadar bir zaman da kat eder. Yıldırım gökten yere olduğu gibi, yerden göğe de olabilir. Çoğunlukla elektrik nakil edici cisimlere saldırdığından yerde de pek çok nakil edici cisim olduğundan genelde gökten yere düşmektedir. Bulut (-) negatif yer (+) pozitif elektrik olunca yerden göğe de olmuş bir hâdisedir deniliyor. Akıcı elektrik nakil eden cisimlere hücum veya çekme özelliğine sahiptir. Nakledici ağaç, Mina, mâdenî eşya üzerine düştüğü görülmüştür. Fırtınalı havada nakil edici çınar, kavak gibilerin altı tehlikelidir. Çam, fıstık ağaçları gibiler nispeten zengindir. Paratoner, yıldırımkıran, yıldırım demiri dâiresi emin yerdir. Buda Hakk’ın kânûnudur. Bunların tümü İlâhî kanundur. Şimşekten önceki tedbîrlerdir, ecel gelmediyse geçerlidir, geldiyse tedbîr meşrû geçerlidir. Çünkü tedbîr kulun görevidir. Ecelin gelse de gelmese de bu kulun görevi olduğu için, kul görevini dâima yapmalıdır. Yıldırım yer kütlesine girişi esnâsında geldiği yönde ne cins cisim varsa hepsini eritir. Geldiği yerde cam ebrusu ile karışmış yaklaşık 10 metre uzunluğunda dirgen şeklinde çatal kütle külçe hâsıl olur ki buna yıldırım demiri denir. Bu demir değneği mıknatıslar, mıknatısı ise kutuplarını değiştirir. Rüzgârlı havanın, bulutların elektrik yüklü olduğunu kabûl etmişlerdir. Açık havada (+) pozitif elektrikle yüklü olup günün saatlerine göre değiştiği bir 30 metre yüksekliğinden itibâren yükselerek devam ettiği bu değişmenin sebebi meçhûldür. Bugünkü bilim bunu tespit etmiş değildir. Binâlı, ağaçlı yerlerde az yok gibi şehrin meydanlarında azda olsa (+) elektrik vardır.

Dakika 20:00

Zevâle 2 saat kala (+) elektrik yoğunlaşır. Yâni öğleye doğru, güneşin batışına 1 saat kala azalır. Güneşin batmasından 2 saat sonra artmaya başlar. Kışın yazdan daha da fazladır. Su ile bulut birbirine dokununca bir elektrik akımı oluşur. Alkali bir sıvının buharlaşması ile buhar (+) ve (-) elektrik ile yüklü olur. Yeryüzü büyük bir galvanizme cihâzı sayılmış kimyevi te’sîr ile (-) elektrik yüklemiş. Rüzgârlı hava yüzeye temas eder (+) ile yüklü olur. Netice harekete dönüşüyor, hareket cismin kütlesinde de, atomlarında da oluyor. Hareketin kaynağına muharrike kuvvet deniyor. Dîn dilinde bu kuvvete melek deniyor. Canlı bir rûhun varlığı ortaya çıkıyor. Tabîat ötesi kuvvet görüşü ki  (+)’ yı (-)’ye saldırtan melektir. Hak olan emre uymayı temindir. Âyette ظلمات, صواعق, yıldırımlar çoğul (الرَّعْدُ ), gürültü ve şimşek, berk tekil gelmesi dikkate değerdir. Yıldırımlar çoğunlukla çoğul olarak geliyor, ama bak gürültü, (الرَّعْدُ ) şimşek, berk tekil gelmesi dikkate değerdir. الْقَدْر  dâima pek kudretli kudret her yöne kuvvet bir yöne bakar. Dikkat et! الْقَدْر  daima pek kudretli kudret her yöne kuvvet bir yöne bakar. Taş yuvarlanması kuvvettir bir yere gider tersine gidemez, kudret her yöne gider, her yönedir, her şeyi kuşatır bu ise eşsiz tam kudrettir. O da Allah’ın kudretidir. Şey ne demektir? Mevcût demektir, meş-i dilenmiş eşyâ ile ilgilidir. Allah’a şey denmez Şâî dileyen denir. Yaratılan yaratan olamaz. Allah’ın birliği ezelî ve ebedîdir. İslam ölümsüz hayata küfür karanlığa benzetilmiştir bu âyetlerde. Dikkat et! İslam ölümsüz hayata çünkü İslam hayat verir, ebedî hayatın te’mînini sana gösterir. Ebedî hayat nasıl kazanılır? İşte İslam’ın bu ebedî hayatı sana kazandıran yönüne de işâret edilmiştir. Küfür karanlığa benzetilmiştir. İslam’sız hayat, îmânsız hayat küfrün hayatıdır. İslam’ın  وادي korkutması, şimşek, gök gürültüsüne benzetilmiştir. Burada hem (الرَّعْدُ ) hem de وادي bulunmaktadır. Küfrün namzeti musîbetler, cezâlar yıldırımlara benzetilmiştir.

Dakika 25:10

İslam’ın dışında kalanların hiç mi hiç kurtulamayacaklarını açıklar. İşte dikkat et buraya! Kur’an-ı Kerim’e dikkat et, Allah’ın sözlerine dikkat et. Biz keşif notları veriyoruz şanlı Kur’an’dan. Mühürlüler olsa da siz teblîğe devam ediniz. İşte biz bunu yapmaya aczimizle teblîğe devam ediyoruz, emri de verilmektedir yâni ister insanoğlu inansın, ister inanmasın, ister mühürlü olsun, ister mühürlü olamasın bize teblîğ yapmak düşer. Bu da Allah’ın devam eden rahmetidir. Çünkü İslam hep rahmettir, hep merhamettir, hep insanlara hakkı takdîm eder, Rahmeti, mutluluğu, kurtuluşu gösterir. İnsanoğlu bundan, saâdetinden ebedî mutlu hayatından insan kaçıyor da Rabbisini ve emirleri kabûl etmiyorsa ki bu İslam’dır. İslam’ın emirlerini kabûl etmeyen, Allah’ı inkâr edendir. Çünkü Allah kendi kânûnlarını İslam ile ortaya koymuştur. Bunun için kulluk ve ibâdet gereklidir. İbâdet tam kulluk ki yaratılışın, terbiyenin, teşekkürüdür. Çünkü Rab bizi yarattı ona teşekkür ona kullukla gösterilir. Tam kulluk yapamazsınız âbidiz diye her sonuçtan emin olmayın, çünkü hiç kimse Yüce Allah’a kulluk yapamaz. Bu da niçindir? İnsanoğlu âcizdir, câhildir, gâfildir. Dört dörtlük dinimi öğreneyim, Dört dörtlük ihlâs ile bunu yerine getiriyim gayreti insanoğlunda çok zayıftır ve cılızdır. Onun için insanoğlu Rabbisine bütün varlığıyla ibâdet etmelidir ama hiçbir zaman dört dörtlük, mütekâmil bir ibâdet yaptığını da zannetmesin. İnsan-ı Kâmil, insanlığın zirvesinde Peygamberlerin sultânı Hz. Muhammed ve diğer Peygamberler, bütün Evliyâlar ne yapmışlardır? Onlar en üstün İnsan-ı Kâmil oldukları hâlde acziyet içinde boyunlarını eğmişler. Hakkıyla sana kulluk edemedik demişler, herkes aczini itirâf etmiştir. Bunun için kıymetli efendiler, aczini itirâf ederek gücünü Allah’ın yoluna kullananlar işte kulluk görevini yapmaya çalışan onlardır. Bir sürü kusurlu, hatâlı yapıp da bunları dört dörtlük yapmış gibi kabûl edenler câhil insanlardır. Bunun için kulluğunuza devam ediniz, ümit ediniz, ümitli yaşayınız, sakın ola ki ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü o rahmet kapısı, ümit kesilecek kapı değildir. Ebediyülebet ümitvar olacak bir kapıdır. Yalnız azâbından emin olmakta yoktur. Korkuyla ümit arasında yaşayacaksın.

Şimdi burada bir örnek veriyor, gururlu, kibirli kendinde bir varlık hisseden Napolyon Bonapart Mısıra gelince başarılarını mûcize sayarak Hz. Muhammed’e o da benim gibi bir komutan idi, onu severim fakat ben daha büyüğüm demişti.

Dakika 30:07

Bu gurur Akka kalesinde kırılmaya devam etmiş ve sönmüş girmiştir. Çünkü Hz. Muhammed komutan, dünyânın eşsiz komutanıdır ama eşsizde en büyük Peygamberdir. Hem de âlemlere rahmet Peygamberidir. Hakkı söyleyen, hakkı yaşayan, her sözü hak ve gerçek olan, her aldığını Allah’tan alan Zât-ı Muhterem, Sultân-ı Enbiyâ’dır, Sertaç-ül Evliyâ’dır, Şefiî Ruz-i Cezâ’dır. Napolyonlar ona bir er bile olamazlar. Ancak îmân etseydi Napolyon ona ümmet olabilirdi îmân etmedi onu da kaybetti. Fransızlar onun açtığı yaraları hâlâ saramamışlardır. İşte kibir, gurur insanı mahvetmektedir. Hiçbir zaman Hakk’a, hakîkate karşı büyüklenme kabûl edilemez. Hakka, hakîkate karşı kibir küfürdür. Bunun için tarih bu türlü gururlu, kibirli insanların elinden çok çekmiştir. Sahtekârlar, şarlatanlar hepsi ölmüşlerdir. Gururlu, kibirlilerin hep beli bıkkını kırılmıştır, Napolyon da sönmüş gitmiştir ve Akka kalesinde dersini almıştır Müslümanlardan haçlı ordusu Akka kalesinde bir avuç Müslüman kaşısın da Napolyon perişan olmuştur. Sebep nedir? İşte bâtıla dayanmak ve Hakk’a dayanmamak, hakîkate karşı kibirli, gururlu olmaktır. Kur’an-ı Kerim eşsiz bir mûcizedir, ebedîdir, Hz. Muhammed’in Peygamberliği ebedîdir ve Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin getirdiği ebedî kânûndur İslam dini. Çünkü Hz. Muhammed ebedî kânûnlarla gelmiştir. Onun Peygamberliği, onun getirdiği İslami kuralları, kânûnları ebedîdir, ebedî anayasadır. İlâhî olan bu kitap Kur’an-ı Kerim Allah’ın anayasasıdır. (التحدّي) meydân okuma, musâbaka, yarış ilân ediyor. İlme sarılır halikalar Allah’ın özel yardımıdır. Mûcizeler, kerâmetler Cenab-ı Hakk’ın özel lütuflarıdır.

Nice silahlar çekilmiş, kanlar akmış, dünyâ karışmış, nice zahmetler masraflar yapılmış yine önünde durulamamış. İcâzı önünde misli meydana getirilemedi, ebedî getirilemeyecektir, getiremeyeceklerdir. Kur’an-ı Kerime nice dünyânın put orduları, haçlı zihniyeti, Emperyalistler bir araya geldiler. Tarih boyunca İslam’a, Müslümana saldırdılar. Hiçbirinde güçleri yetmedi. Yalnız küfürle ölenler; cehenneme yakıt oldu, odun oldu gittiler, yazık ettiler kendilerine. İslam’a karşı konmaz, İslam’a kimsenin gücü yetmez. İslam Allah’ın ve Allah’ın kurduğu düzendir. Çünkü İslam Alahan’dır, Allah’ın hükümranlığıdır. Beşerî değildir. Buna Allah’ın kuluyum, beni Allah yarattı diyen herkes Allah’ın hâkimiyetine, hükümranlığına boyun eğmek zorundadır. Eğer boyun eğmezsen ne olur? Boynun, belin bıkkının Azrâil’in orduları tarafından kırılır.

Dakika 35:07

Dünyâdaki küfrün karşılığı belâdır, belânı bulursun, mezara girersin, kabir azâbı başlar, oradan seni fırlatırlar mahşere ondan sonra cehennem azâbı başlar. Onun için İslam dini her şeyi önceden insanlığa haber vermektedir.

Ey insanoğlu! Kurtuluş var, hayat var, hayat veren İlâhî Mîzân var, İlâhî nizâm, İlâhî düzen var bu İslam’dır, Kur’an’dır. Gel hayat veren nûra gel, saâdete gel. İşte bu sohbetlerimiz, hayat veren sohbet olması için, insanlığa faydalı olmak için bu sohbetlerimize, bu derslerimize devam etmekteyiz.

Cehennemin yakıtı hicâre, heykeller, putlar, putlara tapanlar, taşlar, leşten de kötü kokan bir hicâre denen taştır, bunlar cehennemin yakıtlarıdır. Ne kadar heykeller, hicâreler, putlar ve putlara tapanlar varsa bunlar cehennemin hep yakıtıdırlar. Bu âyetlerde bunları açık seçik bildirilmektedir. Bizde keşfini yapmaktayız, tefsîrini, tevîlini ve rivâyetini yapmaya çalışmaktayız. Sâlihât kalbin, bedenin mal ile işlenen güzel amellerdir, Amel-i Sâlih deniyor. Güzel amellerin adı Amel-i Salihat ’tır. Sâlih Ameller  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  kalbin, bedenin mal ile işlenen güzel amellerdir. Bunun için kıymetli efendiler!

(mâlâ aynun raet velâ hüzünün semiat vela hatara alâ kalbi beşer)

Şimdi bu hadis-i şerifte bakın cennetten bahsedilmektedir. Cennet sevâp yurdudur, güzel amellerin îmânın karşılığıdır. Allah bunu lütfundan vermiştir. Îmânı, Amel-i Sâlihleri sebep kabul etmiştir. Yoksa kimse kendi kazancıyla cenneti elde edemez. Cenab-ı Hakk’ın îmân sebebi İslam Ameli- Sâlihât sebebi ile lütfundan îmânlı mü’min kullarına cenneti lütfetmiştir ve söz vermiştir. Cennet sevâp yurdudur. Cenneti âlemi girift ağaçlarla örtülü bahçe gaybda ki cennet ve içindekiler îmân ve amelle yetiştirilir. Dikkat et! Gaybda ki cennet ve içindekiler îmân ve amelle yetiştirilir. Burada sen hangi güzel amel işlersen orada senin cennetin ona göre hazırlanıyor. Burada  سبحان الله  desen orda senin için cennetine bir cennete yakışır ağaç dikiliyor. Ve burada ki amelin karşısına altından, gümüşten saraylar yapılıyor. Sen burada çalıştıkça orada da cennetten onun karşılığında cennet inşâ ediliyor. Demek ki tekrar ediyorum unutma bunu! Gaybda ki cennet ve içindekiler îmânla ve amelle yetiştirilir.

Dakika 40:00

Rıdvan’a İlâhî Rızâ’ya erilir, Hakka’l-Yakîn’e tadına erilir. Dârul İslam’dan, Dârüs-Selâm’a eminlik yurduna yâni tamâmen ebedî emin ve güven ortamı, huzur, refâh, felâh, necah ortamı, tam bir huzur ortamıdır cennet işte Dârüs-Selâm’a böyle girilir, Hakka’l-Yakîn zevkine erilir. Kur’an-ı Kerim tahkîkî açık tümleri aha çok tercih etmiş hisleri de mahrûm etmemiştir. İslam’ın karşılığında Cenneti Âlâ vardır. İşte selâm yurdu, sevâp yurdu burada sevâp dini İslam dinidir. Dârul İslam’da İslam yaşanır, Dârüs-Selâm’a yâni cennete selâm yurduna girilir. İslam’sız cennet olmaz. Bunun için hisler bile mahrûm edilmemiş akla hitâp etmiştir.

لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ Yunus Sûresi 26’ncı âyet-i kerimede güzel davrananlara daha güzel karşılık ve fazlası vardır diyor. Fazlası Allah’ın Cemâli’dir cennete kavuşacaksın Cemâle ulaşacaksın. Hak ise aklın inkâr edemediğidir. Akıl Hakk’ı inkâr edemez. İnsan Hakk’ı inkâr etmesi için aklının olmaması gerekir. Çünkü yerler gökler Hak ile yaratılmış ve tam bir düzen kurulmuş Allah’ın varlığı yerden, gökten önce ortada görülmektedir. Bütün varlıklar var edeni öncelikle göstermektedir. Onun için Hak aklın inkâr edemediği geçektir, hakîkattir. Hak hakîkat birdir, itibârî olarak ayrılırlar. Çoğulu ‘’Hakayık’’ gelir. Hak, hukûk lehte olursa sâbit ve vâcip demek, aleyhte olursa görev vecîbedir. Hak fikrin sözü uyduğu olaydır. Yüce Allah (C.C) kulunu mecbûr kılmamak için kulunun isteğini yaratır. Çünkü onun hürriyetini elinden, irâdesini elinden almamak için kulun isteğini yaratır. Hidâyeti de delâleti de yaratır. Birini yaratmamış olsaydı, öbürüne mecbûr kılmış olurdu, imtihân olmazdı. Kulun isteğini yaratması İlâhlık, Rablık şânındandır. Fıkıhta tamâmı bozan ret edilir. Fıkıhta bir kânûn kuraldır, kâidedir. Nedir? Tamâmı bozan ret edilir. Eğer birisini yaratsaydı da, hidâyeti yaratsaydı, delâleti yaratmasaydı birine mecbûr etmiş olurdu. O zamanda irâde olmaz, özgürlük hürriyet olmaz, imtihân olmazdı.

Fısk nedir? Fısk çıkmak delikten çıkan fâreye de fâsık denir ki şer-i kuralların dışına çıkmaktır. Buradaki dini anlamı fısk dini, şer-i kuralların dışına çıkmaktır. 3 kısımda izâh edilir.

Dakika 45:00

Ara sıra günâh işleyende fâsıktır, devamlı işleyen de fâsıktır. Çirkinliğini inkâr ederek günâh işleyen ki bu küfürdür. Bak 3’üncüye dikkat et! Çirkinliğini inkâr ederek günâh işleyen ki bu küfürdür kâfir olur. Demek ki fâsık 3 kısım ama 3’üncü fâsık kâfir sınıfındadır. Çünkü harama helâl dediği zaman, helâle de haram dediği zaman, İslam’ın Allah’ın kesin emirlerinden birini beğenmediği zaman, Allah’ın çirkin dediğine de güzel dediği zaman yâni harama helâl dediği zaman bu küfürdür. Bu küfür kimde varsa kâfirdir.

Canlar ırz, nâmûs dışında, dikkat edin canlar ırz, nâmûs dışında asil olan ibâha’dır. Burada ibâha ne demektir? Belirli temel hakların dışında, belirli haramların dışında, yerde, gökte ne varsa ibâha’dır. Yâni Cenab-ı Hak faydası olan her şeyi kuluna serbest bırakmıştır. Yasaklığın sayısı çok azdır. Onlarda kuluna çok zararlı olduğu için, birde imtihân vesilesi olduğu için temel hak ve özgürlüklerin bizzât kendisi olduğu için, Cenab-ı Hak bunların dışındakileri ne yapmıştır? Asıl olan İbâha’dır. Yerde, gökte her şey sizin menfaatinize yaratılmıştır. Özel bir haramlık delîli ortaya çıkmadıkça mubâhla amel edilir. Yâni bir şeyin haram olduğuna dâir delîl ortada yoksa her şey serbesttir, kullanılabilir. Ama Yüce Allah’ın haram dediği bir delîl ortaya emri ortaya çıkarsa o kat’iyyen kullanılamaz, o temel hakların içinde bulunmaz. Yer gök insan içindir insanlar insan için yaratılmamıştır. Kendini öldürmeye bak insanlar insan için yaratılmamıştır, bütün yer gök insan için yaratılmıştır. Kendini öldürmeye, ırzını satmaya hakkı yoktur. Hayat hakkına, dinine, aklına, hürriyetine, ameline, malına, mülküne karışılamaz temel haklardandır bunlar. Allah hakları aslî haklardır. Aslî haklar mubâh değil, dokunulmazlık, haramlık esâstır. Bunlara dikkat et! İşte temel hak ve hürriyetleri dünyâya koyan, ilân eden 14 asır önce Hz. Muhammed, İslam dini, Kur’an-ı Kerim’dir.

Onun için insanlar insan için değildir. Her şey insan için ama Allah’a îmân, itâat kulluk için yaratılmıştır. Kendini öldürmeye, ırzını satmaya hakkı yoktur. Hayat hakkına, dinine, aklına, hürriyetine, ameline, malına, mülküne karışılamaz. Bugünkü kanunlar dikkat edin bu hürriyetleri inananların elinden almıştır. Kur’an-ı Kerim bir şeyi emrediyor birinin tağuti kânûnları çıkıyor Kur’an’ın emrine karşı koyuyor ve inanç hürriyetini anayasaya koyduğu hâlde elindeki anayasayı kendi katlediyor.

Dakika 50:05

Anayasayı anayasalıktan çıkaran bizzât kendisi olmaktadır. Çünkü bunlar dokunulmaz haklardır. Ne diyor? Kendini öldürmeye, ırzını satmaya hakkı yoktur. Hayat hakkına, dinine, dinine deyince nedir? İtikâdı, ameli, ahlâkı dininin bütün emirlerini serbestçe yaşamasıdır. Şu veya bu bahâneyle dini vatandaşa zorbalıkla yaşamasına engel oluyorsa burada Allah’a karşı koyuş vardır, Kur’an’a karşı koyuş vardır, din ve vicdân hürriyetini katletmek vardır, Anayasayı bizzât ihlâl etmek vardır. Eğer anayasa ise ellerindeki. Aklına, hürriyetine, ameline, malına, mülküne karışılamaz. Tam bir hürriyet hakkını, insan haklarını, hak ve hürriyetlerini İslam ortaya koymuştur. Allah (C.C) hakları aslî haklardır. Aslî haklar mubâh değil dokunulmazlık, haramlık esastır. İşte bu sayılan hakların hiç birisi ihlâl edilemez, mubâh değildir, dokunulmaz haklarıdır, haramlık esâstır. Dokunduğun an bu haklara işte haram işliyorsun. Bunlar bu hakları da nasıl kullanacağı Allah’u Teâlâ’nın şerîat ölçülerinde belirlenmiştir. Allah’ın şerîatının ölçülerini de Allah’ın kânûnları belirlemiştir. İslam hukûkçuları işte İmâm-ı Âzâm’lar, işte İmâm-ı Mâlikler, işte Şâfiî ve Hanbelîler, İslam’ın büyük filozof, büyük hukûkçuları bunlar Yüce Allah’ın Kur’an da, sünnette, icmâ’da, kıyas ’da İslam’ın kânûn ve kurallarını güzel şekilde anlamışlar ve bunları kaleme almışlardır. Ehl-i Sünnetin tamâmı, bunların ortaya koyduğu din anlayışını yerli yerince bulmuşlardır. Onun içinde Ehl-i Sünnet yolu bunlarla devam etmektedir, bunlara yakın olanlar vardır, bunlara uzak olan Ehl-i Bid’at ve delâlet olanlarda vardır. Bunun için İslam dini asîl hak ve hürriyetleri temînâtı bizzât İslam’ın kendisidir. Onun için canlar, ırz, nâmûs bunlar temel hak ve hürriyetler dâhilinde ve başta gelmektedir. Onun için yaşama hakkı kimse kimsenin Yüce Allah’ın ortaya kânûnlarına, adâletine mürâcaat edilmedikçe kimse kimseyi cezâlandıramaz. Ancak kişiyi amelinden dolayı cezâlandıracak, yine kişiyi yaratan Allah’ın kânûnlarıdır. Bunun için canlar, ırz, nâmûs bunlar temel hak ve hürriyetlerdendir. Tekrar ediyorum hiç unutma kendini öldürmeye intihâr İslam da katilliktir, ırzını satmaya bu deyyusluktur, fâhişeliktir buna hakkı yoktur. İslam da nâmûs esâstır. Kimse ırzını satamaz meşrû olarak evlenecektir, meşrû olarak istediği gibi evlenmek hakkıdır. Ama ırzını satamaz, buna hakkı yoktur. Hayat hakkına, dinine, aklına, hürriyetine, ameline, malına, mülküne karışılamaz.

Dakika 55:04

Allah hakları aslî haklardır. Aslî haklar mubâh değil, dokunulmazlık, haramlık esâstır. Bunu iyi anla, iyi dinle şurada 40-50 yıl önce insan haklarını, evrensel beyannâmesini yayınlayanlar gerçek inşâ haklarının ve hürriyetlerinin 14 asır önce İslam tarafından yayınlandığını dünyâ bilmeli ve İslam’ın İlâhî adâlet olduğunu anlamalıdır ve anlatmalıdır. İnsan yüksek yaratıktır. Göklerden de faydalanır, faydalanmalıdır. Çünkü göklerde insan için yaratılmıştır. Sonra Hz. Muhammed 7 kat gökleri aşmış, mirâca ulaşmış, ‘’Gâbe Gavseyn’e’’ ulaşmıştır. İslam bununla neyi göstermiştir? Yükselişi ve Hz. Muhammed’in önderliğinde her yükselmenin hamlesi ve örneklik tarafı gösterilmiştir. Onun için göklere yükselecek, çağların önünde gidecek bütün değerler İslam da bulunmaktadır. Astronomi gök cisimlerinin ikisi arası çekim değişimini hesâp edebilmiş değildir.

Sâbit Bin Kurrâ çekim nazariyesini açıklamıştır. Rûhlar yüksekliğe adaydır. Cenab-ı Hak insanlara îmânlı rûhlar tâ Âlâyı illiyyîn’e kadar yükselirler, cennet yüksektedir, cehennem aşağıdadır. Küfür, şirk, İslam karşıtlığı kişiyi ve rûhlarını aşağı götürür. Hâlbuki rûhlar yüksekliğe adaydır. Yerde, gökte araştırmalar yapınız yükseliniz, azim ediniz, ilme, irfâna önem veriniz. Şu görüşlerde ortadadır. Bunların hepsi 1’inci katta  إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ ﴿٦﴾ Sâffât Sûresinde Cenab-ı Hak bize gökyüzünü yıldızlarla süslediğini söylemektedir. 1’inci görüş 7 semâ yerden Venüs’e, Venüs den Merkür’e, Merkür’den güneşe, güneşten Merih’e, Merih’ten Jüpiter’e, Jüpiter’den Satürn’e Satürn’den ilerisi Uranüs, Neptün yeni keşif edilmiştir.

Filozof Sâbit Bin Kurrâ çekim nazariyesini açıklamıştır. Bunun için görüşün biri budur,  biriside bu yıldızların, gezegenlerin, güneşin hepsinin 1’inci kat semâda olduğunu ileri süren görüştür. Diğeri de biraz önce saydığımız görüştür. Yerden Venüs’e, Venüs den Merkür’e, Merkür’den güneşe, güneşten Merih’e, Merih’ten Jüpiter’e, Jüpiter’den Satürn’e Satürn’den ilerisi Uranüs 2^nci görüşün ifâdesidir Uranüs, Neptün yeni keşif edilmiştir. Günâh nedir derseniz? Günâh aslî değil geçici ve dış telkinlerin eseridir.

Dakika 1:00:00

Sevâp aslîdir, ne yazık ki insanoğlu aslî olanı bıraktı da kendisi günâhı ortaya çıkarttı. Cenab-ı Hakk’ın verdiği imkânı günâha kullandı. Hristiyanların orijinal aslî günâh görüşleri de yanlıştır. Pastörün yeryüzünün ateş devri konusundaki görüşü Teselsül dünyânın kudümü tekevvün bizâtihi kendi kendine olması bu görüşünde düzeltilmesi gerekir. Çünkü bu görüşlerde de yanlışlar bulunmaktadır. Bütün yanlışları düzelten Kur’an-ı Kerim’dir. Her şey kânûn üstü Allah’ın yaratmasıyla olmuştur. Bunun için ilim Fen nazarında da dünyâ sonradan yaratılmıştır. Yeni felsefenin görüşü de budur. İlim ilerledikçe İslam’ı daha iyi anlayacaktır. Anlamaya başlayanlar az değildir. Verâset kânûnu soya çekimle değil, hilâfetle düşünülmesi gerekir. Çünkü hilâfetle düşünülmesi nedir? Hilâfet sonra gelme, babadan oğula geçme insanlığın üremesi Allah’ın yaratmasıyla olduğu ilim ehline hatırlatıyor. Çünkü Allah’u Teâlâ yerleri, gökleri, âlemi yaratınca ne yaptı? İnsanoğlun halîfe olarak yarattı. Yâni insanoğluna dedi ki; bu âlemleri sizin için kurdum sizde benim kanunlarımla hükmedin diye insanoğlunu yeryüzüne görevlendirdi. Halîfe Allah’ın salâhiyet verdiği kimse şöyle ki yetki Allah adına Allah’ın hükümleriyle hükmedecek, Allah’ın vekili olarak kalfası Allah’ın emir ve kânûnlarını tatbik edecek, onunda arkasından gelenler aynı görevi icrâ edecek kimseler halîfelerdir. Bu mânâ ashâptan, tâbiînden tefsîrlerin özetidir. Bu mânâyı Ashâb-ı Güzin vermiştir, Tâbiîn vermiştir ve bütün tefsîrlerinde özeti olmuştur. Bizde sizlere bu özeti vermekteyiz. Fâtır Sûresi 39’uncu âyet-i kerimede Cenab-ı Hak….

Dakika 1:03:27

 

(Visited 157 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}