Tefsir 17-01

17- Tefsir Ders 17 hayat veren nurun keşif notları

 

17- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 17

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Bakara Sûresi 40’ıncı Âyet-i Kerime’den 49’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

Sevgili izleyenler,

Yüce Allah’ın ebedî saâdet ve selâmeti tüm inanan Allah’ın zâtına, sıfatlarına, efâline Yüce Allah’ın şânına yakışır şekilde Allah’a îmân eden, onu doğru tanıyan onun kurduğu eşsiz hayat nizâmına, onun kânûn ve kurallarını ki ummadığı İslam’dır. Buna da tam inanan bütün kardeşlerimize selâm olsun. Bütün mutluluklar, hayırlar, bereketler onların olsun. Bütün insanlığa da bu yüce saâdet hayat veren bu değerler ki İslami değerler ve onun îmânı tüm insanlığa nasîp olsun bütün arzunuz herkesin mutluluğudur. İslam herkesi hayat veren yüce değerlere çağırıyor, gerçek hayat tarzını ortaya koyuyor. Dersimiz bunlarla devam ediyor. Bir önceki dersimiz devamı 60 ve 61’inci dersler olarak devam ediyoruz. Cenab-ı Hak hem Rabbimizin râzı olduğu, rızâsını kazandığı, hem de insanlığa en iyi faydalı olmayı cümlemize nasîp eylesin gayretimiz bu yöndedir. Yoksa hiçbir kimseye karşı ne bir art düşüncemiz vardır, nede olabilir çünkü İslam düşüncesi, İslam’ın rûhu herkesin kurtuluşu demektir. Kurtuluşa çağırıyor, gerçek hayat tarzına çağırıyor, hayat veren yüce değerlere çağırıyor ki bunun başını Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed çekiyor. Bu yolda başarı elde etmiş nice değerli şahsiyetler bulunmaktadır, onlara da Allah bol, bol rahmet eylesin. Çünkü onlarda insanlığın hayrına çalıştılar. Müçtehitlerimiz, mürşitlerimizde olduğu gibi şehitlerimizin, yüksek âlimlerimizin gösterdiği gayretler hep bu yöndedir. Tüm insanlık uyarılıyor, gerçek hayata, hayat verene çağırırken yanlış gidenleri de uyarmak elbette ki görevimiz olmaktadır. Bu görevde hayat veren değerlerden gelmektedir. Hayat veren nûra çağırıyoruz, hayat veren nûrun sohbetini onun derslerini yapıyoruz. Birbirimize faydalı olmaya çalışıyoruz.

       Çok kıymetli efendiler!

Hayat veren nûr, hayat veren nizâm ve onun düzeni Allah’ın kurduğu düzendir. Bu düzenin, bu nizâmın anayasası kânûnları Kur’an-ı Kerim’dir ve buradaki hitâbet, çağrı bütün insanlığın tümünedir. Kendileri seve, seve gelirler bu hayat veren ebedî mutlu hayat düzenini yaşarlar ve kendilerini cennete hazırlarlar. Çünkü İslam dîni bu hayat veren nizâm, onun kânûnları dünyâya mutlu bir düzen kurmak, buradan da insanları alıp cennete götürmektir.

Dakika 5:14

Birinin adı buradakinin adı Dârül İslam öbürü Dârusselam’dır. Bu düzeni kuran ise Allah’ın kendisidir. Yâni bu düzeni kuran bizzât Allah’adır (C.C) bu Ahmet, Mehmet. Ali, Veli düzeni değildir. Allah’ın kurduğu düzendir. Biz Allah’ın kullarıyız elbette ki yaratana itâat etmek, onun emrinde olmak, onun hükümranlığını tanımak onun vatanında bir vatandaş olmak ve Müslüman bir vatandaş olup ona kul olmaktır. Müslümanlık bütün insanlığın tamâmının aslî fıtratıdır. Yâni doğulunun, bâtılının fıtratı değil insan fıtratı İslam fıtratıdır. Bu fıtratı bu hayat veren nizâmın kânûnlarıyla, İslam’ın ekolüyle eşsiz Arş-ı Âlâdan Levh-i Mahfuzdan gelen bu yüce derslerle bu fıtratını ya geliştirirsin veyahut da bunları ret eder derekeye doğru yâni aşağı gidiş başlar. Ya yukarı doğru gidersin ya aşağı İslam yukarı götüren çağlarında önünde, göklerinde üzerinde en yüce bütün değerleri, dersleri Üniversitelerin dünyâda bulunmayan Arş-ı Âlâdan gelen Levh-i Mahfuzdan gelen derslerin tamâmını ilimlerin, irfânların tamâmını Kur’an-ı Kerim İslam bünyesinde barındırmaktadır. Çünkü yaratanın ekolü, okuludur İslam. İslam da okumak lâzım, İslam’dan mezûn olup diploma almak lâzım, İslam’dan diploma almak, İslam’dan görev almak ebedî İslam da görev başında bulunmak kulluğun görevidir, kulluğun gereğidir. Bunun için burada görevliyiz. İster itâat eder, ister etmez eden de karşılığını bulacak ettiğinin, itâatinin karşılığını, itâat etmeyende isyânının karşılığını bulacaktır. Bu dersimize bir giriş yaptık bu kelimelerle şimdi dersimiz devam ediyor.

Kibirlerinden Müslüman olamıyorlardı. Bakın tüm insanlık uyarılıyor. Yahûdî bilginleri hasetlerinden kibirlerinden, Müslüman olamıyorlardı. Hâlbuki İslam bütün insanlığın dînidir. Mûsâ’nın getirdiği dinde İslam idi. Dâvûd’lar, Süleymanlar, Yusuflar, Yâkuplar, İsmailler, İshaklar, İbrahimler bütün Peygamberlerin dîni İslam idi. Tevrât’ta Hz. Muhammed haber veriliyordu, İncîl’de haber veriliyordu, kaşına gözüne varıncaya kadar Hz. Muhammed Tevrât’ta tanınıyordu. Hz Mûsâ ve bütün Peygamberler Hz. Muhammedi haber veriyordu (S.A.V) öz evlatlarını bildikleri gibi Hz. Muhammedi Tevrât’ta, İncîl’de biliyorlardı ama ne yazık ki İnsanoğlu kendine öyle bir kötülük yapıyor ki kendine yaptığı kötülükle kalmıyor, insanlığı da bu kötülüğü yansıtıyor.

Dakika 10:00

Bunun için Yahûdî bilginleri hasetlerinden, kibirlerinden Müslüman olamıyorlardı. Cenab-ı Hak iblîsi kâfirler zümresine nispet etti. İblîsin milletinden, iblîsin dîninden saydı ve küfrün tamâmı tek millettir dedi.

           Kıymetli efendiler!

Küfür tek millettir. Bu kimde varsa o küfür milletinin içindedir, işte İslam insanlığı îmân milleti yapmak, Allah’a kul etmek, bütün tağut ve şer güçlerden kurtarmak. Cennet dururken kimsenin cehenneme gitmemesi için Müslümanın çırpınması hayat veren hakîkati haber vermesidir. Yazık olur İblîsin milletinden olmamak, İslam îmân milletinden olabilmektir. Îmân ve İslam tekrar söylüyorum bütün insanlığın fıtratıdır bu fıtratı bozanlar ve İlâhî fıtratın dışında kendi fıtratını bozup da başka fıtrat arayanlar işte iblîsin durumuna düşerler İblîsin milletinden, İblîsin dîninden olurlar. Cenab-ı Hakk’ın âyetlere şöyle bir verdiği anlama bakarsanız bunlar apaçık ortada görülmektedir. Küfrün tamâmı tek millettir iblîs son derece hayırdan ümitsiz demektir. Şimdi bir insan Allah’ın rahmetinden ümit kestiği an iblîsin durumuna düşer. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez. . Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek için Allah ile tanışmak Hâlık, mahlûk tanışması şarttır. Bilhassa mahlûk Hâlik’a ebedî muhtaçtır. Öyleyse Allah’u Teâlâ’nın tanıttığı gibi Peygamberin ortaya koyduğu değerleri anlayıp kavrayıp Peygamber (S.A.V) nasıl tanıttıysa bizlere, Kur’an-ı Kerim’i nasıl tanıttıysa bizlere Rabbimizi öyle tanıyacağız, îmân edeceğiz. Onun Rahmân ve Rahim olduğunu yüce sıfatlarla muttasıf olduğunu, rahmetinin gazâbının hep geçtiğini, ümit kesilecek birisi olmadığını ebedî ilelebet ümitvar olmak gerektiğini bunun yanında isyân edenlere karşıda azâbının çok şiddetli olduğunu buradan da yüce sevgiyle onu sevmek, eşsiz sevgiyle onu sevmek ve bütün varlığımızla ondan korkmak gerekmektedir. Zulüm ise haddini aşıp bir Hakk’ı yerinden başkasına koymaktır. İşte Cenab-ı Hak her şeyi yerli yerince yaratmış, yerli yerince de her şeyi emretmiştir. Allah’ın adâletinin yerine onu tanımayıp bakasını koyduğun zaman işte bu zulümdür. Bu zulüm kişinin kendine de olan zulüm vardır başkasına uzanan zulümde yine zulümdür. Ama başkasına yapılan zulüm daha da büyüktür. ‘’Şecere’’ âyetlerden geçen kelimelerden biride şeceredir cennette bir ağacın adıdır. Buna buğday, üzüm, incir gibi isimler verilmiş, bunların ismidir denmiştir. İbn-i Abbâs (R.) sümbüle başak demiş, asma üzümü diyende var.

Dakika 15:12

Öyle bir ağaç ki melekler ölümsüzlüğe ermek için huld için onunla kaşınırlar. Hristiyanlar ise cinsî münâsebetin yasaklığı ruhbâniyet evlenmemek derler. Hâlbuki bak burada bu tamâmen Âdem’le Havvâ’nın evli olduğu ortadadır. Bu görüşün fıtrata da aykırı olduğu, ne kadar da yanlış olduğu ortadadır. Çünkü Cenab-ı Hak evliliği esâs yaratmıştır. Evlilik fıtratın gereğidir, insan dişili erkekli yaratılmıştır. Bu fıtrata kimse karşı koyamaz Allah kendi fıtratını, kendi kânûnuna ters kânûn koymaz. Buradaki sınır yasaklık anlamındadır. İmtihân ve kulluk için burada bir sınır konmuştur. Yâni Cenab-ı Hak onca serbest uçsuz, bucaksız nîmetleri karşısında, verdiği uçsuz, bucaksız hürriyet karşısında bide sınır koymuş ki şu yasak olana yaklaşmayın demiş ne yazık ki bu bir imtihân idi, bu imtihânda kulluğun gereğiydi. Allah’a bakalım itâat ediyor mu, etmiyor mu? İsyân mı ediyor? Bu denenmek için yapılmıştır orda da bu yapılmıştır.

Telakkî karşılayıp almak demektir. Şimdi Hz. Âdem’in telakkîlerine bakıyoruz. Yasak olan ağaçtan yedikten sonra âyetlerde geçtiği gibi telakkîde bulundu Âdem (AS.) ne dedi? Cenab-ı Hak’ka yalvardı. Almak aldığına sarılmaktır. Yâni Allah’tan alıyor alacağını ve ona sarılıyor. Âdem (AS.) aldığı kelimeler Âraf Sûresindeki 23’üncü âyet سُبْحَانَكَ  ilâve olarak velâ ilâhe illâ ente zalemtü nefsi fağfirlî innehu layağfiruzzünübe ve illâ end bunları alıyor birde Araf’ta ki 23’üncü âyette ki orada ki yalvarış var.

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ ﴿٢٣﴾

Bize mağfiret ve merhamet etmezsen, bize acımazsan ziyân edenlerden husrân edenlerden oluruz diye yalvarışa geçti, tam bir tövbe istiğfâra sarıldı, bu kelimeleri aldı, pişmanlığını da ortaya koydu.

İbn-i Abbâs’tan (R.A) Ey Rabbim! Sen beni kendi elinle yaratmadın mı? Dedi Hz. Âdem.

Evet dedi Cenab-ı Hak. Ey Rabbim! Senin rahmetin öfkeni geçmiş değil midir? Dedi.

Cenab-ı Hak evet, geçmiştir dedi.

Ey Rabbim! Ben tövbe eder ve hâlimi ıslâh edersem sen beni yine cennetine alır mısın? Dedi.

Evet, seni cennetime alır seni cennete döndürürüm dedi.

Ey insan! Şimdi buradan insanoğluna büyük mü büyük ibret dersleri verilmektedir.

Dakika 20:07

Kalp dil yâni söz fiil tövbe ile şeytânlığa karşı mücadele et. Birinci vazifen şeytâna, şeytânlara, şeytânlıklara karşı cihâd etmen gerekiyor. Nefsinle berâber, nefsin şeytândan yana olmasın. Nefsini Allah’a itâat ettir ve şeytânla mücâhede etmeyi kendine vazife edin, şerre karşı dâimâ îmân gücünle, İslam gücünle Allah’ın emrinde Allah’ın safında bulun.

Yüce Allah (C.C) kulunu ilelebet terk etmez, tövbe ettikçe iblîs gibi ısrâr etmedikçe yine bakar, sonsuza dek bakar bir oldu, üç oldu yetişir artık demez sayısız olarak bakar. Rahmân’dır, Rahim’dir, Gaffâr’dır, Gafûr’dur. Tevvâb’dır çok merhametlidir. Kul tövbe ile aslına dönmesi yâni günâhsız hâline dönmesi aslına dönmesiyle Yüce Allah da gazâbından rahmetine dönmesidir. Yâni gazâp ile nazardan rahmet ile nazara dönmesidir. Gazâbından vazgeçmesidir. Sen gerçek, samîmî tövbe istiğfârda bulunursan Cenab-ı Hak gazâbından vazgeçiyor. Sana ne yapıyor? Rahmet nazarıyla bakıyor, mağfiret nazarıyla bakıyor, merhamet ediyor. Çünkü çok merhametli, Rahmân, Rahim, Gaffâr, Gafûr yüce sıfatların hepsi onda kudretine sınır yok, irâdesine karşı koymak yok. Tövbe kulun pişman olup günâhı yapmamaya azîm etmesidir ki Yüce Allah’ın da tövbeyi kabûl edip günâhı mağfiret etmesidir. Bunun temeli böyle başlar. Tekrar ediyorum tövbe, kulun pişman olup günâhı yapmamaya azîm etmesidir ki Yüce Allah’ın da tövbeyi kabûl edip günâhı mağfiret etmesidir.

İnsanlık Âdem’in (AS.) sulbünden gelmiştir. Biz Âdem’in Havvâ’nın çocuklarıyız, bu nedenle insanlık aslında kardeştir. İnsanlık kardeşliği böyledir çünkü aynı ana babanın soyundan bütün insanlar gelmiştir. Burada bir insanlık kardeşliğimiz var, fıtrî kardeşliğimizde var. Çünkü fıtratımızda aslında hepimiz Müslümanız, çünkü bütün fıtratlar İslam fıtratıdır. Sonra bu fıtratını bozanlar, Allah’a verdiği sözünden cayanlar, Allah’a isyân edenler, küfürde, şirkte, nifâkta bulunanlar bunlar sözünden cayanlardır ve şeytânın tarafına şer kutba geçenlerdir. Çünkü başka türden değildir insanlar aynı türdendir insanlığını kaybedenler başka türe dönmüşlerdir ama başka türden insan olmamıştır. İnsan türünden olanlar tamâmen insanlık insan türündendir ama insanlığını kaybedenler başka türlere dönmüşlerdir. Buna dikkat edin insan başka türden olmamıştır olamaz ama insanlığını kaybedenler başka türlere dönmüşlerdir.

Dakika 25:42

İşte zoolojide istihâle başkalaşma kânûnu evrim teorisi hatâlıdır ve yanlıştır hayvanlara bakıldığında nakıstan kâmile gidilir hiçbir tür diğer bir türden ürediğine rastlanmamıştır. Her türün kendine mahsûs bir türü vardır her tür kendi türünden ortaya çıkar kendi türünden bozulanlar olabilir ama aynı tür devam eder. Bunun için insanlık Âdem’in Havvâ’nın soyundan gelmiştir ama insanlığını kaybedenlerin ileride derslerimizde gelecektir domuza çevrilen maymuna çevrilen insan tipleri ortaya çıkmıştır. İnsan insandan, aslan aslandan, at attan, maymun maymundan, köpek köpekten doğuyor. Evrim teorisine göre maymun insan doğuruvermiş de insan maymundan olmuş diyen bu görüş insanlık kardeşliğini şüpheli görüp maymunluk hayvanlık kardeşliğini kabûl etmiş olur. Bu görüşün adamı bunu kabûl edenler maymunluğu, hayvanlığı kabûl etmiş olurlar. İnsanlık ise bütün yaratıkların en şereflisidir. İnsanlığını kaybetmedikçe bir insanın bu duruma düşmesi mümkün değildir. İnsan İslam fıtratı üzere yaratılmış İslam ile yükselmeye devam etmiştir. Îmân ve İslam’ı, Kur’an-ı, Allah’ı Peygamberi inanmayanlar bunları yok sayanlar ise işte kendilerini aşağıların aşağısına atmış olanlardır. Zâten küfrün karşılığı da cehennemdir. Cehennemin alt tabakalarına doğru giriştir tabi bunlarda derece derecedir. Cehennem derece, derece küfrün karşılığında ki derecelere göre orada derekeler verilmiştir. Aşağıya gidiş derekedir, yukarıya gidiş derecedir. Cennette dereceler var, cehennemde aşağı gidişte derekeler var.

Vahdet birlik doğrudur yâni vahdet vardır, birlik vardır bu doğrudur oda madde, toprak, Âdem, Havvâ insanlığın bunlardan üremesi ve tüm insanlık âlemi bütün türleri de yaratan Allah’u Teâlâ’dır. Evrim teorisi Pastör ’ün tecrübeye dayalı teorisine de ters düşmektir.  Vahy-i İlâhî, Vahyi Kur’an-ı Kerim evrimi ret eder. Gerçek ilim, gerçek bilim, bilimler üstü bilim, ilimler üstü ilim Kur’an-ı Kerim’in ilmidir. Çünkü Allah’ın kendi sözleridir Kelâmullah’ tır, Allah kitâbıdır.

Dakika 30:00

Ve tamâmen Allah’tan gelip Hz. Muhammed’in kalbine yerleştirilmiş oradan da kâtipler vesilesiyle kaleme alınmış kitaplara geçmiş ve Mushaf hâline getirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in içerisinde ne insan sözü, ne melek sözü, ne Peygamber sözü, nede başkasının kimsenin sözü yoktur ve Kur’an kıyâmete kadar bozulmayacaktır, korunacaktır çünkü son kitaptır. İnsanlığın tamâmının kitâbıdır. İnansın veya inanmasın Allah bütün dünyânın Rabbiyse, Kur’an da Allah’ın kitâbı ise onun için kitâbıdır Allah’ın, bütün insanlığın Kur’an kitâbıdır. Allah da bütün insanlığın Rabbisidir. Hz. Muhammed de bütün insanlığın Peygamberidir. Çünkü son Peygamberdir, çünkü Muhammedi de görevlendiren Allah’u Teâlâ’dır. Hz. Muhammedi dünyâda bir devlet, bir kurum, bir millet görevlendirmedi ki Peygamberleri Allah seçer, Allah tâyin eder, Allah görev verir ve Peygamberler aracılığıyla da Allah kânûnlarını, hükümlerini yeryüzünde uygulamasını ister. Peygamberden sonra da o inancı taşıyan Allah’ın hükümlerini kabûl edenler onu uygulamaya kıyâmete kadar devam ederler. Onun için Kur’an-ı Kerim Vahy-i İlâhî’dir. Evrim teorisini ve bütün yanlışları ret eder, bütün doğrular Kur’an-ı Kerimdedir. Yeryüzünde nerede bir doğru varsa onun aslı Kur’an-ı Kerim’dedir. Nerede bir yanlış varsa kim olursa olsun Kur’an-ı Kerim onu ret eder. Kur’an-ı Kerim’in kabûlü insanlığın kârına retti de zarardan kurtarmayadır. Yâni İslam, nûrlu Kur’an, hayat veren şanlı Kur’an faydalıyı celb eder, emreder, zararlıyı def eder, nehy eder. İnsanlardan maymun olarak inenleri haber veriyor Yâni insanlığını kaybetmiş, maymunluğa inmiş insanlar var bu aşağıya düşüştür. Maymundan insan meydâna gelme değil, insanlığını kaybedip maymunlaşmak demektir. Bunu Kur’an-ı Kerim haber veriyor, İnsanlığını kaybedip domuzlaşanlar var bunu Kur’an-ı Kerim haber veriyor ve yine bir haberde fâreye dönenler var aksini ise bunların aksini ret ediyor. İnsansınız insan olunuz diyor. Bak Cenab-ı Hak ne diyor?

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ﴿٤﴾

 

İnsanı biz en iyi şekilde en güzel sîret ve sûrette yarattık, eşrefi mahlûkat olarak yarattım diyor Cenab-ı Hak insan ol insan fıtratın İslam, İslam ile yüksel diyor.

 

İslam’a birileri Müslümanlara çamur atıp seni aldatmasın o çamur onların kendi çamurlarıdır, kendi iftirâlarıdır, yalanlarıdır. Çağdışı karanlık beyinlerinin ve zehir saçan dillerinin mahsulüdür. İslam güneşin üzerinde ebedî sönmeyen nûrdur, güneşlerin de güneşidir, nûrların nûrudur, hayat veren bütün nûrların nûrun, hakîkatin, Hakk’ın tâ kendisidir.

 

Dakika 35:08

 

Onun için Cenab-ı Hak insan olunuz insan diyor, kardeş olunuz kardeş diyor. Maymun olun, hayvan olun demiyor. Tüm insanlık Âdemin neslindendir. Fıtrat birdir, huylar farklıdır. İslam insanlar arasında her türlü düşmanlığın kalkmasını istiyor, bütün insanlığın saâdetini istiyor. Çünkü İslam kalplerin, rûhların, gönüllerin, enfüsi âlemin ve âfâkî âlemin tam barış ve sosyal adâlet içinde yaşanmasını istiyor. İslam Allah’ın kurduğu düzenin adı, Allah’ın nasıl eşi benzeri yoksa İslam’ın eşi benzeri olmaz. Bütün insanlık biraya gelse İlâh olabilir mi? Bütün mahlûkatın aklını toplasanız, ilmini toplasanız, hepsini bir araya toplasanız yeriyle, göğüyle, cennetiyle cehennemiyle bize İlâh olamaz. Çünkü Allah (C.C) bütün âlemleri yoktan yaratandır. Yaratılmışların hiç birisi yaratan gibi olmaz, yaratan olamaz hepsi mahlûktur, Allah ise Hâliktır. İşte Hâlikın kurduğu düzen İslam’dır. Kur’an-ı Kerimi iyi keşfedersek Hz. Muhammedin anladığı, müçtehitlerimizin anladığı, sahâbenin anladığı İslam’ı anlayabilirsek Allah’ın emirine iyi girebilir ona teslîm olabilirsek ki İslam’ın bir anlamı Allah’a tam bir teslîmiyettir bu teslîm-i küllîdir. Yâni yarı teslîm olayım, çeyrek teslîm olayım diye bir durum yok sen Allah’ın kulusun Allah’a âitsin Allah’a tam teslîm olmak zorundayız hepimizde.

Bu yeryüzündeki işte kalplerin, bütün rûhların barışını sağlamak mümkün müdür? Evet, bu mümkünâttandır. İnsanlık mümkün olanı yapmıyorsa, tersine zorluyorsa sonuca katlanacaktır. Doğuyu bölmeye, batıyı bölmeye, doğulu olmaya, bâtılı olmaya, faşist olmaya, komünist olmaya, liberalist olmaya veyahut da sermâye düşmanlığına veya emek düşmanlığına ne derseniz deyin aklınıza ne gelirse bunların tamâmı İslam adâletinin, İslam’ın, îmânının, irfânının yanında bunlar tamâmen naylon gibidir. Naylon bebeğin memesine, naylon memelere lokum çalmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah’ın kurduğu düzen aslîdir diğerleri beşerîdir. Beşerî olanla İlâhî olanın arasındaki fark ne kadardır derseniz Allah’la kul arasında ne kadar fark varsa o kadar fark vardır.

Kıymetli ve muhterem efendiler!

Görünüşte Âdem’e gerçekte şeytâna halef arkadaş olanlar var bu duruma insanlık düşmemeli düşenleri kurtarmalıdır. Kurtarıcı kimse değil Allah ve Allah’ın dîni İslam’dır. İslam kurtarıcıdır. İnsanlığı kurtarmaya saâdete götürmeye gelmiştir. İslam tamâmen saâdettir, adâlettir, ilimdir,  irfândır, kardeşliktir, merhamettir.

Dakika 40:06

‘’Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir’’ diyen Hz. Muhammed’in sözüdür. İslam’ı anlayan, uygulayan, yeryüzüne yerleştiren bütün değerlerin hayat veren değerlerin tamâmını yeryüzünde uygulayan Hz. Muhammed’dir. Elindeki kânûn İlâhî kânûn Kur’an-ı Kerim’dir ve sünnetle de uygulamasıyla da Kur’an-ı Kerim’in İslam’ın nasıl yeryüzünde uygulanacağını bize haber vermiştir ve temelini atmıştır. Bunun için kıymetli efendiler, artık dünkü dünyâyı aydınlatan güneşin bugün aydınlatır mı demeye gerek yok elbette aydınlatır. 14 asır bu İslam dünyâyı aydınlatarak gelmiştir ebediyyâta kadar da aydınlatacaktır. Suç insanoğlundadır, İslam’da suç, kusur yoktur. Bir halîfe görevini doğru yapmamışsa veyahut da sahte halîfe görünümünde oraya oturmuşsa ve bu iş saltanata dönüşmüşse saltanata dönüştürenlerin içinde yanlışı doğrusu varsa bunlar beşerîdir insanoğlunun kendi amelleriyle ilgilidir insanla ilgilidir. İslam’ı doğru uygulayanlar demek ki dâima İslam’ın doğruluğu ortadadır. Biz İslam’ı doğru uygulayacak kadroyu yetiştireceğiz ve Allah’ın istediği kadroyu yetiştireceğiz. İslam ile cihâna bakan gözleri, kulakları, kalpleri, rûhları yetiştireceğiz. Kur’an ile Kur’an penceresinden İlâhî pencereden Allah’ın rızâsından bakan kadroyu yerleştireceğiz. Nefsinin penceresinden, paranın penceresinden, sömürünün penceresinden, zulmün cehâletin penceresinden bakanları iş başına geçirirsen işte bankalar hortumlanır. Hırsızın büyükleri ortaya çıkınca küçük hırsızlara ne demeye hakkın kalır. Dünyânın bir tarafını sömüreceksin ve stok hâlinde sermâyenin sayısını hesâbını bilmeyecek kadar bir tarafı zengin olarak zengin edeceksin bir tarafı fakir bırakacaksın ve ortaya büyük bir uçurumu çıkaracaksın ondan sonrada dünyâ sallanmaya uçuruma doğru yuvarlanmaya başlayınca bu sefer tedbîr almanın çâresine bakacaksın iş işten geçtikten sonra iş işten geçmemiştir. İslam dünyâ durdukça vardır. Allah’ın adâleti sosyal adâlet gerçek adâlet Allah’ın adâletidir. Gerçek merhamet Allah’ın merhametidir. İslam ile âleme tecelli etmiştir. Allah’ın rahmeti İslam ile âlemlere tecellî etmiştir. Onun için Hz. Muhammed’i âlemlere rahmet Peygamberi olarak göndermiştir. Bütün insanlığın cinler de dâhil Peygamberidir. Böyle bir adâleti, böyle bir merhameti, böyle bir İlâhî nizâm ve kânûnları kabûl etmez de Ali’nin ak dediğine Veli’nin kara dediği Ahmet’in kara dediğine Belde Osman’ın ak dediği beşerî nizâm ve beşerî sistemlerle insanlığı idâre ettiğimiz zaman bunlar kâfi gelmiyor. Belki birkaç kişiyi memnûn eder. Oradan beslenenleri memnûn eder ama diğer insanlık âlemini kitleler hâlinde insanlığı geride kalanları mutlu etmiyor memnûn etmiyor.

Dakika 45:25

Önce hakîkat kalplere, rûhlara yerleşmelidir. En azından insanlığın emaneti ehil kadroların eline verilmelidir. Yoksa yetimlerin, gariplerin, mazlumların, mağdurların hakkı yenmeye, gasp edilmeye, sömürülmeye devam edecektir ve devam ediyor. Azınlı mutluluklar onlara bakıp öbürlerine bakmamak merhametsizliktir, vicdansızlıktır ve Allah’u Teâlâ’yı bilmemek görmemek demektir. Allah’ı görmeyenler, bilmeyenler, tanımayanlar işte Kur’an-ı Kerimi Hz. Muhammed’i İlâhî nizâmı tanımak istemiyorlar. Azrâil (AS.) gelecek gırtlağına çökecek ver canını diyecek ne diyeceksin o zaman? Vay ben hâkimim beni bırak mı diyeceksin? Ben savcıydım beni bırak, vay ben başbakandım, genelkurmay başkanıydım, ben generaldim, ben zengindim mi diyeceksin? Azrâil Aleyhisselâm’a. Gırtlağına çöktü aldı götürüyor mezara oradan da mahşere götürecek. Ne diyeceksin? Ben zenginim desende, fakirim desende hayır çıkmaz senden Cenab-ı Hak îmân İslam istiyor îmân İslam. Benim kânûn ve kurallarım nerede diyor sana. Sen Firavunları tanıdın hükümdar olarak beni tanımadın. Beşerî sistemlerin yapmacık, uydurma cık kânûnlarını felsefelerini tanıdın benim kânûnlarımı ortaya koyduğum hak ve hakîkati tanımadın seni ben mi yarattım o firavunlar o tağutlar mı yarattı dediği zaman ne diyeceksin? Gel kardeşim aldanma biz kardeşiz. Babamız Âdem bir, yaratan Rabbimiz bir, annemiz Havvâ bir biz insanız ideolojik davranma. Saplantıdan, tabulardan kurtul. Esâs tabu sende, saplantı sende, gericilik, yobazlık sende Allah’ı kabûl etmeyende ilericilik, Allah’ın kânûnlarını îmânın yerine küfrü koyanda ilericilik olur mu çağdaşlık. İlim, irfân, rûhları aydınlatan, merhamet, rahmet, adâlet İslam’ın bağrından fışkırıyor âleme hayat vermek için sen gerçek hayat verenden kaçar kendîni mahveden ortamı hayat zannedersin. O hayat ortamı değil orası. Hayat veren gerçek bütün değerler İslam’ın, Kur’an’ın, Allah’ın değerleridir. Bunları uygulayan dosdoğru haber veren ehil mi ehil bir önder vardır. O da Hz. Muhammed’dir. Bunun için Sıddıklar yetişmiş, Fâruklar yetişmiş, Zinnûreynler, Murtazâlar yetişmiş, nice kahramanlar yetişmiş, nice Bahâdırlar yetişmiş. İnsanlığın hayrına çalışan kadro bu kadro, putlar ise putların adamları ise bu insanlığın hayrına çalışan bu kadroya savaş açmış. Bugün de bu savaş devam ediyor yarın da bu zâlimlerin elinde bu dünyâ ve bu insanlık âlemi bu zalimlerin elinde olduğu müddetçe dünyâda barış olmayacaktır. İslam A’dan Z’ye barıştır, îmândır, adâlettir, merhamettir.

Dakika 50:16

Oku Kur’an’ı Allah ne diyor. Kur’an’ın âyetlerini keşif eyle, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerini keşif eyle kâinattaki kânûnları keşif eyle. İnsanlığın hayrına çalışmak böyle olur. Atom yap da insanlığın tepesinde bomba patlat, yeryüzünü ifsât et denizler, karalar fesâda uğrasın mı diye Cenab-ı Hak insana beceriler verdi. Beynine aklı bunun için mi koydu yoksa hayra çalışacaksın diye mi verdi sana verdiği değerleri. Kendi hayrına ve insanlığın hayrına çalış vazgeç bu kötülükten. Cenab-ı Hak cihâna örnek veriyor. Bak ibret dersleri veriyor ve burada İsrâil’in geçmişteki yaptıklarına içinde bulunduğu ortama dikkatleri çekiyor. Çünkü İsrâil’in içinden birçok Peygamberler gelmiştir ama ne yazık ki Peygamberleri dinlememişlerdir. Şimdi âyetlere kısaca bir göz atalım.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُواْ بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ ﴿٤٠﴾

وَآمِنُواْ بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُواْ أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ ﴿٤١﴾

وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿٤٢﴾

وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ ﴿٤٣﴾

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ ﴿٤٤﴾

وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ ﴿٤٥﴾

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿٤٦﴾

 

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

 

          Kıymetli ve muhterem efendiler!

Ey insanlık âlemi! Kur’an-ı Kerim hayat veren ortama ebedî mutlu hayata seni kavuşturmak için tehlikeleri haber veriyor, uyarıyor, nice örnekler gösteriyor ve gerçek hayatı da ortaya sana dikiyor. İş te gerçek hayat budur diye de seni oraya yönlendiriyor. Özgür hür irâdenle kabûl edersen kurtulursun diyor, icbâr etmiyor. Cenab-ı Hak bu âyetlerde ey İsrâil oğullarına size verdiğim nîmetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki bende size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun. Ne diye söz vermişti İsrâil? Muhammed’i (A.S.V) tanımak Mûsâ’nın getirdiği ve diğer Peygamberlerin getirdiği İlâhî değerleri yerli yerince korumak îmân ve amel etmekti. Bunların başında Hz. Muhammed’in haberi vardı. Muhammed’in geleceği son Peygamberin geleceği Tevrât’ta bildirilmişti ve onlardan da söz alınmıştı.

Cenab-ı Hak diyor ki yanınızdakini Tevrât’ı tasdik edici olarak indirdiğim Kur’an’a îmân edin bak açıkça âyet bu. Onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun. Korku İslam’da tekdir Allah korkusudur. Sevgi de tektir Allah sevgisidir. Bütün insanlığa kötülük yapılmaz niçin?

Dakika 55:02

Allah’tan korktuğun için. Bütün insanlığı severiz. Niçin? Allah’ı sevdiğimiz için onlarda Allah’ın kulları içindir. Burada şu ayrım vardır. Sevilecekler sevilmeli bunlar Allah’ın sevdikleridir, sevilmeyecekler sevilmemeli Allah’ın sevmedikleridir. Buradaki ölçüyü de bize veren yine Allah’ın, Peygamberin, Kur’an’ın, Sünnetin kendisidir. Müçtehitler de burada insanlara rehberlik yaparlar. Hakk’ı bâtıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. İşte en büyük kötülüklerde biride budur. Tevrât’ta ki Muhammed’den bahseden âyetleri gizlediler tahrîf ettiler, İncîl de ki âyetleri de böyle yaptılar. İnsanlık Müslüman olmasın diye en büyük kötülüğü yaptılar. Hem kitaplarına, hem milletlerine, hem kendilerine yaptılar, hem de insanlık âlemine yaptılar. Hem namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte sizde rükû edin. İnsanlığa iyiliği emreder ve kendinizi unutur musun? Hâlbuki kitap Tevrât’ı okuyorsunuz. Ey İsrâil oğulları! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? Birde sabırla, namazla, yardım isteyin şüphesiz bu Allah’a saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. Allah’ın emri Allah’a saygısı olanlara ağır gelmiyor zevk veriyor, hayat veriyor. Ama Allah’a saygısı ve îmânı olmayanlar Allah’ın emirlerinden hoşlanmadığı için onlara İslam’ın emirleri ağır geliyor, çağdışı geliyor hattâ birçok kendilerine yakışan İslam’a asla yakışmayan birçok kötü sözler kullanıyorlar. Biz bunu kimseye yakıştırmıyoruz. İslam ise Hakk’ın, hakîkatin kendisidir. Gerçek Müslümana da bu kötü sözlerin hiç biri yakışmaz, hiçbir insana da yakıştırmayız. Ancak değerlere sırt dönen hayat veren başka yaratıkların hayatına özenenler müstesnâdır. Onlar ki Rablerine kavuşacaklarını gözetir ve gerçek ona döneceklerini bilirler. İşte İslam’ın zevk verdiği insanlar kimler onlar? Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler, hesâp vereceğini bilenler, Allah’ın huzuruna kesin döneceğiz Allah’a (C.C) hesâp vereceğiz diyenlerdir.

Kıymetli dostlarım!

İşte Kur’an-ı Kerim bütün insanlığı gerçek hayata, ölümsüz hayata, mutlu hayata, cennete, Allah’ın cemâline çağırıyor. Kur’an-ı Kerim bütün geçmişi yenilediği eskimez yeniliklerle ortaya koyduğu Allah’ın kendi kitâbı, kendi kânûnları, kendi anayasasıdır.

Yine Cenab-ı Hak diyor ki;

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ ﴿٤٧﴾

وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ ﴿٤٨﴾

‘’Ey İsrâil oğulları! Size verdiğim nîmeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın o gün için size ben üstünlükte vermiştim. Ama kıymetini bilmediniz.’’

Öyle bir günden korununki kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez. Önünüzde böyle bir gün var bu kıyâmet günü, mahşer günü, Rûz-i Cezâdır. Kimseden şefâat de kabûl edilmez. Kimseden fidyede alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz. Böyle bir gün var diyor önümüzde Cenab-ı Hak. Bu günden de korunun diyor, tehlikeyi haber veriyor. Tehlikeden kendîni korumayan düpedüz tehlikenin içine kendîni atan insandır. Ve diyor ki;

 

Dakika 1:00:34

وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ ﴿٤٩﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Ey İsrâil oğulları! Hem hatırlayın ki bir zaman sizi ‘’Firavun Ailesinden’’ de kurtardık onlar size azâbın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyorlar, bütün oğlan çocuklarını öldürüyorlardı. Kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı hakâret etmek, onları kullanmak için ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihân vardır. Sizi bu durumdan kurtardı. Ama siz kurtarır kurtarmaz Allah’a şükür edeceğiniz Mûsâ’ya itâat edeceğiniz yerde tapmaya put aradınız, öküzü bulup öküze taptınız, buzağıya taptınız siz busunuz ey İsrâil oğulları! Gelin Hakk’a gelin, gerçeğe gelin, Tevrât’ın haber verdiği Hz. Muhammed’e inanın Mûsâ’nın haber verdiği ve söz verdiğiniz Kur’an-ı Kerim’e, İslam’a inanın ve Müslüman olun. Çünkü bütün Peygamberlerin dîni İslam’dır. Cenab-ı Hak sırasıyla Peygamberleri görevlendirmiş, en sonda Hz. Muhammed’i görevlendirmiş, geçmişi yenilemiş ve geçmişi nesh etmiş, ortadan kaldırmış, yepyeni kıyâmete kadar bir düzen kurmuş bu düzenin adı İslam’dır, İslam Şerîatıdır. Daha neler şimdi bundan ötede Cenab-ı Hak İsrâil’e yaptığı iyilikleri, onları nasıl kurtardığını anlatmaya devam ediyoruz. Bizde şimdi bâzı âyetleri keşfederek dersimize devam ediyoruz.

 

İsrâil Yâkup ’un (AS.) lakabıdır. Yâkup ‘un (AS.) biliyorsunuz ki İshak (AS.) oğludur. Yusuf da (AS.) Yâkup ‘un (AS.) oğludur. Yakup’un (AS.) lakabına İsrâil denir. İbrânice Saffetullâh seçkin kul anlamındadır. İsrâil’in ahde vefâsı. Allah’a şöyle söz verdiler: Peygamber Mûsâ (AS.) Tevrât’ta bunların sözleri yazılıydı. Ne dediler? Müslüman olmaları konusunda söz verdiler. Bakın ahde vefâ Müslüman olan Yahûdîler, İsrâiller vardır, olmayanlar sözünde durmayanlardır. Rehbet burada Cenab-ı Hak benden korkun diyor. Avam için korkmak ‘’Rehbet’’ avam için, İttikâ havas içindir yâni sakınmak. Bunun için ‘’Rehbet’’ korkunun daha birinci derecesidir. İttikâ ise sakınmak bu yüksek bir derecedir. Müslümanda ‘’Rehbet’’ de, İttikâ da olmalıdır. Cenab-ı Hak bu sıfatları istiyor.

 

Dakika 1:05:00

 

Bu sıfatlarla diyor sıfatlanın bu güzel ahlâk, îmân, İslam sıfatlarından şart olan sıfatlardandır. Ne diyor? Yalnız ben korkun bu Allah korkusu ve ittikâ da bulunun, Yâni sakının, azâbından sakının, yanlış yapmaktan sakının, İslam’ı doğru anlayın, doğru uygulayın ve müttekilerden olun Ehl-i Takvâ yolunda bulunun burada takvâ emrediliyor. Yâhut kendi yazdıklarını Tevrât diye gösterdiler, söylediklerinin tersini yapıyorlardı. Dikkat edin! Yahûdî Tevrât’ını kaybetti. Ondan sonra kendi yazdıklarını da Tevrât diye göstermeye başladılar, söylediklerinin de tersini yapıyorlardı. Tarihte Yahûdî’nin başına çok belâlar geldi bunun sebebi var burada Yahûdî insanlık âlemine geçmişi Allah niye anlatıyor. Ey Müslüman! Aklını başına al, bu yanlışlara sen düşme! Diyor. Ve insanlığa da bunları duyur ki insanlık kurtulsun diyor. Bunun için Cenab-ı Hak kulunu Muhammed (A.S.V) kendisine bir takım âyetlerimizi göstermek için bir gece Mescid-i Haramdan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz o gerçekten işitendir, görendir. Bütün mahlûkattan kim görüyorsa görmeyi veren odur, her şeyi bilen odur. İsrâ Sûresinin baş âyetlerinde bunu Cenab-ı Hak duyuruyor.

 

Yâ Rasûlallah bize Mescid-i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildir diyen sahâbeye bakın ne diyor.

 

Orası dirilişle toplanma yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın orada kılınan bir namaz başka yerde kılınan 500 namaza denktir.

 

Peki, oraya kadar gitme imkânı bulamazsam dedi sahâbeden biri;

 

Eğer orya gidemez ve namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya yakıt temin edin buyurdular. O zaman zeytinyağı yakıt olarak kullanılıyordu.

 

Şimdi ise Filistin’in orada ki halkın Mescid-i Aksa’nın durumu İslam âlemince malumdur. İsrâil orada geçmişinden hiç ders almamış kan akıtmaya devam ediyor. Geçmişte Peygamberleri katleden âdil âlimleri adâletle hükmeden âlimleri, doğru söyleyen âlimleri katleden geçmişte bir tür Siyon İsrâil’i vardı bugünde kan akıtmaya devam ediyor. Burada İsrâil kendine en büyük kötülüğü yapıyor. İsrâil Filistin’e İslam âlemine yaptığını zannediyor kendine kötülüğü yapıyor. Kan akıtanın intikâmını Allah alacaktır. ‘’Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir’’ diyen âyette Tevrât’ta da vardı, İncîl’de de vardı bugün Kur’an-ı Kerim’de de var. ‘’Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmektir’’ diyor. ‘’Bir hayat kurtarmak bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibidir’’ diyor. Bunu Kur’an-ı Kerim söylüyor, bunu Tevrât da söylüyordu. Tevrât’a inansaydı İsrâil böyle kan akıtır Siyonizm’in başında görev alır mıydı? Siyon Siyonist olabilir miydi? Emperyalist olabilir miydi? Dünyâdaki Localarda gizli, gizli insanların aleyhine faaliyet hareketlerine imza atabilir miydi?

 

Dakika 1:10:15

 

Dünyâdaki gizli servislerde görev alır mıydı? Ey insanoğlu! Sen Allah’a hesâp vereceksin. Bu katillikten vazgeç, bu zulümden vazgeç

 

عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ

 

Allah intikâmını alarak geldi, alarak gidecektir, sonunda da adâleti tam tecellî edecektir. Yaptığın yanına kalmayacak, kimsenin yanına kalmayacaktır. Onun için Allah’a verdikleri sözde durmadılar. Kendilerini tekzîb ediyorlar, bindikleri dalı kesiyorlardı, İsrâil böyle yaptı. Şuanda dünyâdaki insanların bu oyuna gelenlerin haddi hesâbı görünmüyor, az görünmüyor bu yanılgı içinde yanlış yapanlar oturdukları evi yakıyorlar, yıkıyorlar farkında değiller, bastıkları dalı kesiyorlar farkında değiller öyle bir hâlleri var. Ele telkîni veriyorlar kendileri zakkum salkımını yutuyorlardı, o günde öyleydiler bugünde böyle, yanlış yapanların tamâmı böyle Müslümanların da bugün İslam’dan, Kur’an’dan sapanları ve tağutlara uşaklık yapanlarda, zâlimlerle işbirliği yapanlarda aynı hatânın içindedirler. Müslüman Hak’tan yanadır, Hakk’ın emrindedir. Zâlimi destekleyemez.

 

          Buhârî ve Müslim’in rivâyetiyle şöyle buyruluyor; Kıyâmet gününde bir adam getirilir ateşe atılır ateş içinde değirmen taşı gibi dönmeye başlar. Cehennem ehli onun etrâfını çevirirler. Ey falan oğlu falan sen bize iyilikleri emreder, fenâlıkları yasaklar değil miydin? Derler.

 

Evet, ama der o, ben size emreder kendim yapmazdım, sizi yasaklar kendim yasakları yapardım, Yâni size dediğimin tersini yapıyordum. Bu hadisi şerif âlimlerin, amirlerin, hâkimlerin dikkatinedir.

 

Âlim, âlim gibi olacak, ilmine hak ilmine amel edecek, îmân edecek, amirler adâlet edecek. Eğer bir âlim, bir amir yaptığının dediğinin tersini yaptığı müddetçe hâkimlerde böyle hâkimlerinde dikkatine, tüm insanların kadın erkek dikkatine yoksa cehenneme atılıp, bağırsakların etrâfında cehennemde saten döndüren beygir gibi dönecektir. Ne âlimlik fayda verir, ne amirlik, ne hâkimlik fayda vermez. Ey İnsanoğlu aklını başına al! Yüce Allah Ali’nin şahsında ibret sahnesini gösterir ama bütün insanlara ders olsun diye burada İsrâil’in durumunu gösteriyor. İsrâil’in durumundan başka suç işleyenler yok mu? Dolu, suç kimde varsa o suçludur. Gerçek hakîkat kimde varsa ancak o kurtulur. İlmi ile Âmil olmamak, İsrâil’in ve onlar gibilerin şiârıdır, sadece İsrâil’in değil onlar gibilerin şiârıdır. İslam’ı kabûl etselerdi şanlı bir geleceğe nâil olurlardı.

 

Dakika 1:15:06

 

Dünyâda da güzel öbür âlemleri de herkesin güzel olurdu, İsrâil’inde güzel olurdu. Mûsâ’ya inandığını söyleyen, fakat Tevrât’a inandığını söyleyen, Tevrât’ın dediğin tersini yapan, Mûsâ’nın dediğinin tersini yapan, Mûsâ’nın haber verdiği Muhammedi kabûl etmeyen ve Kur’an-ı Kerim’i kabûl etmeyen ortada bir İsrâil görüyoruz. Bir Hristiyan âlemi görüyoruz. Birde hiçbir dîni tanımayanı görüyoruz bunların tamâmı hem kendilerine hem de insanlık âlemine yazık ediyorlar, iyilik etmiyorlar.

 

  Bakın geniş hayırdır. Bol, bol iyilik demektir.الْبِرُّ  İyilik  

 

İslam’daki İman ve Amel-i Sâlihlerin tamâmı işte (Elbirru) geniş hayır, bol bol iyilik tamâmen İslam’ın kendisindedir. İnanıp yaşandığı zaman kişi birre ulaşır. Bu da Allah’a ibâdette akraba hakkına riâyette dostlara hayır muamelede kendîni göstermelidir. Bakın geniş hayır, bol bol iyilik (Elbirru) kelimesinin anlamı budur ama Allah’a îmân ve ibâdetle kendîni gösterir. Din olarak Allah İslam’ı seçmiş başkasını kabûl etmiyor bunu kendi söylüyor. Allah bir insanlığın tamâmının dîni de sadece İslam’dır. Âdemle başlamış İslam bütün Peygamberlerle devam ederek gelmiş Muhammed’le kıyâmete kadar devam etmektedir. Demek ki Allah’a îmân ve ibâdette akraba hakkına riâyette dostlara hayır muamelede kendîni göstermelidir, bunlar başlangıçtır, tamâmı ise İslam’ın tümünü yaşamaktır. Tümüne inanmaktır.

 

Sabır acıya katlanmak, nefsi sabra alıştırmak, dayanmak, karşı koymak sabır ilâhî yardımı celp eder. Yâni dünyâda yaşarken, Hakk’ı hakîkati yaşarken zahmetlere tahammül etmenin adıdır sabır. Yanlış yolda giderken yapılanlar sabır değildir. Yanlış yapmak, kötü yolda hareket etmek hem kendine zulümdür hem de başkalarına, sabır sayesinde büyük tecellîlere insanoğlu erer. Tabi sabrın gücü îmânın gücüne bağlıdır. Îmânın gücü yakînin gücüne bağlıdır, yakînin gücü sağlam bir İslam anlayışına İslami ilimlerin irşâdına bağlıdır. Bunlar birbirini besler, güçlendirir, sabır gücünü îmândan alır, îmân gücünü yakînden alır, yakîn gücünü ilmel yakînden alır. İlmel yakîn terfi eder Aynel yakîne ulaşır, oradan da Hakka’l yakîne ulaşır yükselmeye devam eder.

 

       Beşerî ıstırâpların sebebi bâtılın itibâr kazanmasıdır. Burada beşerîn tamâmı, insanlık âlemi ıstırâp içinde ise bunun birinci sebebi bâtılın itibâr kazanmasıdır. Yanlışı eğer itibâr ediliyor yanlışa zulüm itibâr görüyorsa cehâlet, ehliyetsizlik itibâr görüyorsa, îmânsızlık büyük hırsızlık itibâr görüyorsa ve artık beceri olarak kabûl ediliyorsa bunlar insanlığın ne türlü ıstırâp çekeceğine bakın ıstırâbın sebebi bâtılın itibâr kazanmasıyla başlar.

 

Dakika 1:20:33

 

Allah’ın gazâbını celb edende budur. Allah artık yerden sallar, gökten sallar. Çünkü o toplum belâyı hak etmiştir. Bâtıl itibâr kazandı mı yeryüzünde Allah o toplum belâdan belâya koşar, başı belâdan kurtulmaz. Sağdan gelir, soldan gelir, rûhundan gelir, kalbinden gelir, stresten gelir, rûh yapısı bozulur, Psikolog aramaya başlar, doktor aramaya başlar, doktorda hasta, psikologda hasta sağlam mı sağlam ebedî sağlam bir hayat nizâmı var. İşte o Kur’an’ın ortaya koyduğu rûh yapısıdır, kalp yapısıdır. Hayat veren bir defa membaı ve hakîkatin bizzât kendisidir. Bu derslerimiz tamâmen gerçek hayat veren nûrun hakîkatin, Hakk’ın kendisidir. Bâtıl itibâr kazandığı zaman Allah’ın gazâbını celb eder. Allah’ın hışmına çarpılır. Bunun içinde çâre nedir derseniz nasihate insanoğlu kendi nefsinden başlamalıdır. Aksi hâlde hasta doktor başkasını tedâvî edemez çünkü hastadır.

 

Bir zamanlar yüksek millet olmuştunuz. Neydiniz? Ne oldunuz? Düşünün hani nerede o şanlı günlerin şanlı milleti nerede? Kulluğu Allah’a yap. Allah’ın izni olmadan ne Peygamber, ne veliler, hiç kimse şefâat edemez. Sakın ola ki kimseye tapma. Tekrar ediyorum sakın ola ki kimseye tapma. Senin Rabbin Allah’u Teâlâ’dır. O da zâtında bir, sıfatlarında bir, efâlinde bir, hiçbir zaman iki olması mümkün olmayan muhâl ve mümtenî olan tek yüce varlıktır. Bakara Sûresi 49’dan 83’e kadar ki âyetlere de bakıldığı zaman bunlar görülür ve diğer âyetlerde olduğu gibi.

 

           Sevgili efendiler, kıymetli izleyenler!

 

Bakın Nemrut ve çağdaş yoldaşları ne oldular? İyiler hiç şüphesiz Naîm cennetimdedir, kötüler ise hep cehennemdedir. İnfitâr Sûresi 13, 14’üncü âyetine bakılabilir. Dikkat ediniz!

 

Malına, mülküne, ordularına güvenip, Allah’a şaşı bakan nice Sultânlar, Hükümdarlar gitti,

 

Cihâna hükmeden Hükümdarlar gitti, Allah diyenleri yakmak isteyen Nemrutlar gitti.

 

Hakk’ın sesini kesmek isteyen Firavunlar gitti, geniş hazînelerine kurulan Kârunlar gitti, ö

 

Ölümle beli kırılan Kisrâlar gitti,

 

Azrâil gelince yere kapanıp yalvaran Kayserler gitti,

 

Allah’ın Habibini öldürmeye kalkan Ebu Cehiller gitti.

 

İslam’a ve Kur’an’a hayat nizâmı olmaktan çıkarmaya çalışan Tağutlar gitti, daha neler, neler.

 

Dakika 1:25:16

 

Şimdi birde İsrâil’e nîmetler bulunmaktadır. Kıymetli dostlarım, bunları da sayıyor Cenab-ı Hak. Ne diyor? Birincisi Firavundan kurtuluş hürriyet, İstiklâl, esâretten kurtuluş, ölen çocukların kuvvetinin Mûsâ’da (AS.) toplanması dokuz yüz doksan bine yakîn firavun İsrâil oğullarının oğlan çocuklarını öldürmüşlerdi. Öldürmek yâni düşmana bir şey kazandırmaz. Ölen çocukların bütün kuvveti Mûsâ’da toplandı. Bugün Filistin’de ne kadar kan akıtıyorsa İsrâil, bunun kuvveti îmânlı zümrede toplanmaya devam edecektir ve zulmün zâlimin hakkından gelinecektir. Çünkü Cenab-ı Hak zulme sürekli müsâade etmez. Bir an için yaptığını kâr zannetmesin hiçbir zâlim. Bunun için Mısır hükümdarlarının lakâbına Firavun denmektedir. Bunların isimleri Velid Bin Mûsâp, Fantuz, Mûsâp bin Reyyan, Muis, Kâbus gibi isimleri bulunmaktadır. Bunun için Firavunun helâkiyle ‘’’essevmü’’’ zulümden ağır işlerden, zayfa vergiden, kızlar kadınlar başkalarının eline kalmaktan, rahimlere varıncaya kadar yoklanmaktan, oğlanların öldürülmesinden ne yaptı Cenab-ı Hak İsrâil’i kurtardı firavunun zulmünden firavun devletinin zulmünden kurtardı. Rum krallarına da Kayser deniyordu Hirakil deniyordu kral. Necâşî bunlarda bunlar da Habeş krallarına deniyordu Necâşî deniyordu. Yemen krallarına Tübbâ deniyordu. İran…

 

 

 Dakika 1:28:17

 

 

(Visited 162 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}