hayat veren Tefsir 60-01

60- Tefsir Ders 60 hayat veren nurun keşif notları

60- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 60

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Bakara Sûresi 284’üncü Âyet-i Kerime’den 286’ncı Âyet-i Kerime’ler)

 

لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿٢٨٤﴾

 

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerime de: Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır (C.C)  (آمَنَّا وَصَدَّقْنَ) hepsi onun. Siz içinizdekileri açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker bunda şüphe yok. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder, Allah her şeye kâdirdir. Cenab-ı Hak bu âyetler inince bunları daha da açığa çıkarıp Ümmet-i Muhammedi rahatlatmak için bakın şu âyetler geliyor. Hem bunlar bu âyetlerin Miraç da geldiği rivâyeti de vardır hepinizin az çok bildiği âyetlerden bunlar.

استعيذ بالله

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ ﴿٢٨٥﴾

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ ﴿٢٨٦

Peygamber (A.S.V) Rabbinden kendisine ne indirildiyse ona îmân etti. Mü’minlerin de hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îmân ettiler. Biz Allah’ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız. Duyduk ve itaat ettik dediler. Ey Rabbimiz! Gufranını dileriz dönüş ancak sanadır dediler. Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz! Eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme. Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme. Bağışla bizi, mağfiret et bize, rahmet et bize. Sensin bizim Mevlâ’mız kâfir kavimlere karşı yardım et bize, mensur et, muzaffer et bizi Ya Rabbel-Âlemin inkârcılara karşı. İşte bu âyetlerin keşifle ilgili size vereceğimiz mânâlar bulunmaktadır. İnşa’Allah bu âyetlerin şimdi kesifiyle daha da anlaşılır şekle getirmekle Peygamberimizden ve güçlü kaynaklardan rivâyetle, dirâyetle size hak bilgileri, hayat veren bilgileri ulaştırmaya devam edeceğiz. Gayri irâdi niyet ve tasavvurlar hâriç, irâde dışı içine ne geliyorsa bunlardan sorguya çekilmeyeceksin. Hür irâde açıkladığı veya sakladığı her şeyden hesaba çekilir. Azap da mağfirette adâlettir, ihsandır, inâyettir, dilemesiyle meşieti ile bunlar tamamen Meşiet-i İlâhî’dir.

Dakika 6:30

Enfüsî insanların iç dünyası düzelirse enfüsî âlem, bütün âlemlerin iç dünyasına enfüsî âlem denir. Bura düzelirse neler düzelir bir bilseniz. Tecrîd-i Bent neşvesi yani Tecrîd-i bent o zaman neşve meydana gelir. İcma ise kânûnun özetini kavrayıp mükellefiyet ile sorumluluk onu yerine getirmektir. Neyi? İlâhî emirleri yerine getirmektir sorumluluk. Sorumluluk sahasında yarış hâlinde Allah’a koş. Nasıl koş? Görevini yaparak, emirlerine sarılarak (فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ) kaçışın Allah’a olsun. (وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ) Allah’a sıkı tutun. ( فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ) Tağutları inkâr et ve Allah’a sıkı îmân eyle ve Peygamberi Allah’ın sevgilisi Hz. Muhammed’i sev, onun getirdiği şeriata ona tâbî ol. İşte Allah’a gidiş Peygamberin izinde onun getirdiği Şeriat-ı Garra-i Ahmediyye olan İslam’ın hükümlerine bir, bir tâbî olacaksın. Muhammed’e tâbî, şeriatına tâbî olarak Allah’a gidebilirsin. Cenab-ı Hak açıkça Muhammed’e tâbî olun, beni seven Muhammed’ tâbî olsun diyor.

(قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ )

Buyuruyor. Bunun için kıymetli dostlar, işte burada buna dikkat et! Enfüsî âlemini düzelt. Yani ruh âlemin düzelsin, kalp âlemin düzelsin, kafa tamamen İslam kafası hâline gelsin ki işte en aydın kalp, ruh ve kafa burada bulunmaktadır. Bunun için Müslîm’in İbn-i Mes’ûd’dan (R.A) rivâyet edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur; Gökten bir melek Efendimize gelerek, müjde sana hiçbir peygambere verilmeyen iki nur verildi diyor. Nedir o?

Dakika 10:00

Hiçbir peygambere verilmemiş. Nedir o? Fâtihâ ile Bakara’nın yani şimdiki okuduğum âyetler diyor, Bakara’nın son âyetleridir. Onlardan bir kelime bile dua etsen mutlaka sana karşılığı verilir dedi. Kim dedi? Gökten bir melek Efendimize gelerek müjdeyi verdi. Kim bunu rivâyet ediyor? Sahih-i Müslim. Kimden? İbn-i Mes’ûd Hazretlerinden (R.A) İbn-i Mes’ûd kim? Sahâbenin en büyük âlimlerinden ve fâkihlerindendir.

Şimdi Âyet 285, 2862ncı Bakara’nın sonunu başına bakın nasıl bağlıyor. Başı sona, sonu başa nasıl bağlıyor. 1, 2, 3, 4, 5’inci âyetlerle Fâtiha ile irtibat kurularak iç âleme cevap veriliyor. Enfüsî âleme, kişinin iç âlemine gelenlere cevap veriliyor. İtaat vesveseyi, endişeyi yok eder. Kime itaat? Allah’a itaat. Enfüsî âlemini düzeltecek olan Allah’a itaattir. Îmân ve itaat bütün hak bilgiyi Kur’an’dan, Hz. Muhammed’den, İslam’dan doğru almak şartıyla. Hayat veren ders Kur’an’ı doğru anlamaktır. Hayat bulursun, ebedî mutlu olursun, ebedî mutluluk yolcusu olursun, hürriyet yolunda devam edersin. Yoksa İslam’ın dışında ki yaşantılar Allah’u Teâlâ’nın istediği bir yaşantı değil ki eğer başka yaşantı tarzları geçerli olsaydı Cenab-ı Hak ortaya iki din koyardı. İnsanlık yaratılalı tek bir model İslam dinini koymuş Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed’le onu kemâle erdirmiştir. (أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ ) âyet-i kerimesiyle de bunu açıklamaktadır. Demek ki iç âleme gelenlere bir cevap veriyor. Ne diyor? İç âlemin düzelmesini istiyor musunuz ruh ve kalp alemininim? Allah’a itaat et diyor. İtaatte ne var? Allah’ın kânûn ve kurallarını yerine getirmek var. İşte orası hayat veriyor. İslam yaşandıkça hayat verir ve seni koruma altına alır. Her türlü koruma burada mevcuttur. Yine itaat endişeyi, vesveseyi yok eder. Senin iç dünyanda ne gibi huzursuzluk varsa Allah’a itaat o huzursuzluğu alır huzuru yerleştirir. Hasan, Mücâhit, İbn-i Sîrîn, İbn-i Abbâs’tan rivâyeten şöyledir: Miraçta Peygamber Efendimize veriliştir bu Amenerresulü ve devam eden âyetler. Nerede verilmiş? Miraçta. Kim söylüyor bunu? Hasan, Mücâhit, İbn-i Sîrîn, İbn-i Abbâs’tan gelen rivâyettir. Medine de Cibrîl’i Emin, Cebrâil (AS.) ile nâzil olduğu rivâyet-i de vardır. Muhteşem Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (S.S.V) Efendimiz îmânın, İslam’ın, insanlığın önderi, o şanlı Peygamber, muhteşem Peygamber, muhteşem insan onun yolunda onun ümmeti, muhteşem ümmet Muhammed’in Ümmetidir, ama onun yolundakilerdir.

Dakika 15:00

Mü’minler ki Hakk’a itaat eden, yalvaran Amenerresulü ’de ki Cenab-ı Hakk’a tam bir yalvarış vardır ki Hakk’a itaat eden, yalvaran (غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ) diyen kusurumuz çok. Yanlış duygulardan kurtuluş yok, günah yükümüzle sana geleceğiz, sana hesap vereceğiz, sana sığınıyoruz, bağışla ya Rabbi. (لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا) Allah kimsenin gücünün yetmediğini teklif etmez diye bak ne diyor. Cenab-ı Hak cevap veriyor. İslam da ne teklif varsa size hayat veren ve gücünüzün yettikleridir diyor. (يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ) Allah size kolaylık diler, kolaylık murad eder, zorluk dilemez diyor. İslam saadet, selâmet dinidir, zorluk dini değildir, Bütün teklifler hayatı kolaylaştırır, mutlu hayatı te’min eder, Bütün zorlukları kaldırır, kötü hayatı ortadan kaldırır. Mutlu bir İslam hayatı, Allah’ın sevdiği hayatı ortaya koymuştur. Kudreti Mümekkine, Kudreti Müyessire: Kolay ve daha kolay bakın birisi kolay mümekkine, birde müyessire var. Mümekkine: Mümkün olan, müyessire ise daha kolay olan. Bu güç yetmesi ve kudretin bu işe kâfi gelmesi. Allah İslam ile hayatta her şey güzel ve kolaydır ve kişinin gücünü de o artırır ve kudretini artırır. İslam ve onun ilkeleri kişiye üç kuvvette verir, hayat kolaylaşır ve kuvveti artar. Bu kuvvet sana İslam’dan, îmândan sürekli gelir ve sürekli Cenab-ı Hak tarafından takviye edilirsin. İrade-i cüziye: Güç sarf etmek irâdeyi irâden ne gücünü kullanıyorsun. Neye? (مَا كَسَبَتْ) hayra, (مَا اكْتَسَبَتْ) şerre. Şimdi gücünü sana verilmiş, güç ve kuvvet kudret verilmiş. Sen bunu hayra da, şerre de kullanabiliyorsun. O zaman gel dikkat et sana verilen irâde-i cüz iyeyi de ve gücünü de, kuvvetini de hayra kullan, sakın şerre kullanma Cenab-ı Hak bunu da sana burada duyuruyor. Kesp: İstemek, aramak, İsâbet etmek, kazanmak, kazandırmak hikmet ile ilgilidir bu. Birde iktisap var çalışıp çabalamak, isabetli isabetsiz çalışmak rastgele kendisi için olan birde şehvetle ilgili olanlar. Bunlara dikkat et! Ölçüyü önüne İslam koymuş gücünü doğruya kullan demiş. İktisap içinde değil kesp içinde bulun, rasgele çalışma daima isâbetli olanı, doğru olanı yap hikmetli olanı yap bu da İslam’ın amir hükümleridir. Yanlış olanlar da Allah’ın nehy ettiği hükümlerdir yasakladığı.

Dakika 20:22

Fussilet Sûresi 46’ncı âyet-i kerime de (مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاء فَعَلَيْهَا) kim sâlih amel işlerse lehine faydasına kötülükleri aleyhinedir diyor yani zararınadır. Emirler faydalı terki zararlı. Nedir emirler? Cenab-ı Hak yap dedikleri bunlar faydalı olanlar. Terk edersen terki zararlıdır. Namazı kılmadın Allah kıl dedi bak kıldığın an kulluk görevini farzı yerine getiriyorsun, kılmadığın an âsî ve zararı boynuna geçiriyorsun. Diğer emirler de böyle. Nehyler zararlıdır terki faydalıdır. Buraya dikkat et! Emirler faydalı terki zararlı, nehyler yasaklar zararlılardır terki faydalıdır. Yani yapmazsan fayda görürsün. Neyi? Allah’ın yapma dediklerini. Bunlar nehylerdir. Bunun için Kur’an-ı Kerimin âyetlerini keşfederek, gerçek tefsir ederek tevilde rivâyet ve dirâyet-i ortaya koyarak insanlara dosdoğru Kur’an-ı Kerim’i açıklayabilmektir. İşte hayat verirsin, hayat bulursun, gerçek hayatı yaşarsın. (وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ) Cenab-ı Hak ne diyor burada Zümer Sûresi 71, 72’nci âyetlerde diyor ki: Allah zümre, zümre insanları cehenneme sevk ediyor. Bakın cehennemi hak edenler zümre, zümre alay, alay ordu, ordu bölük, bölük cehenneme sevk olunuyorlar. (ادْخُلُوا أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا) denildi ki; Şu cehennem kapılarından devamlı ebedî kalmak üzere cehenneme girin bakalım dediler ve cehenneme yollandılar. Bunlar kim? İrâdesini, Allah irâde-i cüz’iyeyi insana niye verdi? Kuvvet ve kudreti Allah niye verdi? Kötüye kullan, küfre kullan, İslam’ı inkâr et, Allah’ı inkâr et, Kur’an’ı onun âyetlerini inkâr et diye mi verdi? Peygamberini inkâr et diye mi verdi? İslam nizamını şeriatı inkâr et diye mi verdi sana? İrâdeyi, aklı, bütün kuvvetlerini, kudreti sana niçin verdi? Bu kişiyi cehenneme sevk olunanlar irâdesini, gücünü, kuvvetini, kudretini kötüye kullanmışlar. Nimet nedir? Külfet dengesi, nimet külfet dengesi kurulmuştur. Cenab-ı Hak nimeti külfeti bir denge hâline kurmuş insanoğlunu imtihan meydanına koymuştur. Bu dünya hayatı imtihan meydanıdır. İrâdesini, irâde-i cüz’iyeyi, kuvvet ve kudretini iyiye mi kullanacak, kötüye mi? Peygamber gelmiş, kitap gelmiş, aklın önüne hakîkat konmuş, şunları yap, bunları yap demiş Cenab-ı Hak. Düzeni kurmuş uygulamış, kudretini, kuvvetini, âlemi senin için kurmuş, böyle bir kâinatı senin için hazırlamış. Sen bunca uyarılardan sonra Allah’ı bırak, peygamberi bırak, kitâbı bırak, peygamberi bırak, aklını ve kuvvetlerini şeytanın şerrin yoluna, tağutların yoluna, inkâra, şirke, küfre kullan. Bu akıllının işimi sana soralım, birlikte düşünelim bu akıllının işimi? Îmânlı bunu yapmaz, yapamaz. Allah’a gece gündüz yalvaralım.

Dakika 25:32

Allah’ım! Bana hidâyet et, aklımı, fikrimi, kalbimi, zikrimi, ruhumu, bütün kuvvet ve kudretimin tamamını senin yoluna sarf etmeyi, senin yoluna kullanmayı nasîp et. Allah’ı! Diye alnını secdelere koy Allah’a yalvar. Yalvaralım birlikte kurtulalım. Biz hepimiz Allah’ın kullarıyız, birbirimize acıyalım, birbirimize yardımcı olalım, hayat veren Kur’an’ı birbirimize anlatalım, doğru anlatalım. Birilerin tesiri altında kalarak Kur’an anlatılmaz. Allah’ın tarafını, hakkın hakîkatin tarafını tutarak bu Kur’an-ı Kerim anlatılır. Birinin sultası altında din, îmân ve Kur’an anlatılmaz ve orada Müslümanlık olmaz. Allah’ın egemenliği altında onun rızası için, onun emri olduğu için dosdoğru anlatmak boynumuzun borcudur. Birbirimizin yanlışı varsa doğrularla giderelim o da ayrı görevimizdir. Onun için Cenab-ı Hak nimet, külfet dengesini kurmuştur. Farzlar, Vacipler, Sünnetler, Müstehaplar ve Menduplar, Mübahlar, Haramlar, Mekruhlar, Müfsitler bunlar birer, birer mükellefin işidir. Mükellefin işleri bunlar. Mükellef kim? Biz, kadın erkek akil baliğ olduğumuz zaman bunların tamamından sorumluyuz. Farzlardan farz derecesinde, Vaciplerden vacip derecesinde hepimiz sorumluyuz. Sünnetlerden sünnet derecesinde ve Menduplardan o derece sorumluyuz. Haram ve Mekruhlardan sorumluyuz. Farzlar yerine gelecek, vacipler, sünnetler, menduplar, haramlardan, mekruhlardan kaçınılacak. Bu bizim boynumuzun borcu, bu Allah’a itaatin şartı ve gereği. Bu kuralları ortaya koyan bize teklif eden Allah’ın kendisi mükellef olan biziz bu bizim kulluk borcumuz. Boynumuzun borcu hayat burada, mutluluk burada hayatın kolaylaşması cenneti yaşamak da burada, burada ağırlık külfet yok. Burada ne var? Nimet var nimet karşısın da külfet var, burada bir huzur var, burada bir mutluluk var. Bunun karşısında da bir külfet var. Bu da nedir? imtihan bunu kazanacağız. En tatlı meyveyi, en tatlı nimeti ağzına aldın gevmeden yutulmaz bu. Bu kadar bunun külfetine katlanmamız gerekmiyor mu? Nimeti biz yiyoruz, ebedî cennete biz gireceğiz, ebedî Allah’ın nimetlerine biz mazhar olacağız. Şimdi bu nimetlerin karşısında külfetleri yüklenmeyecek miyiz? İmtihan salonuna girmeyecek miyiz? İmtihan meydanındayız. Bunu kazanmak zorundayız ve kazanmak bizim ebedî saadetimizin gereği Allah ezelî rahmetini bize danışmadan ana sermayeyi doldurmuş bizi onun içine koymuş. Diyor ki; burada ana sermaye ile cenneti kazanın demiş. Size ezelî rahmetimi verdiğim gibi bir de ebedî rahmetim, nimetim var o da cennet cemal diyor, Bu da imtihanı kazanmanıza bağlı demiş.

Dakika 30:00

İnkâr et dememiş kendini ispat etmiş, kendisi açıkta bu âlemden daha açık Allah’ın varlığı ama çok eşsiz, yüce varlık olduğu için, bizde âciz olduğumuz için eserlerini görüyoruz, yarattıklarını görüyoruz, nimetlerini görüyoruz ama zâtını görecek gücümüz yok kendisi her şeyden daha açık. Nasıl ruhumuz var bedende görebiliyor muyuz? Ruhu görecek kadar gözü, gücü yetmeyen Allah’ın azamet ve kudretini nâmütenâhi o “Yüce Kudreti” görecek göz olur mu? O yücelik Kibriyâ perdeleri bütün onda ne varsa büyüklük perdeleri, Kibriyâ perdeleri var onda çünkü büyüklüğün hepsi onda bizde âciz yaratığız. Aklımızla ve bize verilen kuvvetlerle Allah’ın eserlerini ve açıkça onun yarattığı varlıkları, kitâbını, peygamberini ve bu âlemi kurulmuş gördük içinde yaratıldık çünkü. Şimdi tutalım da bu âlem yok mu diyelim, kendimizi inkâr mı edelim, yani bu âlemi yaratmadı mı diyelim, âlem kendini mi yarattı diyelim? Kimseni bir şey yaratma gücü yok ki. O zaman herkesin mahlûk olduğu, Hâlikın var olduğu mahlûktan önce Hâlik var ki bu âlem kurulmuştur. Allah bütün varlığıyla içini, dışı îmân olan kullarından eylesin. Çünkü her şey îmâna çağırıyor. İnkâra çağıracak gerçek tek bir zerre delil bulamazsınız. Her şey îmâna, Allah’a çağırıyor. Bütün kâinatta bir ses çınlıyor. Nedir o? Allah diyor, Allah’a çağırıyor, yer gök Allah’ı tesbih ediyor her şey. Faydalıyı celp, zararı def hikmetine dayalıdır. Ne? İslam’ın kendisi. Ele geçen hayır, elde edilemeyen hayır, bak bir yeregeçen hayırlar var, birde elde edilemeyen hayırlar var. Nedir o? Cennetini de bize Cenab-ı Hak veriyim diyor. Ama Îmân ve Amel-i Sâlih’le gelin benim huzuruma diyor. Îmânla, İslam’la, Amel-i Sâlih’le benim huzuruma gelin diyor. İnkârla, küfürle, şirkle, isyanla gelin demiyor. Şiddetle bunu men ediyor. Habîbi ve ümmetiyle konuşma münâcât tecellîsi vardır bu âyetlerde. Dikkat et buraya! Habîbi ve ümmetiyle konuşma münâcât tecellîsi vardır yalvarışa cevap vardır. Sen (Amenerrasulü’yü) okurken sonuna kadar Hakk’a yalvarıyorsun îmânınla bu yalvarışına Allah cevap veriyor. Haberin var ya da yok bilmem onu ama gerçek bu gerçek Amenerresulü okuyan o şuurda bulunan kişi Hakk’a yalvarıyor, tam bir münâcâtta bulunuyor Hak’ta cevap veriyor. Onun için yalvarışa cevap Kur’an okuyan, dinleyenler kendilerini Allah ile konuşma hâlinde büyük nimet ile kendilerini huzurda onunla muhatap baş başa hissedenler dilekte dileyecekler bu şerefe ereceklerdir. Duyduk emrine uyduk diyenler visâl makamının kuvvet ve şerefini fasıla, fasıla göstermektedir.

Dakika 35:00

Ahmet Bin Hanbelî’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte (lâ yezâlü abdil müminin yetegarrabu ileyye binnevâfili ) buyurmaktadır. Bir Hadis-i Kutsi’dir bu. Mü’min kulun diyor Cenab-ı Hak nâfilelerle bana durmadan yaklaşır. Zamanını boşa harcama Allah’a yaklaşma yarışında ol. Bak ne diyor Cenab-ı Hak; Mü’min kulum bana nâfilelerle bana durmadan yaklaşır diyor. Farzları yerine getir yerli yerince, vacip ve sünnetleri yerine getir, müstehaplarla Allah’a yaklaşmaya devam et. Çünkü din müstehap da tamamlanmaktadır ibadetler. Haramları terk edersin, mekruhları terk edersin birde şüphelileri terk etin mi din orada da tamamlanmaktadır. Bunu için dikkate et! Tabii bu dikkat et derken kendime söylüyorum ama bu hayat bulan veren derslerden hepimiz hayat bulalım diye, birde emri ilâhî olduğu için beraber paylaşıyoruz. Cenab-ı Hak hepimize hayat bulmayı, ebedî mutlu olmayı nasîp eylesin. Burada cümle-i muterize ara cümlesi bulunmaktadır. Ümmet için bir yalvarış bu. Birde burada hatâ diyor, nedir? Mazur görülen görülmeyen hatâlar vardır bazı hatâlar da mazur görülür ama bazı hatâlar mazur görülmez. Mesela gördüğü necisi yani pisliği görünce yıkamadı unuttu mazur sayılmaz. Görünce yıkaması gerekiyordu. Görmedi ise mazurdur. İşte bunlara dikkat etmek lâzım necaseti görmedi işte o zaman görmediği için mazurdur. Ama gördü yıkamadı unuttu mazur değildir. Bak burada geçerli hatâların geçerli bir mazur görülen tarafı var birde görülmeyen tarafı var. Mazur görülmeyenlerden kişi hesaba çekilir cezayı hak eder eğer affa uğramazsa. Dikkat etmeden ava tüfek atanda mazur sayılmaz. Şimdi sağına, soluna bakmadı adam ava tüfeğe attı orda da bir adam vurdu bu adam mazur değildir suçludur. Sağına, soluna, önüne, peşine her tarafa iyi bakıp bütün tedbirini aldıktan sonra atacaktı avına yoksa işte şimdi bakmadan tedbir almadan avı görür görmez attığı için işte orada hatâ suç hatâsıdır, kişi suçludur, mazur görülemez. Dini emirleri öğrenmeye çalışmıyor. Allah ilk emrini oku diye göndermiş adam okumuyor. Öğrenmesi gerekiyor dini emirlerini öğrenmiyor. Bu mazeret mi şimdi, geçerli mazeret mi? Değil suçtur ok gibi suçtur. Dini emirleri öğrenmeye çalışmaz, öğrendiğini unutmamak için tekrar, tekrar mütalaa etmez de unutursa mazur sayılmaz ok gibi suçludur. Dost dosta doğru söylemeli. Unutarak hatâ ile yutulan bir zehrin zararı yoktur.

Dakika 40:05

Unutmuş hatâ ile yutulan bir zehrin zararı yoktur denilebilir mi? Size soruyorum, zehir bu unuttum hatâ ile yuttum bunun ne zararı olur denir mi? Denmez. Onun için bunlar da böyledir. Tedbirini almadan öğrenmen gerekeni öğrenmiyorsan, çalışman gereken yerde çalışmıyorsan işte burada ok gibi suçlusun. Onun için her hatâ mazur görülmez. Sakınmak uzak durmakla herkes yükümlüdür. Neden? Haram ve günahlardan, zarardan, tehlikeden hatâ ile adam öldüren zararı yine tazmin etmek zorundadır, zararı tazmin eder. Mazur sayılanlar için bakın İbn-i Mâce Keşfü’l Hafâ da rivâyet eden hadis-i şeriflerde şöyle diyor. (rüfia an ümmetil hataü vennisyânü) “hatâ ve unutmadan doğan sorumluluklar ümmetimden kaldırılmıştır.” Lütfunda bunlardan biri sorumlu tutma. Ne diyor? Bunlardan lütfu kereminle diyor ya Rabbi! Bizi sorumlu tutma diyor. Ama gerçek mazeret olunca işte bu geçerlidir. Allah onları af ediyor. Gerçek mazeret olmayanları işte örnekleriyle açıklamaya çalıştık.

Birde ( إِصْر) ısr, esaret, ezen, kıpırdatmayan ağır yüklere ısr denilmektedir. Ağır yük, ezen yükler, esaret, kelepçe, ağır kânûnlar altında domuza, maymuna, fareye çevirdiğin milletler gibi yakma bizi diye bir yalvarış var. Burada (إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ ) diyor baksana ne diyor? Ya Rabbi! Ağır kânûnlar altında domuza, maymuna, fareye çevirdiğin milletler gibi yapma bizi. Esaretten bizi kurtar esaret verme, ezen kıpırdatmayan ağır yükler yükleme, kelepçelerden bizi koru! Diye bir yalvarış var. Mesela Yahûdîlere günde 50 vakit namaz, malının 4’te 1’ini vergi vermek, necis diyen elbiseyi kesmek, yurtlarından sürülüp çıkarılmak, birçok konuda idam edilmek, tövbe için intihar etmek, suça hemen ceza uygulamak, herhangi bir hatâya karşı helalin yasaklanması gibi ağır yükler vurulmuştu bunların suç işledikçe yükleri ağırlaşmıştı. Kimin? Yahûdîlerin. İşte onlara yüklediğin gibi bizlere yükleme diyor. Tevrât’ın 5’inci Sifirine bak ne kadar ağır yükümler vardır. Tevrât’ta Yahûdîlere yüklenmiş ağır hükümler. Yine Âraf Sûresinin 157’nci âyet-i kerimesinde Tevrât’ta, İncîl de yazılı buldukları Ümmi Peygamber Hz. Muhammed’dir (A.S.V). Ona, Kur’an’a inanan büyük kurtuluşa erenlerdir diyor. Ama onlar ne yapmadılar? Muhammed’i bakın Tevrât’ta yazılı, İncîl de yazılı olduğu hâlde Hz. Muhammed, Muhammed’e inanmadılar, Kur’an’a inanmadılar.

Dakika 45:13

Ne yaptılar? Başlarına daha büyük belâlar aldılar bu dünyada da, öbür âlemde de. Şeriatın ilâhî teklifi, ilâhî teklifin tersini yapanların Allah’u Teâlâ’nın kânûnlarıdır. İslam şeriatının ilâhî teklifin tersini yapanların başına terbiye için ne yapıldı? Firavunların musallat olması da mümkündür. Allah’ı dinlemeyen bir milletin başına Firavunlar geçer, İsrâil’in de başına Firavunlar geçti. Buhtunnasır’lar geldi, Titoslar geldi yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler perişan oldular. Niçin? Tevrât’ın hükümlerine doğru dürüst inansalardı, Mûsâ (AS.) gibi Îsâ gibi Peygamberleri dinleselerdi. Zekeriyâ (AS.) Yahyâ’yı katlettiler,  şehit ettiler. Îsâ’yı çarmıha germek istediler. Allah kurtardı onu da onun için başlarına Allah zâlimleri, Firavunları musallat etti. Şuanda Müslümanların başı belâda ise yeniden Kur’an-ı Kerim’e, İslam’a sarılmak zorundadırlar. Bir kaç tanesinin lortlar âleminde yaşaması, öbürlerinin inim, inim inlemesi bunlar mutluluk değildir. Bunlar neye benzer? Canavarların bugün canlı, canlı o ceylanları parçalamasına benzer. Çekilmez, tâkat getirmez belâlar, sevdalar, ihtilâller, isyanlar ya Rabbena! Bize teklifin olarak, imtihan ve ceza olarak da güç yetmez şeyleri yükleme ya Rabbi diye yalvarış var Amenerrasulü’nün içeriğinde. Âlemde kânûnlar işliyor mü’minin ki müstakîm rahmetin eseri, münkirinki gayri müstakim adâletin gazâbının eseridir. Mü’mine Cenab-ı Hak inam ihsan etmişse bu rahmetin tecellîsidir îmânından ve itaatinden dolayı. Münkiri gayri müstakim yolla yanlış yolda olduğu için Allah onlara ne yapmış? Adâletiyle, gazâbıyla hak ettiklerini vermiştir. Bunlar ilâhî yüklemedir. Herkes neyi hak ediyorsa dünya da mezar da ve mahşer de Allah herkesin boynuna onu yüklüyor, hak ettiğini veriyor. Kime hangi hüküm vurulacağını o biliyor, hangi yükün yükleneceğini o biliyor ve yüklüyor. Mü’mine adâlet olan şey, kâfire adâlet olmaz. Kâfire adâlet olanda mü’mine adâlet olmaz. Niye? Îmânın karşılığı başka, küfrün karşılığı başka da ondan. Îmânın kazanımı, küfrün karşılığının kazanımları farklı bütün liyâkat lâyık olmak ümmetin ruhunda ve kalbindedir. Dikkat et! Kalbini Allah’a iyi hazırla bütün liyâkat lâyık olmak ümmetin ruhunda ve kalbindedir. Kalpler Rahman ve Zülcelâl’in iki parmağı arasındadır.

Dakika 50:05

Bu insanların anlaması için Allah’ın kudreti her şeye yeterlidir. Kudret eli, kudret parmağından bahsediliyor. Yoksa insan gibi bir elden, parmaktan bahsedilmiyor. Çünkü onun benzeri yok. Kalpler Rahman ve Zülcelâl’in iki parmağı arasındadır herkesin kalbi evirir, çevirir, dayanılır ve dayanılmaz hiçbir derde uğratma Ey Rabbimiz! Diye bir yalvarış var. Kusurdan, günahtan uzak değiliz. (وَاعْفُ عَنَّا) diye yalvarış var. Affet bizi diyor, günah izlerini sil bizden diyor. Sayısız nimetlerine, hattâ birine dahi hakkıyla şükredemedik. İhsan ettiğin nimetleri sayanayız. Biz dileklerimiz bir şeyi hak ettiğimizden değil. Yani biz bir şey hak ettiğimizden değil diyor. Onun için bu dileklerde bulunmuyoruz. Ya? Fazlı rahmetinden istiyoruz, affet bizi diyoruz. (وَاغْفِرْ لَنَا) bize mağfiret et mağfiret et de ayıplarımızı ilâhî ilminde gizle, bizi rezil rüsva eyleme diye yalvarış var. (وَارْحَمْنَآ) Bize rahmetinle muamele et, rahmetinle bize ihsanda bulun, merhamet et, rahmetin her şeyi kuşatmıştır. (أَنتَ مَوْلاَنَا) Sen bizim Mevlâ’mızsın, sahibimiz, malikimiz, yardımcımız işlerimizi tedbir eden sensin. (اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُو) Allah îmân edenlerin velisidir diyor. Tüm kâfirlere karşı (فَانصُرْنَا) bize yardım et, Nusret ihsan eyle, maddî manevî hakkı ve yüce ismini üstün kılmak için bizi zaferlere ulaştır, Muzaffer kıl ya Rabbi!

Efendimiz (A.S.V) bunlarla dua ettiği zaman Allah’u Teâlâ peki, yaptım buyurduğu Müslim’in ve Tirmizî’nin de rivâyetlerinde mevcuttur. Bu yalvarışa Cenab-ı Hak ne diyor. Cevap veriyor, ne diyor? Peki, yaptım dualarınızı kabul ettim, karşılığını verdim diyor. Ey kıymetli muhterem efendi! Bütün kalbinle Allah’a yalvar, bütün kalbinle Kur’an oku, bütün kalbinle Allah’ı sev, bütün varlığınla samimi olarak ihlasla ona iyi yalvar. Âli İmrân Sûresinde bu dualara cevaptır. Şimdi bunda sonra Âli İmrân Sûresi gelecek, bu dualara bir, bir Âli İmrân Sûresinde cevap verilecek. Kur’an’ı Kur’an açıklar, âyeti âyet açıklar, âyeti hadis-i şerifler açıklar. Yani Allah açıklar, Peygamber açıklar ve şeriatın ilimlerini iyi bilen âlimler açıklar.

Dakika 55:00

Birde Arap Dili ve Edebiyatını bilmek şartı da vardır. Kur’an-ı Kerim açıklanırken 4 husus asgari de göz önünde tutulur. Birincisi Kur’an’ı Kur’an’la, âyeti âyet ile sûreyi sûre ile açıklamak ve Kur’an-ı Kerim’in âyetlerini Peygamber nasıl açıkladı, Allah’tan nasıl aldı alacağını bunları muhafaza etmek burada hem rivâyete hem dirâyete hem de Arap Dili ve Edebiyatını iyi bilmek gerekiyor. Her Arap Kur’an’ı bilemiyor çünkü kendi dili yeterli değil. Türklerin dilleri Türkçeyi tam bilmedikleri gibi birçok terimler ne yapmış? Türkçeye İslam’dan yerleşmiş, İslam Edebiyatı Türkçeyi zenginleştirmiş, İslam Türkçenin içine kendi kelimelerini yerleştirmiş. Şimdi bunların dahi açıklanması Türk’e Türkçeyi tekrar açıklamazsanız çok Türk onu anlamıyor. Arap’a da Peygamberimiz ne yapmış? Arapça olarak açıklamış Kur’an Arapça ama Arap’ın Arapçası yetmiyor. Bir Peygambere herkesin ihtiyacı var doğru olarak Kur’an’ı anlamak için. İşte bu dirâyet yolunu bütün müçtehit âlimlerimiz korumuş, kollamış ve zapta almışlardır. Bütün mezhepler İslam’ın okuludur oradan müçtehitler yetişmiş ve Peygamberimizin anladığı, anlattığı uyguladığı İslam’ı koruma altına almışlardır. Onun için Ehl-i Sünnet Ve’l Cemâat yolu, bize İslam’ı doğru öğreten ekoldür, İslam’ın doğru okuludur. İslam orada doğru okunur Ehl-i Sünnet Ve’l Cemâat ekolünde ehli bid’at ve dalâlet ekollerine dikkat lâzım. Onların doğruları da vay yanlışları da var. Doğrular her zaman bizimdir. Yanlışlara da doğrularla cevap veririz kabul eden eder, etmeyen kendi bilir.

Yine İbn-i Mes’ûd (R.A) Kütübü Sitte de mevcut olan bir hadis-i şerifte: Geceleyin bu iki âyeti okursa diyor kim okursa îmânıyla, İslam’ıyla ona yeter diyor. Bunları bana Allah’u Teâlâ (C.C) arşın altındaki bir hazineden verdi. Öğrenin kadınlarınıza, oğullarınıza, kızlarınıza öğretin bunlar salattır, duadır hem de Kur’an’dır diyor. Ahmet bin Hanbel aynı zamanda (Darimi, Fedailü’l-Kur’an)da mervîdir. Hz. Ali Kerremallahu Veche(R.A) diyor ki; Akıllı herkes bunları diyor okurdu, okumadan uyumazdı diyor. Demek ki bir insan aklım var diyorsa bunları okumadan yatmamalıdır diyor. Yine her canlıyı sudan yarattı (وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء) Ne demek? Nur Sûresinin 45’inci âyetinde: “Allah her şeyi sudan yarattı” diyor. Yine (Darimi, Fedailü’l-Kur’an) da Ebû Meysere’den rivâyetten Cibrîl diyor Cebrâil (AS.) bunlara âmin deyin dedi, telkin etti. Cenab-ı Hak bizleri bunları duyan, anlayan, gereğini yapan, feyzinden büyük, büyük nasiplerle paylarından alan kullarından eylesin. (Amin, Amin, Amin)

Dakika 1:00:15

Nebe Sûresi 28 o âyette de gerçekler duyulmaktadır. Allah’ın elçisi olma bakımından Rasûl tüm insanlara ilâhî emri tebliğ bakımından da Nebi’dir. Dikkat et! Rasûl nedir? Nebi nedir? Hz. Muhammed Allah’ın elçisi olma bakımından Rasûl’dür. Çünkü O Peygamber olarak göndermiştir. Tüm insanlara ilâhî emri tebliğ bakımından da Nebi’dir. Yani Hz. Muhammed hem Rasûl’dür, hem Nebi’dir. Bütün şeriatları yenilemiş yepyeni bir şeriat koymuş ortaya. Eskimez yenilikler bütün çağları kuşatan, bütün milletlerin şeriatı çağların yepyeni ve eskimez şeriatı olan İslam’ı Cenab-ı Hak Hz. Muhammed’le yenilemiş. Bu açıdan Rasûl’dür ve emirleri de yerli yerince tebliğ ettiği için Nebi’dir. Şimdi önceki ebilerin görevi ise Rasûllerin getirdiği şeriatı uyguluyorlardı. Cenab-ı Hak yeni Rasûllerle yeni şeriat koyuyordu, şeriatları yeniliyordu. Nebilerle onları Rasûlleri destekliyordu. Bunun için Hz. Muhammed’in kendisi hem Rasûl, hem Nebi’dir. Âraf Sûresinin 148, 158, 159’uncu âyetlerinde de Cenab-ı Hak birçok hakîkatleri yine kullarına duyurmaktadır.

Şimdi İnşa’Allah’u Teâlâ Âli İmrân Sûresi ile derslerimiz bundan sonra da devam edecektir. İnşa’Allah Kur’an-ı Kerim’in tümünü size keşfederek hayat veren nuru takdim etmeye çalışacağız. Cenab-ı Hak hepimizi hayat bulan, mutlu olan kullarından eylesin.

Dakika 1:03:04

 

 

(Visited 184 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}