İslam Tarihi Ders 31

İslam Tarihi Ders 31

31- İslam Tarihi Ders 31

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, dersimizi bıraktığımız yerden devam ediyoruz;

Bundan sonra Hüdhüd kuşu Hz. Süleyman’ın yanına döndü ve gecikmesinin sebebini bildirip özür beyân etti. Bunun üzerine Hz. Süleyman ona: „Şu mektubumu al, götürüp ona bırak“, yani Belkıs’a götür bırak diyor. Hüdhüd, Belkıs sarayında iken ona yetişti ve mektubu odasına bıraktı. Belkıs mektubu okudu, daha sonra da kavminin ileri gelenlerini topladı ve onları: “Ey ileri gelen kimseler! Bana çok değerli bir mektup bırakıldı. O, Süleyman’dan geliyor ve o, „Rahmân ve Rahim olan Allah’ın adıyla“ (başlıyor). „Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olarak yanıma gelin.“ (diye yazıyor). Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz ki) ben siz olmadıkça hiçbir şeyi (kendi başıma) kesip atmam.“ (Neml Sûresi, âyet 29-30)’da Cenab-ı Hak bu durumu bildiriyor. Belkıs böyle dedi. Bunun üzerine ileri gelen kimseler ona: “Biz kuvvetliyiz, yaman savaşçılarız, ama ferman senindir. Bak (düşün), neyi emredersen (onu yapalım)“ (Neml Sûresi, âyet 33)’de onlarda böyle dediler. Belkıs bu defa: “Ben onlara bir hediye göndereyim, bakayım elçiler ne ile dönecekler.“ (Neml Sûresi, âyet 35)’de bildiriliyor. Eğer o bu hediyeyi kabul ederse, dünya hükümdarlarından birisidir. Biz ondan daha yüksek ve kuvvetliyiz. Şâyet kabul etmezse, o Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.“ dedi. Belkıs akıllı görüyorsunuz.

Nihâyet hediye Hz. Süleyman’a ulaşınca, o Belkıs’ın elçilerine: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Hediyeniz ile siz sevinirsiniz (ben değil). (Ey elçi!) Onlara dön ve (söyle): Onlara, kendilerinin aslâ karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları hor ve hakir bir durumda oradan sürer çıkarırım.“ (Neml Sûresi, âyet 36, 37)’de Süleyman (Aleyhisselâm)’da böyle dedi. Nihâyet elçiler Belkıs’ın yanına dönünce, o kavminin içerisinde bulunan kumandanlarını yanına alarak Hz. Süleyman’ın huzuruna gitmek üzere yola çıktı. Belkıs, kumandanlarıyla birlikte Hz. Süleyman’ın ülkesine gelip ona bir fersah kalıncaya kadar yaklaştığında, Hz. Süleyman adamlarına: ““Ey ileri gelenler! Onların bana teslim olarak gelmelerinden önce, hanginiz onun tahtını bana getirebilir?“ dedi. (Bunun üzerine) cinlerden bir ifrit (kötü bir cin): „Sen makâmından kalkmadan (öğle yemeğine gitmeden) önce ben onu sana getiririm.“ dedi.“ (Neml Sûresi, âyet 38, 39)’da Cenab-ı Hak bunu böyle bildiriyor. Hz. Süleyman: „Daha erken istiyorum“ deyince, yanında Kitap’tan bir ilim bulunan kimse (İsm-i Â’zâm’ı bilen veziri yani Âsaf bin Berhiyâ): „Sen gözünü kırpmadan önce ben onu sana getiririm!“ dedi.“ Bu da (Neml Sûresi, âyet 39)’da bildiriliyor.

Dakika 5:30

Sonra ona: „Devamlı sûrette gökyüzüne bak, onu yanına getirene kadar gözünü kırpma.“ dedikten sonra secdeye kapanıp dua etti. İşte bu sırada Hz. Süleyman Belkıs’ın tahtının kendi tahtının altından yukarı doğru çıktığını gördü. Bunun üzerine o: “Bu, Rabbimin lütfundandır. (Lütfuna) şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim?” diye beni sınamak istiyor… “ bu da (Neml Sûresi, âyet 40)’da bildiriliyor. Süleyman (Aleyhisselâm) böyle söyledi. Yani Rabbime şükretmem gerekirdi; çünkü ben daha gözümü kırpmadan onun tahtını bana getirmişti. Rabbime karşı nankörlüğe düşmem de muhtemeldi, çünkü onun tahtını bana getirme husûsunda benden daha muktedir birini benim elimin altına vermişti (Yani hasetlik ederek nankörlüğe düşebilirdim) demek istedi.

Nihâyet Belkıs gelince kendisine: ““Senin tahtın da böyle mi?“ denildi. O: „Bu, tıpkı o“ dedi.“ (Neml Sûresi, âyet 2)’de bildiriliyor. Sonra o: „Ben onu kaleler içerisinde bırakıp gelmiştim. Hâlbuki yanında onu koruyan askerler de vardı. Buraya nasıl gelebildi?“ dedi Belkıs kendi sarayını orada görünce işte tahtını.

Hz. Süleyman Belkıs’ı bu vaziyette görünce başını başka tarafa çevirdi ve: “O, sırçadan yapılmış cilâlı, şeffaf (bir zemindir).“ (Neml Sûresi, âyet 44)’de böyle dedi Süleyman (Aleyhisselâm). Bunun üzerine Belkıs: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi Allah’a teslim oldum (Müslüman oldum).“ dedi bu da (Neml Sûresi, âyet 44)’de bildiriyor Cenab-ı Hak. Sırçadan yapılmış saraya girince Belkıs eteklerini topladı su zannetti de onun için Süleyman (Aleyhisselâm) onu buna hatırlattı.

Hz. Süleyman Belkıs ile evlendi ve onu çok sevdi, sonra da onu Yemen’deki kraliçelik tahtına iâde etti. Süleyman (Aleyhisselâm) her ay onu ziyaret eder ve yanında üç gün kalırdı.

Evet, sevgili dostlarımız, bu dünyanın hâline iyi bakmak lâzım.

Süleyman’ın, eşi Cerâde’nin babasına savaş açması, Cerâde ile evlenmesi, evinde puta tapılması, yüzüğü (mührü)nün kendisinden alınması ve tekrar eline geçmesi gibi haberlerle yazmışlar ama biz bunların kaynağına güvenmediğimiz için bunları size vermiyoruz. Evet, sevgili dostlarımız, kaynağına güvenmediğimiz bilgiyi vermek istemiyoruz.

Dakika 10:05

“Biz Allah içiniz, muhakkak O’na döneceğiz.“ (Bakara Sûresi, âyet 156), “Muhakkak bu, apaçık bir imtihandır.“ (Sâffât Sûresi, âyet 106)’da böyle dedi. Evet, sevgili dostlarımız, Nitekim Allah’u Teâlâ (Celle Celâlüh) bu âyetlerde şöyle buyurur: Süleyman (Aleyhisselâm): “Ey Rabbim! Beni affet, bana, benden sonra hiçbir kimseye nasîb olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü sen çok lütufta bulunan bol verensin, dedi. Biz rüzgârı onun emrine verdik. Onun emriyle, onun istediği yere yumuşak (yumuşak) akar giderdi. Şeytanları, (onlardan olan) her bina ustasını, dalgıçları, (kötülük yapmamaları için) zincirlerle birbirlerine bağlanmış olan diğerlerini de (onun emrine verdik).“ Bu da (Sâd Sûresi, âyet 35-38)’de bildirilmektedir.

Evet, sevgili dostlarımız, Hz. Süleyman’ın vefâtı konusundan da;

Hz. Süleyman, kimi zaman bir yıl, iki yıl, kimi zaman bir ay, iki ay, bazen daha az, bazen daha çok olmak üzere ibadet etmek için Beytü’l-Makdis’e çekilirdi. Yiyeceğini, içeceğini de yanına alırdı. Vefât ettiği sefer de yanına yiyecek ve içeceğini almıştı. Hz. Süleyman değneğine yaslanmış bir şekilde namaz kılarken eceli geldi ve vefât etti. Fakat şeytanlar da, cinler de onun vefatından haberdar olmadılar. Ondan korkularından işlerine kesintisiz olarak devam ettiler. Bir kurt değneğini kemirdi, değneği kırılınca da o yere düştü. Böylece onlar Hz. Süleyman’ın öldüğünü öğrendiler. Bu arada halk da cinlerin gaybı bilmediklerini öğrenmiş oldu. Eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, alçaltıcı bir azâb içinde kalmazlardı. (Sebe‘ Sûresi, âyet 14)’de bildiriliyor, ayrıca, yorucu işlerin zorluklarına katlanmazlardı.

Kurdun kemirdiği miktarı göz önüne alarak hesap ettiler. Böyle bir değneğin bir yıl içerisinde kemirilebileceği neticesine vardılar. Yani Hz. Süleyman değneğine dayalı bir yıl vefât etmiş olduğu hâlde kaldığını söylüyorlar. Bunun üzerine o: „Kurtuluşu bekleyin, zîrâ işler varabilecekleri son noktaya kadar geldi mi, değişmeye mahkûm olurlar.“ dedi. Buraya iyi bak iyi dinle burayı! Ey insanoğlu kurtuluşu bekleyin, en zor zamanda sana bir kurtuluş kapısı açılacaktır. Zîrâ işler varabilecekleri son noktaya kadar geldi mi, değişmeye mahkûm olurlar.“ dedi. İşte Hz. Süleyman’ın burada ki bir öğüdüdür bu da. Sevgili dostlarımız, bura da dünyada ki olaylara bakın nerede bir son raddeye gelmiş nerede bir zulüm son haddini bulmuşa bilin ki zâlimler artık belâsını bulacaklardır İnşâ’Allah’u Teâlâ.

Dakika 15:08

Şimdide Keykubad’dan sonraki fars hükümdarlarından bahsedilmektedir. Bunlarında kaynaklarına güvenmediğimiz için size bunları da detaylı vermek istemedik. Çünkü İsrâil hikâyeleri ile fars hikâyelerinin içi abartılarla gerçek dışı haberlerle doludur. Keyhüsrev bin Siyavehş bin Keykavus’un hükümdarlıkları konusu da böyledir.

Evet, sevgili dostlarımız!

Hz. Süleyman (Aleyhisselâm)’dan sonra İsrâiloğullarının durumu ile ilgili Üssa bin Ebya’nın Rezh el-Hindi ile savaşması;

Rivâyet edildiğine göre Üssa bin Ebya sâlih bir kişiydi. Babası ise puta tapan ve halkı putlara tapmaya dâvet eden bir kimseydi. Fakat oğlu Üssa buna ( Üşa) da denmektedir (Üşa) gibi farklı isimler verilmiştir bura Üssa ismi ile anılmaktadır. Üssa hükümdar olunca, bir münâdiye emir verip halka şu şekilde ilânda bulunmasını söyledi: „Haberiniz olsun, küfür artık mensuplarıyla birlikte ölmüştür. Îmân ve mensupları ise yaşayacaktır. İsrâiloğullarından kafasını kim küfür ile dışarı çıkarırsa, mutlaka öldürürüm. Allah’a karşı itaat terk edilip O’na isyân edildiği için tufan dünyayı ve dünyada bulunanları sulara boğdu, beldeler yerin dibine geçirildi, göklerden yeryüzüne ateş ve taş yağdırıldı.“ Üssa, bu konuda işi oldukça sıkı tuttu.

İsrâiloğulları arasından puta tapan ve Allah’a karşı isyân ile meşgul olan bazı kimseler hükümdar Üssa’nın annesinin yanına geldiler ve oğlunun yaptıklarını ona şikâyet ettiler. Üssa’nın annesi de puta tapardı. Nihayet annesi Üssa’nın yanına geldi, onu fena hâlde azarlayıp yaptıklarından vazgeçmesini istedi. Evet, bazen de böyle oluyor oğlu gerçek Müslüman anası-babası berbat olabiliyor. Fakat Üssa annesinin sözlerine kulak asmadı hatta putlara taptığından dolayı onu tehdit etti ve ondan beri (uzak) olduğunu açıkladı. Bunun üzerine puta tapan halk ondan ümitlerini kestiler; kendisinden korkanlar ise ülkelerini terk ederek Hindistan’a gitmek üzere yola çıktılar.

Bu sırada Hindistan’da Rezh (Zere) adında bir hükümdar vardı. Kendisi diktatör, zâlim ve büyük bir sultan ve pek çok ülke ona itaat edip boyun eğmişlerdi. Halkını da kendisine tapmağa dâvet ediyordu, işte tam bir Firavun. İşte İsrâiloğullarından kaçan bu grup ki bunlar münâfık gruplar. Hint hükümdarının yanına gelerek kendi hükümdarlarını ona şikâyet ettiler. İşte en alçak insanlar bunlardır. Kendi devletine kendi Müslüman milletine ihânet eden hâinler bunlar.

Dakika 20:08

Ayrıca kendi ülkelerinin güzelliklerini, bolluğunu, askerlerinin azlığını, hükümdarlarının güçsüzlüğünü ve liyâkatsizliğini anlattılar, ülkelerini ele geçirmesi için tahrik edip iştahlandırdılar. Bunlardan daha büyük vatan hâini millet düşmanı, İslam düşmanı olur mu? İşte her toplumun içinde böyle alçak ve şerefsizler bulunuyor.

Bunun üzerine Hint hükümdarı önce câsuslar gönderdi. Câsuslar, oradan ona haberler getirdiler. Nihâyet o, haberin doğruluğuna inanınca, askerlerini topladı ve deniz yoluyla Şam bölgesine hareket etti. Bu arada ülkesine gelen İsrâiloğulları ona: „Üssa’nın bir dostu (Allah) var, bu ona yardım eder ve onu destekler.“ dediler. Rezh de -ki Hindistan Firavunu- onlara: „Benim ordularım ve askerlerimin çokluğu karşısında Üssa ve dostu ne yapabilir?“ dedi. Hâşâ! İşte Firavunlar Allah’a karşı koyarlar. Aynen sineğin kendisini dağlara çaktığı gibi ezilir giderler cehennemin dibinde ebedî kalırlar.

Rezh’in, ülkesini istilâya geleceği haberi Üssa’ya ulaşınca Yüce Allah’a yalvarıp dua etti, Hint hükümdarının kuvveti karşısındaki aczini ve zaafını dile getirdi ve Allah’tan kendisine yardım etmesini istedi. Yüce Allah (Celle Celâlüh ) da onun duasını kabul etti ve ona rüyasında: „Ben, sana kötülükleri dokunmayacak şekilde Hint’li Rezh’e ve askerlerine karşı kudretimi göstereceğim ve onların mallarını sana ganimet olarak vereceğim; tâ ki düşmanların senin dostunun elinden tuttuğu kişiye güç yetiremeyeceklerini ve dostunun ordusunu yenemeyeceklerini öğrensinler.“ buyurdu. Burada Müslümanın dostu Allah’tır. Allah’u Teâlâ mü’mine mü’min kuluna işte burada da Üssa’ya durumu bildiriyor –ki ben Müslümanın dostuyum- diyor.

Daha sonra Rezh deniz yoluyla hareket edip sahile geldi, buradan da Beytü’l-Makdis’e yürüdü. Beytü’l-Makdis’e iki konaklık mesâfe kala askerlerini bölgeye dağıttı ve o bölge askerlerle dolup taştı, İsrâiloğullarının kalplerini de bir korku sardı. Bu arada Üssa, gözcüler gönderdi, onlar geri döndüklerinde gelenlerin, bir benzeri işitilmemiş derecede kalabalık olduklarını Üssa’ya bildirdiler. Bu haberi İsrâiloğulları işitince haykırarak ağlamaya, birbirleriyle vedalaşmaya başladılar, hattâ Rezh’e kadar gidip ona teslim olmaya ve boyun eğmeğe karar verdiler. Îmânı zayıf olan insanlar dâima tehlikeli ortamlarda böyledirler. Bu sırada hükümdarları Üssa onlara: „Şüphesiz Rabbim bana zafer vaat etmiştir. O’nun vaadinden dönmesi ise söz konusu değildir. Siz tekrar Allah’a dua edip yalvarmağa devam edin.“ dedi. Onlar da öyle yaptılar ve hep birlikte dua edip Yüce Allah’a yalvardılar. Onların iddialarına göre Allah vahiy yoluyla Üssa’ya: „Ey Üssa! Dost dostunu başkasının eline teslim etmez. Düşmanını ise senin yerine ben haklayacağım. Bana tevekkül eden aslâ horlanmaz. Güç ve kuvvetini benden alan katiyen zayıf düşmez. Sen rahat ve sıkıntısız olduğun zamanlarda beni zikredip andın; ben de seni sıkıntılı olduğun zamanlarda (düşmanının eline) teslim etmeyeceğim. Pek yakında zebânileri göndereceğim ve onlar düşmanlarımı öldürecekler. Seni müjdeliyorum, İsrâiloğulları’nı bunu haber ver.“ buyurdu. Yanında ki Müslümanlara diyor. Mü’minler, bu müjdeye sevindiler, münâfıklar ise onu yalanladılar. Münâfıklar hep öyledir.

Dakika 26:05

Evet, sevgili dostlarımız!

Bunun üzerine Yüce Allah (Celle Celâlüh) ona askerleriyle birlikte Rezh’e karşı çıkmasını emretti. Üssa oldukça az sayıda bir askerle onun karşısına çıktı ve tümsekçe bir yere gelip durdu, buradan Rezh’in askerlerini gözetlemeye başladı. Rezh onları görünce küçümsedi ve hakir gördü. Çevresindekilere: „Ben, bu küçük bir grup için mi askerlerimi toplayıp ülkemden buraya geldim ve bunca masraf yaptım?“ dedi. Sonra da yanına gelen İsrâiloğulları’nı ve haber toplayıp getirmek üzere gönderdiği câsusları yanına çağırdı, onlara da: „Siz bana yalan söylediniz. Bana İsrâiloğulları ’nın çok olduklarını söylediniz, ben de askerlerimi toplayıp bunca masraf yapıp buraya geldim.“ dedi ve onların öldürülmelerini emretti. Emir üzerine onlar öldürüldüler. Gördünüz ya münâfıklar, câsuslar işte gidip de imdat bekledikleri Firavunlar onları öldürdü. İşte münâfıkların, kâfirlerin, vatan hâinlerinin sonu böyledir. Bundan sonra Üssa’ya birini gönderdi ve ona: „Sana yardım edecek ve seni benim satvetim (kahredici gücüm) den kurtaracak olan dostun nerede?“ diye sordu. Üssa da ona: „Ey bedbaht! Sen ne söylediğinin farkında değilsin. Sen, gücünle Allah’ı yenmek, ya da azlığına rağmen O’nunla çokluk yarışına mı girmek istiyorsun. O, şu anda bulunduğum yerde benimle berâber bulunmaktadır. Allah (Celle Celâlüh), kiminle berâber olursa, onun yenilmesine imkân yoktur O Muzaffer’dir. Pek yakında başına gelecek (musibetleri) göreceksin.“ dedi. Îmân böyledir.

Rezh, onun bu sözlerine öfkelendi ve askerlerini saflar hâline getirip savaşa hazırladıktan sonra Üssa’nın üzerine yürüdü, okçularına atış emrini verdi, okçular da atışa geçtiler ve oklarını Üssa ile askerlerinin üzerlerine yağdırdılar. Bu sırada Allah’u Teâlâ  (Celle Celâlüh) Müslümanlara yardımcı olmak üzere meleklerden bir imdat grubu gönderdi. Onlar, atılan okları alıp Hint’li okçuların üzerine fırlattılar. Her okçuyu kendi attığı ok öldürdü, böylece bütün okçular öldürüldüler. Bu esnâda Müslümanların saflarından tesbih ve dua sesleri yükselmeye başladı. Melekler de Hintlilere göründüler. Rezh melekleri görünce o alçak Firavun, Allah onun kalbine bir korku saldı ve o şaşırıp kaldı, askerlerine seslenerek meleklere karşı hamle yapmalarını emretti. İşte Firavun aklı! Askerler verilen emre uyarak hamlelerini yaptılar, fakat melekler tarafından öldürüldüler. Geride Rezh, köleleri ve hanımlarından başka kimse kalmadı. Rezh, bu durumu görünce gerisin geri döndü ve: „Üssa’nın dostu beni öldürdü (mahvedip bitirdi)“ diyerek kaçmağa başladı. Ey dünya Firavunları! Ey dünya Zâlimleri ibret alın ibret alın ibret! Firavunluktan vazgeçin.

Dakika 30:52

Üssa onun gerisin geri kaçmakta olduğunu görünce: „Allah’ım! Eğer onu helâk etmezsen, onun yerindeki nâibi (vekili), asker toplayıp tekrar üzerimize gelecektir.“ dedi. Bundan sonra Rezh ve berâberindekiler denizin kıyısına geldiler ve gemilere bindiler. Onlar, gemilerle hareket edip yollarına koyuldukları bir sırada Yüce Allah tarafından gönderilen bir rüzgâr (fırtına) ile hepsi denizde boğuldular.

Üssa’dan sonra yerine oğlu Safat hükümdar oldu ve ölünceye kadar yirmi beş yıl hükümdarlık yaptı. Daha sonra Amrem (İmrân)’ın kızı ve Ahziyâ’nın kız kardeşi (veya annesi) Azelya hükümdar oldu. Azelya başa geçince, İsrâiloğullarından hükümdarlık ailesine mensup olanların bütün çocuklarını öldürmüş, geriye ise sadece Ahziyâ’nın oğlunun oğlu olan Yuvaş bin Ahziyâ kalmıştı. O da ortada olmayıp gizli kaldığı için kurtulmuştu.

Evet, sevgili dostlarımız, Cenab-ı Hak azdıkça azanın belâsını veriyor ıslâh oldukça da Allah yardım ediyor. Evet, İnşâ’Allah bir sonraki dersimizde Şa’yâ ile devam edecektir.

Dakika 32:54

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 41 times, 1 visits today)