hayat veren nurun keşif notları

47- Tefsir Ders 47 hayat veren nurun keşif notları

 

47- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 47

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

(Bakara Sûresi 240’ıncı Âyet-i Kerime’den 246’ncı Âyet-i Kerime’ler)

 

Hayat veren derslerimiz hayat veren yüce değerlerin ışığı altında oradan aldığımız ilhamlarla hayat veren nurun aydınlığında İnşa’Allah hep beraber aydınlanmaya doğru çaba ve gayret içinde bulunmaktayız. Sevgili Peygamberimizin sözüyle bu dersimize de iptida ediyorum.

 

Peygamberimiz (A.S.V) Nesâi’nin ve Ahmet Bin Hanbeli’n rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte bir ay kunut yaptı bir kabileye beddua yaptı. Tabii o kabile çok büyük suç işlemişti, ihânette bulunmuştu. Hafızlar katledildi, Müslümanlar ansızın pusuya düşürüldü düşürdüler ve verdikleri sözde durmadılar ihânet ettiler. Şimdi konumuz tabii kunut namaz içinde de yapılan bir de kunut duası diye vitir namazında okuduğumuz bir kunut var birde bazı olağanüstü hâllerde Müslümanların başı dertte ve bunalımda olduğu zaman kunut yapılır ve Peygamberimizin yaptığı gibi kunut yapılır. Bu da namazların içinde olur namaz dışında da olur ve bunlara devam edilir. Maddî ve manevî tabii ki Yüce Allah’a olan görevlerimizi yapmaya çalışmaktır. Kunut da bunlardan biridir. Burada namazdan bahseden bir âyet-i kerimeye geldik. Namaz, tesbih, tekbir ve Kur’an kıraatıdır. Buraya dikkat edelim! Namaz tesbihtir, tekbirdir ve Kur’an kıraatıdır. Birde es-salavat ‚el‘ orada ki edatı ahd-i haricî içindir. Beş vakit namaz farzdır. Ahd için olmasaydı tüm namazlar farz olurdu ona da kimsenin gücü yetmezdi. Beş vakit namazdan başka namaz mı var diyen olursa tabii ki birçok fazilet içeren fazilet kazandıran birçok namazlarımız var ama farz olan namaz beş vakit namazdır. Onun için buradaki es-salavat kelimesinin başındaki ‚el‘ ahd-i haricî içindir. Onun için beş vakit namaz farzdır buyurulmuştur. Ahd olmasaydı tüm namazlar farz olurdu. Bunu da ümmetin gücü yetmezdi. Birde ‚el-vüsta‘ salati’l-vüstâ’dan bahsetmektedir Cenab-ı Hak vüsta namazının üzerinde durmaktadır. Bu müennes İsm-i Tafdil bir kelimelidir. Orta namaz en faziletli namaz anlamında kabul edilmiştir. Bunun üzerinde birçok görüşler vardır orta namaz hangisidir diye buna ikindi namazı diyenler vardır. Birçok sahâbenin görüşü ve Ahzâb günü yani Medine’yi düşman kuşattığı zaman Hendek Savaşında bazı namazlar terk olunmuş. Bunların içinde ikindi namazı vardır. İkindi namazı orada vakti geciktirilmiş savaştan dolayı.

 

Dakika 5:00

 

Peygamber Efendimiz o gün orta namaz ikindi namazından bizi meşgul ettiler. Düşmanlara diyor bunu. “Allah (C.C) kalplerine, evlerine ateş doldursun dedi beddua etti.” Bu bakın namazın geç kalmasından dolayı Peygamberimiz böyle dedi. Şimdi bu sözün içeriğine bir bakın. Düşman gelmiş şehri kuşatmış Hendek Savaşı yapılıyor ve ikindi namazı gecikmiş, Peygamberimiz bu namazın gecikmesine sebep olan düşmana bakın ne diyor; “Allah (C.C) kalplerine, evlerine ateş doldursun” diyor. Bu da Beyhâkî’nin rivâyetidir.

 

Şimdi ikindinin üzerinde ikindi bilhassa Arabistan’da sıcak memleketlerde işlerin en çok işlerin başladığı bir vakittir. Geçim, ticaret vakti ikindidir en çok oralarda. Gündüzleri çok sıcak olduğu için o sıkışık ve iş ortamında bu namazın kaçırılmayıp kılınması üzerinde durulmuş ve faziletinin buradan geldiği de söylenmiştir. Gece gündüz meleklerinin toplanma zamanıdır ikindi vakti denilmiştir. Gece melekleri, gündüz meleklerinin toplanma zamanıdır. İki gündüz iki gece namazlarının da ortasındadır buyurulmuş bu Ebû Hanîfe’nin de Ahmet Bin Hanbeli’nde bu görüşte olduğuna dair bir rivâyet vardır ve bunu Ahmet Bin Hanbel rivâyet etmiştir. İmâm-ı Âzâm ‘da bu görüştedir. İkincisi de Hz. Ömer ve bazı sahâbeler bu namazın sabah namazı olduğu rivâyeti vardır. Şâfiî ve Mâlikî Hazeratı da bu görüştedirler. Beyhâkî yine onun rivâyetinde Efendimiz (A.S.V) bu sabah orta namazdır. Yani bu orta namaz sabah namazıdır dediğine dair Beyhâkî’nin rivâyetinde Fahrettin Râzî ele almış o da bu görüştedirler. Öğle namazı diyenler vardır. “Evlerini üzerlerine yakayım diye gönlüme geldi” demiştir Peygamberimiz. Yani öğleyin camii cemâate gelmeyenlere söylemiş olduğu rivâyeti de Buhârî Şerif’te mevcuttur orada rivâyet edilmiştir. Cebrâil ile ilk kıldığı namaz yine öğle namazı cuma bu vakitte kılınır. Bazı sahâbeler yine İmâm-ı Âzâm’dan bu ikinci bir rivâyet vardır. Bazı sahâbeler den de bulunmaktadır. Akşam namazı diyenlerde vardır. Bu hep üç kılınır tek olduğu için derler. Yine yatsı namazı diyen görüşte bulunmaktadır. Beş vaktin tamamı Muaz Bin Cebel’den bu da rivâyettir. Beş vaktin tamamı orta namazdır demiştir Muaz Bin Cebel’den gelen rivâyette. Yani hepsi birbirinden faziletlidir anlamında değerlendirilmiştir. Yedincisi de belirsizdir. Kadir gecesini İsm-i Âzâm’ı cuma da o icâbet saatini gizlediği gibi İsm-i Âzâm-ı gizlediği gibi, Kadir gecesinin gizlendiği gibi, duaların kabulün gizlendiği gibi bununda gizlendiği bu vustâ olan orta namazında gizlendiği rivâyeti vardır.

 

Dakika 10:27

 

Beş vaktin içinde onu gizlediği rivâyeti de Kurtubî’den gelmektedir. Kurtubî de bizim büyük âlimlerimizden, büyük müfessirlerimizden bir zât-ı muhteremdir. Bütün âlimlerimize Cenab-ı Hak bol bol rahmet eylesin, mağfiret eylesin, hiç rahmetleri eksik olmasın, nurla dolsun ve taşsın, Cenab-ı Hak hepsinden razı olsun.

 

Yine cuma ve öğle namazı diğer rivâyette Hz. Ali’den gelmektedir. Yatsı namazı ve sabah namazı diyen rivâyette hem Hz. Ömer’den hem de Hz. Osman’dan gelmektedir. Sabah ve ikindi namazı diyen Hz. Ebû Bekir bir de Ebherî’nin Mâlikîler ‘den rivâyetidir. Cumadır diyen görüş vardır her farzda cemâat olmaktır. İşte orta namaz en faziletlisi budur diyen görüş vardır. Korku namazı, vitir namazı, kurban bayramı namazı, ramazanı şerif bayram namazı, kuşluk namazı gibi diyen görüşler vardır. Ebû Hayyân ikindi namazı, Taberî ve Hanefîlerde yine ikindi namazı demişlerdir. Sıkışık anlarda kılınan namazlardır diyen vardır. Ahzâb günü dört vakit namaz kazaya kalmıştı. Kaza ettiler yani Hendek Savaşında. Şimdi buradan baktığımız zaman bu rivâyetlerin tamamı doğrudur. Bu beş vakit namazın bizzat kendisidir ve içinde hepsi birbirinden faziletlidir ve sabah namazı yatsının iki katıdır diyen rivâyette bulunmaktadır. Yatsı da öbürlerinden faziletli diyen rivâyetler bulunmaktadır. Sıkışık ortamlarda kılınan namazın fazileti daha büyüktür. Çünkü sıkışık ortamda kişi namazını bırakmıyorsa müsait ortamlarda da bırakmayacağı anlaşılır ki işte fazilet burada Müslümanın samimiyette, ihlâstadır ki bütün ibadetler muhteşemdir çok faziletli dereceleri çok yüksektir. Her ibadet Allah’ın her emri yücedir ve yüksektir. Bunu duyurduktan sonra bizlere bakın Cenab-ı Hak birde devlet olma, millet olma ve güçlü idâre sahibi olma, güçlü devletler kurma gibi özelliklerde dikkat edeceğimiz konuları da bizlere her konuda Cenab-ı Hak hayat veren emirlerini ortaya koymuş ve bize en hayırlı öğütleri vermiştir. Bütün tedbirleri almamız için ne gerekiyorsa İslam dini bunu ortaya koymuştur. Yüce Allah İslam ile en güzeli ve tükenmeyen rahmetini tecellî etmiştir, ettirmiştir.

 

استعيذ بالله

وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَاجِهِم مَّتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِيَ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ﴿٢٤٠﴾

وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ ﴿٢٤١﴾

كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿٢٤٢﴾

 

Dakika 15:22

 

Kıymetli efendiler!

 

Bu âyetlerin kısa öz anlamını verirken bizde güçlü aile, güçlü millet, güçlü devlet işte İslam dîni bizden bunu istiyor. Mutlu aile, mutlu millet, mutlu devlet, güçlü devlet ki bu Yüce Allah’ın kendi hâkimiyetinde kurulan devlettir. Müslümanların tümü ümmet burada görevlidir bu aileden başlamaktadır.

 

İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarırlarsa kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Boşanmış kadınlar içinde meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta intifa hakkı vardır ki verilmesi Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur. İşte akıllarınız ersin diye Allah size âyetlerini böyle açıklıyor. Yani kadınların mîrâsta hakları vardır bu haklar yerli yerince verilmelidir. İslam’dan önce kadınları insan saymayan bir dünya vardı. Bu Arap’ta da böyleydi ve dünyanın her yerinde, batıda da böyleydi. Ama İslam dîni işte “cennet annelerin ayağının altındadır” dedi kadına en güzel değeri verdi. Baba ne kadar kıymetliyse anne, erkek ne kadar kıymetliyse kadın işte bunlar birer birer değerdirler. Hattâ mahlûkatın en şereflisi insandır. İnsan deyince erkek ve kadın ikisi birden insandır. Biri olmazsa öbürü, öbürü olmasa öbürü tabii ki ne işe yarar ki? Dünyanın bir tadı tuzu kalmaz. Gaye ortadan gayelerde kalkar. Onun için İslam dîni kadına erkeğe en büyük değeri vermiştir. İnsan hakları ta Peygamber Efendimiz Medine’den 14 asır önce dünyaya yayınlamıştır ve vasiyetinde kadınlara özel olarak da vasiyet etmiştir. “Sizin en hayırlınız ailesine iyi davranandır” demiştir. “Onların sizin üzerinizde sizin de onlar üzerinde hakları var” demiştir. İslam’ın kökünde ailede îmân esasları, sevgi esasları, saygı esasları, Allah’ın ölçülerine uymak, esasları vardır. Ailede bunlar yoksa öbürleri yapmacıktır gelici ve geçicidir. Fiziksel güzelliğine bayıldın ama ahlâk ve ruh güzelliği yoksa îmân yoksa Kur’an yoksa bir kaç gün sonra orada tat tuz kalmaz. Kişinin îmânı, vicdanı, ruh güzelliği var dış güzelliği varsa bu daha güzeldir. O da ayrı ama esas olan ruh güzelliği, iç güzellik, îmân, Kur’an ve Allah sevgisi taşıyan bir gönül işte böyle bir erkek, böyle bir kadın ailede mutlu olmamak için bir sebep olmaz. Bundan ötekiler tâlî sebeplerdir aslî değildir. Aslî sebepler ortada problemse orada problem ağırdır aile çatırdıyor, evin içine fırtına esiyor ve evde bir savaş var hattâ cehenneme dönüşmüş bir ortam var demektir.

 

Dakika 20:16

 

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ ﴿٢٤٣﴾

 

Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah’ta kendilerine ölün dedi ve öldürdü. Sonra da onlara bir hayat verdi, diriltti. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı bir lütuf sahibidir fakat insanların pek çokları şükretmezler.

 

Cenab-ı Hak ile yakinen tanışmadığı müddetçe bir insanın, bir Müslümanın tabi ki davranışlarını i’tidâl üzerinde tam normal bir davranış, normal bir düşünce, normal bir kalp, normal bir akıl ve her konuda mûtedil olma durumu imkânsız gibidir. Bunun için Yüce Allah’la kul tanışınca her şey i’tidâl üzere yerli yerince olur. Kul Rabbi’sine karşı sevgi ve saygı içindedir. Onun için ne aileyi rahatsız eder, ne çocuklarını, ne çevresini, ne milletini, ne devletini, ne insanlık âlemini nede ekosistemi bozar, bozamaz. Her şeyin yerli yerince olmasını ister. Çünkü i’tidâli Cenab-ı Hak ona lütfetmiştir. İşte normal Müslüman, normal insan tipi budur.

 

وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿٢٤٤﴾

مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٤٥﴾

 

O hâlde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah her şeyi işitir ve bilir yani dünyayı ve insanlığı zorbalardan kurtarın. Küfür, şirkten, zulümden kurtarın, fitneden kurtarın insanlık âlemini. Kimdir o adam ki Allah’a güzel bir ödünç versin de, güzel bir ödünç versin de Allah’ta ona birçok katlarını ödesin. Yani Allah için sen bir hayır işleyip birine bir ödünç verdiğin zaman onu katmerli olarak Cenab-ı Hak sana geri lütfediyor. Öyle bereketler, öyle lütuflar veriyor ki sen göremiyorsun ama îmânınla seziyorsun. Nasıl seziyorsun? Her şeyi Allah yaratır sebepleri de Allah yaratır. Sana gelene getirene değil gönderene bakacaksın, yaratıcıya bakacaksın, sebepleri yaratana bakacaksın. Allah darlık da verir, genişlikte de verir, genişlik de verir, hepiniz de ona döndürülüp götürüleceksiniz. Cenab-ı Hak nice kalpleri sıkar, daraltır. Çünkü eğer bir kalpte îmân yoksa şirk varsa veya küfür varsa, nifak varsa o kalpte huzur olacağını mı zannediyorsunuz? Hangi makamda oturursa otursun o baba yiğit, hangi mala, mülke, servete sahip olursa olsun onun kalbinde bir darlık sıkıntı, yaşantısında bir sıkıntı o kadar malı mülkü içerisindeyken dar ve sıkıntı içinde olduğunu görürsünüz.

 

Dakika 25:00

 

Yine nicelerinin Cenab-ı Hak hem enfüsi kalp ve ruh âleminde genişlik veriyor ve yaşantısına mutluluk veriyor. Bu da nereden geliyor? Cenab-ı Hak dilediğine celâlî tecellîler de bulunuyor. Dilediğine cemâlî, rahmetiyle, lütfuyla tecellî de bulunuyor. Senin kalbine bakıyor. Sen kalbinden haberin olmayabilir olması lâzım ama olmayabilir ama Allah sürekli senin kalbine, niyetine bakıyor. Senin kalbine gelen müspet veya menfi seni sürekli kalbe gelenlerle imtihan ediyor. Müspetler ve menfilerin bakalım diyor imtihanı kazanacak mı? Doğruya yanlış diyor mu? Yanlışa doğru diye tasdik ediyor mu? Senin kalbine gelenlerle seni öyle bir imtihan ediyor ki senin kalbine senden yakın o yüce varlık. Çünkü o yarattı.

 

أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلإِ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ مِن بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُواْ لِنَبِيٍّ لَّهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلاَّ تُقَاتِلُواْ قَالُواْ وَمَا لَنَا أَلاَّ نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَارِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْاْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ ﴿٢٤٦﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Kıymetli ve muhterem dostlarımız,

 

Dünyada hakkın hakîkatin ve adâletin huzur ve sükûnun olması için zâlime karşı daima Müslümanlar insanlığın huzurunu te’min etmek için uyanık ve tedbirli olmak zorundadır. Bunun içinde güçlü devlet kurmak zorundadır. Hükümdar olacak kişi bilgili olsun diyor ve tam bir idâreci vasıflarına sahip olsun bilgiyle donanmış olsun. Bir millet bağrından îmânlı, bilgili, idâreci ve gerçek hükümdarlık vasıflarıyla donanmış insanları başına devlet adamı olarak geçirmelidir. Birinci şart onun iç ve dış dünyasında îmân, İslam olup Allah’ın adâletinin tecellî etmesidir. Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesidir. Güzel, kuvvetli olmalı yani İslam devletinin başına geçecek kişi bilgili, idâreci, güzel, kuvvetli olmalı. Bu İbn-i Kesîr ‘den ve İbn-i Abbâs’tan gelen rivâyetlerde de bak ne diyor; Melekler açıktan tabutu Tâlût’un önüne getirdiler. İmtihan edilen bir ırmak ile de ne yapıldılar? İmtihandan geçirildiler. Bu ırmak “Şeria Nehri” veya Filistin’de Filistin ile Ürdün arasındaki Şeria Nehri olduğu söylenmektedir.

 

Şimdi intifa hakkı: Ailede huzur, millette huzur, devlette huzur İslam huzur ve barış dîni olduğu için bütün gönüllerde huzur onu te’sis eder, yerleştirir. Ailede huzur millette, devlette huzurdur. Onun için temeller iyi atılmalıdır. İntifa hakkı, vasiyet ve vasiyet hükmünde sabittir. Bir sene kocası öleni evden çıkarmayın geçimini te’min edin. Bu âyet mîrâs âyetleri gelmeden önce geldiği için mensûh olduğu söylenmiş iddet ve mîrâs âyetleriyle nesh edilmiştir.

 

Dakika 30:05

 

Çünkü kadın artık vâristir kocası ölünce malından mîrâsını alır. Kocası ölen dörtte bir veya sekizde bir varisedir. İddet nafakası gerdeğe girene gücü nispetinde gereklidir. Yani iddet bekleyene nafakada verilir. Irak’ta Daver’dan kasabasında vebâdan kaçanlar vardı. Biz vebâdan insanlar ölüyor dediler. Biz kaçalım kurtulalım demişlerdi. Hâlbuki vebânın olduğu yerden çıkılmaz vebâ olan yere de gelinmez. İslam’da böyle bir emir vardır. Bunlar bu emrin tersini yaptılar. Ne yaptılar? Irak’ta Daver’dan kasabasında vebâdan bunlar kaçtılar. Ne yaptılar bunlar? Hepsi öldüler. Nitekim Cenab-ı Hak bunları diriltti sonradan ibret olsun ders olsun diye. İsrâil’in bazıları cihattan kaçtılar. Bu cihattan kaçanları kimsenin Allah’ın hükmünden kaçamayacağı hiç kimsenin Allah’ın hükmünden kaçamayacağı ölümden kaçmak demek ölüme koşmak demektir. Ölümün belirli bir saati vardır. Tedbirlerini al kulluk görevini yap ama ecel saati gelince kesin öleceksin. Ölümden kaçmak ölüme koşmaktır hiç unutma! Ölüm saati, ecel saati belirli bir saattir ileri, geri alınmaz. Bunu kim söylüyor? Yüce Rabbimiz söylüyor. Onun için Cenab-ı Hak bunlara ders olsun diye ne yaptı? Ölümden kaçanların hepsini öldürdü. Öleni ölenleri tekrar diriltti ki ibret alsınlar diye. Îsâ’nın (AS.), Hızkîl (AS.), Zülkifl Aleyhisselamın da şahsında Cenab-ı Hak ölüleri mezardan kaldırmıştır. Onlara mucize olarak nasip etmiş ama bütün mucizeler peygamberlerden zuhur ederken yaratıcı tamamen Allah’tır. Peygamberler yaratıcı değildir. Onların davasının hak ve gerçek olduğunu Cenab-ı Hak onların şahsında mucize ile onların doğruluğunu ispat eder. Onun için Peygamberlerin hepsinin mucizeleri vardır. İçindeki bulundukları ortama göre mucizeler gösterilir. Bu da Allah’ın takdiridir. Yine cömertler hakkında da bakın bütün ailesiyle cennete girmeyi hak edenlere de örnek olarak Ebû’d Dahdah (R.A) Peygamber Efendimiz buyurdular ki Ebû’d Dahdah’a sende, hanımında, çocuklarında beraber cennetteki yerinize hazır olun dedi. Bir ailenin tümünü cennetle müjdeledi Peygamberimiz. Niçin yaptı? Bunlar cömert idiler, îmânlı cömert Müslümanlar. En güzel bahçesini hurmalıklarını ne yaptı? Hayra bağışladı, yetimlere bağışladı, fakirlere bağışladı, beytülmâl’e bağışladı ki yani fukara yoksullar barınsınlar diye. Bunun üzerine bu müjde verildi. Huneyniye adında bir bahçe ki çok hurmalık bir bahçe, güzelim bir bahçe, bağlık, bahçelik.

 

Dakika 35:12

 

En sevdiğini Allah rızasına Allah’ı daha çok sevdiği için malından, mülkünden bunu bağışladı bu müjdeyi aldı.

 

Müslim, Ey Âdemoğlu! Müslim’i Şerifin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte; Ey Âdemoğlu! Diyor Cenab-ı Hak diyor bunu ben hastalandım diyor. Haşa! Allah hastalanmaz ama bak hikmetine bak; Ey Âdemoğlu! Ben hastalandım beni ziyaret etmedin diyor. Ben acıktım, susadım bana yiyecek ve içecek vermedin diyor Cenab-ı Hak.

 

Tabii kul diyor ki ya Rabbi sen bunlardan yücesin, münezzehsin deyince

 

Cenab-ı Hak şöyle diyor; Ey Âdemoğlu! Eğer hastaları ziyaret etseydin, hâllerini, hatırlarını sorsaydın beni ziyaret etmiş gibi ben senden hoşlanırdım diyor. Eğer acıkanları, yoksulları, susuzlara su verseydin açları doyursaydın beni doyurmuş gibi ben senden memnun olurdum karşılığını da bol bol sana verirdim. Bunları niye yapmadın diyor yapmayanlara. Yapanların işte aldığı mükâfat ortada cennet müjdesi alınmaktadır. Îmânlı kişilerin her yaptığı hayır kat kat Cenab-ı Hak tarafından ona geri fazlasıyla hattâ ebedî lütuf ve nimetlerle ona geri dönmektedir.

 

Şimdi birde mutlu gönül, mutlu aile, mutlu millet, mutlu devlet, mutlu devlet konusunda, zafer konusunda Cenab-ı Hak bakın Câlût devletini karşısında birde Tâlût devletini bize ibret dersi olsun diye gösteriyor. Mısır ile Filistin arasında Amelikalılar Devleti vardı o zaman Amerika değil de Amelika devleti var. İsrâil’i perişan etmişlerdi. Bunlar o zaman ki İsrâil’i bunlarda perişan etmişlerdi. Yakmışlar, yıkmışlar, kılıçtan geçirmişlerdi bunları ve şehzadelerinden 440 kişiyi esir almışlar bunlar Câlût Devleti. Kitaplarını almışlar ağır vergiler koymuşlardı. İslam hiç kimseye gücünün yetmediğini teklif etmez. Çünkü Yüce Allah öyle buyurmuştur. Allah kimseye gücünün yetmediğini teklif etmemiştir etmez. Ama zâlimlerin eline düşerseniz neler yaparlar. Peygamber soyundan bir kadın kalıyor Beni İsrâil’in içerisinde ondanda İşmoil peygamber oluyor. İşmoil Bin Alkame veya İşmoil Bin Helkâbe, Şemun Bin Sâde veya Yuşa Bin Nun gibi rivâyetler vardır. Câlût’a karşı 313 kişilermiş bunlar bak sayıları da az Câlût güçlü bir devlet ve bu da o güçlü devletin Câlût hükümdarı. Sebatla savaşan 313 kişi. Cenab-ı Hak Tâlût’u hükümdar tayin ettiriyor o zamanın içindeki nebilere işte ismi geçen nebilerden birisine. Diyor ki; Tâlût’u hükümdar tayin et diyor. Tâlût güçlü, bilgili, dîni, siyaseti, tekniği biliyordu ama fakir biri olduğu söylenmektedir.

 

Dakika 40:15

 

Ama bakın fakir birisi ama güçlü, bilgili, dîni biliyor, siyaseti biliyor, tekniği de biliyordu. Demek ki hükümdar olacak Müslümanların başına geçecek kişilerde bu ve buna benzer çağın niteliklerini çağın şartları içerisinde ne gerekiyorsa bunların onda olması gerekmektedir. Birde bunların tabutları vardı. Yani Benî İsrâil’in tabutu vardı sandık. Buna Tevrât sandığı deniyordu. İsyanların sebebiyle ellerinden çıkmıştı. Hem devletler ellerinden çıkmış hem de bu tabut, Tevrât sandığı da ellerinden çıkmış kitapları gitmiş. Kitap iki tanede değil o zaman Kur’an-ı Kerim gibi bugünkü dünyada olduğu gibi kalplerde, ruhlarda, ezberlerde 14 asırdır Kur’an kalplerde geliyor sayısı çoğaltılmış bütün illere, şehirlere, devletlere, dünyaya yayılmış. Böylede değil o zaman tek bir Tevrât var onun bir tabutu var o da kaybolmuş düşman tarafından alınmış. İnanmak için değil, hakaret için alınmış. Neticede Allah’u Teâlâ Hz. Âdem’e bir tabut indirmiş içinde peygamber olacakların resmi var bir rivâyet bunlar birer rivâyet. Şimşir ağacından eni boyu 3 çarpı 2 kadarmış. Vefatına kadar yanında kalmış. İntikâlen Yâkup’a (AS.) gelmiş sonra Mûsâ’ya (AS.) kadar gelmiş. Bu tabut savaşa giderken ordunun önünde gider onunla muhakeme olurlardı. Bereket, zafer, ümit ederlerdi. Ondan ses işitince zaferi kazanırlardı. İslam fesat neticesi Amelika yani Câlût devleti İsrâil’e musallat oldu. Tabutlarını almışlar pisliğe helaya bırakmışlar. Buda işte îmânsızların yapacağı şeyler. Allah onlara da bela vermiş. Bunlar basur hastalığına yakalanmışlar. Beş şehirleri helak olmuş. Çünkü Allah kitâbına hakaret ettirmez. O gün ortada Tevrât vardı Allah’ın kitâbıydı. Tabut yüzünden olduğunu sezmişler onu çıkarmışlar iki öküze yükleyip yani bir kağnı ve iki öküze yükleyip salmışlar. Meleklerde gökten uçarak Tâlût’un evine getirmişler. Bakın, hükümdar olacak kişinin melekler evine getirmişler. Neyi? Tabutu. Tabut Tâlût’un evine geliyor. Tâlût’un hükümdarlık delili bu tabutun evine gelmiş olması delil olarak kabul edilmiştir bunun alâmeti. Mecazen kalp ve ondaki ilim, sekinet, huzur vekar, sebat, güven, gönül rahatlığı, telaşın hafifliğin zıttı demektir. Yani Cenab-ı Hak onunla onlara cesaret verdi. Tâlût’un da hükümdarlığının belgesi olarak gösterdi rivâyet böyle. Bir de tabii kalplere inen sekine. Sekine nedir? Resim, özel hoş bir rüzgâr, konuşan ruh, cennetten altın tas ki içinde peygamberlerin kalbi yıkanıyor, rahmet, levha kutusu, rahmet kutusu, levha kutusu belirli bir âyet yani alâmet.

 

Dakika 45:25

 

Zebercetten, yakuttan iki kanatlı bir yaratığa benziyor. Bir resim inledikçe giderler, durdukça dururlarmış savaşa giderken. Hz. Ali’den gelen bir rivâyette de insan yüzüne benzer reyhi heffafe hoş bir rüzgâr diyor yani bunlarla bunların kalbine Cenab-ı Hak ne yapıyor? Hafifliği, heyecanı, korkuyu gideriyor yerine cesareti, güveni koymuş işte sekine bu. Mûsâ’dan itibaren ilâhî kitaplardan zafer ve yardım müjdeleri bulunuyor. Bu tabutun içerisinde ve bunun içerisinin ne olduğunu diyen rivâyette bulunmaktadır. Birde bakiyye konusunda levhalardan Âsâ’yı Mûsâ, Tevrât, ilim mîrâsı, din mîrâsı gibi rivâyetlerde bulunmaktadır. Yani bakiyyenin levhalardan ibaret o sandukanın içerisinde Âsâ’yı Mûsâ’nın olduğu, Tevrât’ın olduğu ilim mîrâsı ve din mîrâsı olduğu rivâyetleri bulunmaktadır. Nehirler imtihan konusuna gelince bunları bir ırmakla Cenab-ı Hak imtihan ediyor. Bir avuçla diyor yetinene o su artar hem de kendine hem de ayvanına yetermiş. Bir avuç alsa avuçlasa yetiyor ama çok içenlere, çok alanlar için tam bir zarar veriyor. Mantar gibi güç kuvvet kalmıyor yığılıp kalıyorlar. Çünkü avuçlayın da için imtihan bu. Fazla içmeyin ırmaktan geçerken deniyor. Çok içenler dökülüp kalmışlar, morarmışlar,  hararetleri artmış. Ötekiler ise emri tutanlar imtihanı kazananlar avuçlayarak içmişler başka su almamışlar. Önemli olan Allah’ın emrine itaattir. Öbürleri vesiledir imtihan vesilesi. Dâvûd (AS.) nitekim savaşa gittiler. Dâvûd (AS.) Câlût’u öldürdü. Tâlût komutasında gitti. Dâvûd’da o zaman orduda bir delikanlıydı. Tâlût kızını Dâvûd’a (AS.) verdi. Dâvûd (AS.) Kudüs ve civarına hükümdar oldu Tâlût ’tan sonra. Dâvûd (AS.) zırh yapar, kuşdilini bilebilir, güzel nâmeler bilirdi. Düzen ve fazilet sahipleri saldırganları, bozguncuları serbest bırakmayın diye burada öğüt veriliyor. Ne diyor? Ey düzeni sağlayacak, huzuru sağlayacak kişiler fazilet sahipleri saldırganları, bozguncuları serbest bırakmayın meydanı onlara vermeyin diyor Cenab-ı Hak. Dünya onların eline geçince siz sorumlu olursunuz. Vay o dünyadakilerin hâline ondan sonra, insanlık içerisinde huzur kalmaz. Bakara Sûresi 195’inci âyetinde Cenab-ı Hak;

 

وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ ﴿١٩٥﴾

 

Cenab-ı Hak ne buyuruyor; “Allah yolunda harcayın ve kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve iyilik edin iyilikte yarışın Allah Muhsinleri sever, iyilik edenleri sever.” Herkesin burada Muhsin olmasını istiyor. Muhsin kimdir derseniz? Allah’ı görür gibi ona kulluk eden, itaat eden, ibadet eden kıymetli şahsiyetlerdir.

 

Dakika 50:43

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 132 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}