Islam Tarihi Ders 2

İslam Tarihi Ders 2

2- İslam Tarihi Ders 2

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, İslam tarihinden keşif notlarıyla dersimiz devam ediyor.

Tarih külliyâtından ki onlarda hayatveren nurun keşif notlarıdırlar. İblîsin saltanatı ve hâkimiyeti dönemindeki hadiselerden, söylentilerden biri de, babamız Hz. Âdem (Aleyhisselâm)’ın yaratılmasıdır. Yüce Allah meleklere iblîsin devlet  ve saltanatının zevâle yüz tuttuğu, kendisinin mahvolacağı zamanın yaklaştığı bir sırada, onun kalbinde saklamış olduğu kibir ve gururu bildirmek istedi. Çünkü melekler onun bu hâlini bilmiyorlardı. Yüce Allah (Celle Celâlüh) iblîsin kibrini bildirmek maksadıyla meleklere şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde bir halîfe yaratacağım. Onlar: “Yeryüzünde bozgunculuk çıkartacak ve kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın? ” dediler.

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ   

Bakara Sûresi’nin 30’uncu âyet-i kerimesinde ve onun devamında bakın Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde durumu böyle bildirdi. İbn-i Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre: “Meleklerin böyle söylemeleri onların bundan önce yeryüzünün sakinleri olan cinlerin ve iblîsin durumunu durumlarını öğrenmelerinden ve görmelerinden sonra olmuştu. O yüzden onlar Rablerine: “Yeryüzünde cinler gibi kanlar dökecek, bozgunculuk çıkaracak ve sana isyân edecek birini mi yaratmak istiyorsun? Hâlbuki biz sana hamd edip, seni tesbih ve takdis ediyoruz” dediler. Yüce Allah (Celle Celâlüh) meleklere: “Sizin bilmediğinizi ben biliyorum” buyurdu. Yani iblîsin içinde saklamış olduğu gurur ve kibrini onun benim emrime  karşı gelmeye azim ve kararlı olduğunu ben biliyorum ve bunları ayan-beyân görmeniz için size açıklayıp bildiriyorum demek istedi.

Yüce Allah (Celle Celâlüh) Hz. Âdemi yaratmak istediği zaman Cebrâil (Aleyhisselâm)’a yeryüzünden balçık getirmesini emretti. Yeryüzü Cebrâil (Aleyhisselâm)’a: “Bir şey alarak beni eksiltmenden, şekil ve sûretimi bozarak beni hakîr (küçük) düşürmenden Yüce Allah’a sığınırım” dedi. Bunun üzerine Cebrâil (Aleyhisselâm) yeryüzünden hiçbir şey almadan geri döndü ve: “Ey Rabbim yeryüzü sana sığındı, ben de ona sığınma imkânı tanıdım” dedi. Bundan sonra Yüce Allah (Celle Celâlüh) bu işe Mikâil (Aleyhisselâm)’ı görevlendirdi. Yeryüzü yine Allah’a sığındı ve Mikâil (Aleyhisselâm) da ona sığınma imkânı tanıdı. Sonra Mikâil (Aleyhisselâm) Yüce Allah katına dönerek aynen Cebrâil (Aleyhisselâm)’ın söylediklerini tekrarladı.

Dakika 5:15

Bu defa Allah (Celle Celâlüh) yeryüzüne Azrâil (Aleyhisselâm)’ı gönderdi. Yine yeryüzü Azrail’den de Allah’a sığındı. Bunun üzerine Azrâil (Aleyhisselâm) ki; Melek-ül Mevt: “Rabbimin emrini yerine getirmeden geri dönmekten Allah’a sığınırım” dedi ve yerden balçık aldı fakat bu balçığı bir yerden almadı. Yeryüzünün değişik yerlerinden kırmızı, beyaz ve siyah topraklar alıp bunları birbirine karıştırarak yapışkan çamur hâline getirdi. Âdemoğullarının çeşitli renklerde olmaları bundan ileri gelmektedir.

Ebû Mûsâ’nın (Radıyallâhu Anhü) rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) şöyle buyurur: “Yüce Allah (Celle Celâlüh), Hz. Âdem’i bütün yeryüzünden aldığı topraktan yarattı. Bu sebeple Âdemoğulları yerden alınan bu toprağa göre kırmızı, siyah, beyaz ve bunlar arasında bir renk almakta, yumuşak ve sert huylu, iyi ve kötü olmaktadırlar. Bundan sonra Hz. Âdem’in yaratılacağı toprak ıslatıldı hattâ yapışkan çamur hâline geldikten sonra siyah ve kokan bir çamur şeklini alıncaya kadar bekletildi. Bundan sonrada Rabbimizin buyurduğu gibi bu çamur kuru balçık hâline dönüşünceye kadar, olduğu gibi bırakıldı. Bu hususta Yüce Allah (Celle Celâlüh) şöyle buyurur: “Andolsun ki biz insanı kuru balçıktan, sûretlenip şekillenmiş bir çamurdan yarattık”. Hicr Sûresi’nin 26’ncı âyetinde ve diğer âyetlerde buna işaret edilmiştir. Hadis-i Şerifte geçen ‘lâzik’ kelimesi yapışkan çamur mânâsına gelmektedir. İşte bu çamur değişip kokuşuncaya kadar bırakılmış, neticede kokuşmuş kara balçık hâline gelmiştir. Bundan sonra ses çıkaran kurumuş bir balçık hâlini almıştır.

Hz. Âdem’e, Âdem isminin verilmesi onun yeryüzünden, topraktan yaratılmasından ve yeryüzü mânâsına gelen ‘edim’ kelimesinden kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda “Âdemiyet” (yoktan yaratma) anlamı da taşımaktadır.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhü) şöyle diyor: Yüce Allah (Celle Celâlüh) Âdem’i yarattığı ve Âdem’in yaratılacağı toprağın yerden alınarak göğe çıkarılmasını emretti. Toprağı getirilen Âdem’i yapışkan ve kokuşmuş siyah çamurdan yarattı. Bu çamur ise maddeleri birbirine iyice yapıştıktan sonra kokuşmuş siyah bir şekil aldı. İşte Yüce Allah (Celle Celâlüh) iblîsin Âdem’e secde etmekten büyüklenmemesi için onu bizzat kendi eliyle bu çamurdan yarattı. Âdem’in cesedi yere bırakılmış bir şekilde 40 gece, bir rivâyette ise 40 yıl kaldı. İblîs ise bu 40 gece veya 40 yıl içinde Âdem (Aleyhisselâm) ın yanına gelir ona ayağıyla vururdu. Bu cesette ses çıkarırdı. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Bunu, o insanı bardak gibi çınlayan kupkuru bir balçıktan yarattı”. Bu da Hicr Sûresi âyet 26’da buyruldu, buyrulduğuyla açıklanmaktadır.

Dakika 10:35

Yani Hz. Âdem’in cesedi ses veren ve üfürülerek şişirtilip testi haline getirilen kokuşmuş kuru balçıktan yaratılmıştır. Bundan sonra iblîs Âdem’in ağzından girip, peşinden arkasından girip ağzından çıkmaya başladı ve kendi kendine onun için: “Sen böyle ses çıkarmak için değil, belki bir maksat için yaratılmışsındır. Eğer senin başına musallat kılınırsam, elbette seni helâk edeceğim. Şâyet sen bana musallat olursan, mutlaka sana isyân edeceğim.” dedi. Diğer taraftan melekler Âdem’(Aleyhisselâm)ın cesedinin yanına gelirlerdi ve ondan korkarlardı. Hattâ Âdem’in cesedinden meleklerden daha çok iblîs korkardı. Korkunun ecele faydası yok! Korktukları başlarına şer güçlerin başlarına hep geldi, gelecektir. İblîste bu şer güçlerin önderidir. Tâğutların örneğidir, önderidir. Firavunların önderidir, örneğidir. Ey Dünya, iblîsten ibret al! Nice firavunlarda buna dâhil.

Nihâyet Yüce Allah’ın Âdem’in cesedine ruhun üflenmesini istediği zaman gelince, o meleklere : “O hâlde ben Âdem’in yaratılışını bitirdiğim, ona ruhumdan üflediğim zaman siz derhal onun için secdeye kapanın.” Bu da Hicr Sûresi âyet 29’da buyrulmaktadır. Yüce Allah Âdemin cesedine ruhu üfürünce bu ruh onun baş tarafından cesedine girdi. Hattâ ruhun ceset içinde harekete geçmesiyle onun uğradığı kısımlar hemen ete büründü. Ruh Âdem’in başına girdiği zaman o aksırdı. Bunun üzerine melekler ona: ‘Elhamdülillah’ demesini söylediler. Bir rivâyette Âdem’e ‘Elhamdülillah’ demesini Yüce Allah (Celle Celâlüh) ilhâm etmişti. Bunun üzerine Hz. Âdem “Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemin, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” dedi. Âdem’in bu hamdine karşı Yüce Allah ona: “Ey Âdem! Rabbin sana merhamet etti.” buyurdu. Ruh Âdem’in gözlerine gelince, o gözlerini cennet meyvelerine çevirdi. Ruhun karnına ulaşmasıyla o yemek istedi ve ruh ayaklarına gelmezden önce hemen acele edip yerinden kalkarak cennet meyvelerinin üzerine sıçradı. İşte bundan dolayı Yüce Allah (Celle Celâlüh): “İnsan aceleden yaratıldı.” bu da Enbiyâ Sûresi âyet 37’de buyrulmuştur. Neticede bütün melekler Âdem’e secde ettiler çünkü secde, Allah’ın emrine göre yapılmaktaydı. Bu ibadet secdesi değil, saygı hilâfeti tanıma secdesiydi. Allah’ın emrine de itaat secdesiydi.

Dakika 15:00

Çünkü ibadet secdesi sadece Allah’a yapılır. Yüce Allah ancak iblîs büyüklendi ve kâfirlerden oldu. Bunun üzerine Yüce Allah iblîse: “Ey iblîs! Ben emrettiğim hâlde senin Âdem’e secde etmene mâni olan nedir?” diye sordu. O ise: “Ben ondan daha hayırlıyım, senin çamurdan yarattığın bir kimseye ben secde edecek değilim” karşılığını verdi. Kibir, taşkınlık ve çekememezliği yüzünden Âdem’e secde etmedi. Bunun üzerine Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Ey iblîs! İki elimle bizzat yarattığıma secde etmenden seni hangi şey men etti? Kibirlenmek mi istedin, yoksa yücelerden mi oldun? Andolsun ki cehennemi senden, senin cinsinden ve onların (insanların) içinden sana tâbî olanların hepsiyle dolduracağım” buyurdu Cenab-ı Hak. Bu da Sâd Sûresi’nin 75 ve 85’e kadar olan âyet-i kerimelerde bildirilmektedir.

Ey insanoğlu, iblîse tâbî olursan iblîs ile onun tüm kadrolarıyla cehennemi dolduracaksın. Ey insanoğlu! Düşmanını tanıtıyor Cenab-ı Hak sana. İblîs; bütün şer güçlerin önderidir, önündedir. Onun için bütün kâfirlerin önünde önderi, tâğutların önünde önderi, iblîstir. İblîs gibi firavunlar: tâğutlardır. Nihâyet Yüce Allah (Celle Celâlüh) iblîs ile uğraşmayı, onu azarlamayı bıraktıktan ve onun İslam üzerine direndiğini gördükten sonra ona lânet edip, rahmetinden ümidini kestirdi ve onu huzurundan kovarak şeytan hâline getirdi. Ve cennetten çıkarıp sürdü, aşağıların en aşağısına onu dağladı. İşte aşağılıkların bütün kâfirlerin, münâfıkların, müşriklerin, zâlimlerin, fâsıkların, fâcirlerin özendiği işte varlık bu iblîstir. Aşağılığın en aşağısında bulunan bu varlık mel’un ve merduttur. Ey Dünya, Allah’a kul ol! İblîsin tarafında olma Allah’ın tarafında ol! İşte gerçek Hizbullah; Allah’ın emrindeki kullarıdır, ordularıdır. Hizbü’ş-Şeytan, şeytanın tarafında olanlar, firavunların, tâğutların tarafında olanlar ise şöyle kendilerini gözden geçirsinler. Çünkü o tâğutlara helâk olacak, cehennemi dolduracaklardır.

Şâbî şöyle diyor: “İblîs başında bir sarık, gözleri şaşı, tek ayağında bir pabuç, çeşitli sıkıntılar içerisinde ve perişan bir hâlde yeryüzüne indirilmiştir. Dikkat et buraya da! Şâbî ’den gelen haber, iblîsin yeryüzüne indirilme şekli:  Başında bir sarık, gözleri şaşı, tek ayağında bir pabuç, çeşitli sıkıntılar içinde perişan mı perişan bir hâlde yeryüzüne indirilmiştir. Artık yükselemeyecek, cennete ebedî giremeyecek, cehennemliklerin önderi olarak cehennemin en dibinde ve dibin de dibinde yerini alacaktır!

Dakika 20:00

Humeyd bin Hilâl de şöyle diyor: İblîs eli böğründe olarak yeryüzüne indirilmiştir. Bu yüzden namaz kılarken elleri böğre koymak mekruh kılınmıştır. İblîs yeryüzüne indirilince şöyle dedi: “Ey Rabbim, Âdem’in yüzünden beni cennetten kovdun. Ben ancak senin bana vereceğin kuvvet ve kudretle onunla başa çıkabilirim.” Bunun üzerine Yüce Allah ona: “Haydi onun üzerine musallat kılındın ”buyurdu. İblîs: “Biraz daha imkânımı artır” dedi. Ey insanoğlu, burada gizli sırlar bulunmaktadır ki, bu sırların en açık şekli, iblîs ile imtihan edilmektedir insanoğlu. İblîsten yana mı, Allah’tan yana mı olacaksın? İşte bu tam bir imtihan ortamıdır bu dünya. İblîse de bu fırsatlar bunun için verilmiştir. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Âdem’den doğacak her bir çocuğa karşılık senin de bir çocuğun dünyaya gelsin yani senin de neslin onun kadar çok olsun.” buyurdu. İblîs: “Biraz daha artır” dedi. Yüce Allah: “Onların (insanların) kalpleri senin meskenin olsun, onların içerisinde kanın dolaştığı gibi dolaşabilirsin.” buyurdu. İblîs: “Biraz daha artır.” dedi Bunun üzerine Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Onların içinden gücünün yettiği kimseleri sesinle yerinden oynat, onlara karşı süvarilerinle, piyadelerinle, yaygara çıkar. Mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaatte bulun.” – ‘Şeytan bu onlara bir aldatıştan başka o ne vaat edebilir?’ bu da İsrâ Sûresi 64’te buyurdu Cenab-ı Hak ki -şeytan ki, bu şeytan var ya-

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم , بسم الله الرحمن الرحيم

Yani bu şeytan insanlara, onlara bir aldatıştan başka o ne vaad edebilir! Şeytan hep aldanmıştır hep aldatmak ister.

Aklını başına al ey İnsanoğlu! İşte dikkatler hep senin üzerine çekilmektedir.

İblîsin bu isteklerine karşılık Âdem (Aleyhisselâm) şöyle dedi: “ Ey Rabbim, ona mühlet verip bana musallat kıldın. Ben ancak senin bana vereceğin güç ve kuvvetle ona karşı koyabilirim.” Yüce Allah (Celle Celâlüh) ona: “Senden doğacak her çocuk neslin için kötülerin, şeytanların şerrinden koruyacak bir muhafız görevlendirdim” buyurdu Cenab-ı Hak. Görüyorsunuz ki her doğan bir Müslüman çocuğu muhafızıyla berâber doğuyor. Âdem (Aleyhisselâm) “Biraz daha bana imkân ver” dedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Yapılan her bir iyilik hasene on katıyla mükâfatlandırılacaktır. Dilersen daha da arttırırım” buyurdu. “İşlenen bir günah yalnız bir katıyla cezâlandırılacaktır. İstersen bunu da silip affederim” buyurdu. Âdem (Aleyhisselâm) “Biraz daha arttır ya Rabbi” dedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Ey kendilerinin aleyhinde haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar, mağfiret eder”. (Bu da Zümer Sûresi âyet 53’te buyruldu).

Dakika 25:05

Yine Hz. Âdem: “Biraz daha artır” dedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Ruh bedenlerinde olduğu müddetçe evladının neslinin tövbelerini kabul edeceğim, reddetmeyeceğim.” buyurdu. Hz. Âdem: “Biraz daha artır ya Rabbi” dedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh): “Ne olursa olsun affedeceğim, aldırmayacağım.” buyurdu. Bunun üzerine Âdem (Aleyhisselâm): “Kâfi, yeter ey Rabbim!” dedi. Bundan sonra Yüce Allah (Celle Celâlüh) Âdem’e: “Şu meleklerin yanına git ve onlara ‘Esselâmu Aleyküm’ de”  buyurdu. Bunun üzerine Âdem (Aleyhisselâm) meleklerin yanına geldi ve onlara: “Esselâmu Aleyküm” dedi. Melekler ise onun selâmına karşılık olarak: “ Ve Aleykesselâmu ve Rahmetullâhi” diye karşılık verdiler. Bundan sonra Âdem (Aleyhisselâm) Rabbine döndü ve Rabbi ona: “ İşte bu senin ve zürriyetinin arasında selâm şekli olsun.” buyurdu. Nihâyet meleklerden gizli olan iblîsin durumunun kibir ve gururunun melekler tarafından öğrenilmesinden ve iblîsin Âdem (Aleyhisselâm)’a secde etmeyeceği anlaşıldıktan sonra Yüce Allah (Celle Celâlüh) Âdem’e bütün isimleri öğretti.

Evet, sevgili dostlarımız!

Bu konuda farklı görüşler vardır. İbn-i Abbâs’ın bundan gelen rivâyette bulunan Dahhâk şunları söylüyor;

Hz. Âdem’e eşyanın isimleri öğretildi. Yüce Allah insanların kendi aralarında  birbiriyle anlaştıkları bütün isimleri Hz. Âdem’e öğretti. Hz. Âdem’e öğretilen isimler zürriyetinin isimleridir. Mücâhid, İbn-i Zeyd, Rebî, bunlar değişik zengin haberler vermişlerdir. Meleklerin adlarından ibâret olduğunu da söylemiştir Rebî. “Sen yeryüzünde bozgunculuk edecek ve kanlar dökecek bir kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi Melekler. İşte Cenab-ı Hak: “Sizin bilmeyeceğinizi herhâlde ben bilirim.” demişti, Bakara Sûresi’nin 30ûncu âyet-i kerimesinde. “Eğer benim sizden daha mükemmel ve daha bilgili birini yaratmayacağım husûsundaki sözlerinizde doğru iseniz bunların yani şu eşyanın isimlerini bana söyleyin” dedi Cenab-ı Hak Meleklere. Bakara Sûresi âyet 31’de buyruldu. Bunun üzerine melekler he mü’minin tövbeye koştuğu gibi tövbeye koşup sığındılar ve “ Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Çünkü hakkıyla bilen ve hikmet sahibi olan şüphesiz Sensin.” dediler. Bu da Bakara Sûresi âyet 32.

قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ ” dedi melekler.

İşte sevgili dostlarımız Hz. Âdem’de bu  eşyanın isimlerini bir-bir saydı. Ve Meleklerle yapılan imtihanda Hz. Âdem imtihanı kazandı.

Dakika 30:05

Hasan ve Katâde Allah’ın Hz. Âdem’e ait bütün isimleri hattâ her şeyin ismini öğrettiğini de söylemişlerdir. Sevgili dostlarımız, şimdi bir sonraki dersimizde de Hz. Âdem’in cennete girmesi ve buradan çıkarılması konusunda işte hak-bâtıl savaşı iblîs ile Hz. Âdem babamız arasında insanla şer güçler arasında artık mücâdele başlayacaktır. Hz. Âdem’in yaratılmasıyla iblîs harekete geçmiş insanoğlunun eli beratlı azılı düşmanıdır iblîs ve onun kadroları. Şimdi cennete Hz. Âdemin girmesi çıkması konusunda bir sonraki dersimizde de bununla devam edeceğiz İnşâ’Allah’u Teâlâ. Yüce Rabbimizin lütfu keremiyle. Sevgili dostlarımız tarihi bilgilerimiz ve kaynaklarımız; Taberî, el-Kâmil, İbn-i Esîr’in, Ahmed Cevdet Paşa’nın kaynaklarıyla derslerimiz devam etmektedir, edecektir İnşâ’Allah’u Teâlâ.

Dakika 31:52

 

(Visited 370 times, 1 visits today)