HadısŞerifKülliyatı 150-01

150- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 150

150- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 150

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ*

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*

‘’ Rabbi eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Kıymetli ve muhterem efendiler,

 

İhrâmla ilgili derslerimiz devam ediyor. İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri’nden yine rivâyete göre demiştir ki: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), kadınları ihrâma girdikleri zaman eldiven kullanmaktan, yüzlerini örmekten vers ve zaferân giyinmiş elbise giymekten yasakladı. Ve: “Bunlardan gayri hoşuna giden elbise çeşitlerinden safranda boyanmış veya ipekli veya ziynet veya şalvar veya kamis veya mesh giysin” buyurdular. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor.

Kadınların kıyafetle ilgili yüzlerinin açık olması gerekmektedir, eldiven kullanmalıdırlar, kokulu elbiselerden kaçınmalıdırlar. Kokulu elbiselerden kaçınmalıdırlar vers veya zaferân dışındaki maddelerle boyanmış elbiselerin serbest olduğu belirtilmiştir.

 

Hz. Âişe’den gelen haber de ipekli ibrişimli boyalı giyebileceğini ziynetlerini takabileceğini söylemiştir, yani ihrâma giren kadınlar hakkında. Hz Âişe-i Sıddıkâ vâlidemiz (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn), ondan gelen bir rivâyette: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), ihrâmlı iken mesh giymede kadınlara ruhsat tanıdı” demiştir. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor.

 

İbnü’l Münzîr, ihrâmlı kadınların dikişli elbiselerin her çeşidini ve her türlü mesti giyebilecekleri başlarını saçlarını örtebilecekleri, yabancı erkeklerin bakışlarından korunmak için yüzlerine hafif bir örtü sallandırabilecekleri husûsunda icmâ edilmiştir der. Kim? İbnü’l Münzîr (Rahmetullâhi Aleyh).

 

İbnu Abbas (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hazretleri buyurdular ki: “Kim izar bulamazsa şalvar giysin, kimde nalın bulamazsa mesh giysin”. Bunu da Buhârî, Tirmizî ile Ebû Dâvûd, Müslim, Nesâî gibiler haber vermektedir. Bulunmadığı zaman tabii zarûrete istinâden bunlar söylenmiş sevgili Peygamberimiz tarafından.

 

Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) onu Uhud ’da “Talha’tül hayr”, Üsve gününde Tarikatü’l Feyyaz, Huneyn gününde de Talha-tül Cûd diye tesmiye etmiş iltifatta bulunmuştur. “Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm), Talha ve Zübeyr cennette benim iki komşum olacaklar sözü de meşhurdur”.

“Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), iki ayağı üzerinde yürüyen bir şehit görmek isteyen Talha’ya baksın” buyurmuşlar.

“Bir kimse üç gün üst üste Talha İbnu Ubeydullah’ı (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) rüyasında görür her defasında kabrimin yerini değiştirin sudan rahatsız oluyorum der.

 

Dakika 5:29

 

Üçüncü defa aynı şeyi görünce adam İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine gelerek rüyasını anlatır. Baktıkları zaman yere gelen tarafın su sızıntısından yeşerdiğini görürler ve o yeleği değiştirilir”. İşte bu da birer keramettirler.

 

Urve anlatıyor; Esmâ Binti Ebû Bekir (Radıyallâhu Anha ve Anhünne ve Erdahüm Ecmaîn), ihrâmlı olduğu hâlde, sarı renkli giysiler giyerdi. Ancak bunlarda zaferan olmazdı.” Bunu da Muvattâ haber veriyor.

 

Ya’lâ İbnu Ümeyye (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm),  Cirâne`de iken umre için ihrâma girmiş bir adam geldi. Adamın sakal ve saçları sarıya boyanmış, sırtında da zaferân lekeleri bulunan bir cübbe vardı. „Ey Allah`ın Rasûlü,“ dedi, „şu gördüğün vaziyette, umre için ihrâma girdim!“ Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm): „Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!“ diye emretti. (Bu metin, Sahîhayn’de metindir. Ebû Dâvûd’un rivâyetinde şu ziyâde mevcuttur: „Umrede iken, hacda yaptığını yap“) bunu da Buhârî, Müslim, Muvattâ, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî haber vermektedir. Umrede iken hacda yaptığını yap.

 

Evet, sevgili dostlarımız,

 

İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin ihrâmlının mıntıka takmasını mekruh addettiği rivâyet edilmiştir. Bunu da Muvattâ haber vermiştir. Sonradan bu görüşünden rücû etmiş olabileceği belirtilmiştir. Mıntıka (bele elbisenin üzerine bağlanan şeydir), yerine göre kuşak veya kemer diyebiliriz.

 

Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor; Bana, el-Ferafisa İbnu Umeyr el-Hanefî haber verdi ki, O, Hz. Osman (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri ihrâmlı iken yüzünü örter görmüş. Bunu da Muvattâ haber veriyor. İbnu Ömer, Mâlik, Ebû Hanife, Muhammed İbnü’l Hasanda aynı kanaati beyân ederler. Bunlar yüzü örtene fidye gerekir derler, sadece elle örtmede bir beis görmezler. Başı örmenin erkekler için haram olduğu husûsunda ulemâ icmâ etmiştir.

 

Nafî Hazretleri anlatıyor; İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) demiştir ki: “Başın çeneden yukarısını ihrâmlı bir kimse örtemez.” Bunu da Muvattâ haber veriyor.

 

Hz. Âişe (Radıyallahu Anha ve Erdahünne ve  Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Biz (kadınlar) ihrâmlı olarak Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)`la berâber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, her birimiz cilbabını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldırırdık.“ buyurdular. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor, yüz derisine değmeyecek şekilde bu yüz örtüsü Hz Âişe annemizin anlattığı, yüz derisine değmeyecek şekilde kapatıp açmaktadırlar.

 

Dakika 10:00

 

Fâtımâ Binti Münzîr anlatıyor; “Biz, bir kısım kadınlar ihrâmlı iken, yanımızda Esmâ Binti Ebû Bekir (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve  Erdahüm Ecmaîn) olduğu hâlde, yüzlerimizi sıkıca örtüyorduk.” bunu da Muvattâ haber veriyor.

Sevgili dostlarımız, yeri gelmişken hemen belirtelim ki İmâm-ı Âzâm Hazretleri bu çeşit taarruz durumlarında hadis-i şerifler arasında sıhhat yönüyle tercihe müessir zâhir bir sebep yoksa râvîleri fâkih olan hadisi tercih eder. Hz. Âişe’nin (Radıyallahu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) kullandığı tabirlerin fıkhi inceliklerini en iyi bilen büyük fâkihlerden biri olduğu dikkate nazara dikkate alınacak olursa İbnü’l Münzîr ’in pek isâbetli bir yorum yapmış olduğu anlaşılır. Bu da İmâm-ı Âzâm’ın işi sıkı tuttuğunu gösterir.

 

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâma gir(ece)ği zaman (ihrâmı için) kezâ ihrâmdan çıktığı zaman da Kâbe’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan sürünme maddelerini şu iki elimle sürdüm”. Bunu da Buhârî, Müslim, Muvattâ, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî haber vermektedir.

 

Bunlara dikkat edince fıkıh bölümlerinde bunlar fıkhî hükümleri açıklanmıştır, burada biz hadis-i şerifler külliyâtından keşif notları veriyoruz. Arada hatırlatıyoruz bunların hükümlerini hadis-i şeriflerden çıkan hükümleri fâkihler fıkıh konularında açıklamışlardır.

 

Misk bir nev’i keçinin göbeğinden en güzel en pahalı koku çeşididir. Koku sürünmek niyet edip ihrâmı giyme anından saçların kesilip ihrâmdan çıkma anına kadar devam eder.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Diğer bir rivâyette şöyle gelmiştir: “Önce koku sürünüp sonra ihrâma giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben (tîb sürünerek) ihrâma girip koku neşretmeyi sevmem. Katrana bulanmam bunu yapmamdan daha iyidir”.

Hz. Âişe ’ye (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) İbnu Ömer’in, bu sözü haber verilince: “Ben, Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâma (gireceği) sırada tîb sürdüm. Bu hâlde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrâma girdi, koku neşrediyordu” dedi. Buhârî, Müslim, Nesâî haber vermektedir bunu da. Evet, bu ihrâma girmeden önceki koku her birisini iyi anlamak gerekir. Ömer’in sükût ettiğini yani Hz. Âişe’nin görüşünü işiten İbnu Ömer’in sükût ettiğini, kendi görüşünde ısrâr etmediğini ifade eder. Sâlim İbnu Abdullah İbnu Ömer’in de bu mesele de Hz. Âişe’nin hadisine dayanarak babasına ve dedesine muhâlefet ettiğini belirtir.

 

Dakika 15:09

 

Cumhur da bunu esas alıp ihrâmdan önce kokulanmayı müstehab addetmiştir. Hanefî mezhebi de bu görüştedir. İşte bütün ortaya çıktı.

 

Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivâyette şöyle denir; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâma girmeyi arzu ettiği zaman bulabildiği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm.” İşte bunu da Nesâî haber vermektedir.

 

Yine Hz. Âişe (Radıyallahu Anha) şöyle buyurmuştur; “Ben, Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm), ihrâma gireceği zaman ihrâmı için şeytan taşlamasını yaptıktan sonra ve Beytullah’a yapacağı tavaf tavaf-(ı ziyaretten önce ihrâmdan çıkınca da hıll’i (ihrâmsız yani hâli) için tîbini sürdüm.” Bu da Nesâî ’den gelen haber, bu da ihrâmdan çıktığı zaman. Rasûlullah’ın tîbi sürüldüğü koku sizin şu tîbinize benzemez yani sizin kullandığınız tıp uzun müddet koku neşretmeye devam etmez demektir. Bu da Nesâî’nin haberidir Hz. Âişe ‘ye aittir bu rivâyet. Bütünü içinde şöyledir: “Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâmsız iken de ihrâma gireceği zamanda tîbini sürdüm sizin bu tîbiniz onun tîbine benzemez. Hz. Âişe bu sözü ile sizin tîbinizin bekâsı yoktur kokusu devam etmez demek istemiştir.

Evet, konular iyi anlaşıldığı zaman problemin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

 

Hz. Âişe-i Sıddıkâ vâlidemiz (Radıyallâhu Anha) anlatıyor; Biz Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ile (hacc ve umre için ihrâma girip) Mekke’ye giderdik. İhrâm sırasında alınlarımıza sükk denen bir tîb sürerdik. Birimiz terleyecek olsa, yüzüne akardı. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bunu gördüğü hâlde (bize) o(nun sürülmesini) yasaklamazdı. Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor. Bu takrîri sünnet addedilmiştir bu da.

Hz. Âişe’nin belirttiği sükk sürme işi ihrâma girmezden önce cereyân etmiştir. Bu sebeple saç ve sakal hâriç zeytinyağının ihrâmlı iken sürülmesi câiz addedilmiştir. Buraya dikkat et! “Saç ve sakal hâriç” buyrulmuştur.

 

Salt İbnu Zübeyd (Radıyallâhu Anh) Hazretlerinin, ailesinin bazı fertlerinden naklen şunu rivâyet etmiştir: „Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) Şecere nam mevkide iken, bir tîb kokusu hissetti. „Bu koku kimden geliyor?“ diye sordu: Kesir İbnu`s-Salt: „Bendendir, (saçımın dağılmaması için) süründüm ve tıraş olmamaya karar verdim“ dedi. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh): „Su birikintilerinden birine git, başını koku gidinceye kadar ovuştur!“ diye emretti. Kesir İbnu`s-Salt öyle yaptı.“ bunu da Muvattâ haber veriyor.

 

Dakika 20:00

 

Evet, sevgili ve muhterem izleyenler,

 

İhrâmlı bir kimseyi devesi sırtından atarak ölümüne sebep olmuştu, durum Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) intikâl ettirilince “Onu yıkayın, kefenleyin sakın başını örtmeyin ve kokuda yaklaştırmayın! Zîrâ o kıyâmet günü telbiye getirerek diriltilecektir” buyurdular.

 

Evet, sevgili dostlarımız Nafî anlatıyor; İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn), ihrâm giyerek Mekke’ye müteveccihen yola çıktığı zaman güzel kokusu olmayan bir yağ ile yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe Mescidine gelir, orada ihrâm için iki rekât namaz kılar sonra hayvanına binerdi.  Devesi ayağa kalkıp onu doğrultunca telbiye’ye başlar ve şöyle derdi; “Ben Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) böyle yaptığını gördüm”. Bunu da Buhârî ve Muvattâ haber vermektedir.

Hanefîlerin ihrâm öncesi kokulanmayı müstehab addettiklerini bir kere daha hatırlamış olalım.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; İhrâmlı reyhan koklayabilir, aynaya bakabilir. Yediği zeytinyağı ve tereyağı ile tedâvi olabilir. Bunu da Buhârî haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız Abdullah İbnu Huneyn anlatıyor;

 

İbnu Abbâs ile Misver İbnu Mahreme (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Ebva’da ihtilâf ettiler, İbnu Abbâs: “Mührim başını yıkar” dedi. Misver ise: “Hayır yıkayamaz!” dedi. İbnu Abbâs, beni Ebû Eyyûb el-Ensârî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine gönderdi. Ben onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yıkanıyor buldum. Kendisine selâm verdim. “Kim o?” dedi. “Abdullah İbnu Huneyn ’im. Beni, size Abdullah İbnu Abbâs gönderdi. Sizden, ihrâmlı iken Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) başını nasıl yıkadığını soruyor?” dedim. Bunun üzerine Ebû Eyyûb (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri elini perde (ipinin) üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı göründü. Üzerine su döken birisine: “Dök!” dedi. O da döktü. Ebû Eyyûb (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) başını elleriyle ileri geri ovalayıp: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vessselâm)’ı böyle yapar gördüm” dedi. İşte Buhârî, Müslim, Muvattâ, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbnu Mâce bu haberi vermektedirler.

Şu Sahâbînin Peygamber Efendimizin görüyorsunuz her hareketini her amelini nasıl güzel anladıklarını anlattıklarını uyguladıklarını görüyoruz.

 

Harice İbnü Zeyd, babası Zeyd (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinden naklediyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâma girmek için soyundu ve yıkandı”. Tirmizî haber veriyor.

Rezîn de şu rivâyeti kaydettiler; “(Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâmını giymek, Kâbe’yi tavaf etmek ve Arafat’ta vakfe için yıkandı” buyurdular.

 

Evet, sevgili ve muhterem izleyenler, İnşâ’Allah’u Teâlâ yine dersimiz bundan sonraki dersimizde de yine ihrâm hakkında devam edecektir. O Sevgili Peygamberimizin hayatını sahîh sünnetin tapulu senetli olarak rivâyetleri hadis-i şerifler külliyâtından sizlere vermeye devam edeceğiz İnşâ’Allah’u Teâlâ.

 

Dakika 25:49

 

(Visited 29 times, 1 visits today)