HadısŞerifKülliyatı 208-01

208 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 208

208- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 208

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler,

 

Hulefâ-i Râşidin Hazerâtının (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) seçimi hakkında dersimiz devam ediyor.

 

Hasan’ı Basrî Rahimehullâh Hazretleri anlatıyor; Hasan İbn-i Ali, Vallâhi Hz. Muâviye’yi (R.A) dağlar gibi bir askeri birliklerle karşıladı. Bunun üzerine Amr İbnü’l Âs, Hz. Muâviye’ye, ben Vallâhi öyle askeri birlikler görüyorum ki bunlar kendileri gibi sayıca ve keyfiyetçe akran olan birlikleri öldürmedikçe geri dönmezler dedi. Muâviye de Amr (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine ki Vallâhi Hz. Muâviye bu iki adamın hayırlısıdır, şu cevâbı verdi; Ey Amr! Söyle bakalım şunlar bizimkiler, öbürleri de şunları öldürseler Müslümanların işlerini kim benim adıma yürütecek? Kim kadınlarının yetimlerinin bakımını benim adıma üzerine alacak? Sulh yapmak için Kureyş’in Beni Abdişems boyundan iki kişiyi yani Abdurrahman İbn-i Semüre ve Abdullah İbn-i Amr’ı Hz. Hasan’a (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) gönderdi. Bunlara haydi şu zâtâ gidin, buna sulh yapmak isteğimizi söyleyin, hilâfet arzusundan vazgeçmesini talep edin. Buna mukâbil ne isterse verin dedi. Bunlar Hz. Hasan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin yanına girip huzuruna çıktılar, Hz. Muâviye’nin tembihine uygun olarak konuştular. Hilâfeti Hz. Muâviye’ye bırakması hâlinde ne isterse vereceğini söylediler. Hz. Hasan (R.A) onlara bizler Abdülmuttalib’in oğullarıyız, Beytü’l Mâldan bir hissemiz var. Bu ümmet ihtiyaç karşısında mal için kanını isrâf etmeye başladı. Beytü’l Mâldan bize ayrılacak hisse nedir dedi? Onlar Hz. Muâviye size şunları teklif ediyor; Hilâfetten vazgeçmenizi talep ediyor. Mukabilinde ne istediğinizi soruyor dediler? Hz. Hasan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn), sizin bu vaatlerinizi bize kim tekellüf edecek? Dedi. Elçiler, sana biz tekellüf ediyor garanti veriyoruz dediler. Hz. Hasan her ne talepte bulundu ise hepsine biz tekellüf ediyoruz diyerek temînat verdiler. Böylece Hz. Hasan, Hz. Muâviye’ye (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) ile sulh yaptı, Hz. Hasan sulh yaptı diyor.

 

Hasan-ı Basrî demiştir ki; ben Ebû Bekir (R.A) Hazretleri’nden işittim şöyle demişti; Rasûlullah’ı (A.S.V) minberde gördüm, yanında Hz. Hasan İbn-i Ali vardı, bazen halka yöneliyor, bazen Hasan’a yöneliyor ve şu oğlum seyyittir. Umulur ki Allah bununla iki muazzam Müslüman orduyu sulha kavuşturacak diyordu. Bunu Buhârî Şerif rivâyet etmektedir.

 

Dakika 5:10

 

İşte görüyorsunuz Peygamber Efendimizden yapılan rivâyeti habere bakın, gerçekleşen olaylara bakın. Hz. Hasan kan dökülmesin, Müslümanlar birbirini kırmasın diye ne yaptı? Barışa râzî oldu.

 

Toruna oğul denilebilir, ulemâ dedenin hanımın kızının oğluna haram olduğunda ittifâk eder. Kezâ kızın oğlunun hanımı da dedesine haramdır. Mîras meselesinde ihtilâf olsa da haramlık hususunda icmâ vardır.

 

Evet, efendiler!

 

Cumhur’u Ulemâ Hz. Ali’nin yanında yer alarak savaşların doğru hareket ettiğine hükmetmiştir. Burada bunda şu âyete dayanırlar; ‘’Mü’minlerden iki tâife kendi aralarında savaşırlarsa aralarını barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı hâlâ tecâvüz ederse o tecâvüz eden ile Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın’’ Hucûrat Sûresi’nin bu âyet 9’uncu âyet-i kerimesidir. Âyet-i kerime de mütecâviz âsî tâife ile savaş emredilmektedir. Hz. Ali ile savaşanlar âsî buat kabul edilmiştir. Bununla beraber Cumhur bu iki tâifeden herhangi birinin zemmedilmesine fetvâ vermemiş, içtihâd ettiler içtihâtta bir taraf hatâ etti, bir taraf isâbet etti. Müçtehit hatâsından dolayı muâheze edilmez demiştir. Evet, kıymetliler, bunlar içtihâtla ilgili esas hükmünü Cenab-ı Hak mahşerde verecektir. Durum orta da, Hz. Ali seçimle bey’atla seçilmiştir meşrû halîfedir. Ona karşı koyanlar, âsîlerdir bâğîlerdir. Ötesini Mevlâ’dan daha iyi bilen olmaz.

 

Hul ve hâl giyilmiş bir elbiseyi çıkarmak mânâsınadır. Şimdi dersimiz hul hakkındadır.

 

Karı ile koca arasındaki bilginin ilgi ve bağların fazlalığı sebebiyle bizzat âyet-i kerimenin nassı ile Bakara Sûresi’nin 187’nci âyet-i kerimesinde, birbirlerine libâs, giysi olarak tavsîf ve telakkî edilmişlerdir. Şu hâlde boşanma bu elbisenin çıkarılmasına teşbîh edilerek hul denmiştir. Şu hâlde kocanın zevcesine şu kadar meblâğ mukâbilinde seni hul ettim demesi durumunda, zevcenin kabul eyledim demesi ile boşanma tahakkuk eder. Hul muâmelesi emir sîgasıyla da olabilir, şöyle ki koca hanımına nefsini şu kadar meblâğ mukâbilinde hul et der. Zevce de hul ettim derse boşanma tamam olur. Hul sûretiyle boşanmanın meşrûiyeti hususunda Ulemânın icmâı mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de bunun cevâzını ifâde eden âyet-i kerime de mevcuttur.

 

Dakika 10:03

 

Boşanma iki defadır, ondan sonrası ya iyilikle tutmak, ya güzellikle salmaktır. Ey zevçler! Yâni karı kocalar, onlara kadınlara verdiğiniz bir şeyi Mehri geri almanız size helâl olmaz kocalara diyor. Meğerki erkekle kadın Allah’ın sınırlarını, evlilik haklarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş ümitlerini kesmiş olsunlar. Eğer bu sûretle siz de onların zevç ve zevcenin Allah’ın sınırlarını hakkıyla muhâfaza ve îfâ edemeyeceklerinden korkarsanız o hâlde kadının serbest boşanması için fidye vermesinde ikisi üzerinde de vebâl yoktur. Bakara Sûresinin 229’uncu âyet-i kerimesinden bunları anlamaktayız.

 

Âlimler bu korku hâlinin kadının erkekten gerek hul’ken, ahlâken ve gerekse hâlken yâni ahlâk yönüyle veya yaratılış yönüyle nefret duyması ile tahakkuk edeceğini belirtirler. Livazın miktarı tespit edilmemiştir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Sevbân (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki ciddi bir sebep olmadan kocasından hul yoluyla boşanan kadın cennetin kokusunu alamaz. Yâni ciddi bir sebep olmadan kocasından hul yoluyla boşanan kadın cennetin kokusunu alamaz buyurdu Peygamberimiz. Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî haber veriyor. Hangi kadın zevcesinden boşanma talep ederse bu Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde de böyle gelmiştir. Hangi kadın zevcesinden boşanma talep ederse diye başlamıştır, Ebû Hûreyre’nin Nesâî de gelen bir rivâyetinde kocasından hul sûreti ile boşanan kadınlar günahça münâfıklar gibidir buyrulmuştur.

 

Hz. Peygamber (A.S.V) Allah’ın en çok nefret ettiği helâl boşanmadır buyurmuştur. Câiz olduğu hâlde Cenab-ı Hakk’ın hoşlanmadıklarından biri boşanmadır. Hul, kadının teklifi üzerine vukûa gelen boşanma olduğu için Rasûlullah (A.S.V) burada kadını mevzûbahis etmiştir. Şüphesiz kadın boşayan erkeklerin durumu farklı olmamalıdır. Evet, sevgili dostlarımız, zâten hadis-i şerifleri iyi takip edilirse konu iyice anlaşılmış olur.

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Sâbit İbn-i Kays İbn-i Şemmas’ın (R.A) hanımı Hz. Peygamber’e (A.S.V) gelerek: “Ben Sâbit’i ahlâk ve diyanetinden dolayı hitap etmiyorum. Ancak İslâm’da küfre düşmekten korkuyorum, bu yüzüyle nefret ettiğini söylemek istedi dedi. Rasûlullah (A.S.V) Mehir olarak aldığın bahçesini iâde eder misin? Diye sordu. Kadın evet, deyince Sâbit’e bahçeyi al ve onu boşa dedi. Buhârî, Nesâî, İbn-i Mâce haber veriyor.

 

Dakika 15:00

 

İşte burada büyük tehlike kadın kocasından nefret ediyor ve küfre düşmekten korktuğunu anlatıyor Peygamberimiz de ona yol gösteriyor. Hz. Peygamber (A.S.V) Mehir olarak kadına verilenleri erkeğe iâde ettirdikten sonra boşanmasını emretmiştir. Çünkü boşanma talebi kadından gelmektedir.

 

Nâfi, Safiyye (R.A) Hazretlerinin bir azatlısından rivâyet etmiştir; Safiyye kendine ait ne varsa hepsini vermek karşılığında kocasından ayrılmıştır da İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüma) bunu yadırgamamıştır, bu da Muvattâ’nın haberidir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Dua Arapça da çağırmak bu da dua hakkında dersimiz şimdi devam ediyor. Çağırmak dâvet etmek, rağbet göstermek, yardım talep etmek, ismen çağırmak ibâdete de dua denmiştir. Ebu’l Kâsım el-Kuşeyrî şu açıklamayı yapar; Dua Kur’an-ı Kerim’de muhtelif mânâlar da gelmiştir. “İbâdet mânâsında sana fayda da, zarar da vermeyecek Allah’tan başkasına dua yâni ibâdet etme” diyor. ‘’Yûnus Sûresi âyet 106’’ İstiâze anlamında yâni yardım talebi, “Allah’tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın.” ‘’Bu da Bakara Sûresi âyet 23’’ Nidâ hakkında,” Sizi çağırdığı gün ona hamd ederek dâvetine uyarsınız.” ‘’Bu da İsrâ Sûresi âyet 52’’ Senâ anlamında, dedi ki: “Gerek Allah deyin gerek Rahmân deyin, hangisini derseniz deyin en güzel isimler onundur.” Bu da ‘’İsrâ Sûresi âyet 10’’ “Rabbiniz bana dua edin ki size icâbet edeyim dedi.” ‘’Bu da Ğafir Sûresi âyet 60’’ Cumhur’u Ulemâ duayı ibâdetin bir şûbesi olarak görmüş ve dua ibâdetin en büyüğüdür demiştir. Nitekim hadis-i şerifte dua ibâdetin tâ kendisi veya dua ibâdetin özü ilgili olarak tavsif edilmiştir. Rasûlullah (A.S.V) pek çok hadis-i şeriflerinde mü’minleri dua etmeye teşvik etmektedir. ‘’Allah indinde duadan daha kıymetli bir şey yoktur’’. Yüce Allah kendinden istemeyene gazap eder, Allah’ın fazlından isteyin, zîrâ Allah istenmesini sever. Dua rahmetin anahtarıdır, dua mü’minin silahı dinin direği, semâvât ve arzın nurudur. Dua kazâyı def eder, dua gelmiş olan musîbet içinde henüz gelmemiş olan musîbet için de faydalıdır, dua belâyı def eder.

 

İşte görüyorsunuz efendiler, İnşâ’Allah duanın fazîleti hakkında derslerimiz devam etmektedir.

 

Numân İbn-i Beşir (R.A) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) dua ibâdetin kendisidir buyurdular ve sonra şu âyeti okudular mealen; ‘’Rabbiniz bana dua edin ki size icâbet edeyim, bana ibâdet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir’’ buyurdu. Ğafir Sûresi âyet 60’da. Bunu da Tirmizî, Ebû Dâvûd haber veriyor.

 

Dakika 20:20

 

Hac Arafat’tır buyurmuştur Peygamberimiz, bunun mânâsı hac ‘la ilgili hükümlerin en büyüğü Arafat’taki vakfedir demektir. Arafat’ta vakfe de ne yapılır? Dua yapılır.

 

İbn-i Ömer (Radıyallâhu Anhüma) anlatıyor; Rasûlullah (A.S.V) buyurdular ki; Kime dua kapısı açılmış ise buna rahmet kapıları açılmış demektir. Yüce Allah’a talep edilen dünyevi şeylerden yüce Allah’ın en çok sevdiği âfiyettir. Dua inen ve henüz inmeyen her çeşit musîbet için faydalıdır. Kazâyı sadece dua geri çevirir, öyle ise sizlere dua etmek gerekir. Bu da Tirmizî’nin haberidir. ‘’Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır, sana ne kötülük gelirse nefsindendir’’. Nisâ Sûresinin 79’uncu âyet-i kerimesinde bu meâli alıyoruz. Rasûlullah (A.S.V) dua etme hayrını dua kapılarının açılması olarak ifâde buyurmuştur. Onun için icâbet kapıları açılır denilirken bir başka veçhinde onun için cennet kapıları açılır denmiştir. Sıhhat kâfirin küfrünü, fâsığın fıskını artırabilir, bu ise kişi için hayır değil şerdir. Öyleyse mü’min sıhhat isteyecek fakat bu ömrü hayırlı işler de geçirme gayretini eksik etmeyecektir. Zîrâ âhirette ömrün her anında hesap var ve sağlıklı ömrün hesabını vermek daha zordur. Evet, sağlıklı olmalı ama o sağlıkla Allah’a kul olmalı Peygambere tâbî olmalı. İyi bir Müslüman olmalı, öyle ise sizlere dua etmek gerekir buyurmaktadır.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

İşte Müslümanlığın olmazsa olmazlarından biri Yüce Allah’u Teâlâ’ya yalvarıştır, duadır. Şöyle hatırlatalım dua hem sözlü hem fiilîdir, ibâdet ederek dua edersen, fiilî ve kavlî dua yapmış olursun. Çalışarak dua edersen fiilî ve kavlî dua yapmış olursun. Çalışmadan, ibâdet etmeden, görevini yapmadan yapılan dualar sadece kavlîdir, fiilî değildir. Onun için ey Müslüman! Çalış karşılığını Rabbinden iste, O sana çok mu çok fazlasını verir, çünkü fazlına, keremine, lütfuna nihâyet yoktur. Ama O’na kul olmaya gayret et.

 

Dakika 24:05

 

(Visited 9 times, 1 visits today)