HadısŞerifKülliyatı 185-01

185 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 185

185- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 185

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ haleka ve zerea ve berea’’

‘’ Rabbi Eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

Sevgili izleyenler,

 

Dersimiz hadis-i şerifler külliyâtından livâta hakkındadır ve hayvana temas. Erkeğin erkekle, kadının kadınla cinsi temasta bulunmasıdır, buna livâta denmektedir. Kişinin de öldürülmesini emretmektedir ikisinin de. Aids âfetinin de livâta’nın yaygın olduğu çevrelerde çıkmış olması ve yayılması, yayılma sebebinin de esas itibâriyle livâta ve zinâ olması, Aids vakalarının cinsi sapıklar yüzünden bütün insanlığı ve medeniyeti tehdit eder bir hâl alışı karşısında insâfa gelmeli, hakkı teslim etmeli değil midir? Medenî dünyanın görevi işte bunlara karşı tedbir almak değil midir?

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: “Rasûlullah (A.S.V) buyurdu ki: “Kimin Lut Kavminin sapık işini yaptığını görürseniz fâili de mef’ûlü de öldürün.” Tirmizî, Ebû Dâvûd bu haberi vermektedir. Tirmizî, Ebû Hûreyre’nin de böyle bir rivâyette bulunduğunu belirtir, Ebû Dâvûd da İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) Hazerâtından yapılan bir rivâyette: “Livâta yaparken yakalanan bekâr yani muhsan olmayan kişi de recm edilir” denmiştir. Şâfiî’nin iki görüşünden daha zâyî olanına göre ki Ebû Yusuf ve İmâm-ı Muhammed de bu görüştedir. Fâilin haddi zinâ haddidir, yani muhsan ise recm edilir, muhsan değilse 100 sopa vurulur, mef’ûle ise Şâfiî’ye göre muhsan da olsa gayri muhsan da olsa, kadında olsa, erkek de olsa 100 sopa ve bir yıl sürgün cezâsı verilir. İmâm-ı Mâlik ve Ahmed İbn-i Hanbel başta diğer bir kısım âlimlere göre: “Livâta yapanın cezâsı recmedilmektir, muhsan da olsa gayri muhsan da olsa fark etmez” demişlerdir. İmâm-ı Şâfiî’nin ikinci bir görüşü ise fâilin de mefûlün de öldürülmesidir demiştir. Ebû Hanîfe bunlar azarlanır, levm edilir fakat had uygulanmaz demiştir. Münzirî’nin Et-Terğib Vet-Terhib de yazdığına göre halîfelerden 4 tanesi livâta yapanı yakmıştır. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, Abdullah İbn-i Zübeyr ve Hişam İbn-i Abdülmelik.

 

Dakika 5:03

 

İbn-i Ebiddünyâ ve Beyhâkî’nin rivâyetlerine göre Hâlid İbnü’l Velid Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerine yazar ki bir Arap Kayserin de kadın gibi nikâhlanan bir erkeğe rastlamıştır. Hz. Ebû Bekir bu haber üzerine Rasûlullah’ın (A.S.V) Ashâbını toplayıp ne yapmak gerektiği hususunda fikirlerini alır. Hz. Ali (Radıyallâhu Anhü) bu günahı tarihte tek bir ümmet işlemiştir. Bildiğiniz gibi Yüce Allah da o kavmi helâk etmiştir. Ben bu adamın yakılmasını uygun görüyorum der. Bunun üzerine bütün Ashâbın reyi onun yakılması husûsunda icmâ etti.

Hz. Ebû Bekir de Hâlid İbnü’l Velid’e yazarak adamın yakılmasını emretti.

 

Yine İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri’nin rivâyetine göre: “Hz. Ali livâta yapan çifti yaktırmıştır. Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhü) üzerlerine bir duvarı yıktırmıştır.” Bu da Rezîn ’den gelen haberdir.

 

Hz. Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhü) anlatıyor: “Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki: “Lut Kavminin iğrenç fiilini işleyen kimse mel’ûndur.” Bunu yine Rezîn söylemiştir. Münzirî de kaydedilen uzunca bir hadisin bu bir parçasıdır.

 

Hz. Câbir (Radıyallâhu Anhü) anlatıyor: Rasûlullah (A.S.V): “Ümmetim için en ziyâde korktuğum şey Lut Kavminin amelidir” buyurdular. Bunu da Tirmizî ve İbn-i Mâce haber veriyor.

 

Hz. Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhü) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V): “Kadına dübüründen temas eden mel’ûndur” buyurdular. Bu da Ebû Dâvûd’ un haberi. Yine Tirmizî hadisinde şöyledir: “Hayızlı kadına arka uzvundan temas eden, kâhine giden Muhammed’e ineni inkâr etmiştir.”

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Biz hadis-i şerifler külliyâtından haber verirken onların hükümlerini fıkıh kitapların da Fâkihlerimize tabii bırakmamız gerekiyor, hadislerden hüküm çıkaran Fâkih Ulemâdır. Hadis-i şeriflerin tamamını inceledikten sonra hükmü veren hükmü açıklayan onlardır.

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki: “Allah’u Teâlâ Hazretleri erkeğe temas eden veya kadınlara arka uzvundan temas eden erkeğe kıyâmet günü rahmet nazarıyla bakmaz.” Bu da Tirmizî’nin haberidir.

 

Yine İbn-i Abbas (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V): “Kim bir hayvana temas ederse onu öldürün, hayvanı da beraber öldürün” buyurdu.

 

İbn-i Abbâs’a: “Hayvanın günahı ne, o niçin öldürülsün diye soruldu?” Şu cevabı verdi; “Bu hususta Rasûlullah’dan bir şey işitmedim, tahminimce eti yenmesin veya ondan istifâde edilmesin diyedir. Zîrâ ona bu muamele yapılmıştır.” Bu da Ebû Dâvûd ve Tirmizî’nin haberidir.

 

Dakika 10:00

 

Şârihler dört mezhep imamlarının hayvana temas eden kimsenin öldürülmeyip ta’zîr cezâsına mârûz bırakılacağında müttefik olduklarını belirttiler. Hadis-i şerif bu büyük amelden zecre yasaklamaya hamledilmiştir. Âtâ da bir soru üzerine: “Bu kabih bir ameldir, kabihi tatbik edin diye cevap vermiştir.” Hayvana temas edene had yoktur. Âtâ da bir soru üzerine: “Hayvana temas mevzuunda had olmadığını söyledikten sonra bu kabih bir ameldir, kabihi tatbik edin” diye cevap vermiştir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Daha öncede hatırlatıldığı gibi bu haberlerin tümü incelendikten sonra Fıkıh, Amel de Fıkh-ı Ekber derslerimiz de bunların konusunu Fâkihler açıkladılar, biz de o dersler de bunları daha önce verdik size hadis-i şerifler külliyâtından keşif notları veriyoruz. Bunların hükmünü Fâkihlerin hükmünden anlayacağız. Hadis-i şeriflerin tümü incelenmeden şu bir hükme varılmamıştır Fâkihlerimiz tarafından. Onun için Müçtehitlerimizi, Fâkihlerimizi iyi anlamak iyi dinlemek gerekiyor. Hadis-i şerifleri ve âyet-i kerimelerin hükümlerini iyi anlamak için.

 

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) anlatıyor; Bu da iftira yani kazif hakkında: “Mârûz kaldığım iftiradan beni temize çıkaran vahyi ilâhî indiği zaman Rasûlullah (A.S.V) minbere çıkıp durumu hatırlattı ve ilgili âyeti yani ‘’Nur Sûresi’nin 11. ve 23’üncü âyetlerini tilavet buyurdu’’. Minberden inince iki erkek ve bir kadına kazf haddi vurulmasını emretti. Yani iftira cezâsı ve derhâl icrâ edildi.” Burada had icra edilen şahıslar Hassân İbn-i Sâbit, Mistah

İbn-i Üsâse ve Hamnâ Bint-i Cahş (Radıyallâhu Anhüm) Hazeratı idi. Bu da Ebû Dâvûd’ un haberidir. “Câriyelere muhsan olan kadınlara terettüp eden azâbın yarısı vardır” buyrulmuştur. Bunu da Zülkânî’den haber veriliyor.

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki: “Bir insan diğer bir insana: “Ey Yahûdî!” diye hitap edecek olursa ona 20 sopa vurun. Ey Muhannes kadınlaşmış diyecek olursa yine o kadar cezâ verin, nikâhı haram olan birine bunu bilerek muvakaâ, aşk-ı memnu yaparsa öldürün.” Bu da Tirmizî’nin haberidir.

 

‘’Ey iman edenler!  Bir kavim diğer bir kavim ile alay etmesin, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın’’. Bu da Hucûrat Sûresi’nin 112inci âyet-i kerimesidir. Nikâhı haram olan birisine bilerek cinsi temasta bulunmak da ölümü gerektiren bir cürümdür. Bu hadis-i şerifte emir mutlaktır. Yani bu muvakayı bilerek yapan muhsan mı değil mi bakılmaz öldürülür mânâsı esastır, Ahmed İbn-i Hanbel bu hadisin zâhirine göre hükmetmiştir. Başkaları bu ifadeyi Zecre hamledip böyle bir teması diğer zinâ hâdiseleri gibi değerlendirip fâil muhsan ise recme, gayri muhsan ise celdeye maktûm etmek gerektiğini söylemişlerdir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Şimdi de dersimiz hırsızlığın cezâsı onun haddi hakkındadır. Sirkatin yani hırsızlığın cezâsı ki gizlice almak demektir. Başkasının malını gizlice almanın adına hırsızlık denmektedir. Korunan bir malı gizlice alan akil ve baliğ kimsedir. Bu vasıflardan biri olmazsa haddi gerektiren şer’i hırsızlık tahakkuk etmemiştir. Nisaptan az olan malın alınması, çalanın çocuk olması, korunmayan bir malın alınması gibi Cenab-ı Hak malın korunmasını hırsızlığı yasaklayıp, hırsıza ağır müeyyide getirmek sûretiyle bağlamıştır. Hırsızlığın cezâsı hudut denen ağır suçlar sınıfına girer. Müeyyide âyetle tespit edilmiştir, bunlar bunun cezâsını azaltıp çoğaltamazlar. Bir başka cezâya da çeviremezler, af edemezler, ilgili âyet şöyle buyurur; ‘’Erkek ve kadın hırsızın o irtikâp ettiklerine bir karşılık ve Allah’tan ibret verici bir ukûbet olmak üzere ellerini kesin.’’ (Mâide Sûresi âyet-i kerime 38). Zinâ ile ilgili âyette kadın önce zikredilirken hırsızlıkla ilgili âyet-i kerime de erkek önce zikredilmiştir. Âlimler bunu hırsızlığı daha ziyâde erkeklerin, zinâyı da kadınların yapması ile izah ederler. Çünkü derler zinânın dâvetçisi kadındır, o rızâ göstermezse erkek bu işe tevessül edemez. Evet, efendiler, bunlar caydırıcı suçlardır. Fakat bu suçların adı duyulunca hırsızlık kalmaz, kimsenin de kolu kesilmez eli de, eli de kolu da zarar görmez. Yalnız siz caydırıcı suçların cezâsını caydırıcı olarak ortaya koyun. Artık cezâ gören olmaz, zarar gören olmaz, toplumda da güven sağlanır. Yüce Allah’u Teâlâ’dan daha da iyi hüküm veren olmaz.

 

Hanefîlerin El-İhtiyar adlı kitaplarında şu izaha yer verilir; ‘’Öyle insan vardır ki, onu ne akıl durdurabilir ne de nakil. Bu kimselere ne diyanet tesir eder ne de mürüvvet ve emânet gibi yüce duygular, şâyet el kesmek asmak ve benzeri ağır cezâlar olmasaydı bu kimseler başkalarının mallarını inat olsun diye aşikâre almaktan veya gizlice çalmaktan çekinmezlerdi.’’ “Bu durumun getireceği fesat açıktır, şu hâlde fesadın önlenmesi nizâmın sağlanması için hırsıza bu ağır caydırıcı cezânın verilmesi münasip ve gerekli olmuştur. Kesme emri mutlak geldiğin de elin kesilmesi hususunda hür ile köle eşittir.

 

Dakika 20:02

 

Çocuk ve deli cezâya ehil sayılmadıkları için hırsızlıkları sebebiyle çocukların ve delilerin eli kesilmez. Had cezâsını şüphe eğer bu hırsızlık mı değil mi diye bir şüphe varsa had cezâsını düşüreceğini belirtmiştir.” Yani cezâ uygulanmaz şüphe üzerine, ilk defa çalanın sağ eli bilekten kesilir, ikinci de sol ayağı, üçüncü de sol eli, dördüncü de sağ ayağı kesilir. Hanefîlere göre ikinci hırsızlıkta sol ayağı kesilir, bir daha çalarsa artık el ayak kesilmez, tövbe edinceye kadar hapsedilir. İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Âzâm, Şâfiî ve Cumhur’u Ulemâ elin bilekten, ayağında topuktan kesileceğini hükmetmişlerdir. Hz. Ali, İmâm-ı Ahmed ve Ebû Sevr ayağın yarıdan kesileceğini söylemişlerdir. Seleften bazıları elin dirsekten, diğer bazıları da omuzdan kesileceğini söylemişlerdir.

 

Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha) anlatıyor; “Rasûlullah (A.S.V) zamanında hırsızın eli bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan kürs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de belli bir değeri vardı.” Buhârî, Müslim ve diğerleri haber veriyor bunu da.

 

Evet, sevgili dostlarımız, İslam dini sosyal bir dindir sosyal adâletin, gerçek adâletin, merhametin tâ kendisidir. Hırsız niçin hırsızlık yaptığı iyice incelenir, zarûret ortada olup olmadığı ortaya çıkarılır ve hırsızın bütün ihtiyaçları temin edilmiş mi, hırsızlığa götüren sebepler nelerdir? Bunlar incelenir ve İslam dini direk suçu tespit etmeden ve suçlunun da sosyolojik ve psikolojik durumu teşhis ve tespit etmeden sakın ola ki, yanlış anlamayın hiç bir cezâyı rastgele vermez. Zâhirîlere göre el kesmek için çalınan malın nisabı aranmaz. Az çok müsâvîdir, Hasan-ı Basrî ve Hâricîler ile Şâfiî âlimlerinden İbn-i Binti Şâfiî de bu görüştedirler. İmâm-ı Şâfiî’ye göre nisap çeyrek altın, dînâr veya o kıymette maldır. Hz. Âişe, Ömer İbnü’l Aziz, Evzâi, Leys, Ebû Sevr, İshâk, İmâm-ı Mâlik, Ahmed İbn-i Hanbel vesâire de bu görüştedirler. Hz. Ömer, Süleyman İbn-i Yesâr, İbn-i Şükrüme, İbn-i Ebî Leyla ve bir rivâyette Hasan-ı Basrî gibi bir grup selef eli kesmeyi gerektiren nisabın 5 dirhem olduğunu söylemiştir. Ebû Hanîfe ve ashabına göre nisap 10 dirhemdir. Daha az değerdeki çalıntı için el kesilmez. İbrâhim Nehâi’ye göre nisap 40 dirhemdir yani 4 altın dînâr, müteâkip rivâyetlerde bu görüşlerin dayandığı deliller kısmen beyan edilmiş olacaktır. İşte görüyorsunuz konu detaylı incelendiği zaman ortaya gerçekler ortaya çıkmaktadır. Bu görüşlerin zenginliği de kolay kolaya o suçun verilmeyeceğini göstermektedir. Evet, burada hâkim cezâyı verecek hâkim, bütün görüşleri inceler ve içinde bulunan şartları inceler ortamı inceler, ona göre hareket edilir.

 

Dakika 25:30

 

İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (A.S.V) 3 dirhem kıymetinde ki bir kalkan çalan hırsızın elini kesti” diyor. Buhârî, Müslim ve diğerlerinin haberleri. Bu kestirdi veya kesilmesine hükmetti demektir. Bu çeşit hadlerini icrasını bizzat Rasûlullah kendisi yapmazdı.

 

Hz. Ebû Hûreyre (R.A) anlatıyor. Rasûlullah (A.S.V) şöyle buyurdular: “Yüce Allah bir yumurta çalıp da eli kesilen, bir ip çalıp da eli kesilen hırsıza lanet etsin.” A’meş der ki: “Buradaki yumurtadan maksadın demir topağı olduğu, bazı iplerinde 3 veya daha fazla dirhem ettiği kanaatinde idiler.” Bu haber Buhârî, Müslim ve Nesiâî’nin haberdir. İşin başında ehemmiyetsiz gibi görünen bu alışkanlıklara düşülmemesini ikaz buyurmaktadır.

 

Evet, sevgili dostlarımız, İslam dini önce ne yapar kişiyi? Tâlim ve terbiyeden geçirir, irşattan geçirir, onun ihtiyaçlarını giderir ve sosyal bir ortam hazırlar. Dolayısıyla Yüce İslam kişiyi başıboş bırakmaz ve açları doyurur, açıkları giydirir, garibanlara el uzatır, sosyal devleti kurar ve herkese yardım elini, merhamet elini önce uzatır. Terbiye kabul etmeyen ve hırsızlık alışkanlığından vazgeçmeyen insanlar vardır. Bunlara ne verirseniz verin hangi yardımı yaparsanız yapın bunu zengin edin yine aynı şeyi yapacak karakteri hırsızlığa müsait insanlar vardır. Onun için Yüce İslam’ın yüce adâletine sakın ola ki başka türlü bakmayın, Allah’ın adâleti gerçek adâlettir.

 

Çaldığı eşya beraberinde bulunmadı, Rasûlullah (A.S.V) hadden kurtarmak maksadıyla senin çaldığını zannetmiyorum dedi. Hırsız: “Hayır, çaldım diye teyit etti.”

 

Rasûlullah sözlerine aynı şekilde iki veya üç kere tekrar etti. Yani hırsızı Peygamberimiz kurtarmak istiyor, ama hırsız kurtulmak istemiyor. Sonunda elinin kesilmesini emretti ve kesildi.

 

Sonra hırsız Rasûlullah’a (A.S.V) getirildi.

 

Efendimiz: “Allah’a tövbe ve istiğfarda bulun” diye nasihat etti.

 

Adamcağız: “Allah’a tövbe ediyor, O’ndan mağfiret diliyorum” dedi.

 

Bunun üzerine Rasûlullah da (A.S.V): “Allah’ım! Onu mağfiret et” diyerek üç kere dua da bulundu. Ebû Dâvûd ve Nesâî haber veriyor. İşte görüyorsunuz insanlar kendi çilesine âşık olmaktadırlar. Evet, bu haberi El-Mahsûnî (Radıyallâhu Anh) bu haberi vermiştir.

 

Dakika 30:00

 

Rasûlullah’a (A.S.V) bir hırsız getirildi suçunu itiraf etmişti. Yine de Peygamberimiz senin çaldığını zannetmiyorum diyerek hırsızı ikaz etti ama hırsız kurtulmak istemedi, cezâsını istedi.

 

Hz. Aişe (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Hırsızlık yapan Mahzunlu kadının durumu Kureyş’lileri fazlasıyla üzdü.”        Bu kadın hakkında Rasûlullah (A.S.V) nezdinde: “Kim müessir bir şefâatte bulunabilir diye adam aradılar.” Bu işe sadece Rasûlullah’ın (A.S.V) çok sevdiği Usâme İbn-i Zeyd (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) cüret edebilir dediler. Usâme huzura çıkarak: “Rasûlullah’a (A.S.V) şefaat talebinde bulundu.” Efendimiz: “Allah’ın huzurundan bir had hususunda şefâat mi talep ediyorsun?” diye onu azarladı. Sonra kalkıp cemaate şu hitapta hitabe de bulundu: ‘’Sizden öncekileri helâk eden şey şudur: “İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terk edip cezâ vermezlerdi. Aralarında kimsesiz, zayıf, gariban birisi hırsızlık yapınca, derhâl ona had tatbik ederlerdi, cezâ verirlerdi. Allah’a yemin olsun Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapmış olsa mutlaka onunda elini keserdim buyurdu.’’ Buradan anlaşılan nedir? İlâhî adâlet mutlaka uygulanmalıdır. Bu da Buhârî, Müslim ve diğerlerinin haberidir efendiler. İşte suç tahakkuk edip suçlu ortaya çıktığı zaman illâ adâlet tecellî etmelidir. Sevgili Peygamberimiz bunun önemini açıkladı ve Usâme’yi de azarladı (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn). Rivâyetler sonradan kadının samîmîyetle tövbe edip İslam’ı tam yaşadığını evlenip aile kurduğunu belirtir. Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) bu işten sonra bana gelir ben de onun hâcetini Rasûlullah’a (A.S.V) irtikâp ettirmeden aracı olurdum der. Bazı rivâyetler de kadının ârîyet olarak aldığı ziynetleri sattığı bu yüzden elinin kesildiği ifade edilir. Bir kısım âlimler bundan hareketle emâneten alınan eşya, değerce nisap miktarında ise inkârı hâlinde elinin kesileceğini söylemiştir. Ahmed İbn-i Hanbel ve İshâk İbn-i Râhûye bu görüştedir. Fakat Medine ve Küfe Ulemâsı ve Cumhur ve Şâfiîler emaneten alınan malın inkârı ile el kesilmez derler. Nevevî bu görüşü teyiden şu açıklamayı yapar; “Hadis kadının elinin hırsızlığı sebebiyle kesildiğini ifade eder.” Emâneten alınıp inkâr bu ayrı bir durumdur rivâyette bunun da zikri kadını tavsif ve tarif etmek içindir. Elinin o yüzden kesildiğini belirtmek için değildir. Nitekim rivâyetin bazı vecihlerin de kadın hırsızlık etti ve eli hırsızlık sebebiyle kesildi diye tashih olarak ifade edilir.

 

Dakika 35:01

 

Binaenaleyh rivâyetleri telif etmek için bu rivâyeti de nazarı dikkate almak gerekir. Çünkü anlatılan hadiste, hadise aynı hadisedir. Bu rivâyetten âlimler şu hükmü çıkarmışlardır; Hududa giren bir suç işlenir bu da devlete ve devletin hâkimine yani nâibine Kadı gibi resmi makamlara ulaşırsa bunu örtbas etmek, affettirmek için yapılacak her çeşit teşebbüs haramdır. Ama resmiyete intikâl etmeden yapılırsa câizdir. Yani resmiyete intikâl etmeden tövbe istiğfar etmeli, hırsız hırsızlığından vazgeçmeli, çaldığı malı sahibine geri vermeli veya helalleşmeli, tövbe istiğfâr da bulunmalıdır, resmiyete intikâl ettikten sonra artık adâlet tecellî etmelidir. Had dışında kalan suçlar için şefâat her zaman ve şartlar da câizdir. Had cezâlarında indirme, azaltma, çoğaltma şefâat kabul değildir. 100 tane avukat tutsan hiçbirinin tesiri olmaz. Hâkim de o cezâyı azaltamaz, çoğaltamaz had cezâsı neyse onu uygulamak zorundadır.

 

Evet, sevgili dostlarımız, Cenab-ı Hak bütün Ümmet-i Muhammedi Yüce İslam’ın yüce ahlâkını yaşayan ve dünyada da ukbâda da berzahta da suçlardan beraat etmiş, affa uğramış ve içte ve dışta kendini ruhunu ve nefsini temizlemiş Cenab-ı Hakk’ın tezkiye de bulunduğu ve sâlih zümreye ilhâk eylediği kullarından eylesin.

 

Dakika 37:34

 

 

(Visited 16 times, 1 visits today)