Tefsir 202-01

202- Tefsir Ders 202 hayat veren nurun keşif notları

202- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 202

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Sevgili dostlarımız, keşif notlarımız devam etmektedir. Bunlar insanlığın tümüne, bütün göklere ve yere başta insanlar olmak üzere tüm canlılara hayat veren Yüce Allah’tır (C.C) işte sizlere takdim ettiğimiz bu hayat reçetesi de tamamen ilâhî’dir. Yüce Allah’ın yüce kitâbı şanlı Kur’an’ın asîl mânâsıyla birde onun hayat veren keşif notlarıyla derslerimiz devam etmektedir. Hayat bulmak mutlu olmanın şartıdır. Mutlulukların tümünü içinde toplayan, ebedî mutlu kılan işte hayat dersleri onun sohbetleridir. Bakara Sûresi’nin 107’nci âyet-i kerimesinde, 207’nci âyet-i kerimesinde ve 112’nci âyet-i kerimelerinde de işaret edildiği gibi rızâyı kazanmak için öyle insanlarımız, öyle Allah dostları, öyle mü’minler, mücâhitler, öyle kahramanlar vardır ki sırf Allah’ın rızâsını kazanmak için bunlar canlarını seve, seve verirler. Bir insan Yüce Allah yolunda Allah için, O’nun rızâsı için neden can verir? Gayet açık, sen bir can verirsin ölümsüz canlar sana verildiği için. Ölümsüz hayatı mutluluğuyla beraber O’nun sıhhati afiyeti, O’nun şifâsı, O’nun gıdası devâsı ne lâzımsa ebediyyû’l-ebed bunları sana verecek O olduğu için. Ona ve O’nun yolunda sırf O’nun emirleri doğrultusunda dosdoğru yanlış yapmadan, mesajı yanlış yerden almadan direk Rabbinden yani Kur’an-ı Kerim’den, Hz. Muhammed’den, sünnetten, icmâ’dan bu asıl kaynaklardan ve Kıyas-ı Fukahâ’dan bu gerçek nur membaı olan bu kaynaklardan dersini almak şartıyla. Hurâfe ve safsatalara karşı koymak şartıyla işte insanlar Rabbi ’sinin yoluna kendilerini seve, seve adarlar. Çünkü sevginin kaynağı O, mutluluğun kaynağı O, hayatın kaynağı O sen bir can verirsin O sana ebediyyû’l-ebed ölümsüz canlar bahşeder. O senden bir tek can istiyor bakın kendi yolunda ama ebediyyû’l-ebed ölümsüz canları sana hayatı bahsediyor. Çünkü Rabbinle, yaratanınla tanış. İşte o zaman bu gerçekleri daha kolay anlamış olursun. Yalnız iyilik yaparak diyor Allah’a teslim olursa O Muhsin’dir. Şimdi Müslümanın işi gücü iyiliktir, iyilikte yarışmak, güzellikte yarışmaktır. İşte o zaman diyor bu kişi Muhsin’dir. Muhsin biliyorsunuz ki dâima iyilik eden Allah’ın kendini gördüğünü bilir Allah’ın huzurunda O’na daima saygılı olur, kullarına saygılı olur. Bütün mahlûkata zarar değil hep bütün mahlûkatın başta insanoğlunun iyiliğine çalışır, Muhsinlik budur.

Dakika 5:10

Allah’u Teâlâ’nın gördüğünü bilir ve hiç unutmaz bunu Rabbim beni teftiş ediyor gözetliyor. Bana benden daha yakın beni yaratan, hayat veren, öldürüp dirilten, ölümsüz hayatı veren ve lütuflarıyla cennetini bahşeden Rabbim beni gözetliyor deyip O’nu görür gibi çünkü O seni görüyor. O’nu görür gibi O’na kulluk etmenin adına ihsân deniyor. Bu ihsân derecesini yaşayan zât-ı muhteremlere de Muhsin denmektedir. Tabii bunların özünde de tevhîd bulunmaktadır. Tevhîd âlemlerin yegâne mutlak hükümdarı Allah’ın birliğidir, Vahdâniyetidir. Allah birdir. Vahdâniyet sıfatı eşi bulunmayan, misâli dengi olmayan, şeriki naziri olmadı olmayacak olan, Vâcibü’l-Vücûd olan tek hak ve mutlak muktedir varlık Vâcibü’l-Vücûd Allah’ın kendisidir. (C.C) kemâl sıfatlarla muttasıftır. Kelime-i Tevhîdi, tevhîd inancını kişi kalbine, ruhuna, düşüncelerine bütün hayat tarzına yaşantısına eğer Allah’ın vahdaniyetini egemen kılmazsa bir defa Kelime-i Tevhîdi doğru okumuş olmaz. Kelime-i Tevhîdin içini de doldurmuş olmaz. Tevhîdin içerisi Allah’ın hükümranlığıdır, birliğidir. Kem3al sıfatlarla muttasıf tanıyacaksın. Şimdi güneşi nasıl yaratan O ise zerreyi yaratıp tecellî eden de O şifaları afiyetleri yaratan O ve sebeplerin tamamını yaratan O, ilk sebep muharrik de O sebepleri yaratır. Kul sebebi ilâhlaştırırsa, vasıtaları ilâhlaştırırsa Allah’a gidemez. Çünkü bütün sebepleri, vâsıtaları, her şeyi yaratan O. İnsanoğluna özgürlüğü veren iradesini hayra da şerre de sarf edebilme kabiliyetini veren O. Bu kabiliyetleri leh de, aleyh de kullanırken her şeyi yaratan O. Kulun her şeyi Rabbe ait olduğu gibi irâdesini özgür olarak kullanabilme imkânını da kuluna veren o, kul kes bedince hâlk eden de O. Onun için Vahdâniyet Allah’ın birliğidir. Tevhîd inancı işin aslında, ruhunda eğer egemen değil ise kul mutlu olamaz. Tevhîdin içeriğinde ihlâs vardır. Allah’a teslimiyet vardır. İhlâs ve teslimiyet tamamen işte tevhîd bunlardadır. Eğer her konu da tam ihlâsı yoksa her konu da teslimi de yoksa tevhîd de ya zafiyet vardır veyahut da tehlike vardır. Tevhîdi tamamla ihlâsında hatan olmasın Allah’a teslimiyetini de tam yap, tam teslim ol. Lehte, aleyhte dünya da ne varsa önce kendini kontrol et. Her güzelliğin karşılığı güzellik vardır. Her kötülüğün karşılığında da onun karşılığı bir cezâsı vardır. Kalbin kazanımları var, ruhun kazanımları var, organ ve sistemlerimizin hareket ve kazanımları var.

Dakika 10:05

Karşılığında aldıkları var, lehte var, aleyhte var, sevaplar var, günahlar var. Sevapların karşılığı sevap olarak sana mutluluk olarak huzur olarak, lütuf olarak dönerken, cemâli tecellî olarak sana dönerken… Günahların karşılığı seni ne yapıyor? Allah’ın karşılığı seni incitecek olan adâleti ilâhînin nedeniyle tecellîsiyle ne oluyor? Celâli tecellîler ortasına kişiye yansıyor. Çünkü kazandığını Cenab-ı Hak kuluna yansıtıyor. İyilikler iyilik olarak, kötülükler sana kötülük olarak yansıyor. Çünkü özgür yaratmış seni kazandığının karşılığını sana olduğu gibi vermezse burada sen öğür olamazsın imtihan meydanındasın. Torpil geçilmiyor ama tövbeler, istiğfarlar ve ilimde, irfânda, feyizler de, ilhamlar da ilerlemeler devamlı kişiyi ne yapar? Burada telakkî kapıları açıktır ilerletir ilerleme şansını vermiştir. İyilikte ilerlemeli kötülüklerin tamamını terk etmeli ama tevhîd inancı kişi de tam olmalıdır. Tevhîdin zıttı nedir? Şirktir. Bazı işleri Allah yapıyor bazılarını ben yapıyorum, ben yaratıyorum gibi eğer ortaya Allah’ın yapacağı işleri kul ben yapıyorum diyor veya birinden bekliyorsa, birinin yaptığını kabul ediyorsa Allah’ın yaptığını, yapabileceğini kulun yapamayacağı şeyleri eğer kul yaptı diyorsa burada tevhîd korkunç bir tehlike altındadır veya tevhîd yoktur. Buna dikkat edelim! Allah bir deyince O Allah’ın birliğini, O’nun hâkimiyetini, O’nun kudretini, tamamen yaratıcılığını (Rezzakul Âlemin) olduğunu ( أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ ) yaratmanın O’na ait olduğunu (وَالأَمْرُ) emirin O’na ait olduğunu bütün âlemler O’nun yaratması ve O’nun emriyle hareket ettiğini unutmayalım. Buraları iyi anlamak için Kur’an-ı Kerim’de ki bu ruhları mutlu eden reçetenin tamamını biz sunuyoruz. Reçetenin tamamını iyi anlamaya, kavramaya çalışalım. Rabbimizden geleni iyi okuyalım iyi dinleyelim. Rab’dan gelen ebediyyû’l-ebed hak ve gerçek olan ortada bir hakîkat var, nur var, hidâyet var, hidâyetin rehberi var, önderi var. Bu Kur’an-ı Kerim, bu İslam dini ve Hz. Muhammed’dir. Bunları iyi keşfedip, iyi anlayıp, iyi kavramız gerekiyor. Bu konuda da iyi bilenlerle hareket etmemiz gerekiyor. Cenab-ı Hak burada ne diyor; Nefsin istediğinden sıyrılmadıkça diyor tevhîd olmaz. Nefsin istediğinden sıyrılmakla kişi tevhîde, ihlâsa ulaşır, Allah’a teslim olur. Nefsin Allah’a teslim olacak. Kişi Allah’ın emirlerini nefsine uydurmaya çalışmayacak, nefsi Allah’a itaate kesin teslimiyete mecburdur. Bütün nefisler Allah’ teslim olmalıdır. Bir Müslümanın, bir insanın nefsi Allah’a teslim olmadıkça tevhîde ulaşamaz, teslim olamaz. Teslim olmayan kişi Allah’ın zaten birlik esasına bir defa bağlanmış olmaz.

Dakika 15:03

Bunun için Rızâ’yı İlâhî her şeyin başıdır ve başı olmalıdır Rızâ’yı İlâhî’nin dışında Müslümanın hayallerinde bile bir şeyin bulunmaması gerekiyor. Hayallerine yanlışlar, vesveseler, evhamlar, desiseler gelebilir bunları tevhîd ruhu oluşmuşsa, kişide tevhîdin sentezi tamamen oluşmuşsa bu desiseler, evhamlar bunlar ret olunur, geldiği gibi gider. Nasıl ki güçlü bir ordunun karşısında ne kadar şer ordular gelse de geldiği gibi gitmek zorundadırlar. İşte gerçek îmânla, tevhîd îmânıyla, ihlâsla donanmış ruhlar, kalpler oraya hangi vesveseler gelse desiseler gelse bunlar geldiği gibi gider. Nefsin hevâ, arzu ve istekleri orada ortaya çıkınca karşısında Hakk’ı hakîkati görür ve teslim olur. Nefis başkaldırır ama başının tepesinde ilâhî otoriteyi görür îmânı görür îmân sürekli Kur’an okur Kur’an’ın emrini sana söyler. Îmân bütün gıdasını Kur’an’dan, Hak’tan alır, hakîkatten çünkü îmân eşi bulunmayan ezelî, ebedî bir cevherdir. İmanı olmayan yürekler paslanmıştır oraya başka şeyler girmiştir yazık olmuştur. Mutlaka îmânın dışında kalpler, ruhlar da ne varsa onları çıkarıp oraya îmân ve tevhîd, ihlâs ve teslimiyet yerleşmelidir. Bunun için ihsân bunlarla gerçek teslimiyet tevhîd ile ihlâsla Allah’a kulluk edilince ortaya ne çıkar? İhsân ortaya çıkar nefsin şirkinden kurtulur. Nefis kendi dediğinin yapılmasını ister. Allah’ın emirlerinin yapılmasını istemez. Bu nefs-i emmare ’dir genelde yoksa kişi eğer Allah’a itaat etmiyorsa kendine tapar (لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ) demiş olmaz içinde doldurmuş olmaz. Kişi kendine tapar, nefsinin dediğini yapar, Allah’ın dediğini yapmaz. O zaman dikkat ederseniz dindarlar ikiye ayrılır; nefsine tapanlar ve başkasına tapanlar, birde Allah’a kulluk yapanlar ortaya çıkar. Herkes kendini mutlaka iyi bir süzgeçten geçirmeli kendi bilgisi buna yetmiyorsa hakiki ilim erbabıyla gidip kendini oradan ilhâm almalıdır, sağlam hak dersleri alınmalıdır, hayat veren ders almalıdır. Sakın ola ki kendine çağıranlardan hiçbir fayda gelmez kendine çağıranlara dikkat edin. Bunlar bozar bir doğrunun yanında yanlışlar katarlar. Bundan dolayı insanlığı çarpıtırlar. Bilmeyen iş için bu tehlikelidir. Bilenlere zaten bir şey yapamazlar. Onun için bilmeyenlerin içinde bu yanlışlıklar civciv çıkarmaktadır, üretilmektedir. Kur’an hakîkatini, Kur’an’ı, sünneti, icmâyı…
Tekrar söylüyorum, bu hak delillere uymayan bu belgelerle ortaya çıkamayan bir defa Ehl-i Sünnetin yoluna uymayan ehli bidat’a karşı uyanık olmak gerekmektedir. Mesela kişi haramı Allah yasakladığı için değil de kendine zarar olduğu için içkiyi içmeyen adam mesela içkiyi adam içmiyor çok güzel ne kadar çünkü sarhoşluk veren her şey haramdır diyen sünnet var. Kitapta Kur’an-ı Kerim’de (إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ) diyen âyet var. Yine Cenab-ı Hak içkinin, kumarın ve emsâli haramları saymış derslerimizde geçti ve gelecekte de bu keşif notlarımız da devam etmektedir.

Dakika 20:44

Şimdi haram olan bir şeyi Allah yasakladığı için değil de, kendine zarar olduğu için içki içmeyen adam şimdi bu nefsi için dindardır Allah için değildir. Allah için dindar olsaydı ne olacaktı? Hem Allah’a kul hem de haramdan zararın hepsinden kurtulmuş olacaktı. Yani burada Allah’ın emri onun için umurunda değil. Ya? İçkiden nefsi zarar görüyor onun için içmiyor. Hâlbuki yaratan yarattığı kullarına hayat reçetesi sunmuş. Önce Allah’ı dinlemesi
O’nun reçetesini uygulaması gerekiyordu o nefsinden hareket etti nefsini dinledi. Her mü’min Allah’u Teâlâ’nın emriyle hareket etmek zorundadır. Yoksa nefsine tapandır Allah’a değil. Şimdi Allah için olacak bir de bütün ibadetler Allah için yapıldığı gibi bütün haram ve günahlardan da sırf Allah yasakladığı için kaçınılacak onun içendeki maslahatları, zararları, hikmetleri her haramın içi zarar doludur. Allah kuluna faydalı bir şeyi yasaklamamıştır. Ama geçmişte suçüstüne suç işleyen bazı milletlere Allah ne yaptı? Bazı helâlleri de yasakladı niye? Suçüstüne suç, Allah’a isyân ediyorlar. Allah affediyor onlar daha da suçu artırıyorlar ama Ümmet-i Muhammed’e gelince Ümmet-i Muhammed son ümmet olduğu için, Kur’an-ı Kerim son kitap olduğu için, Hz. Muhammed’de âlemlere rahmet Peygamberi olduğu için kıyâmete kadar artık insanlara öyle bir İslam şeriatı ortaya kondu ki, tüm insanlığa Allah’ın rahmeti tecellî etti. Neyle? İslam ile Kur’an ve Muhammed ile. Bu Allah’ın bütün insanlığa rahmet tecellîsidir, merhametiyle kucaklamasıdır, sevgisiyle donatmasıdır âlemleri ve başta insanoğlunu Allah sevdiği için yaratmış ve rahmetin içinde bulduk hepimiz kendimizi. Bu gök kubbeyi Allah yaratırken biz işçi olarak mı çalıştık, O’na yardım mı ettik, kim yardım etti? Mahlûkat yaratılırken Allaha birisi yardım mı etti? Allah’ın yardıma ihtiyacı var mı? Kendimizi rahmetin içinde bulduk, yaratıldık. O zaman sen bu Rabbin rahmetiyle bakın ana sermayenin içinde bulduk kendimizi. Birde diyor ki; Bu nimeti iyiye kullanın bir de size cennetimi vereyim. Orada zevkten başka bir şey yok zevki sefa var. Güzellikten başka bir şey yok. Güzellik üstüne güzellik var, zevk üstüne zevk var. Şimdi durum böyle, öyle ise Rabbe kulluk edelim, nefsimize tapmayalım, başkalarını ilâh yapmayalım, ilâhlaştırmayalım, ilâh yok başka, Allah’tan başka ilâh olmaz. Bunun için tüm ibadetler de böyledir yani Allah için yapılmıyorsa nefsin eğer gereksinimleri için nefsin spor olsun diye nefsine namaz kılıyorsa yani spor olmasa kılmayacak. Nefsime spor olsun diye veyahut da oruç tutunca aç kalınca vücudum faydalanıyor diye oruç tutarsan veyahut da şahsi çıkarları için veya başkalarının çıkarları için cihâd yapıyorsa bunların hiç biri Allaha kulluk değildir. Allah’a kulluk Allah emrettiği için sırf Allah emrettiği için yapılır. Öbür kazanımların çık fazlası da kazanılır o zaman ne istiyorsan içinde faydalar, içerisi hikmetler, rahmetler, menfaatler dolup taşar. Allah için yapmazsan kulluk yapmış olmazsın başkasına tapmış olursun. Buna dikkat etmek zorundayız.

Dakika 25:58

Böyle olmadıkça diyor nefse tapılmış, nefse ibadet edilmiş olur. Zaten insanlar en çok kendi nefsinin arzu ve isteklerini ön plana çıkarırlar. Müslüman nefsini ön plana çıkarmaz, nefsin arzularını çıkarmaz. Allah’ın rızâsı ön plandadır en yücedir. O zaman nefsinde murâdına erer. Akıllı ol akıllı! Nefsinde, ruhunda, bedeninde, dünyanda, mezarın, mahşerinde murâdına erer. Allah için yap Allah için!.. Nefsin için yaptıklarını birisi doğru söyler sana nefsin hoşuna gelen öbürü bunun tersini de söyler. Allah ise hep doğru söyler aklını kullan Allah’a rağmen hiçbir şeyi elde edemezsin. Allah’ın lütfuyla, yardımıyla ve O’na teslimiyetinle her şeyi elde edersin. Nefsi mâbûdluktan çıkarmak için Allah sevgisini O’nun Allah’ın korkusunu her an, her menfaatten, her zarardan öne almak rızâsını emrini düşünmek aslî bir şarttır. Dikkat et buraya! Nefsi mâbûdluktan ilâhlıktan çıkarmak için daha iyi anla belki mâbûdu anlamayanlar olur. Nefsini ilâhlaştırma nefsini ilâhlaştırmamak için Allah sevgisini, Allah’ın korkusunu her an, her menfaatten, her zarardan öne almak rızâsını, emrini düşünmek, aslî şarttır. Eğer Allah sevgisiyle dolup taşmıyorsa başka sevgiler koyduysan bu sevginin yerine bir defa daha ne tevhîde ulaşabilmişsin ne de teslim olabilmişsin, ne sevmişsin, ne sevilmişsin. Aklını başına al! Bütün varlığınla Allah’ı sev senin varlığın tamamı Allah seni sevdiği için yarattı ve bu rahmetle donattı seni. Bütün varlığınla Allah’ı sev çünkü zaten çapın belli, kilon, dirhemin belli, bütün varlığında belli bütün varlığınla sev. O yüceyi sen zaten hakkıyla sevmiş olamazsın. Gücün nispetinde sevince Cenab-ı Hak seni sevmişlerden kabul ediyor zaten. Bunun gücü bu kadar diyor. Ama bütün gücünü, bütün varlığını tamamen Allah’ı sevmeye bir defa harca, o sevgiyle dol taş, o hicranla o özlemle O’nun cemâl özlemini O’nun huzurunda olmak
O’nun cemâline kavuşmak özlemiyle yaşa. Dünyanı öyle yaşa. Mezarını, mahşerini öyle yaşa, mahşerini de öyle yaşa çünkü dünya mezara yansır dünyadaki yaşantı. Mezar mahşere yansır, mahşer de nereye yansır? Eğer hakîkaten îmân ve Amel-i Sâlih’in de Allah’ı severse sevmişsen cennete yansır Cemâl-i İlâhîye de ne yaparsın? Allah’ın lütfuyla o vuslata erersin. Yoksa cehenneme yansır bunlar yazık olur. Şirkin gideceği yer cennet değildir. Bir kalpte Allah yok da başkası varsa bu şirktir. Şirk mezardan, mahşerden doğru cehenneme yansır, Allah’ın hışmına, adâletine yansır. Allah zulümden münezzehtir.

Dakika 30:47

Sahte dervişleri bırak gerçek mürşitlerle, ilim erbabıyla haşır-neşir ol. Sahte dervişlerle, Budistlerle dolu ortalık yunan felsefesi karışmış, Budizm karışmış, Hinduizm karışmış, satanizmine varıncaya kadar neler karışmış İslam bir güneştir İslam’a Kur’an-ı Kerime karanlık yaklaşmaz. İslam’ın olduğu yerde zulümat olmaz, yanlış olmaz. Kur’an-ı Kerimi, sünneti, icmâyı, kıyası, müçtehitlerin Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolunu iyi takip et. İlmel yakîne ulaşmadan aynel yakîne ulaşamazsın, aynel yakîne ulaşmadan da Hakka’l yakîne ulaşamazsın. Hak ilim şart. Şeriat tamamlanacak ilmen İslam şeriatı ilmen kavranacak bilenle hareket edeceksin asgari bu. Şimdi onun için hatırlatayım unutma! Dindarlar genelde iki kısımdır. Özelde pek çok kısımlara ayrılır. Allah için dindarlar, nefsi için dindarlar iki kısma ayrılırlar temelde. Allah için dindarlar Allah’ın emrini, rızâsını, O’nun hükümranlığını ve O’nun her emri, O’nun bütün kânûnlarını ne yaparlar? En yüce olduğunu inanır onu uygularlar. Allah’ın hükümranlığında yaşarlar. Emri İslam’dan alırlar nefislerinden emir almazlar alırlarsa reddederler. İblîsten emir alırlarsa reddederler. İblîs vesvese verir sürekli emreder. Vesvese körüğünü takar ve körük çeker içine üfler. Nice ters mânâlar kalbine doğabilir. Nefis bir taraftan kendi arzu ve isteklerini dayatır. İblîs bir yandan şeriata karşı koyda ne yaparsan yeter ki karşı koy İslam şeriatının emirlerini dinleme der iblîs bir taraftan, nefis bir taraftan bunlar birbirinin yardımcısıdırlar. Aklını başına al! Buna karşı koyacak nedir? İman kuvvetin Kur’an’dan alınan ilmi ordular vardır kişinin iç dünyasında ilmi ordular ve tamamen îmânın hükümranlığındadır. Ne nefis dayanır buna karşı koyabilir ne şeytanlar ordularıyla karşı koyabilirler. Îmân devletini güçlendir. Kendi içinde îmân devletini kur îmân devleti hükümran olsun. Senin ruh dünyana ve beden dünyana içine dışına bunlar egemen olsun. İşte hak dindarlık Allah’ın emrindeki hak dindarlık Allah için dindarlar bunlardır. Nefsi için dindarlar hep nefsine yardım etmek, itaat etmek için bir şeyler yaparlar. Nefsine hoş gelmedi mi yapmak istemez. Nefsine ağır geleni yapmak istemez. Niye? Nefsin emrinde nefis Allah’ın emrinde olmadan Müslümanlık olmaz. Kim olursan ol ağa ol, paşa ol, çoban ol, patron ol, işçi ol, işveren ol, zengin ol, fakir ol, ehil ol, câhil ol, allame-i cihân ol, istersen hiç bir şey bilme Allah’ın kullarıyız biz. Allah’a itaat etmek zorundayız. Bilenimiz hak bilgiyle topluma faydalı olacak bilmeyende bilenden faydalanmanın yolunu tutacak.

Dakika 35:35

Dağ başında açlığa sabır ile kurulu bir sofra başında açlığa sabırda farklıdır. Yani Allah için dindarlar var, nefsi için dindarlar var dedik ya, şimdi dağ başında adam açıkmış açlığa sabrediyor ama birde kurulu bir sofranın başında açlığa sabırda farklıdır. Şimdi Allah için dindarlar sırf hangi ortamda olurlarsa olsunlar Allah’ın emirlerini, O’nun emir ve kurallarını, itaat ve taatte ne yaparlar? Kuralları yerine getiriler. Yani İslam fıkıh fıkhı var ya teklif edilenler onlar fıkhi, şer-i ölçülere göre hem zâhirde takvânın ölçülerine riâyet edilir.  Hem de bâtınî takvâya da o ölçülere de riâyet edilir. Tamamen emri burada Allah için dindarlar Allah’tan alırlar ve Allah için yaparlar bütün yaptıklarını. Bütün kötülüklerden Allah için kaçınırlar. Korkuları tektir Allah korkusu, sevgileri de tektir Allah sevgisi. Bu Allah sevgisi onların ebedî tükenmeyen sermâyesidir. İnsanlığı ne yaparlar? Allah için severler sevilecekleri, yerilecekleri de Allah için yererler yine ölçüyü bu konuda da Allah’tan ölçülerden şer-i meşrû ölçülerden alırlar. Kendi hevâlarına göre, keyfine göre birini sevmemek birisine düşman olmak keyfine göre bunlar hak kavramlarının içinde yok bunlar. Bunlar ölçüsüz bâtıl zihniyette vardır. Hak ölçüler dâima sevileceği bilir, yerileceği bilir, tenkiti bilir. Onun için Sevgili Dostlarımız, birincide başarılı olanın bazısı ikincide olamaz. Mesela dağ başında adam açlığa sabretmiş orada başarılı olabilir ama niceler vardır ki kurulmuş sofra başında açlığa sabredemez başarılı olamaz. Allah için olursa dağdakiyle bağdaki aynıdır, yeter ki Allah için olsun, ama nefis için oluyorsa dindarlık nefsin emrindeyse nefsine tapıyorsa o zaman dağ başında zaten olmadığı için sabretti. Ama bulduğu zaman kurt kuzuyu yediği gibi nefsinin emrindeki kişi kurulu sofrayı hemen ne yapar? Bu sofra benim midir, fukaranın mıdır, başkasının mıdır, helâl midir, haram mıdır araştırmaz. Nefis onu istediyse yapar. Allah için olan ne yapar? O sofraya bakar, Allah o konuda ne diyor onu yapar. Allah en güzeli söyler. Şimdi bazıları hemen kurulu sofra kaçırılır mı ya işte kurulu sofra. Ey beyefendi iyi düşün! Allah’ın emirleri en güzeldir. Güzelden güzel eşsiz güzeldir Allah için yaşantı en güzel yaşantıdır. Gerçek hayat tarzı da odur. Eğer ben bir hayat yaşayacağım diyorsan Allah’ın ortaya koyduğu İslam’ı hayat tarzını yaşa aldanma bizden söylemesi. Biz dayatmacılardan değiliz. Birileri dayatıyor ya benim dediğim gibi olacaksın diye o dayatmacılar kendi şeriatlarını dayatıyorlar.

Dakika 40:07

Onlar tam dayatmacı şeriatçı onlar. Biz ise Yüce Allah’ın emirlerini söylüyoruz. Yüce Allah kimseye gerçek otoritenin sahibi Allah olduğu hâlde dayatmamış imtihan meydanına insanları koymuş. Dünya bir imtihan meydanıdır. Allah’a itaat eden kazanır etmeyen kaybeder kendi bilir. Peki, sonuç, sonuçta başın boş musun? Hayır. Hiç kimse başıboş yaratıldı mı? Hayır. Sonuç var imtihan süresi sona erecek, ömrün bitecek, ecel saatin geldi, Azrâil peşinde seni bekliyor. Ecel saatin biter bitmez imtihandaki süre bitmiştir dünyan bitti alıp seni mezara ve mahşere götürecek. İster inan ister inanma! Biz dayatmacılardan değiliz. Onun için her konuda başarılı olmak Allah’tan yardım istemek Allah’ın ortaya koyduğu İslam’ın hayat tarzı en kolay, en güzel, en mutlu hayat tarzıdır. Çünkü hayatı yaratan Allah hangi hayat tarzının en güzel olduğunu da en iyi bilen o zaten başkası hiç yaratıcı değil ki ikinci ilâh yok ki. Ya ben birinci ilâhınkini böyle yaptım ama birde ikinci ilâhın hayat tarzına bakayım desen ikinci ilâh yok ki. Âlemlerin eşsiz, muktedir, yüce hükümdarı sadece Allah’u Teâlâ bütün güzellikler onda en güzel hayat tarzı olarak da Cenab-ı Hak İslam’ın hayat tarzını ortaya koymuştur. Dünya yaratılalı dünyada tek hayat tarzı Allah’ın istediği İslam hayat tarzıdır. Âdem’den, Şit’den, İdris’ten, Nuh’tan, Hud’dan, Sâlih’ten, İbrâhim’den, Şuayb’lerden, Lutlar’dan, İsmâillerden, İshâklardan ve Yusuflardan ve diğer peygamberler Mûsâ, Îsâ, Yahyâ, Zekeriyâ ve Hz. Muhammed’e kadar ve Muhammed’le beraber ebedî kıyâmete kadar dünyanın tek hayat tarzı Allah’u Teâlâ’nın kuluna sunduğu İslam’ın hayat tarzıdır. Öbür tarzlar sonradan insanoğlu beşerî olarak kendi ortaya çıkarmıştır doğru taraflarını İslam’dan almış yanlışlarını kendi uydurmuştur işin aslı bu. Dünyadaki inanç sistemleri de böyledir ve dünyadaki beşerî sistemlerin tamamı da böyledir. Bir bunun ilâhî yönü var ki bu sadece İslam birde bunun beşerî yönü vardır. İşte o beşerî olan bütün sistemler kulun becerisidir ama iyiler yine İslam’dan alınmadır. Hiçbir insan ben Muhammed’in getirdiği devri bilmiyorum dünyada Muhammed yaşamadı, Mûsâ, Îsâ yaşamadı, Âdemler, Nuhlar, İbrâhim’ler yaşamadı diyebilir mi? medeniyetin kaynağı insan dünyaya Allah’u Teâlâ Âdemi, Havvâ’yı dünyaya koy yaratır yaratmaz İslam medeniyeti başlamıştır. İslam’ın hayat tarzı başlamıştır. Buna uyan olmuştur uymayan olmuştur. Hâbil İslam hayat tarzını yaşarken Kâbil kâtillik yönünü seçmiştir ve nice kavimler İslam hayat tarzının dışına çıktıkları için Nuh Kavmi ile beraber Allah batırmaya helâk etmeye de başlamış yani cezâ da vermiş. İmtihan süresinin mehil müddetlerinde bir zamanı var. Allah’u Teâlâ bu yaptıkların yanına kalacak dememiş ki.

Dakika 45:10

Dünyada dünyaya göre, mezarda mezara göre, mahşerde de mahşere göre mükâfatlar var mücazatlar var sen sürekli kötülüğü Allah’a isyân edeceksin onun karşılığında hiçbir yaptırım istemeyeceksin, kabul etmeyeceksin. Allah’ın mülkünde Allah’a kafa tutanların sürekli yaptığı yanına kalacak diye bir durum var mı? Yok, Nuh Kavmi ne oldu? Allah kökünü kesti inananları gemiye bıraktı gemide. Peki, oradan ibret alınsaydı Hud Kavmi helâk olur muydu? Olmazdı. Hud Kavmi de helâk oldu. Sâlih Peygamberin kavmi ne oldu? O da helâk oldu. Niye? Peygamberlere İslam’ın hayat tarzına adamlar karşı çıktı Allah’u Teâlâ’ya kafa tuttular. Her peygamber Allah’ın elçisidir. Ondan sonra İbrâhim’e kadar böyle geldi İbrâhim (AS.) da Allah hepsinin üzerine selâm eylesin İbrâhim ile de Nemrut devleti karşı karşıya geldi ne oldu? Nemrut İbrâhim ile karşı karşıya gelince İbrâhim’e karşı koydu, Allah’a karşı koydu nemrut o zaman ki hükümdar ve devleti, İbrâhim’i (AS.) hepiniz dünyada bilmeyen yoktur nemrut ateşe attı. Peki, ateşe attı da ne oldu? Ateş Allah’ın emrinde bir mahlûktur. Allah mahlûkatın tamamı otoriterdir. Nedir? Ateşe sön dedi söndü o kadar. Ateşliğini kaybet dedi çünkü yaratıcı O. İbrâhim ateşten çıktı Allah’a hicret etti. Allah’ın yolundaydı tekrar Allah’ın yolunda Allah’a doğru yürüdü Nemrut’un şerrinden ve Nemrut’un tâğutî zulüm ortamından Allah’u Teâlâ hicrete yöneldi yine tekrar İbrâhim’in soyundan nice peygamberler geldi. İşte Hz. Muhammed’de İshâk’ın soyundan nice peygamberler geldi. Mûsâ’lar, Îsâ’lara kadar İsmâil’in soyundan da Hz. Muhammed geldi. Ve İbrâhim’in soyundan şöyle baktığımız zaman 3 tane uzantı görüyoruz o soydan birinden İsmâil ve İshâk’ın soyundan Peygamberler geliyor ve bu arada da üçüncü bir koldan da zâlimler de geliyor. Yani âdemin soyundan nasıl ki, Allah’a itaat edenler isyân edenler olduğu gibi ikinci Âdem kabul edilen Nuh’un soyundan da böyleler gelmiş. İbrâhim’in soyundan da nice peygamberler geldiği gibi zâlimler de gelmiştir. Dünyada imtihan ortamında Allah’a isyân edenler de itaat edenler de var ola gelmiştir ama dâima iyilerin sayısı az olmuştur. Ona göre insanoğlu çokluktan yana değil Hak’tan hakîkatten yana olmalıdır.

Kıymetli dostlarımız,

Şimdi şöyle bir misâl verelim mezarlık ağaçları insan eti yer ve kokar. Çöplük gülüne de diyor aldanma üzeri kıpkırmızıdır çöplük gülünün ama koklarsan pislik kokar. Niye? Altı çöplükte bitmiş gül, altı pislik. İnsanoğlu da böyledir sakın cilâsına aldanma kimsenin mezarlık ağaçları da salkım salkım meyvede verir. Güzelim çiçekler açar. Dallar budaklar da vardır ama mezarlık ağaçları insan eti yerler ve kokarlar. Çöplük gülleri de kızarır ama koklayınca pislik kokarlar. Aklını başına al! Îmânla, adâletle, güzel ahlâkla insanlığın dostu olanlara bir bak tüm insanlığı birde mezarlıktan ve insan etiyle beslenen ağaçlar misâli kan döken dünyanın zâlimlerine bak. İnsanların kanını emenlerin durumuna bak, insanlığı sömürenlere bak, insanlığı köleleştirenlere bak, toplu hâlde insan öldürenlere bak. Birde İslam’ın âlemi kucaklayan merhametine barış mesajlarına bak. İslam A’dan Z’ye ilâhî merhamet, adâlet ve barıştır, kardeşliktir.

Dakika 50:59

Bunun için dünyaya bakarken gördüğün insanlar ne ile beslendiğine şöyle bir bak. Yetimlerin, yoksulların, garibanların hakkını yiyenler var ya! O sırtlanlardan beter olduğu gibi işte mezarlıkta insan etiyle beslenen ağaçlar misâli kokarlar. Bunların dışındaki fiziksel cilâsına sakın aldanma! Bunların ruh dünyası canavardan beterdir. Onun için ruhbanlıkla İslam terbiyesindeki fark da böyledir. Şimdi ruhbanlığı Cenab-ı Hak emretmemişti, insanlar kendileri icat etmişlerdi o günün Müslümanları. Ama ne yaptılar? Îsâ devrinde, Mûsâ devrinde ne ise İslam’dan önceki devirlerde de ruhbanlık, İslam ruhbanlığı kaldırmıştır. Önceki dünyada her peygamberin dini İslam olduğu için biz tabii ki Müslüman kelimesini kullanıyoruz hakkıyla riâyet edemediler tabi edenlere bir sözümüz yok. Ehliyetsizler, büyük nimetlerin emânetleri nasıl edâ edebilirler? Şimdi adam insan etiyle beslenen zihniyetlere bak, çöplük güllerine bak. Şimdi büyük nimetlerin emânetlerini nasıl edâ edebilir bunlar? İnsanlığın kanını emenlere dünya teslim edilir mi? Dünyayı sömürenlere dünya insanlığı teslim edilir mi? Böylelere canları, namusları, hazineleri, ilâhî hakları, kul haklarını, vatanı, milleti nasıl emânet edebilirsiniz? İnsanlık buradan bunları emânet ederseniz insanlığın bunlardan çekeceği vardır. Ehliyetsiz, selâhiyetsiz kimselere emânet teslim edilir mi? İlmiyle, ameliyle, ahlâkıyla, sosyal adâletiyle insanlığa merhamet kanatlarını açan ve tüm insanlığı kucaklayan İslam’ın ortaya koyduğu ehliyetli insanların dünyaya hâkim olmaları gerekir. Bir yetimin bir kuruşunu hakkını kimseye yedirmez. İslam hak yemez hak da yedirmez çünkü tam ilâhî adâlettir. Emânet ehline geçince İslam sofrası kıtalara yayılmıştır. Gelişmek, yükselmek tabii ki devam edecektir, etmelidir. İslam dini dünyaya sofra kurmuştur. Allah’ın rahmetinin tecellîsidir İslam. Bütün insanlık İslam sofrasındadır. Bütün canlılarda bu sofradadır, bütün insanlıkta İslam sofrasındadır. İnanda yer, inanmayanda yer ama emânet dâima ehliyet sahiplerinde olmalıdır ki bu sofraya canavarlar gelip de garibanların hakkını yemesin. Bunun içinde kemmiyetçi değil İslam dâvâsı keyfiyetçidir. Ne demektir? Kemmiyetçiler daima çokluktan yanadır kaliteden yana değillerdir Kemmiyetçiler. İslam ise hep kaliteden, erdemden, değerden, kıymetten yanadır yani tam bir ilâhî adâlettir. Tam bir ehliyet gerekmektedir. Helâl ve temizden yanadır. İşte İslam sofrası bu…

Dakika 55:55

Bütün insanlığa bu ziyafeti sunar ve orada tamamen adâleti uygular. Birisi yesin de biri baksın demez. Biri yer biri bakar yarın kıyâmet kopar işte o zaman dünyanın kıyâmeti kopar. Terör orada olur, anarşi orada olur ve yer yer isyânlar orada olur. Yeraltı örgütlerinin sebebi de odur illegal örgütlerin, legal örgütlerin sebebi de odur. Şimdi legal örgütler bu adâleti sağlamak için dünyada bir ve bütün olmak zorundadır. İllegal örgütler ise tamamen insanlığın hakkını yiyenlerin ortaya çıkardığı olumsuz neticedir.

Artık gidiyor hakka varan bir yolu tutmuş

Hakk’a bakan gözler dünyayı unutmuş

Şehitler için söylen bir söz bu ne diyor?

Artık gidiyor Hakk’a varan bir yolu tutmuş

Hakk’a bakan gözler dünyayı unutmuş…

Hakk’ı görünce elbette ki ne olur? Hakîkati gören ne yapar? Ona hakîkatle onunla mazhâr olur. Hakîkat mutluluktur. Allah’ın ortaya koyduğu her şey haktır, gerçektir. Hakk’ı görmeli Hakk’ı gördüğün zaman artık bâtıl, yanlış orada barınır mı? Haydi, var mısın Kur’an’ın penceresinden Hakk’ı görelim, bakalım. Kur’an tamamen Hakk’ın kendi kitâbı Hak’la kul mahlûk tanışsın diye Cenab-ı Hak ne yapmış ortaya Muhammedin aynasını koymuş “Mir ’at-ı Muhammed’den” işte o zaman Hakk’a bakacaksın. Mir’at-ı Kur’an’dan Hakk’ı göreceksin. Hakîkati görmek için ortaya ne yapılmış? Hak pencereleri konmuş. Yanlış pencereden Hak görülmez, yanlışın içinde doğru bulunmaz. Kur’an penceresinden Muhammed’in Mir’at’ından işte şöyle bir bak, Hakk’ı görürsün, hakîkati bulursun. Bizim çırpıntımız bütün mahlûkat Allah’ı başta insanoğlu ve cinler Allah’ı iyi tanısınlar. Çünkü insandan başkası yanlış yapmıyor. İnsan yanlış yapıyor. Birde insanlar gibi cinlerinde içerisinde değişik görüşte olanlar var fakat cinlerin âlemi onları ilgilendirdiği için bizim esas ilgi sahamız insanlık âlemidir. İnsanlık âlemi mutlaka Rabbi ’sini yaratanını tanımalıdır tanışma merkezi Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’dir, İslam dinidir. Onun için şehit ve gâzîler için öyle diyor. Hakk’ı bilen şair “Mehmet Akif Ersoy” rahmetlik Allah çok rahmet eylesin. O bir hak şairdir,  Hakk’ı gören, Hakk’ı bilen şairdir. İçine geleni rast gele söyleyen şairlerden değildir. İçine insanın her şey doğar ama hak doğar birde zâhirî hak çeşmesinden içer birde bâtınî hak çeşmesinden içer. İşte Hakk’ın şairleri hak söylerler. Hakk’ı ifâde etmeye çalışırlar.

Dakika 1:00:52

Mehmet Akif’te merhum bu sınıftan bir kıymetli şairlerimizden biridir. Allah sayılarını artırsın. Bilim adamlarının gerçek insanlığa faydalı hak ilim adamlarının Allah sayısını artırsın. İlimde zirveye çıkmalıdır. Şimdi Cenab-ı Hak kuluna öyle bir reçete yazmış ki; Ey kulum! Şu faydalıları kullan ölçüsüne göre ama şunlar zararlıdır sevgili kullarım. Şunları kullanmayın demiş bunların adına ne demiş? Hurum demiş. Hurum ne demek? Haramın çoğulu, haramlar demek. Yani haramları işlemeyin diye reçeteye yazmış Yüce Allah hayat reçetesine bu reçete biliyorsun dimi, Kuran-ı Kerim, İslam’ın kendisidir. Allah, Allah’u Teâlâ İslam’ı hayat reçetesi olarak insanlığa sunmuştur. Bunun içinde hurum denilen yani haramlar vardır. Mesela her konuda Cenab-ı Hak kullarına imtihan edip Allah’a itaat ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Hem burada imtihan ediyor, hem de kulunu zarardan kurtarıyor. Hem de faydalıyı celb ediyor zararı def ediyor kulundan hem de imtihan yapıyor hem de kulunun kârına hem de. Bütün hayatı kâra ayarlamış Cenab-ı Hak. Zarara giden kulun kendisidir, reçeteyi bir türlü uygulamak istememesidir. Yanılıyor yanlışın içine saplanıyor, daha büyük yanlıştan daha büyük yanlışa gidiyor. Bir kuyuya düşmüş daha aşağı ki kuyuya doğru gidiyor. İslam’sızlık, hak tanımamak ilâhî hayat tarzını kabul etmeyip, başka yol aramak insanoğlu aşağıya atmaktan imtihanlardan daha kötüdür. Onun için ihrâmlı harem de, harem dışında av avlamayınız diye bir imtihan maddesi daha vardır. Cenabı Hak diyor ki, hacılara, ihrâmlılara: “Siz diyor harem de ve harem dışında av avlayamazsınız” diyor. Bu bir imtihan Allah’a itaat emirlerinden biri, birde diyor ki; Harem’de Beytullah’ın çevresi ve hudutları var harem denilen yer de ihrâmlı ve ihrâmsız kimse av avlayamaz diyor. İhrâmsızlar da avlayamaz harem bölgesinde orayı da Cenab-ı Hak ne yapmış. Harem bu bölge de av avlanmaz, buranın avına dahi dokunulmaz demiş, ihrâmlıya da demiş, ihrâmsıza da demiş. Yalnız hayatı faydaya zarardan defe ayarladığı için reçete ilâhî ve mükemmel olduğu için tam ebedî mutlu hayat tarzı olduğu için bak ne diyor Cenab-ı Hak. Kütübü Sitte de ve diğerlerinde de mevcut olan bir hadis-i şerife şöyle diyor Peygamberimiz (A.S.V): (Hamsü yuktenle fil hılli vel harami el-hidatü vel ğurabü vel akrabü ve fi rivâyetin el-hayyetü vel fagratü vel kelbül aguru) diyor.

Ne diyor burada? 5 şey diyor haremde ve dışında da serbesttir.

Dakika 1:05:40

Çaylak, karga, akrep bir rivâyette de zehirli yılan fare ve kuduz köpek. Bak bunları da Cenabı Hak insanlara zararına binaen bunları ne yapmış? Serbest bırakmış. Bunları eğer ortaya zararları bâriz olarak çıkarsa bunların zararından korunmayı Cenab-ı Hak bura da meşru kılmıştır. Yoksa bütün kargaları dünyadan yok edin bütün çaylakları yok edin, bütün yılanları yok edin, bütün köpekleri yok edin diye bir kavram yok. Zarar verdiği kadar zarara karşı korunun demiş. Her ortamda zarardan korunmak meşrûdur ve kârı faydalıyı elde etmek meşrûdur ve kârı elde ederken başkasının hakkına, hukûkuna riâyet ederek kâr edeceksin. Kâr demek helâlinden alın teriyle meşrû kazançtır. Faydalı olanları celb etmek, zararı def etmektir. Mesela misâl elma faydalıdır ama başkasının mülkünde ki elmaya uzanamazsın bunun gibi meşrû bu fayda meşrû, ilâhî ölçülere uygun fayda önemlidir. Şâyet birisi avlamışsa ne yapar? Kefâret verir devâ veya fakire yarım “sa” ne yapar? Avın bedeli ne ise onu öder. Avın bedeli de o günkü o ortama göre bilirkişiler değer biçerler onun kefâretini öder. Kime? Fakire, bak bir fayda da burada var. Bunu zengine ver demiyor bak bütün kefâretler, bütün fitreler, fidyeler, teberrular, hayır hasenatların tamamı İslam’ın merhamet eliyle fukarayadır. Bütün yoksulları, garibanları, yetimleri İslam merhametiyle kucaklar. Tek bir yetimi ağlatmaz İslam dini. Bir tek garibin boynunu eğri bıraktırmaz. Ona sevgi merhamet kanatlarıyla yetime koşar, uçar yetimi ağlatmaz, garibi, yoksulu, mazlumu ezdirmez kimseye. İslam bu âlemin merhamet kahramanlığının tamamı, rahmetin tecellîsinin tamamı İslam’dadır. Benim dediğimden daha yücedir. Birileri belki başka türlü algılayabilirler. Nasıl algılarsan algıla Allah’ın ortaya koyduğu hayat tarzı İslam’dır en yücedir. Benim dediğimden de yücedir Allah’ın dediği gibi o kadar. Ben Allah’ı ne kadar övsem hakkıyla övemem. Allah kendini övdüğü gibidir işte o zaman övmüş olursun. Peygamberimiz Hz. Muhammed o insan-ı kâmil, Peygamberin o serveri, bütün Evliyâların rehberi, tüm Peygamberlerin imamı olan Hz. Muhammed Yüce Allah’ı O’nun isim ve sıfatlarıyla överken, O’na Hamd-ü Senâ ederken, O’na ibadet ve kulluğun en güzelini yaparken ne diyordu?

Dakika 1:10:20

Ya Rabbi! Ben sana hakkıyla hiç kulluk edemedim. Seni hakkıyla övemedim sen benim dediğim gibi değil kendi dediğin gibisini sen seni övdüğün gibisin diyordu. Bak insan-ı kâmil bu âlemlere rahmet Peygamberi, Allah’ın Habîbi, sevgilisi, en sevgili kullarının başını çekmektedir. Her Peygamber O’nun dostudur, kıymetli yüksek derecede ki kullarıdır bütün peygamberler. Ama bütün peygamberler ’in imamı da Hz. Muhammed’dir (A.S.V). Belki bunu da birileri abarık zannederler ama abarık olmadığı gibi benim dediğimden daha yüce bir mevkiinin sahibidir. Allah’ın lütfudur Hz. Muhammedi Makâm-ı Mahmûd’a ulaştırmıştır Cenab-ı Hak. Bu Kur’an-ı Kerim’in, Yüce Allah’ın kendi lütfudur, tahsisidir. Dilediği kullarına nice lütuflar, nimetler tahsis eder. Muhammedi biz seçmedik ki onu Allah seçti, Îsâ’yı biz seçmedik ki onu peygamber olarak Allah seçti. Mûsâ’yı, İbrâhim’i, Nuh’ları biz seçmedik ki onları Allah seçti peygamber olarak. Yani bunu kıskanacak ne var bunlar Allah’ın değerli kulları birbirinden de dereceleri yüksek ama hepsi yüksek şahsiyetler. Dereceleri de birbirinden yüksek.

Bunun için kıymetli dostlarımız, gelin işe haset gözüyle, kıskançlıkla bakmayalım hakîkat penceresinden bakalım, hak pencereden bakalım. Ben demiyorum ki ben kitap yazdım sizlere şu kitâbı okuyun işte benim kitâbım çok kıymetlidir diye kendime çağırmıyorum. Ben Yüce Allah’ın ortaya koyduğu hayat reçetesini okuyorum. Yani Kur’an-ı Kerim’in, onun âyetlerini keşif notlarını riâyette ve dirâyette en sağlam kaynaklardan sizlere notlar takdim ediyoruz. Mutlu hayatın mutlu olmanın şartlarının gereği notlardır bunlar hayat veren hayat notlarıdır. Hayatın en sağlam kaynağından alınmış keşif notlarıdır. Bunun için birbirimize faydalı olmak Allah’ın emri zaten tebliğ, hakkı tebliğ Allah’ın emri. Birbirimize faydalı olalım hatâ ve unutmada bu cezâ vardır. Mesela hatâ ile bir insan Allah’ın yapma dediği bir şeyi yaptı. Mesela hacıya dedi ki, avlama dedi o da unuttu avladı, bir av avladı. Tamam, unutsa da o cezanın ne yapacaktır?  Kefâretini verecektir. Yine bu hatâ ve unutmada da bu cezâ vardır. Mesela bir insan kat etmeden, araştırmadan tam tedbirlerini almadan rasgele ava attı babasını vurdu veya bir başkasını vurdu. Bunun cezası vardır, kefâret ödeyecektir, bunun kefâretini verecektir. Tedbir İslam da şart rastgele hayat tarzı olmaz. Mutlu hayatın tedbiri de olacaktır.

Hz. Ömer, Tâvûs, İbn-i Abbâs ve diğerleri Hanefî, Şâfiî, Mâlikî müçtehitleri de aynı bu görüşü paylaşmışlardır.

 

Dakika 1:15:05

Aynı bunu ne yapmışlardır? Tedbirsiz olarak, unutarak ve hatâ ederek suç işleyende ne yapardı? Cezâsını ödeyecektir demişlerdir. Bak bunu diyenlerin kaynağında; Hz. Ömer var, Tâvûs var, İbn-i Abbâs var ve diğerleri Hanefîler var, Şâfiîler var, Mâlikîler de var. Cezâ vardır mefulü muhâlif mûteber de değildir. Mefulü muhâlifini bazıları hemen işine gelince mefulü muhâlifini alıveriyorlar ve mûteber değildir diyor. İhrâmlının kestiği ölü hükmündedir. Bir hacı ihrâmlı ise kasaplık yapamaz, bir şey kesemez. Hanefîler, Mâlikîler bu aynı görüşü paylaşmışlardır. Bu kestiğinden diyor kendi de yiyemez, başkası da yiyemez demiştir bunlar. Ama İmâm-ı Şâfiî bu konu da, ihrâmlı kişinin kestiği temizdir başkası yiyebilir kendi yiyemez demiştir. Eğer bunları hangisi doğru derseniz bunların hepsi doğrudur. Bunlar birer ilmin her kendi ortamına göre doğru kendi ortamında maslahat ortamına doğru, faydalıyı celb ve zararı defe doğru, Hakk’a itaat ve nimetlerin isrâf edilmemesi açısından baktığınız zaman bunların her birisi önemli cephelerden doğrudurlar ve bir kökeninde müçtehit bulunmakladır. Hepsi güzeldir bu içtihatların sakın ola ki saplantı da olmayın! Bu görüşlerden hangisini uygularsanız o güzeldir ve doğrudur. Diyelim ki ihrâmlının kestiğinden yemedin tamam dindarlığın gereğini yaptın ve İmâmı Şâfiî’nin görüşüne göre de başkaları yedi o da güzel niye isrâf olmadı ve o da dindarlıktır, bu da dindarlıktır. Şimdi siz burada Hanefî’ye, Mâlikî’ye dindar derken Şâfiî’ye dindar değil diyebilir misiniz? Şâfiî’ye dindar derken, Hanefî’ye, Mâlikî’ye dindar değil diyebilir misiniz? Bunlar, zirvede ki Ulemâ bunlar. Onun için taassuptan herkes kendini kurtarsın olaya geniş bir maslahat atmosferinde baksın. Maslahat nedir? Fayda Hakk’a itaat ve görüşlerin kökenine bak. Dine, müçtehide ve âyete, hadise, icmâya dayanıyor mu? Tamam, müçtehide ve bu aslî kaynaklara, delillere dayanıyorsa bunların hepsi geniş bir sermayedir ve rahmettir. Böyle müçtehitlerimizi böyle anlamayanlar, tek taraflı anlayanlar, taassuba ve saplantısı olanlar daima yanılmışlardır. Saplanmayın, taassubu bırakın ilmin deryâsında şöyle bir göz atın. Maslahatlara bakın, istihdam metoduna bakın, faydalıyı celb zararı defe bakın bunlar mükemmeldir. İhrâmlı kara avı avlayamaz, hayvan kesemez. İhrâmlı tabii ki bir o ihrâmının içinde ibadet ortamında bulunuyor. Sanki mahşeri yaşıyor. Onun için ihrâmlının da imtihan ortamı, ibadet ortamı farklıdır.

Dakika 1:20:00

Başkasının avından, kestiğinden yiyebilir mi ihrâmlılar? Yiyebilir.

(hüvet tuhûrun mâühü vel hillü meytetühü)

Şimdi bu hadis-i şerifi İmâm-ı Şâfiî Hazretleri farklı anlamış diğer müçtehitlerimiz de bu hadis-i şerifi farklı anlamıştır. Hadislerden, âyet-i kerimelerde farklı anlamak zenginliktir. Yeter ki anlayan âyeti anlasın âyetin şümûlünden dışarı çıkmasın. O şümûlde o farklı anlamlar varsa o müçtehidin, o müfessirin, kâşifin aklıdır o. O mânâları keşfeder sen şimdi içinden bir şümûlündeki tek bir mânâyı aldın öbür mânâyı almadın yani Kur’an-ı Kerim’i anlamış olmazsın. Birde bunun rivâyet kaynağına bakacaksın Murâd-ı İlâhî’ye Peygamberin anladığı anlamı mânâyı da muhafaza edeceksin ve şümûlündeki yorumları, keşifleri yapacaksın. Bu okuduğum hadis-i şerife İmâmı Şâfiî Hazretleri bak ne diyor; Denizin suyu temizdir ve temizleyicidir, ölüsü helâldir hadiseyle delil getirerek balık cinsinde olsun omasın denizden avlanan her hayvanın helâl olduğunu söylemiştir İmâm-ı Şâfiî. Fakat bilinen aslında balıktır kesilmediği için ölü tâbir olunmuştur. Kendi kendine ölen balıkta olsa yenmez. Bak öbür müçtehitler Hanefîler başta olmak üzere bunu balık olarak almışlar. Ama İmâm-ı Şâfiî hadisin şümûlünden öyle almış. Şimdi biz İmâm-ı Şâfiî’ye ders veremeyiz. Ama burada mesela yorum olarak Hanefîlerin anladıkları balıktır. Balık bıçak gerektirmediği için hadis-i şeriften onlar balığı anlamışlardır, almışlardır. Balığın ölüsü bile ölmüşse balık deniz de o yenmez demişlerdir. Ama İmâm-ı Şâfiî böyle değil hadisin bütün şümûlünü almıştır. Onun için biz her ne kadar Hanefîlerin görüşünü kabul eder onunla amel ederiz ama İmâm-ı Şâfiî’nin de görüşüne saygı duyarız. Buna da dikkat et! Orada da başka maslahatlar bulunmaktadır. Şimdi Hanefîlerin balığı almaları burada başka bir maslahat var. İmâm-ı Şâfiî’nin aldığı anlamda da daha başka maslahatlar bulunmaktadır. Onun için bunlar rahmettir. Netice de nimetlerin sahası genişlemektedir. Onun için Cenab-ı Hakko’n hikmetine bakın ki, Hanefî, Mâlikî ekolüne bir bakın, bir de Şâfiî, Hanbelî ekolüne bir bakın nice güzelim müçtehitler yetişmiştir. Bunlar da Allah’ın ayrıca lütuflarıdır. Sakın yanlış görüşle, taassup bakışla bakmayın geniş anlayın! Dinlerini dünyalarını ayakta tutarlar. (أَيْنَ مَا تَكُونُواْ يَأْتِ بِكُمُ اللّهُ جَمِيعًا) bol sular akan kaynaklar da dâhildir. Şimdi konumuz balık ve deniz ürünleri bol sularda ki balıklar, akarsulardakiler de dâhildir diyor Bahir’de ki bir haber de. Bahir’de İslam’ı kaynaklarımızdan birisidir. Değerli bir âlimlerimize dayanmaktadır.

Dakika 1:25:00

Şimdi o deniz hakkında ki hadis-i şerifi rivâyet eden Ahmed Bin Hanbel, Muvattâ, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn-i Mâce ve diğerlerinde bu hadis-i şerif vardır. Bunun için Müslüman ne yapacaktır? Kendisini delilleri ya bilecek, ya bilenle hareket edecektir. O zaman dinlerini, dünyalarını ayakta tutarlar. Ey Müslüman! Dinini dünyanı ayakta tutmak istiyor musun? Bil, bil bilim sahibi ol veya bilenle hareket et. Âyet 97’de şöyle bir bak. Cenab-ı Hak ne diyor; (أَيْنَ مَا تَكُونُواْ يَأْتِ بِكُمُ اللّهُ جَمِيعًا) “Nerede olursanız olun Allah sizi toplayacak bir araya getirip hesaba çekecek.” Bu dinin emirlerine uydunuz mu, uymadınız mı? Büyük mahkemeden geçecek herkes. Bakara Sûresi 148’inci âyete baktığımız zaman bu gerçekleri görüyoruz. İlâhî emirler gizli hikmetlerle doludur. Şimdi sen ilâhî emirler de bir hikmeti görürsün veya göremezsin. Ama Allah’ın emirlerinde hikmetler dolup taşmaktadır. Gizli hikmetler vardır. Kulun ona nüfuz etmesi hepsini anlayıp kavraması mümkün değildir. Kulun gücü yetmiyor ona Allah’ın her emri hikmet doludur. Sakın bunu unutma! Allah’ın emri nedir? İşte Kur’an’da ki, sünnetteki İslam adına Hz. Muhammed’e Allah ne indirdiyse onlar ilâhî emirlerdir. İslam’ın emirleri Allah’ın kânûnlarıdır. Bunun için sırlarını onun ilmine bırakırız. İlâhî emirlerin içi sır dolu. Sırları kime bırakırız? Allah’ın ilmine bırakırız. Biz gereği ile de ne yaparız? Amel ederiz. Namazı kıl dedi kılarız seve, seve tam bir miraç ve hakkın rızâsına yükseliştir. Ama namazın içeriğinde öyle hikmetler faziletler, yüksek kazanımlar o kadar çok ki bunun hangi bir hikmetini sırlarını insanlar kavrayabilir? Peygamberimizden duyduğumuz kadar anlattıklarımız….

Dakika 1:28:14

 

 

(Visited 101 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}