Tefsir 30-01

30- Tefsir Ders 30 hayat veren nurun keşif notları

30- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 30

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾

 

Hayat veren şanlı Kur’an’ın hayat veren derslerine devam ediyoruz. Cenab-ı Hak hayat verenden dersini alan gerçek hayatı bulan iki cihânda mutlu olan Allah’ın ebedî ve ezelî rahmetlerine, inân ve ihsânına müstağrak olan kullarından eylesin.

İslam da ittihak, imtizâc yoktur, ama Allah’ın nîmetlerine gark olmak vardır. Zâten Cenab-ı Hak İslam ile âlemlere rahmetiyle tecellî etmiştir. İslam rahmettir bütün insanlığı tüm mahlûkatı kuşatmıştır. Sadece inkâr edenler dünyâda ana sermâyeyi kullanırlar tüketirler, mahşerde elleri boş kalır. O ebedî rahmeti rahim olan cenneti kaybederler. Ama Cenab-ı Hak ana sermâye olan Rahmeti Rahmanı herkese vermiştir. Bunu anlayan bilen kullarda  (اِيَّاكَ نَعْبُدُ) demişlerdir. Ne diyorlar? Rahmeti Rahmanı gören Rahman olan Rahim olan Allah’ı tanıyan ve bütün övme, övülmelerin tamâmının Allah’a âit olduğunu tanıyan ve bunu bilen kendisini nîmetin içinde bulan âlemlerin muktedir hükümdarına o kemâl sıfatlarla muttasıf olan, noksan sıfatlardan münezzeh olan cezâ gününün eşsiz hükümdarına ne yapmışlar? Bu gerçeği bilen kullar Hakk’ı tanıyan kullar  (اِيَّاكَ نَعْبُدُ) demişler. Ne diyorlar hem de sözleşmişler. Bunu 40 defada hatırda tutmak için; her namazın her rekâtında Elhâm-ı Şerif tekrar okunmaktadır. “Ancak biz, biz sana kulluk ederiz” diyoruz hep berâber. Sözümüzü tutalım, sözümüzün hükmünü yerine getirelim, gereğini yapalım. Yoksa kendimizi aldatmış oluruz. Allah’ı kimse aldatamayacağı açıktır öyleyse kendimizi aldatmayalım Rahmeti Rahmanın içinde kendimizi bulduk, ana sermâye Allah’ın rahmetidir. Bu ana sermâyeyi îmân ve İslam yolunda Allah’ın rızâsını kazanarak kullanırsak bize birde ebedî sermâyeyi de veriyor; Bu da Rahmeti Rahimdir, cennetidir, cemâlidir, tükenmez lütuflarıdır.

Îmân, İslam nîmetine ihsân mertebesinde zikre, şükür etmeye çalış. İçte ve dışta iki büyük düşmânla çarpışıp mutlak zaferi kazanmak zorundasın. Bunu unutma! İçte ve dışta iki büyük düşmânla çarpışıp mutlak zaferi kazanmak zorundasın kendini şer güçlere karşı savunup savaşmak, cihâd etmek zorundasın. Nedir bu; içte nefsin var dışında da Hakk’a karşı koyan şer güçler var ki; küfür, şirk, nifâk, zulüm işte bunlar hem enfüsî düşmânların hem de âfâkî düşmânların şeytânların var içte var dışta var ve seni şeytânlar kendi tarafına celb etmek, esîr etmek isterler. Ama esîr etmek içinde sana hürriyet vaad ederler.

Dakika 5:35

Çünkü şerde hürriyet olmaz. Şerre kişi kapılıp aldandığı zaman ki İslam’ın âlemleri kaplayan rahmetinin dışında kalmak şerde kalmaktır. Orası küfrün sahâsıdır, şirkin sahâsıdır; hem Allah’ın rahmetini yiyip de hem de şirkin, küfrün, şeytânların kutbunda kalmak, şer güçlerle berâber olmak işte her şeyi kaybetmektir. Burada hürriyet vaad ederler, insan hakları vaad ederler ve ben hayatımı yaşamak istiyorum derler, hayatını yaşa da derler. Gerçek hayat veren hayat tarzı İslam’ın hayat tarzıdır. Bu hayat tarzı yaratan Allah yarattığı kulun yükselmesini ve nasıl yaşamasının gerektiğini yâni hayat veren hayat tarzını Cenab-ı Hak İslam nizâmını İslam rûhuna Müslümanın ve bütün insanlığın ruhlarına, kalplerine yükselten değerleri, hayat veren değerleri, gerçek hayat tarzını böylece ortaya koymuştur. Bunu kabûl etmeyip de ben hayatımı yaşayacağım diyen hayatlar ve bu rahmetin dışında kalan şeytânî kutbun şer güçlerin içinde sana aldatmaca olarak hürriyet vaad etmeleri, küfrün içinde küfre mahkûm olmak vardır. Ora da hürriyet olmaz. Hürriyet îmândadır îmân Allah’u Teâlâ’ya tamâmen Allah’a istinâd ettiği için bütün varlığıyla Allah’a teslîm olduğu için Allah’ın hükümranlığını ve onun nizâmını kabûl ettiği için burada hürriyetin kefîli hürriyeti sana veren, seni yaratandır. Başkası hürriyete kefîl olamaz. Hür değil ki hiç birisi nasıl sana hürriyet verecektir? Hür olmak için bir defa Allah’ın emrinde olacaksın. Bütün mahlûkata hürriyetini, istiklâlini, bağımsızlığını ilân edeceksin bu Allah’ın hükümranlığını tanımadan bu olmaz. Burayı eğer insanoğlu iyice anlasaydı îmânın, hakkın, hakîkatin dışında kalanların bâtıla mahkûm ve esîr olduklarını bilirlerdi. Rûhunu, nefsini terbiye edip sabrı kazanacaksın. Sabır her başarının başıdır. Îmândan sonra ilmin, ahlâkın ve yolun başı sabırdır. Yaratılanlar terbiye kânûnuna tâbîdirler. Terbiye kânûnuyla Yüce Allah’ın rubûbiyeti ile yaratılmıştır her şey zamana bağlıdırlar zaman peş peşe yavaş yavaş olmak demektir her şeyi bir anda istemek hiçbir şey istememektir. Yaşamak dahî sabırla olur. Sabrın gücü, îmânın gücüne bağlıdır, îmânın gücü hayat veren değerleri elbette yerli yerince anlamak kavramaya bağlıdır.

Dakika 10:00

Kur’an hayat veren gerçek ilim ve bilimdir çünkü Vahy-i İlâhî’dir îmân gücünü bu Vahy-i İlâhî’den alır. Sabırda gücünü îmândan alır. Acılara sabır edip güzel sonuç beklemek acı ilaçlarla tedâvi olmak gibidir. Hayatın bazen de imtihân olarak acı yönleri vardır. İşte orda tahammül zahmetlere göğüslemek, acılara sabır edip güzel sonuç beklemek, acı ilaçlarla tedâvi olmak gibidir. Yâni bu hayat veren İlâhî nizâm seni orada da tedâvî eder, orada da senin sabrının yanın da Allah’ın yardımı, lütfu keremi ortaya çıkar. Lütuflu sabırlar vardır sen bilirsin veyâ bilemezsin Allah’ın lütfuyla, keremiyle sabırlar çok çok kolay olurlar. Lütufsuz sabır daha zahmetli bir sabırdır. Belki de bazen helâkına sebep olan lütufsuz sabırlar vardır sabır edemeyeceğinde helâkına da sebep olabilir. Bunun için sabır ederken de teslîm-i küllî ile Allah’a teslîm olarak (وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ) ‘’Ancak senden yardım bekleriz’’ diyerek kulluğunu yaparak ondan yardım istersen işte lütuflu sabırlar ortaya çıkar, imtihân kolaylıkla başarılmış olur. Şehvetten, haram lezzetten korunup kötü sonuçtan kurtulmak da zehirli tatlılardan korunmak gibidir. Buraya dikkat et! Şehvetten, haram lezzetten korunup kötü sonuçtan kurtulmak da zehirli tatlılardan korunmak gibidir. Tatlı tatlıdır tadı var ama zehirlidir. Şehvette böyledir, haram lezzetlerde böyledir, bunlar hep zehirlidir bunlarda da korunmak zorundasın. Onun tadına aldanma içi zehirli, her haram her günâh böyledir. Helâlin kıymetini bil çünkü helâlin uçsuz bucaksız sayısı çok haramın sayısı mahdûd’dür. Bunca helâlleri bunca meşrû nîmetleri bırakıp da harama gitmek aklın, iz’ânın, vicdânın, îmân ve Kur’an’ın bir defa sana verdiği değerlere ters düşer. Bâzı durumlarda sabır meşrû değildir. Âcilen savunma durumunda hayatı fedâ etmek bile vâcib olur oradaki sabır farklıdır. Yâni bu durumu da iyi anlamak lâzım, bâzı durumlarda sabır meşrû değildir diyor ama başka sabır ortaya çıkıyor. Nedir o; âcilen savunma bu da başka bir sabır âcilen savunma gerektiriyor öyle bir durumda hayatı fedâ etmek bile vâcib olur. Bak burada hayatı fedâ etmek de ayrı bir sabırdır. Demek ki; ortam değişince şartlar değişince sabrın niteliği de vasıfları da değişmektedir. Bu sabırsızlık değil burada bu başka bir cihâd sabrı ortaya çıkmaktadır.

Kul ile Mâbûdun buluşma meclisi namaz ve câmidir. Dikkat et! Kul ile Mâbûdun Mâbûd kim? İbâdet ettiğimiz Allah’u Teâlâ. İşte kul ile Mâbûdun, Rabbimizin huzûrunda buluşma meclisi namaz ve câmidir. Günde 5 defa Allah’ın huzûruna çıkmak demek Mirâca yükselmek demektir.

Dakika 15:20

Çünkü Yüce Allah seni huzûruna kabûl ediyor, onun kabûl edeceği ihlâslı namazı kıldığın zaman seni o Mirâca yükselten ve sana o yüksekliği lütfeden Yüce Allah sana nice lütuflarda bulunuyor. Huzûruna alırda seni boş çevirir mi? Yüce mi en eşsiz yücenin huzûrundasın. Eğer doğru edep ve terbiyen ile derin gerçek saygın ve itâat ve tâatinle, itâat ve tâat kurallarına riâyet ederek Allah’ın huzûrunda durduğun zaman işte o huzûr da sana nice bahşişlerin geleceğini, lütufların sana ulaşacağını, nice lütuflarla döneceğini unutma. Bütün evliyâlar derler ki; “Edep ile geliş, lütuf ile dönüş derler.” Allah’ın huzûruna edep ile derin saygıyla gel lütufla dön. İşte namaz bunlardan birisidir.

Kıymetli efendiler!

Câmilerde Yüce Allah’ın huzûrunda o (نَعْبُدُ)’deki biz mefhûmunun, cemâat olmanın, birlik ve bütünlük olmanın birlikte Allah’ın huzûrunda onun emrine hazır olan bir ordu olmanın gereğidir câmii Allah’ın huzûrunda toplanma yeridir. Demek ki; Allah’ın huzûrunda Ümmet-i Muhammed’in, cemâatin toplanması Huzûr-u İlâhî de Allah’ın huzûrunda hazır ol vaziyete geçip tekmîl vermektir. Nedir? Emrine birlikte hazırız demektir. Bu şekil olarak değil, yatma kalma şeklinde değil, rûhun kalbin Kur’an’la birleşmesiyle Cenab-ı Hakk’ın emirinde bulunabilmektir. Bir ve bütün olarak, tek yürek, tek bilek olarak namaz; ibâdetlerin başı, kulun Mirâc’ı, niyâzı, zikri, şükrü, İlâhî yardımın celbidir. Allah’tan yardım namaz sâyesinde celb edilir yâni o kapıdan, rahmet kapısından Cenab-ı Hak’tan nedir? İstemeyi bilmedir namazla istemektir. Ona kulluk görevini yaparak, ibâdet ve tâatini yerine getirerek gerçek saygı, edep ve terbiye ile ondan istemektir. Rûhun düzeni, bedenin intizâmı, ümmetin teşkilâtıdır namaz ve câmii bunu unutma! Bu kelimeleri kalbinin köşesinde tapu olarak tut hiç mi hiç unutma! Sık sık da onu oku! (ve cuulet gurreti ıni fıssâlâti) ne diyor; namaz göz aydınlığın kılındı diyor. Kim diyor bunu? Hz. Muhammed (S.A.V) Neseî’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz böyle buyurdular. Kimde sabır varsa ona gurbetin tecellîsi vardır buyurdular. Burayı unutmamak için tekrar ediyorum namaz ibâdetlerin başı, kulun Mirâc’ı, niyâzı, zikri, şükrü İlâhî yardımın celbidir. Yâni Allah’ın yardımı namaz sâyesinde sana o vesile ile gelir Cenab-ı Hakk’ın yardımını celb eder zararı da def eder.

Dakika 20:13

Cenab-ı Hak kuluna lütuflarda, bahşişlerde ve günâhını affetmek için bahâne aramaktadır. Namaz bunların başında gelenlerden birisidir. Cihâd ve namaz îmândan sonra, rûhun düzeni bedenin intizâmıdır namaz ümmetin taşkîlâtıdır namaz, câmii, cemâat. Onun için ümmet tam bir cemâattir. Cemâatler cemâati ümmetin bütünlüğüdür ve bu câmilerdeki cemâatlerin tümü Beytullah’ın şûbesidir, merkez Beytullah’dır. İşte bu bütün câmilerin cemâati ise ümmetin tamâmını teşkil eder. Aynı gâye, aynı inanç, gâye, tasada aynı sevinç de aynı, gâye de aynı inancı taşıyan bir topluluk ki ümmet topluluğu bu bir ve bütün olduğu zaman insanlığın tamâmı neler kazanacak tüm insanlar kurtulacaktır. Niçin? Ümmet dâimâ merhametle insanlığı kucaklar, îmânı hak ve hakîkati hayat veren değerleri insanlara takdîm eder İlâhî sosyal adâleti uygular da onun için.

Ümmetten korkanlar aslında dünyâya barışın gelmesini istemiyorlar. Niçin? İslam ve millet birliğinden korkuyorlar. Ümmet birliği, İslam birliği Allah’ın merhametinin âlemi kuşatması demektir. Çünkü Müslüman kendi kafasına göre hareket edemez, İlâhî kânûnları uygular. İlâhî kânûnlar ise tam bir adâlet, tam bir merhamet, tam bir Allah’ın rahmetidir.

O zaman bu İslam ümmetinden neden korkuyorlar? Burada İslam ümmetinden korkmak birkaç sebebi vardır. Birincisi İslam’ı ve İslam ümmetini bilmemek cehâlet. İkincisi küfür îmândan sürekli korkar, üçüncüsü de dünyâyı sömürenler bu sosyal adâletten ve merhametten yana değildirler. Çünkü İslam tam bir adâlet, tam bir merhamettir, kimsenin hakkını kimseye yedirmez. Dengeleri sağlar fakir ve zengin arasında ki o eşitsizliği giderir, tam bir adâlet dengesi sağlanır. Dünyâyı sömürenler buna râzı olmazlar, bunun bir sebebi de şirktir. İslam dîni Tevhîd dînidir. Allah’ın birliğinde ve onun birliğinde bir birliktir, Tevhîd birliğidir. Şirk ise Allah’ın birliğini kabûl etmez, Allah’ın hükümdarlığını da kabûl etmez. Birçok kendine hükümdarlar bulmuştur birçok hükümdarların egemenliğini de kabûl etmiştir. Onun için şirk; Allah’ın tevhîd birliğine, ümmet birliğine karşı şirk rahatsız olur kabûl etmez. Tevhitle şirk birbirine şiddetle karşıdır. Ümmet birliğinden, İslam birliğinden korkmanın, çekinmenin sebeplerinden biri de şirk dir, biride nifâktır. Nifâk dışından adam Müslüman görünür iç dünyâsında her kötülük bulunur.

Dakika 25:04

Bunlar ise Müslümanla uyum sağlaması mümkün olmaz bunlar küfrün yanına giderler ondan yana olurlar, Müslümanın îmânının yanına gelir ondan görünürler. Fakat anlaştıkları ve tanıştıkları, kafadar oldukları kutup ise küfür tarafıdır. Küfürle anlaşırlar, şirkle anlaşırlar münâfıklar ama îmânla, tevhîd ile anlaşamazlar. İşte İslam ve îmân birliğine, ümmetin birliğine karşı çıkmalarının sebeplerinden biriside budur. Daha birçok sosyolojik psikolojik birçok sebepler sayılabilir ama asıl kök sebepler bunlardır.

 

Kıymetli efendiler!

 

Burada bütün insanlığı kucaklayan bir merhamet var bu İslam’ın merhametidir. İslam ise Allah’ın merhametidir, yine İslam tamâmen Allah’ın rahmeti ve sosyal adâletidir ve İlâhî ilimler üstü ilim, bilimler üstü bilimdir. Çünkü Vahy-i İlâhî’dir.

Allah’ın yardımı sabırlı cemâat üzerinedir. Bunu Müslümanlar iyi anlayıp dinlemesi gerekmektedir. Müslümanları bölüp parçalayan nedir? Allah’ın bu yardımından mahrûm eden nedir? Bak Allah’ın yardımı sabırlı cemâat üzerinedir. O cemâat hak üzere hakîkat üzere olacak safsatadan uzak duracak Vahy-i İlâhî hayat veren Kur’an-ı Kerim’i kitâbî âyetleri iyi keşif etmiş iyi anlamış olarak olacak.  Kevnî âyetlere karşıda ne yapacak? Kâşif durumda olacaktır.

Bunun için kıymetli efendiler! Allah’ın yardımı sabırlı cemâat üzerinedir. Sabırlı cemâat İslam’ı tam bilen yaşayan Allah’ın emrinde “Lebbeyk” diyen cemâattir. Onların dostu Allah’u Teâlâ işte bu cemâatin dostudur, velisidir. İlâhî yardım onların yanında dolaşır.

Şimdi Yüce Allah’ı hatırda tutmak için bakın zikir kelimesi üzerinde biraz daha duralım daha önce önemli bilgiler takdîm etmeye çalıştık. Çünkü sohbetimiz gerçek hayat veren nizâmın değerleriyle ilgili hayat veren sohbet olmasını diliyoruz. Zikir vücuh bir kelimedir, zü-vücuh aynı kelimenin farklı keyfiyet ifâde etmesidir. Nezâir farklı kelimelerin aynı mânâyı ifâde etmesidir. Mesela kıyâmetin isimleri gibi birçok kıyâmetin ismi vardır ama aynı mânâyı ifâde ederler. Zikir ise zü-vücuh kelime olduğu için birçok anlamı bulunmaktadır. Bir kelimenin birçok anlamı zikir unutmanın, gafletin zıttıdır. Neyi unutmayacağız? Neden gaflet etmeyeceğiz? Allah’tan ve onun emirlerinden gaflet etmeyeceğiz, unutmayacağız işte zikrin aslı buraya dayanıyor.

Hatırlayıp gereğini yapmak; işte zikrin bur da bize yüklediği durum budur. Kur’an-ı Kerimin bir adı zikirdir. اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ Kur’an-ı Kerimi biz indirdik zikir olan Kur’an-ı biz indirdik onu muhafaza edende biziz diyor Cenab-ı Hak bunun için 14 mânâda kullanılmıştır.

Dakika 30:18

Zikir kelimesi 14 farklı yerde kullanılmıştır ama14’ün tamâmı da onun içinde vardır 14’ü toplayıp iki kelimeyle de özetleyebilirsiniz. Birincisi Allah’ın indirdiğini bilen, gereğini yapandır. İşte bak Allah neyi indirdi? Kur’an-ı Kerim’i. Kur’an’la neyi ortaya koydu? İslam’ı, burada işte indirdiğini bilen yâni Kur’an’ı bileceksin gereğini yerine getireceksin. Esâs özet bur da toplanmaktadır bütün mânâlar. İhlâs ve ihsân’ı kazanmak zikirdir. Bak ihlâs ve ihsân’ı kazanmak. İhlâs nedir? Her yaptığını Allah için yapmak, ihsân’ı kazanmak Allah’ın lütuflarına mazhar olmak ve Allah’ın seni gördüğünü unutmamak, Allah’ı görüyor gibi ona ibâdet etmek. Bak zikrin bundan da kapsamından olan mânâlar ve rûhuyla ilgili mânâlar bunlar kalbi hevâ’dan, şehvetten, küfür, şirk, nifâktan, tüm kötülüklerden korumak için zikir çâredir. Bakın zikrin bir bur da ki koruma olan çâre olan tarafı da koruması kalbi hevâ’dan, kötü arzulardan, şehvetten, küfürden, şirk, küfür, nifâk, tüm kötülüklerden korumak için zikir çâredir. Yâni Kur’an’ı bileceksin, onun hükmüne göre hareket edeceksin yoksa sadece سبحان الله , الحمد لله , الله أكبر dedin, Allah’ın diğer isimlerini andın bu tesbih dir. Zikir bir defa İslam’ı Kur’an-ı Kerim’i bilmek demektir, hatırda tutmak unutmamak demektir. Öbürleri ise tesbihtir. Zikrin sahâsıyla teşbihi karıştırmamak lâzım tesbih zikrin içinde bir cüzdür. Hattâ nâfile olan bir cüzdür. Ama zikir, farz, vâcib, sünnet, müstahak gibi dereceleri vardır. Kur’an-ı Kerim’in içindeki farzı emreden âyetler olduğu gibi ve fazîleti emreden âyetler olduğu gibi zikir İslam’ın tümünü yerli yerince Fıkhıyla berâber bilmektir.

Kalp îmânın küfrün merkezi îmân yoksa küfür, küfür yoksa îmân aklın, ilmin, rûhun, şüphenin, vesvesenin de mahallîdir. Dikkat et! Kalp eğer îmân ve İslam, Kur’an ile dolduramazsan küfrün merkezi olmaktadır. Ve yine de aklın, ilmin, şüphenin, vesvesenin de mahallîdir. O zaman ne yapacaksın? Küfür senin kalbine yaklaşamayacak, aynı zamanda şüphe yaklaşamayacak, vesvese ret olunacak. Akıl, ilim ne yapacak? Senin rûhunda sentez oluşturacak. Vesvese kovulmuş, şüphe ret edilmiş, küfür yaklaşamaz hâle gelecek bunun için kalp îmânın, aklın, ilmin, rûhun ve feyizlerin merkezi olmak zorundadır ki buraya Kur’an mânâsıyla, îmân ve ilim irfânıyla, Sâlih Amelleriyle bir defa kalp bu şekilde merkez olmalıdır.

Dakika 35:18

Kalp rüzgâr önünde kuş tüyü gibi değişkendir. Bunu mutmain hâle, huzûrlu hâle telvin’den telkîne ulaştırmak için bir defa tam zikir kalbe yerleşmelidir. Zikrin en başta gelen hükmü Îmân-ı Kâmil’dir, gerçek îmândır ve Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamaktır. İlimle o îmânı takviye etmektir kalbin merkezinde ve artık inandığın ilkeleri bir, bir yaşamakla kalp mutmain olur, temkine ulaşır.

Cenab-ı Hak Ra’d Sûresinin 28’inci âyetinde الذين آمنوا وتطمئن قلوبهم

Bunlar îmân edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzûr bulur. Yâni zikirle huzûr bulur, işte zikrin ne gibi anlamlara geldiklerini de anlatmaya çalışmaktayız.

Yine bak Cenab-ı Hak Nahl Sûresinin 43’üncü âyetinde de hiç unutmayacağımız bir bize emri fermânını duyurmaktadır.  فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ  eğer bilmiyorsanız zikir  ehline sorunuz diyor.  Zikir ehli Kur’an ehlidir, İslam’ı bilen, ehliyet sâhibi âlimlerimizdir ki başta Müçtehitler gelir ondan önce sahâbeler, sahâbeden önce Peygamberimiz gelir. Zâten Peygamberimiz de bunun tamâmını Cenab-ı Hak’tan almıştır. Öyle ise bugün aramızda en azından Kur’an’ı, Sünneti, İcma’yı, Kıyası, Müçtehitlerin içtihatlarını bile, bilen bir âlimle biz berâber olmalıyız, bilmediklerimizi bir, bir ondan onlardan sormalıyız.

İmâm-ı Zerkeşî- cilt 1 sayfa 113’de Suyûtî Âsım Efendi, İbn-i Arabî, Molla Hüsrev Mu’cemu’l Tefâsir de bunlar bu kaynaklar da zikre böyle rastlamaktayız. Mecmuat-ut Tefâsir de, Müzemmil Sûresi 8’inci âyetinde Cenab-ı Hak  وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا ﴿٨﴾  tüm varlığınla Allah’a yönel diyor ve onu zikir et, onun Rabbinin ismini zikir et, bütün varlığınla ve ona yönel. Yine Ankebut Sûresinin 45’inci âyeti kerimesinde وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ    وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ Ahzâb Sûresi 35’inci âyette de Allah’ı zikir en büyüktür diyor ve zikreden Allah’ı zikreden erkekler ve kadınlar övülüyor. Unutma dersin sonu başını unutturmamalı bunun içinde tekrar tekrar bu hayat veren dersleri iyice kalbe not etmelidir. Ne diyor; zikri unutma zikir Kur’an-ı Kerim’i İslam-ı bilmek, yaşamak ve unutmamaktır. Farzından, vâcibinden tut sünnetinden müstehâbına kadar haram ve günâhların tümünden kaçırarak, itâat etmek, itâatin kurallarını bilmek zikirdir. İsyân etmemek isyânın ne olduğunu bilmek yine zikirdir.

Dakika 40:20

İlim A’dan Z’ye hakîkî ilim, hayat veren Kur’an’ın ilimleri zikirdir, en başta gelende en fazîletlisi de ilimdir, îmândır. Onun yanında da Amel-i Sâlihler devam eder. Şimdi dereceler bulunmaktadır.  وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ ﴿٤٥   Allah’ı zikret hem de pek çok zikret umulur ki felâha ulaşırsınız. Demek ki; İslam-ı bilmek, unutmamak, yaşamak felâhtır, necahtır ebedî ilelebet kurtuluş dur. Bunun dereceleri ise burada zikrin dereceleridir. İlmel yakîn bir defa hak ilimler elde edilmiş olmalıdır. İlmi zarûrî delîlleriyle berâber elde edilmesine ilmel yakîn denir. İşte zikrin 1’inci derecesi burasıdır. 2’ncisi aynel yakîn ’dir. Senin ilmel yakîn kalp gözünü açar kalbinde o nûr parlar o nûrla bakış başlar, firaset nûrları tezâhür eder, Hakkal yakîn artık tamâmen gerçekler sana yakînen tecellî eder. Bir misâlle açıklamak istersek şimdi denizi görmen karşıdan bu bir ilmel yakîn‘dir. Gidip gemiye binmen aynel yakîn‘dir. Artık denize açılıp ummana doğru gitmen de Hakkal yakîne bir misâl olabilir. Tabî Fenâ-fillah Bekâ-Billah gibi dereceler kullanılmıştır. Fenâ-fillah demek kötülüklerden sıyrılıp çıkmak ve güzel sıfatlarla tamâmen sıfatlanmaktır. Güzel sıfatlarla sıfatlandığın zaman hak olan İslam’ın hayat veren yüce değerleri ile donandığın zaman işte Allah’ın ebedî lütuflarına mazhar olduğun zaman Bekâ-Billah’a ulaşıyorsun. Yüce Allah’ta onun emirleri İslam’ın içerisinde kötülüklerden tamâmen arınmış oluyor. Güzel vasıflarla donanmış oluyorsun işte Fenâ-fillah Bekâ-Billah’ın meşrû olarak bizim Ehl-i Sünnet mutasavviflerinin verdiği mânâ budur. Yoksa Allah’ın zâtında kaybolmak ittihâd, imtizâc bunlar şirk ’dir. Hulûl, Tenasül bunlar Şirk ’dir. Vahdeti Vücut bütün kâinat âlimleri Allah’la bütünleştirmek ve hepsini bir varlık kabûl etmek, taşa toprağa İlahlık vermek bunlar şirktir.

Bunun için Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat anlayışı, itikâd, îmân anlayışı Akâîd anlayışına bir defa sahip olmalı ilmi kelâm işte bunun için bir ekol olarak en güzel çalışmalarını yapmışlar. Ve Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat olan İslam îmânının bir defa korunması için, gerçeklerle donanması için, hurâfelerden şirklerden de kurtulması için kelam âlimlerimiz her dalda olduğu gibi onlarda bu dalda çok güzel çalışmışlardır.

Dakika 45:02

Allah hangi ilim dalı olursa olsun İslam’ın bütün ilim dallarında çok faydalı bilimde emeği geçen îmânlı her âlime Allah kandım deyinceye kadar Rahmet eylesin, mağfiret eylesin. Tabî burada İmâm-ı Âzâm’lar (Rahmetullâhi Aleyhi ve Mağfiratüh) İmâm-ı Mâlikler ve Şâfiîler Hanbelîler gibi (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn ve Mağfiratüh) bunlar tabî başı çekmektedirler. Bunlar müçtehit âlimlerimizdirler. Allah’ın Rahmeti Allah’ın mağfireti üzerlerinden eksik olamasın.

 

Kıymetli dostum!

 

Netice şudur; İslam’ı öğren onu yaşa şerîat, tarîkat, İlâhî muhabbet, mârifet, hakîkat hepsi İslam’dır. İslam’ın içeriğidir. Bunun içinde tabii ki İlkokullar, Ortaokullar, Liseler, Üniversiteler; Fakülteler olduğu gibi İslam’ın da başlangıcından tâ zirvesine kadar tedrîci olarak bunlar İslam’ın içindeki kul çalıştıkça alabileceği derecelerdir. Bunun başlangıcı İslam’ı öğrenmek, onu yaşamak, şerîatı elde etmek ve tarîkatı zâten şerîatın içinde tarîkat İlâhî muhabbet yine bunun içeriğinde mârifet yine burada hakîkat yine burada hepsinin adı İslam.

 

Kıymetli dostlarım!

 

Allah’ı anmak ibâdetlerin en büyüğüdür. O da Kur’an ve namaz ile başlar çünkü namaz öyle bir ibâdettir ki hem Mirâç’tır hem de Kur’an ile seni günde 5 defa Kur’an ile de tanıştırır. Kur’an okumadan biliyorsunuz namaz kılınmıyor. Elhâm’sız namaz olmaz demiş Peygamberimiz bir hadis-i şerifte bu bâzı müçtehitler bunu farz kabûl etmişler, Hanefîler vâcib kabûl etmişlerdir. Diğer mezheplerde zâten vâcib yoktur. Onun için burada dikkat edilirse zamlı sûre okuyoruz Elhâm’dan sonra niçin okuyoruz? İşte Kur’an ile tanışmak, içini anlamak, unutmamak, gerçek zikri sağlamak için yapılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’i A’dan Z’ye anlamaya çalış, nefsini Kur’an’ı mânâsıyla kuşat, nefsine tapma, nefsini Allah’a kulluk ettir, İbâdet ettir, nefsin Allah’a itâat etsin yoksa nefis ile iblîs birleşirse seni perişân ederler.

Enfâl Sûresi 45’inci âyet-i kerimede, Ankebut Sûresi 45’inci âyet-i kerimede bu gibi bize haberler, gerçekler duyurulmaktadır. Allah’ı seven bana tâbî olsun Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’e öyle diyor. Ne diyor?  İmrân Sûresinin 31’inci âyetinde ve 104’üncü âyet-i kerimesinde, 110’uncu âyet-i kerimesinde buna işâret ediyor. Sizden bana tâbî olsun Allah’ı seven diyor. Dikkat edin! Kime tâbî olacak? Hz. Muhammed’e tâbî olacak bunu Allah söylüyor. Hz. Muhammed’e tâbî olacaksın Muhammed şerîatı o uyguladı, İslamiyet’i o teblîğ etti, o insanlara İslami yaşantıyı tamâmen ne yaptı? Örneğini gösterdi ve tam bir İslam devleti kurdu ve onun kânûn ve kurallarını tatbik eyledi.

Dakika 50:10

Onun için Cenab-ı Hak Allah’ı seven bana tâbî olsun de insanlık âlemine diye Hz. Muhammed’e söyle insanlara eğer Allah’ı sevdiklerini söylüyorlarsa bana tâbî olsunlar de. Yâni Hz. Muhammed’e Cenab-ı Hak herkes tâbî olsun diyor açıkça bunu unutmamalıdır. Hz. Muhammed İslam dînini insanlara o teblîğ etmiş, o uygulamış Hz. Muhammed’in anladığı İslam’ı anlayacağız, inandığı îmânla îmân edeceğiz. Onun verdiği öğütleri sıkı sıkıya yerine getireceğiz. Onun ortaya koyduğu İslam şerîatını kıyâmete kadar uygulayacağız.

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emir edip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun işte kurtulanlar onlardır” diyor Cenab-ı Hak bu da âyet-i kerime.

“Siz en hayırlı ümmetsiniz îmân ile iyiliği emir eder kötülükten men edersiniz” bakın en hayırlı ümmetin özelliğine bakın iyiliği emir etmek gerçek îmânla îmân etmek ve kötülükten men etmektir bu Ümmet-i Muhammed’in aslî görevidir. Sizin en hayırlınız diyor bak bütün ümmetlerin en hayırlısı da bunu yaparsanız sizsiniz diyor. Bunu bizim ecdâdımız yaparak geldiler yaparak da gitmemiz gerekiyor.

Cenab-ı Hak bakın insanlık âlemine Kur’an ile İlâhî kitaplarla nasıl mesaj veriyor     النَّاسَ جَمِيعًا مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَل  bir insan diyor bir nefsi, bir canı bakın haksız yere öldürdüğü zaman yeryüzünde bir fesâdı yok bir suçu yok böyle bir durumda öldürdüğü zaman bir canı diyor bir nefsi bütün insanlığı öldürmüş gibidir diyor. Bir hayat kurtardığı zamanda bir can kurtardığı zamanda bütün insanlığı kurtarmış gibidir diyor. İslam işte budur. Bir tek cana bile haksız olarak cana kıyılmasına kesin olarak müsaade etmez, yalnız adâleti uygular. Adâlet de kulun uydurduğu kanunlar değil Allah’ın ortaya koyduğu hükümlerdir. Buna göre adâlet edilir. İşte şerîatın kestiği parmak acımaz denilen şerîat işte Allah’ın hükümleridir, İlâhî adâlettir, onun tecellîsidir.

Bunun için kıymetli efendiler, Rabbimize bütün varlığımızla bağlanmalı, yalvarmalı, her hâlimizle duâ etmelidir. (Allahümmekfeniha bimâ şitte) Peygamberimizin duâlarından birisidir sürekli zulüm eden, Hak’tan hakîkatten nasîbi olmayan bâzı insanlara Cenab-ı Hak metinin îcâbı Peygamberimizin böyle duâ ettikleri rivâyet olunmuştur. Çünkü kalbi mühürlü, zulümde ısrârlı hidâyet dışında insanlar bulunmaktadır.

Dakika 55:00

Keşke onlar olmasaydı ama onlar o yolu seçmişler küfürleri de içlerine mühür olarak basılmış. Peygamberimiz bu duâsında ne diyor; Yârabbi bu kişiye diyor sen istediğin gibi bu bana karşı bunun şerrinden beni sen istediğin gibi kurtarmaya kâfisin diyor. Bunun için Peygamber efendimizin duâlarından biridir. Bu duâyı yaptığı zaman o kişi Peygamberimize azılı olan düşmân olan kişi elbette ki Allah’ın bir belâsına rastlamış yıldırım düşmüş tepesine rivâyetlere göre ve bir başkaları da başka şekillerde helak olmuşlardır. Çünkü duâ mü’minin dâimâ kılıcıdır, kalkanıdır. Duâ Allah’ın himâyesinde olmayı istemek Allah’tan yardım kurtuluş istemektir. Arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak’ka arz etmektir. Bütün saygı içerisinde ve meşrûiyet içinde kalarak وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاء وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ ﴿١٣﴾  işte gökler gürlerken, yıldırımlar düşerken yapılacak duâlardan biriside budur. Hem âyet hem duâdır. Bir kısmı âyet bir kısmı da duâ bulanmaktadır.

İbrâhim (AS.) duâsı: (Feceal efidedeten minennâsî tehvi ileyhim verzukhüm minessemarâti leallehüm yeşkürün) Burada bütün insanlığın gönlünün Kâbe’ye yöneltilmesini ve dünyâdaki nîmetlerin Kâbe’yi Şerif’te de Harem-i Şerif ‘te de bulunmasını, oradakilerinde bu nîmetlerden faydalanmasını isteyen bir duâdır ve duâsı kabûl olmuş. Cenab-ı Hak bütün dünyâdaki nîmetler Harem-i Şerif de Mekke de, Kâbe’yi Şerif de, Medine de bulunmaktadır. Tabii ki yeryüzünün en hayırlı merkezi hem dünyânın merkezi hem de en hayırlı olan beldesi ve şehri ve şehir içerisindeki kutsal yeri Beytullâh ve Medine de Hz. Muhammed’in ravzası’dır. (S.A.V) onun için bütün rahmetler bereketler oralara iner ve Beytullah’tan ve Peygamberimizin ravzasından âlemlere dağılır. Çünkü Peygamberimizde kesin âyetlerle biliyorsunuz ki rahmet Peygamberidir.

Şimdi Şira: önceki şerîatlar özel İlâhî hükümlere Şira şerîat denmektedir. Mâide Sûresi 48’inci âyete baktığınız zaman görürsünüz. Minhâc: İslam dînidir, İslam şerîatı, İslam’ın nûrudur. Geçmiş şerîatları bünyesine almış, hükmünü kaldıracakları kaldırmış, yenilenmesi lâzım gelenlerin tümünü yenilemiştir. Kur’an-ı Kerim baştan sona şifâdır, İşte hayat veren kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Bütün âyetler şifâdır, rahmettir, hidâyettir. Ölümsüz hayata seni hazırlar. Allah’ın lütfu ile onun izniyle onun keremiyle.

Bakın; Kur’an-ı Kerim’in şifâ olduğunu bildiren bâzı âyetlerden size not vereyim.

Dakika 1:00:06

Tevbe Sûresi 14’üncü âyeti kerimede وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ ﴿١٤﴾ ne diyor; mü’min kavimlerin sürûrlarına, göğüslerine Kur’an-ı Kerim şifâ verir diyor.

Yunus Sûresi 57’nci âyetinde يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ﴿٥٧﴾  burada da Ey diyor insanlar! Bak burada bütün insanlara hitâb ediyor. Size bir diyor size öğüt Allah’ın vaazı nasîhati geldi, Allah’tan öğüt geldi, bu sizin Rabbiniz ’den gelen öğüttür ki bu Kur’an’ın kendisidir. (وَشِفَاء) şifâ geldi. Kimin için? ( وَشِفَاء) bütün göğüslere şifâ vermesi için şifâ geldi. Yâni Kur’an şifâdır bütün göğüslere şifâdır.( وَهُدًى)  hidâyettir. (وَرَحْمَةٌ ) rahmettir. Ama kime? Önce bütün insanlara dedi fakat لِّلْمُؤْمِنِينَ  îmân edenler için îmân etmeyenler bu şifâyı kabûl etmediler. Bu rahmeti kabûl etmediler. Allah’ın öğüdünü, Allah’ın nasîhatini Allah’ın beşîr ve nezîr olan emirlerini dinlemediler. O zaman hidâyetten de rahmetten de şifadan da o vaazı nasîhatin hayat veren yüce değerinden füyûzâtından da mahrûm kaldılar. Kim mahrûm kalmadı? Mü’minler kazandı mü’minler için işte bu kitap göğüslerde şifâ, hidâyet, rahmet Allah’tan Rabbinizden tam bir öğüttür vaazı nasîhattir. Bu kul nasîhati değil Kur’an bu Allah’ın nasîhatidir.

Yine Nahl Sûresinin 69’uncu âyetinde يَخْرُجُ مِن بُطُونِهَا شَرَابٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاء لِلنَّاسِ   Cenab-ı Hak ne diyor; يَخْرُجُ مِن بُطُونِهَا onun karnından çıkar. Ne çıkar? شَرَابٌ şarap مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ  renkleri çeşit çeşittir. فِيهِ onda شِفَاء  şifâ vardır لِلنَّاسِ insanlar için. Yine Kur’an-ı Kerim’in bu âyeti şifâyı bildirirken bal arısının karnından çıkan balın da şifâ olduğunu açıkça beyân etmektedir. Demek ki; Kur’an A’dan Z’ye şifâ iken birde Allah’u Teâlâ’nın nîmetleri içerisinde bal da şifâdır.

(وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ)  Bur dada ne diyor Cenab-ı Hak Şuarâ Sûresi 80’inci âyetinde, Fussilet Sûresinin 44’üncü âyetinde de bur da ne diyor; Ben hasta olduğum zaman o bana şifâ verendir diyor.

Yine diyor ki;  قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا   deki o îmân edenler için هُدًى hidâyettir. وَشِفَاء şifâdır. Yâni Kur’an-ı Kerim diyor îmân edenler için bu âyet-i kerimede de hem hidâyettir hem şifâdır. Söyle onlara diyor Cenab-ı Hak.

Dakika 1:05:00

Ey kıymetliler!

İşte bizde Kur’an-ı Kerimi aczimizde size söylemeye, duyurmaya, teblîğ etmeye, hayat veren derslerimizle hayat olmaya hep berâber gayret etmemiz gerekiyor. İşte bu gayretin içinde bizi bulunduran Allah’a bitmez tükenmez hamdü senâlar olsun.

Yusuf Aleyhisselâmın duâsı: Abdest ve duadan sonra Melik’in huzûruna girerken bu duâyı okuduğu mervîdir.

(Allahümme innieselüke  bihayrike minhayrihi ve euzubiızzetike ve gudretike minşerrihi veminşerri gayrihi)

Ne diyor Yusuf Aleyhisselâm: Melik’in karşısına Mısır hükümdarının yanına giderken şöyle diyordu. Allah’ım! Ben senden istiyorum senin hayrınla istiyorum onun hayrından diyor. Dikkat et! Allah’ın hayrıyla hayır istemenin ne kadar önemli olduğu kimden ne hayır istersen iste Allah’ın hayrıyla iste ve diyor ki ve (euzubi ızzetike) senin izzetine sığınırım (ve kudretike) senin kudretine sığınırım. Neden? (Minşerrihi) onun şerrinden diyor.(veminşerri gayrihi) ondan başka diğerlerinin de şerrinden sığınırım diyor. Bu da Yusuf Aleyhisselâmın duâsı olduğu mervîdir.

(Entüm şühedaullâhi filardi) hakîkî ümmet yeryüzünde de Allah’ın şâhitleridir. İşte Ümmet-i Muhammed yeryüzünün şâhitleridir. Kim gibi? Sâhibi gibi. Sâhibi kim? Bizim sâhibimiz Yüce Allah’tır Rabbimiz o Allah’ta bütün âlemlerin şâhididir, hem yaratanıdır, hem şâhididir. Buhârî Müslim’de de bu rivâyetleri görmekteyiz.

 

Kıymetli efendiler!

 

Tabî yer gök hârikalarla dolup taşmaktadır. Öyle insanlar vardır ki rûh yapıları bozulmuştur. Allah anılınca öfkelenirler hoşlarına gitmez, hele Allah birdir dersen birileri hoşlanmaz Allah’tan başkası anılınca da sevinirler. Niye? Nefislerinin ve şeytân iblîslerinin hoşuna gider. Bir nefis eğer îmân ile doyuma ulaşmamış ise Allah anılınca hoşlanmaz öfkelenir. Zümer Sûresi 45’inci âyete bakarsanız bunu görürsünüz. Allah’tan başkaları anılınca sevinirler. Hele de Allah doğru tanınmaz şirk koşularak Allah’a inandığını sananlarda şirkten hoşlanırlar. Müşrikin hoşlandığı şirktir. Ama Müslümanın îmânı Tevhîd Îmânıdır. Allah birdir zâtında, sıfatlarında, efâlinde birdir.

Bunun için kıymetli dostlarımız, Nisa Sûresinin 60’ıncı ve devamındaki âyetlerinde münâfıkların tutumunu belirlemektedir. Kur’an-ı Kerim de münâfıklardan pek çok âyetler bahseder çünkü münâfıkların şerri zararı kâfirinkinden daha tehlikelidir daha da bunlar fitne fesâd için İslam ümmeti için iç de bir tehlikedir. Çünkü bunlar Müslüman görünürler.  Bunların içinde Neronizm vardır onun için sadistler vardır, neronlar vardır bunlarda adam gibi görünürler ama canavardan kötüdürler.

Dakika 1:10:18

Neron kimdir derseniz saltanatım gidiyor diye Roma’yı yakıyor yanarken de saz çalıyor. Sadistlerde böyledir zulümden zevk alırlar. Sadist rûhlar vardır, kötü rûhlar bütün merhametsizlerin karşısında yenilmez kuvvet ve merhamet İslam’ın merhametidir.

Şimdi akredite biliyorsunuz Fransızca bir kelime saygın olmak anlamında kullanılmaktadır. İslam dîninin her şeyi ulvîdir yücedir. Bütün erdemliklerin tamâmı İslam’dadır. Eğer akredite varsa ortada bu saygın olmak varsa işte bu da Müslümanın vasıflarındandır. Bu kelimeleri kullandığımın sebebi kendi Türkçesini bilmeyip de yabancılara özenenlerin haddi hesâbı yok da onun için bu kelimelere de yer vermiş bulunmaktayız. Şöyle bir yerlere bak göklere bak bir örnek olsun diye verelim ortalama bir yağmur bulutunda 300 bin ton yağmur vardır. İşte Cenab-ı Hak göklerde bir okyanus dur. Yerdeki okyanuslar olduğu gibi. Cenab-ı Mevlâ âlemleri yarattığı zaman her şeyi sudan yarattığını ve Arşı Âlâ’nında su üzerinde olduğunu bize güçlü rivâyetler bildirmektedir.

Şimdi sizlere son zamanlara kıyâmete yakın zamanlara doğru insanların rûh yapılarından bâzı rivâyetlere dayanarak bâzı bilgiler verelim ki bu da hatırlatma açısından faydalı olacağına inanıyoruz. Birincisi kıyâmete doğru insanların ahlâk yapısı, rûh yapısı bozulmaktadır bozulacaktır. Birincisi dedikodu yaygın bir hâl alacaktır. Şimdi mahalle eve dedikodularından ziyâde dünyâdaki basına medyaya bir bakın şimdi insanların faydasına mı bir yayın yapılıyor bu basında ve medyada yoksa herkes kendi hesâbına mı çalışıyor? İslam herkesin hesâbına çalışan bir dindir. Onun için dünyânın ıslâhı kalplerin rûhların düzelmesi yapmacık, psikolojik, sosyolojik değil hak olan gerçek olan rûhlara hayat veren değerleri insanlara vermekle insanlar hayat bulur, ıslâh olurlar, mutlu olurlar. Demek ki kıyâmete doğru dedikodu yaygın bir hâl alacak.

İkincisi gönüller birbirini sevmez olacak. Herkes sevgi arıyor ama yok. Niye? Sevginin kaynağı hayat veren değerlerdedir. Allah sevgisindedir oradan bütün mahlûkata yansır. Sen şimdi âilende huzûrlu olmak istiyorsun? İçin bir defa Allah sevgisiyle, Kur’an, İslam sevgisiyle dolup taşacak ki ailene sevgiyle bakacaksın oda sana aynı sevgiyle bakacak sevgiler sanki peş peşe konmuş aynalar gibi birbirine yansıyacaktır.

Dakika 1:15:00

Yapmacık sevgilerle sevgi olmaz, sevgi istiyorum demekle de sevgi olmaz. Sevginin kendisini kaynağını ele geçireceksin. Bu hayat veren yüce değerlerde var bu işte Allah ve onun kitâbı Kur’an’da, sevgili Habîbi Muhammed’de ve İslam’ın bizzât kendinde bunları bulursunuz. İyi tanışın aktörleri dolaşa, dolaşa tedâvî olacağını zannetme senin dolaşıp gidip de dert yandığın doktorlarda hasta ancak bu değerlerle donanmış olanlar hâriç onlarda hasta sen nereye gidiyorsun gittiğin yer daha çok fırtınalı haberin var ya da yok.

Îmâr edilen şeyler harâb edilecek, harâb olanlar ise îmâr edilecek. Şimdi Îmâr edilen şeyler nedir? Harâb edilecek İslam’ın hak değerlerini yok etmeye çalışan bir zihniyet var geçmişin düşmânı mâzînin düşmânı mâzîde ne varsa bütün yüce değerleri bunlar çağdışı kabûl edip bütün değerleri yok etmeye çalışan bir zihniyet vardır ki bunlar îmâr edilen şeyleri harâb ederler, harâb olanları ise îmâr ederler yâni tersini yaparlar.

Yalancı şâhitlik ve boşanmalar artacak. Şimdi âileler de huzûr yok sebep ne? Boşanma çok yalancı şâhitlerin haddi hesâbı yok. Niye? Ahlâk bozulmuş ver parayı adamı konuştur. Böyle insan olur mu? Böyle bir insanlık düşünülebilir mi? Bunu canavarlar bile yapmaması gerekir yapmazlar sadece canavarlığı yaparlar. Onlar da fıtratı îcâbı ekosistemlerinde öyle görevlidir onlar. Yâni yalancı şâhitliği canavarlar yapamaz yapmazlar. Kişi karısına itâat edip anasına âsî olacak. Şimdi anasını anne olarak Allah için sevseydi, hanımını da hanım olarak sevseydi her ikisine de görevini yapsaydı olmaz mıydı? Şimdi ne yapıyor? Anneyi birileri istemiyor istemeyeni isteyene uyuyor burada eğer İlâhî sevgi İlâhî adâlet insanların birbirine olan değerini ve bunun kişiliğini İslam kişiliğini kazansaydı böyle yapmazdı. Anayı dışlamak aslında kadın kendini dışlıyor, gelin kendini dışlıyor, gelini kaynana dışlıyorsa oda kendini dışlıyor. Niye? Her ikisi de bir defa insan ve değerli şahsiyetler birbirini değerini İlâhî ölçülere göre bilmek zorundadır.

İnsanların başına bir zaman gelecek ki onlardan fâiz yemeyen kalmayacak. Fâiz: zengini zengin eden, fakiri fakir eden insanlığın başının belâsıdır. Şuanda dünyâ fâiz sistemidir bu batağa batmıştır.

İlim azalacak cehâlet, anarşi ve cinâyetler artacak. Hangi ilim? Kalbin ilmi yok, rûhun ilmi yok, ahlâk ilmi adâlet ilmi insanı insan eden ilimler ki, hayat veren ilimler ki, Kur’an’ın ilimleri bugün yüzde 99 ‘u Müslüman olan bir ülkede şu veya bu bahâneyle Kur’an-ı Kerim’in ilimleri kısıtlanmaktadır. A’dan Z’ye bütün Müslümanlar Kur’an’ın ilmiyle rûhları donanmış olsaydı vatan ve millet daha müreffeh günlere doğru adım atacaktı mutluluk başlayacaktı.

Dakika 1:20:15

Birileri tuttuğu dalı bastığı dalı kesiyor oturduğu evi yıkıyor farkında değil sen Kur’an-ı Kerim’i rûhlardan kalplerden uzaklaştırınca insanları vahşî bir ortama itince inançsız, îmânsız, İslam ’sız yapınca ne yapacaksın? Kaçacak yer bulamazsın insanları canavarlaştırırsan önce seni parçalarlar.

Bankaları kim soydu çobanlar mı soydu? Simit satan çocuklar mı soydu? Bankaları senin dinden îmândan mahrûm ettiğin insanlar etiketlediğin insanlar soydu. İşte insanların içinden îmânı, vicdânı, merhameti alırsan bütün tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını acımadan yer bankaları hortumlarlar, bunlar vatanı da satarlar, nâmûsu da satarlar. Satmayacaklara vicdânlı îmânlılara vatanperverlere sözümüz yok. Ama yapılanları görüyoruz, olanları görüyoruz, olanlar söylüyoruz. Bu milletten sen Kur’an’ı esirgersen Allah’ın belâsını celb etmiş olursun kendine de, milletine de, insanlığa da zara vermiş olursun, canavar üreten olursun. Onun için gerçek ilim lâzım, gerçek adâlet lâzım hilesiz iş yapılmayacak bak bu da kıyâmete yakın olacak şeyler bakın şöyle ortalığa adam çaldığını çırptığını kâr sayıyor böyle bir insan modeli lânetlik bir modelidir. İslam dürüstlerin dînidir, îmânlıları dînidir. Hak kul hakkına af yoktur İslam da kul hakkı yenmez.

Zenginler ticâret için, hafızlar riyâ ve gösteriş için Hacca gidecekler. Tabî istisnâlar hâriç bu tehlikelerin hepsi bugün görülmektedir. Yarın ne olacağı meçhûldür. İslam dünyâya hâkim olursa yeniden dünyâda bir yükselme, ilerleme bir sosyal adâlet bir merhamet ortaya çıkacaktır. Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak. Bugün bakın küçüğüne merhamet etmeyen büyükleri çok görürsünüz, küçüklerde de hürmet kalmamış bunu da görürsünüz. Yine içinde istisnâlar hâriç çocukları terbiye etmek öyle çocuklar var ki yine istisnâlar hâriç köpekleri terbiyeden daha zor olacak bugün bu durumda da insan tipleri görülmektedir. Bir Müslüman koyundan daha âciz olacak hor ve hakîr görülecek bugün yüzde doksan dokuzu Müslüman sayılan bir milletin başına gelen hâle bakarsanız bunu da görürsünüz. Yâni bir Müslüman koyundan daha âciz bir duruma düşmeseydi Müslümanların inanç ve vicdân hürriyetine bakın anayasalarda yazılı olduğu halde bu hakkını bir türlü alamıyor. Nedir bu – işte koyun gibi acze düşmüş niçin düşmüş onun da birçok sebepleri var şöyle bir düşünelim ne hâlde olduğumuzu içkiyi devletler teşvîk edecekler ve muhtelif isimler altında içilecek bugün içki içilmeyenler suçlu içenler değil Allah içkiyi haram kılmış sarhoşluk veren her şey haramdır.

Dakika 1:25:05

Çünkü aklı giderir. Akıl gidince geriye bir şey kalmaz ki bunu başka türlü izâh etmeye gerek yok.

Akrabalık bağları kopacak ve selâm sadece tanıdık olanlara verilecek. Akrabalık diye bir şey kalmadı istisnâlar yine hâriç. Sılayı rahim İslam da asîl bir emirdir ve görevdir.

Zenginlere itibâr edilecek, cimrilik artacak, zekât ağır bir borç olarak kabûl edilecek. Şimdi zengin ise itibâr ediliyor, makam sâhibi ise itibâr ediliyor. Bu da insanlığın iflâs etmiş olmasıdır. İnsanlık kalmamış, fakirler insan değil mi? Mevki makam olması şart mı her insan muhteremdir. Her insan, insan oluşuyla çok değerlidir. Onun için bir defa insana insan olarak bakacaksın. İnsan Mahlûkatın en şereflisidir. Bu şerefini kendisi yüce değerleri ret ettiği zaman kendi kendine perişân eder ama İslam yine bütün insanlığa insan olarak değer verir onun küfrünü kendine âit olarak kabûl eder ve zararına karşıda ne yapar zararına karşıda tedbîrini almıştır kurallarını uygular.

Dinden gayri husûslar için öğrenim yapılacak dîni öğrenim lüzumsuz hâle gelecek bugünkü durumda böyledir. Din hattâ dindar olduğu bilinen kişilerin birçok müesseselere bâzı kurumlara kabûl edilmediğini görürsünüz. Bunlar tam kıyâmete yakın olacak işlerdir ki bunların böyle olması hem İslam’a, Allah’a, Peygambere, yüce değerlere, hayat veren bütün değerlere karşı tam bir cinâyettir. Bunun için insanlar insanı insan yapan hayat veren değerler İlâhî ‘dir bunlar insanlardan esirgenemez baskı altında tutulup da bunlardan mahrûm edilemez dindar olduğu içinde kurumlardan uzaklaştırılamaz. İşte anarşiyi terörü bu zihniyet ortaya çıkarıyor. Niye? Ötekileştiriyor. Îmânlı dindar mütedeyyin kişiyi kurumuna kabûl etmiyor. Şimdi o kişi o kuruma karşı…

Dakika 1:28:21

 

 

 

 

 

(Visited 195 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}