Tefsir 185-01

185- Tefsir Ders 185 hayat veren nurun keşif notları

185- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 185

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

Önemli olan adâleti ilâhînin tecellî etmesidir. Ev edatı taksim ve tevzi, bölmek, dağıtmak gibi bunlara da ihtimâli vardır. ‘’Amelen bil ihtimaleyn’’. İki ihtimâlle amel olarak diyor bunun da kökeninde Beyhâkî var Feyzü’l Kadir var ‘’Amelen bil ihtimaleyn’’ İki ihtimâlle amel olarak diyor. İmâm-ı Şâfiî, bu konuda görüşünü bildirmiş aynı zamanda diğer Fâkihlerimiz de bildirmiş âyet-i kerimenin sarih, açık anlamları göz önünde tutularak, sünnetle de ortaya yine deliller koyarak, daha da güçlendirerek ona göre rastgele değil tam bir adâletin tecellî etmesi göz önünde bulundurulmuştur. İmâm-ı Âzâm, dil bilginleri suçun durumu hapsedilmesini gerektiriyorsa hapsedilir diyor. Sakınca görülmezse sürgünde olur. Ömer Bin Abdülazîz o da yine suçun özelliğine göre bu da diyor yapılır ama tabii takip etmek kaydıyla. Tıhama da bir çöl Dehlek Habeşistan’da Nâsik sürgün yerleriydi bunlar denmiştir. Yani suçların durumuna göre ne gerekiyorsa Kur’an-ı Kerim ilâhî adâleti ortaya koymuştur. Bir defa büyük hırsız ve büyük haydutların hakkından tam gelen cezâi müeyyideyi koymuştur ama tabii ki cezâlar uygulanırken dâima sosyal devlet ilkeleri de İslam’da göz önünde bulundurulmuştur. Bunun için şunlara dikkat lâzım ki, İmamı Şâfiî Nefi’n iki mânâsı öldürmüş eğer bir kişi hem öldürmüş hem de mal soygunculuğu yapmışsa cezâyı ver yakalanmamış ise takip edeceksin diyor. Takip edip yakalayacaksın. Sadece tehdit etmişlerse takip edilir tâzir cezâsı verilir bu da hâkimin uygun göreceği bir cezâdır. Burada had kalkıyor ve tâzir cezâsı devreye giriyor. Bunlardan biride hapsedilir diyor. Hapis cezâsının miktarı tâyin edilmemiştir onun içinde tâzire uygundur. Yani hâkim bu işte ehil olan bir hukûkçu ne yapar? Ehliyetli kişi tâzir cezâsı ona hangi cezâ uygunsa onu verir. Vârisler öldürtebilirler. İslam dininde haksız yere öldürülen kişinin vârisleri yetkilidir. Tazminatta alabilirler. Tövbe ile ilâhî hukûkta düşer şahsî hukûk kalır. Demek ki kişi tövbe istiğfar edip îmâna geldiği zaman bu ilâhî hukûk düşüyor ilâhî cezâdan kurtuluyor ama şahsî hukûk, insan hakları devam ediyor. Vârisler serbesttir İslam hukûkuna göre yani bu sayılanlardan herhangi birini uygulamak isteyebilirler ama içlerinden birisi ben affediyorum derse artık idam edilemez. Diğer cezâ türlerinden herhangi birisi uygulanır ya tazminat alırlar veyahut affederler. Vârisler burada serbest bırakılmıştır. Münker din İslam dinine göre çirkin sayılan şeylere münker denmiştir. İşleyen her şahıs cezâlandırılabilir.

 

Dakika 5:40

 

‚’ve yüazziru küllü mürtekibin münkerin’’ Burada yalnız tabii ki İslam af ve merhamet dinidir ıslâhatı öne alır. Islâh olmayan cinsler vardır. İllâ cezâyla terbiye olacak tipler vardır. Bunun da sosyolojik, biyolojik, sosyal yönleri iyice araştırılır ona göre hareket edilir. Islâhatçılık dâima öndedir, merhamet dâima öndedir ama İslam’da adâlet suçun yok olması da asîl bir adâletin gereğidir. Yoksa toplumda huzur kalmaz. Yine eşkıya diyor kendisi teslim olursa pişman ise hak düşer tazminat öder diyor. Bu da dine hukûkçularımızın ve Kur’an-ı Kerim’den çıkan hukûkçularımızın anladığı sünnetten çıkan hükümlerden biri.

 

Cenab-ı Hak 35 ve 37’nci âyetler ile ilgili ve onların devamındaki bazı kelimelere açıklık getirerek dersimiz devam ediyor. Cenab-ı Hak “Gafurun” diyor “Gafur” ne demektir? Çok affedici Allah Gafur, Gaffar, Rahmân, Rahim. Rahim ne demek? Allah çok acıyan demektir. Şunu bil ki eğer Cenab-ı Hak Rahmetini Rahmet-i Rahmân’la âlemi ne yapmış? Yaratmış, tecellî etmiş rahmeti. Adâleti olmasaydı dünyada huzur kalmazdı. Adâlette ayrı bir rahmettir, ayrı bir merhamettir, ayrı bir mağfirettir bunu da unutma! Adâlet olmazsa dünyada huzur olmaz, güven olmaz. Adâlette Allah’ın ayrı bir rahmetidir hiç unutma! İşte “şeriatın kestiği parmak acımaz” denmenin hikmeti de budur. Hak, adâlet yerini bulduğu zaman herkes memnun olur neticede. Zaten neticeden herkesin memnun olmasını amaçlamıştır İslam dini. Eğer suçluya siz suç, cezâ vermezseniz, adâlet yerini bulmazsa o suç işlemeye devam edecek toplumda da huzursuzluk devam edecektir. Adâlet tecellî ederse o suç işlemekten kurtulacak beriki de ne yapacaktır? Toplumda güven ortamı hâsıl olacaktır. Bunlar birer birer mutlaka olması lâzım olan olmasa olmaz gerçeklerdendir. “Hak düşmanlarını yeniniz.” Bu da güçlü olacaksın, adâleti uygulayacaksın. Hak tanımayan, hukûk tanımayan ne kadar dünyada zorbalar varsa bunları üstün geleceksin Kur’an’ın emri bu. Hak düşmanlarını diyor, dikkat et! Yeniniz, güçlü olunuz, adâleti uygulayınız. Güçlü olmayan kişi nasıl adâlet uygulayacaktır? Birde vesîleden bahsediliyor, vesîle kendisiyle hedefe ulaşılan demektir. Seni Allah’a götüren İslam’ın her emri vesîledir, İslam hak vesîledir. Seni Allah’a götürür, cennete taşır. İlâhî Rızâ’ya vuslata erdirir. Vesîle mabihittekarru yani ne yapıyor? Kendisiyle hedefe ulaştırıyor, mabihittekarru. Katâde, Allah’ın râzı olduğu amellerdir diyor ve itaattir diyor vesîle. Katâde’yi biliyorsunuz İslam büyüklerinden birisi. Yine Mücâhit, Süddî bunlarda istemek ve yakınlıktır diyorlar. Allah’ın rızâsını istemek tabii ki Allah’ın emirlerini yerine getirmektir ve isyân etmemektir.

 

Dakika 10:50

 

İbn-i Zeyd bu da muhabbet sevgidir vesîle diyor. Kendini sevdirmeye çalış. Bakın bunların hepsi doğrudur hepsi birbirini tamamlıyor. Muhabbettir diyor İbn-i Zeyd de sevgidir diyor. Kendini Allah’a sevdirdiğin zaman işte vesîleyi buldun. Allah’u Teâlâ’yı sevmek emirlerine itaat etmekle olur. Senin sevgilinin, bir insan kendi sevgilisin dediğini yapar. İşte Allah’ı sevdiğini iddia eden herkes Allah’a itaat edecektir. O’nun sevdiğini yapacak, emrini yapacak, isyân etmeyecek, haram ve günahlardan uzak kalacaktır. O zaman seviyorum demen doğrudur. Sevilirsin işte o zaman vesîle ortaya çıkar o sevgi seni ebedî mutlu eder. Allah seni sevdiği an ebedî mutluluklar senin olur. Allah’ı sev bütün varlığınla Allah’a kendini sevdirmek için sev. O’nun sevdiklerini sev. Sakın onun yerdiklerini de sevme dikkat et! Sevmediğini sevme ona da dikkat et, ölçüyü de koy. Ölçüyü koymazsan yine olmaz. Bütün varlığınla Allah’ı sev, sevilecekleri Allah için sev. Allah gibi değil, Allah için sev. Şimdi Vesîle cihâd diyor her ibadet her kötülükten kaçınmak vesîledir diyor. Yine bizim Kur’an-ı Kerime güzel mânâ verebilen Ulemâ topluluğunun Kurandan aldıkları yine Kur’an’a dayanarak vesîleyi böyle açıkladılar. Bunların hepsi birbirini tamamlıyor hepsi doğru. Vesîle cihâd diyor cihâd olmadan Allah’u Teâlâ’nın yolunda yürüyemezsin cihat olacak. Cihâd her hayırlı işin ve o hareketin bizzat kendisidir. Hayırlı yapılan hayırda yarışılan her hayırlı hareket her hayırlı iş cihâddır. Cephedeki kahramanca savun cepheyi savunmakta bunlardan biridir. İlim için savaşmak, ilim elde etmek, ilmi yaymak bunlar birer birer cihâddır. Cehâleti ortadan kaldırmak birer birer cihâddır, zulmü ortadan kaldırmak birer birer cihâddır. Yani her hayırlı iş cihâddır, her hayırlı hareket cihâddır. Cihâd vesîledir yani seni Allah’a götürür ama Allah yolunda cihâd etmek şartıyla. Her ibadet cihâddır ve vesîledir her kötülükten kaçınmak bununla da hem cihâddır hem vesîledir. Sırf Allah için olanların hepsi ve bu yoldan şefaate nâiliyet işte vesîledir. Şefaat elde etmek içinde işte bu yoldan elde bilirsin Allah’u Teâlâ’nın sevgisini de bu yoldan kazanabilirsin. Onun içinde ne diyor, İsrâ Sûresi 57’nci âyet-i kerimede Cenab-ı Hak fâniye muhtaca tapınarak diyor vesîle aranmaz. Şimdi Allah’tan başkasını adam tamamen meyillerini, temayülünü Allah’tan başka birilerine bağlamış, bu vesîle olmaz. Çünkü fâniden vesîle olmaz. Bâkînin emrinde çalışacaksın bâkî sadece Allah’u Teâlâ ve O’nun ortaya koyduğu yüce değerleridir, emirleridir, O’nun kânûnlarıdır.

 

Dakika 15:42

 

Şimdi fâniye ve muhtaca tapınarak vesîle aranmaz. Dikkat et! Fâniye muhtaca tapınarak diyor vesîle aranmaz. Şimdi muhtaç kimdir? Allah’tan başka herkes muhtaçtır, hepsi Allah’a muhtaçtır. Allah ise kimseye muhtaç değildir. O bâkî olan hiçbir şeye muhtaç olmayana eğer bağlanırsan O’nun emirlerini işte vesîle odur. Yoksa fâniye muhtaç olan herkese, şimdi senin sarıldığın bağlandığın kişi ölecek mi? Ölecek. Fâni mi? Fâni, peki o da muhtaç mı muhtaç bugün zengin neye işçiye muhtaç işçide zengine muhtaç. Bunların tümü tamamı kime? Allah’a muhtaç herkes bunu da iyi değerlendir. Şirkten, küfürden, nifâktan korunmak, günahtan kaçınmak işte gerçek vesîleye sarılmanın şartları bunlar. Şirkten, küfürden, nifaktan korunmak, günahtan kaçınmakla işte vesîleye kişi ne yapar? Tevessül eder. İlâhî emirleri yerine getirmek her fırsattan yararlanmalıdır. O’na yaklaşma kastı sevme arzusudur. Dikkat et! İlâhî emirleri yerine getirmek her fırsattan yararlanmalıdır O’na yaklaşmak kastı sevme arzusudur. Sende bunlar egemen olacak Allah’a yaklaşmak sevme arzusu sende egemen olacak. Gerçek vesîleye işte böyle tevessül edilir. Bu konuda İslam’ın her emri Allah’ın emridir onun her emrine yapışmak vesîledir. Mesela Buhari şerifte;

 

“Lâ yezâlü abdil mü’minü yetegarrabü ileyye bin nevâfi”

 

Ne diyor? Bir kul ki Müslüman kişi ki farzları yerine getirmiş vacipleri, sünnetleri getirmiş birde nâfilelerle diyor yaklaşmaya devam ediyor Allah’a. İşte dinini tamamla vesîle bu işte gerçek vesîle. Sana teklif olan, edilen ilâhî emirleri farzlardan başlayarak vacip sünnetten başlayarak müstehaba ulaş. O zaman ne yaparsın? Allah’a yaklaşmaya devam edersin.

 

Ahmed Bin Hanbel (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) Feyzü’l Kadir de: “el-vesîletü filcenneti” “Vesîle cennette bir makamdır” diyor bu da onlardan birisi. Bütün sayılanların tümü vesîledir. Aramak, bulmak, istek, irâde, sevmek, yaklaşmak, güzel ahlâk, güzel amel bunlar birer birer vesîledir. Îmân ittika ile olur. Îmân ittika ile ittika ve mücâhede ile vesîleyi aramak. Bunlar izah için güzel bir izah tarzı bunlar ama hepsini özetlediğimiz zaman nedir? Îmân ve Amel-i Sâlih’tir. Bidat’lardan uzak kalıp İslam’ın hak olan emirlerini yerine getirmektir kısacası bu ama her özü biraz açmaya iyi anlaşılması içinde ihtiyaç vardır.

 

Dakika 20:30

 

Yine 38 ve 39’uncu âyetleriyle buradaki keşif notlarımız devam ediyor. Sırgat: Başkasının malını gizli çalmak, almak, örfte normal karşılanmayan bir durumdur. Yani bunlar örfte normal karşılananlar değildir. Demek ki başkasının malını gizli çalmak hırsızlıktır bunun adı âyetlerde geçen sırgattir.

 

İbn-i Abbâs, İbni Zübeyr, Hasan-ı Basrî; Saklanmasa da azından da cezâ gerekir demişlerdir. Bakın bunlar (Radıyallâhu Anhüm ve Ardahüm Ecmaîn ve Rahmetullâhi Aleyh) bunlara diyor saklanmasa da azından da cezâ gerekir demişlerdir. Yani kim çalarsa diyor açıktakini de çalarsa bunlar zât-ı muhteremler yine cezâ gerekir demişler.

 

Hâricîler, Zâhirîler Dâvûd’u İsfahânî de bu görüştedirler. Biz bu görüşleri de duyuruyoruz ki keşif sahası biraz daha geniş tutulmuş olsun. Nisap ölçüsü ihtilâflıdır yani ne kadar mal çalarsa hırsızlık sayılır. 4’te 1 veya 3 dinardan aşağısına itibar edilmemiştir.

 

Ebû Hanîfe ise bu konuda İmâmı Âzâm farklı bir kanaatini ortaya koymuştur. Basılmış, damgalanmış 10 dirhem gümüş akçeden aşağısına hak yoktur tâzir olabilir. Bir dînâra eşit demektir. Burada 10 dirhem gümüşü o günkü gümüşün değeriyle ve o günkü altının değeriyle arasındaki mesafeyle bugünkü gümüşün değeri ve altınla arasındaki mesafeyi bugünlere taşıyıp ona göre bunlar hesap edilmelidir. Yoksa bugün 10 dirhem gümüş eğer sadece 10 dirhem olarak elinize alırsanız bu pek bir para tutmaz. Bunun içinde burada da bizim o büyük Ulemâmız çok güzel incelemişlerdir. Hepsinin keşfinden büyük keşifler ortaya çıkmıştır. Şüpheyi haktan, şüpheyi ıstırardan da uzak olması ve şüpheyi ibâhadan da uzak olması gerekir. Şimdi eğer işin içinde azıcık şüphe varsa katiyyen hırsıza da cezâ verilmez. Yani şüpheyi haktan o hırsızın o malda hakkı var mı, hırsız zannettiğiniz kişinin şüpheyi ıstırardan da uzak olması ıstırarla bir ilgisi var mı ve şüpheyi ibâhadan da mubah olan bir şey mi? Bunlar A’dan Z’ye, iyiden iyiye incelemeden sen hırsızlık yapmışsın aha sana cezâ diyemezsiniz. Her şey çok güzel mi güzel incelenmiştir İslam dininde. Zâriyât Sûresinde bak ne diyor 19’uncu âyette Cenab-ı Hak; “Onların mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardır” diyor. Fakirin zenginde hakkı var. Ey sosyal devlet anlayışında azıcık şöyle bilgisi olan zât-ı muhteremler! Cenab-ı Hak ne diyor: “Onların mallarında dilenci ve yoksullar için hak vardır” hak diyor.

 

Dakika 25:34

 

Fukarânın hakkını zengin vermiyorsa eğer o haklar verilmemişse, sosyal adâlet tecellî etmemişse, sen onu yoksul bırakmışsan, aç bırakmışsan cezâyı alacak adam sensin. O hırsızlık yatırmaya onu mecbur etmişsin. Onun hakkını vermeyenler suçludur ve hırsızdır. Onun hakkı verilecektir. Sakın ola ki büyük hırsızlara cezâ vermeden, küçük hırsızlara sakın kimse cezâ vermesin. Esâs hırsızlığın kayağı o büyük hırsızlardan geliyor, milletin hakkını yiyenlerden geliyor. Zarûret hâlleri de istisnadır. Eğer ortada bir zarûret hâli varsa ki açlıktan ölme tehlikesi varsa ölmeyecek kadar adam bir şey almışsa bu hırsızlık değildir ve hattâ açlıktan ölmemek için o bir görevdir ve bunlara mecbûr bırakmamakta sosyal devletin görevidir ve İslam milletinin de görevidir, Ümmet-i Muhammedin de görevidir. “Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir” diyen Hz. Muhammed’in sözünü (A.S.V) bir Müslüman ebedî unutamaz, unutmamalıdır. Fakirin hakkını vermeyen, mustaribi düşünmeyen, zorluğu şiddetlenen… Dikkat et bunlara! Zorluğu şiddetlenen sosyal toplumu bu hâle getiren büyük hırsızları önce gözden geçir sonra öbür hırsızlara bak! İlâhî adâlet gerçek adâlettir. Onun için bu milleti, fakiri hırsızlık yapacak hâle getirmek bir defa burada büyük suçlular kimse onlara bakılmalıdır. Mesela örnek Hz. Ömer kıtlık senesinde hırsızlık cezâsını tatbik etmemiştir. Niye? Kıtlık olmuş. Sosyal devletin eli her yere ulaşmadıysa, o zaman kıyıda köşede aç kalanlar olduysa, açlıktan dolayı da mecbûren böyle bir şeyler yapan olduysa sen buna hırsızlıktan cezâ veremezsin işte Hz. Ömer vermemiştir. Kıtlık senesinde cezâ vermemiştir. Kıtlık senesi insanların elinde olmayan şeylerdir. Sosyal devlet içinde bulunduğu koşullara göre toplumun tümünü gözden geçirir yoksul bırakmaz, gariban bırakmaz. Yetimleri, garibanları, yoksulları ne yapar? Gözden geçirir onların haklarını gözetir. Aç açık kimseyi bırakmaz. İş, aş olacak kimse aç ve açık olmayacak. İslam bütün insanlığı merhametiyle kucaklayan sosyal adâletin ilâhî devletin tâ kendisidir. İlâhî nizâmın ta kendisidir. Çünkü ortada zarûret şüphesi vardır. Zarûret şüphesinin olduğu yerde de yine hırsıza cezâ verilmez. Büyük hırsızlara verilir cezâ her zaman o aç kalan, mahrum kalan, aç bırakılmış kimseler işte bunlar göz önünde tutulacaktır bunlara cezâ verilmez. Zarûret şüphesi varsa cezâ verilmez.

 

Dakika 30:17

 

Şâfiî Hazretleri en küçüğünü almış Ebû Hanîfe de en büyük miktarı miktar olarak tercih etmişlerdir. Her ikisi de maslâhata yöneliktir. İmâm-ı Âzâm ufak tefek paralardan hırsıza cezâ verilmesini istememiştir. İmâm-ı Şâfiî de hırsızlığın kökü kazınsın hesabından bakarak yine delilleri öyle anlamışlardır ki hepsininki de güzeldir, doğrudur. İçinde bulunduğun ortama göre, şartlara göre de bu görüşlerin hepsi büyük değer taşır. Müçtehitlerin içtihâdları büyük değer taşır. İçinde bulunduğun zaman ve onun şartlarına göre ne yaparsın? O görüşler çok büyük değer taşır. Zamanla miktarlar değişebilir mesela bu zamanda yarın gelecek çağ mesela ortamlarda şartlar değişir miktarlarda değişir. “Elmalı” gibi bizim büyüklerimizden bazıları da böyle demişlerdir ve güzeldir. Zamanla miktarlar değişebilir ama İslam’ın ne aslı değişir ne esâsı değişir, şartlar değişir. Şartlara göre de ne yapar? Sosyal olgular ortaya çıkar. Bir dînâr bir miskâl altındır. Bak bir dînâr bir miskâl altındır. 14 kırat vezni sebi 7 dînâr 10 dirhem ki diyor 10 dirhem gümüş kıymetçe buna eşitti o zaman 4’te 1 dînâra 3 dirhem denmektedir. O zaman altın, gümüş farkı ortalama 1’e 10’dur. O zaman 1 miskâl altın 8, 10 dirhem değil şuanda 40, 50 dirhem gümüş karşılığına çıkmıştır. Bu bugün daha da farklıdır, yarın daha da farklı olabilir. Onun için bizim Müslümanların âlim geçinenlerin pek çoğu o günkü şartlarla bugünkü şartları, o günkü miktarlarla bugünkü miktarları ve bugünkü çağın şartlarını gözden geçirerek hareket edilmelidir. Yoksa motomot olarak o günün şartını getirir bugüne uygulamaya kalkarsa İslam dinine sen iyilik etmiş olmazsın. İslam’ı iyi tanımış da olmazsın, iyi tanıtmış da olmazsın. İslam çağları kuşatmış sen İslam’ın o yüce değerlerini uygulamayı, anlamayı bilmiyorsun problem burada. Deve yürüyüşünü hâlâ uçağın hızinâ eşit sayarsan havadaki vasıtayla yerdekini, karada, denizde, havadaki vasıtaları hâlâ deveye kıyas edersen senin kıyas anlayışın ne kadar yanlış olduğu işte çağdışılık varsa insanoğlunun kendinde bu İslam ise çağları kuşatmış bir dindir. Bunun aslını esâsını usulü iyi anlamak gerekmektedir. İslam’ı kimse reform yapıp değiştiremez. İslam çağları kuşatmış sen kimi değiştiriyorsun? Değişen şartlara en güzel cevabı İslam vermektedir. İslam’ı anlayıp kavramazsan işte o zaman ne olur? Ortaya yanlış anlaşmalar, anlaşılmalar, sürtüşmeler, atışmalar, çağdışılık, çağdaşlık gibi kavramlar ortaya girer. Bunların İslam’la açıktan, uzaktan, yakından hiçbir alâkası yoktur. İslam ezelî ve ebedî yüce değerlerin adresidir ve bütün değerler İslam’da mevcuttur. Bütün çağların problemlerine İslam çâreyi koymuştur.

 

Dakika 35:39

 

İslam’ı doğru anlamadığın müddetçe işte o zaman problem o anlamayan beyinlerdedir. Bu anlamayan kişileri bahâne edipte İslam’ı da dışlayanlar bunlarda dinsiz Îmânsızlardır. İslam dışlanmaz, İslam’ı kimse dışlayamaz, İslam ilâhîdir, gerçek hakîkatin tâ kendisidir. Birisi İslam’ı yanlış anladı diye İslam’ın ne suçu var ki İslam’ı dışlıyorsun, İslam’ı yok sayıyorsun. O zaman sen yok olursun. Azrâil (AS.) ensende duruyor benden hatırlatması! Azrâil ensende duruyor kaç saatin, saniyen, dakikan kaldıysa alıp canını götürecek götüreceği yere. İslam’a sakın karşı çıkma! Yanlışa karşı çıkalım hep beraber. Yanlışa karşı çıkacağız, çıkmamız gerekiyor. Bunun için bu fark eşya ile nukut paralarda da böyledir. Eşya da değişir, para da değişir bu farklar ortaya çıkar. Çağın şartları ortaya çıkınca şartlar değişince bu farklarda ortaya çıkar ama İslam onların hepsine en güzel cevabı verir ve problemi çözmüştür. Şu hâlde nisap miktarı şüpheyi ıstırarın defi açısından zamanın değişmesiyle değişir. Ne değişir? Nisap miktarı değişir, din değişmez, İslam değişmez, İslam reform yapılmaz, İslam’ın önüne hiçbir şey de konmaz. Ne paşa koyabilirsin ne ağa koyabilirsin İslam’ın önüne çünkü İslam ilâhîdir. Ne de çağları, ne de tarihselliği koyabilirsin. İslam her çağı kuşatmış her çağın çâresini içine almıştır ilâhî olduğu için, son din, son kitap olduğu için. Biz zamanla mukayyet değildir. Önceki kitaplar zamanla mukayyet oldukları için onların hükmünü Kur’an yenilemiştir ve nesih edecekleri nesih etmiştir, yenileceği yenilemiştir, bunu Allah’ın kendisi yapmıştır. Allah yapıyor bunu bir kitaptan sonra da öbür kitapla önceki kitapları sonraki kitapla yeniliyor. Kur’an-ı Kerim en son gelmiş hepsini yenilemiş. Evet, bunun içinde Mâide Sûresi’nin 3’üncü âyetinde bu âyetin hükmünün diyor şer-i cezâ da geçerlidir. Şüphesinin de geçerli olduğudur yani ıstırar. Çünkü zarûretler ortaya çıktığı zaman durum ortaya çıkar. Zarûretlere göre de İslam hükmünü vermiştir ve kimseyi o zarûret içinde öl dememiştir ona çâreyi göstermiştir. Yine eğitim ve cezâ, buna da dikkat lâzım! Âyet 39’a şöyle bir baktığımız zaman; eğitim ve cezâ, açlık zarûreti varsa tövbe eder malı iâde ederse, mal sahibi affederse bazı içtihâdlara da göre ne yapar? Çaldığı mala meşrû yoldan mâlik olursa bunlardan dolayı hak düşer. Fakat caydırıcılığı ne yapar? Hırsızın ensesinde durur, caydırıcılığı yani bugün affedildim ama yarın affedilmeyebilirim. Bugün böyle karşılandım ama yarın böyle karşılanmayabilirim der ilâhî adâlet karşısında ne yapar? Caydırıcı bir olarak hırsızın ensesinde ilâhî adâlet orada durur ve hırsızlık ortadan kalkar.

 

Dakika 40:50

 

Çünkü hem hırsızlığı ortadan kaldıran bütün sebeplere bakacaksın, onların çâresine bakacaksın kişiyi hırsızlığa iten sebeplere de bir, bir ortadan kaldıracaksın bunlara dikkat lâzım. Bunun içinde eğitim, öğretimde önemlidir birde sosyal kişinin ihtiyaçlarını gidermek önemlidir. Sosyal devlet, sosyal adâletini uygulaması gereklidir. Diğer cezâlar ise daha çok hırsız yetiştiriyor sanatın inceliğini cezâ evlerinde öğreniyor. Cezâ hak edilince önce ne yapıyor? Ona tam cezâyı hak etmişse İslam dini hak cezâyı veriyor, gerçek cezâyı veriyor. Kime? Önce büyük hırsızlara, o insanlığın hakkını yiyenlere, sömürenlere Allah’a göre (C.C) Allah göre göre hırsızlık yapmak bir defa dikkat edin bugünkü dünyanın hâline bakın Allah’a inanan insan insanlığın hakkını yiyemez, bankaları soyamaz, bir devleti, milleti krize sürükleyemez. Bu hangi vicdana sığar? Allah göre göre çalmak Allah’ın izzetine tecavüz ve bu bir Allah’a karşı savaştır. Suç ile cezâ denktir İslam’da. Suç gizli bir hainliktir. Bu büyük hırsızlara, mâzereti olmayan hırsızlara bu sözler sadece malın karşılığı değildir. Çünkü hırsızlıkta keyfi olarak zengin daha çok zengin olayım diye milletin hakkını yiyor. Burada ne vardır suç gizli bir hâinliktir burada ki ihânette var hırsızlıktan başka birde ihânet var. Hırsız fesattan temizlenir İslam’daki adâlete göre diğerleri de bu sırf hikmettir. Yani İslam’daki emirler ilâhî olduğu için içerisi hikmet doludur. Hırsız fesattan temizlenir ve diğerleri de bu fesattan kurtulur. Bunların tamamı sırf hikmetle dolup taşmaktadır. Toplumda hırsızlığın kökü kesilir. İslam’ın adâlet ve sosyal anlayışını o İslam’ın merhametini eğer uygular toplumu ilâhî merhametle kucaklarsanız zaten fakir İslam fakir bırakmaz. Fakir bırakmayınca, câhil bırakmayınca o zamanda hırsızlık ilâhî adâletin kılıcı da ensesinde durduğu müddetçe hırsızlık olmaz, kâtillik olmaz, başka suçlar da olmaz. Toplum huzur içinde yaşar. İslam zaten dünyanın da cennetidir uygulanıp yaşandığı zaman. Tövbe edenler âhiret cezâsından kurtulurlar. Kötü gözle bakmayın yani bir hırsıza bir cezâ verilmişse ona kötü gözle bakmayın diyor.

 

Dakika 45:17

 

Onun için ona yine acıyın ve yardım edin. Çünkü hırsızı bir yandan adâlet karşısında gerçek hırsızsa hem adâleti uygulayacaksın hem de İslam’ın merhametinden mahrum bırakmayacaksın. Yine ona acıyacaksın yine yardım edeceksin. Bu hırsızdır, hayduttur deyip dışlamayacaksın! Hem adâletini, hem merhametini, hem de ilâhî ölçüleri, hem de cömertliğini veren el olacaksın alan el değil İslam budur. İslam veren eldir. Yed-i Ulya’dır alan el Yed-i Süfla’dır. Tövbe olursa cezâ düşer mi? Çoğunluk Hanefîler mal sahibi affederse düşer demişlerdir. Yani hırsızdan hırsız tövbe ediyor cezâ düşer mi? Ulemânın çoğunluğu ve Hanefîler mal sahibi affederse düşer demişlerdir. İmâm-ı Şâfiî bir görüşünde cezâ düşer demiştir o da görüşünün birinde. İyi hâli ortaya çıkarsa tâzirle, hapis, mal tazminatı gibi cezâlar uygulanır. Hak cezâsından sonra başka cezâ verilir mi? Verilemez. Mal mevcutsa geri alınır. Tabii bu gerçek hırsızlar için yoksa yoksulluktan farklı zarûretten dolayı değil. Yoksulluktan farklı zaruretten dolayı bunu yapanlara karşı bir defa devlet harekete geçecektir, millet harekete geçecektir. “Kim kısas hakkını bağışlarsa bu kendi günahlarına kefâret olur.” (Âyet 45 Mâide Sûresi) Dikkat et buraya! “Kim kısas hakkını bağışlarsa bu kendi günahlarına kefâret olur.” Yani yerine göre intikam alınmalıdır ama İslam dininde merhamet ve af da çok yüksektir çünkü kendi günahlarına kefâret olur diyor. Ben günahsızım diyecek bir insan bulunur mu bu cihanda? Mâsum olan ismet sıfatıyla tavsif edilmiş olan Hz. Muhammed dahi onlar günah işlemeyen günahsız peygamberler bile hiçbir zaman ben günahsızım dememişlerdir ama onlar günah işleme şansına sahip değiller işleyemezler. Öyleyken onların yüzü yerdedir, boynu Hakk’a eğridir. Hiçbir zaman ben günahsızım dememişlerdir. Hattâ büyük günahkârlardan onlar daha çok Allah’a karşı ağlamışlardır. Issız köşelerde büyüklerin ağladığını görürsünüz millet karşısında değil. Onun için kıymetli dostlarımız, İslam dinini iyi anlayıp, iyi kavradığımız zaman, her şeyin hakkını verdiğimiz zaman ortaya güzellik çıkar. Öyle zâlimler, öyle harâmîler vardır ki bunlar illâ cezâyı isterler cezâ olmadan olmaz ama öyleleri de vardır ki merhametle ıslâh olurlar. Bunları ayırt etmekte yine ehliyet sahibi insanların işidir. “Her biriniz için bir şeriat, bir yol belirledik” diyor Cenab-ı Hak 48’inci âyette. شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا diyor bu âyet-i kerimede: “Her biriniz için bir şeriat bir yol belirledik.” Her biri dediği, hangi peygambere kitap gönderdiyse o peygamberin kavmine diyor. Bir sonraki şeriatla bir önceki şeriatı ne yapıyor? Hükmünü ortadan kaldırıp yeniliyor. İşte Tevrât’ta zinânın cezâsı recm’dir. Mesela Tevrât’ı şerifte recm idi. Büyüklerden biri zinâ etmiş recmi yasaklamışlar. Bakın, ileri gelenlerin toplanmasıyla onun recm edilmesine karşı çıkmışlar.

 

Dakika 50:50

 

Burada kime karşı çıkıyorlar? Allah’ın emrine. Peki, düşkün, zayıf, gariban birisi zinâ etmiş bu seferde düşkünler toplanmış recm böylece ortadan kaldırılmış. İnsanlar Allah’ın hükmünü kaldırabilir mi? Kaldıramaz. Allah kendi hükmünü kendi kaldırır yeni bir hükmüyle önceki hükmünü ortadan kendi kaldırır Allah’u Teâlâ. Bu önceki şeriatları bir sonraki şeriatlar ortadan yeniler kaldırır ama İslam için bunlar yeni bir şeriat gelmeden bunlar mümkün değil İslam son din. Bundan sonra yeni şeriat İslam dini yepyeni onun için İslam’ın önüne hiçbir şey konmaz kimse onu değiştiremez İslam dinini. Fakat bak önceden Tevrât’ın hükümlerini işte böyle kendileri bozdular, uygulamadılar. Ne yaptılar? Recm ’in yerine 40 değnek kamçı vurdular ve yüzünü karaladılar ve eşeğe ters bindirdiler ve onu teşhir ettiler. Kendilerince bir cezâ uyguladılar.

 

Efendimiz (A.S.V) birine rastlamış Yahûdîlerden birine sormuş yemin vermiş onlara Mûsâ’ya Tevrât’ı indiren Allah adına yemin eder misin deyince, adam doğruyu söylemiş Yahûdî ve Tevrât’ta zinânın suçu, cezâsı, zinâ suçunun cezâsı recim idi demiş. İleri gelenlerden “Yüsre” isimli bir kadın, Yahûdî bu kadın Hayber’li bir başka Yahûdî’yle zinâ etmiş. İkisi de Yahûdî imiş. Efendimize (A.S.V) gelmişler, hükmünü sormuşlar zinânın Efendimiz dershanelerinde en bilginlerine, İbn-i Sûrıyâ ve diğerlerine, zinânın recm olduğunu Tevrât’ta bilmiyor musunuz diye yemin vermiş. Onlar ne diyorlar? Biliyoruz. Tevrât’ta biz Muhammed’in Rasûl olduğunu yani senin Ey Muhammed Rasûl olduğunu da kesin olarak biliyoruz ve biliyorlar. Haset eden nedeniyle inkâr ediyorlar demişlerdir. Efendimiz ‘de onlara ne yapmış? Tevrât’ın hükmünü hatırlatmış ve hükmünü vermiş, “Neccar Mescidi” önünde onlara cezâ uygulanmış. Kabileler arasında da imtiyaz varmış. Benî Nâdir’den biri öldürülürse ki bu Benî Nâdir Yahûdî kabilesi, bunlardan biri öldürülürse kısas var. Öbüründen ölürse bir vesak yani 200 kilogram hurma diyet alınırmış adâlet yok, kendi kitaplarının hükmünü uygulamıyorlar. Bakın kodamanlar cezâ kabul etmiyor garibanlara uyguluyorlar cezâyı. Birisi için iki diyet, öbürü için bir diyet alınırmış. Efendimize (A.S.V) müracaat edilmiş. Kureyzalılar o da hükmünü vermiş Peygamberimiz. Abdullah Bin Selam bir güzel Yahûdî âlimidir bu. İyi bir Yahûdî bilgini idi diyor. Onları Yahûdîleri diyor rüsva etti bu Yahûdî bilgini hem rüsva etti hem de Müslüman oldu diyor. Bu haberin kaynağında da Ebû Hûreyre, Berâ Bin Âzib, İbn-i Abbâs, İkrime, Katâde, İbn-i Zeyd gibi zât-ı muhteremler bulunmaktadır.

 

Şimdi kıymetli dostlarımız, ilâhî adâlet tecellî etmeden ne dünyada, ne mezarda, ne mahşerde huzur olmaz. İlâhî adâletin tecellîsi için bir defa Yüce İslam’ın itikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta, ilimde, irfânda, bilimde her konuda İslam insanlığın ihtiyacı olan ne varsa fazlasıyla ortaya koymuş bütün insanlığı Allah’ın rahmetiyle kuşatılmıştır. İslam insanlığı Allah’ın rahmetiyle kuşatmasıdır. Adâletiyle, merhametiyle, sevgisiyle kuşatmasıdır. İslam’ı doğru anlamak gerekiyor.

 

Dakika 56:49

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 76 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}