Tefsir 8-01

8- Tefsir Ders 8 hayat veren nurun keşif notları

8- Kur‘an-ı Kerim Tefsir Dersi 8

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

          Sevgili dostlarımız,

Cenab-ı  Hak  âlemleri  rahmetiyle  yarattığı  için  şimdi  rahmet  konusunuda  daha  iyi  anlamaya  çalışalım.  Rahmet:  (kulluktan önce )    kulluk:  biliyorsunuz ki  (yardım dilemeden önce)   vazife istemekte haktan öncedir.  Burayı iyi anlayalım hep berâber,  Cenab-ı Hak hepimizi rahmetinin içine gark eylesin.  Kulluktan önce biliyorsunuz ki rahmet.  ‘Kulluk’  yardım dilemeden önce vazife istemekte  Hak’tan  öncedir.  Tekrar ediyorum, rahmet kulluktan önce çünkü âlemler ve  bizler   o  rahmetin  içinde   yaratılmışız.  Bak  rahmet  her şeyden  önce kulluk  ise,  yardım  dilemeden  önce  yani  kulluğunu  öncelikle  yap ki  yardım  dilemeye  yüzün  olsun  vazife  istemekte  Hak’tan  öncedir.  Şimdi  hak  almak  istiyorsan  önce  vazifenin  başında  ol, yerli  yerince  Allah’a  olan  vazifeni  yap.  Demek ki  vazife  istemekte  haktan  öncedir. Vazife  yerine  gelince  hak, sana  zaten   hakkın  verilecektir.  Kur’an-ı kânûnlarını duyan  yaşayan, kuvvetli  vicdânlar  evrensel  toplumu  sosyal  kurumu  oluştururlar.  Burayı da tekrar  ediyorum   Kur’an-ı  Kerim’in  kânûnlarını  duyan, yaşayan  kuvvetli  vicdânlar  evrensel  toplumu  sosyal  kurumu  oluştururlar.  Milli  bütünlükle  Rızâ-i  İlâhî’ye  ulaşırlar, bunlar  imamlarıyla   ‘إِيَّاكَ نَعْبُدُ’  de bir  bütün  oluştururlar.  İşte  Elham’daki  ‘إِيَّاكَ نَعْبُدُ’ biz,  biz  diyor  hepimiz  birlikte  sana  kulluk  ederiz.  Hem de  ancak  sana  kulluk  ederiz.  Milli bütünlüğün kânûnu    إِيَّاكَ نَعْبُدُ’ dür  yani ancak Allah’a kulluktadır.   Ancak sana  kulluk  ederiz biz,   biz  ancak  sana  kulluk  ederiz.  İşte  milli  bütünlük  buradadır  Allah’la  sözleşme  buradadır,   Allah’la  anlaşma  ve Allah’a söz vermede buradadır.  Günde  40  defa  sen  bu  Elham’ı  okuyorsun,  Allah’a  günde  40 defa  söz  veriyorsun  hem de  biz  diye.  Ümmetten  ayrılanlar  buradaki  bizi  kendi  benliğine  çevirenler,  bölüp  parçalayanlar  işte  Elham’a  muhalefet  edenlerdir!  Allah’ın dediğinin  tersini  yapanlardır. 

 

Ey  Müslüman!  Koş İslam’a   toplanın  İslam da,  İslam da  toplanın.  Ey  Müslüman!  Tekrar tekrar  İslam’a  koş  İslam’ın  rûhunda  birleş   Kur’an-ı  Kerim’in   rûhunda  birleş.  Başarı  nîmeti  bu  bütünlüğe  tecellî  etmektedir. Dikkat  et!  Başarı  nîmetini  istiyorsun  bu bütünlüğe tecellî  ediyor,  zafer  burada  başarı   burada. 

Dakika 5:00

Hem bölüp hem parçalayıp da  İslam’dan  kaçıp da  İslam  dışı  yaşantıları  sen   kendîne  tercih  edipte  eğer  zafer  başarı  istiyorsan   bu  dalâletin  içinde  hakîkat  aramaya  benzer  ki  dalâlet  içinde  hakîkat  olmaz.   ‘’Fâtihâ’yı  Şerif’i’’ Kur’an-ı  Kerim’in  mefhumunu  özetler.  Bakara  Sûresi de  Kur’an-ı  Kerim’i, Kur’an-ı Kerim’in  hükümlerinin  çoğunu  açıklar.  Onun için dikkat et!  Fâtihâ’yı Şerif’i  Elham’ı Şerif’i iyi keşfeyle ondan  sonrada  Kur’an-ı   Kerim’in  bütün  âyetlerini hükümlerini  iyi  anla.  Allah ismi  ‘ulûhiyet’  sıfatlarını şahsında toplayan,  ‘Rubûbiyet ‘ sıfatlarıyla vasıflanmış  olan  gerçek  varlığın  adıdır  Allah ismi  (C.C)    ‘’Rab’’  ismi  ise  sahip, mâlik, muslih  ıslâh  eden   Mâbud,  efendi  gibi  mânâlara  gelmektedir.  Bu  konuda  daha  önceki  dersimizde   size  yeteri  kadar  bilgi  vermeye  çalıştık.  Fâtihâ da  bir çok   edebî  sanatlar  bulunmaktadır.  Siz nem  yapıyorsunuz  dersiniz,  bakın  ne diyor;

Sanmayın  şevk-ı  şehâdetle  coşan  bir  kan var 

Bizde leşten  daha hissiz, daha kokmuş  can  var! 

(İslam düşmanlarının durumu bundan  ibârettir.  İslam  içi  gâfillerin  durumu da  böyledir)

Tükürün  Ehl-i  Salîb’in  o  hayasız  yüzüne! 

Tükürün  onların  aslâ  güvenilmez  sözüne!

 

İşte kıymetli dostlarım!

Dostu düşmanı da  bilmek  zorundasın.  İslam  ve  Müslüman  herkesin  dostudur.  Ne yazık ki aynı dostluğu  karşıda  bulamazsın.  Kimin  dost  olup  olmadığını a  sana  Kur’an-ı  Kerim  en  iyi  şekilde  bildirmektedir.  Onun  için  bütün ebedî  sanatların  en  mükemmelini de  yine  Kur ’an-ı  Kerim’de  bulursun. Şimdi  – Bakara  Sûresine –  gelmekteyiz.  Şu ana kadar  derslerimizin  tamâmı  5-6  tane  dersimiz  Bakara  Sûresine  gelmeden  Fâtihâ’nın  içeriği  ile  ilgili  bâzı  uç  notlar  verdik, özetledik. .   Dersimiz İnşa’Allah   Bakara  Sûresinden  meâllerle  notlarla  devam  edecektir. 

Şimdi  Elham-ı  Şerifin   birde  kısaca  bu  izâhtan  sonra, birde  meâlini  verelim. Cenab-ı  Hak’tan bizi  Sırât-ı  Müstâkim  üzere  kılmasını  o yoldan  hiç  ayırmamasını  dileyerek…

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

 

Kıymetli dostlarım,

Rahmân  ve  Rahîm  olan  Allah’ın  adıyla (C.C)   Hamd  o  âlemlerin  Rabbisi, Rahmân-Rahîm o dîn  gününün  Mâliki  Allah’ın  hakkıdır.

Sâde sana ederiz ibâdeti kulluğu. Senden dileriz yardımı inâyeti  ‘Ya Rab’

Hidâyet  eyle  bizi  doğru  yola  ki, işte  o  İslam’ın  bizzat  kendi  yoluna  İslam’ın  kendisine Muhammedîn  ve  ashâbının  yoluna.

O  kendilerine nîmet  verdiğin   mesut  ve  mutluların  yoluna  ne  gazâp  olunanların  nede  sapkınların  yoluna  değil  yâ Rabbi.   Âmin

Dakika 10:15

Kıymetli dostlarım!

Bu da Elham-ı Şerifin Fâtihâ’nın   kısa  bir  meâlidir.  Ama  izâhını  işte  saatlerde  geçen  derslerimizde  onları da  özetlemeye  çalıştık. Şimdi  burada da  Bakara  Sûresi  ile  dersimizi  yürütüyoruz.  ‘Bekara’  kelimesi  biliyorsunuz   (katili meçhul, ölüye  parçası  vurulan  bir  kurbanın  adıdır)  (sığır  kurbanı)  ‘Kürsü  Sûresi ‘ büyük  elif, lam,  mim   Kur’an-ı  Kerim’in  senâmı  zirvesi  bu  sûre  berekettir. Okunmazsa pişmanlıktır  (Sahîh-i Müslim’de) Peygamberimizden  (S.A.V)  böyle  rivâyet  vardır. Yine  Kur’an-ı  Kerim’in hem  senâmı,  hem  Zehrâ’sı  gibi  isimleri  bulunmaktadır.  Âyetleri  286‘dır. Medenîdir, yani Medîne’de  nâzil   olmuştur. Peygamberimiz’den  (S.A.V)  mervîdir   bir  melek  Efendimize  hiçbir Peygambere verilmeyen iki  nûr  sana  verildi  dedi.  Onlar  Fâtihâ  ve  Bakara’nın  sonudur  dedi.   Bakara  Sûresi  ve  Kur’an-ı  Kerim  ‘’ اهدِنَا’nın’’  cevâbıdır.  Fâtihâ’nın içinde  ‘اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ’’  cevâbı  esâs  cevâbı  burada  gelmektedir.  Orada yol  tarif  edilmiştir,  burada da  cevâbı  verilmektedir ve  Bakara  Sûresi  ve  tüm  Kur’an-ı  Kerim’dir.  Fâtihâ’nın  içerisindeki  bütün  soruların  cevâbı  işte  Kur’an-ı  Kerim’dedir. 

 

Fransa  hükümeti  tercüme  adı  altında,  sûrelerin  tertibini  bozma  zorbalığında  bulunur  vaktiyle.   Bakara’yı  Bakara  Sûresini   sona  almış,   vücut  organlarının  yerini  değiştirmek  gibi   Fizyolojide  düzeltme  gibi  zorbalıkta  bulunmuştur  çünkü  Yahudilikteki, Hristiyanlıktaki  günah  teorilerini, başlangıcını, gazap  ve  dalâlet  sebeplerini  tasvîr  ettiği  içindir.  İslam  esâslarını, cihâdı,  noteri,  şahitliği  ve  miraçla ilgili  diğer hükümleri  ve  diğer  esâsları  açıklamaktadır Bakara  Sûresi  ve miraçla  bitmektedir. Yani  son  âyetler  miraçla  ilgilidir.  Bunun  için  Kur’an-ı  Kerim’in  tek  bir  noktasına  dâhi   kimse  dokunamaz,  dokunanlar  belâsını  bulmuştur  bulmaya da  devam  edecektir.

 Elif , lam , mim    (bilinmeyen-bilinen)  (el  malumul  mechul)  anahtarı  gizli  sırlar  aczin itirafı  en  iyisini Allah  bilir  dersin.  Seni  sana  yakışır  şekilde,  seni  sana  yakışır  şekilde  ne  yapmaktadır?  Elbette ki  seni Rab’ba  kul  olman  için  gereği  gibi  seni   kulluğa  hazırlamaktadır. 

Dakika 15:12

Bunun  için  Kur’an-ı  Kerim’i  iyi  anlamaya  gayret  eyle.  Hz. Ebû Bekir   kitâbın  özetidir   demiştir.  Yani  (elif, lam mim) için özetidir  demiştir.  Hz. Ali Allah’ın isimleridir  demiştir.    ( Ayn, sin, gaf)  bunlar  birer  âyettir,  (kaf, ha, ya, ayn, Saad)   Hâmîm’  gibilerde  böyledir.  Beyan,  böyle bir  beyan ki   müteşâbihâttandır.  Hakîkat,  mecaz,  sarih,  kinâye,  temsil, tahkik, zâhir hafî  gibi   şekillerini  içine  alır.   ‘‘İlmin  başı  hayrettir   Kur’an’ın  gâyesi  ilimdir, hidâyettir  Kur’an’ın nazmını  Hz. Muhammedîn  kalbine  indiren  olağanüstü  sesler,  çın  çın  çınlayan  vahiylerdir.  ‘’ ذَلِكَ الْكِتَابُ’’    bu  Kur’an-ı  Kerim  tam  kitaptır.  Hak  ve  hükümlerin  kesin  delîlidir.  Nazmı  ve  mânâsı  ile  münzeldir,  ‘لاَ رَيْبَ فِيهِ ’  her  şüphe  ve  töhmetten   uzaktır.  Şüphe götürmeyen Allah  kitâbıdır.  Şüpheciler, mühürlüler, münâfıklar, basîret   nûru  sönmüş  câhillerdir.

(رَيْبَ)‘’Rayb’’   kuşkulu  şüphe ki   kalp   ve  ahlâk  hastalığı,  (sofesteiye)de   bunlardandır.  İlacı  elbette ki  ilimdir, îmândır.  İlim ve  mağfiret  bilgi  teorisidir.  ‘’ هُدًى’’  muttakîlere   hidâyetin  tâ  kendisidir.  İşte  ‘’Sırât-ı Müstakîm ’in yolcusu  muttakî  olmaktır,  birde  muttakîlere  bu  Kur’an  tam  hidâyettir.  Hidâyetin  tâ  kendisidir,  hidâyet-i  Rabbâniyyedir.   Gazap  ve  sapıklıktan  kurtulup   Hakk’ın  korumasına  girmek  için  hükümler, delîller, belgelerle  başarıya  ulaşmaktır. Kur’an-ı  Kerim ile  kulları  irşâttır.  İşte   -İsrâ  Sûresi-  82‘de de olduğu  gibi  şifâdır, rahmettir.

Sadece  Arap’a  Acem’e  demiyor  insan nev’ine tüm  insanlığa, cinlere de  rahmettir  onlarda  dahildir  onlara da  hidâyettir. Hepsine  hidâyet  için  inmiştir.  Korunmayı   istemeli  yani  ‘muttakîlerden  olmalıdır.  Muttakîlerden olmazsan rahmetin, hidâyetin dışında kalırsın. Kendîne  milletine  ve  insanlığa  en  büyük  kötülüğü  yapmış  olursun. Gel  rahmete  gel,  gel  hidâyete  gel  muttakî  ol da  gel, insanlığı da  çağır  berâberinde  onları da  getir.  Herkes  rahmete  gelsin  yani  muttakîlerden  olmalıdır.

Sevgili dostlarım, 

Peygamber  Hz. Muhammed  (S.A.V)  âlemlere  tüm  âlemlere  (Arap’a   Acem’e   Türk’e)  değil bütün  âlemlere  rahmet  olarak  gönderilmiştir ve  bütün  insanlığa  Peygamber olarak  gönderilmiştir.

Dakika 20:00

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٢٨﴾

‘’Biz  seni  bütün  insanlara  ancak  Beşîr, nezir  olarak  gönderdik  çoğu  bilmezler’’  diyor  Cenab-ı  Hak.   Yani fakat insanların pek çoğu  bilmezler,  Hz. Muhammed  bütün   insanlara  Peygamber  gönderilmiştir.  Ey insanlık  âlemi  aklını  başına  al!  Ayırım   yapma  Allah’u Teâlâ  bütün  mahlûkatına  insanlık  âlemine  ayırım  yapmadan  tüm  insanlığa  Hz. Muhammed’i  Peygamber  göndermiştir,  tüm  insanlığın  dîni  İslam’dır.  Tüm  insanlığın  kitabı  Kur’an-ı  Kerim’dir.  Gel kendîne de  insanlığa da  iyilik   et  rahmete  gel, hidâyete  gel. İslam  tamâmen  rahmettir,  Kur’an-ı  Kerim  tamâmen  hidâyettir, rahmet  kitabı  Peygamberimiz  rahmet  Peygamberidir. ‘’Muttaki  olmak ittiga da bulunmak’’   ittiga:  takva  kuvvetli  bir  himâyeye  girerek  korunmaktır  o da  Allah’ın  korumasıdır.  İşte  İslam’ın  bütün  emirleri  koruyucudur. Korunmak  istiyor musun?  Allah’ın korumasına  girmek  istiyor musun?  İslam’a gel,  İslam’ın hükümleri  emirleri  bir  koruyucu  olarak  Allah  bu  emirleriyle İslam  ile  seni  koruması  himâyesi  altına  almaktadır.  Bu da  günahlardan  sakınma, iyiliklere  sarılmakla  olur.  Tabî burada  tahliye  lâzım   birde  tehalli de lâzım. Nedir?  Kötü  sıfatlardan   günahlardan  bir defa  kötü  ahlâktan  çıkıp  güzel  ahlâkı  kendîne  özenmen  lâzım,  güzel  ahlâkla  süslenmen  lâzım.  Allah’ın korumasının  tecellîsidir  işte  İslam’ın  hidâyeti  ve  rahmeti. Gerçek  Müslüman  olduğun  zaman  bil ki  Allah’ın  koruması  ile  sana  tecellî  edilmiştir.  Allah’ın korumasının  tecellîsidir  yani  ortaya  çıkmasıdır. Ne ile bu çıkacaktır?  Buda  günahlardan  sakınma, iyiliklere  sarılmakla  olur  yani  tahliye olur tehalli ile olur.  Severek ibâdet etmek  ve  günahlardan  nefret  etmekle  olmaktadır.  Şimdi  tabii ki  ittiga muttakî  olmak  ehli  takvâdır  olmak  demektir.   Takvânın  dereceleri   bulunmaktadır. 

Değerli kardeşlerim, 

Takvânın dereceleri  bir  defa  şirkten  kurtuluş   ve gerçek  îmândır.  Şirk  nedir  bunu bil   Allah’u Teâlâ’nın  eşi  yok, dengi  yok, şeriki  yok, nazîri  yok  olmadı  olmayacak.  O’  zâtında  sıfatlarında  efâlinde  her şeyinde bir.  O’ hem Vâhid  hem  Ehad hem  Samed,  Vacibü’l  Vücûd,  eşi  benzeri  olmadı  olmayacaktır.  ‘وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى’  işte  şeriksiz  nazîrsiz  Allah’ın  birliğini  onun  kudretini, tekliğini  âlemlerin  yegâne   hükümran  olan  onun  olduğunu,  o  hükümranın  emrine  girdiği  zaman  işte  onun   zâtî  sıfatı  sübûtî  sıfatlarıyla   esmâsıyla  onu  tanıdığın  zaman  Kur’an’la  Allah’ı  tanıdığın  zaman  şirkten  kurtuluyorsun.

Dakika 25:10

Mahlûkatı İlâhlaştırdığın zaman şirke  düşüyorsun. Allah’tan başka  yaratıcı  yok  mahlûk  İlâh  olmaz.  Ne kadar  kahraman  olursa  olsun,  ne kadar  bilge  olursa  olsun  kim  olursa  olsun  ister  Peygamber  ister  melek  olsun  kim  olursa  olsun  İlâh  olmaz.  Bunlar Allah’ın şerefli  kullarıdırlar. Allah’ın şerefli kullarını  veya  yarattıklarından  bir  başkasını  ilâhlık  derecesine  çıkardığın  zaman   işte  o  şirktir.  Kalbinde Allah’ın  tevhid  inancı  tevhid  nûru  kalbine  hâkim  olmalıdır.  Aynı  zamanda  bu  âyet-i  kerimede  Cenab-ı  Hak; takva  kelimesine   bağladı  diyor.  Demek ki  şirkten  kurtulan  Allah’ın  kulları  takvâ  kelimesine  bağlandılar.  Büyük  günahlardan  sakınmak, tevhid  îmânına  kavuştuktan  sonra  büyük  günahlardan  sakınmak,  küçüklere  ısrâr  etmemek,  farzları  yerine  getirmek.  –  A’râf Sûresi- 96’ya dikkat  et!  Kalbin sırrını Allah’tan  başka  kimseyle  meşgul  edecek  her şeyden  kaçınmak. Yani  kalbini  kalbin  sırlarını,  gönlünü  gönül  içindeki  sırları  Allah’la  meşgul  edeceksin.  Ve Allah’tan başkasıyla  gönlünü  sakın  meşgul  etmeyeceksin,  başkasıyla  meşgul  olmaktan  kaçınacaksın.  Kalbin  sırları  tamâmen  tevhîd  inancıyla  ebediyyata  tabii ki  gitmelidir  Tevhîd  îmânıyla  bütün  varlığıyla  Allah’u Teâlâ’ya  yönelmek  ve  çekilmektir. Onu  hiç  unutmamaktır. ‘حَقَّ تُقَاتِهِ  ’  âyet-i  kerimesinde  de  işte  hakkıyla  Allah  sevgisi  hakkıyla  Allah  korkusu  lâzımdır.  Bu  mertebe  geniş  ve  derindir.  Takvânın  dereceleri  devam  etmektedir.

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ ﴿٩٦﴾

Burada dikkat et! İşte  A’râf Sûresi 96’ncı  âyet-i kerimesinde   Cenab-ı  Hak  burada  îmânı  ve  takvâyı  istemektedir.  Peygamberlerin yüce himmetlerin ulaştığı derecelerdir.  Peygamberlik  ve  velîlik  birleşmiş cisimler  âlemiyle  ilişkilerin  rûhlar  âlemine  yükselmelerine  engel  olmamıştır.  Halkın  hayrına  uğraşmaları  hakkın  işlerine  dalmalarını   zerre  kadar set çekmemiştir.  Yüce Allah  özel  rahmetinin yüce  Allah’ın özel rahmetinin  eseridir.  Eğer  sen  samîmî  olursan  Cenab-ı Hak  sana  neler  verecektir  neler.  Tekrar  ediyorum  burayı  iyi  anlayalım  berâberce.  Peygamberlerin  yüce   himmetinin,  yüce  himmetlerinin ulaştığı  derecelerdir.  Nedir o?  Takvânın dereceleri.  Peygamberlik  ve  velîlik  birleşmiş,  cisimler  âlemiyle  ilişkileri,  rûhlar  âlemine  yükselmelerine  engel  olmamıştır. Halkın  hayrına  ulaşmaları, hakkın  işlerine  dalmalarına  zerre  kadar  sert  çekmemiştir.  Yüce Allah’ın özel  rahmetinin  eseridir.  –Mâide Sûresi- 93’e  bir  bak.   Yine  -Nahl  Sûresi- 90’ıncı âyetine  bak. 

Dakika 30:45

Ey  kıymetli  dostlarım! 

Cenab-ı  Hak  muhakkak ki   iyiliği  emretmektedir,  akrabaya  yardımı  emretmektedir,  Çirkin  işleri, fenâlık  ve  azgınlığı  yasaklamaktadır.  Düşünüp  taşınasınız  diye  size  Allah  öğüt  veriyor,  Allah  size  nasihat  ediyor.  Neyle?  Kur’an-ı  Kerim  ile  vahiy  ile. Kur’an-ı Kerim  hidâyeti  ittiga’yı, takvâyı  bütün  medeniyetleri  yüksek  dereceleri  kapsamına  almaktadır.  Tekrar  ediyorum  hiç  unutma!  Kur’an-ı  Kerim  hidâyeti, ittiga’yı  yani  takvâyı,  bütün  medeniyetleri  yüksek  dereceleri   kapsamına   almaktadır.  Bütün  insanlık  Allah’ın  korumasına  girememiş  hayat nizâmı  kurulamamış, sakınma  mertebesine  yükselememiş  onun  için  sosyal   buhran  kriz  devam  ediyor.  Allah’ın  koruması   sımsıkı  insanlık  âleminin  İslam’a  girmesi,  İslam’a  sarılmasıdır,  işte  Allah’ın  koruması  budur. Allah’a  isyan  ederek  onun  kânûn, nizâmı  olan  İslam’dan  kaçarak  İslam’a  karşı  çıkarak  sen  korunacağını mı  zannediyorsun, yoksa Allah’ın   hışmına mı  gidiyorsun? Allah’ın gazabına  şiddetli  azâbına  çarpılma.  İslam’ın  dışı  hem  Allah’ın  gazabı  hem Allah’ın   şiddetli  azâbıdır.  İslam  ise  rahmeti, merhameti,  ebedî  saâdeti  ve  kurtuluşun  hidâyetin,  takvânın   Allah’ın korumasının  tâ kendisidir.

(الم) Elif,   lam, mim  Kur’an-ı  Kerim’i  ezelî  itibârını  ortaya  koymaktadır.  Kur’an-ı Kerimi ezelî  mi  ezelî  yüce   bir  kitaptır ve  ezelî  yüce  değerler   Kur’an-ı    Kerimde  bulunmaktadır. ‘’ ذَلِكَ’’ görünen gerçeklerini,  yani   bu  kitapta  diyor  o kadar  görünen   açık  ve  seçik  gerçekler   var ki  diyor   görebilene. ‘لاَ رَيْبَ فِيهِ ’’    ilmin ahlâkî  özelliğini  gösteriyor  yani  şüphe kendinde  bulunmayan  gerçek  ilmin  bizzat  kendisi   ahlâkî  özelliklerin  yüceliklerin  tamâmı  kendinde  bulunduğunu  göstermektedir.  (هُدًى)  hidâyet,  yani inme hikmetini açıklamaktadır.  Niçin Kur’an-ı Kerim  yeryüzüne  indirildi  Muhammedîn  (A.S.V)  kalbine  yerleştirildi.  Oradan bu  nûr  parladı  cihana.  İşte  hidâyet   (هُدًى)   inme  hikmetini, pratik  gâyesini  dile  getirmektedir. İnme hikmeti  nedir?  Hidâyettir.  Hidâyet  nedir?  İşte  onu da  Fâtihâ’nın  içinde  açıklamaya  çalıştık.  Seni Allah’ın  yoluna  sevk  eylemesi  ve  Allah’ın  uçsuz  bucaksız   nîmetlerine  gark  eylemesidir.  Âyet-i kerimeler zincirleme  birbirini  anlatır.  ‘اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ’’ cevâbı işte verilmektedir ve burada onun cevâbı olmuştur. Hidâyet  isteyene  işte  hidâyet  denmiştir.  Kur’an-ı Kerim işte hidâyettir  diyor  Cenabı  Hak.

Dakika 35:40

Kur’an-ı Kerim hidâyetin  tâ  kendisidir.  ‘الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ’’ O  müttekîler ki  diyor  bakın o  ehli  takvâ ki  hak  olan   gayba  îmân  ederler.  İşin  başı   rûh, akıl kalp ki  ‘görülmeden   görende’     ‘tutulmadan  tutanda’  zamandan mekândan  münezzeh  olarak  maddeleri  fırlatan, oynatan, fezâları  doldurup  boşaltandadır  işte  ona  îmân  edeceksin.  O yüce  kudrete, yüce  varlığa.  O müttekîler ki  hak  olan  gayba  îmân  ederler.  İşin  başı  rûh, akıl, kalp ki  görülmeden  görende bakın  kalbin   görünmüyor,  rûhun  görünmüyor  ama  görüyor  tutulmadan  tutanda,    rûhunu  kimse  tutabiliyor mu?  Tutamıyor.  Öyle ise   işte  gayb,  yüce kudret, kendi   rûhunu  göremiyorsan  bu  varlık  ortada iken  kalbin   ortada  iken  Allah’ın  sınırsız  kudret ve kuvvetine  işte  gayba  îmân  edeceksin. 

Zamandan  mekândan  münezzeh  olarak  maddeleri  fırlatan, oynatan  fezâları  doldurup  boşaltandadır.  İşte bu  kudrete  îmân,  takvânın  hidâyetin  ilk  şartı  budur.  Bu yüce  kudrete  gerçek  îmân  ile  gayba îmân  edeceksin.  Varlıklar meşhut  gayri  meşhut ki  (görülen-  görülmeyen)  diye   ikiye  ayrılır.  Bunların  âlemi de,  mânâ  âlemi de  gerçek   âlem  gayb  âlemi  gibi  âlemlerdir.   Görülenler  5  duyu  ile  geliyor  âmirler sebepler, ışık, ses, koku  tat, ısı  soğukluk  bunlardandır.  Bunları  hislerimizle  muşâhede  ederiz.  Bunlarla da  diğerlerini  muşâhede  ederiz.  Bunların   her  biri  tecellîden  ibâret  görünüşlerdir  hâdiselerdir.  Meselâ  ışık  o  parıltı  bizim  dışımızda  mevcut  değildir, o bir  titreşimdir.  Görünmeyen  madde  atomlarının  veya  esirin  titreşimleridir.  Parıltı, ışık,  o titreşimi bizim  gözümüzle  ilişkisi   temas  etmesi  vâki  olan  ani  bir  görüntüdür.  O  büyük  filozof  büyük  İslam  âlimi,  o  büyük  şahsiyet  (İmâm-ı  Gazâlî)  ışığı, halkın  zannettiği  gibi  güneşten  çıkıp  bize  kadar  gelen  hâricî  bir  nesne  değildir.  Belliki  gözümüzün  güneşle  karşı  karşıya  gelme  anında  bizzat İlâhî   kudretle   yaratılan  bir  hâdisedir.   İşte Gazâlî kâşiftir keşif  ehlidir.

Dakika 40:05

Seste böyledir,  seste havanın   özel  bir  dalgalanmasından   ibârettir.  O  dalgalanmanın  kulağa  dokunduğu  anda   hâsıl  olan, oluşan  tecellîdir.  Isı soğuklukta  ışık  gibi  esire    veya  atoma  âit  bir  titreşimdir. Koku, tatta bir titreşimdir.  Elektrikte  olduğu  gibi  ısı  ışığa  ışık ısıya dönüşür. Beş  âmil  hareketle  ilgili  özel  görünümüdürler,  görülmeyen  gerçeğin  tecellîsidirler.  Gerçek  görünmeyen  görülmeyendir.  Ey  kıymetli  dostum,  bu  kelimeyi  iyi  anla!  Gerçek  görülmeyendir.   Görülen  ise  tecellîleri, hayâlî, gölgesi, yansımalarıdır.  Hakîkat gayb’dır  yani  görülmeyendir.  Tabiat,  hareket  tecellîsinin  hayâlîdir.  Senin  misâl  gerekiyorsa   esâs  varlığın  rûhundur,  rûhunu  göremiyorsun.  Aklın  var  kalbin  var  rûhânî  kalp aklı  göremiyorsun  irâden  var, elem  var   keder  var, mutluluk   var  neşen  var  görebiliyor musun?  Demek ki o yüce  kudret  bir  defa  âcizlerin    sezdiği  anladığı  ama   bir türlü   gücünün  yetip  göremediği gerçek  işte  kayıp   gerçek  hakîkat  Hak olan  varlık  Allah’ın  kendisidir.  Onun  için  âcizin  onun  yüce  kudretini  âciz gözleriyle,  maddesiyle  görmesi  mümkün  değildir.  Ancak kalp  ve  rûhuna  yüce  Allah’ın  Lütfu  Keremi  ile  dilediği  zaman  Cemâlini  gösterir.

Hakîkat, akıl, basîret  ve  kalp  gözü  ile  görülebilir.  İşte  buna  dikkat  et!  Hakîkat, akıl, basîret  ve  kalp  gözü  ile  görülebilir.   Bu da  hakîkati  görmek  İslam  ve  Kur’an’ın  değerleri  Kur’an’ın  kendisi  bizzat  hakîkattir.   Hem  mârifettir, hem  şerîattır,  hem  İlâhî  kânûndur.  Ehl-i Sünnet  îmânı, İlâhî  hakîkat  mutlak  gayb  değildir.  O  görülenin,  görülmeyenin  kaynağı  merciidir.  Dikkat et  buraya!    İlâhî hakîkat  mutlak  gayb  değildir.  O  görülen, görülmeyenin  kaynağı  yani  merciidir.  Her şeyi  ihâta  edendir. o  âhirette  cihetten, mekândan  münezzeh  olarak  görülür.  Bu  İlâhî   vecihte (Cemal’de)  yüzde  Cemâli  İlâhî ’dedir.  Gayb,  delîli bulunan ki  Kur’an-ı  Kerim’in  haberleri  gibi.  Bakara 3’üncü âyet.  Birde  delîli  bulunmayan  gayb  var,  bunları  yalnız  Allah  bilir.  Delîli bulunanları  Kur’an’la  bilebilirsin,  delîli  olmayanı da  sadece  Allah  bilir.  En’âm  Sûresi  59’uncu âyete  dikkat  et!  Gayb, kalbin sırrıdır kalp ile  görmek,  kalbi  bilen  Allah’ı  bilir. 

Dakika 45:20

Kalbin  sırrıdır  gayb.  Kalp  ile  görmek,  kalbi  bilen   Allah’ı  bilir.  Allah’u Teâlâ (C.C)  Allah’ın  sıfatları, âhiret  âlemi  ve  âhiret  hâlleri,  melekler  kitaplar, Peygamberlik,  bunlar  delîli  olan  gaybdan’dır.

Peygamberlerin  işte  haber  verdikleri  Vahyi  İlâhî  ile  ortaya  koydukları,  gayb  haberleri  hakîkat  olan   gayblardan  bir  sınıfı  bunlardır.  En çok insanlığı  ilgilendirende  bunlardır.  İbn-i  Mes’ûd  (R.A)  yemin  ederek  en  büyük  fazîlet  gayba  îmândır  demiştir. 

Değerli  kardeşlerim,

İşte gayba  îmân  burada  kendini  açığa  vuruyor.  Gayba  îmân  olmadan  gerçek  îmân  ortaya  çıkmaz.  Kur’an-ı Kerim gaybın  delîli  olan  gayblardan  haber  verir.  Peygamberler   delîli  olan  gayblardan  haber verirler,  delîli  olmayan  gaybı da  sadece  Allah  bilir.  El îmân,  eman, sayrûret, hâl  değiştirmek  güven vermek,  emin  kılmak, geçişli  emin  olmak,  sağlam  ve  güvenilir  olmak.  Yani  îmân  tam  bir  güven  tam  bir  güven  ortamıdır.  İnanmak, tasdîk etmek, doğru olmak  mutluluk    uygunluk  ölçüsünü   kabûl   ve itiraf  etmektir.  İnanmak, tasdîk  etmek  doğru  olmak  doğruluk, uygunluk  ölçüsünü    kabûl  ve  itiraf  etmektir  bunlar  hep  şerîatın  İslam’ın  ölçüleridir.  Sınırsız  îmân ki  bu  hem  ilmin  başı,  hem  gâyesidir.  Bu îmân  sonsuza  uzanır bilinenden  bilinmeyene  terakkî  ve  istiklâldir.  İşte bilinen  delîllerle  biz   yüce  Allah’a  bütün  varlığımızla  Kur’an’ı  Kerim’in  ortaya  koyduğu tüm  delîllerle  biz  Allah’a  inanıyoruz.  ‘Bildiğinin  ötesini  inkâr  eden  cahil  kalır.    Dikkat et!    Sen neyi  biliyorsun?  Dikkat  et!  Bilmediklerine  bak,  bilmediklerini  öğren.  Hele  Kur’an-ı  Kerim’in  Hz. Muhammedîn  ortaya  koyduğu   gaybı  bize  gösteren  delîli  olan  gayba  bir  bak!  Gayb  gerçeğine  bir  bak.  Kur’an’ın haber  verdiği  bütün  delîllerin  ortaya  koyduğu  ne varsa  tam  bir  hakîkattir.  Bu hakîkî  delîllerle de  gayba  îmân  edeceksin  îmân  etmemiz  zarûrîdir.  Hakîkatin gerçeğin   tâ  kendisi  buradadır.  Tasdîkin  üç  derecesi-  birincisi ‘’kalbin  tasdîki’’   (kalbin emin olması) bir  kalp ki   Allah’a   hakîkaten  gerçekten  îmân  etmiş, tasdîk  etmişse   o  kalp  tam  bir  güven  içindedir, emin  bir  kalptir o. İkincisi   ‘’dilin  tasdîkidir’’  ikrârı  söylemesi  yani  o  gerçeği   dilinde  ikrâr  etmesidir.  Üçüncüsü fiil iledir, tasdîk – tatbik  gereğinin  yerine  getirilmesidir.

Dakika 50:07

Mâdem  kalp  gerçeği  tasdîk  etti  dil  ikrâr  etti,  fiilen  artık  gereğini  yerine  getireceksin. Yani  fiili  olarak  tatbik  edeceksin.  Fiili  olarak  tatbik  etmediğin  zaman   fiiliyatında  tasdîk  yoktur  ikrâr  yoktur. Burada kendîne  bir  tehlike  kapısı  açmış  olursun.  Güven  ortamın  tehlikeye  girer.  Çünkü inandığınla  amel  etmiyorsun.  Şöyle  özetlenebilir.  Kelime-i şehâdet, kelime-i tevhîd amentüdeki esâslar.  Bunlar  halk  için  farzdır.   Kitâbı  sünneti  bilerek  Allah’ın, Peygamberin  istediği  gibi inanmaktır.  Bu da  havasın  îmânıdır.  Yani  artık  ilerleyen   bilgi  ilerletmiş  Amel-i  Sâlih’e  dönüştürmüş. İnsan anahtarı, doğruyu,  hayrı  kendisi  istek  ve  arzusunda  aramalıdır.  Dikkat et  buraya!   İnsan  anahtarı, doğruyu, hayrı  kendisi  istek  ve  arzusunda  aramalıdır.  Doğrudan doğruya veya  bir  aracı  ile  Allah’tan  almalıdır.  Allah’tan  almalıdır.  Dikkat  et!   Neyi  alacaksın?  Aracıyı  inkâr  etmemelidir.  Bu aracı  kimdir?  İşte   Peygamberdir,  Peygamberin  ortaya  koyduğu değerlerdir, Peygamberin  çevresindeki  bu  işi  bilen  âlimlerdir,  müçtehitlerdir,  Ehl-i Sünnet  âlimi  Ehl-i Sünnet  cemâatidir.  Kulluğu  aracıya  veya  başkasına  değil de,  yalnız  Allah’a  yapmalıdır. Aracıya  kullluk  yapılmaz,  aracılar  seni  Allah’a  götüren  Allah’a  kul  olmalıdır ki  Peygamberler  Allah’ın  ortaya  koyduğu  kânûnlara, Allah’a ve  onun  emrine  itâata  çağırmışlardır.  Kendileri de  Peygamberdir, Peygambere  itâat  Allah’a  itâattir.  Fakat  Peygamberden  başkası  herkes  bütün  âlimler,  insanlığı  Allah’a  Allah’ın  emir  ve  kânûnlarına  çağırırlar  kendilerine  çağırmazlar. Onun  için  aracıya  tapılmaz,  yalnız  Allah’a  yapılır  kulluk.  Hâricîler –Mûtezile-   îmânın esâsı  üçtür  kalbin, dilin, uzuvların  dilidir.    Biri eksik  olursa    Hâricîlere  göre  kâfir  olur,   Mûtezile ’ye  göre  fâsık  olur ki  mü’min   kâfir  arasıdır  derler.  Selef ve İmâm-ı Şâfiî’ ye göre  bâzı  hadisçiler de  dâhildir.   

Îmân kalp ile dil  ile  tasdîk,   dînin  esâslarıyla  amel  etmektir.  Fakat  ameli  terk  edenin  kâfir  olacağını  söylemezler. Kim  söylemez?  Selef söylemez,  İmâm-ı Şâfiî söylemez bâzı  hadisçiler de  bu  guruptadırlar.  Kerramiye  îmân  sadece  dil  ile  ikrâr   demişlerdir  bu da Kerramiye ki  Ehl-i Sünnetin dışındadır bu  söylediğimiz İmâm-ı Şafiî’den  başkası buradakiler  Selef  ve  İmâm-ı Şafi’nin  dışındakiler Ehl-i Sünnetin  dışındadırlar.  Hâricîler de, Mutezile de Kerramiye de Ehl-i Sünnetin dışındadırlar.  İslam’ı doğru anlayamamışlardır. 

Dakika 55:00

Bunların   bâzıları da  Kerramiye’nin  bâzıları da  kalbinki  şart,  rükûn  değil, yani  esâs  diyenleri de  olmuştur.  Eş’ariler îmânın esâsı kalbin  tasdîkidir dilinki de  şarttır  demişlerdir.  Îmân kalbin fiili ile  dil  fiilin  toplamıdır.  Kalbinki özür  kabûl  etmez,  dilinki  özür  karşısında  rûhsatlıdır.  Ölümle baş başa  kaldığı  zaman  kalp  mazeret  kabûl  etmez  ama  dil  mazeret  ölüm  karşısında  takiyye  yapabilir.  ‘’Zorlama  olmadan  dilin  ikrârını  terk edende  kâfir  olur’’.  İşte  buraya  dikkat!  Çok tehlikeli büyük  tehlike  burada  ‘’zorlama  olmadan  dilin  ikrârını terk edende  kafir  olur’’.

Cemâatle  namaz  dilin  ikrârı  sayılır. Amel îmânın  parçası  değildir.  Dalları   ve  istenen  neticesidir.  îmân  bir  meyve  ağacına  teşbih  edilince’   kalp  ile  tasdîk  kökü,   dilin  ikrârı  gölgesi,   ameller  ise  dalları, yaprakları, çiçekleri  meyveleridir. Yerli yerince bir îmân  bir  İslam  istiyorsan  ağacın  köküne de, dallarına  meyvesine  ve  çiçeklerine de  dikkat  et.    Gövdesi kesilen  ağaçların  genelde  kuruduğu  görülür.  Adam inandım  diyor  ama  ibâdet  tâat  yok.  Bu gövdesi kesilmiş  sadece   dolağı  kalmış  bir  ağaç  gibidir ki  bunların  çoğu  kurur  işte  ibâdeti  olmayanlarında  îmânını   muhafaza  edememe  tehlikesinden   dolayı,  îmânsız  ölme  tehlikesi  büyüktür.  Özürsüz ikrârı  terk  edenin, îmânı da  böyledir.  Şu hadis-i  şerif  îmânın  kemâli  hakkındadır:

‘’El îmânı  bid un, vesebbune şûbeten  ednâhe  bimatetül  ezâ anittarigi’

Îmânın yetmiş küsur  şubesi  vardır, en  ednâsı  yoldan  ezâyı  gidermektir. 

Ebû Hanîfe’nin vasiyeti-  Îmân  hakkında  şöyle  der:  /dil  ile  ikrâr,  kalp  ile  tasdîk/  İmâm-ı Âzâm  Ebû   Hanîfe  (R.A)  böyle  demiştir.  Îmânın hakkında dil  ile  ikrâr,  kalp  ile  tasdîk  demiştir.

Allah   İmâm-ı Âzâma  ve  diğer bütün İslam  müçtehitlerine,  tüm  mü’min ve  Müslümanlara Allah   bol bol  rahmet  eylesin.  İnşa’Allah 7’nci dersimizle devam edeceğiz.

Dakika 59:27

 

(Visited 224 times, 1 visits today)