hayat veren nurun keşif notları

44- Tefsir Ders 44 hayat veren nurun keşif notları

44- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 44

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Bakara Sûresi 221’inci Âyet-i Kerime’den 223’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

وَلاَ تَنكِحُواْ الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلاَ تُنكِحُواْ الْمُشِرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُواْ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُوْلَئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللّهُ يَدْعُوَ إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ﴿٢٢١﴾

 

Müşrik kadınları îmân etmedikçe nikâhlamayın, onlarla evlenmeyin. Bir müşrik kadın sizin hoşunuza gitse bile îmân etmiş bir câriye her hâlde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mü’min kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik sizin hoşunuza gitse bile mü’min bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler. Şirk ateştir, şirk zulümdür. Müşrik erkeklerle, müşrike kadınlarla evlenmeyin. Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar.

Müslümanın evleneceği erkek ve kadın, Müslüman ve mü’min olma şartı vardır ve bunun ötesinde ehli kitap her ne kadar ruhsat varsa da mekruhtur. Çünkü kimin ehli kitap olup olmadığı da meçhuldür. Bilinen ehli kitap tabii ki hariçtir. Onlarla evlenmenin dahi mahsulleri vardır ve birçok dikkat edilecek şeraik’i bulunmaktadır.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُواْ النِّسَاء فِي الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىَ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ ﴿٢٢٢﴾

نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُواْ حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّكُم مُّلاَقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ ﴿٢٢٣﴾

Ey Muhammed! Cenab-ı Hak Habîbi Kibriyâ’sı Muhammed Mustafa’nın (S.A.V) şahsında bütün insanlığa derslerini vermektedir. Sana kadınların aybaşı hâlinden de soruyorlar. Deki; O bir eziyettir onun için aybaşı hâlinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah’ın emrettikleri yerden onlara varın, yaklaşın. Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever.

Dakika 5:32
)
استغفرالله العظيم واتوب اليه بِعَدَدِ ذُنُوبَنَا الله أكبر حتى الطف(

Çok temizlenenleri de sever.

(Allâhümme tahhir kulûbenâ mine’n-nifâkı ve minel kezb ve minel küfr)

(“Allahümme innî eûzubike mineşşirki veşşerki vel küfrü vel nifâkı veşşikakı ve sûil ahlâkî ve sûil menzarî fil ehli velmâlî vel veled”)

Kadınlarınız sizin için bir tarladır o hâlde tarlanıza dildiğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın Allah’tan korkun ve bilin ki siz mutlaka onun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed! Mü’minleri müjdele. İşte burada müjdeyi elde edebilmek için gerçek mü’min olmak lâzım gerçek mü’min biliyorsunuz ki hayat veren İslam’ın yüce değerleriyle donanmaktır. İtikatta, ibadette, ahlâkta, hukûkta her konuda İslam ile donanmak gerekiyor. Kişinin içi İslam, dışı İslam ve her şeyi İslam olduğu zaman evlilik güzel oluyor. Mutluluklar artık son haddinde devam ediyor. Yalnız her yapılan iş Allah’ın yüce kurallarına İslam şeriatının hükümlerine uygun olmalı kalpler bu hayat veren değerlerle dolmalı donatılmalıdır.

Şimdi 50’nci ve 51’inci derslerimizle hayat veren derslerimiz devam etmektedir. Burada da konumuz nikâhtır ve ilerideki âyetlerde de hayızdan bahsetmektedir. Nikâh sözleşme, kadından faydalanma, zinâdan kurtulma gibi temelinde din îmân, sevgi, merhamet, samimiyet olan bir sözleşmedir. Buraya dikkat lâzım! Nikâhın temelinde din olacak, îmân olacak, sevgi olacak, merhamet, samimiyet olacak. Bunlara dayanarak nikâh kıyılacaktır. Yoksa bir canavarın yanına bir kuzuyu götürüp parçalatmaktan başka bir işe yaramaz veya kurtların eline birini vermekten başka bir işe yaramaz. Onun için İslam’ın bütün yüce değerleri nikâh kıyılan özellikle erkekte yeteri kadar din, îmân, sevgi, merhamet, samimiyet olmalıdır. Bunlarda kadında bulunmalı veya buna namzet olmalıdır. Yani bu değerlere, İslamî değerlere bağlı olmalıdır.

Dakika 10:02

Çünkü nikâh denilen şey aileyi küçük bir devlet çekirdeğini oluşturmaktadır. Ailelerden toplum oluşturmaktadır. O toplum ise milleti, ümmeti, devleti oluşturmaktadır. Eğer siz iyi bir evlilik yapmaz iseniz temelinde din, îmân, sevgi, merhamet, samimiyet, ilâhî adâlet olmazsa bu nikâhın temelinde bu evlilik İslamî insani ve İslamî evlilikten çok uzaktır. Zaten bugünkü evliliklerin boşanmayla sonuçlanmasının sebebi temelinde bu yüce değerlerin olmamasından kaynaklanıyor. Birde her şey para zannediliyor fiziksel güzelliğe bakılıyor. Îmân güzelliğine, ruh güzelliğine, ahlâk güzelliğine, Yüce Allah’a olan itaatine, tâatine, samimiyetine, dînine, îmânına, Allah sevgisiyle dolup taştığına, merhametine, samimiyetine, İslamî ilâhî adâletine bakılmıyor. Para, fiziksel güzellik ve şehvet bunlar İslam’ın dışında, insanlığında dışında bir evlilik oluyor o ikisi o kadarını diğer yaratıklarda var diğer yaratıklarda kendi aralarında eşleşirler ve zürriyetlerini üretmeye çalışırlar. Cenab-ı Hak onlara fıtrî bir kânûn koymuştur. Onlar o kânûna göre hareket ederler. İnsan ise İslam kânûnlarına göre İslam kişinin yaratılışının, fıtratının kânûnlarıdır. Eğer bir Müslüman kendi fıtratına bir insan İslamî kuralları reçeteyi o plan ve proje ki bu ilâhî’dir. Bunu uygulamıyorsa o zaman diğer yaratıklardan pek çok farkı kalmıyor. Hattâ onlardan aşağı düşen tarafları bulunuyor. Niçin? Allah insana îmânı, İslam’ı, İslam’ın bütün kurallarını teklif etmiş ve ona yükümlülük vermiştir. Hayatın bütün imtihanı insanadır. Şimdi tabii ki burada müşriklerle sakın evlenmeyin diye nikâh konusunda Cenab-ı Hak sıkı tembihte bulunmuştur. Müslümanın bir defa mü’min ve Müslüman mü’mine ve Müslim’e olan birisiyle evlenilmesi gerekir. Kadında, erkek de Müslüman kadın, Müslüman erkekle evlenmesi zarûrîdir. Başka bir evlilik şansı Müslüman kadında yoktur. Müslüman kadın illa Müslüman erkekle evlenecektir. Müslüman erkek de Müslüman kadınla evlenecektir.

Şimdi şirk konusuna gelince zâhirî şirk birde hakîkî şirk bulunmaktadır. Birden fazla ilâh var diyenler veya yaşantısında hâliyle Yüce Allah’u Teâlâ’ya îmânının tamamen alâmetlerini göstermeden yaşantısında başkalarını ilâhlaştıran bir yaşantı, görüş ve ifade gibi durumlar varsa parayı ilâhlaştırmış. Mevkii makamı ilâhlaştırmış ve liderini, önderini herhangi birini ilâhlaştırmışçasına Yüce Allah’ın emirlerinden kopuk yaşıyorsa ve birden fazla ilâh var diyen söz veya davranışların veya bunun hâlinin yaşantısı varsa buna zâhirî şirk denmektedir.

Dakika 15:45

Birde tevhîdi İslam dînini inkâr edenler İslam deyince İslam’ın içinde, Kur’an’ın, sünnetin, icma’nın, kıyasın içinde Hz. Muhammed’e inzâl edilen İslam adına ilâhî emirlerin tamamı İslam’dır, bir bütündür. Eğer bu bütünlüğü kabul etmeyen tevhîdi, İslam dînini inkâr edenleri, gayrimüslimler başta gayrimüslimlerin tamamı İslamî inkâr eden grubun içinde yer almaktadırlar. Kesinlikle bir Müslüman kadın gayrimüslimlerle de evlenemez. Bunlarda tevhîdi İslam dînini inkâr ettikleri için bunlarda hakîkî müşriktirler ve inkâr sınıfındadırlar komple hepsi de Bakara Sûresinde Cenab-ı Hak;

(مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ )

“İlâ-Âhiri’l Âyeh’’ bu âyet-i kerimede de îmânsız kadın, îmânsız erkeklerle evlenme durumunu güzelliği, serveti, makamı ne olursa olsun îmânsız kadınla, îmânsız erkek katiyen evlenilemez. Tabii ki burada îmânlı Müslüman olması, İslam dîninin bütün değerlerini tamamını bir bütün olarak kalben tasdik etmesi, diliyle ikrâr etmesi ve inandıkları yaşamaya çalışması onu mü’min, Müslüman olduğunu gösterir. Bunun tersi ise tamamen mü’min ve Müslüman olamayan kişilerle evlenmek şiddetli bir haramdır. (يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ) şimdi onlar ateşe çağırırlar. (والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ) Şimdi bir Müslüman ki bir muttakî Müslüman ki Hz. Muhammed’e inzâl edilen, indirilen dînin tamamına inanmakla mü’min ve Müslüman olur. İnandığını kalbiyle tasdikini diliyle ikrâr eder ve bunları yaşamaya çalışır. Kur’an-ı Kerim’in, sünnetin yasaklamadığı nimetler tabii serbesttir. Ehli kitâbın yiyeceği size helal kılındı. Onların namuslu olan kadınlarını da alabilirsiniz. Kitap ehlinin dışından kız almak yine yasaktır, haramdır. Kız almak mekruh yalnız ehli kitaptan bile kız almak mekruhtur. Kitap ehlinden bu konuda ruhsat vardır, kız vermek isi kesinlikle izin yoktur. Ehli kitâbın erkekleriyle Müslüman kızlar, kadınlar katiyyen evlenemezler. (الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء)

Dakika 20:00

Erkek yönetici, Sâliha kadın itaatkârdır. İtaatkârdır her ikisi de Allah’ın emirlerine riâyet ederler, Allah’a itaat ederler, Allah’ın emirlerine itaat ederler. Erkek ise yöneticidir, kadın itaatkârdır ama kadına zulüm edilmez. Allah’ın sevgi, adâlet, merhametiyle muamele edilir çünkü İslam adâlettir, sevgidir, merhamettir, sevgi doludur bu sevgi maddî sevgi değil tamamen Allah sevgisidir. Allah sevgisiyle dolan îmânlı gönüller Allah için hanımını elbette ki sevecektir bütün sevgisiyle onu kuşatacaktır mutluluk oradır ve adâlettedir, merhamettedir. Âsî kadına öğüt verin diyor. Bazı kadınlar erkeğine karşı âsî davranırlar tabii bu erkek içinde aynıdır bazı erkeklerde hanımına zulmederler, çok kötü ve kaba davranırlar. Bunların ikisini de İslam reddeder. Kadın böyle bir şey yapıyorsa diyor öğüt verin diyor. İki tane arabulucu tayin edin kadın tarafından ve erkek tarafından arabulucu tayin edin ve aralarının sevgiye bağlanmasını ve mutlu bir geçimin te’min edilmesi için elden geleni o arabulucular yapsınlar diye bazı müeyyidelerde bulunmaktadır. Eğer nasihatten almayan kadınlar için bunları diyor bir müddet yatakta yalnız bırakın ve te’dîb edin fakat tabii bunlar kırmadan, dökmeden yapılacak işlerdir. Kadında eğer erkeğinden memnun değil ise nasihatler kâr etmiyorsa kadında hâkime başvurabilir. İslam bu hakkı da kadına vermiştir. Îmânlı kadın îmânsızın yönetimine verilemez. Şimdi bir îmânlı kadının Müslüman olamayan erkeklerle evlenmemesinin, evlenememesinin en büyük sebebi îmânlı kadın îmânsızın yönetimine katiyyen verilemez o kadını ateşe atmaktır. İslam, îmân yücedir. Îmân ve İslam yüce olan bu değer îmânlı kadın o îmânı ile gidip de îmânsızın emrine giremez ona kadınlık yapamaz bu İslam’a hakarettir. İslam azizdir azizi zelil etmek yükseği aşağı düşürmek demektir. İslam, îmân, Kur’an en yüce değerlerdir. Bir kadın mü’min, Müslüman ise bu yüce değerlere zaten kıymetlenmiş, erdemlenmiş ve o değerlerle donanmıştır. Gayrimüslim ’in, Müslüman olmayanın, îmânsız birinin, islamsız birinin emrine giremez. Affedersin ötesini siz anlarsınız.

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ)

“Namuslu, zinâ etmeyen, gizli dost tutmayan ehli kitap kadınlarını nikâhlamak kerâhetle caizdir.”

Dakika 25:08

Bakın ehli kitâbın, Hristiyan’ın, Yahûdî’nin ama gerçek İncîl’e, gerçek Tevrât’a bağlı ise ona ehli kitap deniyor. Gerçek İncîl’e, gerçek Tevrât’a bağlı olmayan, Îsâ (AS.) iftira eden, İncîl’i tahrif eden ve yanlış bir yola girmiş de adını da ehli kitap koyan bir Yahûdî kızıyla, bir Nasrânî Yahûdî kızıyla da evlenilemez. Bunların ehli kitap kadınlarını nikâhlamak eğer namuslu iseler zinâ etmeyen, gizli dost tutmayan ehli kitap kadınlarını nikâhlamak, kerâhetle caizdir yani mekruhtur. En temiziyle evlenmek mekruh olunca bunların zinâ edeni gizli dost tutanlarıyla zaten hiç mi hiç evlenilemez. Zarûretler kendi miktarınca takdir olunurlar. Sonra burada Sahâbeden bazı rivâyetler vardır. İslam dîninin hâkimiyeti altındaki ehli kitâbın kadın ve kızlarıyla evlenmenin burada ruhsatından bahseden Sahâbeden rivâyetler vardır. Şimdi İslam’ın hükümleri ilâhî nizam ortada olmayıp Müslümanlar başkalarının egemenliği altında yaşarken gayrimüslim yani ehli kitap kadın ve kızlarıyla evlenmek daha da tehlikelidir. Ama hiçbir zaman istisnalar kaideyi bozmaz bunların içinde çok mükemmel, mütedeyyin, îmân etmiş, Müslüman olmuş olanlar olduğu zaman bunlarda bir sakınca yoktur. Müslüman olanlarıyla evlenmek elbette ki tamamen caizdir, bir sakınca yoktur artık Müslüman’dır hangi milletten olursa olsun Müslüman olanlarla evlenmek güzeldir, hiçbir sakıncası da yoktur ama tabii gerçek Müslüman olmak kaydıyla. Senin en yakının olur ama İslamiyet’e bakışı tepeden olur veyahut da İslam’a karşı lakayttır, senin yakınından da biridir. Müslümanım der mangalda da kül bırakmaz. İşte benim şöyle soyum var, şöyle sopum var der ama İslam’la yaşantısı yoktur. Hattâ İslam’ın aleyhine, tersine, onun adına konuşur ve İslam yaşantısı da olmayıp, îmânına zarar verecek yanlış görüşlerde de bulunuyorsa en yakın milletinle de evlenemezsin. Çünkü evlenmekte, nikâhta îmânda tereddüt Müslümanlığında tereddüdün olmayacak. Bu senin akraban olması, uzaktan olması, komşun olması, milliyetinden olması bu bir şey para etmez. Îmân ve İslam para eder. Yani değer, gerçek ilâhî değer oradadır. Bunun için evlenecek kadın erkekler sonra pişman olmasınlar dünyada da, mezarda da, mahşerde de. Çünkü eğer güzel bir evlilik yaparsa o aile cennet hayatı yaşar. Eğer kötü bir evlilik yapıldığı zaman bir cehenneme dönüşür.

Dakika 30:00

Müslümanın dünyası da cennet, âhireti de cennet olmak şarttır. Bunun için ne yapması lâzım? Allah’ın emir ve kurallarına göre hareket etmesi lâzım. Ben bir kural koyarsam onu kimse kabul etmesin veya bir başkası kural koyuyorsa bunlar geçerli değil Allah’ın kuralları geçerlidir. Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, icma ’ya, kıyasa. Müçtehitlerimizin Kur’an’a bakışına, İslam anlayışına iyi bakıp, iyi anlamak gerekmektedir.

Kural mubahlık canı, ırzı korumak esastır. Şimdi kâinatta haram olanların dışında her şey mubahtır. Canı, ırzı korumak ise bunlar aslî haklardandır bunların dokunulmazlığı vardır. “Can meselesi ırzı, namusu korumak vatan toprağını can ve din tarlası olan kadınlarını başkasına çiğnetmek en büyük felakettir. Diri, diri ateşe atmaktır.” 221’inci âyete bak âyet Bakara Sûresi 221. Buna dikkat et! “Canları, malları, namusları, vatan toprağını can ve din tarlası olan kadınlarını başkasına çiğnetmek en büyük felakettir diri, diri ateşe atmaktır.”

Şuanda İslam’ın yüce emirleri hiçe sayılarak bu yanlışların pek çoğu yapılmaya başlanmıştır, yapılmaktadır. Niçin? Din farkı, îmân farkı gözetilmeden parası varsa, sermayesi varsa, fiziki durumu da hoşuna gidiyorsa tamam, orada iş tamam görülüyor, tamamlanmış gibi kabul ediliyor. Bu Yüce Allah’ın emirlerini hesaba katmamaktır. İlâhî emir ve kânûnları hiçe saymaktır. Tamam, şimdi iradeni o şekilde kullanabilirsin irade hürriyeti vardır herkeste ama bunun hesabını Rûz-i Cezâ da mahşere vereceksin. Bir kötü davranan insanları Müslümanım diyor adam ama İslam’dan haberi yok, İslamî yaşantısı da yok onları bahane ederek Müslümanla evlenseydim ne olacaktı? İşte falan filanın hâli meydanda diye bahaneler geçersizdir. Sen doğru Müslüman ol, doğru Müslümanla evlen. Allah’ın emrine bak kişiler doğru yapar, yanlış yapar insanların yetişme tarzıdır, karakteridir, özgürlüğünü, iradesini iyiye kullanır, kötüye kullanır o insan meselesidir. Allah’ın ortaya koyduğu emir ve kurallara bak ona göre hareket et. İnsana bakarsan tanrın çoğalır. Eğer Allah’a, Kur’an’a bakarsan Allah birdir, kânûnları da İslam’da bellidir. İslam’ı insanlar temsil etmezler. İnsanların kusuru olur, iyisi olur, yanlışı olur, doğrusu olur. İslam’da ise yanlış yoktur. İslam İlâhî’dir, her şey İslam’da doğrudur. Yalnız burada bir şart vardır; “Bu doğru hak olan İslam’ı doğru anlamak meselesi vardır.” Ben müçtehitten daha iyi biliyorum, ben Muhammed’den daha iyi biliyorum, ben sahâbeden daha iyi biliyorum diye bir iddia edecek baba yiğit var mı?

Dakika 35:00

Allah’tan daha iyi biliyorum diyen var mı? Allah’a din öğretecek biri. Cenab-ı Hak öyle diyor Hucûrat Sûresinde bana din öğretmeye mi kalkıyorsunuz diyor. Adam kafasına göre Kur’an-ı Kerim’e anlam vermeye kalıyor. Beyefendi, Kur’an-ı kendine uydurma sen Kur’an’a uy, Allah’ı kendin uydurmaya kalkma. Bunu iblis böyle yapmaya çalıştı, iblisleşti, Allah’ın rahmetinden kovuldu. Sen Allah’u Teâlâ’nın Murad’ı İlâhîsine isteklerine uyacaksın. Kur’an-ı Kerim’de Allah Muhammed’e Murad’ını bildirdi. Muhammed (S.A.V) Sahâbisine öğretti. Tâbiînden ve bize kadar İslam’ın nasıl anlaşıldığı, Kur’an’a nasıl mânâ verildiği Murad’ı İlâhî Murad’ı olarak, rivâyet yolları korunarak, dirâyet yollarında ne yapmıştır? Oradan beslenmiştir. Dirâyet rivâyetten beslenerek kendini gösterir, gücünü gösterir. Rivâyeti hiçe sayarak dirâyet olmaz, yorumda olmaz kimsenin keyfine göre Kur’an-ı Kerim yorumlanamaz. Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat ’in bir Kur’an anlayışı vardır ki bu peygambere ve Allah’a dayanır. İşte orayı bizim Müçtehit âlimlerimiz, en yüksek âlimlerimiz, icma, ümmet burayı koruyarak gelmiştir. Hem kitaplar da korunarak gelmiş kaleme alınmış hem de kalplerde kafalarda yaşanarak gelmiş. Onun için her türlü korunma burada mevcuttur, bozulma söz konusu değildir. Bozulan insanoğludur, İslam’ın bozulma şansı yoktur.

Birde Hayız konusunda kan akıntısı, adet kanı Hanefî Müçtehitlerinde 3 veya 10 gün arası değişir. Şâfiî Müçtehitlerine göre 1 “îlâ” 15 gün arası değişir. İmâm-ı Mâlik buna müddet koymamıştır. Hayızlı bir kadın tabii namaz kılamaz, oruç tutamaz, camiye, mescide giremez, tavaf edemez, Kur’an-ı Kerim okuyamaz, Mushaf’a Kur’an-ı Kerim’e el süremez, cinsi birleşmeye engeldir. Helaliyle de cinsi birleşme yapamaz. Zaten zinâ kökünden en büyük fuhşiyattan, en çirkin haramların başında gelmektedir. Hayızlı iken helaliyle de yan yana gelemez ve cinsi münasebette yapamaz. Temizlendikten sonra o helaldir, o da bir ibadettir ve fıtridir, yaratılışta bunlar mevcuttur. Birde urda, hedef, siper, engel, yemin Allah’ı şahit tutarak kendini güçlü kılmak, îlâ ise hanıma yaklaşmamak için yemin etmek. Şimdi biliyorsunuz ki yemin niçin yapar insanlar? Allah’ı şahit tutmak demektir yemin, Allah’ı şahit tutarak kendini güçlü kılar. Eğer Allah’ı yalana şahit tutuyorsa bu yalan yere yemin edenlerin vay hâline bunu bir düşünün şöyle. Bu arada îlâ ise hanıma yaklaşmamak için yemin etmek bazıları hanımına yaklaşmıyor bunun adına îlâ denmektedir.

Dakika 40:07

Burada talak meselesi vardır boşamak meselesi buna taklik deniyor. Talak- boşama, taklik- salıvermek anlamındadır. Nikâh bağını çözmek demektir. Ma’rûf- adâletli, ölçülü, iyilik, cömertlik, tatlı dil, iyi davranış, hakkı gözetmek anlamları vardır ma’rûfta. Yine Kütüb-i Sitte de bir kimse bir şeye yemin ederde sonra ondan başkasını daha hayırlı şeyi görürse o hayırlı şeyi yapsın diyor Peygamberimiz. Yeminine de kefâret versin diyor. Mesela konuşmayacağım diye yemin ettin hemen konuş ve kefâret ver.

Vara, yoka yemin edenler yalana yapılan yemini düşünsünler. Allah’ı vara, yoka, her şeye şahit gösterebilir misin? Onun için yemin katiyyen Müslümanın ağzında alışkanlık hâline gelmemelidir. Tamamen mecbur kalmadıkça hâkim önünde olur bu. Bu da şuanda artı bugünkü hâkimlerin yemin ettirip, ettirmediklerine şöyle bir dikkat edin. Yemin tamamen Allah’a bağlılığın, Allah’a bağlı olan îmânlı bir kişinin katiyyen Allah’ı yalana şahit gösteremeyeceğinden dolayı yeminler İslam nizamı, İslam hâkimleri, şeriatın, İslam şeriatının hükümlerine göre, kânûnlarına göre hâkimlik yapanlar bunu yapıyorlardı. Şimdi ise durumu biliyorsunuz ne durumda olduğunu. İki yalancı şahit bulmak şuanda bulmak kolay hâle geldi ve aynı zaman da kişi beynindeki ideolojisine göre başkalarını yargılayabiliyor. Bunun hâkim olması şart değil bir başkası da ideolojisine göre başkasını yargılıyor ona göre gidip şahitlik yapıyor. İslam bunların hiçbirini kabul etmez, İslam dosdoğrudur, doğru olmak zorundadır. Bir şeyin te’siri altında kalarak, bir ideolojinin te’siri altında kalarak, herhangi bir şeyin baskısı altında kalarak olan şahitlikler geçerli değildir. Tarafsız ve dosdoğru olay ne ise bunu çoğu azaltmadan, azıda çoğaltmadan ne ise dosdoğru bunun ifadesidir. Burada dürüst bir Müslümanın yeminine bile gerek yoktur çünkü yalan konuşamaz. Yalan konuşamadığı gibi yalana Allah’ı da şahit gösteremez. İslam dürüstlük dinidir, Sıddıklık oradadır, Fâruk’luk oradadır işte istikâmet oradadır. Cenab-ı Hak ne diyor Kur’an-ı Kerim de (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol diyor.” Hem yılan gibi eğrim, büğrüm gibi olacaksın, bunalınca her yalanı söyleyeceksin ve Müslümanım diyeceksin. İslam dürüstlerin, en doğru kişilerin dînidir. İslam da yalan yoktur, aldatmada yoktur, yalancı şahitlik, yalan yemin hiç yoktur. Bunlar cinâyettir. Allah yalana şahit gösterilebilir mi? Onun için Müslüman yalan söylemez, söyleyemez. Ona îmânı, Kur’an’ı, dîni, irfânı ona müsaade etmez.

Dakika 45:05

Bunun için (lağv) diye bir yemin var. Doğru zannedip aksinin ortaya çıkması, yalan kastı olmadan yapılan bir yemindir. Buna (lağv) yemini denir. Burada kastında yalan söylemek yoktu, doğruydu ama öyle zannetmişti dediğinin aksisi çıktı. Bunlara (lağv) deniyor. Birde yemini (Gamus) vardır; yalan yere yapılan yemindir bu, kefâretle bile bu adam kurtulamaz. Bu dînini, îmânını, nikâhını tazelemesi lâzım, tövbe istiğfar etmesi lâzım. Onun için bu kefâretle falan ödenecek değildir büyük belâdır ki cehennemliktir. Derhal tövbe etmesi lâzım, içine kul hakları girdiyse gidip o kul haklarını da ödemesi lâzım ve bunun günahından kurtulması lâzım ki Yemin-i Gamus yalan yere yapılan yemindir.

Birde Yemin-i Mün’akit’e vardır; ileriye yönelik bir yemindir ki şunu yapmayacağım diye yemin etmesidir. Burada da eğer yemininde sâdık kalması zarûrî ise yemininde sâdık kalması gerekir. Ama o yeminden daha hayırlı mesela ben ileride şu zamana kadar dargın duracağım diye yemin etse derhal barışmalı yeminin kefâretini vermelidir. Buralarda da dikkat edilecek hususlar bulunmaktadır.

Birde fey vardır yeminden dönmek, îlâ’dan dönmektir. İbn-i Abbâs (R.A) îlâ’dan dönmeyen 4 ayı geçiren boşamaya karadır demiştir. Mesela hanımıma yaklaşmayacağım diye yemin etti. Biray oldu yaklaşmadı, iki ay oldu yaklaşamadı, üç ay oldu, eğer dört ayı geçirir ise İbn-i Abbâs Hazretleri bu boşamaya karardır diyor. İbn-i Mes’ûd, Zeyd Bin Sâbit, Osman Bin Affan aynı görüştedirler.

Bain talak; Kesin boşama meydana gelmektedir derler. Burada Hanefîlerde bundan yanadır. İki rivâyetten biriside öncekiler gibi düşünmektedir. Süre geçince ya boşa, ya eşine dön diye kocaya teklif edilir yani işi sürüncemede bırakma. Tabii boşanmamak için elden gelen her şey yapılmalıdır. Boşanmak bütün çareler bittikten sonradır. Yoksa boşanmak İslam dînin de makbul bir davranış değildir. Hattâ helaller arsında Cenab-ı Hakk’ın hoşlanmadığı eş boşamaktır rivâyeti vardır. Onun için süre geçince diyor, kinci bir rivâyette ya boşa, ya eşine dön diye kocaya teklif edilir. Hz. Ali, İbn-i Ömer, Ebû’d Derdâ, Hz. Âişe (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn ve Radıyallâhu Anha) onlarda bu görüştedirler. 3’üncü görüş ise Said Bin el-Müseyyeb, Sâlim Bin Abdullah, Ebû Bekir Bin Abdürrahman, Zülfi, Tâvûs, Atâ gibilerde 4 ayı geçince bir Ric-i Talak boşama meydana gelir demişlerdir.

Dakika 50:07

Hanefîler birinci görüşü, Mâlikî ve Şâfiî’ler de ikinci görüşü benimsemişlerdir. Bunların tamamı durumun vaziyetine göre geçerlidirler. Yalnız en önemlisi her şeyi tatlılığa bağlamak mutlu bir yaşantı, mutlu bir aile içerisinde çünkü mutluluk olmazsa ailede o çocuklar, doğan çocuklar, o zürriyet stresle doluyorlar ve ruhen yıkılıyorlar. Mutlu ailenin çocukları kişilikli ve mutlu yetişiyorlar. Çünkü annede kişilik, babada kişilik, İslamî kişilik çocuklara yansıyor, o sevgi çocuklara yansıyor. O dengeli bir vaziyet, kişilikli bir durum çocuklara yansıyor, çocuklarda mükemmel yetişiyor. Mutlu aileden, mutlu zürriyetler meydana gelir. Mutsuz aile çocukların üzerine yıkılmış enkaza benzer. Ev yıkılmış altta enkaz altında kalmış, hırpalanmış, perişan olmuş, oradan çıkmış sakat kalmış bir kimselere benzer. Aile mutlaka mutlu olmak zorundadır. Bunun gayreti içinde olunmalıdır. Eksiklik, hastalık neredeyse orası tedavi edilmelidir. Bu yanlışlık kadında ise kadında tedavi edilmeli, erkekte ise erkekte tedavi edilmeli. Reçete Hz. Muhammed’in uyguladığı reçetedir ki İslam’ın yüce değerleridir. Sevgili Peygamberimiz 9 hanımıyla bir arada mutlu şekilde yaşamıştır. Dünyanın en zor şartları altında, en sıkıntılı ortamlarda o cihâd Peygamberi dünyada devrim yapan, kalplerden küfrü deviren, dünyada en büyük devrim yapan ve îmânın temelini atan, sosyal adâletin temelini atan, ilim, irfânın yerleşmesini te’min eden, ilâhî nizamı yeryüzüne yerleştiren o cihan Peygamberi en zor günlerde bile annelerimizle, kendi hanımlarıyla mutlu bir aile yaşamıştır. Sahâbeye bu yansımıştır, yerleşmiştir. Sahâbeden sonra Tâbiîne yerleşmiştir. Daha sonra yozlaştıysa bu İslam’dan uzak kalmanın neticesidir. Kur’an’ın içindeki mânânın kalplere, nefislere, ruhlara yerleşmemesi Kur’an-ı Kerim’in mânâsının nefsi kuşatmadığındandır. Çünkü mânâ nefsi kuşatmadığı, ulaşmadığı müddetçe nefis dersini alamaz. Nefis tabii ki terbiyeden geçilmelidir. Bunun içinde Kur’an’ın mânâsı kuşatmalıdır.

Şimdi birde ‘kuru’ kelimesi geçti Kur’an-ı Kerim’de bunlar zıt anlamlı hayız, tuhur, temizlik mücmel bir kelime olduğu için bu Hanefîler hayız ile tefsir etmişler İmâm-ı Mâlik Şâfiî tuhur ile tefsir etmişlerdir. Her ikisi de geçerlidir ve doğrudur.

Birde ‘buuleden’ bahsedilmektedir. Onların kocaları Ric-i Talak iddet içerisinde karısına geri dönüş karı kabul etmese de söz erkeğindir.

Dakika 55:10

Bu mesela bir iki ay içerisinde hanımından uzak kalıpta geri dönmek erkeğe bu selâhiyet verilmiştir. Hanımına geri dönebilir ama erkeğinden hiç memnun olmayan boşanmadıkça kurtuluş görmeyen bütün çareyi boşamakta arayan bir kadın ise o hâkime başvurur o ayrı. Fakat 4 ayda erkek geçirirse işte o zaman erkekten de selâhiyet kalkar keyfi olarak hanımın 4 ay dönmüyorsa ve hanımıyla da anlaşmalı değilse ortada bir zarûret, mazeret yoksa 4 ay hanımı ihmal etmek bir defa bu erkek için çok zararlıdır. Elindeki yetkileri kaçırabilir. Ondan sonra söz kadındadır. Kadın istemese 4 ayı geçiren bir erkeğe dönmeyebilir ayrılığa karar verebilir. Tabii bu İslamî kurallar dâhilindedir. Her iki tarafında sıkı sıkıya Allah’ın emirlerine bağlı olan Müslümanlar içindir. Yoksa bugün İslamî emirler var mı yok mu umurunda bile olmayan kendini Müslüman sanan nice insanlarımız bulunmaktadır. Bunlar gaflet ve cehâlet içinde yüzüyorlar. Müslüman İslamî kurallara göre yaşayan insandır. İslamî kurallar çiğnenerek Müslümanlık olmaz. Yine Nisâ Sûresinin 19’uncu âyet-i kerimesinde Cenab-ı Hak; Onlarla iyi geçinin diyor. Yani bir erkek hanımıyla çok mutlu ve tatlı geçinmelidir Cenab-ı Hak tembih ediyor. Zorla bir şey almayın diyor. Mesela hanımına Mehir vermişsin ki hanımın hakkıdır bu Mehirler. Beraber yaşadığın müddetçe de o hanımındır ayrılsan dahi hanımındır Mehirler. Sakın diyor Cenab-ı Hak hanımınızdan zorla bir şey almayın. Onlar gönül hoşluğuyla seve seve verirlerse ne âlâ yoksa alamazsınız diyor, almayın diyor.

Emzirmek iki yıldır boşanma da iki defadır. Üçüncüde ise artık elden bütün imkânlar çıkmıştır. İş zorlaşmıştır hattâ imkânsızlaşmıştır. Onun için bir Müslüman erkek dilini boşama kelimesine alıştırmamalıdır. İki talakla iki defa boşadığı zaman zaten iş biter. Üçüncüde tamamen ipler kopar. Böylesi durumlara düşmemek Müslümanın birinci derecede dikkat edeceği konudur. Ne kadar öfkelenirsen öfkelen öfkeyle yapılan işler zararla diyor kalkan tabii ki öfkeyle kalkan zararla oturur diye atalarımız söylemişlerdir. Hele bu nikâh konularında, îmân konularında, îmâna zarar verecek, nikâha zarar verecek söz ve davranışlarda katiyyen bulunmamak gerekmektedir. Kadın Mehir bağışlayabilir mi? Bağışlayabilir o da onun kendi özgür, hür iradesine kalmıştır. Verdiğiniz Mehir’i de geri almayın.

Dakika 1:00:04

Çift evliler diyor adâleti gözetsinler. Bu da yine Nisâ Sûresinin 4’üncü âyetinden tutun diğer bütün âyetlerinde 20’nci âyeti 34’üncü âyeti 129’uncu âyetlerinde İslam tamamen adâlettir. İki evli olan erkekler, iki hanım alanlar, üç hanım alanlar ki zaten dörtten ötesine müsaade yoktur. Bir tane almak esastır ikinci diğerleri ruhsattır. Bunlar ihtiyaç hâlinde adâlet şartıyla adâlet etmekten diyor korkarsanız adâlet edemezseniz bir taneyle yetinin buyrulmuştur. Tabii bu ihtiyaç olmadan iki hanım zaten kimse kolay kolaya tercih etmez. Ama ihtiyaç hâlinde de bu Allah’ın adâlet şartıyla ruhsatıdır ve Kur’an’da vardır, Kur’an’da ki bu âyeti de kimse yok sayamaz. Allah’ın verdiğini de kimse reddedemez ve engel olamaz. İnkâr ederse kendine îmânına zarar verir. Bir şeye Allah var dediyse vardır yok dediyse yoktur o kadar. Şimdi Allah’ın verdiği hakkı birileri çıkıyor tabandan buna karşı çıkıyor. Kime karşı çıktığının farkında mısın? Adam tek evli ama kaç tane dost tutmuş zinâ ediyor. Buna hoş bakanlar var. Zinâ ’ya hoş bakan dinden, îmândan çıkar din, îmân kalmaz. Peki, bir insanın ihtiyacı olduğu zaman Cenab-ı Hak müsaade etmişse adâlet ilkelerine, sevgi ilkelerine, maddî manevî bütün adâlet şartlarına riâyet edilerek mutlu bir ailenin kurulmasında ne sakınca vardır? Her iki taraf mutlu ve memnun olmak şartıyla kimsenin hakkını kimseye yedirmemek şartıyla arada tam adâleti uygulamak şartıyla Kur’an’da ki var olanları ve Hz. Muhammed’in, ashâbın bugüne kadar icma ümmetin uyguladığı var olan değerleri yok saymak Kur’an’ı yok saymak aslında sosyal adâleti yok saymaktır ve sosyal ihtiyaçları yok saymaktı. Zinâ ‘ya kapılar açmaktır zinâ İslam’da en çirkin, en büyük günahlardandır. Cenab-ı Hak zinâyı haram kıldığı gibi zinâ ’ya giden bütün yolları da kapatmıştır. Bunun içinde ihtiyaç hâlinde adâlet şartı olmak kaydıyla ikinci evlilik, üçüncü ve dördüncüye kadar müsaade edilmiştir. Bunun dışındaki anlayışlar Ehl-i Sünnet anlayışı değildir. Kur’an-ı Kerim’in açık seçik bu konuda âyeti vardır ve bize Nisâ Sûresinin baştan dördüncü âyetine kadar bunlar anlatılmaktadır.

Ailenin yükünü erkek çekme mecburiyeti vardır. İslam’da aile yükü erkektedir. Onları gözetir, yönetir, muhafaza ederler. Üstünlük ve dereceleri de fazladır. Yalnız bu yetkiyi erkek kesinlikle kötüye kullanamaz. Yani kadının tepesinde zorbalık yapamaz. Bunlar sevgi ve adâlet esaslarına dayalıdır, muhabbete dayalıdır, samimiyete dayalıdır mutluluk oradadır.

Dakika 1:05:05

Bunun için erkek burada Allah’ın ortaya koyduğu adâleti uygulamak zorundadır. İki taraf birbirine sevgi ve saygıyla sevginin kaynağı Allah sevgisidir, îmân ve İslam ve Kur’an’dır.

Birde bâin talak vardır karıya geri dönülmesi. Bâin talakta geri dönülmesi caiz olmaz. Mal karşılığı boşanma buda mümkündür. Abdullah Bin Übey ’in kızı Cemile Sâbit Bin Kays ’tan bahçeyi verip kocasından boşanmıştır buna hul denir. Kütüb-i Sitte de nikâh, talak, ıtak ki köle âzâd etmek bunların şakası da ciddidir, ciddisi de ciddidir. Şaka olarak ben hanıma seni boşadım diyemem bu şans yoktur bunun şakası da ciddidir. Ben birisine seni aldım o da şakadan bende sana vardım dese bu işin şakası da ciddidir, ciddisi de ciddidir. Buraya da dikkat etmek lâzım. Yine bir insan ki İslam köleliği dünyadan kaldırmaya gelmiştir. Onun için bir köle sahibi şaka olarak kölesine seni âzâd ettim dese bu ciddidir. Şaka da dese o köle âzâd edilmiştir. Cenab-ı Hak bu konularda şakayı ciddi olarak alıyor, ciddi de zaten ciddi olarak alıyor. Ecel demek bir süre veya o süresinin bitimidir. Buluğ ecelin sona gelmek yaklaşması demektir. İddet ecel bittikten sonra kocanın karıya dönüşü, karının da rızasına bağlıdır. Dört ayı geçirdikten sonra dört ay hanımına yaklaşmamış ayrı durmuş ondan sonra hanımın rızasıyla dönebilir. İşte o ecel dediği dört ayın sona ermiş olmasıydı. Buluğ dediği de artık son müddet gelmiş dört ay bitmiş. Şahitsiz ve Mehr-i Misil’den az olursa Velî devreye girebilir yetkilidir. Mesela bir nikâh şahitsiz kıyıldı Mehr-Misil’den az oldu Mehir gereği gibi verilmedi Velî orada diyor yetkilidir. Tabii akil baliğ olanlar ise bunlar bu konuda kendileri yetkilidir ve ben razıyım diyebilir ama şahitsiz nikâh kıyılmaz ve aldatma yoluyla Mehir’den de, Mehr-i Misil’den de mahrum edilemez. İslam dîni kadını nikâhta zaten sigortalar. Ona bir ana sermaye verir kadına. Onun artık o Mihri’ne kimse müdahale edemez. Ne erkek tarafı ne kadın tarafı o kadınındır.

Dakika 1:10:00

Boşanmışlara engel olmayın, evlenmelerine engel olmayın diyor Cenab-ı Hak. Adamlar boşanmışlar mecbur kalmışlar ve boşanmak çare olduğu zaman boşansınlar ve başkalarıyla evlenmek istiyorlarsa evlensinler. Sakın engel olmayın diyor Cenab-ı Hak. Yakınları da, kocaları da, boşayan kimse de engel olmasın. Adam boşuyor kadının evlenmesini istemiyor. Öyle bir dava yok Kur’an-ı Kerim’de. Böyle zorbalık yok. Boşandı mı o kadın bir diğer Müslümanla evlenir, evlenebilir. Bunu ne baba tarafı, ne ana tarafı, ne koca tarafı hiçbir taraf onun evlenmesine engelleyemez. Engellerse zorbalık yapmış olur. Kadının hakkını elinden almış olurlar. En büyük hakka tecavüz etmiş olurlar evlenmek herkesin hakkıdır. Peygamberlerin sünnetidir. Yaratılışında fıtratıdır. Cenab-ı Hak yaratılışta eşler hâlinde yaratmıştır. Cenab-ı Hak niçin çift yaratmıştır yarattıklarını? Bu fıtratın gereğidir. Evlenmenin önüne geçilemez geçilmemelidir. Yine Asabe baba tarafından yakınlara Asabe denir yani baba tarafının yakın akrabalarına bu bir dîni terimdir.

Zî Rahm-i Mahrem: Bunlar da nikâhı caiz olmayanlardır. Yakın akrabalarda nikâh düşmeyen ne kadar kimse varsa bunlara “Zî Rahm-i Mahrem” denir. Bunları bütün Müslümanlar hemen hemen hepsi bilir bilmeyenler de mecburen bilenlerden öğrenmesi şarttır. Sütten keserken istişâre ile çocuk sütten kesilmelidir. İstişâre ana baba arasında olmalıdır. Kadın kocasına danışarak, kocası da karısına danışarak ikisi arasında diyor istişâre ile sütten kesilmelidir. Çünkü süt emzirmek babanın boynuna borçtur. Emzirmekte anne tabii ki gereklidir tabii ki annede o çocuğun annesi olduğu için bir mâzereti yoksa emzirmelidir. Cenab-ı Hak İslam’ı bunlar tabii ki fıkhî konulardır. Biz fıkhî konuların sadece özet olarak notlarını veriyoruz. Bunlar keşif notladır ön uç haberlerdir. Teferruatı ise fıkıh kitaplarımızda daha çok anlatılmaktadır. Sorulduğu zaman sorulara karşı da gereken cevaplar verilir. Şimdilik tabii bu Kur’an-ı Kerim’in öz mânâsı ve bazı âyetlerin keşfiyle dersimiz hayat veren dersimiz devam etmektedir. Cenab-ı Hak hayat veren kullarından eylesin.

Dakika 1:14:13

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 145 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}