HadısŞerifKülliyatı 145-01

145- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 145

145- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 145

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve ezvâcihi sahbihî ve etbâihi ve ıtratihi ecmaîn’’

 

‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve nefsih’’

‘’ Rabbi Eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok sevgili ve muhterem efendiler, dersimiz ganimetler ve fey hakkında devam ediyor.

 

Yine Abdullah İbnü’l Amr İbnü’l Âs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Resulullah’ın (A.S.V) ağırladıklarının başını bekleyen ağırlıklarının başını bekleyen Kerkene denen bir zat vardı, derken vefat etti Rasûlullah (A.S.V) o cehennemdedir buyurdu. Bu söz üzerine adam görmeye adamı görmeye gittiler, üzerinde ganimetten çalınmış bir aba buldular. Bunu da Buhârî, İbn-i Mâce haber vermektedir. Buhârî ve Müslim’de gelen bir başka rivâyette: Midam isminde bir kölenin Rasûlullah’ın (A.S.V) atını tımar ederken mârûz kaldığı kör bir ok sebebiyle hayatını kaybettiği görenler ne mutlu şehit oldu deyince: “Rasûlullah’ın (A.S.V) müdahale ederek hayır, Hayber günü ganimetten çaldığı bir bürgü üzerinde ateş olmuş yakmaktadır dediğini belirtir.” Bu hadis-i şerif ganimetten çok değil az da çalınsa haram olduğunu ifâde etmektedir. Ey milletin malını alanlar, çalanlar, devleti soymaya kalkanlar! Bunlardan dersini almak isteyen herkes dersini almalıdır herkes. Ey insanlık âlemi! Görevini iyi yap, her vazife her görev emânettir emâneti koru, bunu korumanın yolu görevini doğru dürüst yapmaktır.

 

Zeyd İbn-i Hâlid (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Hayber Savaşı sırasında Rasûlullah’ın (A.S.V) Ashâbından biri öldürülmüştü. Rasûlullah’a (A.S.V) haber verildi, arkadaşınız üzerine namaz kılın dedi. Rasûlullah’ın (A.S.V) sözü üzerine halkın çehresi değişmiş bir soğukluk çökmüştü, Rasûlullah (A.S.V) açıkladı; arkadaşımız Allah için cihâd sırasında ganimetten çalmıştı bunun üzerine maktulün eşyasını karıştırdık. Yahûdîlere ait boncuk kolyelerden iki dirhem bile etmeyen bir kolyeyi çalmış olduğunu da gördük. İşte bunu da Muvattâ, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn-i Mâce haber vermektedir.

 

Evet, sevgili ve muhterem efendiler!

 

Sâlih İbn-i Muhammed İbn-i Zâhide anlatıyor; Mesleme (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) ile birlikte Rum diyarına girdik ganimetten çalan bir adam getirildi, Mesleme bu mesele hakkında Sâlim’e sordu? Sâlim şu cevabı verdi; babam Abdullah İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine kulak verdim, dinledim babası Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn ) Hazretleri’nden naklen Rasûlullah’ın (A.S.V) şu sözünü rivâyet etmişti;

 

Dakika 5:30

 

“Kim ganimetten çalarsa bütün eşyasını yakın kendisini de dövün.” İşte görüyorsunuz kıymetli efendiler bunu da Tirmizî, Ebû Dâvûd gibiler haber veriyor. Tahâvî imama bırakılmıştır, imam dilediği uygun gördüğü cezâyı verir, yani devletin başı bu tür cezâları hangi cezâyı uygun görürse onu verir demiştir Tahâvî.

 

Abdullah İbn-i Amr İbnü’l Âs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Hz. Peygamber (A.S.V) Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) ganimet hırsızının mallarını yaktılar ve kendisini de dövdüler. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor. Bir ganimet ele geçirdik, derken askerler onu hemen yağmalayı verdiler, yağma malı lâşeden daha helâl değildir. Veya şöyle demişti; “Lâşe yağma malından daha helâl değildir” bunu da Peygamberimizden haber veriyor. Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir. Çekilen açlık ve sıkıntı ne kadar fazla olursa olsun yağma yapmaya cevâz yoktur. Taksim edilmezden önce bu alınırsa işte yağma olur. Yağma malı lâşe gibidir diyerek Peygamberimiz ümmetini uyarmıştır, ganimet artık taksimden sonra helâl olabilirdi. Hâlbuki ganimet malının müştereken yenmesi sadece Dârül Harpte câizdir. İşin içine yağmalama girmiş olması da olabilir. İbn-i Hacer şöyle noktalamaktadır; bu rivâyet gösteriyor ki, Rasûlullah (A.S.V) yağmaya kaçan acelecilikleri sebebiyle öyle muamelede bulundu, gayesi yağmacıların maksatlarının zıttı ile cezâlandırmak idi, tıpkı kâtilin mirastan mahrûm kılınması gibi. Müphem durumun kaidelere uygun şekilde tebliği gerekmektedir. Bunlar Amel’de Fıkh-ı Ekber derslerimiz de bunlar ayrıca anlatılmış müçtehitlerimiz bunları hükme bağlamıştır. Burada biz hadis-i şerifleri haber veriyoruz, hükümlerini fıkıh ilminde açıklanmıştır müçtehitler fâkihler tarafından.

 

Sâ’d İbn-i Cessâme anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki: “Koruluk ittihazı sadece Allah ve Resulüne ait bir haktır.” Bunu da Buhârî, Ebû Dâvûd haber veriyor. Şihâb-uz Zührî şöyle demiştir; bize ulaşan habere göre Rasûlullah (A.S.V) nakit Nakihi Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) de Selef ve Rebeze’yi hima ilan etmişlerdir. Bunu da Buhârî haber veriyor. Koruluk diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı himadır. Hima: Korunan otlu araziye denmektedir, devlete ait hayvanların otlatılması için ayrılan yerdir.

 

Dakika 10:15

 

Arap tarihinde ‘’Besûs Harbi’’ diye geçen meşhûr bir harpte bu yüzden çıkmıştır. Araziye yasak koyma hakkı sadece devlete tanınmış olmaktadır. Halîfeler hima tesis edebilir başkası edemez, Rasûlullah (A.S.V) Naki mıntıkasını hima ilân etmişti, burasının Medine’ye 20 fersah mesafede genişliği bir mil uzunluğu 8 mil çeken bir arâzî olduğu belirtir. Hz. Ömer de hilâfeti sırasında Müzeyne diyarında Naki’ul Hadamet denen bir yeri hima ilân etmiş idi. Bazı kaynaklar Hz. Ömer’in Selef ve Rebeze de birer koruluk tesis ettiğini belirtir. Selef, Şeref veya Şerif de denmiş böyle de okunmuştur. Medine’ye 36 mil mesafe de bir yerdir. Rebeze Medine’ye 6 mil mesafede bir yerdir, Rebeze Medine’ye 3 konaklık mesafe de Mekke yolu üzerinde Zat’ı Irk’a yakın bir kariyedir. O büyük Sahâbî Ebû Zer Gıfârî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin ikâmet ettirildiği yer, orada vefat etmiş ve oraya defnedilmiştir. Rasûlullah (A.S.V) Hz Ömer tesis ettikleri himaları hazineye ve mücâhitlere mahsus at, deve gibi hayvanların otlatma da kullanmışlardır. İmâm-ı Âzâm Hazretlerine göre arazi nevatın ihyâsı devletin izniyle câizdir. Şu hâlde istifadesi herkese açık olan devlet arâzîsi şimdilerde hazine arâzîsi diyoruz, üzerindeki hususileştirme işleri İmâm-ı Âzâm’a göre devletin izniyle mümkündür. O hâlde böyle bir izin istihsâl edilmeden devlet reisi dışında kimse hima tesis edemez.

 

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri buyurmuştur ki câhiliye devrinde taksim edilmiş olan her mal taksim edildiği şekil üzeredir. İslam döneminde yapılan taksimat İslam’ın taksim esasına göredir. İbn-i Mâce bunu haber vermektedir ve Ebû Dâvûd. Farklı dinlere mensup olan kimseler birbirlerine varis olamazlar. Küfür tek bir millettir, evet yani gâvur Müslümana Müslüman da gâvura vâris olmaz.

 

İmâm Mâlik Sevr İbn-i Zeyd Eddili’den mürsel olarak rivâyet ettiğine göre Eddili demiştir ki bana Rasûlullah’ın (A.S.V) şöyle söylediği ulaştı; hangi ev veya arâzî câhiliye devrinde taksim edilmiş ise artık o câhiliye taksimi üzerinedir. Ancak hangi ev veya arâzî taksim edilmeden İslam’a girmiş ise artık onun taksimi İslam’a göre yapılır. Bunu da Muvattâ haber vermektedir.

 

Nâfi İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri’nden geliyor ki şöyle anlatıyor;

 

Dakika 15:04

 

İbn-i Ömer’in bir kölesi kaçarak Rum diyarına geçti, bilâhare Hâlid İbnü’l Velid (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Rumlara galebe çaldı, esirler arasında kaçan bu köle de vardı. Hâlid köleyi İbn-i Ömer’e iâde etti, onun kaybolan bir atı vardı askerler onu da ele geçirdiler. Hâlid atı da İbn-i Ömer iâde etti, bu rivâyetin lafzı Buhârî’nin rivâyetine uygundur. Buhârî, Muvattâ, Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce haber vermektedirler bu haberi de. Ebû Hanîfe (Rahmetullâhi Aleyh) ve Sevrî de İmâm-ı Mâlik gibi düşünmüşler ancak bir istisnâ koyarlar, kaçan köleye eski sahibi mutlak olarak ehaktır. Taksim’den önce de sonra da bulsa alır derler.

 

İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Biz gazvelerimiz sırasında bal ve kuru üzüm elde ederdik ve bunları taksim edilmek üzere diğer ganimet mallarının yanına kaldırmaz yerdik diyor. Bunu da Buhârî haber vermektedir, bu da savaşın içinde bulunan ortama ve şartlara göredir. Yemek için daha önceden verilmiş olan izinle iktifâ ederek yeni bir izin talep etmezdik yine savaşın özelliklerindendir.

 

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) Rasûlullah’a (A.S.V) içerisinde boncuk bulunan bir dağarcık getirildi, boncukları Rasûlullah (A.S.V) hür ve câriye kadınlar arasında dağıttı, Hz Âişe devamla der ki babam da boncuğu hür köle ayrımı yapmadan kadınlara dağıtırdı. Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

 

El Misver İbn-i Mahreme (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri Amr İbn-i Avf şunu anlatmıştır; Rasûlullah (A.S.V) Ebû Ubeyde’yi (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Bahreyn’e oranın cizyesini getirmek üzere gönderdi, mallarla dönünce Ensâr geldiğini işitti, sabah namazını Hz. Peygamber (A.S.V) ile kıldılar. Namaz bitince Rasûlullah’ın (A.S.V) etrafını sardılar, Rasûlullah (A.S.V) tebessüm buyurdular ve öyle zannediyorum Ebû Ubeyd ’enin bir şeyler getirdiğini işittiniz dedi. Hep birlikte evet dediler. Bunun üzerine şunları söyledi, buyurdu; Öyle ise sevinin ve sizi sevindiren şeyi ümit edin Allah’a yemin olsun sizler için fakirlikten korkmuyorum, ben size dünyanın genişlemesinden korkuyorum. Sizden öncekilere dünya genişlemişti de hemen dünya için birbirleriyle boğuşmaya başladılar ve helâk oldular. Genişleyen dünyanın onlar gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum buyurdu Şanlı Peygamber (A.S.V). Bunu da Buhârî, Müslim, Tirmizî haber vermektedir. Ey dünya, dünya diyen insanoğlu! Dünya seni harcamadan sen dünyanı Allah’ın yolunda harcamaya bak, yoksa dünya seni harcar hem de birbirinize sizi boğdurur, helâk olursunuz.

 

Dakika 20:02

 

Peygamberimiz (A.S.V) bu tehlikeyi haber veriyor, dünyalık için başkalarıyla boğuşmaya yer vermemelidir. Ey insanoğlu! Dünyevî fitne zenginlikle gelir. Veren el alan elden üstündür. Kuvvetli Müslüman Allah’a daha sevgilidir. Hem zengin hem Âbid olmak ise en hayırlıdır. Malını Allah yolunda harcamayan zenginler helâk oldular.

 

Sa’lebe İbn-i Ebî Mâlik anlatıyor (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn); Ömer İbnü’l Hattâb (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Bir kısım bürgüyü Medineli kadınlar arasında taksim etmişti, geriye güzel bir bürgü kaldı. Yanındakilerden bazıları kendisine: “Ey mü’minlerin Emiri! Bunu da senin yanında bulunan Resulullah’ın (A.S.V) kızına ver” dediler. Bununla Hz. Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin kızı Ümmü Gülsüm’ü kast ediyorlardı. Hz. Ömer onlara Ümmü Selit buna daha çok hak sahibidir, zîrâ o Rasûlullah’a (A.S.V) biat etmişti, Uhud Savaşı’nda bize kırbalarla su taşıyordu dedi. Bunu da Buhârî haber vermektedir. Kadın Hayber ve Huneyn ’ne de katılmıştır. Rasûlullah (A.S.V) hakkında Uhud’da başımı sağa da sola da çevirsem hep onu benim için mukatele ettiğini görüyordum diyerek kahramanlığını övmüştür. İşte bu da kadın kahramanlarımızdandır. İşte bu kadının adı Ümmü Selit’tir, kahraman kadınlarımızdandır bu (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne Erdahüm Ecmaîn).

 

Evet, sevgili dostlarımız, şimdi bundan sonraki dersimiz İnşâ’Allah şehitler hakkında devam edecektir.

 

Dakika 23:00

 

(Visited 39 times, 1 visits today)