hayat veren Tefsir 178-01

178- Tefsir Ders 178 hayat veren nurun keşif notları

178- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 178

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Mâide Sûresi 33’üncü Âyet-i Kerime’den 34’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

نَّمَا جَزَاء الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُواْ أَوْ يُصَلَّبُواْ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ أَوْ يُنفَوْاْ مِنَ الأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿٣٣﴾

إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُواْ عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٣٤﴾

Allah (C.C) ve Rasûlüne karşı savaşan dikkat et! Allah ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzün de fesat çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka yere sürgün edilmelidir. Bu, dünya da onlar için bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azâb vardır. Ancak kendilerini yakalamamızdan önce tövbe edenler olursa bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

Bura da iki şeyi görmekteyiz ayrıca pek çok hikmetin yanında birisi bütün insanlığa zarar veren muzır ne varsa bunları İslam ortadan kaldırıyor. Bütün insanlığın rahatı, emniyeti, güveni, emniyeti için ne yapıyor? Gerekeni yapıyor, adâleti sağlıyor tam güveni sağlamak için tüm dünya da. İkincisi de insanların ıslâhatıdır ıslâh olmaları için bura da bir ıslahat metodu uyguluyor. İslam dini hem ıslâhatçıdır, hem de ıslâh olmayanların hakkından gelen adâleti ilâhî’yeyi uygulayandır. Koskoca bir vücutta mikroplar vücudu sardığı zaman o mikroplardan vücudu kurtarmadan o vücudun hiçbir yerinde huzur ve rahat olmadığı gibi insanlara zarar veren dünyada güveni, huzuru, hak ve hakîkati ortadan kaldırıp zulmü, küfrü dünyaya egemen kılmaya çalışan zorba güçlere karşı Cenab-ı Hak ilâhî adâleti uygulayın emrini vermiştir. İnsanoğlu bu hayat veren ilâhî adâleti uygulamadığı müddetçe ne kendisi yanılgıdan kurtulabilir, nede insanlığa görevini tam yapmış olmaz. Şuanda dünyanın büyük bir eksikliği burada görülmektedir. Dünya ilâhî adâleti uygulamıyor. Uygulamadığı içinde ne oluyor? İşte dünyanın başı şuanda belâda. Dünyanın her tarafında kargaşa var ve kanlar akmaya devam ediyor. İlâhî adâlet yerine getirilmiyor, adâlet uygulanmıyor, dengeler kurulamıyor. Kalpler, ruhlar ihmâl edilmiş, adâlet ihmâl edilmiş. Sevgi denilen Allah’u Teâlâ’nın bize verdiği fıtrî sevgiyi İslam seni bir sevgi ummanına, okyanusuna seni çeviren İslam’ın sevgi anlayışının yerine başka yapmacık, uydurmasyon sevgiler devreye girmiş ve hiçbir aranan sevgi bulunamamış ancak o hak îmânı ve hakîkati yaşayanlar bunun mutluluğunu tatmaktadırlar. Ancak onları da tehdit eden bir durum var.

Dakika 5:00

Dünyada ki bu zulüm ve dünyada ki o mazlum ve mağdur insanların çilesi her vicdânı olanı rahatsız etmektedir. Onun için dünyayı şuanda bir çilehaneye çevirmiş ve insan kasapları devrede çalışmaktadırlar. Toplu hâlde insanlar öldürülüyor buna hangi vicdân, hangi adâlet ve hangi merhamet buna müsaade eder. İlâhî adâlet uygulansaydı böyle mi olurdu? Bütün insanlığa hakkı, hakîkati takdim edilseydi böyle mi olurdu? Allah’ın mülkünde Allah’ın kânûnlarını sen beğenmiyorsun, benim yaptığım güzel diyorsun, senin yaptığın da işte böyle bir tarafı şişirirken, bir tarafı aç bırakıyorsun, bir tarafı beslerken bir tarafı toplu hâlde öldürüyorsun ve benim dediğim doğru diyorsun gerçek doğruyu gözlerin bir türlü görmüyor. Onun içinde işte dünyanın içinde bulunduğu duruma şöyle bir bak yazık oluyor. Hem kendine yazık ediyorsun, hem de tüm insanlığa yazık ediyorsun.

Şimdi bu âyet-i kerimelerden şunları görüyoruz, sizlere bazı açıklayıcı notlar vereyim.

Yâkup’un evlatları, torunları, ahfat Yâkup Aleyhisselâmın, Mûsâ (AS.), Hârun, Yuşâ (AS.) Mûsâ’nın seçmiş olduğu 70 zat ve diğer Peygamberler Dâvûd, Süleymân (AS.) gibi ve diğerleri Mısırdan çıkıp Yahyâ’yı, Zekeriyyâ’yı öldürüp, Îsâ’yı asma teşebbüsüne kadar durumları ne idi? Benî İsrâil’in durumu pek fena değildi tâ o zamana kadar. Şahsî siyâsî hürriyetleri az veya çok vardı. İtaat ettikleri zaman iyiydi. İtaat etmedikçe inkıraza uğradılar ama fakat Zekeriyyâ’yı, Yahyâ’yı öldürüp, Îsâ’yı da çarmıha germek istemelerinden sonra durumlar tamamen değişti. Bunlara bir dikkat et! Cenab-ı Hak bazı müfessirler bunlara ne yaptı? Cenab-ı Hak artık Mûsâ’ya karşı koymaya başladıkları zaman da Arz-ı Mukaddesi bunlara yasakladı. Bazı müfessirler haram kılma mutlaktır dediler ve ebedî oraya giremeyeceklerdir demişlerdir. Yine neslinin girmemesi bunların da neslinin oraya girmesi için de ne lâzım? Bunların sâlih olmaları gerekiyor, Müslüman olmaları ve sâlih olmaları gerekiyor. Çünkü Arz-ı Mukaddes olsun ve dünyanın vârisi Allah’ın salih kullarıdır. Bunun için Îsâ’ya karşı, Mûsâ’ya karşı koydukları günden Cenabı Hakk’ın bedduasını aldılar. Kim aldı? Benî İsrâil Arz-ı Mukaddese dedi giremeyeceksiniz. Şimdi bugün de durum meydan da bugün kan akıyor. Arz-ı Mukaddesin bir kısmında kan akıyor ve kan devam ediyor. Mâide Sûresi’nin 12’nci âyetinde Cenab-ı Hak bunlara şunu söylemişti: Namaz kılmanız, zekât vermeniz ve borç vermeniz yani ödünç, hayrınıza ödünç vermeniz ve peygamberlere îmân ve destek olmanız ile sizinle beraberim” demişti Cenab-ı Hak.

Dakika 10:15

Ama bunlar bunun tersini yaptılar. Namaz kılan, zekât veren, peygamberlere îmân eden, peygamberlere destek olan hiç bu peygamberleri bunları yapar mı? Peygamberleri katledeler mi? Bunlar peygamberlere îmân ve destek olacakları yer de katlettiler. Cenab-ı Hakk’a itaat etselerdi bu ilâhî şartlara göre Cenab-ı Hak ne dedi onlara o zaman? Ben sizinle beraberim demişti ama onlar tersini yaptılar. Ey Müslümanlar, ey insanlık âlemi! Kur’an-ı Kerim bunları niye söylüyor? Allah’a itaat edin ki kurtulun diyor. İyi Müslüman olun ki asgari Sâlih Müslüman olun, Sâlihlerden olun. Sulhtan yana, barıştan yana, Hak’tan yana, hakîkatten yana olun, îmânları birleştirin, kötülüklere birlikte karşı çıkın, hakkı hâkim kılın ki siz ve bütün insanlık rahat etsin huzura ersin. Sulh barış yerleşsin dünyaya Kur’an-ı Kerim bunları sana keyif için anlatmıyor. Ey insanlık âlemi aklını başına al diyor! Müslümanlar, anneler, babalar, evlatlar evlerinde Allah’ı dinlesinler, peygamberi dinlesinler. Kur’an-ı Kerim’i iyi anlarsa, iyi dinlerse Allah’tan dersini almış olurlar. Sünnete sıkı sarılırlarsa peygamberini dinlemiş ve ona tâbî olmuş olurlar. Yoksa yazık olur. Yine “nimetlerin verilmesi, Arz-ı Mukaddesin vatan verilmesi o zamana aittir” diyor. Bu da yine Mâide Sûresi’nin 13’üncü âyet-i kerimesiyle ilgili ilim adamlarımızın, müfessirlerimizin yine görüşüdür bu da. Bu vasıflarını bunlar nitekim kaybettiler. Niçin kaybettiler? İşte Allah’u Teâlâ’ya verdikleri sözün tersini yaptılar, sözlerinde durmadılar. Bu vasıflarını kaybetmişlerdir Arz-ı Mukaddese girmek için bazı şartlar var. Asgari de sâlih olmak şartı vardı, onlar ise zâlim oldular tersini yaptılar. Enbiyâ Sûresi’nin 105’de de ne diyor bunu açıkça Cenab-ı Hak: “Sâlih kullar arza vâris olurlar.” Sen arza, kürre-i arza, Arz-ı Mukaddese vâris olabilmen için sâlih olacaksın, Müslüman olacaksın. Bütün peygamberler Müslüman, Îsâ Müslüman, Mûsâ Müslüman, Nuhlar, İbrâhim’ler Müslüman sen İslam’ı ret ederek peygamberin yolunda olduğunu söylüyorsun. Bir peygamberin yolunda olduğunu söylüyorsun, öbür peygamberlere inanmıyor, ret ediyor, inkâr ediyorsun. Bir kitâba inandığını söylüyorsun, Allah’ın öbür kitaplarını ret ediyorsun. İslam ise, Kur’an-ı Kerim ise geçmişin belgelerini şahitliğini yapıyor, geçmişin bütün değerleri için de geçmişin şahidi Kur’an-ı Kerim, Allah’u Teâlâ, Hz. Muhammed, Muhammedin Ümmeti geleceğin bütün belgeleri de Kur’an-ı Kerim ve İslam dini, Hz. Muhammed’dir. Bunu ortaya koyan Allah’ın kendisidir. Eğer Kur’an-ı Kerim bunlara haber vermeseydi biz Benî İsrâil’in ve başka kavimlerin, Nuh kavminin, Hud kavminin, Sâlih’in, Şuayb’ın,  İbrâhim’in, karşısında k Nemrutların, Mûsâ’nın karşısında ki Firavunların ne yaptığını biz geçmişi nereden bilecektik?

Dakika 15:10

Bize Kur’an-ı Kerim mahşeri anlatıyor, cenneti anlatıyor, cehennemi anlatıyor, Arş-ı Âlâdan, kürsüden bahsediyor, mezar âleminden, berzah âleminden bahsediyor. Geçmişi Kur’an-ı Kerim gün ışığında anlatıyor. Geleceğin belgelerini ve şahitliğini yapıyor ve geleceğin belgelerini ortaya koyuyor. Onun için Kur’an-ı Kerim’i inkâr ederek ne geçmişi doğru bilebilirsin, ne geleceği de belgen elinden olabilir, hiçbirisi elinde olmaz. Çünkü geçmişten gelenlerin doğru olup olmadığının şahidi Kur’an-ı Kerim’dir. Çünkü Mûsâ’ya toz kondurmayan Kur’an-ı Kerim’dir, Îsâ’ya toz kondurmaya Kur’an-ı Kerim’dir. Doğru Mûsâ, doğru Îsâ, doğru İncîl, doğru Zebur, doğru Tevrât, doğru suhufların tamamı Kur’an-ı Kerim’dedir. Kur’an-ı Kerim geçmişin belgesi ve şahididir. Sen Kur’an’ı inkâr ederek Mûsâ’ya doğru inandığını mı zannediyorsun? Mümkün mü Kur’an’ı inkâr ederek Îsâ’yı doğru anlaman mümkün mü? Çünkü elinde ki belgeler zaten bozulmuş ve korunamamış. Onun için Kur’an-ı Kerim gelmiş geçmişi Allah Kur’an’la, İslam’la yenilemiş birileri rant sağlıyor. Yanlışın başına geçmiş ora da ne yapıyor? Fildişi kuleler de yaşıyor etrafında kandırdığı ve aldattığı insanlarla beraber bu oyuna gelme diyor Kur’an-ı Kerim, bu oyunları boz diyor. Bunlar kendi huzuru için dünya da insanlığın elinden alan zihniyettir. Kendilerinin de gözleri kördür hakîkati görmüyorlar. Onun için gerçeği görmenin yolu Kur’an-ı bilmekten, Hz. Muhammed’in keşfetmekten tek kelimeyle İslam’ı doğru bilmek lâzımdır. Arz-ı Mukaddes Beyti Makdis ’in bulunduğu yer, Arz-ı Mev’ud, Mevâid, Tur Dağı ve çevresi Lübnan dağından bakılınca görünen yerler. Bu dağdan İbrâhim (AS.) baktığı ve gördüğü yerler bunlar birer, birer haber görüştürler. Ve Taberî de şöyle der; Fırat’la Mısır, Arışı Mısır yani Fırat’la Mısır, Şam, Filistin, Ürdün’ün bir kısmı diyen de vardır. Şam toprağı diyen de vardır. Bunlar birer, birer ayrı, ayrı görüştür. “Deve iğnenin deliğinden geçerse, balık kavağa çıkarsa bizde cebbar kavimle savaşırız” demiş oldular. Mûsâ’ya karşı koyanlar işte Arz-ı Mukaddese gelmek istemediler, zâlim kavme karşı koymak istemediler ama Mûsâ’ya da, Allah’a da karşı koydular. Allah da cezalarını verdi hâlâ devam ediyor. Keşke ibret alınsaydı da hiç kimsenin burnu kanamasaydı.

Elçiler birine rastlamışlar bu da temsili bir haberdir ki elçiler gidiyor o zâlim kavme biraz tarassut etmek oradan bilgi toplamak için elçiler gidiyor. Bunlar birine rastlamışlar bunları bir meyve ile hepsini çuvala doldurmuş kralın önüne atmış kral gidin gördüklerinizi anlatın demiş.

Dakika 20:08

Elçiler yine unukoğlu uç ile karşılaşmışlar 3333 arşın uzunluğunda boyu, 3000 senedir yaşıyormuş, başında bir deste odun varmış bunlar temsili bir kıssadır. Bir gerçek anlatılmak isteniyor ama bu şekilde bir temsil edilmiş,  misâl verilmiş. Bunları odunun arasına koymuş karısına götürmüş. Bunlar bizimle savaşmak istiyorlar diyerek önüne atmış. Ezeyim mi demiş o da sal gitsinler demiş. Durumu haber versinler demiş üzümlerinin bir salkımını dört, beş kişi ancak götürebiliyorlarmış. Bir tanesi bir adam ağırlığındaymış bir salkım üzüm. Bunu yalnız Mûsâ’ya, Hârun’a söylemeleri tembih edildiği hâlde ikisi hariç bu sırrı öbürleri yaymışlar. Savaştan halkı korkutmuşlar. Mûsâ’nın ordugâhı bir fersah, üç mil veya beş kilometre biraz uzaktaymış bu kavimden. Uç gelmiş, bakmış ve gitmiş. Ordunun üzerine bastıracak şekilde geniş bir kayayı değirmen taşı şeklinde yontmuş, tepesine almış, gelirken hüthüt taşın ortasını delmiş. Taş boynuna geçmiş, sendelenmiş, yıkılmış, Mûsâ (AS.) sıçramış, asasıyla vurmuş, asker yetişmiş, kellesini kesmişler ve koparmışlar. Mûsâ’nın boyu on arşın, on arşın da asası ona arşında sıçramış topuğuna anca yetişmiş, vurmuş, öldürmüş. O zaman Arz-ı Mukaddeste bu zâlim kavim oturuyormuş. Onun yıkılış temsili böyle bir anlatımla anlatılmak istenmiş. Devletin durumunu, eskiliği, başındaki fitneyi temsil eder. Hüthüt ilâhî tasarrufu içinin çalkalandığını iç ihtilali yıkılışın birer temsili olarak verilmiş. Bu bir efsane… Efsaneyi, vehimleri, hayalleri bırak, âyetlere kitâba sarıl. Ey Müslüman! Bunlar birer efsane, efsaneyi bırak, vehimleri, hayalleri bırak, âyetlere, kitâbı Kur’an’a sarıl.

Ne diyor Cenab-ı Hak; (مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ) Onda muhkem âyetler vardır. Onlar kitâbın aslı, esasıdır, anasıdır. Sakın Müteşabihlere takılıp kalma! Efsanelere takılıp kalma! Vehimlere, hayallere takılıp kalma! Kitâbın aslı, esası olan muhkem âyetlere iyi sıkı sarıl. Cenab-ı Hak sivrisineği misâl gösterir. Îmânlılar oradan dersini alır, münkir ise küfrü artar hiçbir ders alamaz. Zâlimin hüsrânı artar, şifâ bulamaz. Bunun için aklını başına al! Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı iyi anla, iyi kavra, muhkem âyetlere sarıl ve Kur’an-ı Kerim’i mükemmel anlamış olan bizim Fâkihlerimiz, müfessirlerimiz, muhaddislerimiz var, gerçek, yüksek âlimlerimiz var.

Dakika 25:00

Bunlarla ne yap? Bilenle hareket et, Hakk’ı, hakîkati yaşa, hayat bul, mutlu ol. Elçilerden iki zatta zorbaların içi dışı gibi değil bakın oraya giden elçilerin öbürleri milleti savaştan korkutuyor. Bakın onun elçilerden iki tanesi ise ne diyor? İşte bu çok önemli, 2 zat diyor ki; zorbaların içi, dışı gibi değil demişlerdi. İsrâil Mûsâ’ya itaat etmeyince 40 yıl dışta kaldılar. Tih Çölünde kaldılar hem de Tih Çölünde 40 yıl içinde ölenler ise ebedî Arz-ı Mukaddese giremediler, giremeyecekler. Tih Çölü biliyorsunuz şaşırıp hayrette kalmak, tih demek şaşırmak, hayrette kalmak anlamındadır ve çölünde adıdır. “Taha, yetihiden” gelmektedir. Şam toprağına giriş Mûsâ (AS.) ile başlamış vasisi ve kız kardeşinin oğlu Yuşa Bin Nun ile de devam etmiştir. Tih de önce Hârun (AS.) bir sene sonra da Mûsâ (AS.) vefat etmişler. Yaygın görüş bu şekildedir. Kıymetli dostlar, Bakara Sûresinin 57 ve 60’ıncı âyetlere bakınca da yine ibretli sahneleri göreceksiniz. Cenab-ı Mevlâ îmânı kâmil ve dâim olan iki cihanda mutlu olan Yüce Allah’ın himâyesinde bulunan kullarından eylesin.

Dakika 27:19

 

 

(Visited 64 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}