HadısŞerifKülliyatı 161-01

161- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 161

161- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 161

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî ecmaîn’’

‘’ Rabbi Eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ haleka ve zerea ve berea’’

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Şu anda ki dersimiz tavaf ve say da yapılan dua hakkındadır.

 

Abdullah İbnu Saib anlatıyor; Safa ile Merve arasındaki tavaf sırasında Rasûlullah’ın Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle dua ettiğini işittim diyor; “Rabbimiz bize dünya da hayır ver, âhirette de hayır ver ve bizi ateş azâbından koru”.

 

(رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ)

 

İşte bunu âyet-i kerime de geçen bu duayı Peygamberimiz bu şekilde bu dua ile dua ettiğini rivâyet ediyor. Ebû Dâvûd’dan geliyor haber. Bu dua ‘’Bakara Sûresi’nin 201’inci âyet-i kerimesidir’’. Bunun içerisine bütün hasenler, hayırlar iyi olan şeyler eksiksiz girer. Âlimler dünyadaki hasenle ilim Amel-i Sâlih, afiyet, af, rızık, temiz hayat, kanaat, sâlih evlat vesâire. Akla gelebilecek bütün hayırlı şeylerin kast edildiğini âhiretteki hasenle de mağfiret, cennet-i âlâ, yüksek dereceler Peygamberimize, peygamberlere murâfakat (yakınlık), rızâ ru’yet Allah’ın cemâlini görmek, lika (Allah’a kavuşmak) ve uhrevi füyûzâtın kast edildiğini söylerler.

 

Evet, kıymetliler ateşin azâbından korunma talebiyle de cehennemin yakması, dondurması, zehri, açlığı, susuzluğu, pis kokusu, darlığı, akrepleri, yılanları gibi naslarda geçen her çeşit cehennem azâbından korunma talebi talep edilmiş olmaktadır.

 

Evet, kıymetliler!

 

(رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ)

 

“Birahmetike ya erhamerrahimin”

 

Evet, namazlar da kâideler de oturunca da bu duanın okunması tabii ki tavsiye edilmiştir ve okunmaktadır.

 

Nafî (Rahimehullah)’ın anlattığına göre İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerini diyor Safa tepesi üzerinde şöyle dua ederken işitmiştir: “Ey Yüce Allah’ım (Celle Celâlüh) Kitâb-ı Mübin’inde: “Bana dua edin size icâbet edeyim!” buyurdun. “Ğafir Sûresi’nin 60’ıncı âyeti kerimesinde: Sen sözünden dönmezsin. Ben şimdi senden istiyorum. Bana hidâyet verip İslam’ı nasip ettin, onu geri alma. Son nefesimi Müslüman olarak vermemi nasip et.” bunu da Muvattâ haber veriyor. Ya Rab aynı duayı biz ne yapıyoruz kabul et.

 

Dakika 5:10

 

Rezîn şöyle demektedir; (İbnu Ömer) üç kere tekbir getirir ve şöyle derdi: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur bütün hamdler, övgüler, övme, övülme hakkı O’na aittir. O her şeye kâdirdir.” bunu da yedi kere tekrarlardı diyor. Merve’de de, her şavtta da aynı şeyleri tekrar ederdi. Bunu da Rezîn haber veriyor.

 

Sevgili dostlarımız,

 

Hz. Câbir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm Safa tepesinde durduğu zaman, üç kere tekbir getirip sonra Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamdüsenâ O’na aittir, O her şeye kâdirdir derdi ve bunu üç kere tekrar eder dua okurdu. Aynı şeyi Merve tepesinde de yapardı”. Bunu da Muvattâ, Müslim, Ebû Dâvûd, İbnu Mâce haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

„Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.“

İşte bunu tekrar tekrar okuduğunu görüyoruz Sevgili Peygamberimizin (Aleyhissalâtu Vesselâm).

 

İbnu Şihâb anlatıyor; İbnu Ömer (Radıyallâhu Anh) Hazretleri Beytullah’ı tavaf ederken, telbiye getirmezdi. Bu da Muvattâ’nın haberidir.

Hanefîlere göre telbiye Zilhiccenin 10’uncu günü yani bayramın 1’inci günü şeytana ilk taşın atılmasına kadar devam eder. O zaman bırakılır, işte Hanefî âlimleri bu haberlerin tümünü inceledikten sonra bu hükmü ortaya koymuşlardır.

 

Şimdi de Beytullah’a giriş hakkında Hz. Âişe Annemiz (Radıyallahu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) mesrur bir hâlde yanından çıkmıştı, sonra üzüntülü olarak geri döndü dedi. Ve dedi ki: “Kâbe’ye girdim. Ancak pişman oldum, yaptığım bu işi geri getirebilseydim, girmezdim. Ümmetime meşakkat vermiş olmaktan korkuyorum”.

Evet, sevgili dostlarımız dersimizin akışı içerisinde bunların nedeni anlaşılacaktır.

Beytullah’a giren, bir cennete girmiş olur ve mağfirete uğramış günahlar affedilmiş olarak çıkar. Kâbe’ye girmenin müstehaplığına başka delil ve kârineler de gösterilmiştir. Bu da İbnu Huzeyme ’nin kaydettiği bir hadis-i şeriftir.

 

Evet, sevgili dostlarımız İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) berâberinde Usâme İbnu Zeyd, Bilâl Osman İbnu Talha (Radıyallâhu Anh) Hazerâtı olduğu hâlde hep berâber gidip kapıyı kapadılar.

 

Dakika 10:06

 

Açtıkları zaman içeri ilk giren ben oldum. Bilâl ile karşılaştım ve hemen Rasûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm Kâbe’nin içerisinde namaz kılıp kılmadığını sordum. “Evet” dedi. İki Yemânî direk arasında. “Kaç rekât kıldığını sormayı unuttum.” Yani iki Yemânî direk arasında kıldı ama kıldığını söyledi fakat kaç rekât kıldığını sormayı unuttum diyor İbnu Ömer Hazretleri (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn).

 

Evet, sevgili dostlarımız yine Müslim’de kaydedilen bir haber de İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) şunu söyler; “Sizler Kâbe’yi tavafla emir olundunuz, içine girmekle değil. Ve der ki; “Usâme (Radıyallâhu Anh) bana Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) Beytullah’a girdiği zaman her tarafında dua ettiğini, dışarı çıkıncaya kadar namaz kılmadığını, çıkınca Beytullah’ın önünde kapısına yakın bir yerde iki rekât kılıp bu ‘’Beyt’’ kıbledir dediğini haber vermiştir”.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Buhârî’nin diğer bir haberin de şöyle denmiştir; “Rasûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm Kâbe’ye girdi. İçeri de 6 direk vardı, her biri direğin yanında bir miktar durdu, dua etti ama namaz kılmadı diye de bir haber bulunmaktadır Buhârî’den.

 

Nesâî de şöyle denmiştir: Kâbe-i Şerif’e girdi ve her tarafında tespihte bulundu, namaz kılmadan çıktı, makamın gerisinde iki rekât namaz kıldı diye de Nesâî’den gelen bu haber.

 

Evet, sevgili dostlarımız Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Kâbe’ye girdi, ilerledi bu da Nesâi’nin haberi.

Kapıya yakın bulunan iki sütunun arasına gelince oturdu. Yüce Allah’a hamdüsena ve duada bulundu. Sonra kalkıp Kâbe’nin arka cihetinden karşısına gelen kısma kadar yürüdü, alnını ve yanağını sürdü, Yüce Allah’a hamdüsena da bulundu, dua ve istiğfâr etti. Sonra Kâbe-i Şerif’in her bir köşesine gitti ve her birini tekbir, tehlil, tespih ve Allah’u Teâlâ ya senâ, dua ve istiğfâr da karşıladı. Sonra çıkıp Beytullah’ın ön yüzünde iki rekât namaz kıldı. Namazdan çıkınca bu Beyt kıbledir dedi. Bu da Buhârî, Müslim ve diğerlerinin haberidir.

 

Sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz ki haberler birbirini tamamlayan zengin haberlerdir. Buhârî Şârihlerinden Mühelleb’in yorumuna göre Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Kâbe-i Şerife bir kere fetih yılında girmiş ve iki rekât namaz kılmıştır. Bir kere de Vedâ haccı sırasında girmiştir ve bu girişte namaz kılmamıştır. İbnu Hibbân da bana bu iki rivâyeti cem etme husûsunda, en uygun geleni iki haberin iki ayrı vakitte cereyân eden vakâ ile ilgili olduğuna hükmetmektedir demiştir.

 

Dakika 15:08

 

Nevevî fetih sırasında Kâbe’ye girmiş bulunduğu hususunda ihtilâf yoktur demiştir. İbnu Hacer’de bunu Kâbe’ye girmek müstehaptır der.

 

Evet, sevgili dostlarımız iki rekât, iki rivâyet, nefy ve isbât hususlarında ihtilaflı olursa ispat edicinin tercih edilmesi esastır. Buraya dikkat! İki rivâyet nefy ve isbât hususlarında ihtilâflı olurlarsa isbât edicinin tercih edilmesi esastır demişlerdir bu da bir kuraldır.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Namaz kıldı diyen rivâyetlerde nâfile namaz, namaz kılmadı diyen rivâyetlerde farz namaz kastedilmiş olabilir. Kurtûbî bunu benimser esâsen İmam-ı Mâlik’in mezhebi de bu tevili esas almıştır.

 

Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ile birlikte Usame, Bilal, Osman bir başka rivâyette El-Fadl İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anh) girmiştir. Girince kapı örtülmüştür. Ezrakî’nin Mekke üzerine yazdığı kitapta Hâlid İbnu Velîd ‘in dışarı da kapının önünde bekleyerek halka karşı kapıyı koruduğu tahâcübü önlediği belirtilir. Namaz kıldığı yerde kırmızı mermer taşı mevcuttur da demişlerdir.

 

Evet, sevgili dostlarımız El-Mâzirî, Mâliki mezhebinde meşhur olan Kâbe’nin içinde farz namazın yasak olması ve kılındığı takdirde iâdesinin vacip olmasıdır der. Bazıları ammden kılarsa iâde etmelidir demiştir. Tirmizî, İmâm-ı Mâlik’in nâfile kılmanın caiz olduğuna hükmettiğini de belirtmiştir. Cumhur’a göre ise Kâbe’nin içinde namaz kılmayı müstehap addetmiştir. Bu hükme giderken dayanmış oldukları delili daha önce 1398 numaralı hadis-i şerifte kaydedildiğini gördük.

 

Evet, sevgili dostlarımız Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) Kâbe’de namaz kıldığı yerin kıble duvarından 3 zira mesâfe de bulunduğunu haber veren rivâyeti bu mesele de delil kılmışlardır.

 

İnşâ’Allah’u Teâlâ dersimiz yine bu konu da devam edecektir.

 

Dakika 19:07

 

(Visited 26 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}