HadısŞerifKülliyatı 171-01

171 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 171

171- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 171

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn.”

 

‘’Bismillâhi Zîşan azîmu sultan şedîdül burhan kaviyyül erkâm mâşââllahu kân Eûzubillahi min külli şeytâni insün ve can’’

‘’ Rabbi eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Sevgili dostlarımız,

 

Dersimiz Kâbe-i Şerif’e kurban hediye eden hakkındadır. Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor;

„Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Medine’de iken Kâbe’ye kurban sunar, ben de kurbanının boynuna takılacak nişanlarını hazırlardım. Bu sırada Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâmlıların sakındığı yasaklardan sakınmazdı.“ Bunu Buhârî, Müslim ve diğerleri haber veriyor.

Hz. Âişe-i Sıddıkâ vâlidemiz (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) Mekke’ye hedy göndermiş olan Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) ihrâma girmediğini belirtmek istiyor. İşte Kâbe-i Şerif’e hediye gönderen kişinin ihrâmlı olmasının şart olmadığını anlıyoruz burada.

 

Hz. Câbir (Radıyallâhu Anh) Hazretlerinin anlattığına göre: „Ashâbtan Medine’de Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) ile kalanlardan bir kısmı Kâbe-i Şerif’e kurbanlıklar göndermiş, bunlardan dileyen ihrâma girmiş, dileyen de girmemiştir.“ Bunu da Nesâî haber veriyor.

 

Rebîa İbnu Abdillah Ibni’l-Hudeyrin anlattığına göre: „Irak’ta elbiseden soyunmuş bir adam görür ve sebebini sorar. Kendisine, bu adamın Kâbe-i Şerif’e kurbanlık gönderdiği, bu sebeple elbiseleri attığı belirtilir.
Rebîa der ki: „Sonra ben Abdullah İbnu Zübeyir’le karşılaştım ve bu durumu ona anlattım. Bana:
„Kâbe’nin Rabbine kasem olsun bu bid’attir“ dedi.“ bunu da Muvattâ haber veriyor.

Evet, sevgili dostlarımız, İslam dini işte bidatlara da yer vermiyor reddediyor. Bid’atın sünnette, sünnete muhâlif olan amel ve düşünceler olduğunu daha önceki derslerimizde açıklayarak geldik. Buraya bir daha dikkatleri çekelim, bid’atın sünnete muhâlif olan amel ve düşüncelerdir. Onun için Müslüman İslam dinini olmayan bir şeyi karıştırmamalıdır.

 

Müteferrik konularla ilgili bakın ne buyurdular; Bedene: büyükbaş hayvan demektir.

 

Dakika 5:04

 

 

Yine İbnu Ömer’in (Radıyallâhu Anh) anlattığına göre: „Babası Hz. Ömer, necib (denen çok muteber cinsten bir deveyi) Kâbe-i Şerif’e kurban olarak bağışlamıştı. (O ara necibe) üç yüz dînâr verdiler (Yani deveye). Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a gidip sordu:
„Ben necibi Kâbe’ye bağışlamıştım. Bu ara bazıları gelip üç yüz dînâr verip satın almak istediler. Bunu satıp yerine bir başka deve alayım mı?“ „Hayır, dedi. Başkasını değil, onu keseceksin!“ Sevgili Peygamberimiz bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor. Bu deve cinslerinden bir cinsine de necib denmektedir. Develerin kuvvetli ve süratli olanları bu ismi almışlardır.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm Anhüma ve Erdahünne Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hudeybiye senesinde, Kâbe-i Şerifte kesilmek üzere birçok deveyi kurban kildi. Bunlar arasında (vaktiyle) Ebû Cehil’e ait olan, başında gümüşten -bazı ravileri altından der- mamul bir büre bulunan deve de vardı. Bununla, müşrikleri öfkelendiriyordu.“ Bunu da yine Ebû Dâvûd haber veriyor.

Ebû Cehil’e ait bir deve de bulunuyordu ve devenin burnunda altın veya gümüşten takıları vardı.

Büre: Hayvanın burnuna takılan yuvarlak bir halkadır, bu halkanın altından olduğu söylenmiştir. Müşrikleri kızdırdığı belirtilmektedir bu hadis-i şerifte. Ashâb-ı Güzin hakkında bu teşbih onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir.  29’uncu âyet-i kerime ‘’Fetih Sûresi’ndeki’’ bu âyet-i kerime ki Aliyyu’l Kârî bu hadis-i şerifte diyor (Liyağîzâ bihimül küffâr) buyruluyor. ‘’Ashap hakkındaki bu teşbih bunlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir’’. Şu hâlde bazı tezâhürler ile Müslümanların küffârı öfkelendirip çatlatması câizdir.

Yalnız ey İslam âlemi! Bir olacaksın, bir bütün olacaksın, birlikte Allah’ın emrinde hareket edeceksin. Dağılıp parçalanmayacaksın.

 

Nâfi anlatıyor; “İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) kurbanlık devesine kabâtî ketenden, yünden mamul renkli kilimlerden, iki parçalı takımlardan çul sarar, sonra bunu Kâbe’ye, Kâbe’yi Şerif’e yollardı. Bunlarla orada Kâbe-i Şerif’e örtü yapılırdı. Bunları Kâbe-i Şerif’e örttükten sonra hepsini tasadduk ederdi.” bunu da Muvattâ haber veriyor.

 

Dakika 10:10

 

‘’Kabâtî, kabt’’ kelimesinden gelmiştir ki -Mısır’ın yerli ahâlisinin- adıdır. Kıptilerin değişik şekilde anılmasıdır, dilimizde Kıpti diye biraz daha değişmiş hâlidir. ‘’Enmat, Nematın’’ cemidir, kilim kelimesi ile karşılayabiliriz bir nevi yaygıdır yani kilim. ‘’Hulel, Hulel’in’’ cemidir, hülle iki parçalı aynı cinsten giysidir, buna takım elbise dediğimiz işte elbise şeklidir.

 

Ebû Ömer İbnu Abdilber der ki: “Çünkü Kâbe-i Şerif’in örtüsü, Yüce Allah’ın rızâsını kazanmak için yapılan bağış ve sadakaların kıymetlilerinden yapılırdı. Kâbe-i Şerif’e himyel meliklerinden Tübbâ zamanından beri örtü çekilirdi. Kurban kesildikten sonra da tezyinatla Kâbe-i Şerif örtüsü yapılıyordu. Böylece o iki faziletli amel birden işlenmiş oluyordu. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hz. Ali’ye kurbanın çul ve derilerini tasadduk etmesini emretmiştir. Bu da müstehap denmiştir bu amele de.

Günümüzde kurban derilerinin durumuna bir bakacağız, Müslümanlar bu meselede de imtihandadır. Kurban ibadetinin yerli yerince olması için kurban derilerinin de yerli yerince tasadduk edilmelidir.

 

Hz. Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm),  (beni göndererek), kurbanlık develeriyle ilgilenmemi, onların etlerini, derilerini, çullarını tasadduk etmemi, bunlardan kasaba bir (ücret) vermememi tembih etti.“ Çünkü kasap ücreti ayrıca verilir, kurbanın vücudundan ücret verilmez.
Hz. Ali (Radıyallâhu Anhü) der ki: „Kasaba ücretini kendimizden öderdik.“ diyor. Buhârî, Müslim ve diğerleri haber veriyor.

 

Kurtubî’nin kaydına göre Hasan-ı Basrî ve Abdullah İbnu Ubeyd İbnu Umeyr hâriç bütün ulemâ kasabın ücretinin kurbandan verilemeyeceği husûsunda ittifâk etmiştir.

Kurtubî’nin kaydına göre, ulemânın bir kısmı bu hadis-i şerif’ ten kurbanın eti, derisi ve çulunun satılamayacağına da hükmetmişlerdir. Sözgelimi kurban derisi satılacak olsa parasının tasadduk edilmesi gerekir.

Ahmet İbnü Hanbel (Rahmetullâhi Aleyh) de Katâde İbnu Nuaym tarafından rivâyet edilen şu nassı gösterir: “Kurbanların ve hedy ’in Kâbe-i Şerif’e bağışlanan kurbanların etlerini satmayın! Hayır yolunda tasarruf edin ve yiyin, derilerinden de istifade edin ama satmayın.

 

Dakika 15:10

 

Etlerinden başkalarına yedirirseniz bile kendinizde dilerseniz yiyin”. Kurban derisinden en isabetli davranış, Allah’u Teâlâ’nın rızâsı için bağışlamaktır. Tabii ki çulun bağışlanması da sünnettir. Hadis-i şeriften kurbanla ilgili işlerin vekâleten bir başkasına devredilebileceği hükmü de çıkarılmıştır.

 

Evet, sevgili dostlarımız, Hacc cinâyetleri sebebiyle kesilen cezâ kurbanlarının etleri, fukaraya bağışlanan nezir kurbanlarının etleri, fidye olarak kesilen kurbanların eti, kesen tarafından yenmez. Yediği takdirde o miktarda bağışta bulunur. Şâfiîlere göre temettü ve kıran haccında kesilen kurban etini sahibi yiyemez. Çünkü ona göre bu kurban bir nevi cezâ kurbanıdır. Hanefîler ise buna şükür kurbanı demişlerdir, etinden kesen de yiyebilir.

 

İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kurbanlığını (Mekke ile Medine arasında bir mevki olan) Kudeyd ‘de satın almıştı. İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) de aynen öyle yaptı.“ Bunu da Tirmizî haber veriyor.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Şimdi de bazı konulara değinelim, izhar konusu: İster umre ve isterse hac için ihrâma giren bir kimsenin tavaf ve vakfe yapmaktan alıkonmasına izhar denmiştir. Küfîler bu sebepleri kırık, hastalık, korku diye özetlemişlerdir. Aynî, Ebû Hanîfe ve Ashâbının ihzar hacının Beytullah’a ulaşmasına mâni olan hastalık, düşman, kırık, nafakanın kaybı gibi şeylerin hepsidir dediğini kaydeder.

Leys İbnu Sâ’d, Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve İshâk’a göre izhar sadece düşmanla olur, hastalıkla olmaz. İhzara uğrayan Muhsar Mekke’ye hayvan veya bedelini gönderir. Tâyin edilen vakit geçinceye kadar ihrâmda kalır, hedy kesilince Hanefîlerce ihrâmdan çıkar, Şâfiîler, tıraş da olarak ihrâmdan çıkar. İmâm-ı Mâlik, ihzar hacc için vardır umre için yoktur. Mutemir Beytullah’a varıncaya kadar ihrâmdan çıkmaz. Zîrâ onun için haccda olduğu gibi zamanla kayıtlanmak yoktur. Umre’yi kaçırma gibi bir durum yoktur, senenin her gününde umre yapılabilir.

 

Dakika 20:00

 

Öyleyse engel kalkıncaya kadar bekler demiştir.

Fevat: Arafat vakfesine vakti içerisinde yetişemeyip kaçırmanın adına da “fevat” denir. Onun vakti Arefe günü öğleden sonrası ile bayram sabahı onuncu Zilhicce yani sabah vakti Fecr-i Sâdık girmezden öncesine kadar ki zamandır. Bu zaman içinde Arafat’ta bulunmayan vakfeyi kaçırmış olur. Fidye esas itibâriyle esiri esâretten kurtarmak için ödenen maddî karşılıktır buna îfa da denir. Hacc bahsinde fidye hacc veya umre ile ilgili kurallarla husûle gelen aksaklıkları ki bunlara cinâyette denir. Telâfisi için îfa edilen cezâlardır, kurban sadaka, oruç hepsi de mezkûr fidyenin çeşitleridirler.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Hastalık, eza ve benzerleri ile mahsur kalanlar;

 

Kâ’b İbnu Ucre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: „(Biz Hudeybiye’de iken), Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) yanıma geldi. O sırada ben tenceremin altını yakıyordum. Yüzümde de bitler kaynaşıyordu. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bana:
„Başındaki şu böcekler seni rahatsız etmiyor mu ?“ diye sordu. Ben:
„Evet! Ediyor!“ dedim… Bana: „Öyleyse tıraş o1 ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yârim sa‘ vermek suretiyle doyur veya bir kurban kes. (Bunlardan hangisini yaparsan olur)“ dedi. Ancak bu saydıklarının önce hangisini zikretmişti bilmiyorum“ diye cevap verdi. Tam o sırada su âyet-i kerime nâzil oldu:
„Artık içinizden kim hasta olur yahut başından bir eziyeti bulunursa ona oruçtan, ya sadakadan yahut da kurbandan biriyle fidye vacib olur…“ Bu Bakara Sûresi’nin 196’ncı âyet-i kerimesi’’ ki bu durumu Buhârî, Müslim ve diğerleri haber vermektedir.

Âyet-i kerime de fidye olarak şunlar zikredilir: Oruç, sadaka, kurban. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) sadedinde olduğumuz hadis-i şerif de bunların miktarını tâyin etmektedir. Oruç üç gündür. Yanlış anlaşılmasın dinimiz biti öldürmeyin diye bir yasak koymamıştır. Buradaki yasak ihrâm gereğidir, ihrâmlı kimse ihrâm müddetince bundan yasaklanmıştır ama rahatsız olduğu ortaya çıkınca da böylece ihrâmlı da olsa ne yapacak onlardan kurtulacak, tıraş olacak ve fidyesini verecek. Sadaka altı fakirin doyurulması, burada bir fakire takdir edilecek miktar yarım ‘’sa’dır’’. Kurban bir koyun veya keçidir, dileyen sığır veya deva kesebilir. Koyundan fazlası teberrudur.

 

Dakika 25:02

 

Evet, sevgili dostlarımız, Ayrıca hadis-i şerifin bazı veçhinde bunlardan hangisini yaparsan olur ziyâdesi de mevcuttur. Hülâsâ bir kısım âlimler, bunlardan birini yapmakta ferdi muhayyer olduğunu söylemiştir. İbnü Abdilberr bütün beldelerdeki âlimlerin bu kanaatte olduğunu belirtir.

Fidyenin yeri, bu hadis-i şerif ihrâm cinâyeti sebebiyle ödenmesi vacip olan fidyenin ödeneceği yer husûsunda bir tasrihte bulunmamıştır. Bu sebeple fidyenin edâ edileceği yer husûsunda ulemâ ihtilâf etmiştir. Ebû Hanîfe’den birkaç farklı fetvâ rivâyet edilmiştir.

Bir rivâyete göre: Hayvan kesme işi de, fakir doyurma işi de Mekke’de olmalıdır. Başka yerde câiz değildir.

Bir başka rivâyete göre: Kurban kesimi sadece Mekke’de câizdir. Fakir doyurma işi başka yerde de olabilir. İmâm-ı Mâlik hadis-i şerifin mutlak gelmiş olmasına bakarak, fidyenin nerede olsa eda edilebileceğine hükmetmiştir. Ona göre bunun kurban kesmek, oruç tutmak veya fakir doyurmak şekillerinden biriyle yerine getirilmesi arasında fark yoktur. Hangi şekilde olursa olsun her yerde edâ edilebilir, İmâm-ı Şâfiî, hayvan kesmekle fakir doyurma işinin sadece Mekke’de veya harem-i şerif de câiz olacağına hükmetmiştir. Tâvûs, Atâ, Mücâhit ve Hasan-ı Basrî’nin de kurban ve fakir doyurma işlerinin sadece Mekke’de câiz olacağını söylediklerini rivâyet etmiştir. Fidye oruç tutmak şeklinde yerine getirilmesi hâlinde her yerde tutulabileceği husûsunda ulemânın ihtilâfı yoktur. Sadaka, fidye olarak ödenecek sadaka altı fakiri doyurmaktır. Bu bir fakiri altı gün doyurmak şeklinde edâ edilebileceği gibi altı fakiri mutad üzere günde iki öğün hesabı ile bir gün doyurmak şeklinde de edâ edilebilir. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), bu maksatla yapılacak harcamanın asgari miktarını da belirtir, yarım ‘’sa’’. İmâm-ı Mâlik, Şâfiî, İshâk, Ebû Sevr ve Dâvûdî Zâhirî ’ye göre kefâret, buğday, arpa ve kuru hurma gibi şeylerin hepsinden yarım ‘’sa’’ olarak verilir. İmâm-ı Âzâm’a göre bu fidye buğdaydan yarım ‘’sa’’, arpa veya kuru hurmadan bir ‘’sa’’ verilir. Süfyân-ı Sevrî’de böyle hükmeder, bir ‘’sa’’ örfi dirhemle 2,120 gramdır kilogram (yani 2 kilodan 120 gram fazladır).

 

İbnü Tîn ve diğer bir kısım âlimler bu hadis-i şerif vesilesiyle şöyle açıklama yapmışlardır;

 

Şârî burada bir günlük orucu bir ‘’sâ’lık’’ sadakaya muadil kıldı. Hâlbuki Ramazan’ı Şerif orucunu yemede ise 1 günlük orucu bir mütlük sadakaya muadil kıldı. Müt ‘’sa’ ın’’ dörtte biri. Zıhar ve Ramazan’ı Şerif’te cima için de böyle kıldı, yemin kefaretinde ise bir gün orucu 3,3 mütte muadil kıldı. Bu durum hudut ve takdiratta kıyasın cârî olmadığına en kavi delildir. Şârî ne beyan etmişse o esastır demişlerdir.

 

Evet, sevgili dostlarımız, İnşâ’Allah derslerimiz bir sonraki derslerimizde 1525’inci Hadis-i Şerif ile devam edecektir.

 

Dakika 30:50

 

(Visited 34 times, 1 visits today)