HadısŞerifKülliyatı 143-01

143- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 143

 

143- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 143

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

‘’Bismillahi Zişân azimû sultan şedidül burhan kaviyyül erkâm mâşââllahu kân Eûzubillahi min külli şeytani insün ve can’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler,

 

Hadis-i şerifler külliyâtından derslerimiz devam ediyor. Konumuz yine ganimetler ve fey hakkındadır.

 

Abdurrahman Ebî Leyla anlatıyor. Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri ki diyor onu dinledim, demişti ki; Rasûlullah’ın (A.S.V) yanında ben, Abbâs, Fatıma ve Zeyd İbn-i Hârise beraberdik orada toplanmıştık. Ben şunu söyledim: Ey Allah’ın Rasûlü (C.C) (A.S.V)! Aziz ve celil olan Allah’ın Kitâb ’ında zikri geçen şu husustaki hakkımızın taksimine beni vazifelendirseniz de hayatınızda bu işi ben bir yapsam. Tâ ki sonradan kimse bu hususta bizimle ihtilâfa düşmese dedi. Hz. Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri devamla der ki; Rasûlullah (A.S.V) bu isteğimi yerine getirdi. Hayatı boyunca ben taksim ettim. Sonra bana Hz. Ebû Bekir’de beni vazifelendirdi, aynı iş Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) devrinin son senesine kadar ben de devam etti. O yıl fetihlerden dolayı bol bol gelmişti. Bizim hakkımızı yine ayırdı ve bana gönderdi. Ben bu sene ihtiyacımız yok, Müslümanların ihtiyacı var onlara ver dedim. O da bu hisseyi Müslümanlara dağıttı. Artık Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinden sonra kimse beni bu işe çağırmadı. Zaten o sene Hazreti Ömer’in yanından çıktıktan sonra Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine rastladığımda hayıflanarak bana: “Ey Ali! Dün bize öyle bir şeyi haram ettin ki bundan sonra artık kimse bunu bize vermez demişti. Meğer ne kadar doğru söylemiş dediği aynen çıktı. O, ne dâhî insan imiş” diyor Ebû Dâvûd bunu haber veriyor.

 

Katâde (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) gazveye bizzat iştirak edince onun sehmi safiy denen riyâset hissesi olurdu. Bu hisseyi taksimden önce köle, câriye, at gibi ganimete dâhil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye Vâlidemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirâk etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı. Ancak bu durumda seçme hakkı yoktu. Ne ayrılmışsa onu kabul ederdi. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor.

 

Dakika 5:00

 

 

Evet, kıymetli ve muhterem efendiler, Mâlik İbn-i Elis İbn-i Hadesan Hazretleri (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bana haber gönderdi. Ben de gün yükseldiği zaman ona gittim, kendisini evinde bir sedirin üzerinde deri yüzlü bir yastığa dayanmış vaziyette oturmuş buldum. Sedirin örgü ipleri adalelerine gömülmüş durumdaydı. Bana; Ey Mâlik! Seni şunun için çağırdım. Senin kavminden birkaç hâne halkı peş peşe geldiler ihtiyaç arz ettiler. Bende kendilerine, biraz bağışta bulunulmasını söyledim. İşte al bunu aralarında dağıtıver dedi. Ben bu işi benden başkasına söyleseniz daha iyi olur dedim. Ancak o ısrarla; Ey Mâlik! Al şunu dedi, az sonra Hz. Ömer’in âzâdlısı kapıcı Yerfe geldi ve: Ey mü’minlerin Emiri! Osman, Abdurrahman İbn-i Avf, Zübeyr ve Sâd’ın (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) girmelerine izin veriyor musunuz? Sizi görmek istiyorlar dedi. O da, evet buyursunlar diyerek izin verdi. Onlar da girip selam vererek oturdular. Az sonra Yerfe tekrar gelip Abbâs ile Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri içinde izin var mı dedi. Hz. Ömer onlara da izin verdi, girdiler. Selâmı verip oturdular. Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) söz alarak; Ey mü’minlerin Emiri! Benimle Ali arasında hükmet dedi. Bunlar bir meselede ihtilâfa düşmüş, birbirilerini dâvâ ediyorlardı, oradaki cemaatte; Evet, Ey mü’minlerin Emiri! Aralarında hükmet, onları rahatlat dedi. Öyle dediler. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) önceden gelenlere yönelerek, şöyle bir sakin olun deyip devam etti. Arzı ve Semâ’yı ayakta tutan Allah aşkına soruyorum, Rasûlullah’ın (A.S.V) şöyle, şöyle söylediğini biliyor musunuz? Bize mirasçı olunmaz ne bırakmışsak o sadakadır. Evet dediler. Sonra da Hz. Abbâs ve Ali’ye yönelerek, arz ve semâ izniyle ayakta duran Zâtın aşkına size soruyorum, Rasûlullah’ın (A.S.V) bize mirasçı olunmaz her ne bırakmışsak sadakadır dediğini biliyor musunuz? O ikisi de evet dediler. Hz. Ömer’de Allah’u Teâlâ Hazretleri (C.C) Rasûlüne (A.S.V) bazı imtiyazlar bahşetmiştir. Bunları ondan başka kimseye vermemiştir. Sözgelimi beldeler ahâlisinden Allah’u Teâlâ’nın (C.C) fey kıldığı şeyler hassaten Allah ve Rasûlüne aittir. Yüce Allah Rasûlü (A.S.V) Benî Nâdir’in mallarını aranızda taksim etti. Allah’a kasem olsun o işte kendisini size tercih etmedi sizi bırakıp onu kendisi almadı nitekim onu aranızda dağıttı. Sadece şu mal kendisine kaldı. Rasûlullah (S.A.V.) bundan ailesinin yıllık nafakasını alır mütebakisini Beytülmâl’e koyardı dedi. Bunu Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî haber vermektedir.

 

Dakika 10:15

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Yukarıdaki vaka ile alâkalı olan bir rivâyet şöyledir; Rasûlullah (A.S.V) yıllık ihtiyacını aldıktan sonra geri kalanı Allah’tan, Allah’ın malı kılar Beytülmâl’e koyardı. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) sonra cemaate yönelerek dedi ki; arz ve semânın izniyle ayakta durduğu Zât aşkına, yani Yüce Allah aşkına size soruyorum, bunu biliyor musunuz? Onlar evet dediler. Sonra Hz. Ömer teker teker Hz. Abbâs ve Hz. Ali’ye yönelerek; Öbür cemaate yaptığı gibi aynı şekilde yemin vererek bu hususu bilip bilmediklerini sordu. Her ikisi de evet biliyoruz dediler. Sonra Hazreti Ali, Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) sözüne devam etti. Hatırlayın siz Rasûlullah (A.S.V) vefat edince bu meseleyi Ebû Bekir’e götürdünüz o size ben Rasûlullah’ın (A.S.V) velisiyim. İkiniz bana ihtilâfınızı getirdiniz. Sen; Ey Abbâs! Kardeşin oğlunun mirasını talep ediyorsun, sende ey Ali hanımın Fatıma’nın babasından olan mîrâsını talep ediyorsun dedi. Ve devamla Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) size, Rasûlullah’ın (A.S.V) şu sözünü hatırlattı. Bize vâris olunmaz, her ne bıraktıysa sadakadır. Siz ikiniz ona ithamda ittifâk ettiniz. Allah biliyor o bu tatbikatta doğru, iyi, isâbetli ve Hakk’a uygun hareket ediyordu, sonra Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) vefat etti. Rasûlullah (A.S.V) ve Ebû Bekir’in velisi ben oldum. Böylece o malın sorumluluğu bana geçti. Allah biliyor bu işte ben de doğru, iyi, isâbetli ve Hakk’a uygun hareket ediyorum. Şimdi, Ey Abbâs! Sen ve Ali bana geldiniz, meseleniz aynı mesele, bana Benî Nâdir’den kalan fey malını bize ver diyorsunuz. Ben de bu cevabı veriyorum; Dilerseniz bir şartla o malı size vereyim. O şartta şudur; Bu malı Rasûlullah (A.S.V) Ebû Bekir ve sorumluluğunu aldığım günden beri ben nasıl kullandı isek sizin de öyle kullanacağınıza dâir Allah’a söz vermenizdir. Onu bu şartla aldınız mı, tamam mı?

Onlar evet dediler.

 

Hz. Ömer sonra siz bana aranızda başka şekilde hükmedeyim diye mi geldiniz?

 

Hayır.

 

Vallahi aranızda kıyâmet kopuncaya kadar bundan başka bir hüküm veremem. Bu şartı yerine getirmeden âciz kalırsanız malı bana iâde edin verin dedi. Kaynaklar önceki rivâyette kaydedilenlerdir. Benî Nâdir Yahûdî’lerinden kalan fey malı, Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde de Rasûlullah’ın (A.S.V)  üç ayrı husûsî malı safiy olduğu belirtilir. Fedek, Hayber ve Benî Nâdir emvâlidir. Evet, sevgili dostlarımız, Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bize tevârüs olunmaz bıraktığınız her şey sadakadır. Peygamber Efendimizden haber geliyor.

 

Dakika 15:10

 

Rasûlullah (A.S.V) 6 ay kadar sonra Peygamberimizden sonra vefat edecek olan Hz. Fâtıma-tüz Zehrâ (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) Hazreti Ebû Bekir’e küser ve ölünceye kadar barışmaz. Bazıları bunu reddederek Hz. Abbâs’tan Hz. Ali’ye karşı bu sözlerin sadır olmayacağını söylemiş ve hattâ rivâyet esnasında olanı hazfetmiştir. Gerçek tarafını Yüce Allah kendi bilir. Latife ve şaka yoluyla söylemiş olduğunu kabul etmektedirler. Bazıları da böyle demişlerdir, hadis-i şeriften çıkarılan hükümler bir kabilenin idâresini içlerinden büyük olanın üzerine alması gerekir. Çünkü herkesin hâlini en iyi o bilir. İkincisi imam yani devletin başı şerif kimseye ismi ile hitap edebilir. İsmini terhim ile de söyleyebilir. İmamdan kişi velâyet hakkını isteyebilir ancak bunu rifk ile yapmalıdır, yani edep terbiye ile.

 

Büyüklerin kapıcı tutmasının cevâzı imamın yanında oturma, hâkimin infâzı sırasında şefaat, verdiği hükmün Esbâb-ı Mucibe ’sini hâkimin açıklaması gibi hususların câiz olduğu rivâyette görünmektedir. Terhim, ismi biraz kısaltma. Hz. Ömer rivâyette Mâlik’e, ey Mâli diye hitap eder, sondaki ‘’k’’ harfini atar. İşte buna terhim denmektedir. İmam vakfa nezaret etmek üzere kendi yerine bir başkasını kayyım yapabilir. Kayyım diye iki kişi tayin edebilir ve hattâ gerekiyorsa daha fazla kayyumda tutabilir. Aşırı zâhit geçinenlerin iddiası aksine evde yıllık erzakın depolanması câizdir, bu tevekküle mâni değildir. Akar sahibi olunabilir, bunlar işletilebilir. Akar dışında da nemalanacak mal edinilebilir, ticaret, zirâat vesâire gibi. Bir mesele de yeni bir delil ikâme edildiği takdirde imam yani devletin başı onu esas alır ve muktezâsına göre amel eder. Hâkimin ilmi ile amel etmesi câizdir. Tâbî olanlar büyükte bir tutukluk görürlerse büyük söz ile onlara açılmayınca tâbîler büyüğün yanında sükût etmelidirler. Rasûlullah (A.S.V) feyden ganimetin humusundan kendi ihtiyacı ile ailesinin ihtiyacından fazla bir şey tutmuyordu. Bu miktardan fazlasında taksim ederek dağıtma veya atiyye de bulunma hususlarına yetki sahibi idi. Fâkih ve âlimlerin başkalarınca bilinen bazı şeyleri bilmemeleri ayıp değildir.

 

Dakika 20:02

 

Evet, sevgili ve muhterem izleyenler!

Hazreti Enes (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Rasûlullah’a (A.S.V) Bahreyn’den bir mal getirildi, Rasûlullah (A.S.V) bunu mescide dökün dedi. Bu mal şimdiye kadar Rasûlullah’a (A.S.V)  gelenlerin en çok olanı idi. Rasûlullah (A.S.V) namaza gitti ve mala hiç nazar etmedi, bakmadı bile. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne ondan veriyordu, yani dağıtıyordu. Derken, amcası Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) geldi. Ey Allah’ın Rasûlü! Bana da ver, zîrâ ben hem kendimin hem de akilin esaretten kurtuluş fidyesini verdim dedi. Rasûlullah (A.S.V) de al dedi. Bunun üzerine o da torbasını iyice doldurdu sonra onu sırtlamaya çalıştı ancak muvaffak olamadı.

 

Ey Allah’ın Rasûlü! Birilerine söyle de sırtıma kaldırıversin dedi.

 

Dese de, hayır cevabını aldı.

 

Bunun üzerine Abbâs, öyleyse sen sırtıma kaldırıver dedi.

 

Yine hayır, cevabını aldı.

 

Bunun üzerine Abbâs torbadan bir miktarını döktü tekrar sırtlamaya çalıştı yine kaldıramadı ve birilerine söyle sırtıma kaldırıversin dedi.

 

Hayır, cevabını alınca yine öyleyse sen kaldırıver dedi.

 

Rasûlullah (A.S.V)  hayır deyince, Abbâs bir miktar daha boşalttı sonra kaldırıp omzuna koyup gitti.

 

Rasûlullah (A.S.V) Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinde ki para hırsına taaccübünden bize görünmez oluncaya kadar gözleriyle onu takip etmişti. Yani Abbâs’ın durumunu beğenmedi Peygamberimiz o andaki tutumunu. Rasûlullah (A.S.V) tek dirhem kalmayıncaya kadar oradan ayrılmadı ve malı ihtiyaç sahiplerine hepsini dağıttı. İnsanların yapısı farklı olmaktadır. Bunun için ey insanlar birbirinizi kınamayınız! Herkesin iyi tarafları ve zayıf tarafları olacağını düşünün. Küfeliler yani Hanefî Ulemâsı bu mesele imamın yetkisine bırakılmıştır. Dilerse eşitliğe riâyet eder, dilerse tafdile yer verir demişlerdir. Fey ’in eşit değil ihtiyaç durumuna göre dağıtılması gereğini ifâde eder.

 

Avf İbn-i Mâlik (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor. Rasûlullah’a (A.S.V)  fey malı gelince hemen gününde dağıtırdı. Evliye 2 hisse bekâra bir hisse verirdi. Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız, Cenab-ı Hak Yüce İslam’ı en iyi en doğru şekilde bilen, doğru şekilde de yaşayan Sırât-ı Müstakîm üzere olan, Allah’ın lütfuna, keremine mazhâr olan, rahmetinin ve fazlının içine aldığı kullarının içerisine Cenab-ı Hak bizleri ilhâk eylesin. O rahmetinin ve fazlanın içinde tutarsa işte o zaman O’na itaat eder, isyândan kurtuluruz rızâsına mazhâr oluruz. Çünkü yardım O’ndan, zafer O’ndan ve Tevfik’i Hidâyet, başarının hepsi O’nda. Ey insanoğlu! Rabbine teslim ol, emirlerine teslim ol, Peygamber Muhammed Mustafa’ya (A.S.V) tâbî ol. Sakın ha gevşeklik yapma!

 

Dakika 25:35

 

 

(Visited 30 times, 1 visits today)