Tefsir 28-01

28- Tefsir Ders 28 hayat veren nurun keşif notları

28- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 28

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 Kıymetli ve muhterem efendiler,

73 ve 74. hayat derslerimizde insanlara hayırlı olmak, Yüce Allah’ın rızâsını kazanmak için teblîğimize, hayat derslerimize devam ediyoruz. Cenab-ı Mevlâ rızâsını kazanan iki cihânda mutlu olan gerçek hayatı dünyâda da ukbâda da kazanan kullarından eylesin. Amacımız bütün insanlığa faydalı olmaktan başka hiçbir niyetimiz olmamıştır, olmaz da. Çünkü hepimiz Allah’ın kullarıyız. Hepimiz Âdem ve Havvâ’nın çocuklarıyız. Bu âlem bizim için yüce Rabbimiz tarafından yaratılmış bu düzen kurulmuş. Allah’ın ezelî, ebedî rahmeti hepimize yeter artar ve bitmez tükenmez bilmeyen nîmetler Allah’ın bizzât kendîne âittir. Böyle bir yücenin kullarıyız. Nasıl olurda birbirimize kötü bakarız, kötülük yaparız bu mümkün mü? İslam buna müsâade etmiyor. Rûhların barışı, gönüllerin barışı, rûhların kardeşliği, rûhların sevgi dolup taşması tamâmen Allah’ı tanıyıp bütün varlığımızla Allah’a bağlanmaktan Kur’an-ı Kerim’i iyi tanımak ve Hz. Muhammed’in âlemlere rahmet Peygamberi olarak gelmesini iyi keşfetmek gerekmektedir. İşte hayat veren nizâm, hayat veren hakîkat ve onun bütün değerleri Kur’an-ı Kerim’dedir. Hayat veren nûr kalplere ebedî sürûr ebedî mutluluk olması için kalbin tamâmı Allah’ın sevmesi lâzım çünkü Allah seni sevdi de yarattı. Unutma hayatın özü sevgidir kalbin gözü sevgidir âlemin bütün yaratışı Rahmet-i Rahman’dır. Rahmet-i Rahman’ında ortaya çıması tecellî edici sevgidir. Cehennem nereden çıktı derseniz günâhların karşılığında Allah’a isyânın karşılığında çıktı. Hayat imtihândır. Bunca rahmetin içinde böyle bir yaratıcıyı inkâr edersen bu aslî değildi tâlî de inkâr tâlîdir. Aslî olan Allah’u Teâlâ’nın vâcib-ül vücûd olması Rahman ve Rahim olması sevgiyle insanları ebedî lütuflarına gark etmesi aslî budur. Sen inkâr edince Allah’ın kitâbı Kur’an’ın âyetlerini tanımam deyince Yüce Allah’ı yüce sıfatlarıyla gereği gibi tanımayınca ortaya şirk, küfür, nifâk çıktı. Cehennem adâlet-i İlâhînin gereğin işte Rahmetin karşısına ne çıktı suç çıktı. Suçun karşısına da adâlet çıktı. İşte İlâhî adâletin gereği suçun karşılığında cezâlar ve cehennem ortaya çıkarıldı. Bunu insanoğlu kendisi istedi. Allah da yarattı.

Buhârî Şerifte bakın ne diyor; âhirette diğer milletler kendi Peygamberlerinin teblîğini inkâr ederler.

Dakika 5:00

Mahkemede belge istenir. Dikkat et! Yarın “Rûzi Mahşer ’de”, “Rûzi Cezâ’da” büyük mahkemede diğer milletler kendi Peygamberlerinin teblîğini inkâr ederler. O büyük mahkemede belge istenir. Ümmet-i Muhammed huzûra getirilir şâhitlik ederler. Nereden biliyorsunuz denir Ümmet-i Muhammed’e Ümmet-i Muhammed en son ümmettir. Önceki ümmetlerin durumunu nereden biliyorsunuz? Denir. Ümmet-i Muhammed şöyle der; Allah’ın Kur’an-ı Kerim ve Muhammed’in diliyle bildirdi. Ondan biliyoruz derler.

Buraya dikkat et ey insanlık âleminin tamâmı! Kur’an-ı Kerim, İslam ve Ümmet-i Muhammed geçmişin şâhididir. Mahşerde büyük mahkemede Ümmet-i Muhammed geçmiş ümmetlerin tamâmına şâhitlik yapacaktır. Nereden yapacağını işte söyledi bu hadis-i şerifte Hz. Muhammed’in verdiği haber bu. Çünkü Kur’an-ı Kerim geçmişi haber veriyor. Geçmiş Peygamberler doğru görev yaptılar. Hiçbir zaman Îsâ (AS.) ben Allah’ın oğluyum demedi. Allah üçtür demedi. Sâlisü selâse demedi. O ben Allah’ın kulu Peygamberiyim Meryem’in oğluyum dedi. Mûsâ (AS.) hiçbir zaman İncîl’i inkâr edin, Îsâ’yı inkâr edin, Kur’an-ı, Muhammed’i inkâr edin demedi. Siyonistlik yapın demedi. Yanlış yapın demedi. Bütün Peygamberlere Ümmet-i Muhammed doğru görev yaptıklarına dâir şâhitlik yapacaktır. Kur’an-ı Kerim bunun belgesidir. Hz. Muhammed bunun belgesidir, Ümmet-i Muhammed’de bunun şâhididir.

 

Değerli kardeşlerimiz!

 

İşte doğrulardır insana hayat veren Kur’an-ı Kerim’in bütün doğruları hak doğrulardır. Hayat veren nûrun tamâmı ebedî sönmeyen nûr Kur’an-ı Kerim’in içinden parlayan ve ebedî sönmeyen hakîkat nûrlarıdır. Tamâmen Vahyi İlâhî’dir tamâmen insanlığın hayrınadır. Hiçbir insanın zararına Kur’an-ı Kerim de, İslam da bir şey bulamazsınız. Ama insanlığı zarardan kurtarmak için, zâlimden, şirkten, küfürden kurtarmak için ortada yüce kânûnlar işlemektedir. Bu da tam bir hayat veren hayat kurtaran yönleriyle bunu Cenab-ı Hak bu kânûnları tecellî etmiştir. Eğer bir vücutta bir mikrop o vücudu perişân edecek ise o mikrobun oradan alınması gerekir. Bu hayat kurtarmak demektir eğer suça göre tam cezâ veriliyorsa bu hayat kurtarmak millî rûhları, millî hayatı kurtarmak için ortadan bir mikrop kaldırmaktır. Buda insanoğlunun ölçülerine göre değil Allah’ın ölçülerine göredir. Allah’ın ölçülerinde kusûr yanlış olmaz. Yalnız bu İlâhî kânûnları hem kitapta, hem kâinatta iyi keşif etmek hepimizin görevidir. Bunun için kıymetli efendiler, bu hayat veren nûru, hayat veren eşsiz hayat tarzını da ortaya koyan gerçek mutlu saltanatların hayatını kalplerde, rûhlar da Kur’an bu bir îmân saltanatıdır, dünyânın da cennetidir, mezarların mahşerlerinde cennetidir. Çünkü dünyâda bu İlâhî saltanatı kalbine, rûhuna kurup da bu adâletin tecellî etmesi İlâhî nizâmın kalplerde, rûhlar da kurulmasıyla dünyâda bir Dârül İslam ortaya çıkar.

Dakika 10:20

Bu bütün insanlığın dârıdır. Arap’ın, kürdün, doğunun, batının değil bütün insanlığındır. İslam evrenseldir. Herkesin bu ezelî, ebedî rahmetin içinde adâlet şartlarına tam riâyet ederek, tam adâletli bir dağılımla Allah’ın tükenmeyen Rahmetinden herkesin faydalanması herkesin hakkıdır. Allah’u Teâlâ hak yiyenleri af etmiyor. Niye? Kimse kimsenin hakkını yemesin diyor. Allah’ın kurduğu bu düzen adâlettir, âdil düzendir, İlâhî adâlettir. Herkes adâletten bahseder ama naylon adâletler var ve yapmacık taklîd adâletler var birde gerçek hak adâlet var. İşte Allah’ın ortaya koyduğu düzen Nizâm-ı İlâhî hak düzendir, adâlettir.

 

Değerli kardeşlerimiz!

 

Aczimizle berâber çırpınmaya devam ediyoruz. Bu çırpınmamız hepimizin kurtuluşuna vesîle olsun diye yoksa hidâyet Allah’tandır. Ama teblîğ emri de Allah’tandır teblîğ edin bu hayat veren nizâmı insanlığa teblîğ edin emri de Allah’tandır. Aczimizle berâber gücümüz nispetinde bunları yapmamız da gerekmektedir. Yağ yakmadan, kavuk sallamadan, doğru bildiğimizi, doğru şekilde anlatmak fakat önce Kur’an’ın doğrularını iyi anlamak gerekmektedir. Kendi aczimle bütün 50 yıllık araştırmamın netîcesinde sadece kendi birikimlerimden değil bizim târihimiz, yüksek âlimlerimiz, büyük Filozoflarımız var, Kur’an-ı Kerim’i mükemmel keşif eden bizim âlimlerimiz var, bunların tümünün birikimlerinden de faydalanmak büyük bir hazîneye hazıra konmak da, böylede bir şansımızda var. Bu şansı kimse yok sayamaz yok sayıyorsa gerçeği bilmiyor câhil, gâfil demektir. Senin târihin deryâ gibi âlimlerle dolu, kâşiflerle dolu ama birileri bilmiyorsa kendi öz târihini ve gerçek kendi değerlerini bilmiyor başkalarına yönelmiş, başkalarını taklîd ediyor. O taklîd de gözlerine perde oldu geçmişini bilmiyorsa bu kişilerin kendi gözlerinin perdeli olmasından kaynaklanıyor. Târihiyle, öz değerleriyle arasında bir perde var bunu kaldırmak lâzım. Ne ile kaldıracaksın? İşte ilimle, bilimle kaldıracaksın şöyle bir bakarsan İmâm-ı Âzâm’ın büyük bir eşsiz filozof olduğunu görürsün. Kendi çağında bir Mâlikî görürsen o ekoldeki yetişen diğer müçtehitlere ve ondan sonra birde bakarsın ki Şâfiîler, Hanbelîler gibi İslam’ın hukukçuları İlâhî adâletin dünyâ yüzünde tecellî etmesi için nasıl çalıştıklarını o ekollerin içinde nice büyüklerin yetiştiğini görürsün. Bir Gazâlî, bir el- Keşşâf filozoftur.

Dakika 15:00

Yâni İbn-i Rüşt’ler, İbn-i Fârâbî’ler, İbn-i Sînâ’lar ve emsâlleri bunların emsâli daha adı duyulmamış nice bizim büyük kahramânlarımız dünyâya ışık tutan âlimlerimiz vardır. Âlimler dünyânın bütün dünyânın evrensel rûhuna ışık yakan, bilimsel ışık yakan değerli şahsiyetlerdir. Bunun için İslam dîni evrensel tamâmen ilim ve bilime dayanan bir dîndir. Vahyi İlâhî’yi iyi anlayarak oradan asıldan fere terakkî ederek bütün İlimlere insanoğlunu teşvîk emiş ondan sonra ilimler üzerinde çalışmalar hız kazanmıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerim (اقْرَأْ) diyerek dünyâya tecellî etmiştir. İlk sözü oku diyor okut bunun içinde okumak var, okutmak var. Okumak birincide bir defa nefsi okutmaktır. (اقْرَأْ) asıl mânâsı kişi kendi nefsini okutacak, mânâ nefsi kuşatacaktır. Okuma, okutma buradan başlar. Hz. Muhammedi Cenab-ı Hak hem onu ne yaptı? Okuttu, mânâ ile onun rûh dünyâsını doldurdu, zâhirî ve batıni ilimlerle her türlü ledün ilimlerle donattı. Kur’an-ı Kerimdeki kitabi âyetlerin keşfini ona kendi Murad-ı İlâhî sine göre beyân eyledi. Kur’an-ı Kerimi Hz. Muhammed’e ilk tefsîr eden açıklayan Allah’ın kendisidir. Cebrâil (AS.) da ortada vâsıtadadır, Vahyi getiren o büyük melektir. Yüce Allah’IN bitmez tükenmez lütufları, keremleri İslam’la tecellî etmiştir. Bu anlatmayla bitmeyecek kadar hayat veren ebedî Hakîkatlerin tamâmını bulabilirsiniz. Bunlar bizim kendimiz okyanus da deryâların içerisinde bir damla misâlidir. Ama o okyanus da bir damla olmak hepimizin ebedî saâdetidir.

 

Kıymetli efendiler!

 

Demek ki Ümmet-i Muhammed mahşerin şâhididir. Mahşerde Ümmet-i Muhammed şâhitlik yapacaktır. Onun için nerden biliyorsunuz? Diyen soruya, Ümmet-i Muhammed Kur’an’ın belgelerinden, Muhammed’in verdiği haberlerden biliyoruz diyeceklerdir. Mahşerde geçmiş ümmetlere karşı şâhitlik yapacaklar, geçmişteki Peygamberlerin doğru yaptığını, yanlış yapmadığını ama o ümmetlerinin içinde o Peygamberlerin getirdiği şerîatlara gerçeklere inanmayan kavimlerin ümmetlerin bulunduğunun söyleyeceklerdir. Kur’an-ı Kerim ne söylüyorsa, Hz. Muhammedîn verdiği habere göre Ümmet-i Muhammed, geçmiş ümmetlerin tümüne karşı şâhitlik yapacaktır.

Bunun üzerine Hz. Muhammed getirilir. Mahşerin en büyük şâhidi en sonunda Hz. Muhammed’dir. Ondan Ümmet-i sorulur o da Ümmet-ini tezkiye eder, ümmettim âdil ve doğrudur der. Rûzi Cezâ da ki mahkemede şâhitlik böyle gerçekleşir. Peki, Ümmet-i Muhammed’i, kendi Ümmetini Peygamberimiz Ümmetini tezkiye ediyor, Ümmetinin âdil ve doğru olduğunu söylüyor. Hangi Ümmet biliyor musunuz onu? Gerçek ümmet gerçek, yalancı, sahtekâr, münkir, münâfık, müşrikler onun ümmeti olamaz. Onun çağında bulunur, Ümmet-i Muhammed’in sahâsında bulunabilir ama inanan ümmet var, inanmayan ümmet var. Hz. Muhammed’den sonra kıyâmete kadar bütün milletler Hz. Muhammed’in ümmetidir. Ama inanan var, inanmayan var. İnanlar burada söz konusudur. İnananları, hakîkî ümmetini tezkiye etmektedir. Buralarda doğru anlaşılmalıdır. Her emir kendi süresi içinde geçerlidir.

Dakika 21:02

Nesihte sizin zararınıza öncesine geçerli olmaz. Kudüs’e doğru Mescid-i Aksa ‘ya doğru kılınan namazlar da boşa gitmez o zaman emir öyleydi. Yüce Allah o zaman öyle emretti, daha sonrada ne yaptı? Kıbleyi Kâbe-i Şerife çevirdi. Allah istediğini yapar, Allah ne derse o olur. Onun her şeyi mükemmeldir, her şeyi hikmet doludur. Onun için Allah’u Teâlâ eleştirmek imkân ve ihtimâl dışındadır. Allah’ı ikinci İlâh olursa eleştirebilir. İkinci İlâh’ın olması muhâl ve mümteni ’dir, mümkün değildir. O bir İlâh ezelî, ebedî âlemlerin tek hükümdarıdır, muktedir Sultân’ıdır, eşi benzeri olmadı, olmayacaktır. İkinci İlâh hattâ düşünülmesi dahi câiz olmayan bir yasaklar arasındadır. Olması mümkün olmayan, muhâl ve mümteniler safhasındadır. Bunun için bir ola Allah’u Teâlâ her şeyi mükemmel olan Allah’u Teâlâ’nın hakkında kötü zanda bulunmak kişiyi mahveder. Hele şirk koşmak, hele inkâra geçmek, hele nifâkta bulunmak gibi ve onun emirlerini tanımayıp zulüm etmek, zâlim olmak, fâsıklık ve fâcirlik. Bir defa aklı zerre aklı olana, zerre kadar îmânı olana bunlar yakışmaz.

 

            Kıymetli dostlarımız!

 

(Şatır) bir şeyin yarısı yâni parçası, yâni namazda Cumhura göre Kâbe-i Şerif tarafına dönmek yeterlidir. Cumhura göre böyledir. Bunun için Mu’tezile, Cübbâî namazda Kâbe’nin yarısına dönmeyi şart koşarlar.

Berâ Bin Âzib (R.A) ‘dan rivâyeten; Efendimiz (S.A.V) Medîne de 16 ay Mescid-i Aksa ‘ya doğru namaz kıldı. Bedir Gazasından iki ay önce Recep ayı için de öğle namazında iken Beni Seleme mescidinde Ashâbıyla (R.A) namaz kılarken âyetler geldi, meâlini verdiğimiz âyetler geldi. Öğlenin ilk ikisini Mescid-i Aksa ‘ya, son ikisini de Mescid-i Harama doğru kıldılar. Efendimiz böyle kıldırdı. Namaz içinde dönüldüğü için kadınlarla, erkeklerin birbirinin yerini aldığı mervîdir.

Dakika 25:00

Mescide Kıbleteyn denmiştir. Hacı efendiler hacca gidince de orayı ziyâret etmektedirler. Mescid-i Harama dönmek her Müslümana farz olduğu için etrâfa haberler gönderilmiştir. Cenab-ı Hak geçmiş şerîatları hükmünü ortadan kaldırdığı gibi Kâbe-i Şerifi de kıbleyi çevirmiştir. Mescid-i Aksa’dan kıbleyi Beytullâh’a dönülmesi emredilmiştir. Allah ne emrederse emri mükemmeldir ve yerli yerincedir.

Nesih ve tebdillerin İlâhî sünnet ve gelenek olduğu bilinmelidir. Bu Allah’u Teâlâ’nın kânûnlarıdır. Nesih ve tebdillerin İlâhî sünnet yâni Allah’ın işleyen kânûnları ve gelenek olduğu bilinmelidir. Âdetullah bu Cenab-ı Hak şerîatları İslam içinde yenileyerek gelmiştir. Bu sünnettir ve aynı zamanda Allah’ın Âdetullahın’dan kânûnlarındandır.

İbrâhim (AS.) da Kâbe-i Şerife doğru namaz kılıyordu. Yâni İbrâhim (AS.) da kıblesi Kudüs’te ki Mescid-i Aksa değildi. Kâbe-i Şerif idi. Yahûd sahrâya doğru dönmektedirler, Hristiyanlar gün doğuya dönerler bunların kıblesi de ayrıdır. Yâni bunlarda tamâmen Mescid-i Aksa’ya dönmezler. Yahûd sahrâya doğru, Hristiyanlar gün doğuya dönerler. Bunların kıblesi de oralardır ve tamâmen onlarda kendi içinde kıbleleri ayrıdır. Yalnız tabii ki Yüce Allah en son emrini verdiği zaman bütün insanlık Allah’u Teâlâ’nın öncekileri ortadan kaldırıp yeni emirler koyduğu zaman herkesi Allah’u Teâlâ’nın o son emrine uyması, onu yerine getirmesi bütün insanların boynuna borçtur. Kim ki Allah’u Teâlâ nesihleri Allah yapar, şerîatları Allah yeniler, Peygamberlerde onu uygular teblîğ eder. Onun için Allah öyle derken birisi yok ben böyle yapacağım dediğin zaman işte Allah ile karşı karşıya geldiğini unutma. İblîs bir kere karşı geldi, başına gelenleri düşün ve kovuldu ve netîcede ne yaptı? Tövbe istiğfâra, îmâna bile aklı ermedi o tarafa bile dönmedi, inadında, küfründe devam ediyor. Bugünde ben Müslüman olmam diyen Allah’ın kânûnlarını en son Allah’ın yenilediği, İslam’ın şerîatı ki yepyeni İslam şerîatını, onun mizânını, onun düzenini İlâhî düzen bu, bu İlâhî nizâmı ve onun kânûnlarını kabûl etmem demek yâni yanlışta, delâlette ısrâr etmek demektir. Bu çok mu çok insanoğluna ebedî zarar ve hüsrandır, yazık olmaktadır. Allah ile iddia edilmez, Allah’ı bırakıp birilerinin peşinden de gidilmez o peşinden gittiğin insanlar yanılıp yanılmadığına iyi baksana, bugün Vatikan’a bir bak, Anglikan’a bak, Ortodokslara bak, hepsine bir bak teslîs var mı yok mu? Kur’an-ı Kerime karşı tavırları nedir?

Dakika 30:00

Muhammed’e karşı tavırları nedir? Bir baksana, Muhammed’i ve Kur’an-ı inkâr ederek bir defa îmânın îmân olmayacağını bilmek lâzım. Kur’an Îsâ’yı inkâr ederse bir Müslüman o da dînden çıkar Îsâ’da inkâr edilmez, İslam’ın Amentüsünde Îsâ, Mûsâ, Hârun, Yâkup, Yûsuf, İbrâhim, Lut’lar, Zekeriyya’lar, Yahyâ’lar, Hüt’ler, Sâlih’ler, Âdem’ler İdris’ler, Şit’ler (AS.) bütün Peygamberler var. Bu İslam’ın Amentüsü İslam İncîl’i inkâr etmiyor ki yalnız onu Kur’an’la Allah yeniledi diyor. Muhammed’le yeni bir İslam içinde, tam İslam şerîatını yeniledi diyor inkâr etmiyor. Yenilenmeden olmayacağını herkes biliyor. Mûsâ ile yenilemedi mi? Mûsâ ile de daha önceki şerîatları yenilemişti, Îsâ ile de Mûsâ’nın şerîatını yeniledi ve Muhammed’le de geçmişin tamâmını yeniledi. Bunların hepsi bir bütün hepsi İslam’ın içinde görevli Peygamberler tamâmı Allah iki değil Allah bir. Hristiyan’ın Allah’ı ayrı bu İslam’ın, Müslümanın Allah’ı ayrı diye durum olmaz. Bu yanlıştan hepimizin kimde bu yanlış varsa buradan kurtulmamız gerekiyor. İşte bu dersler hayat veren derslerdir. Kur’an-ı Kerim veriyor hayatı bizde anladığımız kadar teblîğe çalışıyoruz. Esâs hayat veren yüce İlâhî kaynak, ebedî hakîkat, sönmeyen güneş, ölümsüz hayat tarzı Kur’an-ı Kerim’in hayat veren işte değerleridir, âyetleridir.

 

Hz. Ömer (R.A) Abdullah Bin Selâm’a sormuş. Abdullah Bin Selâm kimdir? Yahûdî âlimidir, bir Yahûdî bilginidir, çok bilgili bir zâttır. Hz. Ömer buna sormuş Hz. Muhammed’i (S.A.V) Tevrât’ta, İncîl de tanıyor musunuz? 

Cevap: bak ne diyor; Abdullah Bin Selâm öz oğlumu bildiğimden daha iyi biliyorum Tevrât’ta Muhammed’i diyor. Hz. Muhammed hakkında şüphem yoktur. Çocuklarıma gelince ne bileyim anneleri ihânet etmiş olabilir diye cevap vermiştir. Hz. Ömer’e bir Yahûdî bilginidir derhâl Müslüman olmuştur. Hz. Ömer (R.A) onu alnından öpmüştür. İşte alnı öpülecek kişiler bunlardır. Tevrât’ı doğru okumuş, İncîl’i doğru okumuş böyle âlimler var târîhte, bugünde var, yarında olacaktır. Ama doğruda nasîbi olanlar, hidâyette nasîbi olanlar doğruyu tasdîk ederler. Doğru her zaman vardır, doğruyu tasdîk edecek kalp kafa lâzım. Bunun içinde Allah’ın hidâyeti gerekir. Allah da kime hidâyet edeceğini bilir. Hiç kimseye Allah zulüm etmez, Allah zulümden münezzehtir.

Bile, bile inatçı kâfirlerde vardı. Hâlbuki îmânın kökü kalpten uzanarak çıkıp yayılmadıkça Dikkat et! Îmânın kökü kalpten uzanarak çıkıp yayılmadıkça îmân olmaz.

Dakika 35:00

Kalpteki îmân dışında kendini ispat edecektir. Ben Müslümanım diyeceksin, kelimeyi şehâdet getireceksin (لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ) diyeceksin.
آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ اْليَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ

تَعَالَى وَ اْلبَعْثُ بَعْدَ اْلمَوْتِ حَقٌّ * اَشْهَدُاَنْ لآ اِلَهَ اِلاَّ اَللهُ * وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وُ رَسُولُهُ

Diyeceksin ve bunun bütün ilkelerini bak burada bütün kitaplara îmân var Amentünün içinde. Bütün Peygamberlere îmân edilmektedir. Âhirete, ölünce dirilmeye, âhiretin bütün bölümlerine, boyutlarına, bütün içeriğine, teferruâtına îmân var, kazâya, kadere îmân var. Peki, âyetlerin kitapların içindeki İlâhî hükümlere îmân var. O zaman inandığını yaşadığın zaman İslam her tarafında açıkça görülür ve görülmesi gerekir. Ölüm tehlikesi olmadıkça kişi îmânını gizleyemez o da rûhsattır fazîlet değildir, azîmet yine onu açıklamaktır.

Bunun için ölüm tehlikesi gibi ölüm tehlikesi olmadıkça îmân açığa vurulmalıdır. Bu nedenle Yahûdî, Nasrânî âlimleri Tevrât’ta, İncîl de Hz. Muhammed’i çok iyi tanıdıkları hâlde mü’min olamadılar. Niye? Îmânın aslı nedir? Tasdîktir, tasdîk yok birde üstelik inkâr var.

Dîni, milleti, ümmeti bir olanın kıblesi de birdir. İşte Cenab-ı Hak kıbleyi Kâbe’ye çevirmiştir. Dikkat et! Dîni bir, milleti bir, ümmeti bir olanın kıblesi de birdir. Rûhla beden kaynaşmalıdır, açıkça ispat edilmelidir. Bu birlik âşikâre ispat edilmeli ve korunmalıdır. Hak birliğidir, gerçek birliğidir, İslam birliği, hak birliğidir. Allah’ın emrine birleşmektir. Allah nasıl birdir. Ümmeti Muhammed bir ve bütün olmak zorundadır. Bu birliği parçalayanlar ihânet edenlerdir hem kendîne hem insanlığa ihânet edenlerdir. Birlik bütünlük rûh birliğinin kefâletidir. Çünkü İslam’da birliğin dışında ikiliğe zerre kadar gerek yoktur. Ama birlik farz üstüne farzdır farzdan evvel farzdır.

Dünyâ mü’minleri Kâbe-i Şerife yönelmiş tüm dünyâda onun etrâfında saf, saf dâireler çevirmiş. Tüm yönlerden Kâbe’ye yönelmiş dünyânın her tarafından öyle dâireler yönelmiş ki dünyânın her tarafından Kâbe-i Şerif tam merkezde dâirenin ortasında. Yerden göklere kadar cihân merkezi olmuştur. Dikkat et! Yerdekiler dâireler hâlinde Kâbe-i Şerif merkezde tam ortada yerden göklere kadar cihân merkezi olmuştur. Beytullâh, Kâbe-i Şerif cihân merkezidir. Tek düzen, tek ümmet cihân şumûl bir cemâati İslamiyye.

Dakika 40:08

 

Dikkat et buraya sevgili dostum, kıymetli efendiler ve hanımefendiler, baylar, bayanlar, ey Allah’ın bütün kulları! Tek düzen Allah’ın kurduğu düzen, tek ümmet Muhammed’in ümmeti cihân şumûl bir cemâati İslamiyye, İslam cemâati. Bütün insanlar Allah’ın kulları neden böyle olmasın ki. Başta Ümmet-i Muhammed neden bir bütün olmasın ki. Ey Ümmet-i Muhammed akılını başına al! Görevini yap bir ol bütün ol ki bütün Allah’ın kulları insanlık kurtulsun. Zulüm ortadan kalksın, İlâhî sosyal adâlet tecellî etsin. Kalplerde îmânlar kök salsın. Îmân güneşi parlasın insanlığa hayırlı olmak burada yoksa birilerinin tabusuna, birilerinin putuna sırtını dayayıp da mete zoruyla insanları tâğutî sistemlere zorlamak bu zorbalığın tâ kendisidir. İslam’da zorlama yoktur eğer Müslümanlar cihân hâkimiyetini kurdukları zaman insanlığı zorlasalardı dünyâda ikinci bir inanç bulamazdınız. Zorlama yapmadılar kimseye hem de cihân hâkimiyetini kurdular. Gözünü açsın dünyâ da tarihe şöyle bir gerçek niyetle baksın art niyeti ortadan kaldırsın, doğru baksın. İslam cihân hâkimiyetini kurmuştur hiçbir millete zorlama yapmamıştır herkesi özgür ve inancında serbest bırakmıştır. Müslüman olan kendisi isteyerek hür irâdesiyle seve seve Müslüman olmuştur. Birileri yanlış yapmış tek tük birisi yaptıysa o ferdî hatâyı yapan kişiye âittir o suç. İslam’da böyle bir uygulama olmamıştır, zorlama olmamıştır, olamazda. İslam herkese tam hürriyet verir. Ama İslam’ın hâkim olma şartı vardır. İslamiyet Allah’ın kendi düzeni olduğu için bu cihâna İslam’ın hâkim olmadıkça bir defa ne barış, ne adâlet dünyâda beklenemez işte bir taraf aç yatarken, ekmek ararken bir taraf lortlar âleminde fildişi kulelerde yaşamaya devam eder. O lortlar âleminde fildişi kulelerde yaşayanlara da bir bakın insanlığın hakkını yedikleri için hiçbirisini içi kalp ve rûhu mutlu değildir. Hattâ içlerinde terör esmektedir. Sanki zemherinin bütün fırtınaları onların içindedir. Kimisi hastadır, kimisi kafayı yemiştir her birisinde bir stres vardır. Îmân olmadıkça, İlâhî adâlet tecellî etmedikçe, insanlar birbirine karşı İlâhî sevgiyle dolup taşıp da, sevgiyle kucaklaşmadıkça, merhamet kanatlarını insanlar birbirine germedikçe rahat edeceğini mi zannediyorsun. Sen ceylan yavrusunu parçalayan canavarlar gibi yaşayabilir misin? Ve ceylan yavrusunu anasının gözü önünde parçalayan canavarlar gibi olabilir misin? İnsanlığın hakkını yiyen ve insanlığın, yetimin, garibin, yoksulun hakkını sömüren zihniyetin rahat edeceğini mi zannediyorsun?

Dakika 45:12

Hak yiyenlere af da yok af. Ver milletin hakkını yediklerini millete gerisin geri ver milletle bütün insanlıkla helâlleş. İslam tüm insanlığın refâhını isteyen tüm insanlığı tüm merhametiyle kucaklayan İlâhî rahmetin bizzât kendisidir İslam İlâhî rahmettir. Bu bütün insanlığı kucaklamıştır. İnanan da bu rahmetten yiyor, faydalanıyor inanmayan da. Cenab-ı Hak sen inanmadın yeme benim nîmetimi demiyor bu dünyâ imtihân âlemidir diyor. İmtihânı kazananlara cennetimi de vereceğim. Kazınmayanlar bu dünyâda nîmetimden faydalanırlar diyor. Biride diyor ki âhiret diye bir şey yok diyor. O senin içinde îmânın yokluğundan ortaya çıkmış tamâmen inkâr kelimesidir. O sende o îmân yok da ondan. Âhiret dünyâdan daha gerçek rûhunu göremiyorsun ama rûhun senin bedeninden daha gerçek. Aklını göremiyorsun ama aklın senin kendinden daha gerçektir. Ama o aklı ne yapmışsın? Kötüye kullanmışsın inkârın emrine vermişsin. Eğer îmânın emrine Vahyi İlâhî’nin emrine verseydin o aklı, o aklı akıl aklı meaş değil aklı mead ve aklı kâmi olurdu.

İşte kardeşim hayat veren derslerimiz alabildiğine devam ediyor. Biz bu Kur’an bu İslam ve bu yüce değerlere inanan her Müslüman İslam’ı anlamış ve kavramış dünyâda sana dosttur. Sen dost olmayabiliyorsun dost olmazsın. Ama sana İslam ve hakîkî Müslüman dosttur. Bunu bil ama sen dost değilsin Niye? Îmânı kabûl etmiyorsun, İslam’ı kabûl etmiyorsun, Allah’ı kabûl etmiyorsun, İslam’ın ortaya koyduğu Allah inancını kabûl etmiyorsun. Allah’u Teâlâ kendini İslam’la tanıtıyor. Allah’ı doğru tanımanın adresi İslam’ı bilmektir. İslam’ı, Kur’an’ı bütün İlâhî kitapları Kur’an-ı Kerim içinde topladığı için bütün değerleri Allah’ı doğru tanıman için Kur’an’ı bilmen gerekiyor iyi keşfetmen gerekiyor. Tamâm, sen bunu bilemeye bilirsin ama bilenler var bilenle hareket et. Nasıl ki Cenab-ı Hak gece için ayı, yıldızları yaratmış, gündüz için güneş var. İlim de bilenlerde bu toplumun ışıklarıdır, bilenlerle hareket et. Kur’an-ı Kerim’i iyi bilenler var, İslam’ı iyi bilenler var, geçmişte güzel bilenler var, bugünde güzel bilenler var. Yâni hiçbir zaman kıyâmete kadar kıyâmetin kopuşuna yakın zamana kadar dünyâda İslam’ı iyi bilenler hep var ola gelecektir. Onun için değerli dinleyenler, kıymetli izleyenler tek düzen, tek ümmet cihân şumûl bir cemâati İslamiyye.

“Allah’ım! Sana hamdolsun, Habîbi Kibriyâ Muhammed Mustafa’ya Salâtü Selâm olsun.”

Geçmiş kitaplarda son Peygamber kıbleyi Kâbe’ye çevirecek diye yazılıdır. Yâni Tevrât’ta buda yazılıydı, İncîl de, geçmiş kitaplarda yâni kıble Kâbe-i Şerif olacak diye yazılıydı.

Dakika 50:10

Hz. Muhammed insanlığa kitâbı, hikmeti getirdi. Dikkat et! Hz. Muhammed (S.A.V) insanlığa kitâbı, hikmeti getirdi. Yâni hayat veren değerler Hz. Muhammed ile geldi cihâna. Dünyevî, uhrevî gayb haberlerini getirdi. Bak dikkat et! Dünyevî, uhrevî gayb haberlerini getirdi. Bütün filozoflara ders veren aklın, bilimin ulaşamadığı sırları, hikmetleri getirdi. Tekrar ediyorum. Bütün filozoflara ders veren aklın, bilimin ulaşamadığı sırları, hikmetleri getirdi. Çünkü mezarı Kur’an-ı Kerim anlatır, mahşeri anlatır, arştan bahseder, Levh-i Mahfuz’dan bahseder, cennetten, cehennemden bahseder, Yüce Allah’ın sıfatlarını anlatır, yüce isimlerini anlatır ve yerlerin, göklerin yaratılışından bahseder, bütün mahlûkatın durumundan bahseder ve bütün insanların keşiflerine kevni âyetlerin keşif edilmesine ipuçları verir. Bu kitabi âyetler ipuçları verir kevni âyetler keşfedilmekte bu ipuçlarından faydalanır.

Şimdi buraya kadar bu hayat veren ölümsüz değerlerin haberinden bahsederek, bu hayat veren sohbetlerimizin bakın bu bölümünde de muhabbetin, olgun aşkın eseri Allah’ı anmaktır, Allah’ı iyi tanımaktır bunun adına zikir derler. Tabî farz olan zikirler var farz ibâdetler, farz olan zikirlerdir. Bu muhabbetin, olgun sevginin eseridir aşk kelimesi kullanılıyor ama aslında muhabbetin karşılığı aşk değildir. Aşk da ifrât vardır aşk da haddinden fazla Allah’ı sevdiği anlamı çıkar. Kimse Allah’ı haddinden fazla sevmiş olamaz, Çünkü gücü yetmez. Bundan dolayı aşk yerine muhabbet kelimesi kullanılsa daha güzel olur.

 

           Kıymetli efendiler!

 

Sürekli Allah diyen kalpler hayat bulur. Allah’ın kelimelerini okuyan kalpler hayat bulur, hayat veren Allah’u Teâlâ’nın kelimelerine, âyetlerine, kânûnlarına inanan rûhlar hayat bulur. Onu yaşayanlar hayat bulurlar çünkü hayatı Allah yaratmıştır. Hayatın mükemmel bir devamını da İslam ile Cenab-ı Hak ortaya koymuştur. Hem hayatı yaratıyor hem de bu hayatın mutlu olarak devam etmesi için İslam’ı ve kânûnlarını ortaya koyuyor. Onun için İslam hayat veren İlâhî nizâmdır. İslam hayat almaz, hayat verir. Kötü boyayla seni boyamaz İlâhî fıtrat boyasıyla seni boyamış zâten ve sana rûh vermiş. Rûhun nasıl gıdadan zevk alacağını, hayat bulacağını Kur’an-ı Kerim’de göstermiş. Kur’an’ı oku hayat bul, Kur’an’ı anla hayat bul, onu yaşa hayat bul. Bunun önderi, rehberi, bu güzelim hayat tarzını yaşayan zât-ı muhterem Hz. Muhammed’dir (S.A.V), onun Sahâbeleridir ve ondan sonra bugüne kadar bu hayat tarzını iyi anlayan, iyi yaşayanlar mutlu insanlardır.

Dakika 55:13

Çünkü kalpler ancak Yüce Allah’ı iyi tanıyıp onu hakkıyla ona şükür eden, ibâdetini tâatini yapan, Kur’an’dan nasîbini alan, ibâdetlerle de gıdasını bol, bol alan kalpler mutmain olurlar.

Cenab-ı Hakk’ın dilin zikri, kalbin zikri diye tabî zikirler var kalp, dil, bedenle olur zikir. Kalbin zikri nedir? Dilin zikri nedir? Bedenin zikri nedir? Dilin zikri: Allah’ın isimleriyle o isimleri anmak, kitâbını okumakla olur. Hamd etmek tabii ki bunların hepsi Farz, Vâcip, Sünnet, emirleri yerine getirmekle olur. Tesbih, tenzîh etmek, kitâbını okumak, duâ etmek bunların hepsi dilin zikridir. Kalbin zikri gönülden almak, tek bir îmân sâhibi olmak ve o îmânla gönülden Yüce Allah’ı sürekli anmak, hatırda tutmak, delîlleri düşünmek. Bak Kalbin zikri delîlleri düşünmek nedir o? Kur’an-ı Kerim’in mânâsını sünnetin anlamlarını derin, derin düşünmek, isim ve sıfatları tefekkür etmek, Allah’ın isim ve sıfatlarının anlamını gâyet iyi düşünmek, onun üzerinde tefekkür, Mütefekkir olmak, yâni bu konuda Filozof olmak. Çünkü tefekkür İslam da her Müslüman için emir olunmuştur. Her Müslüman Mütefekkirdir. Yalnız doğru anlayanlar, doğru tefekkür edenlerdir. Doğru bilgi elde etmek şartı vardır yanlış bilgiyle, yanlış tefekkürle kalp zikre ulaşamaz. Onun için doğru bilgi lâzım. İslamiyet’i, Kur’an-ı Ehl-i Sünnet yolundan iyice tahsîl etmek, bilenlerle hareket etmek gerekmektedir. Onun için kıymetli dostlarım, nasıl şükredeceğim demiş Hz. Mûsâ? Hatırla unutma beni hatırlayınca şükretmiş unutunca da nankörlük etmiş olursun diye cevap verilmiş İbn-i Kesîr ’den bir rivâyet.

 

İlâhî hükümleri, kullukla ilgili hükümleri emir ve yasakları vaadini, tehdîdini düşünmek, bunların delîlini düşünmek, tefekkür etmek, zerreden kürreye maddî manevî varlıkların yaratılışı sırlarını seyredip düşünmek, her zerrenin bir ayna olduğunu görenlere güzellik ve büyük nûrları yansımaya başalar. Bunlar hep birer, birer kalbin hep zikirleri. Görüyorsunuz İslam Filozofluğu Mütefekkir olmayı emrediyor. Kalbin zikri işte tefekkürdür, mütefekkir olmaktır. Burada iyi bir zikre ulaşan insanlar ne yaparlar? Keşfe ulaşırlar. Kur’an-ı Kerim’i tefekkür ederek iyi anlayan insanların ileride kâşif olmaları an meselesidir Allah’ın lütfuyla.

Dakika 1:00:03

Bir anlık parıltı dünyâlara değer. Kendinden ve dünyâdan geçersin, Hakk’a bağlanırsın. İsimden musemmâya, eserden müessire, yakından daha yakına, Aynel Yakîne, Hakkal Yakîne, Hakk’a Cemâl tecellîsine mazhar olursun, artık yalnız zikredileni hissedersin. Yâni artık zikredilen kim? Allah’u Teâlâ sadece onu hissedersin. Tevhîd kalbine yerleştirilir. Bu makâmın sözünü edenler çoktur. Ama buna erenlerin sözle alâkası yoktur. Çünkü bunlar kalbin zikriyle Hakk’a ulaşmışlardır. Dikkat et! Bu makâmın sözünü eden çoktur, buna erenlerin sözle alâkası yoktur. Tefekkürden daha tefekküre, muhabbetten daha muhabbete, sevgiden daha sevgiye doğru ne yaparlar? Artık sadece zikredileni yâni Allah’ı düşünürler. Her şeye de nâil olurlar, bütün umduklarına nâil olurlar, ebedî rahmetlere mazhar olurlar buraya ulaşınca.

Bakın sevgili Peygamberimiz ne diyor? (Li meâllahi vaktün la yeseuni fihi melekün mukarrabün vela nebiyyün mürselün) benim Allah ile berâber bir vaktim vardır ki o vakitte bana ne mukarrep bir Melek nede gönderilmiş bir Peygamber hiçbirisi yanaşamaz buyurmuşlardır. İşte bizi Kur’an-ı Kerim kalbin zikri, bedenin zikri, dilin zikri Yüce Allah’ın sevgisiyle zikredilenle bizi ne yapıyor? Onun huzûruna, rızâsına puslatarak ulaştırıyor ve o bizi, himâyesine, korumasına alıyor. Artık seven, sevilen oluyorsun sen onu kulluk görevinle sevdiğin zaman onun sevdiği kul oluyorsun, seven ve sevilen oluyorsun. Hedef budur.

 

Kıymetli dostlarım!

 

Bedenle zikir tüm bedenin organları Allah’a olan görevini tam yapması, haramdan, günâhtan sakınması ibâdetlerini yerine getirmesidir. Bedenin zikri de bunlardır. Şükür ulaşan hissedilen nîmete karşılık saygı vazîfesidir. Ulaşan nîmetin hepsini yaratılış gâyesine uygun olarak harcamaktır. Zikir başlangıç, şükür sonuç olarak girift devam eder. İtâatle zikredin, rahmetimle zikredeyim Cenab-ı Hak öyle diyor. Sin bana zikredin itâatle zikredin bende sizi rahmetimle zikredeyim. Duâyla zikredin, kabûl ve ihsânla da ben sizi zikredeyim (ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ) Gâfir Sûresi (Mü’min) 60’ıncı âyet-i kerimesi. Övgü itâatle zikredin, övgü ve nîmetlerimle sizi zikredeyim diyor. Dünyâda beni zikredin, âhirette sizi zikredeyim, gizli yerlerde beni zikredin sizi sahrâlar da zikredeyim. Refâh ve rahatınızda beni zikredin belâ ve musîbet anında sizi zikredeyim diyor.

Dakika 1:05:10

İbâdetle zikredin yardımımla sizi zikredeyim diyor. Beni cihâdla zikredin hidâyetimle sizi zikredeyim diyor. Yâni cihâd edin diyor hidâyet bulursunuz o zaman benden diyor. Doğruluk samîmîyetle zikredin, kurtuluş ve tahsîsi artırmakla sizi zikredeyim. Tahsîs nedir? Lütfunu, keremini arttırıyor. İlâhlığımı kabûl ile zikredin sonunda rahmet ve kulluğa kabûl ile zikredeyim. Kulluğun başı zikir, sonu şükürdür. Zikrin içinde kulluğun tamâmı vardır. İşte şükürde yine mükâfatı netîcede almaktır. Allah’u Teâlâ’yı zikreden kişi aynı zamanda bütün kulluğunu yapan kişi Cenab-ı Hakk’ı zikretmiş olur. Allah Şekûr olduğu için karşılığını da hemen verecektir. Onun için değerli efendiler; biz şükreden, zikreden, Hamd eden kul olmak bizim aslî vazîfemizdir. Yine Yunus Sûresinin 10’uncu âyetinde (دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ) onun duâlarının sonu nedir? (الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ) diyor. Cenab-ı Hak mârifet ve bilgi ile şükredin diyor, bende nîmetim ile size uyum içinde zikredeyim. Mârifet ve bilgi ile şükretmek lâzım.

 

Şimdi kıymetli efendiler, mârifet ve bilgi ile buraya dikkat et! Bunlarla şükür mârifet Allah’ı iyi tanımaktır. Gerçek bilgi ise hak bilgidir. Kur’an’ı doğru bilmek lâzım. Şurada, burada yanlış yorumlayanlar, Sünnetin dışına çıkanlar bunlara dikkat etmen lâzım. Peygamber Efendimiz Kur’an’ın açıklanmasını Yüce Allah’tan almıştır. Ashâp bunu zapt etmiştir, bu rivâyet yoludur, rivâyet yolu muhâfaza edilerek dirâyet yoluna gidilir. Rivâyet yolu yok sayılarak dirâyet yapılırsa keyfi yorumlar ortaya çıkar. Onun için mârifet ve bilgiyle şükür de nîmet ile uyum içinde olacaktır. O zaman nîmetle aranda bir uyum meydâna gelir çünkü nîmetin sâhibini de bilirsin, bilmiş olursun. Her nefeste içli, dışlı iki nîmet vardır. Her nefeste hayat ve memâttan kurtulur yâni sana bir nefeste hayat verirken öbür nefese geçerken seni ölümden kurtarıyor. Yâni nefesini alamazsan ikinci nefesi öldün gitti. Her nefeste bir hayat bir ölümden kurtuluş demektir. Bir nefese en iki şükür vaciptir. Bunu düşün hiç unutma her nefese iki şükür lâzımdır.

„Mâ arafnâke Hakka mârifetike Ya Ma’rûf“

„Mâ abednâke Hakka ibâdetike Ya Ma’bûd”

Ne diyor seni gerçek mâhiyetinle bilip tanıyamadık. Sana lâyık olduğun şekilde kulluk yapamadık diyor.

Dakika 1:10:07

Aczini bil teslîm ol netîce aczini bilmektir. Çünkü âciz Kâdire hakkıyla bir defa kulluk yapamaz kusûrludur, eksiği vardır bunu bil gücün mahdûd olduğunu, âciz olduğunu bil, aczini itirâf et ve teslîm ol, aczi itirâf ona tam bir teslîmiyet olmalıdır. Hem de teslîm-i küllî ile bütün varlığınla Allah’a teslîm olacaksın. Zikrin eftâli (لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ) duânın eftâli (الْحَمْدُ للّه) , لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ (الْحَمْدُ للّه) buna devam et. Tam gayret sarf et, yardım dile imkân ve kâbiliyetini kullan, yâni sana ne imkân verildiyse bunu Allah için, Allah yolunda kullan. Tam zikir ile yardım dilersin. Kâbiliyetini sarf edersin, o zaman yardım alırsın. Âciz Kâdire tüm kulluğuyla bağlanır ve ebedî de âciz Kâdire ebedî muhtaçtır. Sonsuz kudret ve rahmetin içinde bekâya erersin Ey Müslüman! Sen âciz bir damla sudan yaratıldın. Ama bak seni Allah ebedî nîmetlerine ihsân etmek için İslam’ın rahmetiyle âleme tecellî etti. Sonsuz kudret ve sonsuz rahmetin içinde bekâya seni ne yapıyor? Ulaştırıyor benim ebedî nîmetlerimden faydalan diyor, mutlu ol diyor sen fânisin ama seni ebedî, ben yaşatacağım diyor ve  (إِيَّاكَ نَعْبُد) diye sen bu Yüce Rabbine tâbî cevâb vermek zorundasın. Allah’a biz إِيَّاكَ نَعْبُد  diye zâten söz verdik. Biz, biz ancak sana kulluk ederiz diye biz ona söz verdik. Günde 40 defa beş vakit namazda Elhâm okuyan bu sözünü tekrar ediyor. Dili bunu okuyup da yaşantısıyla Allah’a isyân eden, tekzîb eden kul görevini yapmış olmuyor.

Dakika 1:13:29

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 186 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}