hayat veren Tefsir 171-01

171- Tefsir Ders 171 hayat veren nurun keşif notları

 

171- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 171

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

Onun için hak bilgi ortadadır. Ehl-i Sünnetin kaynakları çok sağlamdır, Kur’an-ı Kerim kıyâmete kadar bozulmayacaktır. Kur’an-ı Kerim’in hak ve doğru anlayışı ortada mevcuttur. Kıyıda, köşede Ehl-i Sünnete muhalefet edenler olsa da Ümmet-i Muhammed’e fazla tesir etmeyeceği de ortadadır ama çalışmamız gerekiyor. İyi çalışmamız, Hakk’ı tebliğ etmemiz gerekiyor. Birbirimizi sevmenin yolu bundan geçer. Sevgi birbirine faydalı olmak demektir. Hem faydalı olmayacaksın hem ben seni seviyorum diyeceksin buda olmaz. Ben seni çok seviyorum dediğim zaman sana fayda açısından gücün nispetinde gerçekleri daima takdim etmem gerekiyor. Kendime neyi lâyık görüyorsam sana da aynı güzellikleri lâyık görmem gerekiyor. Kendime neleri zarar görüyorsam seni de o zararlardan korumak için elimden geleni yapmam gerekiyor. Bir karınca bile olsa, karınca kadar gücün olsa görevini yap. O yolda ne yap? Görevini yapmaya çalış karınca kaderince diye, kudretince diye bir söz vardır bunun gibi. Onun için teyemmüm de işte bu şekilde suyun bulunmadığı zaman Yüce Rabbimiz biz kullarına hayatı tamamen kolaylaştırmak için Allah’a olan saygıyı, sevgiyi, itaati de bir an bile ihmâl etmemek için, hep onun kurallarına uymamız için ve uyduğumuzu da ispat etmek için su bulamadığımız zaman bile teyemmüm ile biz ne yapacağız? İbadetimizi yapacağız. Orada teyemmümde مِّنْهُ de diyor مِنْ iptidâ olunca diyor elin temiz toprağa dokunması yeterlidir مِنْ  iptidâ anlamında kabul edildiği zaman Hanefîlerin, Hanefî müçtehitlerinin buradan aldıkları bu iptidâ anlayışıdır  مِّنْهُ ‚deki مِنْ  iptidâ olunca diyor elin temiz toprağa dokunması yeterlidir. Hanefî müçtehitleri, Hanefî âlimleri ama teb’îz olunca diyor elden yüze ve kollara da biraz bir şey sürülmesi lâzım gelir. Bu da İmâm-ı Şâfiî’nin görüşüdür. O da مِّنْهُ ‚deki مِنْ ‚e teb’îz anlamı vermiştir ve yani ne diyor elden yüze ve kollara da biraz bir şey sürülmesi lâzım gelir demiştir İmâm-ı Şâfiî’nin görüşüdür Allah, hepsine rahmet eylesin. İlâhî teklifler külfet değil nimettir. İslam’da Allah’ın kuluna ne teklif etmişse bunlar yüce mi yüce nimetlerdir çünkü Yücenin emridir. Bunlar külfet değildir nimettir. Hayatın tamamen mutluluğu içindir. İlâhî teklifleri kul ne kadar güzel yerine getirirse hayat bulur ve hayatı kolay olur, mutlu hayat yaşar. Çünkü nimetin içinde bunlar hep nimettir. Nimet nedir? Nimet: Seni bütün zararlılardan koruyan faydalıyla seni donatan ilâhî lütuflardır. İslam’ın her emri de nimettir. Onu senin aklın kavrar veya kavramaz o ayrı mesele. Ama Allah’ın her şeyi bildiğini, her şeyi güzel yaptığını bilmen gerekmez mi? İslam’ın Allah’ın teklifi olduğunu bildiğin zaman geriye ne kalır ki, anlayamayacağın ne kalır? Allah her şeyi biliyor her şeyi güzel yapmış, kuluna da her şeyi güzel teklif etmiş, hayat bulsun kullarım mutlu olsunlar diye yapmış. O zaman sana bana düşen görev nedir? O yüce emirleri iyi anlamak, iyi öğrenmek, iyice uygulamak, itaat ve taatin kurallarının gereğini de yerine getirmek. Bunun için ilâhî teklifler külfet değil nimettir hiç unutma.

 

Dakika 5:55

 

İbrâhim Sûresinin 7’nci âyetinde, Yüceler Yücesi Eşsiz Rabbimiz Yüce Allah (C.C) diyor ki;  لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ  “Andolsun ki diyor şükrederseniz elbette size nimetlerimi artırırım” bak şükrederseniz artırırım, nimetlerimi artırırım diyor. Nur üstüne nur, nimet üstüne nimet, hayat üstüne hayat, mutluluk üstüne mutluluk işte cennet üstüne de cennet. Cennet üstüne cennet mi olur? Bak ne diyor Rahmân Sûresindeki bir âyet وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ ﴿٤٦﴾ “Rabbi ’sinin makamından korkanlar için iki cennet vardır” diyor. Öyle cennetler var ki göklerle yerden daha geniş tüm göklerle yerden daha geniş cennetler var. Enine böyle boyunun ucu bucağı yok. Onun için biz ne kadar güzel olduklarını söylüyoruz ama bizim dediklerimizden daha güzel Allah’ın emirleri, bizim anladıklarımızdan daha da güzel, eşsiz güzel. Bu nedenledir ki, Cenab-ı Hak öyle diyor şükrederseniz artırırım. Şükür nedir? Îmânın gerçek îmân olacak şükür yerine gelmesi için amellerin sâlih olacak ve ahlâkın, adâletin, ‘’Zühtü Takvan’’ bunlar yerli yerince olduğu zaman marifet kapıları açılır. Artık lütuflar seni istilâ etmeye başlar. Lütfu İlâhî, tecellî ilâhîler seni istilâ eder seni nurun içine alır. İslam nur iyi Müslüman ol Allah seni nurun içine alır, seni cennete yakışır hâle İslam hazırlar. İyi Müslüman olmak görevimizdir. Gece gündüz Rabbimize yalvaracağız, çalışacağız. Onun için namaz Yüce Allah’a kulluk, onunla konuşmak, huzuruna kabuldür diyor. Allah huzuruna kabul ediyor. Hani diyorlar ya işte bir devlet adamı falanca işte bakanı huzuruna kabul etti deniyor. Yüce Allah 5 vakit namazda kulunu huzuruna kabul ediyor ve kul da onun huzurunda ona kulluk için hazır ol vaziyetine geçiyor ve Rabbisiyle konuşuyor. Niçin, nasıl konuşuyor? Kur’an okuyor. Kur’an Allah’ın sözleri değil mi? Allah’ın kendi sözüyle Allah’a ibadet ediyor. Onun huzurunda Kur’an okuyarak el bağlıyor ve konuşuyor. Kur’an okuyan Allah’la konuşan insandır. Kur’an dinleyen Allah’ı dinleyen kişidir. Aklını başına al! Namaz miraçtır. Ve şuurlu bir şekilde içi dışı temiz olmalıdır. Allah’ın huzuruna geldiğimiz için, huzurda bulunduğumuz için namaza duran insan içi dışıyla tertemiz olarak durmaya gayret etmesi lâzım. Birinde, beşinde tam beceremezse bir gün tam becermiş olur ve İnşa’Allah mükâfatını alır. Borçtan kurtulur ve Allah’u Teâlâ’da kusurlarını affeder ve gerçek namazlardan kabul eder seni de gerçek Âbid ve Zahid kullarından kabul eder. Onun merhametine nihâyet yoktur. Sen gayretli ol ve samîmî ol, ihlâs ile hareket et.

 

Dakika 10:50

 

Yine Âli İmrân Sûresinin 185’inci âyet-i kerimesinde ecirleriniz eksiksiz verilir. Allah, vermeyi seviyor.

 

Aziz dostum!

 

Allah vermeyi seviyor dikkat et buna. Yeter ki sen kul ol. Cennetten sen bir saray almaya kalksan bu dünyayı satsan, başka dünyalar da satsan cennetten bir tek odacık dahi alamazsın. Hanımlar için bir başörtüsü alamazsın. Oranın incilerinden tek bir inci alamazsın. Bütün dünyanın cevherlerini versen orası ebediyyâtın hayatıdır. Mutlu hayat orada. Bunları Allah sana nasıl veriyor? Lütfundan veriyor. Îmânını, Müslümanlığını vesile kılıyor kazandığından değil ki, kazanacağından da değil. Allah’a itaatin, îmânın, Müslümanlığın onun emirlerine uymak kendi gücünü Allah’tan aldığın gücü Allah’ın yoluna kullanmanla Allah sana lütfundan cenneti veriyor, ölümsüz, tükenmez nimetlerini veriyor. Bu senin benim kazanacağım iş değil. Biz kulluk görevimizi yapmamız gerekiyor. Bize gücü de o verdi, her şeyi o verdi. Onu verdiklerimiz onun yoluna kullandığımız zaman lütfundan tutuyor siz bu aczinizle benim verdiklerimi benim için kullandınız, aha size cennetim diyor Cenab-ı Hak cemâlini veriyor. Vuslata eriyorsun, ebedî nimetlere mazhar oluyorsun, ölümsüzlüğe seni kavuşturuyor. Biz fânîyiz ama o bizi devamlı yaşatıyor. Fânîyi bakın bâkî kılıyor ölümsüz hayat veriyor. Yani öldürmüyor, mutlu kılıyor, üzüntüyü, kederi almış, mutluluklarla, zevki sefâ ile orayı doldurmuş cenneti. Burada kazan demiş, dünya kazanma yeri, imtihan yeri demiş. Evet, durum böyle Cenab-ı Hak hepimize iyi duyan, iyi dinleyen, iyi anlayan kullarından eylesin. Allah’ın sürekli hidâyetini iste. Onun lütfunu, keremini, refâkatini iste. Her işi ondan onun Avni muâvenetini iste, sürekli ondan iste. Aklını kullan hep ondan iste. Onun rahmet kapısından hiç ayrılma, boynunu sadece Rabbine eğ, kalbini dilenci kabı gibi Allah’a kalbini uzat. Senin kulunum, sana muhtacım, ebedî muhtacım diye yalvar.

 

Kıymetli efendiler!

 

Demek ki ecirlerin hiçbirisi zâyî edilmiyor. Eksiksiz fazlasıyla, çok fazla olarak veriliyor. Nimet ve saadetin en büyüğü şükrandır. Teşekkür etme, iyilik bilmedir. İşte iyilik bilenler, Allah’ın yaptığı iyilikleri, haddi hesabı uçsuz bucaksız iyiliklerine nihâyet yok ki. Vücudumuzda ruh ve bedende ne varsa onun değil mi, o vermedi mi, yediğimiz içtiğimiz her şey onun değil mi?

 

Dakika 15:20

 

Peki, nasıl iyilik bilmeyip de ona nasıl hamd etmeyeceksin ki, ona hamd edilmez mi? O Rahmân ve Rahim olarak kendini tanıtmış rahmetiyle, ezelî rahmetiyle tecellî etmiş. Onun bunca rahmetinin karşısında bizim Elhamdülillah dememiz gerekmiyor mu? İşte onun için Kur’an-ı Kerim’in başında الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٢﴾ yazılı. Bu Rahmân, Rahim olan Allah’ın ezelî ve ebedî rahmetine bize verdiği, yaptığı iyiliklere karşı ne yapıyoruz? Onunla tanışıp ona minnettarlık duygumuzla, bütün varlığımızla hamd ediyoruz. Neyle? Onu tanımak, îmân etmek, İslam’ın bütün emirlerini yerine getirerek hamd ediyoruz. El bağlayıp Fâtihâ’yı Şerif’i her rekâtta okuyoruz. İçeriğine bir bakalım Fâtihâ’nın dersimizin başında bunları açıkladık. Oraya dönerseniz oradan bunları tekrar hatırlamış, iyice öğrenmiş oluruz İnşa’Allah. Oraya dönelim, oraları dinleyelim, hele unutanlarımız hemen oraya dönsün ve orayı hatırlasın. Uçsuz bucaksız Allah’ın iyiliklerine bizim nasıl olurda Elhamdülillah deyip iyi bir Müslüman olmamız gerekmez mi? Allah’a hamt etmek demek iyi bir Müslüman olmak demektir. İslam’ı bilmek, yaşamak ve Allah’ın emirlerini unutmamak, Hamdi’n aslı budur, şükrün aslı budur, zikrin aslı budur, muhabbetin, sevginin aslı da budur. Bunları yapmadığın zaman kişi kendini kandırmış olur. Diliyle şükreder hani kalbin nerede, bedensel ibadetlerin nerede, bedensel, ruhsal kulluğun nerede? Ruhun Allah’a kulluk borcu yok mu, kalbin yok mu, bu bütün bedenin Allah’a kulluk borcu yok mu? Bu borçların tamamını nasıl ödeyeceğini Allah tekliflerinde, hükümlerinde bildirmiş. Namaz bedensel, ruhsal kalbin, dilin, bedenin, ruhun tümüyle yapılan bir ibadet Allah’a. Oruç tamamen hem ruhsal, hem bedensel hac hem maddî, hem manevî, hem bedensel, hem mâlî zekât tamamen mâlî ama ruhları temizliyor. Dünyayla âhiret arasına, cennete körü kuruyor. Ve dünya da bütün sosyal ihtiyaçları gideriyor, dengesizlikleri fakir zengin arasında ki dengeyi kapatıyor, adâleti sağlıyor ve sosyal ihtiyaçları te’min ediyor. Her birisinin güzelliğini, faydasını saymakla bitiremezsiniz, bitiremeyiz. Onun için Bakara Sûresini sonundaki sondan 285’inci âyetinde Cenab-ı Hak (سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا) diyor. Bak burada bağışlamanı dileriz dönüş sanadır, unutma bunu! (سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ) duyduk, itaat ettik bağışlamanı dileriz dönüş sanadır.

 

Dakika 20:10

 

Biz Allah’tan geldik Allah’a gideceğiz, Allah’a hesap vereceğiz, mahşer de toplanacağız. Bir defa dönüş Allah’adır başka yere değil. Aklımızı başımıza almak içinde Allah’a çok yalvaralım, hidâyetini isteyelim, yardımı isteyelim. Misak şimdi bura da misak âyetleri geçti biliyorsunuz akabe gecesinde Bey’atu’r-rıdvân da bu misak Peygamberimizle olan bu misak anlaşma Allah’a isnâd edilmesi dikkat et. Peygambere itaatin, Allah’a itaat olduğunu Kur’an-ı Kerim söylüyor. Peygambere bey’at edip peygambere söz vermek tâbî olmak Allah’a olan misak ve bîat olduğunu unutma! Çünkü peygamber (A.S.V) Allah’tan aldığı emirleri insanlara ulaştıran onun Peygamberi, elçisidir. Ona itaat etmediğin Allah’u Teâlâ’ya itaat etmediğini unutma! Çünkü elçiyi inkâr onu göndereni inkârdır. Hiç unutma bunu! Onun için Fetih Sûresinin 10’uncu âyetinde (  إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ) burada bir bîat ’ten bahsediliyor. Nedir o? Gerçekte Allah’a bey’ât etmektedirler. Sana ey Şanlı Peygamber, Ey şanlı Muhammed (A.S.V)! Muhakkak ki diyor sana bey’ât edenler, aslında Allah’a bey’ât edenlerdir diyor. Bu bir anlaşmadır. Muhammed’le anlaşıp, Hz. Muhammed’in Peygamberliğini, İslam’ın hak din olduğunu, Allah’tan başka İlâh olmadığını, Allah’ın ortaya koyduğu İslam kânûnlarını A’dan Z’ye îmân edip, kabul ettiğin an bu bir anlaşmadır. Hiç mi hiç unutma bunu! Bu sözünden sakın cayma Müslümanım dedin mi iyice Müslüman ol ebediyyû’lebed parçalansan bile, parça, parça seni doğrasalar bile îmânından, İslam’ından tâviz verme. Bir canını Allah yolunda bir canını verdiğin zaman ebedî milyarlarca sana can verecek Allah’tır. Sakın ola ki verdiğin sözden cayma bey’atın da bağlı kal (لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ) dedin mi bunun içinde İslam’ın bütün anlaşması içinde bulunuyor. Bu icmâli îmândır bu anlaşmana sâdık kal, dinin gereği yerine getir, sakın ihmâl etme. Âlemin yaratılması, Âdem’in hilkatini de içine alarak Fâtihâ da dikkat et! Bura çok ince bir konu (يَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ) diye tüm Müslümanların itaat îmân ile beyatları ki bu ezelî anlaşmadır. Ne dedik biz ezelî anlaşma da Allah’a (أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى) da Âraf Sûresi 172’nci âyette biz ne dedik biliyor musun? Allah’ım! (إِيَّاكَ نَعْبُدُ) ancak sana kulluk ederiz. (وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ) ancak her türlü yardımı senden isteriz. Bakın önce kulluk peşinden yardım.

 

Dakika 25:00

 

İşte bizim her kulluğu Allah’a her türlü yardım istemeyi de Allah’tan biz Bezmiâlem de, Kâlû Belâ da ne yaptık? Allah ile anlaşma yaptık, söz verdik Cenab-ı Hakk’a. Dünyaya Hz. Muhammed de gelince o sözümüz hatırlatıldı İslam önümüze kondu. Hani siz ezelde yaratıldığınız zaman Cenab-ı Hak sizden söz almıştı, Allah ile bir anlaşma yapılmıştı. Ancak sana kulluk ederiz, ancak her yardımı senden bekleriz. (أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ) sizin Rabbiniz miyim? Dediği zaman hep beraber orada dedik ki; (قَالُواْ بَلَى) bu sözünü unutmayıp da bugün bile hatırlayanlar vardır ve var da. Sözünden cayanlar olduğu gibi, şirke saplananlar, küfre saplananlar, İslam’a karşı cephe alanlar olduğu gibi o günkü o sözü bugün hâlen duyan ve gereği gibi hak Müslüman olan her kelime-i şehâdet getirmesinde, her tevhîd okumasında, o sözünü hatırlayan hiç unutmayan, ebedî unutmayacak olan bahtiyarlar davar. Allah, bizi onlardan eylesin.

 

Kıymetli efendiler,

 

İşte burada bunu unutmayalım! Âlemin yaratılması, Âdem’in hilkatini de içine alarak Fâtihâ da (إِيَّاكَ نَعْبُد وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ُ) tüm Müslümanların itaat îmân ile beyatları ki bu ezelî bir anlaşmadır. Kiminle yapıldı anlaşma? Unutma alla ile yapıldı (C.C). Sen bizim Rabbimizsin dedik ve dünyaya geldik ne yaptık? Müslümanlığımızı gün gibi ortaya koyduk ve Müslümanız dedik. Sözümüzden caymadığımız ortaya koyduk, bugün Müslüman olmak demek ebedî sözünde durmak demektir. Sözünden cayanların işi çok mu çok tehlikeli korkunç akıbetler Müslüman olmamak sözünden caymak bütün tehlikeler burada. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet dediler sen bizim Rabbimizsin bu Allah’ın şeriatı aklî ve şerî delillerle tevhîd ve şeriatın tamamıdır. Dikkat et buraya! Bu anlaşma Allah’ın şeriatıdır aklî ve şerî delillerle tevhîd ve şeriatın tamamıdır. Sakın ola ki Allah’ın ortaya koyduğu bu emirlerin bir tanesine bile şüphe ile bakma sakın hepsini tasdik et. Ve eğer şüphe edersen ilâhî emirlerden, Şârî’in ortaya koyduğu şerî kurallardan şüphe edersen îmânını mahvedersin sakın ola ki ölüme razı ol. Ama îmânının îmânına zarar gelmesine razı olma. (A.S.V) bütün Peygamberlerin imamıdır. Sultan-ül Enbiyâ, Sertaç-ül Evliyâ bütün Evliyâların Sertaç’ıdır o Şanlı Muhammed var ya                               (أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ) ne diyor? Mü’minler için canlarından Muhammed daha ileridir diyor. Hz. Muhammed’i canından daha fazla sevmenin gerekli olduğunu Yüce Allah kendi söylüyor. Muhammed’i kendi canından daha çok sevmek gerekince, bunu da Allah için yapmanın gerekli olduğuna göre Allah emrediyor. Çünkü Allah için canından daha çok seveceksin benim Habîbi Muhammed’i diyor.

 

Dakika 30:00

 

Muhammed Allah’ın sevgilisi Allah için bak canımızdan fazla sevmemiz gerekiyor. Cenab-ı Hak öyle diyor. Ve diyor ki; (وَأَزْوَاجُهُ) Muhammed’in hanımları var ya diyor. Onlar Ümmet-i Muhammed’in anneleridir, bütün insanlığın annesidir onlar. Muhammedin hanımları (Ezvac-ı Mutahharat) (Radıyallâhu Anhünne) bunların tamamı Peygamberimizin hanımları onların diyor anneleridir, hattâ bize annelerimizden de daha ileridir. Her anne ileridir, yüksektir, pek değerlidir. Anne-baba İslam da çok kıymetlidir Anne-babaya öf bile denmez, kaşlar çatılmaz, sözün en güzeli en tatlısı konuşulur anneye babaya. Böyle iken Hz. Muhammedin hanımları annelerimizdir bizim ve daha ileridir. Buna da dikkatlerimiz çekilmiştir.

 

Cenab-ı Hak Şanlı Kur’an’ı iyi anlamayı, iyi dinlemeyi, Allah’a kul olmayı, Muhammed Mustafa’ya (S.A.V) gerçek ümmet olmayı, onun getirdiği ilkelere ve Habîbi Muhammed’e gerçek hak olarak tâbi olmayı, bâtıla karşı koymayı, hakkı ebedî yaşamayı, onunla mutlu olmayı, gerçek hayatı bulmayı hepimize nasîbi müyesser eylesin.

 

Dakika 32:07

                                                                                                                                 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 118 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}