AmeldeFıkhı-48-01

48- Amelde Fıkhı Ekber Ders 48

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 48

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Amelde Fıkh-ı Ekber ekolünde derslerimiz, keşif notları ile devam ediyor. Konumuz; namazı bozan hususlar. Aynı zamanda ekol Mâlikî ekolü. Mâlikîlere göre şöyle bir bakalım: Namaz cinsinden olmayan ne varsa -diyor- namazda terk etmek şarttır, diyor Mâlikîler. Namazın içerisinde evet veya hayır şeklinde bir kelime de olsa namaza yabancı olan sözü bilerek söylemekte namaz bâtıl olur demiştir Mâlikîlerde. Namazı düzeltmek için eğer olursa namaz bâtıl olmaz demişlerdir. Söz çok olursa yine namaz bâtıl olur demişler. Uyarmak üzere teşbih: Eğer tesbihi anlamamışsa, yanılan bir imam bir tesbihle uyarılabilir. Anlamamışsa cemaat kendisine iki rekâtta selam verdin veya beşinci rekâta kalktın derse bu da zarar vermez demiştir Mâlikîler. Bu, onlarca, namazı düzeltmek olmaktadır. Evet, Hanefilerin ekolündeki bu konudaki derslerden keşif notları vermeye çalıştık ve Mâlikîlerle dersimiz devam ediyor. Sevgili Peygamberimiz’den (A.S.V.) rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte nur saçan Peygamber sözlerine şöyle bir bakalım: Ebû Hureyre Hazretleri rivayet ediyor (R.A.): O Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (A.S.V.) bize öğle veya ikindi namazlarından birini kıldırdı ve iki rekâtta selam verdi. Sonra mescidin kıblesindeki hurma ağacının kütüğünün bulunduğu yere kadar geldi. Kızgın bir hâlde ağaca dayandı. Ebûbekir (R.A.) ile Ömer (R.A.) da cemaatin arasındaydı, onlar konuşmaktan korktular. Cemaat hızlıca camiden çıktı. Cemaatin içinden Zülyedeyn (R.A.) kalkıp şöyle dedi: Namaz kısaltıldı mı yoksa unuttun mu ey Allah’ın Resulü, Şanlı Peygamber?” Rahmet Peygamberi’ne bunu hatırlattı. Kim? Zülyedeyn isminde bir sahabi (R.A.) Şanlı peygamber (A.S.): “Zülyedeyn ne diyor?” buyurdu. “Doğru diyor, bize iki rekât kıldırdın.” cevabını verdiler. Bunun üzerine o Rahmet Peygamberi (A.S.V.) Efendimiz iki rekât daha kılarak selam verdi. Sonra da iki secde yaparak tekrar selam verdi yani sehiv secdesi yaptı.

Dakika 5:14

İşte Ebû Hureyre’den gelen bunu kıymetli muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir kıymetliler. İşte, kıymetli fıkıh ekolünde ki yüksek âlimlerimiz bizim hem Kur’an-ı Kerime veya sünnete istinat ederek hareket ederler. Onlar ya Kur’an-ı Kerim ya Sünnet-i Şerif ya icmâ ve kıyas ya içtihat, aslî veya fer’i delillere istinat ederek Yüce İslam’ı anlarlar, anlatırlar. Mezheplerine de delillere göre ne yaparlar? Bu gerçekleri mezheplerine koyarlar. Bir mezhep ilimsiz, irfansız ortaya konulmaz. İlim irfanla doludur mezhepler. İlimsiz, irfansız, başıbozuk, cahiller mezhepsizler, mezhep düşmanlarına söylüyorum. Bunlar dört mezhebi, onun ekolünü de oradaki yüce ilimleri ortadan kaldırınca kendi keyiflerine göre başıbozuk bir ortam bir, kargaşa ortamı çıkarmaya çalışıyorlar. Bunlar ağacın kökünü kesip yere düşürüp meyveleri toplayıp, ondan sonra bir daha ağacın meyve vermesine engel olan kafasız, ne yaptığını bilmeyen serserilerdir, mezhep düşmanları. Kıymetliler, bir sesi kasten çıkartmak namaz içinde ağızdan üflemek sureti ile veya selam vermek ile de namaz bâtıl olur. Namaza ait olmayan bir şeyler yapılırsa, bu selam bile olsa namazı bozar demiştir Mâlikî ekolünün yüksek âlimleri. Allah’ım, bütün İslam âlimlerine rahmet eyle, mağfiret eyle, merhamet eyle. Onlar göz nuru ile bu İslâmî ilimleri bize getirdiler. Şehitlerimiz kan ve can vererek İslam’ı bize getirdiler. Âlimlerimiz ömürlerini, göz nurlarını vakfe ederek bu İslam’ı bize getirdiler. Allah’ım, bu İslam âlimlerine pek çok merhamet eyle, rahmet eyle. Ey Ümmet-i Muhammed! Bu ise, ama bütün kalbi ve ruhu ile sarılan ey Ümmet-i Muhammed! Allah’ın rahmeti üzerinizden eksik olmasın. İslam âlimlerinin, bu hak mezheplerin kıymetini biliniz, yanlış anlamayınız. Bu mezhepler rahmet deryasının dalgalanmasıdır. İslam caddesinin genişliğidir. Rahmet üstüne rahmet kaynıyor bu mezheplerin arasında. Çünkü hepsi Kur’an-ı Kerim’e dayalı, sünnete dayalı, bütün keşifleri gerçeklere dayalı. Bunlar içtihat eden yüksek müçtehit âlimlerdir. Sakın ola ki yanlış düşünmeyin, Hanefi olan Hanefi mezhebini seve seve yaşasın, onun delillerine uysun. Hak delillerdir, hak mezheptir. Hanefiler de Mâlikîler de böyle, Şafiîler de böyle, Hanbeliler de böyledir.

Dakika 10:06

Ve bunlara yakın kıymetli başka âlimlerimiz de vardır. Fakat bu dördü öne çıkmış, bunların mensupları asırlardır var ola gelmiştir. Öbürlerinin ya kökü kesilmiş veya unutulmuş olanlar bulunmaktadır. Bütün selef âlimleri bütün bu dört mezhebin içindedir. Bugün İmâm-ı Âzam’ın zamanında çeşitli selef âlimleri vardı. Ama baş uçlarında İmâm-ı Âzam’ın kitabını okuyorlardı, Fıkh-ı Ekber’ini okuyorlardı veya başka onun yazdığı nüshalar okunuyordu yani kitap, ilmî cüzler okunuyordu. Niçin? İmâm-ı Âzam o dönemde öne çıkmış, çok kıymetli bir âlimdi de o yüzden (R.A.). Onlar ilim yıldızları olarak, ilmin direkleri olarak, bu direkler arşa doğru yükselen ilmin direkleridir. Bunlar dünya durdukça İnşâAllah devam edeceklerdir. Çünkü yüce İslam’ı aslî olarak çok iyi anlamışlardır. Biz aslı koruyalım, değişen şartlara göre de asıldan fere ne yapalım? Hareket, edelim bilinenden bilinmeyene terakki edelim ve bilinenden bilinmeyene de keşfedelim. İçtihat kapısı kıyamete kadar açık. Yüce İslam çağları kuşatmıştır, çağların önündedir. Ebedî ve ezelî; Kur’an-ı Kerim, Allah kelamıdır. Onun için bu mezhepler, İslamiyet’i delillerle ortaya koyan ilmî ekollerdir. Mezhebin ne olduğunu bilmeyenler, ebcedi hevvezi bile bilmeyenler, Sübhaneke’nin anlamını dahi bilmeyenler mezhep düşmanlığı yapıyorlar. Görüyoruz, biliyoruz, şahit oluyoruz. Cehâlet kol geziyor. Bunca cehâletin karşısına, biz de bu hak mezhepleri delillerle, bunların din anlayışını ortaya koyuyoruz. Her yanlışın karşısına doğruyla çıkıyoruz, çıkmamız gerekir. Şimdi de Şafiî ekolüne göre namazı bozan konulara bir keşif notu olarak şöyle bir göz atalım: Bir veya iki harfi aracılığı ile dahi -diyor- insan, sözü söylemekten dolayı namaz bâtıl olur, dedi Şafiîler de. Dikkat et: Bir veya iki harf aracılığı bile olsa namaz bâtıl olur dediler. Sesi uzatırsa namaz bâtıl olur dediler. Gereksiz yere, kuralının dışında ses uzatmak; namaza hariç bir ses. Şimdi öksürmek, ağlamak, inlemek ve üflemek: İki harf meydana gelmişse bunlarla namaz bâtıl olur demişlerdir. Bakın; namaza ait olmayan gereksiz öksürmeler. Öksürmeye ihtiyacı yok ama adam öksürüyor. Ağlamak dünyevi ise bir hastalık sebebi veya Allah korkusundan, âhiret ile değilse dünyevi maksatlarla ağlamışsa, inlemişse, üflemişse -bakın- bunlarla iki harf meydana gelmişse, namaz bâtıl olur demiştir Şafiî ekolünün yüksek âlimleri (R.A.).

Dakika 15:13

Yine namazda konuşma ile namaz bâtıl olur demişlerdir. Öksürük ve aksırık gibi örfen az kabul edilen hâllerde, kişi mazur kabul edilir. Şimdi öksürmek ihtiyacı varsa veyahut da farkında olmadan adet gereği yapmışsa bunu, bunlar mazur kabul edilir de demişlerdir. Çünkü bu âlimlerimiz bizim İslam’ın caddesini geniş tutmak, ümmeti kurtarmak istemişlerdir. Ama asil olan delillerden de hareket etmişlerdir. Hiç de aslî delilleri ihmal etmemişlerdir. Rahmet dalgalanıyor, bunların ihtilâfları rahmettir. Bunlar keşiften keşfe geçmişler. Çok güzel keşfetmişler, yüksek âlimler. Kıymetliler, bunların, -bakarsanız- o farklıymış gibi görünenlerin aslında hepsinin bir olduğunu görüyorsunuz. Çünkü hepsi Kur’an-ı Kerim’e dayalı, sünnet ve icmâya dayalı, delillere dayalı. Bir de içtihatlar farklı; bu da zenginlik mi? Zenginlik, rahmet üstüne rahmet. İslam kolaylık üstüne kolaylıkla, huzur üstüne huzurla, geniş bir yol. İslam’ın yolu çok geniş, çok garantili, çok emin yoldur. Çünkü hak yol sırât-ı müstakimdir. Şimdi bir de Hanbelilere göre -bakalım- şöyle (R.A.) konuştukları: Eğer iki veya daha fazla kelime meydana getiriyorsa; mesela “Oğlum su ver”, gibi sözlerle namaz bâtıl olur demişlerdir. Evet, kıymetliler. Şimdi buradan bakıyoruz, her konuda çok güzel tespitler, teşhisler yapmış bu yüksek âlimler. Şafiîler, konuşmayı 7 kelimeyle sınırlandırmışlardır. Fakat -bakın- Hanbelilere göre “Oğlum su ver” gibi sözlerle namaz bâtıl olur demişlerdir. Namazın maslahatı için, örfen kimsenin az konuşmasıyla namaz bâtıl olmaz da demiş Hanbeliler. İmam olsun, ister cemaat olsun, durum değişmez demişler. Delil ise; biraz önceki okuduğumuz Hadis-i Şerifin mealini verdik sizlere. Bu da delil Zülyedeyn Hadis-i Şerifidir. Evet, kıymetliler. Hanbeliler namazda Mushaf’a bakarak okumayı caiz görmüşlerdir. Ezbere bilen kimse için bunu mekruh da saymışlardır. Ezberinde Kur’an-ı Kerim varsa yüzü Kur’an-ı Kerim’e bakarak, Mushaf’a bakarak okumak da mekruh demişlerdir. Şimdi farz namazlarda mutlak olarak mekruh da demişlerdir, mekruhtur demişlerdir, farz namazlarda yine.

Dakika 20:00

Konuları ulu orta, mezheplerden hırsızlık yaparak, diğerlerini de dışlayarak görüş beyân eden sahte ilahiyatçılar görüyoruz. Bunlara da dikkat edin. Her babayiğidin hakkını ver. Her hak sahibinin hakkını ver. Bu konuları doğru anlat. Oradan kendine ait olmayan bir bilgiyi ilmi kime aitse onu doğruca o kaynağından, onu doğru anlatman gerekiyor. Mushaf’a bakarak namaz kılmak mübahtır demişlerdir. Bakın, bunları da iyi anlamak lazım. Bunun da delili olarak -bakın- Hazreti Ayşe’nin kölesinin kendisine Mushaf’a bakarak imamlık ettiği ile ilgili rivayettir. Şimdi diğer mezhepler, bilhassa Hanefiler bunu kabul etmezler. Çünkü deliler incelenmiştir, güçlü olmayan delilleri diğer bir kısım âlimlerimiz, zayıf delilleri veya güçlü olmayan delillerin yerine güçlü deliller koymuşlardır. Onunla mezheplerini güçlendirmişlerdir. Bunları bu şekilde teferruatlı anlarsak, asil olan Mushaf’a bakarak değil ezbere okumak gerekir. Bu aslî olana bakalım. Şimdi özürlüler, mazeretliler ve istisnai olayları da iyi keşfedelim. Yine şöyle bir bakalım: İmâm-ı Zühre’ye de Ramazan-ı Şerif’te Mushaf’a bakarak okuyan kimseden soruldu. Kime? İmâm-ı Zühre’ye. “Bizim en hayırlılarımız Mushaf’a bakarak okurlardı.” cevabını verdi. Şimdi bu buradaki sözlerin hangi konuda, hangi anlamda söylendiğini de iyi keşfetmek gerekiyor. Namaz içindeki okunan Kur’an-ı Kerim mi, yoksa namaz dışındaki okunan Kur’an-ı Kerim mi? Birçok âlimlerimiz bunu namaz dışındaki okunan Kur’an-ı Kerim olarak anlamışlardır. Onun için bu ekollerdeki delillere de bakmamız gerekiyor. Nitekim yine ne dediler? “Ezbere Kur’an-ı Kerim’i bilen kimse için Mushaf’a bakarak okumak mekruhtur.” dediler. Bakın, Hanbeliler bile. Bunun için bir defa konuları iyi anlamadan, içinden bazı cümleleri cımbızla çekip, kamuoyuna işte öyle değil böyleymiş gibi göstermek de doğru değildir. İmamından başkasının kıraatindeki yanlışını düzeltmesi onun namazını bâtıl kılar demişlerdir. Mesela kendi imamın tutulduğu zaman, imamın tıkandığı zaman önünü açmak için, onun kıraatinin önünü açman meşrûdur, doğrudur. Fakat bir başkasının yanlışını namaz içindeyken düzeltmeye kalkman ise senin namazını bozar demişlerdir. Öğretme ve öğrenme faslına girmektedir. Namaz kılan kişi öğretmen değildir; artık Allah’a ibadet etmektedir. Öğrenci de değildir; Allah’a kulluk etmekle baş başadır namaz kılan. Onun için öğrenci durumuna, öğretmen durumuna düşerse namaz bozulur.

Dakika 25:06

Namaz içinde iken ve kendi namazın dışında başkalarıyla ilgilenmek, onlardan telkin almak, başkalarına telkin vermek: Bu öğrenci, öğretmen durumuna düşme durumuna gelmektedir. Hanefi mezhebine şöyle bir bakalım: Bu konuda imam -diyor- tutulur, okuyuşunda tereddüt gösterirse, cemaatin onun -diyor- önünü açması caizdir; Hanefilerde de böyle. İmamın arkasında Kur’an-ı Kerim okumak yasaktır. Yani imama uymuşsan artık Hanefilere göre cemaat Kur’an-ı Kerim okumaz. Bu yasaktır; aynı zamanda okursa da tahrimen mekruhtur demişlerdir. Bunun için şöyle bir bakalım: İmam başka bir ayete intikal etmiş ise -bakın- imamın işine fazla da karışılmaz. İmam tıkandığı yerden başka ayete geçmiş ise düzeltenin namazı bozulur. Yani yerli yerince hareket edilmesi gerekiyor. İmam kıraatine devam ettiği müddetçe önü açılmaz, müdahale de edilmez. İmama müdahale edilir edilmez edenin namazı da bozulur dediler. İmamın da namazının -bakın- bozulacağı yerler bulunmaktadır. Şimdi imam, kendi okuduğu yeri bırakıp başkasının telkinine göre okumaya başlarsa imamın da namazı bozulur. Yani imamın da imamlık durumunu iyi bilmesi gerekiyor. Zarûretsiz olarak telkinde bulunmak ve telkini kabul etmek söz konusudur bunlarda. Yani namazın bozulması, imam için de cemaat için de zarûretsiz olarak telkinde bulunmak ve telkini kabul etmek söz konusudur. Buna dikkat lazım. İyice zarûret olacak ki imam tıkanınca önü açılsın; o zaman caizdir. Cemaatin acele etmemesi gerekir. İmamın işine karışılmaz farzda. Bir cemaat acele de etmez. İmamın ezberinde Kur’an çoktur. Birinde tıkanırsa diğerine geçer. Yani burada acele etmeye gerek yok. Ama tıkandı kaldı, gitmiyor; o zaman açabilirsin. Evet, kıymetliler. Cemaatin acele etmemesi gerekir. Takılır takılmaz onun önünü açmak mekruh olur, imamın cemaate sığınması da mekruhtur. Yani imamın cemaatten biri açsın önümü diye beklemesi de doğru değildir. İmam zorlanınca ya rükû etmeli yahut başka bir ayete geçmelidir. İmam bunları bilmeli ve bilir zaten, bilmesi gerekir. Bilmiyorsa niye imam oluyor? Bunları bilmeli. Şimdi bu konularda da delillere şöyle bir bakalım: Cihan Peygamberi, Allah’ın Şanlı Resulü Hz. Muhammed (A.S.V.) namaz kıldırdı diyor sahabiden gelen haberde ve okurken bir ayeti atladı. Cemaatten biri kendisine: “Ya Resulullah! Falan, falan ayetleri okumadınız.” ikazında bulununca Hz. Peygamber (A.S.V.): “Keşke bana hatırlatsaydın.” buyurdu. Şimdi burada da hatırlatmanın zarûret olunca, meşrû olduğuna dair Hadis-i Şerif delil getirilmiştir. Şimdi bunun da kıymetli muhaddislerimiz bulunmaktadır. Ahmet Bin Hanbel, Ebû Davut gibi zât-ı muhteremler bulunmaktadır.

Dakika 30:39

Bütün âlimlerimize de, bunlara da Allah çok rahmet eylesin. Yine başka bir delil Hazreti Ömer’in oğlu (R.A.) oradan gelen haberde: Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.) Efendimiz namaz kıldırdı ve namazda Kur’an-ı Kerim’i okurken bir yerde takıldı. Namazdan ayrılınca babama: “Sen namazda bizimle beraber miydin?” diye sordum. Babam da “Evet.” cevabını verdi. Bunun üzerine o Şanlı Peygamber (A.S.V.): “O hâlde takıldığım yeri bana hatırlatmaktan seni alıkoyan şey neydi?” buyurdu. İşte, kıymetliler. Burada hatırlatmanın meşrû olduğuna dair ikinci delil olarak da bu Hadis-i Şerifi kıymetli âlimlerimiz, Hanefi ekolünün değerli âlimleri bu hadisleri delil olarak ortaya koymuşlardır. Şimdi bu konuda bir de Mâlikîlerin durumuna bakalım: Kendi imamı dışındaki bir imamın okuyuşunu düzeltmekle namaz bâtıl olur demiştir Mâlikîler de. Yanlışını düzeltilmesi vaciptir de demişlerdir yine Mâlikî mezhebinin kıymetli âlimleri. Bu konuda Şafiî ekolündeki kıymetli âlimlere bakalım: İmam sükût edince önü açılır demiştir onlar da. Tilaveti tekrar ettiği yani ilerisini ve gerisini okumaya devam ettiği, Allah’tan rahmet isteme ve Allah’a sığınma gibi ayetleri okumak için gayret gösterdiği müddetçe imamın kıraati düzeltilmez, imama müdahale edilmez. Yani bunları da cemaatin bilmesi gerekir. İmamın ne yaptığını bilmesi lazım. Dikkat et! İmam kıraati tekrar ediyorsa imamın önü açılmaz, imama karışılmaz. Rahmet ayetleri gelmiş, imam Allah’tan istekte bulunuyor namaz içinde. Orada da imama müdahale edilmez. Azap ayetleri gelmiş, Allah’a sığınıyor imam. Orada da imamın işine cemaat karışmaz. Bunun gibi konularda düzeltmeye kalkma diye cemaatler uyarılıyor. Yerinde hareket etmeyi bil diyor. Tereddütlü durumda imamın yeniden kıraate başlaması; yani başka Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini okuması ve başka ayetlere başlaması gerekir demiştir Şafiî âlimleri de. Şimdi Hanbelilere bakalım yine bu konuda: Yanlış okuyan imamın okuyuşunu düzeltebilir diyor, onlar da.

Dakika 35:02

Fatiha’da tutulan yahut yanılan imamın okuyuşunu düzeltmesi de vaciptir demişlerdir. Kim? Hanbeliler. İmam bir secdeyi veya benzer bir rüknü unuttuğunda, cemaatin imamını bu konuda uyarması da farzdır da demiştir Hanbeliler (R.A.). Namazda bulunmayan kimsenin okunuşunu düzeltmesi ve önünü açması da mekruhtur demişlerdir Hanbeliler. Çok kıymetli, pek muhterem izleyenler; bu yüce İslam’ı öğrenmek için bu okullarda okuyan, bu dersleri iyi anlayıp iyi dinleyenlerin üzerinden de Allah rahmetini eksik etmesin. Allah bol rahmet eylesin. Kıymetliler, namazda insanı meşgul eden şeyler vardır. Peygamber Efendimiz’den gelen haberde -işte- bunlara dikkat edilmelidir. Yemek, içmek: Namazı bozanlardan birisi de yeme ve içme konusudur, bunlar namazı bozar. Bu konuda da -bakın- Hanefilerin görüşüne bir bakalım: Nohut tanesinden küçük yiyecekler varsa namaz bozulmaz demiş; nohut tanesinden küçük bir şey. Oruçta da durum bu şekildedir demişler. Bakın, nelerin bozacağını, hangi yemenin, içmenin bozacağını, ölçülerini koymuşlar. O rahmetin içindeki yüksek âlimler; bunlar ilim, rahmettir. Bunlar âlim kişilerdir, ne güzel çalışmışlar. Şimdi çok çiğnemek, namazı bozar. Ağzına bir şey almış adam çiğniyor, ölçülü, peş peşe üç defa için demektir. Şimdi bunun ölçüsü eğer üç defa çiğnerse bir şeyi namazı bozulur. Evet, kıymetliler. Erimiş bulunan şeker veya helvayı yutması da namazı bozan hâllerdendir. Nohut tanesi ve ondan büyüğü ne olursa olsun, şeker de olsa, ağzında eriyen bir madde de olsa bunlar namazı bozar. Nohut tanesinden küçük olması gerekiyor, büyük değil. Şimdi Mâlikîlere bakalım bu konuda: Bir kere çiğnemekle de olsa kasten bir şey yemekle, içmekle namazı bâtıl olur, namazı bozulur demiş Mâlikîler. Bir kere çiğnemekle de olsa, kasten yemek, içmek namazı bozar demişlerdir. Yanılarak yemek içmek ile de namaz bâtıl olmaz da demişlerdir. Fakat sehiv secdesi de yapar da demişlerdir; kim? Mâlikîler. Hepsi de elde ettikleri delillere dayanarak keşiflerini yapmışlardır (R.A.). Şafiî ve Hanbelilere göre az bir yiyecek maddesini yemekle namaz bâtıl olur demişler bunlar da. Unutarak yahut haram olduğunu bilmeyerek de olsa çok miktarda yemek ile içmekle namaz bâtıl olur.

Dakika 40:08

Oruçlu kişinin unutarak yemek yemesi, orucunu bâtıl kılmaz da demişlerdir. Bakın, burada Şafiî ve Hanbelilere göre de durum bu şekil izah edilmiştir ve çok kıymetli keşifler, bilgiler ortaya konulmuştur. Yine çok çiğnerse namaz bâtıl olur demişlerdir. Hanefiler ölçüyü de koydular, biliyorsunuz. Yine şekeri yutmakla namaz bâtıl olur da demişlerdir. Kim? Şafiî ve Hanbeli ekolünün yüksek şahsiyetleri (R.A.). Ey kıymetli Müslümanlar! Bu âlimlerin ortaya koyduğu delillerle bu bilgilere dayanarak mezhebinizi güzel yaşayın. Bu mezhepler hak mezhepler, delillere dayanıyor. Hepsi mükemmel. Yine amel-i kesir; namazı bozan amele amel-i kesir deniliyor. Peş peşe çok iş görmekle namazın bâtıl olacağında bütün âlimlerin ittifakı vardır da demişlerdir. Hanefilere göre şöyle bir amel-i kesir konusuna bakalım: Neydi amel-i kesir? Çok amel, namazı bozar. Zevahir tekbirlerinde elleri kaldırmak sebebiyle namaz bozulmaz, fakat mekruh olur. Amel-i kesir çok iş demektir. Dışarıdan bakanın, o işi yapan kimsenin namazda olmadığı kanaatinde eğer hiç şüpheye düşmediği bir iş ise o amel-i kesirdir, o namaz bozulur. Şüpheye düşerse bu iş en doğru olan Hanefi mezhebinin görüşüne göre; o zaman az iştir. Karşıdan bakan namaz kılanın hareketlerine; “Bu adam namazda olsa bu hareket olmaz” diyorsa o namaz bozulur, bu amel-i kesirdir. “Acaba namazda mı değil mi; bu adam bu hareketleri yapıyor ama” diye şüpheye düşerse o zaman amel-i kalil kabul edilmiş, namaz bozulmaz denilmiştir. Burada da cadde yine geniş tutulmuş. Allah çok rahmet eylesin. Hem din hem diyanet -bakın- dindarlık, takva İslâmî delil, ölçüler çok iyi tespit edilmiş. Hem de ümmetin kurtuluşu için gereken kolaylık ve ölçüler kolay ve geniş tutulmuş. Ne mükemmel âlim bunlar (R.A.), hayran olmamak mümkün değil bunlara. Bunlar mükemmel âlimler. Bunların ihtilâfları rahmet üstüne rahmettir, nur üstüne nurdur, kolaylık üstüne kolaylık, genişlik üstüne genişliktir. Bunların hep keşiflerinde mezheplerinin dayandığı delilleri var. Delillere göre bunlar, mezheplerini ortaya koymuşlar. Hepsinin dayandığı gövde Hz. Muhammed, İslam’ın aslî delilleridir. Bir ilim ağacı düşünün: Bu ağacın dalları ezele uzanıyor, ebede uzanıyor, arş-ı âlâya uzanıyor; böyle dallar var ki… Bu mezhepler, bunu keşfeden ilmin direkleridir. Göklere, arşa uzanmaktadır. Başka türlü anlamayın. Sakın yanlış anlamayın. Bu âlimlerimize gece gündüz rahmet okuyun (R.A.).

 

Dakika 45:01

 

Evet, bir de şimdi yine amel-i kesir konusunda Mâlikîlerin görüşüne bakalım: Vücudu kaşımak, sakal ile oynamak, elbisesinin bir ucunu omuzuna atmak (elbisesi ile oynamak), önünden geçene eli ile engel olmak, eliyle işaret etmek gibi durumlarla, bu hareketlerle namaz bâtıl olur demişlerdir. Bakın, bu da Mâlikîlerin durumu. Şimdi tabii ki zarûretten dolayı yapılanlar; bunlar derslerin konuları içinde işleniyor. Zarûretlerde, ihtiyaç hâlinde namaz bozulmaz. Bunlar keyfî yapılan işler olduğu zaman böyledir. Şafiî ve Hanbelilere göre çok iş görmekle, amel-i kesir ile namaz bâtıl olur demişlerdir. Çokluğu ise örf ile bilinir demişlerdir. Onlar çokluk ölçüsüne örfü koymuşlardır. Peş peşe üç adım atmak yahut üç darbe vurmak Şafiîlere göre çok iştir. Yani yine bunu örfe göre almışlar. Eğer bunlardan azsa -bakın- üç adımdan azsa, üç darbeden azsa bunlar az; amel-i kalil kabul edilmiştir. Amel-i kalil namazı bozmaz, amel-i kesir bozar. Şimdi yine şöyle bir bakalım: Sevgili Peygamberimiz namazı kılarken Peygamber, Hz. Ayşe’ye kapıyı açmış; Ümâme’yi sırtında taşıdığı hâlde namaz kılmış, yine onu namazda iken sırtından indirmiştir. Çok da olsa ayrı ayrı yapılan işler namaza zarar vermez de demişlerdir. Kim bunlar? Şafiî ve Hanbeliler. Hastalık gibi özürler sebebiyle meydana gelen işler de namazı bozmaz da demişlerdir. Evet, kıymetliler. Yılan ile akrebin öldürülmesini Peygamberimiz emretmiştir. Namazda iken takunyalarını ayağından çıkarmıştır. Ve akrep ve yılan bunlara bir iki vurmakla bunların zararı def edilebiliyorsa, namazı bozmaz. Çok amel gerekiyorsa namaz bozulur, yeniden kılınır. Çünkü yılan ve akrebi öldürmeyi Peygamberimiz, namaz içinde de olsa emretmiştir. Burada zararı def etme konusu vardır; çünkü zehir söz konusudur. Şafiîler üç veya daha fazla miktarda iş görmekle bilinir demişlerdir (amel-i kesiri). Bunlar da üçe hasretmeye çalışmışlar. Yine namazı bozanlardan birisi, namazda yürümek. Kıbleye doğru yürürse yine mekân değişmediği sürece çok da yürüse bundan dolayı namaz bozulmaz buyurmuşlar. Mescitten dışarı çıkmak, safların sınırını geçmek gibi durumlarda ancak namaz bozulur da demişlerdir. Şimdi bunu özetlediğimiz zaman hepsinin ortak görüşü budur. Kıbleye sırt çevirmek ile namaz bozulur.

 

Dakika 50:05

 

Hanefi ve Şafiîlere göre, özürsüz olarak kıbleye sırt çevirmek, namazı bozan hâllerdendir buyurmuşlardır. Şafiîlere göre hemen geri dönen, bilmeyen ve unutan kimsenin kıbleden yüz çevirmesi de özür sayılır demişlerdir. Mâlikîlere göre ayakları kıble istikametinden dönmediği sürece namaz bozulmaz demişlerdir. Hanbelilere göre ise bütün vücudu ile kişi namaz kılarken, kıbleden dönmediği müddetçe namazı bozulmaz demişlerdir. Hepsi de güzel söylemişlerdir. Allah hepsine çok rahmet eylesin. Yine avret yerini bilerek açmak namazı bozar. Hanefilere göre rüzgâr ve benzeri sebeplerle açılması ve açılma anından itibaren bir rükûn eda edecek veya üç tesbih okuyacak kadar zamanın geçmesi ile namaz bozulur demişlerdir. Avret yeri olan uzuvlardan birinin dörtte biri açılınca Hanefilere göre bozulur. Hemen örterse Şafiî ve Hanbelilere göre namaz bozulmaz demişlerdir. Mâlikîlere göre ise namaz bozulur demişlerdir. Allah çok rahmet eylesin, ne güzel keşfetmişler, ne güzel çalışmışlar… Değişik görüşler rahmettir, bunu bilin. Sakın ola ki hiç yanlış anlamayın. Bunları keşfederken hep de dayandıkları ayrı ayrı deliller var. Abdestsizliğin ortaya çıkmasıyla namaz bozulur. Yine namazda uyuduğu zaman Hanefilere göre -istihsan deliline binaen- namazına devam eder. Kendi isteği ve müdahalesi olmaksızın ortaya çıkan durumlardır. Şimdi abdestsizlik ortaya çıkmışsa, namaz bozulur. Bunların dayandığı şey, uyuyan bir insanın dayandığı şey; alınca düşecek durumdaysa namazı bozulur. Yine necasetin bulunması: Vücudunda necaset, pislik varmış, fark etmiş; bu namazı bozar. Yine kahkaha ile gülmek, namazı bozar. Hanefiler gülmek, sadece kendisinin duyabileceği kadar olan harekettir demişler. Şimdi, namazı bozmuş olmaktır. Şimdi şöyle bir bakalım: Gülmede yanındakiler sesi işitmez, bu şekilde gülmenin hükmü sadece namazı bozmuş olmaktır. Bakın, kendisinin gülmesi namazı bozuyor, abdestini bozmuyor. Fakat kahkaha ile yanındakilerin işiteceği kadar bir gülerse; işte o zaman hem namazı hem de abdesti bozulur demiştir Hanefiler. Delilleri nedir derseniz; Şanlı Peygamber’den gelen şu haberdir (A.S.V.): “Sizden her kim kahkaha ile yani sesli olarak gülerse hem namazı hem de abdesti birlikte iade etsin.” diyen Peygamber sözü Hanefilerin delilidir.

 

Dakika 55:04

 

Namazın bir kısmı bozulursa o namazın tümü bozulur. Namaz kılarken -şöyle bir bakalım-: Kişi mürtet olmasıyla, bayılması ile ölmesiyle, devrilmesi ile namaz bozulur; bunlarla namaz bozulmuş olur. Yine niyet değiştirmek namazın içinde: Bunlar da; namaz içinde niyet değiştirilmez. Niyet iftitah tekbirine yakın, önceden alınır, niyet yapılır. Demek ki değiştirmekle namaz bâtıl oluyor. Namaz içinde niyet değiştirilmez. Bir ara Sevgili Peygamberimiz insanlara namaz kıldırırken, bir adam mescide girerek mescit içindeki bir çukura düşmüştü. Bu adamın gözleri görmüyordu. Namazdaki cemaatin çoğu buna güldüler. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz, gülen cemaatin namazları ile birlikte abdestlerini yenilemelerini emretmiştir. İşte Hanefiler bu ve emsali delillere dayanarak bunları ortaya koymuşlardır. O hangi konudaydı? Namazda gülmek konusundaydı. Şimdi niyet değiştirmekle dersimiz devam ediyor. Şimdi burada da ittifak vardır, niyet değiştirilirse namaz bozulur. Hanefilere göre namaza ters düşen bir harekete intikal etmekle namaz bâtıl olur demişlerdir. Namaza ters düşen bir hareket olmamalıdır. Kıymetliler, yine okuyuşta hata yapmak, yani kıraat konusundaki: Buna “Zelletü’l Kârî” meselesi denmektedir. Hatalı okuduğu zaman burada da namaz bozulur. Namazı da Kur’an-ı Kerim’i de doğru okumak gerekir. Hanefilerin bu konudaki görüşlerine bakalım: Biri mütekaddimûn olan Hanefi görüşüdür -ki Şafiîler de bu görüşü benimsemişlerdir-. Bunlar ne diyorlar? İnanılması küfrü gerektirecek tarzda mânâyı değiştiren, her yanlış okuyuş ve benzeri Kur’an-ı Kerim’de bulunmayan, her okuyuş sebebiyle namaz bâtıl olur demişlerdir, namaz bozulur demişlerdir. Mesela ‘’Hazel Gurab’’ yerine ‘’Hazel Gubar’’ okusa (bu karga yerine bir bu toz -mesela- okusa) ‘’Serair’’ yerine (bir mânâsı olmayan) -mesela- ‘’essarail’’ yerine gibi ki. Burada da şöyle bir bakıyoruz: Yine Kur’an-ı Kerim’in bir başka yerinde bunlar yoktur. Bunlara da dikkat etmek gerekir. Bunlar namazı bozar. Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre, mânâsı, asıl kelimenin mânâsından uzak olan böyle bir durum ortaya çıkarsa namaz bâtıl olur demişlerdir.

 

Dakika 1:00:03

 

Yani mânâsı asıl kelimenin mânâsından uzak olan bir kelime ile eğer okuyuş böyle değişmişse namaz bâtıl olur demişlerdir. Yine İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre bu konularda o değişik düşünmüştür. Mânâda bozulmazsa, mesela mânâ bozulmazsa ‘’Kavvamin’’ kelimesi yerine ‘’Kayyamin’’ kelimesi okunursa misal olarak. Yine İmâm-ı Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre namaz bozulmaz. Ama Ebû Yusuf’a göre bozulur. Burada da değişik keşifler, içtihatlar vardır. Bunların hepsi güzeldir. Kıymetliler, yine Müteahhirûn’a göre, irabındaki -mesela- kelimenin irabındaki hata namazı bozmaz demişlerdir; Müteahhirûn’a göre. Çoğu irat yönlerini birbirinden ayıramazlar demişlerdir. Bir harf yerine başka bir harf okumak tarzında ise ve herhangi bir zorlanma olmaksızın bu iki harfi birbirine ayırmak mümkün ise; ittifakla böyle bir okuyuştan dolayı namaz bozulur demişlerdir. İttifakla, bütün âlimler. Essalihat kelimesinde (sat) yerine ‘’ettali-hat’’ tarzında (ta) ile okumak gibi. Çünkü ayırma güçlüğü olmayan konulardır bunlar. Eğer ayırma güçlüğü varsa ‘’essarate’’ kelimesinde (sat) yerine ‘’essirate’’, (sin) ile okumak gibi. İşte, şeddeli bir harfi şeddesiz okumakla şeddesiz bir harfi de şeddeli okumakla namaz bozulmaz demişler. Kim bunlar? Hanefi âlimleri. Bir harfin ilavesi ile de namaz bozulmaz demişlerdir. Bunlar Ulemâ-i Müteahhirin’dir. Harfi tarif -mesela- ilave edilerek okunsa yine bozmaz da demişlerdir. Bir kelimesinin harfinin birini diğer kelimeye, bitiştirmek ile de bozulmaz demişlerdir. ‘’İyyakena’budu’’ yerine ‘’İyaa kena’budu’’ gibi okuduğu zaman; bu hatalar çok yapılmaktadır. Ulemâ-i Müteahhirin, insanları kurtarmak için insanların durumuna bakmışlar ve bozmaz demişlerdir. Fakat Müteevvilin böyle dememişlerdir. ‘’Rabbil âlemin’’ ifadesindeki ‘’Rabb’’ kelimesini şeddesiz olarak ‘’Rabil âlemin’’ tarzında okumak yahut (İyyakena’budu) deki ‘’İyya ke’’ kelimesini şeddesiz olarak ‘’İyaa ke’’ tarzında okumak namazı bozar demişlerdir. Bakın; yerine göre bozuyor, yerine göre bir tolerans ortaya koyuyor.

 

Dakika 1:05:06

 

Bunlar onların güzel, ilmî keşiflerine dayalıdır. Bir kelime ilave etmek, bir kelime eksiltmek, bir harf eksiltmek yahut bir kelime veya harfi öne almak yahut sonraya bırakmak veya bir kelime, harfe çevirerek okumakla mânâ bozulmuyorsa namaz bozulmaz. Mânâ bozuluyorsa namaz bozulur. İşte, kıymetliler. Burada da bu kıymetli âlimlerimiz, bu keşifleri ortaya koymuşlar. Yani bu işler rastgele değil. Delilleri, ilmî delilleri, fıkıh ilmini Müslümanlar duymalıdır. Bu okulda okumalıdır, hiç olmazsa anlatanları dinlemelidir. Yine kelimeyi tekrarlamaktan dolayı namaz bozulmaz da demişlerdir. Mânâyı değiştirecek şekilde bir kelime yerine başka bir kelimeyi okursa namaz bozulur da demişlerdir. Evet, kıymetliler. Yine İsa bin Meryem yerine İsa bin Lokman ifadesini okumak gibi; ki bunlar namazı bozar. ‘’El Kerim’’ ifadesi yerine ‘’Er-rahim’’ ifadesini okumak da ittifakla bozmaz demişlerdir. Burada da Allah’ın bir isminin yerine başka bir ismini okuyor da ondan bozulmuyor; yoksa bozulurdu Allah’ın ismine, şanına yakışmayan bir kelime olsaydı. Hanbelilere göre Fatiha dışındaki okuyuşlarında namazın sıhhatine engel değildir. Mânâyı değiştirecek tarzda, yanlış okursa bu türlü okuyuşlar -bakın- Fatiha’nın dışındaki okuyuşlarında namazın sıhhatine engel değildir demişlerdir. Böyle okuyan kişiye uymak da caizdir de demiş Hanbeliler. Bilerek mânâyı değiştirecek şekilde okursa namazı bâtıl olur da demişlerdir. Fatiha’da mânâyı değiştirecek şekilde yanlış okursa -ister bunu bilerek yapsın ister yanılarak yapsın- namazı bozulur demişlerdir. Kim? Hanbeliler. Evet, kıymetliler. Namazı bozan şeylerle dersimiz devam etmektedir. Cenab-ı Hakk her sözü nur ve hak olan, hak ölçülere uyan, şeriatın ölçülerini iyi bilen, o ölçülere göre Müslüman olan, takvayı yaşayan, zâhirî ve bâtınî takvayı bir bir uygulayan kullarından eylesin.

 

1:09:16

 

 

 

(Visited 102 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}