Tefsir 211-01

211- Tefsir Ders 211 hayat veren nurun keşif notları

211- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 211

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Hz. Ömer kalktı, ya Rasûlallah Peygamberimizin kızgınlığından dolayı Hz. Ömer de ve diğer Sahâbîlerinde hepsi üzgündü ağlıyorlardı. Hz. Ömer dedi ki: “Ya Rasûlallah! Biz ne haldeydik, bizim durumumuzu sen iyi biliyorsun dedi. Bizi affet ya Rasûlallah dedi Hz. Ömer. Câhillikten, şirkten yeni kurtulduk fitneden Allah’ a sığınırız. Dinimiz İslam, Rabbimiz Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir (A.S.V) dedi affet bizi ya Rasûlallah” dedi. Efendimizin kızgınlığı geçti. Bu haberinde kaynağında yine İbn-i Kesîr ve diğerleri bulunmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz şöyle ümmetini ve insanlığı her konu da uyarıyordu: İsrâiloğulları sorarlar tutmazlardı ve terk ederlerdi, yok olurlardı. Onlara benzemeyin dedi Peygamberimiz. Bakın bazı kavimleri soruyu soruyor ama tutmuyor hâlbuki kişi öğrenmek için, îmân ve amel etmek için insanlar soru sormalı, doğru bilgi almalıdır. Eğer soru sorup da tutmazlar, terk ederler neticede de yok olurlar. Bunlara benzemeyin dedi Peygamberimiz, sakın böyle olmayın! Hak bilgi edinin ve îmân edin, amel eden, sakında câhil yaşamayın. Bütün dünyaya ilmi irfânı öneren İslam dinidir. İslam her yönüyle ilimdir, irfândır, haktır, hakîkattir ve gerçeğin tâ kendisidir. Yine safsata olan uydurma câhiliye adetlerinden olan ne varsa İslam safsataları, uydurmaları bilim dışı, aklıselim dışı, faydaya aykırı, gerçeğe aykırı bunları da ortadan İslam dini almış atmıştır. İslam hakîkati hâkim kılmıştır. İslam da ilim, îmân, bilim, hak ve adâlet tamamen ilâhî ve gerçek olarak bunlar egemen kılınmıştır. Câhiliye adetlerinde “Bahire” diye bir adetleri vardı; Bir deve 5 yavru yapar beşinciye erkek doğurursa onu serbest bırakırlardı, kulağını da yararlardı. Yine “saibe” diye bir adetleri vardı; Şu işim şöyle olursa devem saibe olsun der salıverirlerdi. Bir de “vâsile” diye bir şeyleri vardı; Koyun dişi doğurursa kendilerinin, erkek olursa putlarının derlerdi. Hem erkek he dişi olursa ikisini de kurban etmezlerdi. Bunlar putperestlerin câhiliye adetlerindendir. Yine erkeğini putlara keserlerdi. Bir de “hâmîleri” vardı ki; ham erkek devenin dölünden 10 batım doğarsa serbest bırakırlardı. Bunlar eve emsâli ne varsa câhiliye âdetlerindendir. İslam da her şey ilâhî’dir. Yani Kur’an-ı Kerime dayanmalıdır.

Dakika 5:00

Hz. Muhammed’e, onun sünnetine istinat etmelidir veya icmâ ümmete veyahut da Kıyas-ı Fukahâ ’ya istinat etmelidir veyahut da bunlara dayalı fer-i deliler bulunmalıdır. Bunlar aslî delillerdir. İslam tamamen hakîkattir onun için uydurmaların, bid’atların hiçbirini İslam kabul etmez ve ret eder. İslam’ı bilen insanlar dünyanın en gerçekçi, en aydın insanlarıdırlar. Çağlar İslam’ın arkasından koşmaktadır ve koşabildiği kadar gidiyor İslam ise ezelî, ebedî aydınlıkların, hakîkatlerin, mutlulukların tamamı İslam’ın kendinde mevcuttur. Çağları ve bütün insanlığı, bütün milletleri koşun ilerleyin diye çağırır İslam dini yükselin der bütün insanlığı kucaklar İslam dini bütün insanlığını mutluluğunu ister. Çünkü İslam ilâhî’dir, bütün insanlar da Allah’ın kullarıdırlar. Onun için İslam evrenseldir, evrensel İslam merhamettir, İslam evrensel rahmettir. İnkâr eden mahrum kalır, şirke düşen mahrum kalır, zâlimler mahrum kalır. Bu İslam sofrası ezelden gelir ebede gider, bu sofrayı kuran işte Hz. Muhammed’dir. Ona da bu görevi veren Yüce Allah’ın kendisidir.

Âmir Bin Lühayyil Huzâi İsmail dinini değiştirip put dikmiş, sayılan âdetleri koymuştur. Tefsircilerimizin keşif tefsirlerimizi,  Kur’an-ı Kerimi keşfedebilen, tefsir edebilen zât-ı muhteremlerin görüşüdür. Efendimiz de bu put âdetini ortaya çıkaran Âmir Bin Lühayyil Huzâi için şöyle demiştir Peygamberimiz; “Ben onu cehennem de gördüm bağırsak kokusu ile incitiyordu” diyor. (Eksâbun rıhî kusabin) yani bunlar bağırsak kokusu cehennem de azâb çekiyor, bağırsakları da çıkmış dışarı koyuyordu diyor. Buhârî, Müslim ve diğerlerinin rivâyet ettiği bir sahîh hadistir bunlar da. Onun için Müslümanlar ya hakîkati bilirler veyahut da Hakk’ı bilenle hareket ederler. İşte İslam da uymak, taklit etmek denilen şey âlimin hak olan ilminedir. Şimdi İslamiyet’i, Kur’an’ı, Sünneti, icmayı, kıyası çok iyi bilen bizim müçtehitlerimiz var, âlimlerimiz bulunmaktadır. İşte en az bir Müslümanın uyacağı, taklit edeceği kişi âlimin hak olan ilmidir. Yoksa taassup olarak kişilere bağlanmak ve kişi benim şeyhimden başka şeyh yok, benim liderimden başka lider yok, benim kuşumdan başka kuş yok demek gibi bir durum ortaya çıkar ki, İslam’da bütün dava hak ve hakîkattir o da âlimin hak olan ilminedir. İslam’da âlim din adına konuşan bir âlim Kur’an-ı Kerim’i A’dan Z’ye âyeti âyetle tefsir edecek. Âyeti hadis-i şerifle tefsir edecek. Burada dirâyeti ve rivâyeti elden bırakmayacak gerçek ehliyet sahibi kâşif olacak. Bunun için Müslümanların başka milletlere benzemeyen taraflarından biri budur. Yani Hakk’ı takip etmek, hak ve hakîkate uymak bilmeyen mutlaka hak olan ilime ilmi bilen âlimin ilmine tabii ki ihtiyacı vardır. O hak olan ilimle hareket etmek zorundadır. Sonra ilmiyle âmil olana kesinlikle bir defa dikkat edilecek. Bir âlim var ama ilmine âmil değil bir defa bu da geçerli değildir. İlmine âmil olacaktır.

Dakika 10:53

Hak’tan başkasına İslam’da uymak kesinlikle caiz değildir. Âlim hak yolda ilmiyle âmil olmalıdır. Bir âlimin ilminin de geçerli olması için kendisinin hem hak yolda olacak hem de ilmine amil olacaktır. Yoksa o âlime ittiba edilmez, tâbî olunmaz, onun ilmi de taklit edilmez. Sonra taklit sürekli olmamalıdır. Bilmeyen bilinceye kadar bilenle hareket eder ondan sonra kendisi de ilmin kaynağına ulaşmaya gayret etmelidir. Mu’teber kaynaklardan ilim okumalıdır. Bu imkânı olmayanlar da işte ilmiyle âmil olan hak ilmin sahipleriyle hareket etmelidirler.

Örf ve âdet, makbul ve meşru olmalıdır. Bir örfün bir âdetin makbul ve meşru olması için mutlaka hak ve hakîkate o örf uymalıdır. O adet makbul bir âdet olmalıdır ve meşru olmalıdır. Yoksa her örf, örf değildir, he âdet, âdet değildir, her örf ve âdet de makbul ve meşru değildir. Hakka hakîkate uygun olmalıdır. Gerekli donanıma sahip olmadan istiap haddini aşan yükün altına girmek nefse zulümdür. Dikkat et buraya da! Gerekli donanıma sahip olmadan istiap haddini aşan yükün altına girmek nefse zulümdür. İlim, îmân, amelde istikâmet sağlanmalıdır. Kişi ilmiyle dosdoğru olacak, îmânında istikâmeti dosdoğru olacak, gerçek îmân olacak amelinde de doğru Amel-i Sâlih olacak ve amelinde de istikâmet olacak. Bunların tümünde istikâmet sağlanmalıdır. Amelsiz bilgi yüklenmek gibi bir durum ortaya çıkar ki, bu da mu’teber değildir, makbul değildir.

Ali El Havvâs İmâm Eşşerânî’ye kitaplarını sattırıyor parasını dağıt fakirlere diyor.  mârifet ilmine yöneltiyor. Bu bir makaledir. İşin aslı ise nedir? Daima Hak’tan hakîkatten yana olmalıdır. Zaten İslam’ın kendisi tam bir şeriat, tam bir hakîkat, tam bir mârifettir. İslam şeriatının içeriği tamamen mârifet, tamamen hakîkat, tamamen nedir? İlimdir, irfândır,  mârifettir ve bunun katmanları vardır. Okudukça, ilerledikçe bunlardan haberdar olmaya başlarsın Yüce Allah’ın sana lütufları ulaşır, seni feyizler, lütuflar kuşatır.

Dakika 15:00

Lütfu İlâhî seni istilâ eder sen ona kulluk etmene bak! Şimdi fert ve toplum olarak hidâyette olursanız diyor Cenab-ı Hak sapıklar size zarar veremez. Buraya dikkat et! Ferdi ve ictimâi olarak fertler ve toplum olarak millet ve devlet olarak hidâyette olursanız diyor. Hidâyet nedir? Allah yolunda. İlâhî emirlere itaat olarak isyan olmayacak o zaman sapıklar size zarar veremez diyor. Yine bunun içinde ne lâzımdır? Yine seni İslam gerekli bir donanımla donatır maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî, zâhirî ve bâtınî seni tam bir donanımla ne yapar – donatır. Yeter ki Allah’a itaat eyle İslam’ı ilmen iyi tanı. İyiliği diyor emretmek, kötülüğü yasaklamak esastır. Bunların temelinde bu vardır. İmrân Sûresinin 104’üncü ve 110’uncu âyetlerine şöyle bir baktığın zaman Cenab-ı Hak diyor ki; (وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ) “Sizden mutlaka bir toplum olmalıdır bir topluluk ki insanlığı hayra çağıran (وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ) ma’rûfu emreden, (وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ ) münkerden nehiy eden sizden diyor mutlaka bir topluluk olmalıdır. (وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) işte felâha erenler bunlardır.” Müslüman hem kendisi hayır yolda çalışacak, hem insanlığı hayra davet edecek ve ma’rûfu emredecek. Münkerden, bütün kötülüklerden Allah’ın yasakladıklarından da sakındıracak. Müslümanların ferdî böyle yapacak toplumu da böyle yapacak, devleti milleti de böyle yapacak. (وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) işte felâha erenler, kurtuluşa erenler bunlardır diyor. Kim? Yüce Allah diyor. Yine buyuruyor ki; (كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ) “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz diyor Cenab-ı Hak.” Ümmet-i Muhammed en hayırlı ümmettir. Peygamberlere itaat eden her ümmet hayırlıdır. Ama Ümmet-i Muhammed daha hayırlı bir ümmettir. Bunlar derece, derecedir. Bu hayır, Ümmet-i Muhammed’in hayırlılığı nereden geliyor? (تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ) ma’rûfu emrederler diyor. ( وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ)

Münkerden nehyederler (وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ ) Allah’a hakkıyla îmân ederler. Allah’a îmânın içinde itaat var isyân yok, îmân var küfür yok, îmân var şirk yok, tevhîd var şirk yok, nifâk yok, istikâmet var eğrilikten, nifâktan eser yok. Bunun için Müslümanın Ümmet-i Muhammed’in büyük bir özelliği bulunmaktadır.

Dakika 19:25

 

 

(Visited 41 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}