HadısŞerifKülliyatı 177-01

177 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 177

177- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 177

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn.”

 

 ‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ haleka ve zerea ve berea’’

 ‘’ Rabbi eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hadis-i şerifler külliyâtından keşif notlarımızla ilgili bugünkü geldiğimiz dersimiz ta’zîr cezâları hakkındadır.

 

Ta’zîr ’in mahiyeti ve meşruiyeti konusunda, ta’zîr kelimesi lügatte: Men, ret, icbâr, tahkir, tedip mânialarını ifade ettiği gibi Nusret, iâne, takviye, tevkir, tâzim manalarını da ifade eder. Hukûk bakımından ta’zîr hakkında muayyen bir ukubet bir haddi şerhi mevcut olmayan cürümlerden dolayı tatbik edilecek te’dip ve cezâ demektir. Demek ki burada te’dip ve cezâ kişinin ıslâhına, terbiyesine yönelik bir cezâ.

Diğer bir itibâriyle ta’zîr; Haklarına tecâvüz edilen veya mazlum mevkiinde bulunan kimselere karşı bir yardım bir takviye mahiyetinde tecellî eder. Diğer bir itibâr ile de ta’zîr mücrimleri zulümden denâet (yani alçaklık) ve mâsiyetten men ile tekzîb-i ahlâka, ahlâkı güzelleştirmeye nâil vakar ve  nezâhete mazhâr eder. İşte bu gibi mülâhazalara metni bir kısım cezâlara ta’zîr adı verilmiştir. Cem-i Ta’zîr’attır. Ta’zîrin meşruîyeti kitap ile Sünnet-i Nebeviye ile ve icmâ-i sünnet ile sabittir.

Rasûlü Ekrem (Aleyhissalâtu Vesselâm) Efendimiz birisine, ey Muhannes! Kadınlaşmış diye tahkîr de bulunan bir şahsı ta’zîr etmişti. Diğer bir şahsı da töhmetten dolayı ta’zîr olmak üzere habs buyurmuştu hapsetmişti. Bu haberi veren Zeyleî.

 

Ta’zîrin ehemmiyeti ve nevîleri hakkında; Ta’zîr İslam hukûku bakımından bir cezâ, bir tedip ve tezhip güzelleştirme, bir siyaset-i şeriyye mâhiyetinde tecellî etmiştir tecellî etmektedir. Ta’zîrin dairesi pek geniş, ehemmiyeti pek büyük, lüzumu pek aşikârdır. Bunun takdirini ve tatbikini amme riyasetini haiz olan Ulu’l Emr’in ve onların naipleri olan hâkimler ile sâir bir kısım devlet memurlarının rey ve içtihatlarına tebliğ ve tefviz (yani emânet) eylemiştir.

 

Dakika 5:00

 

Ta’zîr unvanı altındaki cezâların nevilerine gelince bunlar da başlıca şu kısımlara ayrılmaktadır:

Mücerret ilân (yani duyurma), bu hâkimin mücrime sen şöyle yapmışsın veya sen şöyle yapıyormuşsun diye ihtar etmesidir. Bu ihtar hâkimin mücrime gönderilecek emiri vâsıtasıyla da yapılabilir. Bil celp îlam bu hâkim tarafından mücrim mahkemeye celp ve dâvet edilerek kendisine: “Sen şöyle yapmışsın veya yapıyormuşsun” tarzında bil muvacehe yüz yüze yapılan ihtardır. Yine vaaz ve nasihat yoluyla bu hâkim tarafından mücrime intibahını calip olacak sûrette verilen öğütten ibârettir. Diğer biri sert yüz göstermek meclisten çıkıp gitmek, bu hâkimin mücrime abûsâne bir çehre ile bakmasından ve kendisinden münfail tedirgin olduğunu gösterir, bir sûrette meclisi terk etmesinden ibârettir.

 

Tekdir ve tevbih; Bu hâkim tarafından mücrimi azarlamaktan ve kendisine sert lakırdı söylemekten ibârettir. Muhakkak habs, hapsetmek bu mücrimin İslami hâline medar olmak üzere muayyen bir müddet hapsetmek ve tevkif edilmesi demektir. Hapsedilmesi ve tevkif edilmesi demektir. Müebbet habs bu mücrimin fesâdını def için ölünceye kadar hapsedilmesi demektir. Gayrimuayyen habs bu müddeti meçhul olup mücrimin hâlini ıslâh edeceği zamana kadar olan hapsetmek demektir. Buna hapsi meçhulde denmiştir. Hapsetmek sûretiyle ta’zîr cezâsı mücrimi resmi hapishanelerden birine koymak sûretiyle olabileceği gibi kendi hanesinde tevkif ve ikâmete memur etmek sûretiyle de olabilir. Hapsetmek müddetini takdir ve tâyin ise hâkimin reyine muhaffezdir. Cinâyetler ve hacr mephaslerine de müracaat edildiği zaman anlaşılır.

 

Nefî ve tahrip sürgün etmek; Bu mücrimin bir müddet bulunduğu beldeden başka bir beldeye uzaklaştırılmasından ibârettir. Bu müddeti tayin hâkime aittir.

Ömer İbnü’l Hattâb (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri, bazı kadınları fitneye düşürmesi melhuz bulunan Nasır İbn-i Haccâc adındaki hüsün ve cemale mâlik bir genci Medine-i Münevver’den nefyetmiş. Bu mübârek beldeyi tathîre (temizlemeye) lüzum gördüğünü söylemişti. Mâmâfih Hz. Ömer başka bir şahsı da nefyetmişti.  Bu şahıs Rum diyarına iltihad ederek irtidat etmiştir. Bundan haberdar olan Hz. Ömer bundan sonra kimseyi nefyetmem demiştir, (yani sürgüne göndermem) demiştir.

İmâm-ı Ali Hazretleri de “Fitne için tarif kâfidir” demiştir. Bunu da Bedâi haber veriyor. Nefî ve tarif husûsunda ihtiyatla hareket edilmesi lazımdır. Bu Müslüman’ı bir İslam beldesinde nefyetmek mahsurlu görüldüğünden onu ecnebi bir memlekete nefyetmek ise aslâ câiz görülemez.

 

Dakika 10:35

 

İmâm-ı Şâfiî Hazretlerine göre ta’zîr tariki ile olan nefî müddeti hür hakkında bir seneden, rakik köle hakkında da altı aydan noksan olmak lâzımdır.

Diğer bir ta’zîr cezâsı da teşkildir, bu mücrimin yüzünü karartarak veya kendisini bir merkebe tersine bindirerek şehir içinde dolaştırmak sûretiyle olur. Yapılan cürmün bir münâdî tarafından halka ilân edilmesi de bu kabildendir. Sirkat gibi, yalan yere şehâdet gibi fazîhaları, rezâletleri irtikâp eden şahısları halka ilan etmeye tecris adı da verilmiştir.

Tecris, bir nevi teşhir ve tevzih rezil etme demektir. Mâmâfih hadiselerin bir adamı tecrübeli kaviyyür-rey bir hâle getirmesine de tecris denmiştir.

 

Ukubetler ile tehdit; Cezânın birisi de ukubetler ile tehdittir. Bu mücrime ıslâh-ı hâl etmediği takdirde muhtelif ukubetlere mâruz bırakılacağını ihtar etmektir.

 

Velâyetten, memuriyetten azl; Bu da bir ta’zîr cezâsıdır. Bu resmi veya gayri resmi vazifesi vazifesini suiistimâl eden, bir memurun, bir hâkimin, bir vâlînin memuriyetten azl ve men edilmesi demektir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Kulak bükmek, bu mücrimin tedip ve intihâbı için kulağını çekip bükmekten ibârettir.

Darp, dayak atmak bu da bir ta’zîr cezâsıdır, bu mücrimin el ile veya bir değnek ile dövülmesinden ibarettir.

Değnekle dövmenin miktarı İmâm-ı Âzâm’a göre üçten nihâyet 39 darbeye kadardır.

İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre hür hakkında 3’ten 95 veya 99 rakik hakkında da 3’den 39 darbeye kadardır.

İmâm-ı Âzâm Hazretleri rakikler hakkındaki haddi, İmâm-ı Ebû Yusuf Hazretleri de hüller hakkındaki haddi mikyas tutmuştur. Fukahâ-ı Kirâm bir hadis-i şerife mebnî ta’zîr darbelerini had darbelerinden biraz noksan olarak kabul etmiş bulunuyorlar. Fukahâdan bazıları İmâm-ı Ebû Yusuf Hazretlerinin reyini tercih etmiştir. Fakat cezâ husûsunda mücrimin lehine hareket edilmesi, ihtiyata daha muvâfık olduğundan İmâm-ı Âzâm’ın reyi “Mütünni Fıkhiyye’ye” (yani fıkhî metinlere) dâhil daha müreccah bulunmaktadır, bu da Bedâi’nin haberidir. İmâm-ı Mâlike göre bu ta’zîr darbelerin miktarı Îmamü’l Müslim’in ve onun nâibi olan hâkimlerin reylerine muhâlbeldir.

 

Dakika 15:10

 

Bir maslahat görülürse had miktarından 100 değnekten fazla da olabilir. Bunu da Nüsükî kayda aldığını görüyoruz.

İbn-i Ebî Leyla’ya göre ta’zîr ’in en çoğu 75 değnektir. Bu da El-Mualla’da kayıtlıdır.

İmâm-ı Şâfiî’ye göre bunlar hür hakkında 40’tan, rakik hakkında 20’den noksan olmalıdır, bir kavle göre de 20 darbeden noksan olmalıdır. Bu da (Tuhfetü’l Muhtaç) ’ta görülmekte kayda alınmıştır.

İmâm-ı Ahmed’e göre de bu darbelerin miktarı ondan ziyâde olamaz. Nitekim bir hadis-i şerifte: “Bir kimseye hududu ilahiye ’den olan had müstesnâ olmak üzere 10 değnekten fazla vurulamaz” buyrulmuştur. Ancak bu hususta bazı müstesnâlar vardır, şöyle ki: Müşterek veya başkasıyla evli olan cariyesine veya evladının cariyesine veya bir meyte’ye tekarrüb eden şahsa 99 değnek vurulur. Ramazan’ı Şerif’te gündüzün içki kullanan şahıs hakkında da had ile beraber ta’zîr olarak 20 değnek vurulur. (Keşşâfül-Kınâ’da) kayıtlıdır bu da. Zahirîlere ve Leys İbn-i Sâd’a göre de ta’zîr sûretiyle darbın en çoğu 10 değnektir. Bundan ziyâde olamaz bu da (El-Mualla’da) kayıtlıdır.

Hanefilerin eâzimine (büyüklerine) göre darp ile olan ta’zîr ‘in haddi asgarisi hâkimin reyine muhaffezdir. Bu iki veya bir darbeden ibâret de olabilir. Dayak cezâsı insanların haysiyetine izzeti nefsine münâfi görülebilir, fakat cezâların hepsinde de bu hâl mevcuttur. Filhakika insanların izzeti nefsini rencide etmemek Müslümanlıkta bir esastır. Fakat cemiyet arasında birtakım fena şeyleri irtikâp ederek halka, topluma kötü bir numune olan bu sûretle izzeti nefsini kendi eliyle imhâya çalışmış bulunan mütecâviz bir şahsı dayak ile ıslâha çalışmak âmmenin selâmeti için kabulüne ihtiyaç görülen bir çâredir. Kabiliyetler, maasiyetler, mütefâvit olduğundan hâkim hikmet ve maslahata göre hareket eder. Kanaat getirdiği bir ihtiyaca mebnî dayak sûretiyle ta’zîr cihetine gider. Buna bazen pek ziyâde lüzum görülebilir. Mâmâfih İmâm-ı Şerahsî’ye göre: Safı sille vurmak sûretiyle ta’zîr câiz değildir. Bir şahsın kafasına veya boynuna açık eliyle vurmak, istihfafın en son derecesidir. Bundan ehli kıble sıyanet olur. Zeyleî, Reddü’l-Muhtâr hudut mebhâsine de müracaat edildiği zaman görülmektedir bu kaynaklarda.

Diğer bir ta’zîr cezâsı da katl; Bu da fesadı ihtiyat edip başka sûretle münzecir caydırılmış olmayan herhangi bir şeririn öldürülmesinden ibârettir, buna hadden katl de denir ki memlekette fesada sayeden herhangi bir şahsın emri Veliyyü’l Emir ile siyâseten katl edilmesi demektir.

 

Dakika 20:23

 

(Hetmi beyt), bu her türlü fesadı ihtiyar eden şerir bir şahıs üzerine bulunduğu odayı yıkmaktan ibârettir. İçerisinde memnuattan biri irtikâp edilen bir hanenin hakkı hürmet ve mâsuniyeti sakıt olacağından bedel maslahat, maslahat olunca Veliyyü’l Emrin emri ile içine girilmesi ve zarûret anında hedm edilmesi câizdir. Nitekim birtakım şakilerin tahassun ettikleri, sığındıkları yerler, ledel icap gerekince top ile veya saire ile yıktırılmıştır.

Bir de nakdî cezâ, bu da ta’zîr cezâlarındandır. Bu mücrimden bir miktar para almaktan ibârettir para cezâsı, bu para muhafaza edilir hâlini ıslâh ederse mücrime iade edilir. Etmezse âmme mesâiline sarf olunur yani (Leb-Beytülmâl’e). Para almak sûretiyle ta’zîr ‘in cezâsına yalnız İmâm-ı Ebû Yusuf kâil olmuştur, sâil müçtehitler buna kâil değildirler. Katl-i Uzuv, uzvu kesmek sûretiyle ta’zîr câiz olmadığı gibi mücrimin emvalini elinden almak, itlaf etmek sûretiyle de ta’zîr câiz görülmemektedir. Bu zevat böyle bir ta’zîr usulüyle halkın emvâline bir takım kimselerin musallat olmalarına yol açılmış olabileceğini dermeyan ediyorlar. Bunu da Mebsut, Fethu’l-Kadîr, Dürr-i Muhtâr, Redd-i Muhtâr gibi kıymetli fıkıh eserlerimiz de bunlar görülebilir kayda alınmışlardır.

Hanbelî Fukahâsı da diyorlar ki; Ta’zîr mal ahzi ile bir mâlî itlaf ile olamaz. Bu hususta istinâd edilecek bir emri şeri yoktur. Mâmâfih ta’zîr tedip içindir, tedip ise itlaf sûretiyle olamaz. Hanbelîlere göre bir ta’zîr usulü daha vardır ki o da müteezzî olacağı huzursuz olacağı anlaşılan bir mücrimin başındaki saçları tıraş ettirmekten ibarettir. Mücrimi bundan müteezzî, huzursuz olması hakkında intibah-ı mucip bir cezâ mahiyetinde bulunur. Bunu da Keşşâfül-Kınâ kayda almıştır.

Şâfiîlerce, mücrimin sakalını tıraş etmek sûretiyle ta’zîr câiz görünmüyor. Şâfiî ve Hanbelî Fukahâsınca kabul edilmiş olan ta’zîr nevilerinden biri de mücrimi diri olarak salb etmektir. Bunun müddeti üç günden ziyâde olmaz. Mücrim bu müddet içinde yemeden içmeden ve îmâ ile namaz kılmadan men edilemez. Şâfiî’lerden diğer bir kavle göre bu mücrim namazlarını îmâ ile değil bilâ-îmâ yani normal olarak kılabilir, buna muhâlefet olunamaz. Bunu da Tuhfetü’l Muhtâc’ta görmekteyiz.

 

Evet, sevgili dostlarımız, İnşâ’Allah’u Teâlâ derslerimiz bu konular da devam edecektir bir sonraki derslerimizle.

 

Dakika 25:08

 

Cenab-ı Hak itikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta ve adâlette yerli yerince bir İslam toplumunun dünyaya hâkim kılınmasını Cenab-ı Hak’tan diliyoruz. Çünkü Yüce İslam ıslâh edicidir. Bütün cezâların aslında esâsında kişiyi ıslâh etmek, toplumu da şerlerinden korumak, gerçek içte ve dışta güvenliği sağlamaktır. Ve bununda dayandığı asıl temel îmân ve İslam’ı yaşamaktır, îmân ile İslam ile yaşamaktır, bunun da ortaya koyduğu ilkeleri uygulamakla mümkündür. Her sistem kendi ilkeleri ile ayakta durur. Yüce İslam dünyaya hâkim olup ayakta durması için İslam ilkelerinin uygulanması gereklidir. Yoksa eğer onun kânûn ve kurallarını uygulamazsanız başıbozukluk devam eder. Cenab-ı Hak bütün dünyanın tamamına, Yüce Allah kendi kanunlarının uygulanmasını, Allah’ın hükmüyle hükmedilmesini, emriyle emredilmesini nasîb-i müyesser eylesin. İnsanoğlu bunun için çalışsın dünya yalancı cennete döner, dost düşman kimsenin zararı olmaz. İslam hayat dinidir. Onun için dünya da eğer gerçek hayat tarzını istiyorsan iyi bir Müslüman ol, İslam’ın da cihâna hâkim olması için çalış. Bu ilmel yakîn ilmi bir tebliğ çalışmasıdır biz duyuruyoruz, ötesi artık ilgililere yetkililere kalmıştır. Biz ilmi çalışmalarımızla tebliğ çalışmalarımızla, aczimizle devam ediyoruz, duyuruyoruz artık ötesi size kalmıştır. Cenab-ı Hak hepimize hidâyetini, Tevfik-i hidâyetini lütfeylesin. Avni muâvenetini, merhametini bizlere dâim olarak lütfundan bahşeylesin. İnsanlığın hayrına çalışmaktan başka hayırlı bir yol yoktur.

 

Dakika 28:26

 

(Visited 16 times, 1 visits today)