Tefsir 212-01

212- Tefsir Ders 212 hayat veren nurun keşif notları

212- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 212

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Yine İmâm-ı Şâtıbî’nin bazı bizlere verdiği büyük dersinin faydalarını ortaya koymaya çalışacağız. İmâm-ı Şâtıbî şöyle der: “Sakın faydası olmayanı sorma” der. Mesela kişi babam kim diye sordu? Şimdi orada aksi cevap alınsaydı senin baban bir başkası söylenseydi kötü yoldan kazanılmış bir veledi zinâ çocuğu olsaydı kamuoyunda benim babam kim diye sorunca, aksi cevap verilmiş olsaydı mahcup olma durumu vardı. Bunlar toplum içinde sorulacak sorular değildir. Peygamber Efendimize gereksiz çok sorular sorulduğundan dolayı, Peygamberimiz ümmetime zarar geleceğinden dolayı da üzülmüştür kızgınlığı da oydu. Ümmetime zarar gelir diye üzüntüsü vardı ondan dolayı kızgındı. Yine buyurulur ki gereksiz bir soru, hac her sene mi? Diye soruldu. Ya her sene denseydi buna da tahammül edilmeyecekti. Yine Müslim’in rivâyet ettiği bir şey de sizi bıraktığım sürece beni bırakın diyor. Peygamber Efendimiz burada da ümmetinin işinin kolaylaşması içindir. İnsanlar soru sordukça kendi işini zorlaştırır farkında olmadan. Yine bilmece gibi kötü şeyler sormak, yanıltmak için sormak bunlar da faydasız sorulardır. Yine sebep, hikmet, illet sormak hayızlının orucu kaza etmesi gibi namazı neden kaza etmiyor da orucu kaza ediyor diye hikmet sormak şeriatı ortaya koyan Şârî Teâlâ Allah’ın kendisidir. Hikmetin sen bir tanesini insanoğlu bilse bile nice hikmetler vardır dürüm, dürüm insanlar onun pek çoğunu bilemezler. Bir şey ilâhî ise hikmet dolup taşar onun sebebini de yine illetini de sorduğun zaman onun sebebi de illeti de tamamen Cenab-ı Hakk’ın emrine istinâd etmesi yeterlidir. Dolayısıyla insanların orucu kaza edipte namazı kaza etmemesi yani hayızlı kadınlar için bu söz konusudur bununda zaten sebebi hikmeti açıktır. Zorlaştırmak içim sormak İsrâil’in aynen sığırı Hz. Mûsâ’ya sığır kurbanını sormaları gibi. Sürekli sordukça ne oldu? İşleri zorlaştı da zorlaştı. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın emri olduğu gibi seve seve kabul edilir.  Onun karşısında direndiğin zaman, direttiğin zaman işin daha da sarpa sarar bunu unutma! “Zora sokmak için Allah’ın en çok buğuz ettiği kimse aşırı mücâdelecidir” dedi Peygamberimiz. Buhârî Şerif’inde rivâyet ettiği bir hadis-i şerif’tir bu. Mücâdeleci olmamak lâzım mücâhede sahibi olmak lâzım. Mücâhede cedelciliktir, gereksiz yere cedelleşmenin adıdır ama mücâhede faydalı çalışmaların adıdır, hem de Allah yolunda.

Dakika 5:05

Rey ile geliştirmek için sormak bunun içinde birisine şöyle dendi: “Sen Iraklı mısın?” dediler. Yine müteşâbihi sormak yine müteşâbih’ in mânâsı Kur’an-ı Kerim’de müteşâbih âyetler vardır. Muhkem âyetler daha çoktur. Müteşâbihlerin sayısı azdır. Muhkem âyetleri iyi anladığın zaman müteşabihleri de anlamış olursun. Çünkü onlar birer, birer hazinelerin anahtarları şifrelerdir. Onların ilmini Allah’a bırakmak en güzelidir. Geçmişi sormak, mesela geçmişteki olayları soruyorsun, Cemel Savaşını soruyor neden ‘’Cemel Savaşı’’ vuku buldu diyor, Sıffin Savaşını soruyor. Şimdi onlar o günün şartlarına göre ortaya çıkmış hiçbir Müslümanın istemediği olaylar isteklerinin dışında gelişmiş tarihi olaylar vardır. Onları Cenab-ı Hakk’a bırakmak ve büyüklere havâle etmek gerekir. O büyük olayların içinden ancak Cenab-ı Hak kendi hükmünü verecektir. Biz hiç kimseyi yargılamak gibi bir haddimiz yoktur. Bunun içinde Cemel Savaşını, Sıffini ve benzerlerini bizim soruşturma şansımız yoktur ancak orada bunların hepsi büyük değerli şahsiyetlerdir. Müçtehitler içtihâdında yanılabilir de ama içtihâdında yanılanlara da af vardır ve yine de bir sevap da vardır. Çünkü müçtehidin içtihâdı Allah yolundadır. Yanılsa bile içtihâdını o yolda kullanır ve bütün imkânlarını da seferber eder. Müçtehidin içtihâdının da yine müçtehide gerekir. Sahâbî’yi de kimse yargılayamaz. Sahâbînin işini de yine Allah’a ve Rasûlüne bırakmak gerekmektedir. Yine Sahîh-i Müslim’in ve diğerlerinin de rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor: Kötülüğü elinle, dilinle ortadan kaldır kötülüğü iyiliğe çevir değiştir. Bunlara da gücün yetmezse kalbinle bunlar değiştir yani kalbinle o işe râzı olma diyor. Bir insan eli, dili dönerken bunları Allah yolunda kullanmaz da kalben sadece buğuz ederse bu îmânın en zayıfıdır buyurulmuştur. Eğer kalbinde o kötülüğe rızâ varsa îmânın kendisi de yoktur. Orada büyük bir tehlike vardır. Demek ki kötülüklere kalp hiçbir zaman râzı olmamalıdır. El, dil dönüyorsa eğer kötülükleri iyiliklere çevirmeye veya kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışmak gerekmektedir. Bu da Sevgili Peygamberimizin ümmetine insanlığa verdiği öğütür. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh); “Ey insanlar! Kötülüğü görürde değiştirmezseniz Allah genelde hepsine azâb eder” buyurmuşlardır. Tabii ki Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhü) denilen zât-ı muhterem Peygamberimizin sağ dizinin dibinde ayrılmayan Sıddık ünvanına ulaşmış bir zât-ı muhteremdir. Sahâbînin en büyüklerindendir. Ne diyor; “Ey insanlar! Kötülüğü görür de değiştirmezseniz Allah genel de hepsine azâb eder” diyor.

Dakika 10:00

Kötülükler dâima iyiliğe çevrilmelidir kötülük meydanı almamalıdır. Yoksa umûmî işte Allah’ın azâbı gelir diyor. “Şu hâlde iyiliği emrediniz, kötülüğü men ediniz” dedi yine Ebû Bekir. Bu sözleri nereden aldı? Hz. Muhammed’den aldı. Hz. Muhammed nereden aldı? İslam’dan aldı. İslam nereden geldi? Allah’u Teâlâ Muhammed’e İslam’ı inzâl eyledi. İslam ilâhî’dir. Bu âyeti yanlış anlayıp da diyor kimse nemelâzım demesin, ben kendime bakarım da denesin. Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder kötülükten men edersiniz yahut Allah üzerinize şer olanlarınızı da kullanır da onlar size en kötü azapları getirirler. Sonra iyileriniz dua ederde dualarda kabul edilmez. Bu da Peygamberimizden rivâyet edilen sahîh bir haberdir. Kütübü Sitte de bulunmaktadır. İbn-i Mâce, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed Bin Hanbel gibi sağlam kaynaklarda bulunmaktadır. Bu hadis-i şerifte ve zaten bu hadisler âyet-i kerimelerde ki olanı ne yapıyor? Açıklamaya, keşfetmeye yardımcı olmaktadır. Yoksa âyet-i kerimeler de bunlar açık, seçik buyurulmuştur. Yine Hâkimin, İbn-i Mâce’nin rivâyet ettiği bir sahih haber de: Cimriliğe, hevaya, dünyaya herkes kendi görüşüne uyduğunda diyor bunları gördüğünde kendini düzeltmeye bak. İşte iş en tehlikeli ortam bu ortamdır. İnsanlar cimrileşir Allah yolunda harcamazlar,  kişi kendi hevâsına uyar Allah’ın emirlerine uymazlar. Dünyaya dalarlar âhireti unuturlar. Herkes kendi emirlerine uyar Allah’ın emrini bırakır. Bunları gördüğünde kendini düzeltmeye bak o zaman ortalıkta hercümerç vardır diyor. Bunlar da Hz. Muhammed’in altınlardan, yakutlardan kıymetli öğütlerindendir. Yine Sevgili Peygamberimiz (A.S.V); Hiçbir kavim yoktur ki içlerinden kötülük işlensin, fenalık yol alsın ve onlar onu değiştirmesin ve ret etmesinler de onların hepsine cezâları umumileşmek Allah’a hak omasın. Olmaz dedi. Herhâlde genel cezâyı hak ederler sonra da duaları kabul olmaz buyurdu. Yine bu hadis-i şerifi de, Ahmed Bin Hanbel rivâyet etmiştir. Kıymetli dostlarımız, işte kötülükler yol aldığı zaman Allah umumi belâ vermektedir o topluma. Niye? Kötülüklere engel olmuyorlar, kötülükleri iyiliğe çevirip değiştirmiyorlar. Kötülük meydan aldığı zaman işte umûmî belâ meydana gelir.

(وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً) Cenab-ı Hak ne diyor; Fitneden son derece sakının çünkü o fitne öyle bir fitnedir ki diyor sizden sadece zâlimlere dokunmaz o fitnenin zararı o umûmî olarak hepinize sirâyet eder. O musibet toplumun tamamına isâbet eder.

Dakika 15:10

(وَاعْلَمُواْ) bilin ki diyor Cenab-ı Hak (أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ ) Allah’ın azâbı çok şiddetlidir diyor. Yine Enfâl Sûresi’nin 25’inci âyetinde bu âyette bunu anlattığı gibi sadece zâlimlere değil umuma sirâyet eden fitneden sakının diyor. İşte (Enfâl Sûresi Âyet 25)

Kıymetli dostlarım,

Zâlime sen zâlim diyemediğin zaman zaten iş işten geçmiş olur. Çünkü meydanı zâlimler almış olur. Müslümanlar İslam’a sahip çıktıkları zaman dünya da her millet zarardan kurtulma şansını yakalar. Müslümanlar mahkûm olduğu zaman artık insanlara hayır öğüt verecek kalmaz. Fert ve toplum iyilik üzere gider sosyal adâlet muhafaza edilirse münkirleri müşrikler size karşı güçler zarar veremezler. Yalnız fert ve toplum iyilik üzere olacak. Ferdi, milleti, toplumu, devleti iyilik adâlet üzere olacak. Eğer sosyal adâlet muhafaza edilirse münkirler, müşrikler size karşı olan şer güçler zarar veremezler diyor. Kim diyor bunu? Cenab-ı Hak diyor. Biz o âyete bunların anlamlarını verdiğimiz âyetlere biraz daha açıklık getiriyoruz. Neyle? Keşif notlarıyla rivâyette ve dirâyette sağlam kaynaklara istinâd ederek. Başkaları ne yaparsa yapsın deyip de toplumla ilgilenmeyen, görevini yapmayanlar ipin ucunu şer ve sapıklara kaptırırlar. İpin ucunu şerlere sapıklara vermiş olurlar, sorumlu olurlar ve zarar görürler. Kendinden başlayarak iyiliği emir kötülükten men etmek herkesin boynuna borç olan zarûrî bir görevdir. Ama işe kendimizden başlayacağız kendimizden başlamadan kendi kötülüklerimizi yanlışlarımızı görmeden karşıyı suçlamanın da bir faydası olmaz kendinden başla. Kendini ıslâh et düzelt hakîkatle bir donanımla donan o zaman karşıya çok faydan olur. Fertler sosyal nefisler iç işlerini düzeltmelidir. Huzur-u ilâhîye ’ye hazırlanmalıdır. İşte kişi işe kendi nefsinden başlarsa fertler iç işlerini düzeltirlerse, Huzur-u İlâhî’ye iyi hazırlanırsa ne kadar güzel olur. Herkesin bu görevidir hepimiz Huzur-u İlâhî’ye hazırlık yapmamız gerekiyor. İç dünyamızı, ruh dünyamızı, kalp dünyamızı, dış dünyamızı, enfüsî ve âfâkî dünyamızı ne yapacağız? Allahu Teâlâ’ya hazırlayacağız. Tertemiz O’nun îmânlı O’na itaat eden muhlis bir kulu olmaya çalışacağız. Ölümden, âhiretten, Allah’tan kurtuluş var mıdır? Sana soruyorum ey nefsim! Sakın zannetme ki, ey kardeşim kendi nefsime sormadan sana sormuyorum!

Dakika 20:05

Ölümden kurtuluş var mıdır? Yok. Âhiretten kurtuluş var mı? Yok. Peki, Allah’tan kaçıp kurtulmak var mı? Öyle ise hazırlan Huzur-u İlâhî’ye. Peki, kim hazırlayacak dersen seni İslam Allah’ın huzuruna ve cennete hazırlamaktadır. Bunun önderi rehberi Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim’dir, yani İslam’ın kendisidir. Allah’a seni böyle hazırlar. Kendini İslam’a göre hazırla Allah’ın huzuruna başka türlü hazırlıklar kabul değil ki, başka planlar projeler kabul değil ki. Bütün peygamberlerin, bütün ilâhî kitapların ortaya koyduğu İslam’dır ve son olarak da İslam şeriatıdır yine. Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu Yüce Allah’ın Muhammed’e inzâl eylediği şeriat İslam şeriatıdır. Allah geçmişi yenileyerek geldi ve Hz. Muhammed’e indirilen işte Kur’an şeriatıyla da bütün geçmişi yeniledi. Bütün milletlerin ve çağların yepyeni, taptaze şeriatı Kur’an, İslam, Muhammed şeriatıdır ki, bu İslam şeriatıdır geçmişi yenilemiştir. Yepyenidir çağlar onun arkasında o çağların önünde ta Arş’ı Âlâya cennete insanları gelin diye cennete çağırmaktadır. Dünya da herkesi cennete hazırlamaktadır. İslam için çalış, İslam toplumu içinde ol. Sakın İslam toplumunun içinden bir santim ayrılma, bir milim ayrılma! Ümmet-i Muhammed’in içinde ol, bir ol, bütün ol, tek yürek tek bilek ol. Sakın o birliğin içinden ayrılma! O birliğin içinden ayrılanları nice kurtlar yedi parçaladı. Seni de yerler parçalarlar. İslam bir bütündür ayrılamazsın ayrıldığın zaman önce kendini mahvedersin yazık olur. Son nefeste bile bir nefes bile ayrılma İslam toplumundan Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat toplumunun içinde ol. Bütün insanlığı da oraya çağır, doğruya çağır, gerçeğe çağır. Çünkü Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu gerçek İslam’ı bilenler Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat ekolünde ki büyük ulema müçtehitlerdir. Ehl-i bid’at olanlarında yanlışlarına dikkat et. Ehl-i bid’atın bidatine karşı Ehl-i Sünnetin ortaya koyduğu gerçekleri ortaya koy. Kabul ederse eder etmezse kendi bilir. Ama sen Ehl-i Sünnet yolundan ve ümmetin içinden İslam toplumundan sakın ayrılma! Ben seni şu gruba, bu gruba çağırmıyorum, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâatin içine çağırıyorum. Bütün grupları da çağırıyorum. Bütün yanlışları doğrularla düzeltmeye çağırıyorum. Birbirimize gerçek ışık tutalım tüm yanlışlarımızı samîmî olarak kardeşçe doğrularla yanlışları doğruya çevirelim. Şu mutaassıp taassubu bırakalım, saplantıları bırakalım Kur’an’a, sünnete, icmâya, kıyasa dönelim ve kendi saplantılarımızı, taassuplarımızı Kur’an’ın önüne koymayalım ve gerçekleri perdelemeyelim, gerçeğin üzerini örtmeyelim. İnsanlar bir şeye saplandığı zaman artık onların gözü başka bir şeyi görmüyor.

Dakika 25:05

Saplantılar gözüne gönlüne perde oluyor. Gerçeği kabul etmiyor, söyleyene kızıyor hattâ tepki gösteriyor. Bu son derece tehlikelidir aynen derinin tedâvi kabul etmemesi gibidir. Delinin gerçek doktoruna işte saldırması gibidir. Bu hastalıkları biz Allah’ın hidâyetiyle, lütfu ilâhî ile bizde vesile olmaya çalışalım. Bütün hastaların tedâvi olmasına bakalım. Mükemmel, ebediyyû’l-ebed ölümsüz hayat reçetesi işte İslam’ın kendisidir. Yalnız bunu doğru anlamak bu reçeteyi doğru kullanmamız gerekiyor. Parça pörçük reçete olmaz reçeteyi tam kullanacaksın. Çünkü ruhların tedâvisi mutluluğu kalplerin, enfüsî âlemin ve âfâkî âlemin mükemmel mutluluk reçetesi Cenab-ı Hak tarafından yazılmış Muhammed Mustafa uygulamıştır ve elde bu reçete kıyâmete kadar bozulma şansı da yoktur. İşte hayat veren nur bu reçetenin içeriğidir. Yani Kur’an-ı Kerim’dir, İslam’ın bizzat kendisidir. Hz. Muhammed’in uyguladığı İslam’dır. Onun için bütün çağlara, bütün ilim adamlarına daha iyi çalışın der İslam dini. Kesiften keşfe gidin der, terakkîden terakkiye gidin der. Bütün insanlığı hayırlı çalışmalara davet eder. 2 günü eşit olan zarardadır, ziyandadır der. İslam tam bir hayırlı hareket ve dinamizmdir. Tembellik, kesâlet yoktur İslam da gaflet İslam da ihânete dönüşmemelidir. Hemen gaflet ilimle, irfânla, hayırlı hareketle tedâvi edilmelidir.

Amr Bin Âs’ın âzâdlısı diyor (Büdeyl) Şam ticaretinde hastalanmış yanında da Hristiyan 2 kardeş varmış ki isimleri Dârî ve Adî isminde 2 Hristiyan kardeş. Kimin yanındaymış bunlar? İşte Büdeyl ’in yanındaymış, Amr Bin Âs’ın âzâdlısıymış Şam ticaretinde hastalanmış yanında da 2 Hristiyan arkadaş var biri Dârî biri Adî isminde 2 Hristiyan vatandaş, Büdeyl nesi varsa hepsini yazmış çuvalların içine yerleştirmiş, onlara da haber vermemiş. 2 Hristiyan kardeşe benim neyim varsa hepsini yazdım çuvalların içine koydum dememiş. Mallarını demiş ki, ben durumum herhalde öbür âleme yolcu olacağım benim mallarımı aileme teslim edin demiş. Kendisi ölüme hazırlanmış. Allah bütün mü’minlere rahmet eylesin, mağfiret eylesin. Cenab-ı Hak kurtulanlardan eylesin.

Bunlar gümüş kabı almışlar, bu iki Hristiyan kardeş gümüş bir kap varmış onu almışlar, geri kalanı teslim etmişler. Şimdi defteri bulunca da tabii Büdeyl ‘in ailesi çuvalların içinde yazılı belgeyi bulmuşlar. Hepsi var ama gümüş kap yok. Bunu sormuşlar şimdi Efendimizin huzurunda ikindi namazından sonra mahkeme olmuşlar.

Dakika 30:03

Bunlara yemin vermiş Peygamber Efendimiz yemin etmiş o iki Hristiyan kardeş. Fakat sonra gümüş kap çıkmış. Bunlardan satın alan müşterinin elinde bu gümüş kabı bulmuşlar bunlar bu kabı gizli satmışlarmış. Sehim oğulları tekrar istemişler yani ölenin yakınları bu gümüş kabı yeniden istemişler. Bu defa da o 2 Hristiyan kardeş biz satın almıştık demişler ifâdeler değişmiş. Tekrar mahkeme olmuşlar Amr Bin Âs, Muttalip Bin Ebû Vedaa’nın şahitliği ile kap alınmış satın alındığını ispat edemedikleri için yemin berikilere dönmüştür. Bu âyetlerde buna da işaret bulunmaktadır. Bu âyet irabı, mânâsı, hükmü ile en müşkül âyetlerden kabul edilmiştir. (Bu Âyet 6) İbn Abbas (R.A), Ebû Mu ’sel Eş ’arî, Saîd Bin Cübeyr, Saîd Bin Müseyyeb, Şüreyh, Mücâhit,  İbn-i Cüreyc de şöyle bir rivâyet vardır: “Müslüman bulunmazsa böylesi durumlarda gayrimüslim de şahit olabilir” denmiştir. Böyle durum olmadıkça başkasının yani gayrimüslimin mü’min aleyhine şahâdeti kabul değildir. Bu İslam hukûkuna göredir. Küfe de Ebû Mu ‘sel Eş ’arî Vâlî iken ikinci böyle bir olay yaşanmıştır. Bu haber de İmâm-ı Şâfiî’den gelmektedir. Küfe Mescidinde ikindiden sonra yemin verdi diyor mahkeme yaptı o zamanın hâkimi. Kim yaptı bunu? Ebû Mu ‘sel Eş ’arî yaptı (Radıyallâhu Anhü) Sahâbînin büyüklerinden. Yine Cessâs ’ta da onun da eserlerinde bu görüldüğü gibi zimmîlerin şahitliği câizdir demiş o da. Zimmî kimdir? Müslümanların İslam devletinin idâresi altında bulunan, gayrimüslim olan insanlardır. Bunlar zimmidir. Cessâs bunların da şahitliği câizdir demiştir. (مِنْ غَيْرِكُمْ) Zimmet ehli demiş buna yalnız Fahrur Râzî (Rahmetullâhi Aleyh) bunun ihtilâflı olduğunu söylemiştir. Hitap mü’minlerededir diyor ve mü’minden başkaları içinde (أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِ) bu ise ihtilâflıdır, yolculuk ile kayıtlıdır diyor aynı zamanda. Yemin karînedir Müslüman olmadıklarına diyor. Yine rivâyette nüzul sebebi olarak durum 2 Hristiyan’dır diyor. Mümine şahitlikleri Ebû Mu ‘sel Eş ’arî Sahâbî tarafından ret edilmemiştir icmâ vardır. Benzeri bir olay da yaşanmıştır diyor. Zarûret meselesi; yine zarûrette gayrimüslimin de şahitliğinin câiz olabileceğini söylemişlerdir.

Dakika 35:05

Kadınlarınki de câizdir demiştir, nesih yoktur demişlerdir. Bakara Sûresi’nin 282’inci âyetinde de noterlik ve hakkın korunması esası orada zikredilmiştir. Noterlik var ve hakkın korunması esası vardır. Hakkın korunması için eldeki deliller değerlendirilmelidir. Zimmînin yolculukta Müslümanın vasiyetine şahitliği câizdir diyor. Zimmînin vasiyetine de şahitlik câizdir. Zimmînin Müslüman aleyhine şahitliği ittifâkla câiz değildir. Bunu da diyen Kâdı Beydâvi (Gazi Beyzavi) diyor. Zimmînin Müslüman aleyhine şahitliği ittifâkla câiz değildir demiş Kâdı Beydâvi (Gazi Beyzavi). Fahrettin Râzî ise ihtilâflıdır demiştir. Müçtehitlerin çoğuna göre yemin vermek meşrû değildir. Her yemin ettirme vacip değildir. Burada da ittifâk vardır diyenler olmuştur ama şüphe edilirse Müslümana da yemin verilir bu da câizdir demiştir. Demek ki, durum hak ve hukûk açığa çıkarılması delillerin açığa çıkması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır adâletin tecellî etmesi için Hz. Ali Kerremallâhu Veche töhmet altında diyor töhmet hâlinde şahit ve rivâyet edeni yemin ettirirdi ve Hz. Alinin yemin ettirdiği de nakledilmiştir. Demek ki, duruma göre hareket edilmiştir. Onlar büyük zatlardır işi yerli yerince yapmışlardır. Ahlâkın bozulduğu zaman şahitlik yemin demek olduğunu bilmeyenlere yemin ettirilmesi de câizdir denmiştir. Ahlâk bozulduğu zaman artık yeminin ne olduğunu bilinmediği zaman bir ortamlarda doğru dürüst şahit bulmakta güçleşmiştir. Onun için elde ne delil varsa her yola başvurup yani sağlam bir hüküm vermek ver adâleti doğru dürüst ortaya çıkarmak gerekmektedir. Önemli olan adâletin tecellîsidir bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıdır ama meşrû olanlar yapılmalıdır. İslam kaş yaparken göz çıkartın demez yerli yerince olmasını ister hepsinin. Hâinlik sabit olunca vâsinin görevden el çektirilmesi gerekir berat ederse tekrar atanması Hanefîlerce kabul edilmiştir. Bunda da ittifâk vardır buyurulmuştur. Başka dâvâ def mesmudur dinlenir yeni deliller ortaya çıkarsa mahkeme duruşmada tekrar edilir diyor. İllâ adâlet tecellî etmelidir.

Nur Sûresi’nin 6’ncı âyetinde dört defa Allah’a yemin ettirilir bazı durumlarda ve neticede şahitlik edecektir. Mesela bunlardan birisi, bir kişi kendi eşini suçladığı zaman dört defa yemin etmesi gerekmektedir. Tabii yeminin usulü, âdâbı vardır. İşte o zaman îmânlı bir insanın kendi aleyhine yemin etmesi ve lânette bulunması korkunç şeylerdendir. Bunun içinde kimse kendi eşine iftira atması da mümkün değildir. Şâyet ortalıkta büyük bir tehlike zuhûr etmişse o zaman da yine Kur’an-ı Kerim burada dört defa yemin etmesini bunun eşine teklif etmektedir.

Dakika 40:47

Diyor o ilim bakımından da her şeyi kuşatmıştır, O tek ilâhtır. Yüce Allah’ın huzurunda insanlar doğru dürüst olmalıdır çünkü senin ruhunu biliyor, kalbini biliyor, sana senden daha yakın yanlış yaptığın zaman senin içindeki kötülükler kendi içinde bomba olarak patlayacağını düşün unutma bunu yaptığı kimsenin yanına kalmaz. (إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا) “Sizin ilâhınız işte O tek olan Allah’tır.” Ondan başka da ilâh yoktur. O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Sakın ola ki yalan söyleme, yalancı şahitlik yapma, doğru dürüst davran çünkü Allah ilmiyle, kudretiyle, celâli ve cemâli tecellîsiyle her şeyi kuşatmıştır. Her günahın kendi içinde bir bomba olarak patlayacağını unutma! Her sevabında mutluluk vereceğini unutma! Hepsinin karşılığı var sen bombaların üzerine ev yapıp da o evin yarın patlayıp havaya uçurulacağını hiçte unutma. İşte günah üzerinde yaşayan içini dışını günahla dolduran insan bomba üzerine bina kurmuş gibi olur bir gün patlar bu, ama beyninde ruhunda patlar nerede patlar patlar. Kötülüklerden vazgeç şirkten, küfürden, nifâktan sakın, vazgeç. Îmân ve istikametten ayrılma. Gerçek İslam îmânı ve İslam istikâmeti… İstikâmet nedir? Dosdoğru olmak (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” diyor. Sonra şunu da hiç unutma ki, Allah’u Teâlâ her şeyin asîl şahidi Allah’tır. (شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ ) bu âyet-i kerime Âli İmrân Sûresi’nin 18’inci âyettir. Allah kendinden başka ilâhın olmadığına kendisi şahit, melekler şahit adâlet üzere olan ilim adamları da, Ulemâ’dan şahit ve Allah katında din sadece İslam. (إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ) Hiç bunları unutma! Kim ne derse desin ortada hakîkat var. Kur’an-ı Kerim hakkın hakikatin tâ kendisi hayat veren nur işte İslam’dır, Kur’an’dır, Hz. Muhammed’dir. Hayat veren nur Allah’ın ortaya koyduğu yüce kânûnlarıdır ki, İslam’ın her emri ilâhî nurdur, haktır, hakîkattir, ilâhî kânûndur. İktisâdî, sosyal, psikolojik sebepler bunların hepsi sayılmış insan uyarılmıştır. Yani Kur’an-ı Kerim insanoğlunu son derece uyarmaktadır. Uyan diyor uyan aklını başına al! Allah’ın emrine gir ve O’na itaat et ve emrinin dışına çıkma diyor.

Dakika 45:25

Allah için şahitler olunuz hangi ameli işlersen işle, hangi sözü söylersen söyle, şahitlikte dâhil dosdoğru ol dosdoğru, için dışın doğru olsun. İçin dışına dışın içine uysun. İşte o zaman Allah bu kimselerin ne yapıyor? Zerre bir güzel amelini zâyî etmiyor, karşılığını bol veriyor. Niye? Bunlar Allah’ın dürüst kulları. Sıddıklar peygamberlerden sonra başı çekiyor, ondan sonra şehitler geliyor, ondan sonra Sâlihler geliyor protokol böyle. Peygamber olamazsın peygamberi Allah seçer ama Sıddık olabilirsin bak peygamberden sonra hemen Sıddıklar geliyor, peşinden şehitler geliyor, peşinden Sâlihler geliyor. En az eğer şehit olamazsan Sâlihlerden ol en azından. Sakın başkası olma! Sâlihlerden ol. Protokolde bunlar var peygamberler, Sıddıklar, şehitler, Sâlihler var. Bunların dışındakiler ise protokole konmamış. Mü’minlerin işte protokoldeki ön safta bunlar var. Sen en asgari Sâlihlerden olmalısın. Sâlih kendi içinde dışında artık kendini düzeltmiş ıslahı nefis olmuş. Nefsiyle, ruhuyla, kalbiyle, maddî manevî bütün varlığıyla Allah’a kulluk yapan kendini düzeltmiş insanlar düzgün insanlardır. Hep kendi içinde barışı yaşar, dışında da barışı hâkim kılar. Kendi içinde Allah sevgisi dolmuştur dışında da sevgiyle çevreyi kucaklar. Bu asgari en az Sâlihlerden olacaksın.

Kıymetli dostlarım,

Bunun içinde kendi aleyhinize de olsa Allah için şahitler olunuz yani dosdoğru olunuz. Eğer yalan söylersen zaten kendi aleyhine o zaman geçmiş oluyorsun. Kendini zarara atmış ateşe atmış oluyorsun. Onun için kendi aleyhinize de olsa ne diyor? Allah için şahitler olun doğru ve dürüst olun diyor. Mü’min mü’minin yanında yer alacak güç, kuvvet ve şerefi bu beraberlikte arayacaktır. Müslümanlar, mü’minler, îmânlar bir bütün olacak bir bütün. Mü’min mü’minin yanında yer alacak güç, kuvvet ve şerefi bu beraberlikte arayacaktır zafer de burada. Bu birlik olmadan olmaz. Bunun için şahitlik, görmek doğruyu haber vermektir. Şahitlik neymiş? Görmek doğruyu haber vermektir. Duyumlarınla, şüphelerle, yorumlarla şahitlik olmaz. Sonra yorumlarla, kişinin beynini okumakla, sübjektif düşüncelerle görmeden ortaya durum tamamen günışığında tebeyyün etmeden şüphelerle dolu bir durum içindeyken hâkim karar veremez. Verirse o hâkim adâlet etmiş olmaz, zulüm etmiş olur.

Dakika 50:00

Onun için şahitlikte böyledir. Göreceksin, olayı tam bileceksin. Şüphe işin içine karışmayacak, dosdoğru olacak ve dosdoğru haber vereceksin ve olayı göreceksin, bileceksin olayın içeriğini de bileceksin. Çünkü Cenab-ı Hak; “Allah’ın size gösterdiği gibi hükmedin” diyor gösterdiği gibi. Duyduğunuz gibi demiyor, gösterdiği gibi diyor Hakk’ı önce göreceksin, bileceksin, görüp bileceksin ve kimsenin beynini okumaya kalkmayacaksın. İdeolojine göre, saplantılarına göre birilerini yargılamayacaksın. Eğer şahitler kendi ideolojisine göre başkalarını yargılayan bir sui niyetle şahitlik yapıyorsa bu büyük bir iftira zulümdür. Hâkim de böyle karar veremez. Şüphe üzerine, zan üzerine, kendi ideolojisi üzerine de yapamaz. Adâlet Allah’ın tarafındadır. Birinin tarafı tutularak adâlet olmaz, Hak Allah’ın kendi ismidir. Hak ve adâlet Allah’ın tarafındadır. Birinin tarafını tutarak hak adâlet olmaz. Sen kendi grubunun tarafını tut öbürü kendi grubunun, öteki kendi ideolojinin, öbürü beriki felsefenin… Adâlet nerede kaldı? Herkese göre adâlet olur mu öyle? Hakk’ın ortaya koyduğu gerçeğe göre adâlet olur. Onun iççin kıymetli dostlarımız, dünya da adâlet bir türlü sağlanmıyorsa sebepler iyi araştırılmalıdır. Dünya da yalanın ortaya çıkma korkusu ve âhiret korkusu da kişiyi doğruya sevk eder. Ne yapar? Dünya da yalanın ortaya çıkma korkusu ve âhiret korkusu kişiyi doğruya sevk eder. Îmânı yoksa âhirete inanmıyorsa kişi o zaman doğru şahitlik yapması sadece dünyevîdir. Dünyada da böyle bir korkusu yoksa kendi menfaatine her yalanı söyler. Eğer mahkeme de dayım var diyorsa, bir yerde torpil yapacağına inanıyorsa, âhirete de inanmıyorsa, inanmıyorsa ve Allah’ın emirlerini, Allah’ın adâletini tanımıyorsa, bir yerde torpil yapacağına inanıyorsa bu adamdan doğruluk beklenemez. Onun için insanların içi, dışı dürüst olmalıdır. Taraf tutmamalı, doğrunun tarafını tutmalıdır. Onun için şu ekosistem de her şey mükemmel işler. Her canlı kendine verilen görevi yapar. Hiç kimse ben görevimi yapmam demez. Şimdi bütün böceklere bakın, canlılara bakın, cansızlara bakın kim ne için yaratıldıysa orada görevini yapmaktadır. İnsanoğlu ise en şereflisidir bunların. Daha doğru, daha dürüst olması gerekmez mi? Şimdi fıtri yaratılış tabii kânûnlara göre Cenab-ı Hak öbürlerini ne yapıyor? O kânûnlarına tâbî tutuyor, kâinattaki kânûnları işliyor. İnsanoğluna da ne diyor? Ben bu tabiatı, kâinatı ey insan senin için yarattım. Sende benim ortaya koyduğum İslam kânûnlarına iyi inan adâleti yerine getir diyor. Bütün insanlığı merhametle kucakla diyor. İslam rahmet sofrasıdır. Öz, üvey yapma, ayırım yapma benim ilâhî adâletim ey insanoğlu diyor seninle senin elinle tecellî etmelidir.

Dakika 55:00

İlâhî adâlet yeryüzünde insan eliyle uygulanır Cenab-ı Hak onun için insanoğlunu halîfe yaratmıştır. İnsanoğluna Allah hilâfet görevi vermiştir. Nedir bu? Dosdoğru adâlet Allah’u Teâlâ’nın ilâhî âdil kânûnlarını uygulayacaktır. İslam, İslam dini işte ilâhî adâlettir. İslam’ı tanımayanlara da adâlettir. İslam, İslam’a düşman olanlara da adâlettir, merhamettir ve rahmettir. Dünyada herkese böyledir İslam ama öbür âlemde mahşerde ise inananla inanmayan eşit olmayacaktır. Dünyada bu sofrada herkes oturur herkes yer. Dünyada İslam sofrası inanan inanmayan herkese merhametiyle, rahmet sofrasıyla herkesi eşit olarak herkese haklar dağıtılır eşit olarak. Adâlet tecellî eder ama mezar ve mahşerde Cenab-ı Hak sorar ey kulum, bu sofrada inananda vardı inanmayanda rahmet sofrasında dünyadaki bütün rahmeti rahman sofrası benimdi diyor Cenab-ı Hak. Bu inandı da sen niye inanmadın? Aynı sofradaydınız, aynı benim mülkümde barındınız, benim kullarımsınız hepiniz bu inandı, beni tanıdı benim hükümranlığımı da sen niye tanımadın? Diyecektir. Orada da adâleti bizzat Allah bütün insanoğluna halîfelerin tamamı her insan yeryüzünde Allah’ın halîfesidir. Orada da bütün halîfeleri siz neden adâlet etmediniz diyecek adâlet etmeyenlere. Adâlet edenleri de ödüllendirecek cennet işte ödül, lütuf yeridir. Cehennem adâletin tecellî ettiği küfrün, şirkin Allah’ın kânûnlarına isyânın gereği adâlet-i ilâhîdir. Onun için kâinatta bütün kânûnlar işliyor adâleti insanoğlu tatbik edip uygulamalıdır. Denizlerin altına bir bak şöyle Tâhâ Sûresi’nin 92’nci âyetini bir de bir keşif eyle şöyle bir yağmur ormanlarına bir bak bitki ve hayvan türlerine biyo çeşitlilik, sayısız dengeler, göremediğimiz canlılar her ekosistem pek çok mikro organizma çeşidinin bakın şöyle bir bak. Bunlara bağlıdır ki, okyanusların binlerce metre derinliklerinde oksijenin dahi bulmadığı çamur katmanlarında yaşayan canlılar insan için çalışmaktadırlar. Ekosistemin kâinatın hepsi insan için bunu Yüce Rabbimiz söylüyor. (هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ) diyor. (ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء) diyor. Mikro organizmalar ortadan kalkarsa bakın denizlerin dibinde bulunan metan gazı atmosfere karışır. Sera etkisi nedeniyle küresel ısınma olur, iklim bozulur, dünya sıcak bir gezegen olur. Yaşanmaz bir hâle gelir. Okyanus tabanının 300 metre altında mikro organizmalar yaşamaktadır. Bunların besin kaynağı oradaki kayalardır. Elementlerin kimyasal diyor bakın maddelerin dolaşımını sağlarlar. Tek hücreli organizmalardır.

Dakika 1:00:00

Ekolojik sistemde ki bak rolleri yeni anlaşılmaktadır. Bu dengeleri Kur’an kim diye soruyor sana? Bana soruyor, sana soruyor insanoğlu inceledikçe neyi görüyor? Kâinattaki ekosistemin ilâhî kânûnlarla, ilâhî dengelerle çalıştığını görüyor. Bütün canlı, cansız her şey burada yüce kudreti gör evine gir. Yüce kudret, yüce rahmetiyle kuşatmış âlemi buna nankörlüğün sana ağır bir fatura vereceğini de unutma nankör olma Rabbine itaat et, îmân eyle, isyân eyleme.

İslam inancında biliyorsunuz ki Cebrâil (AS.) peygamberlere vahiy getiren melektir ve bir adı da Rûhu’l Kudüs’tür Cebrâil Aleyhisselâmın o da bu kâinatta görevli meleklerden biridir. Birde “Âhir Zaman” da çıkacak olan Rûhu’l Kudüs vardır buna Rûhu’l Hak olan Rûhu’l Kudüs derler. Geçmiş kitaplarda da bunlar yazlıydı Kur’an-ı Kerim de beyân, beyân apaçık. Bu diyor Rûhu’l Kudüs derler. Rûhu’l Hak bu HÂTEMÜ’L-ENBİYÂ inancıdır ki yani son Peygamberdir. Âlemlere Cenab-ı Hakk’ın başta insanoğlu olmak üzere bütün âlemlere rahmetiyle tecellî etmesi Hz. Muhammed’i göndermesidir Peygamber olarak. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i Muhammedin bağrından parlatmıştır. İslam Muhammed ile âleme tecellî ettirilmiştir Cenab-ı Hak tarafından. En büyük rahmet sofrası rahmetle kurulmuştur. Bütün insanlığın önüne bu sofra İslam sofrasıdır, bütün insanlığın ebedi mutluluk sofrasıdır aynı zaman da. Hayat veren, hayatın kaynağının bizzat kendisidir. Çünkü Cenab-ı Hak hayat versin, mutlu olsun diye İslam ile âleme tecellî etmiştir Cenab-ı Hak. Yalnız ne yazı ki Hristiyanlar bunu kabul etmiyorlar. Yahûdîler yine ona kezâ Rûhu’l Kudüs Ulu’l Azm Peygamberlere gelen Cibril Eminin de adıdır ayrıca (AS.) Îsâ’ya inişiyle Rûhu’l Kudüs, Hz. Muhammed’e gelişiyle de Rûhu’l Hak ismi verilmiştir. Yani burada geldiği peygamberlerin ismiyle de anılmıştır. Îsâ’ya inişiyle Rûhu’l Kudüs, Hz. Muhammed’e gelişiyle de Rûhu’l Emin ve Rûhu’l Hak ismiyle de anılmıştır Cebrâil (AS.) Rûhu’l Emin Nur-i Muhammedî yani Muhammedî Nur’dur. Genel de Ruhullah denir. Yani ruh biliyorsunuz ki, Allah’ın emrinden bir emirdir ve mahlûktur. Yani sakın kimse ruhu ilâhlaştırmasın. Ruh emri Rabbânî ’dir ve mahlûktur. O zaman Ruhullah dediğimiz zaman Allah’ın emrinden bir emirdir ve Allah’ın seçkin kullarından da bir kuldur. Kim? Muhammedî nur Hz. Muhammed. Ne diyor? (إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ) Hz. Îsâ’da şöyle diyor; Allah’ım! Ben senin kulunum diyor insanlığa duyuruyor Îsâ (AS.) ben Allah’ın kuluyum bana kitap verdi diyor.

Dakika 1:05:20

Bak Îsâ ben Allah’ın kuluyum diyor birileri de Îsâ Allah diyor Îsâ’ya da iftira ediyor Allah’a da iftira ediyor ve şirke düşüyor yazık oluyor. Allah’a nispet edilen fiillerde zaman kavramı yoktur. İlâhî Kelâm ezelidir. Muhataba zuhûr ve tecellî etmesidir. Hitaplar Muhammed (A.S.V) ümmetinedir. Muhammedin ümmeti kim derseniz, dünyada bütün insanlar kıyâmete kadar Muhammedin ümmetidir inananda inanmayanda. Kimisi ümmeti icâbet kimisi ümmeti dâvettir. İnananlar icâbet etmiş dâveti kabul etmiş İslam dâvetini öbürleri hâlâ ümmeti dâvet, dâvet olunmaktadırlar. Eden eder etmeyen kendi bilir bu sofra kurulmuştur, bu güneş doğmuştur. Ebedî bu güneş doğmaya devam edecektir. Çünkü Allah’ın yaktığı ışığı kimsenin söndürme şansı yoktur. Mü’min mûcize istendiğinde ısrâr edemez aslâ câiz değildir istiyor görünmesi bile câiz değildir. Mü’min mûcize isteğinde ısrâr edemez aslâ câiz değildir istiyor görünmesi bile. Niye? Kâinatın hepsi mûcize değil mi? Mûcize üstüne mûcize… İnsanoğlu kendine baksın baksana Cenab-ı Hakk’ın kudretinin, yüce kudretinin delilleri hep ortada. Kimse insan yaratabiliyor mu? Yaratamaz. Şu kafayı kimse buraya koyabilir mi? Koyamaz. Buraya bir göz takabilir mi? Takamaz. Şuraya iki kulak kimse takabilir mi? Takamaz. Şöyle bir rûhî ve bedenî, biyolojik ve ruhsal yapına bak bir şöyle. Diğer canlılara bak kâinata bir baksana yüce kudretin belgeleri açıkça ortada Kur’an-ı Kerim dersen kitâbî en…

Dakika 1:08:00

 

 

 

 

 

 

(Visited 88 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}