HadısŞerifKülliyatı 4-01

4- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 4

HADİS-İ ŞERİF KÜLLİYATI DERS 4

 

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

‘’Elhamdülillahi rabbil alemin,  vesselatu vesselamu ala Rasulina Muhammedin ve ala Alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etbaihi ve etratihi ecmain.’’

 

‘’Euzubikelimatillahi teammeti min şerri ma halaga vezerae veberae. Rabbi euzubike min hemezatiş şeyadin ve euzubike Rabbi eyyehdurun.’’Allahümme eslihlena şe’nene vela tekinna ila nefsena terfete aynena. Allahümme Salli ve Sellim Barik Ala Muhammedin ve Ala Ali Muhammet.

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler; derslerimiz hadis külliyatından keşif notları olarak devam etmektedir. Zayıf hadisi şerifler ile amel konusunda da Peygamber Efendimizden olma ihtimalini güçlendiren delillere bakarak, ulemanın pek çoğu zayıf hadisi şeriflere de amel edilmesini kıyastan daha önde tutmuşlardır. Ahmet İbni Hanbel, Nesai, Ebu Davut, Ebu Hanife, İmamı Malik bunlardandır. (Rahmetullahi Aleyhim Ecmain) Resulullah (A.S.V) sözü aslı itibariyle ameli muciptir. Hadisteki, zayıf hadisteki şüphe ise o Aleyhisselatu Vesselam’dan nakil hususundadır. Peygamberden kaynaklanmaz, nakil hususundan kaynaklanır. Öyle ise herhangi bir karine o (S.A.V)’den olduğunu teyit edince amel de tereddüt etmemelidir ve öyle yapmışlardır. Kitaplarımız da bunun örnekleri oldukça vardır. Sünnetsiz din olur mu? Hadisi şerifsiz din olur mu? Asla. Onun için sevgili Peygamberimiz (A.S.V)  dünya işlerin de ne demiştir; ben de insanım unutur ve hata yaparım siz dünya işlerini benden iyi bilirsiniz buyurmuşlardır. Peygamberler de insandır ama onlar masumdur hatadan korumuşlardır. Hadis-i şeriflerle amel etme konusun da Ashabı Güzin titiz davranmıştır. Ebu Bekir (R.A.) Hazretleri önceden duymadığı bir hadisi şerif’i işitecek olursa sıhhati hususun da tereddüt duyması halinde 2. bir şahit isterdi. Aynı yolda giden Hz. Ömer (R.A)  o da ileri giderek hadis rivayetine tehdit koymuş rastgele ve çok fazla rivayette bulunanları hapse hapishaneye attırmış, kamçılattırmıştır.

 

5:02

 

Yani rastgele hadis rivayet edilmemiş ettirilmemiştir. Hazreti Ali (R.A.) işittiği hadiste mutmain olmazsa rivayet edene yemin ettirirdi. Onun için kıymetliler; hadisi şerifler dindir.  Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin. Düsturuyla hareket ederek diyanet, ahlak ve mürüvvet yönlerini iyice bilmedikleri kimselerden hadis almamaya, hadis rivayet eden kimseye de sen kimden bu hadisi dinledin, o kimden işitmiş diye tahkik etmeye başlamışlardır. Şunu bütün dünya iyi bilsin ki bizim hadis âlimlerimiz de o kadar güzel çalışmışlar ki hiçbir geçmişte dine, geçmişte hiçbir millete nasip olmayan bir ilim geliştirmişlerdir. Buna Cerh ve Tadil ilmi denir. Yani hadisi şerifleri 3. asra kadar rivayet etmiş olan şahısları inceleme ilmidir. Hadisi şerifler rivayet eden kişileri 3 asır mükemmel mi mükemmel incelemişlerdir. Bunun adı Cerh ve Tadil ilmidir. Şahsiyetleri kısaca hayat hikâyeleri, hafıza durumu, diyanet durumu, ahlaki, insani durumu, hocaları ve talebeleri vesaire. Buhari ve Müslimin bu şartları daha da sıkı mertebelere götürdüklerini görüyoruz. Onun için eserlerini olan İtimat daha da fazla olmuştur. Evet, kıymetliler; sünneti şerifi, hadisi şerifleri kimler acaba kabullenmiyorlar,  kimler reddediyorlar?  Bir devenin ağaçla kaşınması gibi kişinin dini ile kaşınması kıyametin yaklaşmasının alametlerindendir. Bu da hadisi şeriftir bu haber. Yüce Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr eden, Yüce Allah ve Peygamberleri arasını ayırmak isteyen, bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederiz diyerek ikisi arasın da bir yol tutmak isteriz diyorlar.  İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır. ‘’Nisa Suresi ayeti kerime 150’’ Yine Ebu Davud’dan gelen bir haber de bakın Peygamberimizden şu haber rivayet edilmiştir; haberiniz olsun bana kitap,  Kuran-ı Kerim ve onun kadar başkası sünnet verilmiştir diyor Peygamberimiz. Haberiniz olsun, koltuğuna kurulmuş karnı tok birilerinin şöyle diyeceği gün yakındır; size Kur’an yeter.  Helal nevinden onda ne varsa onları helal bilin, haram nevinden onda ne varsa onları da haram kabul edin. Böyle diyenden sakının. Kuran-ı Kerim’de zikri geçmeyen haramda var, bu cümleden olarak ehli eşek eti size helal değildir. Vahşi hayvanlardan da parçalayıcı dişleri olanların eti de haramdır.

 

Dakika 10:11

 

İşte Tirmizi’de de kaydedilen rivayette şu ziyade vardır: Muhakkak ki Resulullah (S.A.V)  haram ettiği tıpkı Allah’ın haram ettiği gibidir, aradaki fark yoktur. Çünkü Peygamber Allah tarafından görevlendirilmiştir Allah’tan aldığı emre göre Peygamber hareket eder. Onun için sen ve arkadaşların sadece Kuran’a dayandığınız takdir de öğle namazının 4 rekât olduğunu, Kâbe’yi tavafın 7 kere olacağını,  Safa ve Merve arasında da tavaf yapılacağını ayetler de bulabilecek misiniz? Kuranı Kerim bir şeyin aslını emreder ama o şeyi nasıl yapılacağını da hadis-i şeriflerle (S.A.V) ortaya koyar. Yani hadisi şerifler olmadan Kuran’ı Kerim’i tatbik sahasına koyma şansın da yoktur. Onun için Kuran-ı Kerimin açıklanması, yaşanması, uygulanması, o emirlerin nasıl yapılacağı, nasıl yapıldığı Peygamber Efendimiz (S.A.V) fiili, kavli, takriri sünnetleri ile hadisi şeriflerle ortaya koymuştur. Peygambersiz din olmadığı gibi hadisi şerifler olmadan da din olmaz. Evet, kıymetliler; ilk Mutezililer yani Mutezile mezhebindekiler Mütevatır hadisten başkasını tanımayız demişler.  Biliyorsunuz Mutezililer birçok konu da Ehlisünnetin dışın da ehli bidat mezhebidirler. Ancak hadisin Mütevatır sayılması için ravilerden birinin cennetlik olması şartını koymuşlardır. Bu şartta cennetlikten maksat Aşere-i Mübeşşere ’den birisi de değildir. Kendi görüşlerine uygun olan birisidir. Hadis düşmanlığı, ilmilik, hasbilik, kuran sevgisi gibi dini gayretten gelmiyor bunlar. Sapık fikirlerine sünnette delil bulamadıkları için ne yapıyorlar? Bu sapık fikirlerini ileri sürmeye gayret ediyorlar. Kalplerin de eğrilik bulunan kimseler, kalplerin de eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak, ötekini berikini saptırmak ve kendi arzularına göre onun teviline yeltenmek için onun müteşabih olanına tabii olurlar. ‘’Ali İmran Suresi ayet 7’’ Sahabeye dil uzatmanın altın da şimdiler de bir de teşeyyü yani ‘’Şiilik’’ ve Şiileşme yatmaktadır. Hariciliğin yanı sıra bu da ifrat ve tefrit olarak bir uçta Hariciler, bir uçta da Ehlibeytin yolundan sapan ‘’Şiilik’’ zihniyeti yatmaktadır.  Peygamberin yolundan, sünnet yolundan sapan Sünni, Sünni değildir. Ehli Beytin, Kuran’ın, sünnetin yolundan sapanda hiçbir zaman Ehlibeyt yolunda değildir.

 

Dakika 15:16

 

Tıpı tıpına Kuranı Kerim’e, sahih sünnete, Peygamberin sünnetine uyarak, tabii olarak Ehlibeyt, bu yol da devam eden Ehlibeyt, Ehlibeyt’tir. Sünnilikte aynıdır Peygamberin yoluna, Kuran-ı Kerime, sahih sünnete, icma ve kıyasa bağlı olarak, tabi olarak dinini anlayan,  yaşayan Sünni, Sünni’dir o da Ehlibeyt ile kardeştir. Çünkü iman da Müminler kardeştir.  Kimse kimseyi aldatmasın, Ehlibeyt tamamen Kuran-ı Kerim’e, Peygamberin yoluna, sünnete sarılan Ehlibeyt, Ehlibeyttir. Sünni olmak için de Peygambere tabi olman, Kuranı Kerim’e, sahih sünnete tabi olman şartıyla Sünni Sünni’dir. Bunların ikisi de Müslüman’dır ve kardeştir. İslam’ın üstün de hiçbir şey yoktur. İslam’ın da asli delilleri bellidir. Kuran- Kerim, sahih sünnet, icma ve kıyastır. Buna tabi olan Sünni Sünni’dir, Ehlibeyt de hem Sünni hem de Ehlibeyttir. Yoksa bunlara tabi olmayan kimse ne Sünni’dir ne de Ehlibeyt yolundadır. Hiç kimse Kur’an’ın önüne geçemez. Allah’ın, Peygamberin önüne kimse geçemez, geçirmeyin,  geçmeyin diye de işte Hucûrat Suresinin baş ayeti de bunu sana açıkça anlatıyor. Cenabı Hak buyuruyor: (يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿١﴾)  buyuruyor. Ey iman edenler, Allah’ın, peygamberin önüne geçmeyin, geçirmeyin ve Allah’tan korkun, itaat edin,  isyan etmeyin. Kuran-ı Kerime, sahih sünnete muhalefet etmeyin. Allah her şeyi duyuyor, biliyor. (اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ). Her şeyi duyan da, her şeyi bilen de yüce Allah’tır. Kur’an’ı Kerim’i dışlayarak, sahih sünneti dışlayarak Müslümanlık olmaz. Ne Sünnilik olur ne de Ehlibeyt yolu ne de Şiilik ne de Alevilik olur, ne de bir başkası olur. Hiç kimse Kur’an’ı, sünneti dışlayarak kimse Müslüman olamaz. Gâvurluğa kılıf giydirip de tam gâvurca yaşayanlar, ondan sonra kendini Müslüman göstermeye çalışanlar ve Müslüman’a kurşun sıkanlar, iman İslam kardeşliğini bozanlar hiçbir zaman Müslüman olmamışlardır olamazlar. Ama müçtehit derecesine yükselmiş de ilmi yarış içerisin de adam içtihadın da yanılmış, onlar müstesna. Onlar cahillerin sahası değil ora, ora ulema sahasıdır ulemanın işine cühela karışamaz. Orası ayrı mesele. Yine Peygamberimizden bakın gelen haberlere bak; Ümmetim için en çok korktuğum iki şey vardır; Kuran-ı Kerim ve zevki sefa, süt, Kur’an dedim. Çünkü münafıklar, Müminlere karşı mücadele de kullanmak için onu öğrenirler.

 

Dakika 20:17

 

Bakın münafıklar sırf Kuran’ı ne için öğreniyorlar? Mücadele etmek için ve zevki sefa, süt ve zevk ve eğlence konusunu de gelince süt için kır hayatını tercih ederler. Bundan maksat nedir? Şehvetlerine uyarlar, namazı da terk ederler. Bura da sütten maksat madde perestlik olduğu, bencillik olduğu rivayet yapılmış yorumu yapılmıştır. Yine bir hadisi şerif’te Peygamberimizden gelen haber de şöyle buyruluyor; Ahir zaman da öyle bir zümre zuhur edecek ki bunlar yaşça genç, akılca kıttırlar. Konuştukları zaman en hayırlı sözler, yani Kuran-ı Kerim’den bahsederler, Kuran-ı Kerim’in kendilerine has olduğunu ve kendilerinin de Kur’an üzere olduklarını zannederler. Ancak imanları gırtlaklarından öte geçmez. Hedefi delip hiçbir bulaşık almadan öbür tarafa geçen ok gibi, yaydan çıkan ok gibi onlar da dine girip çıkarlar. Üzerlerin de dinin hiçbir tesiri kalmaz. Bakın dindar görünen kişiler dinsiz yaşıyorlar ve Kuran’ı Kerim’i de dillerine doluyorlar. Sahih sünneti de, onu da hiç kabul etmeyip yanına yaklaşmıyorlar. Kuran-ı Kerimi de bilmiyorlar, imanda etmiyorlar ama Kuranı Kerimi mücadele için kullanıyorlar. Bu münafıkların İslam âlemine karşı mücadele de Kuran’ı Kerim’i kullanmalarının dine büyük zarar vereceğini Hz. Ömer bakın ne diyor: Buyuruyor ki bu durum da hadisi şeriflere sığınılmasını çünkü Ashab-ül Hadisin Kuran-ı Kerimi daha iyi bildiklerini ifade eder. Onun için hadisi şerif ’siz Kuran, Kuran-ı Kerim olmadan İslam olmaz. Çünkü hadisi şerifler ile Kuran-ı Kerim açıklanır, daha iyi açıklanır ki Peygamberimiz onu en güzel şekilde açıklamıştır. Çünkü Peygamberin görevi dini tebliğdir, en güzel şekil de peygamber tebliğ eder, açıklar. Ashabı Güzin’de bunu ne yapmış, o okul da iyi okumuştur.  Tabiini okutmuş, Tebe-i Tabiin de devam ederek gelmiştir. Onun için bu hadisi şeriflere karşı çıkanların sapık insanlar olduğunu kimse unutmasın! Evet, mezhebe tabi olmayan mezhepsizler var ya bunların akıbeti nedir? Sapmak sapıtmaktır. Kendisini dört mezhebin de dışın da bulurlar ve dinden yüce İslam’dan 40 mezhepte  uzaklaşırlar.

 

Dakika 25:10

 

Ulema bu tespiti de yapmıştır. Din de samimi bir nesil, Mütevatır bir hadisi şerif’te Peygamber Efendimiz bakın ne buyuruyor: en hayırlı nesil benim aslın da yaşayan nesildir. ‘’Yani Peygamberin Saadet Devri’’ Sonra bunu takip eden nesil yani Tabiin Devri, sonra da bunu takip eden nesil gelir, bu da Tebe-i Tabiin Devri. İyilik yarışında önceliği kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah’u Teâlâ razı olmuştur. Onlar da yüce Allah’tan razı olmuşlardır. ‘’Tevbe Suresi ayeti kerime 100. Ayet’’ böyle buyuruyor. Şimdi Ashab-ı Güzin’e dil uzatanlar bu ayetlere bu gibi ayetlerde de dil uzattıklarının farkın da değiller. Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri (R.A) bu zat son derece kısa bir hadis metni hususun da şüpheye düşer. Hadisi Şerif’i Resulullah (S.A.V.) irap buyurduğu zaman dinleyenlerden bir tek kimse hayatta kalmış. Bu hadisi doğru şekil de öğrenmek için Ebu Eyyub El Ensari Hazretleri bu kişiyi arıyor. Bak bir kişi kalmış o hadisi bilenlerden. Öbürleri dünyadan göçmüş. Bu da Uhbe İbni Amir. O da Kuzey Afrika’dadır. Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri bakın Kuzey Afrika’ya gidiyor bir vasıtasıyla, devesiyle neyse yanın da atımı var, devesi mi? var onunla yola çıkıyor.  Dostu Ukbe ile karşılaştığı anda ilk iş daha hiçbir şey sormadan hadisi şerif’i soruyor. O kadar uzun yoldan gelmiş, yorgunluğu var. O yorgunlukla yeme içmeyi, şunu bunu, istirahati alan hiç düşünmeden Ukbe Hazretlerini buluyor, ona hadisi şerif’i soruyor. Hadis-i Şerif şu: kim dünya da bir müminin ayıbını örterse kıyamet günü Allah da (C.C.) onun ayıbını örter hadisi şerifini soruyor. Bunu, hadisi şerif’i rivayet eder Ebu Eyüp Hazretleri tamam der ve derhal bineğine atlayarak geri döner. Bakın bir hadisi şerifin yarısını düzeltmek için o kadar yola gidiyor, o kadar yolla gittiği gibi hadisi şerif’i varır varmaz soruyor, oradan gerçek bilgiyi alıyor ve durmadan geri dönüyor. Ey Müslümanlar bu din size çok siz zahmet çekmeden huzurunuza geldi hazır ol sofrasına kondunuz.

 

Dakika 30:02

 

Her nimeti kucağınız da, önünüzde, sofranızda buldunuz. Hiç mi hiç kıymetini bilmiyorsunuz. Bilenler müstesna. Sahabe böyle çalıştı, sahabenin kimisi ilim ile böyle çalışıyor, kimi cepheler de cihad ediyor. İmana karşı koyan ehli küfür ile ne yapıyor göğüs göğse, cepheden cepheye koşturuyor, savaşıyor. İman, İslam korunarak geliyor bugüne kadar. Şehitlerle, o gerçek âlimlerle, gazilerle geliyor. Bu Ümmeti Muhammed kahramandır, İslam âlimleri çalışkandır, ömrümün tamamını bu dine vermişlerdir, şehitler canını seve, seve Allah yoluna vermişlerdir. Bu din 15 asırdır işte bize böyle geldi, 1500 senedir bu din dimdik ayakta duruyorsa ve bir tek harfi alınamamış, bir harf katılamamış, bozulma şansı yok yüce İslam’ın,  bozulmadan gelmiş, bozulmadan gidecektir ta kıyamete kadar. Ne ile? Gerçek âlimlerle,  gerçek şehitlerle, gerçek mücahit gazilerle, Ümmeti Muhammed ile tek kelime ile. Bunun içinde değerli mi değerli faziletli insanlarla bu yol böyle devam edecektir ta kıyamete kadar inşaAllahu Teâlâ. Onun için kıymetli dostlarımız; bir harf için bile böyle yollara düşen, o harfin hangi anlama geldiğini, orada olup olmadığını, bir kelime için yollara düşen ve o kelimenin gerçek doğru olanını öğrenmek, o harfin ne olduğunu öğrenmek için yollara düşen, nice, nice İslam yolun da çalışan İslam âlimleri biliyoruz. Bu din rastgele konuşulamaz, din hakkın da rastgele konuşulamaz. En iyi bildiğin ne varsa onu konuş bilmediğini öğrenmeye çalış, bizim diyeceğimiz bu. Şimdi biliyorsunuz ki bir de batıl zihniyetten birisi de Kuran-ı Kerime mahlûk diyenlerdir. Buna Halku’l-Kur’an meselesi denmektedir. Dini işlere burnunu sokup kendi gibi düşünmeyeni ezmeye çalışan batıl zihniyetin tarihte zaman, zaman fırsat bulmuştur ama ömürleri uzun olmamıştır. Bu konu da Caat İbni Dirhem olduğu ilk bu sözü yapan ve bunu da Cehm İbnu Saffa’nın takip ettiği rivayet edilir ve Bişr İbnu Kıyas el Murisinin de tabii olduğunda müttefiktirler. Caat İbni Dirhem Hicri 118 yılların da zındıklık ve mülhitlik suçuyla idam edilmiştir. Cehm İbnu Saffan ise 128 seneyi hicriyesin de Horasan ümerasına Haris İbnu Süreye ile birlikte kılıçla çıkış yaptığı için oda öldürülmüştür.

 

35:10

 

Bişr İbni Kıyas El Murisi ise 218 yılın da 70 yaşın da olduğu halde Bağdat’ta ölmüştür.  Ulemadan hiç kimse cenazesine katılmadı. İmamlardan bir grup küfrüne hükmetti. Bişr ’in babası Yahudi olup Nasr İbni Malik çarşısında kasaplık ve boyacılık yapardı. İmam-ı Ebu Hanife, İmamı Azam zamanın da bunlar belirli ölçüde ne yaptılar zuhur ettiler. Fakat Ebu Hanife’nin o yüksek ilmi dirayeti karşısın da barınamadılar. Onların hepsini İmamı Azam reddetti. Bir müddet için onları susturdu da bu hususu İbni Ebil Avvam El Hafız rivayet etmiştir. Ondan da Allame Kevser’i Tehnib-ül Hatip’te nakleder. Keza İbnu Kuteybe de Ebu Hanife’nin bu meselede ki tutumunu takdir ve istihsan dolu ifadelerle dile getirmiştir. Ebu Hanife’nin zamanın da sağlığın da hiçbir batıl zihniyet onun ilmi karşısın da duramamıştır.  Ebu Hanife Kuran-ı Kerim hakkın da daha önceki tefsir, hadis, kelam ve diğer bütün derslerimiz de bunları açıkladığımız gibi fıkhı ekber de açıkladığımız gibi bakın burada da Ebu Hanife’den söz etmeden geçemiyoruz. Ebu Hanife şöyle demiştir: yüce Allah’la kaim olan mahlûk değildir, halkla mahlûkla kaim olan mahlûktur buyurmuştur. Ne güzel tariftir bu. Deryası dehası mükemmel olan işte İmamı Azam ne kadar güzelim bir cevap vermiştir.  Kelamullah kıyamı, itibarı ile kıdem de Allah’la iştiraki olan diğer sıfatlar gibi bir sıfattı. Fakat tilavet edenlerin dillerin de, hafızların zihinlerinde, Mushafların sayfaların da bir ses vardır. İşte o ses zihni surettir ve nakıştır. Bu durumu ile taşıyıcıları gibi o ses mahlûktur. İlim ve idrak ehlinin görüşleri bundan böyle bu görüş üzerine istikrarını bulmuştur. Bu Memun zamanına kadar devam etti. Fakat onun zamanın da mesele yeniden ortaya çıktı. Yani Halku’l Kur’an fikri Memun zamanına kadar barınacak yer bulamadı ama Memun zamanın da yeniden ortaya çıktı ve rağbet gördü. Bu husustaki mutezile görüşü tam olarak benimseyip Kur’an’ın mahlûk olduğuna kani oldu Memun ve âlimleri, kadıları, muhaddisleri, ravileri Kuran-ı Kerim’in mahlûk olduğunu söylemeye çağırdı Memun. Emre uymayanlara işkence ettirdi zulmetti ve hilafetinin son senesi olan 218 yılına müsadifti.

 

Dakika 40:07

 

Yani o yıla tesadüf ediyordu. Bu fitne Memun devrin de yani 218 yılından sonra da Mûtasıl ve Vasık devirlerine kadar devam etti. Hatta mütevekkil devrinin başlarına, 238, 232 yılına kadar varlığını devam ettirdi. Fazla olarak 234 yılın da Kuran’ı Kerim’e mahlûktur denmesini de ne yaptı – mütevekkil yasakladı. İşte Cenabı Hak ulemayı da, Müslümanları da bu yanlıştan kurtardı. Fitne de bu şekilde sönmüş oldu ama şimdi bunu canlandırmaya, bu yanlış sapık fikri ortaya sürmeye çalışanlar yeniden devreye çıktılar ortada görünüyorlar. Ey ümmeti Muhammed aklınızı başınıza alın bunlara itibar etmeyin. Âlimler ve muhaddisler bu 15 senelik müddet içerisin de zulmün her çeşidine maruz kaldılar. Kuran-ı Kerim’e mahlûk demeyene zulmettiler, bu 15 sene içerisin de. Her çeşit işkence ve ölüme katlandılar,  sabrettiler ve Kur’an mahlûktur demediler gerçek âlimler. Halife o zamanın işte bu 15 yıl içinde ki Memun ve onun peşin de gelenler bu 15 yıl için de ölümle tehdit ediyorlardı ulemayı. Pek çok kimse hapsedildi. Ümera ulemayı, kadıları, fukahayı ve muhaddisleri Mısır, Şam, İran ve her yer de imtihana başladılar. İşte devlet mutezilelerin eline geçince böyle oldu ama her zalimin ömrü kısadır, belası yakındır. Nitekim bunların ömrü ancak 15 sene olabildi.  Oradan da Cenabı Hak ümmeti Muhammed’i ve ulemayı imtihandan geçirdi bakalım kim gerçekten yana, kim batıldan yana diye bir imtihana tabi tuttu. Her ortam da Allah’ın lütfu ile imtihanı kazanan kullarından eylesin. Sabır lütuflu sabır olursa imtihanı kazanmak kolay olur.  Lütuf, Lütfu İhsan, daima kulun her tarafını kuşatmıştır ama sen Rabbine teslim olmaya bak. Haktan hakikatten yana ol, ‘’Ehlisünnet vel Cemaat’’ yolundan sapma, ehli bidat yollarına sapma, pek çok sika ve sağlam âlim, muhaddis, fakih kadı ve Ravi cerh edildiler. Bu cerhler Cerh ve Tadil kitapların da yaygın şekil de görülmektedir. Evet, kıymetliler; Cerh ve Tadil kitapların da meydana getirdiği tesirler. Onun için Cerh ve Tadil ulemanın incelenmesidir,  doğru ulemanın yanlış ulemadan seçilmesidir. Onun için tam bir imtihandan geçmesidir.

 

Dakika 45:03

 

Çünkü Kuran’ı Kerim’i yazıyorsun bir kitaba, ora da bir mürekkep var, kâğıt var, kâtip var,  tilavet edenin sesi var, harf var. Bunlar nedir? Mürekkep, kâğıt, kâtip, tilavet edenin sesi bunlar mahlûktur ama Kuran-ı Kerim mahlûk değildir. Fakat Allah’u Teâlâ’nın kelamı kesin olarak mahlûk değildir. Onun için İmamı Azam Hazretleri (R.A), (Kaddesallahu Esrarehüm) ne güzel tarif etmiş. Allah’u Teâlâ’ya ait olan ne diyor? Allah kelamıdır. Mahlûka, kula ait olanlar da mahlûktur diyor. Ne güzel söylemiş. Ses mahlûka ait insana ait, mürekkep, kâğıt bunlar mahlûka ait şeylerdir.  Buhari Hazretleri ile İmamı Azam Hazretleri arasındaki ihtilafın da durumuna gelince bur da bir tabii ki yanılma, yanıltılma durumu ortaya çıkmaktadır. Zehebi El Mizan’da Nuaym’ın tercümesin de bakın şöyle açıklıyor: Ezdi diyor ki Nuaym sünneti takviye için hadis uyduranlardandı. İşte Buhari hazretleri bu Nuaym’ın tesiri altında kalıyor. Bu Nuaym da birçok konu da hadis uyduran bir uydurukçu. Bu kişi, Nuaym denilen kişi Ebu Hanife aleyhine tezvirler de dolu hikâyeler de uyduruyor bunların hepsi yalandır. EBÜ’l-FETH el-EZDΠ der ki Nuaym için dediler ki; o sünneti takviye için, hadis ve Ebu Hanife’yi yani kötülemek için tezvir için baştan ayağa yalan olan tezvir dolu hikâyeler uydurmuştur diyor yüksek âlimler.  İşte Buhari bu kişinin tesiri altın da kalıyor sebebin en büyüklerinden biri bu. İkincisi de bazı valiler Buhari’ye bazı şeyler teklif ediyorlar o da kabul etmiyor. Valilerle, idarecilerle arası açılan Buhari o valilerin Hanefi mezhebinden olmasını da hazmedemeyerek, onları da bahane ederek İmamı Azam’a olan muhalefetini sürdürüyor. Bu insanlarda şahsi bir acziyettir, bu şahsı bir meselesidir Buhari’nin. Onu o yanılgısını ona bırakmak lazım. Bize lazım olan hadisi şeriflerin, tapusunun ve senedinin sağlam olmasıdır. Buhari’nin bu yanılgının öte yanında da hadis ilmi üzerin de mükemmel çalışmıştır tapular ve senetlerle ama ne yazık ki bu konu da aldanmıştır. Bu da insanoğlunun ne kadar mükemmel olursa olsun bir tarafında bir zayıflık olduğunu, olabileceğini ihtimal dişi bırakmamak gerekmektedir.

 

Dakika 50:05

 

Evet, kıymetliler; sonra Buhari’nin bazı konular da İmamı Azam’dan ayrı düştüğü taraflar vardır itikadi konu da, iman konusunda da, imanın tanımı konusunda da. Buhari İman, kavil ve amelden ibaret der. Ebu Hanife İmamı Azam Hazretleri ise imanın rüknünün kalp ile tasdik ile ikrar olduğunu söyler.  İmamı Azam dinde müçtehittir en önde gelenlerdendir. Buhari’nin yanılgısını biz Buhari’ye bırakarak onun iyi taraflarını görmemezlikten de gelemeyiz. Kişinin yanlışı kadar hatalıdır ama doğruları da yok sayamayız. Onun için ifrat ve tefritten uzak kalmamız gerekmektedir. Evet, kıymetli ve muhterem efendiler; İmam’ı Azam dünya müçtehitlerinin en önde gelenlerindendir. Buhari Hazretleri de hadis ilmin de en önde gelenlerdendir. Fakat dinde müçtehit olan İmamı Azam, İmamı Malik’tir, İmamı Şafii’dir ve Hanbeli Hazeratı’dır. Bunu kimse ihtimal dışı bırakmasın. Muhaddisler netice de müçtehide muhtaçtır. Buhari de müçtehittir ama kendi çapın da müçtehittir, kendi sahasın da müçtehittir.  İmamı Azam, İmamı Malik, İmamı Şafii, Hanbeli bunlar din de müçtehittirler, mutlak müçtehittirler. Onun için bura da hadis ilmi sahasın da Buhari Hazretleri kıymetlidir ama öbürleri her saha da mükemmeldirler. Bunun için muhaddislerin de İmamı Azam hocasıdır.  Onun ilim halkasın da nice muhaddisler vardı ve ondan ders alıyorlardı. İşte İbni Mübarek de bunlardan biridir. Zaten İmamı Azam anlatırken bunları itikatta fıkhı ekber derslerimiz de anlattık, amel de fıkhı ekber derslerimiz de bütün mesleklerin fıkhını anlatırken bunlara değindik. Burada dersimiz icabı kısa da olsa bunlara değinerek gidiyoruz. Öz de olsa bir bilgi vermekte fayda vardır. Şunu herkes bilsin ki muhaddislerimiz de müçtehitlerimiz de çok kıymetlidirler. Beşeri olarak insanların hatası, yanılgısı olur ama ayna da bunların hepsi görülmektedir, gözden kaçan bir şey yoktur hepsi ekrandan görülmektedir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Birilerinin İmamı Azam hakkın da bir şey söylemesi güneşe zarar vermez. Ancak güneşe karşı şemsiye tutan o an için güneşten mahrum kalır hepsi bu. Evet, kıymetliler; Peygamber Efendimiz yüce İslam’ın dünyaya yayılması için elinden geleni o günkü dünyada da yapmıştır. Bir defa yüce İslam ilmin kendisidir, ilmel yakin İslam’ın kendisidir.  Terakki’nin kapılarını da açan İslam’dır ama Hıristiyanlık ile İslam’ı karıştırırlarsa Hıristiyanlar biliyorsunuz ki ilimden bahsedenleri ateşe vurdular yaktılar.

 

55:23

 

İlmin önünü kestiler. Batıya İslami ilimler geçinceye kadar batı da âlimlerin bir defa ne büyük cezalara, işkencelere çarptırıldığını herkes biliyor tarih buna şahit. Hıristiyanlık ile İslam’ı karıştıranlar, bir de İslam düşmanı olanlar aynı Hıristiyanların yaptığını İslam’a da mal etmek için ne yapıyorlar – çamur atmaya çalışıyorlar. Bunlar çamur arttıkça çamura batanlardır.  Güneş balçıkla sıvanmaz. İslam ebedi bir nurdur parlayarak geldi parlayarak gidecektir. Hem de güneşin de üzerin de bir nurdur güneşin üzerinde de bir güneşten daha parlaktır. Güneş bir gün kıyamette ortadan kalkacaktır. Aylar, yıldızlar ortadan kalkacak ama iman, İslam ebediyülebet parlayacaktır ve ebediyülebet devam edecektir. Onun için Allah’ın yaptığı ışığı kimsenin söndürme şansı yoktur. İslam’a kara çalanların her tarafı karadır. İslam’a kara bulaşmaz. Evet, kıymetliler; İslam ilme karşıdır diyenler dünyanın en büyük yalancı ve sahtekârıdırlar. Hristiyanlık bir dindir, ilme karşıdır, İslam’da bir dindir, ilme karşıdır diyenler İslami hiç bilmeyen zır cahiller veyahut İslam düşmanıdırlar. Bunu bilsinler, İslam tekrar ediyorum ilmin, ilmel yakinin ta kendisidir, bütün Terakki kapılarını açan, Terakkiyat yollarını açan da İslam’dır. İslam geldikten sonra dünya ilimlerde yükseldiler, keşifler başladı ve teknik teknoloji ilerlemeye başladı. Keşifler hızla yapılmaya başlandı. Batıya İslami ilimler geçtiği zaman batı İslam’ın dünyevi yönünü alarak ne yaptı – ekonomide, teknik teknoloji de o zaman ilerlemeye başladı. Bu 17. Asra kadar batı ilimlere karşı kiliseler ne yapmıştı, set çekmişlerdi, ilimleri sokmuyorlardı batıya ama 17. asırdan sonra İslami ilimler batıya girdi. Endülüs İslam Devleti ile batıya yayıldı ve doğudan İslami ilimler batıya intikal etti. Haçlı Seferleri doğudan çok şey aldılar batıya götürdüler, kitapları götürdüler, altınları götürdüler ve İslam’dan aldıklarıyla batıda ilerlemeye başladılar. Bunu Almanların en büyük filozofu şöyle diyor: Kiliseler diyor, İslami ilimlerin batıya gelmesine engel oldular. Geç geldi İslami ilimler. İslami ilimler batıya geldikten sonra batı diyor ilerlemeye başladı. Müslümanlar da ne zaman diyor İslami ilimleri bıraktılar batıya yöneldiler battılar diyor. Ey Müslüman bak seni senden iyi bilen filozoflar var. Bir Fransız Filozofu da ne diyor: Dünya ne kadar yükselse ilerlese Muhammed’in medeniyetine ulaşamaz diyor.

 

Dakika 1:00:12

 

Ey Müslüman kendi yüce değerlerine sarıl, senin sarılacağın ne doğudur ne batıdır yüce İslam’dır, ilim irfandır, buna sarıl. Kuran-ı Kerimi A’dan, Z’ye iyi anla, hadisi şerifleri iyi anla, yüce İslami ilimleri dünyaya iyi anlat. Dünya Müslüman olsun ki dünya kurtulsun. İslam evrensel bir dindir bütün insanlığı hakikat yüce değerlerle kucaklar. Kaçanlar, kendilerine kötülük yapanlardır. Kaçarsa kendi bilir, İslam zorla kimsenin kalbine ben gireceğim demez.  Sen seve, seve İslam’ı kabul edersen o zaman İslam onun imanı senin kalbine yerleşir. Evet, çok kıymetli ve muhterem efendiler; Şeytani Lain ve şeytanın kadrolarının hileleri zayıftır.  Yani düşman ne kadar çalışırsa çalışsın şeytanlar ne kadar çalışırsa çalışsınlar hileleri zayıftır,  iman karşısın da, İslami ilimler karşısın da bunlar yok hükmündedirler. ‘’Nisa suresinin 7. Ayetin de’’ ancak şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır diye buyuruyor Cenabı Hak ve Müslüman’a zoraki bir şey yaptırma şansı da yoktur sadece vesvese veriyor. Senin için bozuksa, bozukların önderi şeytana uyarsın, sözünü tutarsın ama için de iman İslam’ın ilimleri varsa senin için onu hemen reddeder, geldiğine de pişman olur İblis ve onun askerleri kaçmakta bulur çaresini. Peygamberimiz ne buyuruyor: Hz Ömer diyor, bir yoldan geldiğini şeytan bilse diyor o yola uğramaz diyor. İşte böyle Müslüman olacaksın. Bak kaçıyor,  Ömer’in uğradığı yola uğramak istemiyor, kaçıyor. Ey Müslüman şeytanlar senden kaçmalı.  Seni aldatmak için, seni kullanmak için senin yanına koşan bir duruma gelme, şeytanları davet etme. İman İslam’ı iyi yaşarsan sen şeytanları çarparsın. İman ve İslam’ı iyi yaşamazsan çarpılırsın, aldatılırsın en azından. Tarihte Mutezile ve diğer bazı Şia fırkaları da böyle yapmışlardır. Bir tarafta hadisi şerifleri reddetmişler, bir taraftan da işlerine yarayacak rivayet aramışlardır ve bulamazlarsa da uydurmuşlardır Dikkat edin! Aslın da cevaba değen hiçbir ciddi yönü olmayan bu gibi iddiaların üzerinde durmak bile çok fazladır. Çünkü yüce İslam’a hiçbir yanlış içine giremez, barınamaz. Sen yeter ki İslam’ı iyi anla, iyi kavra. Tekrar ediyorum. Ehlisünnet vel Cemaat ekolün de, okulun da iyi oku. İslam’ı asli ilimleri ile tanı.  Kur’an ile tanı, sahih sünnetle tanı, icma, kıyas ile tanı ama tanıyınca ya kadar müçtehidin okulun da iyi oku.

 

Dakika 1:05:20

 

Bilmeyen bilene sorup öğrenecek, ondan okuyacak. Dört mezhep demek dünya da, dünyayı okutarak gelen İslam’ın okulları demektir. Hâlâ bunlar okuyorlar okutuyorlar. Neyi okuyorlar neyi okutuyorlar? Kuran-ı Kerimi, sahih sünneti, icmayı, kıyası, asli ve feri deliller okuyorlar okutuyorlar. İslam’ın dışında bir şey okutmuyorlar. İslami ilimleri okuyorlar okutuyorlar.  Onun için mezhep dendiği zaman da bunu iyi anlayıp iyi kavramamız gerekiyor. Hak mezhepler yüce İslam’ı doğru okuyan okutanlardır. İçtihadın da yanılanlar vardır, yanılmayan doğru isabetli olanlar vardır, o da ayrı mesele. İçtihat konusu ayrıdır sen asilden hareket et.  İçtihattan önce naslara bak, Kuran-ı Kerim’in ayetini bak, sahih sünnete bak, icmaya bak bir de kıyasın için de doğrular binlerce, milyonlarca doğrular varken bir tane bir müçtehidin  yanıldığını bahane ederek müçtehit düşmanlığı yapma. Rahmet oku, o bir ilmi yarıştır.  Yanılgı insanoğlun da olur. Peygamberden başkası (A.S.V)  masum değildir.

 

Dakika 1:07:21

 

 

 

(Visited 136 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}