hayat veren Tefsir 164-01

164- Tefsir Ders 164 hayat veren nurun keşif notları

164- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 164

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Sevgili izleyenlerimiz!

Nisâ Sûresinin son âyeti 176’ncı âyetine biliyorsunuz kelâle âyeti denmektedir. Bu âyetin öz anlamını size verdikten sonra bizde kelâle hakkında sizlere bazı rivâyetlerle ilgili bilgiler vermeye çalışacağız. Kelâle; çocuğu babası olmayan kimseye denmektedir. Câbir Bin Abdullah (R.A) rivâyet edilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa, Câbir’in yanına gidiyor. Câbir hasta olduğu bir zaman da…

Câbir diyor ki; “Ya Rasûlallah! Ben Kelâle’yim diyor. Miras kimindir diyor yani benim mirasım kime kalacaktır?” Diyor.

İşte o zaman bu âyet-i kerime nâzil olduğu rivâyet olunmaktadır. Kur’an-ı Kerim hayatın bütün şartlarına cevap veren ve hayat veren, hayatın bütün problemlerini çözen Kitâb’ı Kerim’dir. Nur’u Mübin’dir. Kur’an-ı Kerim her konuya Kur’an-ı Kerim cevap verir. Problemleri eğer çözemiyor bilmiyorsa bil ki, Kur’an-ı Kerim’i bilmiyordur. Eğer biri çağdaşlıktan bahsediyor da çağdaşlığın ne olduğunu eğer bilemiyorsa Kur’an-ı Kerim’i bilemiyordur. Muasır medeniyetlerin zirvesinde, çağların ta ötesinde geçmişi ve geleceği içinde toplayan Nur’u Mübin Allah Kitâb’ı Kur’an-ı Kerim’dir. Onun için hayatın her problemini çözer, her sorusuna cevap verir ve hayat vermek için gelmiştir. Mutlu olmak, doğruyu yerine getirmek, yanlıştan kurtulmak istiyorsan Kur’an-ı Kerim’i, İslam dinini Hz. Muhammed’in anlattığı gibi anlamaya çalış. Sahâbe-i Güzin ve bizim müçtehit âlimlerimiz bu yolu çok güzel anlamışlardır ve bu yol apaçık bir yoldur. Gizlisi kapaklısı da yoktur. Gizli dönen dolaplarda da hayır yoktur. İslam güneşten daha açık ve daha parlaktır. Yalnız tabii ki Kur’an, İslam bilindiği zaman böyledir. Bilmeyen insanlar daima gözü kapalıdır, beyni gerçeklere kapalıdır. Ruhu ve kalbi gerçeklere kapalıdır. Kimisi çocuk gibidir, kimisi deli gibidir. Kimisi de hiç bilgisi olmadığı için gözleri görmeyen, kulakları duymayan gibidir. Kur’an-ı Kerim ise ruhları parlatmaya, gözleri parlatmaya, kulakları gerçek anlamda duyurmaya, tüm insana hayat vermeye geldi. Eğer bir insan içiyle, dışıyla parlamak istiyorsa İslam’ın nurunun içine girmesi gerekiyor. Nurun dışında kalmaması gerekiyor. Problem burada insanoğlu kendi ışığından, kendi mutluluğundan kaçıyor ve yanlışın içinde doğru arıyor. Bulamaz yanlış yapıyor yazık oluyor. Şimdi gelelim yine (Kelâle) meselesine, bir kız kardeş vâris olursa ana baba bir veya baba bir yarısı farz diyor hakkıdır.

Dakika 5:00

Farz olarak yarısı diyor bu kızın hakkıdır mirastan, diğer tarafı baba tarafından asabe yoksa yani vâris yoksa retten diyor yine onundur malın tamamını o kız alır diyor. Yani (Kelâlenin) malını kız kardeşi ana baba bir kız kardeşi malın tümünü alır diyor. Malın tamamını bu şekilde almış olur. Onun için (Kelâlenin) bir tarifi böyledir. Baba bulursa kardeşler düşer. Hz. Ömer tereddüt etmiş ise de sünnet böyle cereyan etmiştir, İttifak hâsıl olmuştur. Bu Ebû Bekir’in anlayışıdır ve ittifak da burada olmuştur. Biraz Hz. Ömer tereddütte bulunduğu rivâyet olunmaktadır. (Kelâle) meselesin de ihtilâfta vardır ama ittifakta vardır. İşte bu konu da ittifak vardır. Şimdi Ebû Bekir (R.A) bu Nisâ Sûresinde ki “Feraiz Âyetleri” hakkında şöyle demektedir: “Birincisi çocuk ve baba, ikincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler, üçüncüsü ana baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır demiştir. Nisâ Sûresinde ki Feraiz konusun da”                                   Feraiz ilminde kardeşler oğul ile oğulun oğlu ile baba ile Ebû Hanîfe’ye göre dede ile de düşerler yani mirastan düşerler. Yani kardeşler miras alamazlar. Yine 171’inci âyet-i kerimesinde Cenab-ı Hak tevhîd îmânını ortaya koyuyor ve İslam öncelikle temel de ezelî ve ebedî gerçeklerin temelinde Tevhîd îmânı vardır. Bunun için Hristiyanlığa da bütün dünyada ki yanlışlara da, Yahûdîliğe de ve Ateizme de ve ilâhî adâleti tecellî ettirmeyen herkese de gereken dersi Kur’an-ı Kerim, İslam hukûku ilâhî taksimat gerçeği ortaya koymuştur. Ve diyor ki, Hristiyanlara: “Üçünün her biri tam bir ilâh diyor.” Hristiyanlar yani Allah İlâh üç diyorlar. Üçünün her biri tam bir İlâh’tır diyen var, üçü birden bir İlâh’tır, tanrıdır diyenleri var ve burada çelişki içine çelişki var. Îsâ’nın getirdiği, İncîl’in getirdiği İslam anlayışıyla yakından, uzaktan alâkası yok. Îsâ ile de, Mûsâ ile de, Tevrât’la da, İncîl ile de, Kur’an’la da hiç alâkası yok. Yani bu yanlış bir inançtır. Îsâ’nın getirdiği inanç tevhîd inancıdır, doğrudur. Mûsâ’nın, Muhammed’in bütün Peygamberlerin (Aleyhimüsselam) getirdikleri inancın tamamı tevhîd inancıdır, yani Allah’ın birliğidir. Şimdi bunu vurguladıktan sonra bu temel üzerinde artık yürümek gerekiyor, bu temeli sakat olanın üzerindeki sağlamları da güvence altında değildir. Vâris kız ise diyor netice de kız kardeş de asabe olur diyor. Vâris kız ise kız kardeşte asabe olur. Yine Buhârî Şerifte, Dârimî’de kız kardeşleri kızlarla birlikte asabe yapınız diye Sevgili Peygamberimizden rivâyet vardır. Oğlu bulunursa o zaman kız kardeşler düşer, kızlar ve oğlanlar devreye girer. Asabe baba tarafından vârislerin adıdır.

Dakika 10:10

Şimdi Nisâ Sûresinin bu şekilde sonuna geldik, Kur’an-ı Kerim’in başından buraya kadar geldik İnşa’Allah Mâide Sûresi ile derslerimiz devam edecektir ve Kur’an-ı Kerim’in tümünü sizlere özlü ve keşif notlarıyla, uç notlarla güvenilir kaynaklarda ki rivâyet ve dirâyetlerle sizlere Şanlı Kur’an’ı duyurmaya ve ondan hayat bulmaya devam edeceğiz. ‘’İnşa’Allah’’

Rabbin ve sen savaşın dediler Mûsâ Aleyhisselama. Kim? Benî İsrâil. Mûsâ’ya rest çektiler. Muhammed ümmeti ve hiçbir inanan mantık ve inanan insanların hiçbiri bunu Peygamberine söyleyemez. Mâide Sûresi 24 ve 30’uncu âyete bakınca bunu görüyoruz. Ne kadar yazık bir durum Mûsâ (AS.) dediler. Rabbin ve sen gidin savaşın ve biz gitmiyoruz burada oturacağız dediler. Bunlar ibret alınsın diye söylenmektedir. Hâbil, Kâbil olayına şöyle bir bak; Hâbil’i Kâbil öldürdü kâtil oldu. İkisi de Âdem’in çocuklarıydı. İlk kâtilliği işleyen Kâbil’dir, cürüm işledi yanlışın peşine takıldı ve iblîsin ilk kadrosu hâline geldi yeryüzünde ve yazık etti kendine. Kâbil’in yolunu tutanlar işte yanlışta ısrar edenlerdir. Yine şunu da herkes unutmasın ki 116’ncı âyet-i kerime de: “İnsanoğlunun önünde bir gün var o günde saçları ağarır, ruhlar ürperir, o kıyâmet günüdür. Herkes ölüme ve kıyâmete hazırlanmalıdır.” Ölüm biliyorsunuz mezara, kabre hazırlanmaktır birde oradan kalkıp büyük mahşerde büyük mahkemeye hazırlanmak gerekmektedir. Bunlar hak ve gerçektir. Nasıl ki bu âlem yoktan yaratıldı ise bizi de Cenab-ı Hak hesaba çekeceğini kendisi açık, açık söylüyor, dünya imtihan âlemidir diyor.

Yine Abdullah Bin Amr Bin Âs ’tan da şöyle bir haber var; “Bu Sûre inerken diyor binek taşıyamadı yani binekten Peygamberimiz indi diyor.” Bu da Vahyi İlâhî’nin ne kadar ağır olduğu, bu Sûre dediği de Mâide Sûresidir. İnzâl edildiği zaman diyor deveni üzerinde idi, deve dayanamadı Peygamberimiz deveden indi. Şimdi vahyin sıkletine, ağırlığına bir bakarsanız Hz. Muhammed’in nasıl dayandığına şöyle bir düşünmek lâzım ki, Allah’ın lütfu yardımı olmasa bu mümkün değildir. Çünkü İlâhî Kelâm’dır, Vahyi İlâhi’dir. Biliyorsunuz Mûsâ (AS.)           Cenab-ı Hakk’ı görüvereyim, seni görüyüm dediği zaman: “Ya Mûsâ eğer şu dağ dayanabilirse sende beni görürsün deyip dağa Cenab-ı Hak kendi dilemesiyle bir tecellî de bulundu kendi dilediği kadar dağ çöktü.” Eğer tamamen tecellî etse ne gökler dayanır ne yerler dayanır. Onun kudreti nâmütenâhi’dir. Onun lütfu keremiyle olur olabilecekler yoksa kimsenin gücü yetmez.

Dakika 15:00

Yine Mâide Sûresinden de anlaşıldığı gibi Mâide; bir dayalı döşeli nimetle dolu sofra demektir. Bu Sûre bundan almaktadır. İslam ebedî bir ziyafettir, Allah’ın ziyafetidir. Kim İslam sofrasına oturur iyi Müslüman olursa Allah’ın ebedî lütuflarından tabii ki ebedî nasiptar olacaktır. Bunu esas sofra ilâhî ziyafet İslam’dır. Fakat burada Îsâ (AS.) ile de ilgili durum var onu da yeri gelince size o sofranın da durumunu İnşa’Allah size izah edeceğiz. Yine bunun gibi bu Sûrenin içerisinde başka Sûreler de olmayan 18 tane ayrıca farz olan İlâhî Emirler bulunmaktadır. Mâide Sûresi 120 âyet-i kerimeden müteşekkildir, 120 âyettir. Sıra numarası 5’inci Sûredir ve cüz olarak da 6’ncı cüzde bulunmaktadır. Bunun için İnşa’Allah sırayla bu sûre hakkında sizlere bilgi vermeye devam edeceğiz.

Allah’ın ahdi anlaşma, şirket, alışveriş, nikâh, yemin akdi gibi birçok ilâhî emirleri bu sûre de bulacağız. Tirmizî’nin ve Ahmed Bin Hanbelî’n de rivâyet ettiği bir hadis-i şeritte şöyle buyurulmuştur: “Efendimiz Hz. Muhammed’den (A.S.V) mervîdir ki, (Sûretül Mâideti min âhiril Kur’an’ı nuzûlen fe ahıllû halâlehû ve harrimû harâmehû) buyurulmuştur.” Mâide Sûresi nüzul bakımından son inen sûrelerdendir son inen onun helâlini helâl, haramını da haram kabul ediniz diyor Peygamber-i Zîşân Efendimiz. Bu sûrenin Mekke’nin fetih yılında bir kısmının nâzil olduğu, bir kısmı da Veda Haccın da nâzil olduğu rivâyetleri bulunmaktadır. Yine Hasan’ı Basrî’den gelen ve Sâbûnî’nin de kaleme aldığı bir haberde de: “Hükümlerin dışına sakın çıkmayın.” Hükümler Allah’ın hükümleridir buna dikkat edin diyor. Bunu hem Kur’an-ı Kerim söylüyor, hem Peygamberimiz söylüyor. Çünkü bu bir hakîkattir. İlâhî hükümlerin dışına çıkan işte tamamen hakkın dışına çıkandır. İslam onu dışlar, İslam dışlaması demek rahmetten dışarı atılması demektir. Bu duruma kimse düşmesin. Kimisi itikâtta İslam tarafından dışlanır, kimisi amel de dışlanır, kimisi ahlâkî konu da dışlanır. İtikâdın, amelin, ahlâkın, bütün yaşantın İslam’ın ölçülerine uygun olduğun zaman İslam seni bağrında ebedî muhafaza eder. Sakın yanlışa düşme İslam’ın dışına çıkma ilâhî sınırlara dikkat et! Yine İbn-i Kesîr ’den gelen bir haber de Esmâ Binti Yezîd ’den  (Radıyallâhu Anhü) Akba isimli diyor Efendimizin devesini yularını tutuyordum, Sûrenin hepsi nâzil oldu diyor. Devenin ayakları kırılacaktı deve çöktü diyor.

Dakika 20:00

Yani bu Mâide Sûresi geldiği zaman ve birde bu rivâyet vardır bu şekilde. Yine Cenab-ı Hak bu Sûre de: “İslam’ın tamamen kemâle erdirildiğini, nimeti tamamladığını, din olarak İslam’ı seçtiğini bildirir” Mâide Sûresinde. Âli İmrân 85’inci âyette de: “İslam’dan başka ben din kabul etmem diyor Cenab-ı Hak” Allah bir, din de bir o da İslam’dır, bütün peygamberlerin dini de İslam’dır. Bunu kimse unutmasın İnşa’Allah bunun dışında da sizlere Mâide Sûresi ile de ilgili o hayat veren nur saçan dersler devam edecektir. Dersimizi İnşa’Allah hep beraber almaya çalışacağız.

Cenab-ı Hak hidâyetini, rahmetini, mağfiretini, lütfu keremini, refakatini üzerimizden inâm ve ihsânını üzerimizden eksik etmesin.

Dakika 21:21

 

 

(Visited 64 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}