İslam Tarihi Ders 30

İslam Tarihi Ders 30

30- İslam Tarihi Ders 30

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, dersimiz Tâlût ve Dâvûd hakkında devam ediyor.

Bundan sonra Tâlût, pişmanlık duydu ve tövbe etmek istedi; hattâ o kadar ağlamıştı ki, toplum ona acımağa başladı. Tâlût, her gece mezarlığa gider ve: „Allah aşkına, kim benim için tövbe etme imkânı olduğunu biliyorsa söylesin.“ derdi. İşte görüyorsunuz hükümdarlar yüksek âlimlere çok ihtiyaçları vardır. Tâlût hükümdar tâyin edildi ama peygambere itaat etmek kaydıyla. Tâlût, bu sözünü devamlı sûrette tekrarlayınca kabirlerin birinden kendisine: „Ey Tâlût! Bizi hayatta iken öldürdüğün yetmiyormuş gibi, şimdi öldükten sonra da mı rahatsız edeceksin?“ diye bir ses geldi. Bunun üzerine Tâlût daha çok ağlamağa ve üzülmeye başladı. Bu sırada adı geçen kadını öldürmesini emrettiği adam, Tâlût’a acıdı ve ona: „Ben sana bir âlim gösterecek olursam, belki onu da öldürürsün.“ dedi. Tâlût: „Hayır, öldürmem.“ diye cevap verdi. Bu adam Tâlût ‘tan söz üstüne söz aldıktan sonra o kadını ona haber verdi. Bunun üzerine Tâlût adama: „Ona sor bakalım, tövbe etmem mümkün olur mu?“ dedi. Nihâyet adam kadının yanına gelerek Tâlût’un tövbe etmesinin mümkün olup olmayacağını sordu. Kadın, adama: „Onun tövbesinin kabul edileceğine dâir hiçbir şey bilmiyorum; fakat sizin bildiğiniz bir peygamber kabri var mı?“ diye sordu. Bunun üzerine onlar: „Evet, vardır. Biz Hz. Yuşâ bin Nûn’un kabrini tanıyoruz.“ dediler. Nihâyet kadın onlarla birlikte Yuşâ ’nın kabrine gitti ve dua etti. Bunun üzerine Yuşâ bin Nûn (Aleyhisselâm)’ın kabrinden çıktı ve onları başucunda görünce: „Ne istiyorsunuz?“ diye sordu. Onlar: „Tâlût’un tövbesi kabul olunur mu?” diye sormaya geldik.“ dediler. Yuşâ bin Nûn onlara: „Ben onun için şu söyleyeceğimden başka kabul olacak bir tövbe bilmiyorum: O mülkünden ve saltanatından tamamen sıyrılır, çocuklarıyla birlikte Allah yolunda savaşır ve bütün çocukları şehit olur öldürülür, sonra kendisi savaşa devam eder, en sonunda kendisi de öldürülürse, belki o zaman tövbesi kabul edilir.“ dedi. Bu sözleri söyledikten sonra Yuşâ‘ (Aleyhisselâm) ölü olarak yere düştü. Bu defa Tâlût, çocuklarının kendisinin peşinden gelmeyeceklerinden korktuğu için eskisinden daha üzüntülü olarak geri döndü. Hattâ Tâlût göz kapakları düşüp, vücudu zayıf düşünceye kadar ağlayıp sızladı. Nihâyet oğulları onun hâlini sorduklarında, onlara durumu anlattı. Bunun üzerine oğulları savaşa hazırlandılar ve öldürülünceye kadar onun önünde savaşmaya devam ettiler. Tâlût, oğullarının savaşta öldürülmesinden sonra da savaşa devam etti ve en nihâyet kendisi de öldürüldü.

Dakika 5:22

Rivâyet edildiğine göre, Tâlût’a tövbe etmesinin şeklini haber vermek üzere diriltilen peygamber Elyesâ‘ (Aleyhisselâm), bir rivâyette ise Eşmuvil idi. Doğrusunu ise Yüce Allah kendisi bilir. Değişik haberler bulunmaktadır. Evet, Tâlût’un öldürülünceye kadar geçen hükümdarlık dönemi kırk yıldır diye de kayıtlarda düşülmüştür.

Şimdi Hz. Dâvûd’un (Aleyhisselâm) hükümdarlığı hakkında özlü bilgiler vermeye çalışacağız;

Dâvûd (Aleyhisselâm) İsrâiloğullarının başına hükümdar olunca Yüce Allah onu hem peygamber ve hem de hükümdar kıldı.  Ayrıca O’na Zebur’u indirdi ve zırh yapmasını öğretti. İlk defa zırh yapan Hz. Dâvûd ‘dur denilmektedir.  Başka haberlerde bulunmaktadır. Yüce Allah O’nun elinde demiri yumuşattı; dağlara ve kuşlara onunla birlikte tesbih etmelerini emretti. Hattâ Yüce Allah hiçbir kimseye o’nun sesi kadar güzel bir ses vermedi. Hz. Dâvûd Zebur’u okuduğu zaman vahşi hayvanlar el ile boyunlarından tutulacak derecede ona yaklaşırlar ve sessizce dinlerdi.

Hz. Dâvûd (Aleyhisselâm) çok ibadet eder ve çokça ağlardı. Geceleri namaz kılar, senenin yarısını oruçlu geçirirdi, gece ve gündüz O’nu dört bin kişi korur, kendi elinin emeğinden yerdi.

Hz. Dâvûd’un hükümdarlığı döneminde “Eyle ahâlisi” maymuna çevrildiler. Onun sebebi de şu idi: Hz Dâvûd’da Benî İsrâil içerisinde Benî İsrâil peygamberidir.  Cumartesi günü kıyıya çok balık gelir, cumartesinden başka günler ise kıyıya hiç balık gelmezdi. Çünkü Cumartesiyle Benî İsrâil imtihan ediliyordu. Bunun üzerine onlar, denizin kenarlarına büyük havuzlar yapıp bunların içerisine su doldurdular. Cuma gününün son saatlerine doğru havuzları açarlar, içerisine su akıtırlardı, bu vesileyle havuzlara giren balıklar dışarı çıkamazdı. Pazar günü olunca da onları yakalayıp tutarlardı. Halktan bazıları onların böyle yapmamalarını istediler, fakat onlar böyle yapmaktan geri kalmadılar. İşte bunun üzerine Yüce Allah onları maymuna çevirdi. Çünkü Cumartesiye hile kurdular. Balıkları Cuma günü avlamak yasaktı, av avlamak yasaktı ama onlar avladılar. Cumartesinin durum kutsiyetini ihlâl ettiler.  Onlar üç gün bu şekilde maymun olarak kaldılar, sonra da helâk oldular.

Dakika 9:50

Ey Müslümanlar, Cuma gününün kıymetini biliniz! Size Cumartesiyi Yahûdî’ye Cenab-ı Hak Yahûdî Cumartesiyi seçmiş ama hakkına riâyet etmemiş. Etmeyenler tabii edenlere bir şey yok. Edenler görevini yapmış olur. Ey Müslümanlar! Sizde Cuma’nın kutsiyetini, kaderi kıymetini, onun büyük faziletini iyi bilin görevinizi doğru yapın! Abdestsiz, taharetsiz, Cuma ’sız, beş vakit namazsız Müslüman Müslümanlığını yapmış olmaz. Müslümanlık sana İslam’da emrediyorsa onları yerine getirir seve seve. Bunlardan da birisi her hafta bir cuma namazı kılacaksın. Üç Cuma’yı (Cuma namazı) terk eden kasten bir Müslümanın kalbi mühürlenir, münâfıklar defterine yazılır diye Peygamberimiz Hz. Muhammed’den hadis-i şerif rivâyet edilmiştir. Cuma gibi bir gün üzerine de güneş doğmamıştır o kadar işte fazileti vardır Cuma’nın. Diğer derslerimizde bunları hep hatırlattık da burada da kısa bir hatırlatma yapıyoruz.

Sevgili dostlarımız!

İşte bu sırada Yüce Allah tarafından gönderilen iki melek ansızın kapının dışındaki bir yerden Hz. Dâvûd’un yanına girmişlerdi. Hz. Dâvûd bu durumdan korkuya kapıldı. Yanına gelen iki melek ise ona: “Korkma, biz iki dâvâcıyız. Birimiz, ötekinin hakkına tecavüz etti. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, haktan uzaklaşma.“ (Sâd Sûresi, âyet 22)’de Cenab-ı Hak bunu bize duyuruyor Hz. Dâvûd’un bu durumunu (Aleyhisselâm). Bu arada onlardan biri: “Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var, benim ise tek bir koyunum var. Böyle iken: „Onu da bana ver“ dedi ve konuşmada bana ağır bastı (Yani bana gâlip gelerek koyunumu elimden aldı).“ (Sâd Sûresi, âyet 23)’de Cenab-ı Hak b unu böyle bildiriyor bize. Hz. Dâvûd ötekine dönerek: „Ne dersin?“ diye sordu. Öbürü: „Doğru söylüyor. Ben koyunlarımı yüze tamamlamak istedim ve onun bir koyununu da aldım.“ diyerek cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Dâvûd ona: „O takdirde senin başkasının hakkına tecâvüz etmene göz yumamayız.“ dedi. Melek de ona: „Senin buna gücün yetmez.“ diye karşılık verdi. Hz. Dâvûd: „Eğer ona koyununu geri vermeyecek olursan, (burun ve alnını göstererek) şu ve şu yerlerine vururuz.“ diyerek tehdit etti. Bunun üzerine melek ona: „Ey Dâvûd! Sen, şu ve şu yerlerine vurulmaya benden daha lâyıksın. Çünkü senin doksan dokuz hanımın olduğu hâlde, Oriya’nın bir tek hanımı vardı. Bu konuya ne dersin, ona da müşteri olmak istedi şeklinde. Evet, sevgili dostlarımız, tabii peygamberler mâsumdurlar. Onlar yanlış yapacağı zaman uyarılırlar ve yanlış yapamazlar.

Dakika 15:00

Hz. Dâvûd’un Beytü’l-Makdis ’in inşası ve Hz. Dâvûd (Aleyhisselâm)’ın vefâtı hakkında da kısaca bilgiler vermeye çalışalım;

Hz. Dâvûd’un vefatına gelince: Onun bir câriyesi vardı ve her gece kapıları kapattıktan sonra anahtarları getirip ona teslim ederdi. Bundan sonra Dâvûd (Aleyhisselâm) ibadete çekilirdi. Bir gece câriye kapıları kapattıktan sonra evin içerisinde bir adam gördü ve ona: „Seni eve kim aldı?“ diye sordu. Adam: „Ben hükümdarların yanına izin almadan girerim.“ diye cevap verdi. Hz. Dâvûd onun bu sözünü işitince: „Sen ölüm meleği misin? Azrâil (Aleyhisselâm) mısın?“ diye sordu. O da: „Evet“ dedi. Bunun üzerine Hz. Dâvûd: „Ölüme hazırlanmam için neden bana haber göndermedin?“ dedi. Azrâil (Aleyhisselâm) Melek: „Sana pek çok haberci gönderdim.“ dedi, Dâvûd (Aleyhisselâm): „Senin gönderdiğin habercilerin kimlerdi?“ diye sordu. Ey dünya iyi anla, iyi dinle dersini al! Azrâil (Aleyhisselâm)’da: „Baban, kardeşin, komşun ve tanıdıkların hani neredeler? Bunlar ölmediler mi, bunlar sana birer birer haber değil miydi“ diye sordu. Hz. Dâvûd: „Öldüler“ diye cevap verdi. Bunun üzerine melek yani Azrâil (Aleyhisselâm): „İşte onlar benim sana gönderdiğim habercilerdi. Çünkü sen de onlar gibi öleceksin. “ dedi, sonra da ruhunu kabzetti (Aleyhisselâm). Hz. Dâvûd vefât edince, onun mülk ve saltanatına, ilmine ve peygamberliğine Süleymân (Aleyhisselâm) vâris oldu.

Hz. Dâvûd’un on dokuz erkek çocuğu vardı, onların arasından babasına bu hususlarda Hz. Süleymân mirasçı oldu. Vefât ettiği zaman Dâvûd (Aleyhisselâm) yüz yaşındaydı. Bu hususta Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’den rivâyet edilen sahîh bir hadis vardır. Hz. Dâvûd’un hükümdarlığı ise kırk yıl sürdü.

Evet, sevgili dostlarımız, işte Azrail (Aleyhisselâm) hükümdarların yanına izin almadan giriyor. Ordularınla kuşat kendini. Ey dünyanın tâğutları, zâlimleri! Bütün kapıları kitle, bütün askerlerle kapılarını koruma altına al! Azrâil (Aleyhisselâm) senin bütün ordularına rağmen içeri girecek canını çeke çeke bütün sinir uçlarından çeke çeke, boğa boğa canını alacak. Kim bu? Zâlim ve kâfirler bu insanlık âlemine kan kusturan, zulmeden bu zâlim tâğutlar putun adamları var ya! İşte bu Firavunlar, bu Nemrutlar, bu Şeddatlar var ya! Çağın Nemrutları, çağın Firavunları bunlar var ya! Her çağda olduğu gibi bunlarında belini bıkkınını kıra kıra Azrâil (Aleyhisselâm) canlarını aldı ve öbürlerini de almaya devam edecektir. Bunda şüphende olmasın zerre kadar şüphen olmasın. Hiçbir zâlimin yaptığı yanına kalmadı kalmayacaktır. Biz hatırlatıyoruz.

Dakika 20:10

Evet, sevgili dostlarımız!

Bir zellesi olsa bir Peygamberin zelle yani küçük günahlardan daha küçük ki zelle ki elle tutulmaz gözle görülmez. Bir zellesine gece-gündüz ağlıyor büyük günah işlemiyor, küçük günahta işlemiyor ama bir zelleye ağlıyor gece-gündüz 100 defa tövbe ediyor 70 defa tövbe ediyor. Ediyor da ediyor… İnsanlığa bunlar birer örnek önder bunlar. Onun için sevgili dostlarımız,  bir peygamberde şu zuhur etti bu zuhur etti diye sakın aldanmayın! Peygamberler büyük günah işlemezler. Mûsâ’nın başına gelen o hadise isteyerek olmadı -ki daha o zaman peygamber de değildi. Bir zâlimden bir mazlumu kurtarırken olan bir olay. Hz. Âdem cennette yasak olan ağaçtan bir kere tek uzandı o da iblîsin ve Havvâ Annemizin teşvikiyle aldandı. O zaman günah örneği yok ki daha ilk insanlık ve ilk yasak yeni başlamış. Orada da bir kere bir yanıldı o zaman da peygamber değildi yine. Peygamberliği dünyaya geldikten sonra başladı. Yine bakın dikkat edin! Bir kere daha günah örneği yok başka günahların adı ismi yok ve unutmuş, aldanmış bir kere 300 sene ağlamış tövbe istiğfâr etmiş gülmemiş. Çektiği çilelerin haddi hesabı yok cennetten çıkarılmış, dünyaya getirilmiş Havvâ Annemiz Cidde’ye Âdem Babamız Hindistan’ın Serendip dağlarının tepesine indirilmiş. Nice nice günler, aylar, yıllar sonra ancak bir araya Arafat Dağında tanışmışlar, buluşmuşlar. Arafat’ın, Müzdelife ’nin, Mina’nın, Beytullah ‘ın, Kâbe’nin, Safâ ‘nın Merve’nin ayrı ayrı kutsiyeti önemi var. Bunlar insanoğluna birer örnektir, ibret sahnesidir. Adam, bir kere Hz. Âdem yanılmış durmadan onu dile getiriyor. Hristiyan âlemi bunu dile getirmiş diyor ki: “Çocuk günahla doğar diyor. Büyük bir yanlıştır kimse kimsenin günahı ile doğmaz. Çocuk günahsız doğar ancak akıl baliğ oluncaya kadar çocuğun günahları ana-babaya yazılır, akıl baliğ olduktan sonra da çocuğun kendine yazılır ama kız ama oğlan fark etmez. Bu yanlışların tamamen düzelteni doğru adres İslam’dır, Hz Muhammed’dir, Kur’an-ı Kerim’dir, sahîh sünnettir. Onun için bütün derslerimizde bu gerçekler dünyaya duyuruldu özet olarak. Şimdi de Tarih sahnesinde sizlere keşif notları vermeye devam ediyoruz.

Evet, sevgili dostlarımız, Hz. Dâvûd’un oğlu Süleymân (Aleyhisselâm)’ın hükümdarlığı konusunda da;

Rivâyet edildiğine göre Yüce Allah, rüzgârı, cinleri, şeytanları, kuşları ve başka şeyleri onun emrine, ilerde de bahsedeceğimiz üzere mülkünü (saltanatını) elinden alıp tekrar verdikten sonra vermiştir diye de bir haber vardır.

Dakika 25:17

Yüce Allah’ın ve şu âyet-i kerimede: ‚Dâvûd ve Süleymân ekin konusunda hüküm verdiklerinde… “ bakın (Enbiyâ Sûresi, âyet 78)’de diyerek anlattığı husus bunlardan bir tanesidir.  Yine Bu hususla ilgili bir âyet-i kerimede: “Biz onun hükmünü Süleymân’a kavrattık. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik… “ (Enbiyâ Sûresi, âyet 79)’da Cenab-ı Hak bunları bu şekil açıklanmaktadır.

Bazı âlimler bu hadisenin, fer-i hükümlerde her müçtehidin isâbet ettiğine bir delil teşkil ettiğini ileri sürüyorlar. Çünkü Hz. Dâvûd Allah katındaki doğru hükmü isâbet ettiremedi, Hz. Süleymân ise isâbet ettirdi içtihatlarında. Bakın ikisi de peygamber, hattâ Süleymân (Aleyhisselâm) o zaman daha babasının sağlığında peygamber değildi. Ama görüyorsunuz ki bununla berâber Yüce Allah (Celle Celâlüh) her ikisi hakkında: “Hepsine de bir hüküm (hükümdarlık) ve ilim verdik.“ buyurdu. Çünkü Hz. Muhammed en son Peygamber olarak gönderilmiş ama ilk yaratılanlardan, Peygamberliği ilk defa Levh-i Mahfûz’a yazılanlardan. Burada Hz. Süleymân da babasının yanında bir peygamber adayıydı ve ona peygamberlik kabiliyetleri onun ilimleri verilmişti.

Hz. Süleymân kendi elinin emeğinden yer ve sık sık gazâya çıkardı. Babası Dâvûd (Aleyhisselâm) gibi. O gazâya (savaşa) çıkmak istediği zaman, bütün askerlerini, bineklerini ve ihtiyaç duydukları her şeylerini alacak kadar tahtadan geniş bir araç yapılmasını emreder, sonra da rüzgâra bir emir verir ve rüzgâr onları gidiş ve dönüşleri birer aylık mesafe olan yerlere götürür getirirdi. Hz. Süleymân ‘ın üç yüz kadar evinde nikâhlısı ve yedi yüz câriyesi diye haberler vardı o günün şartlarına göre. Allah’u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri (Celle Celâlüh) öyle bir mükâfat ve imkân vermişti ki, kim ne konuşursa, rüzgâr konuşulanları O’na getirir, O da kimin ne söylediğini bilirdi diyor. Cenab-ı Hak dilediğine dilediğini vermektedir. İşte âlimler Belkıs‘ın atalarının isimleri konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Hz. Süleymân ile Belkıs arasında geçen olaylar hakkında;

Evet, sevgili dostlarımız, bunları biz Tefsir bölümünde derslerimizde bunları biz anlattık ama bugünde dersimiz Tarih olduğu için burada da Tarih ile ilgili taraflarından da bilgi vermeye çalışacağız.

Belkıs’ın Hz. Süleymân ‘ın yanına gelip Müslüman olmasına gelince: Süleymân (Aleyhisselâm) Hüdhüd kuşunu aramış, fakat onu görememişti. Hüdhüd kuşu, yerin altındaki suyu görür, orada suyun olup olmadığını, yakın mı uzak mı olduğunu bilirdi diye haber bulunmaktadır.

Dakika 30:02

İşte Hz. Süleymân onu bunun için aramıştı. Hz. Süleymân savaşlarından birisinde suya ihtiyaç duydu, yanında bulunanların hiç birisi suyun ne kadar uzakta olduğunu bilmiyordu. İşte bunu sormak için Hüdhüd kuşunu aradı, fakat göremedi. Rivâyet edildiğine göre, onun Hüdhüd kuşunu aramasının sebebi şu idi: Kuşlar Hz. Süleymân’ı gölgelerdi. Bir ara Süleymân (Aleyhisselâm) güneş ışığının yere vurmuş olduğunu gördü, ışığın nereden sızdığını görmek üzere baktığında Hüdhüd kuşunun yerinin boş olduğunu fark etti. Bunun üzerine: “Ona çetin bir şekilde azâb edeceğim, ya da onu keseceğim yahut da bana (mâzeretini belirten) açık bir delil getirir.“ Bu da(Neml Sûresi, âyet-i kerime 21)’de anlatılmaktadır.

Bu sırada Hüdhüd ‘ün yolu Belkıs’ın sarayına uğramıştı ve gözü sarayın arkasında bulunan bir bahçeye ilişmişti. Orada ise bir başka Hüdhüd gördü ve ona: „Sen neye Süleymân’dan ayrısın ve burada ne yapıyorsun?“ diye sordu. O da: „Süleymân dediğin kimdir?“ dedi. Bunun üzerine Süleymân ‘ın (Aleyhisselâm) yanından gelen Hüdhüd ona, Hz. Süleymân ‘ın durumunu, kuşlardan ve başka yaratıklardan onun emrine verilenleri anlattı. Öbür Hüdhüd buna hayret etti. Bu defa Süleymân ‘ın Hüdhüd’ü ona: „Asıl hayret edilecek olan şey ise, bu kadar kalabalık olmalarına rağmen bu kavmin başında bir kadının kraliçe olması. Bakın iki Hüdhüd kuşu arasında bir konuşma. Ona her şeyden verilip onun büyük bir tahtının bulunması. Bu da  (Neml Sûresi, âyet 23)’de bildirilmektedir ki Allah’a şükredecekleri yerde güneşe secde etmeleridir.“ dedi. Süleymân ‘ın Hüdhüd’ü diyor bunları öbür Hüdhüd’e. Belkıs’ın tahtı altından yapılmıştı; bu taht ise yakut, zebercet ve inci gibi değerli mücevherlerle süslenmişti.

Evet, sevgili dostlarımız, işte görüyorsunuz çeşitli ibretler çeşitli bilgiler alınacak nice dersler bulunmaktadır. İnşâ’Allah’u Teâlâ dersimiz bu konuda bir sonraki dersimizle devam edecektir.

Dakika 33:42

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 39 times, 1 visits today)