İslam Tarihi Ders 63

İslam Tarihi Ders 63

63- İslam Tarihi Ders 63

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler!

Sevgili Peygamberimizin (Aleyhissalâtu Vesselâm) sütanneden gerçek Annesi olan Âmine Annemize Hz. Âmine’ye teslim edilme durumu;

Halime Hâtun der ki: “Sütoğlumu annesine götürdüğümüz de: ‘O’nu ne diye getirdin ey sütannesi? Hâlbuki yanında kalması için ne kadar ısrar etmiş durmuştun?’ dedi. Evet, Yüce Allah O’nu koruması altında tutuyor. Bakın asil anne çocuğum Mekke’de hastalanmasın, Mekke’de ki durum hastalıklar ona bulaşmasın diye uğraşıyor. Halime Hâtun da çocuğun başına bir şey gelmesin diye uğraşıyor. Ey dünya! İyi anla, iyi bil ki Allah sevdiğini sevdiriyor, koruduğunu korutturuyor, esirgediğini herkese esirgettiriyor ve düşmanlara karşı nasıl koruduğunu da gösteriyor.

‘Yüce Allah oğlumu büyüttü. Ben artık üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Doğrusu, kendisinin başına bir şeyler gelmesinden de korktum. Şimdi, O’nu, istediğin gibi, sana teslim ediyorum’ dedim.

‘Sen bu hâlde değildin. Bana doğrusunu haber ver.’ dedi. Aslında Halime O’nu bir an yanından ayırmak istemiyor ama korkuyor başına bir iş gelecek diye. Çünkü bâtıl zihniyet, alçak zihniyet Hakk’a hakîkate her zaman düşmandır.

Her şeyi kendisine haber vermedikçe beni bırakmadı. Halime Annemiz söylüyor.  ‘Yoksa sen O’na şeytanın musallat olduğundan mı korktun?’ dedi. O da:

‘Evet’ dedim.

‘Hayır! Vallâhi, bakın Âmine Annemizin firâsetli nasıl değerli bir şahsiyet olduğuna bakın! Hayır! Vallâhi, şeytan için, O’na musallat olmaya, sataşmaya aslâ yol yoktur. Sevgili kulunu Yüce Allah hiç şeytanlara, kâfirlere, şuna-buna bırakır mı? Ama tabii Halime Annemiz olanların birçoğunu gördü, düşmanın nasıl peşini bırakmadığını gördü. Esas insan şeytanları, Yahûdî şeytanları esas Peygamberimizin asil düşmanlarının başını çekiyorlardı.

Hiç şüphesiz, benim oğlum için büyük bir hâl ve şan vardır. Ben sana O’nun haberini bildireyim mi?’ dedi.

‘Evet! Bildir’ dedim.

‘Ben O’na hamile olduğum zaman, Şam topraklarından Busra’nın köşklerini bana aydınlatıp gösteren bir nûrun benden çıktığını gördüm. O’na hamileliğimde de, vallâhi, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen bir şey görmedim. Doğurduğum zaman, O, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış, başını semâya kaldırmış olarak doğmuştur. Şimdi, sen O’nu bana bırakıp doğruca yurduna gidebilirsin artık’ dedi.

Dakika 5:22

İşte görüyorsunuz Âmine Annemiz, O’na hamileyken vücudundan bir nur çıkıyor. Şam topraklarına tâ Medine’den, Mekke’den Şam topraklarını, Şam diyârını, Busra’yı aydınlatıyor. Bunun anlamı şu:

Yüce İslam’ın nûru bütün âlemi, yerleri-gökleri aydınlattı, aydınlatacağının alametiydi tâ o zaman. Nitekim İslam dini kısa zamanda yayıldı, doğuya-batıya yayıldı. Yıldırım hızıyla Trablusgarp’lara, Çin seddine, Mâverâünnehir’lere doğru İslam orduları at sürüyorlardı. Dünya şirkten, küfürden, nifâktan, şikaktan, zulümden fethediliyor o küfrün yerini îmân aydınlatıyor, cehâletin yerini de İslam’ın ilim irfânı aydınlatıyordu. Ey dünya insanları bu gerçekleri görünüz! Tabii ki Yüce Allah’a yalvarınız (اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَ) deyiniz. Allah’tan hidâyet isteyiniz hem de Tevfik-i hidâyet isteyiniz. Biz duyuyoruz.

Mekkelilere Ziyafet Verilişi ve Sütannenin Yurduna Döndürülüşü;

Halime Hâtun der ki:

“Kureyşî’ler ve sâir halk sakinleştikleri zaman, Abdulmuttalib, yirmi deve ve ayrıca davar ve sığır da kestirip Mekke halkına yemek yedirdi. Fakirlere sadaka olarak da elli ratl (altın) dağıttı. Sonra da, benim için hazırlanacak her şeyi en güzel bir şekilde hazırlatıp beni yurduma döndürdü. Ben yurduma, tarif edemeyeceğim bir dünyalık hayırla döndüm! Bana neler verdiler, neler verdiler… Rahmet Peygamberi o Halime’nin kucağında büyüdü, rahmet bereket doldu her taraf. Muhammed, dedesinin yanında kaldı. Abdulmuttalib’e onun bütün haberlerini anlattım. Abdulmuttalib O’nu bağrına basıp ağladı. ‘Ey Halime! Hiç şüphesiz, bu oğlum için büyük bir hâl ve şan vardır. Ben, o zamana erişmeyi ne kadar arzu ederdim!’ dedi.

Ey aklım var diyen insanlar! Muhammedin yolu hak yoldur, kendisi hak Peygamberdir. Yüce İslam hak dindir bu dine gelin teslim olun! Bu dine girin, Muhammedin yolunda (Aleyhissalâtu Vesselâm) her gün ölmeye, her gün dirilmeye karar verin!

Dakika 10:10

Ölünecek yol varsa bu yol, başka bilmiyorum başka yol, gerçek hak yol işte bu yol. Öleceksin, bu yolda öl! Öleceksin,  îmânla öl! Öleceksin İslam ile öl! Başka türlü ölme! Dirileceksin ama yine bu yolda şehit olayım diye diril, bin kere ölsen bin kere yine şehit olmak için diril! Bu iste Cenab-ı Hak’tan ki nifâk üzere ölmeyesin. Biz hatırlatıyoruz.

Evet, sevgili dostlarımız, şehitler dünyaya gelmek isterler. Niçin? Tekrar, tekrar şehit olmak için. Şehitler dünyaya gelmek isterler. Niçin? Tekrar, tekrar şehit olmak için. Allah’ın yolunda cihâd etmek için, Îlâyı Kelimetullah’ı yükselmek için, insanlığın kurtuluşu için. Çünkü kurtuluş îmânda İslam’dadır. Başka kurtuluş yolu yok ki, Allah’tan başka ilâh yok ki başka yol olsa! Câhiller tutturmuş neler neler ne sapık kelimeler konuşuyorlar. Ağzın varsa Kur’an-ı Kerim’i konuştur. Aklın varsa Peygamberine tâbî ol, aklın varsa İslâmî ilimleri ilk Ehlisünnet Ve’l-Cemâat yolunda İslam’ın okulunda bu İslam’ı doğru oku, doğru anla, doğru anlat bu millete. Müçtehit âlimlerimizin fâkihlerimizin onların içtihâdında ki farklılık zenginlik üzere zenginliktir, rahmet üzere rahmettir. O İslam ağacının fışkıran rengarenk çiçekleri, dalları, meyveleri gibidir. Müçtehit fâkihlerin ihtilâfından korkma, o rahmettir onu yanlış anlama! O ilmî bir yarıştır. Asilde onların hepsi aynıdır asıl da hepsi aynı. Hiç hak mezhepler arasında kavramlarda zâhirde farklılıklar görünüyor ama aslının bir olduğu da görülüyor güneş gibi parlıyor hepsinin aslı aynı.

Evet, sevgili dostlarımız, Sevgili Peygamberimiz sütannesinin de onu çok sever ona çok saygı gösterirdi.

Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm), Halime Hâtun’u gördükçe:

“Benim annem! Benim annem!” der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını yere serip onu oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi.

Halime Hâtun, bir gün, Peygamberimiz görmek için Mekke’ye gelmişti. Peygamberimiz o zaman, Hz. Hatice ile evli bulunuyordu. Halime Hâtun’u konukladılar, ağırladılar.

Dakika 15:05

Halime Hâtun; yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı.

Peygamberimiz, bu hususta Hz. Hatice ile konuştu. Hz. Hatice, ona kırk koyun ile binmek ve yüklerini taşımak üzere bir de deve verdi.

Mekke’nin fethinde Peygamberimiz Ebtah mevkiinde bulunduğu sırada, Halime Hâtun’un kız kardeşi, görümcesi (kocasının kız kardeşi) ile birlikte, Peygamberimiz ziyaret ve bir dağarcık içinde keş peyniri yani yoğurt kurusu ile eritilmiş yağ hediye etti.

Peygamberimiz, ona hemen Halime Hâtun’u sordu. Vefât etmiş olduğu söylenince, Peygamberimizin gözleri yaşla doldu. Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm) Onun, geride kimlerinin kaldığını da sorup bilgi aldı.

Peygamberimiz, bu sütannenin kardeşine elbise giydirilmesini, bir deveye bindirilmesini, kendisine ayrıca 200 dirhem gümüş para da verilmesini emretti.

Kadıncağız sevinerek yurduna dönerken:

“Sen, küçük iken de, büyük iken de ne güzel kefil olunan, bakılansındır!” demekte idi. Yani Peygamberimize diyor. “Sen küçükken de büyüdün şimdi de ne kadar güzel bir kefil olunansın, bakılansındır!” dedi.

Hevâzin temsilcileri içinde Medine’ye gelen ve Peygamberimize sütannesi dolayısıyla amca düşen Ebû Servân da:

“Ya Rasûlullah! Biz seni süt emer olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı süt emenini görmedik!

Biz seni sütten kesilmiş olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı sütten kesilenini de görmedik!

Biz seni genç iken de gördük. Fakat senden daha hayırlı genç de görmedik!” demişti.

Evet, O bir nur topağı bir rahmet Peygamberi O’nun çocukluğu da, delikanlı devri de, sonrası da, öncesi de O Allah’ın Habîb’i, Rasûl-i Kibriyâ’sıdır Muhammed Mustafa’sıdır. Salât-u selâm tahıyyât-ü ikrâm her türlü ihtiram O’na, O’nun âline, ashâbına, etbâına ya Rabbe’l-âlemin nâil eyle şefaatine ey Yüce Rabbimiz! O’nun hürmetine yine O’nun ümmetini kurtar ya Rabbi!

Dakika 19:40

Bir Kâhin ’in Peygamberimizi Öldürtmeye Kureyşîleri Kışkırtması;

Görüyorsunuz Kâhinler Peygamberimizin düşmanıdırlar. İçinde tek-tük îmânı gerçekçi insanlar bulunabiliyor. Ama hakkın düşmanı şeytanın orduları her zaman fazla görülüyor. Sütannesi Halime Hâtun Peygamberimizi her yıl dedesine getirirdi. Peygamberimiz beş yaşında bulunduğu ve sütannesi Halime Hâtun tarafından getirilip dedesi Abdulmuttalib’e teslim edildiği sıralarda Mekke’ye bir Kâhin gelmişti. Kâhin Abdülmuttalib’in yanında görünce, Peygamberimize dikkatli dikkatli bakıp:

“Ey Kureyş cemaati! Şu çocuğu öldürünüz!” dedi. (Bak gebertilecek nice insanlar var).

“Çünkü O sizi öldürecek ve tefrikaya düşürecek” dedi.

Abdulmuttalib Peygamberimizi hemen oradan kaçırdı. Kâhinin bu uyarısı Kureyşîleri Peygamberimizin işinden korkutmuş durmuştu.

Görüyorsunuz çünkü hak gelince bâtıl yıkılacak. Bâtılın adamları daha hak gelmeden korkuyorlar. Çocukluğundan korkuyorlar. Bâtılın putun adamları, küfrün, şirkin, zulmün adamları bunlar. Putundan vazgeçemiyor ama Allah’ın gönderdiği Peygamber’i öldürmek istiyor tâ daha çocukken bunu. İşte görüyorsunuz Kâhinin sözüne inanan bir zihniyette sonuçta ne yapıyor? Hakkı hakîkati göremeyenler o bâtılın adamlarının safında yer alıyor.

Peygamberimiz Annesiyle Birlikte Medine’ye Gidişi Konusunda da;

Peygamberimiz; Mekke’de, annesi Hz. Âmine ile dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim’in yanında, Yüce Allah’ın himâyesinde yaşıyor. Yüce Allah, O’nu, Peygamberlikle şereflendireceği için, bir nebat, bir gül gibi güzelce büyütüyordu. Aslında O Allah’ın koruması altındaydı. Peygamberimiz, altı yaşında iken; annesi Hz. Âmine, Abdullah’ın Medine’deki Benî Adiyy b. Neccâr’lardan olan dayılarını ziyaret ettirmek üzere, Peygamberimizi dadısı Ümmü Eymen ile birlikte iki deve üzerinde Medine’ye götürdü ve Nâbiga’nın evine indi.

Rivâyete göre; Hz. Âmine’nin Medine’ye gidişi, bilhassa, kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret içindi. Zaten, her yıl gidip ziyaret ederdi. Kendisinin kayınbabası Abdulmuttalib ve dadı Ümmü Eymen’le birlikte aynı maksatla Medine’ye gittiği de rivâyet edilir. Neccâr oğullarının dayılıkları, Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib’in dayısı olmalarından dolayı idi. Hâşim b. Abdimenâf, Medine’de Benî Neccâr’lardan Amr’ın kızı Selmâ Hâtun’la evlenmiş; Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib, Selmâ Hâtun’dan doğmuştu. Konuklar; Medine’deki dayılarının evinde bir ay oturdular.

Dakika 25:10

Peygamberimizin Medine Ziyaretine Ait Hatıraları ve Yahûdî’lerin Peygamberimiz Hakkındaki Teşhisleri;

Peygamberimiz; Medine’de geçen bir aylık ikâmetleri sırasında olanlardan birçok şeyler hatırlıyordu. Nitekim Medine’ye hicret edip geldiği zaman, Adiyy b. Neccâr oğullarının köşklerini görür görmez tanımış ve:

“Çocukluğumda, bu köşkün damında Ensâr kızlarından Enîse ile oynardım. (Yani Medine çocuklarıyla oynardım). Dayılarımın oğullarından bazıları da yanımda bulunurlardı” demiştir.

Nâbiga’nın evine bakınca da: “Oraya da, beni annem konuk olarak indirmişti.

Babam Abdullah b. Abdülmuttalib’in kabri de bu evin içindedir. Suda yüzmeyi de, Adiyy b. Neccâr’ların kuyusunda öğrenmiştim. Yahûdî’lerden birtakım kimseler yanıma gelirler, bana bakar dururlardı. Bir gün, Yahûdî’lerden bir adam da bana dikkatli dikkatli bakıp durduktan sonra, dönüp gitti. Yalnız bulunduğum bir günde, tekrar yanıma gelip:

‘Ey çocuk! Senin ismin nedir?’ diye sordu.

‘Ahmed!’ dedim. Sırtıma bakınca:

‘Bu, bu ümmetin Peygamberidir!’ dedi.

Dayılarımın yanına giderek bunu onlara haber verdi. Dayılarım da durumu anneme anlatınca, annem benim hayatım hakkında korkmaya başladı.

Mekke’ye dönmek üzere, Medine’den acele yola çıktık.”

Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen de, bu husustaki hatırasını şöyle anlatır:

“Bir gün, gündüzün ortalandığı sırada, Medine Yahudi’lerinden iki kişi gelip:

‘Ahmed’i Muhammed’i yanımıza çıkar da, bir bakalım.’ dediler.

Kendisini onların yanına çıkardım. Uzun uzun süzdüler, evirdiler, çevirdiler. Hattâ kendisinin edep yerine bile baktılar!

Onlardan birisi öbür arkadaşına:

‘Bu, bu ümmetin Peygamberidir. Burası da, onun hicret yurdudur. Bu şehirde de, öldürme ve sürgün etme gibi birtakım büyük hadiseler vuku bulacaktır’ dedi.

Ben, ondan bu hususta işittiğim sözlerin hepsini ezberlemişdim.”

Çünkü Tevrât’ta, İncîl’de, Zebur’da Peygamberimiz en ince teferruatına kadar haber verilmişti. Bütün peygamberlerden de ahdi misak alınmıştı, bütün peygamberlerde kendi ümmetlerine Hz. Muhammedin geleceğini haber vermişlerdi. Ey dünya! Siz Allah’ın bu ahdi misakını inkâr ederseniz Allah’a iftira etmiş olursunuz. Ey dünya! Sizin Hz. Muhammed’e tâbî olup Müslüman olmaktan başka çıkar yolunuz, kurtuluş yolunuz yoktur. Müslüman olun! Bu sizin de iyiliğinize ve sizin soyunuz-sopunuz hakkında da onların da iyiliğine hem kendiniz kurtulur, hem de kandırdınız insanlar kurtulur.

Dakika 30:00

Ey Hristiyan ve Yahûdî âlemi! Sizin kitaplarınızda Hz. Muhammed’in kaşına gözüne varıncaya kadar hepsi yazılıydı. Kendi öz oğullarınızı tanıdığınız gibi tanıyordunuz neden inkâr ediyorsunuz? İnkâr edince siz îmânsız geberip gidince ebedî cehennemde kalacağınızı bilmiyor musunuz? Hatırlatıyoruz. Müslümanlar İncîl’i gerçek İncîl’i Allah’ın katındaki bozulmamış İncîl, Tevrât, Zebur, Suhuflar bunları İslam îmânı âmentüsünün içinde barındırır, toz kondurmaz. Uydurma İncîl’ler, Tevrât’lar değil; gerçek hak Tevrât, gerçek hak İncîl. Bunlar için Kur’an-ı Kerim musaddiktir, mü’mindir, müheymindir onların aslını Kur’an-ı Kerim korur, koruma altında tutar. Sen bozdukların zihniyet senin beynini bozmuştur. Kur’an-ı Kerim’de ise bozulma şansı yoktur. Onun için bütün peygamberler bizim âmentümüzün içinde bulunmaktadır. Biz Mûsâ’ya da, Îsâ’ya da, diğer peygamberlere de toz kondurmayız toz! Onlar hak peygamberdir, Îsâ (Aleyhisselâm) Meryem Annemizin oğludur, Allah’ın kuludur, peygamberidir. Îsâ’dan, Îsâ Allah’ın oğlu değildir. Îsâ’yı Allah kabul eden, Allah’ın oğlu kabul edenler dinden-îmândan çıkmışlardır. Şirke-küfür saplamışlardır bunu Kur’an-ı Kerim haber veriyor. İncîl’de böyle bir şey yazmaz, Tevrât’ta böyle bir şey yazmaz. Kendi kitabınızı bozdunuz, Îsâ’nın-Mûsâ’nın, İncîl’in-Tevrât’ın yolundan saptınız, saptığınız yolları da millete dayattınız. Şimdi o yanlış yolda kiliseleri de put haneye çevirdiniz. Bu yanlışlardan vazgeçin, kendinize de başkalarına da yazık ediyorsunuz! Hatırlatıyoruz. Tefsir derslerimiz de baştan sona biz bunlara işaret ettik, Kur’an-ı Kerim’deki haberleri size verdik. Şimdi de tarihi olaylardan keşif notları veriyoruz.

Hz. Âmine’nin Ebvâ’da Vefât Edişi ve Peygamberimizin Mekke’ye Getirilip Dedesine Teslim Edilmesi Konusu da;

Hz. Âmine, Medine’deki Neccâr oğullarından olan dayılarını ziyaret ettirdikten sonra Peygamberimizi Mekke’ye getirirken, yolda hastalanıp Ebvâ köyünde durakladı. Başucunda duran Peygamberimizin yüzüne baktı. Sonra da, O’na şöyle hitap etti:

“Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah’ın lütfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu! Yani Senin baban kurbanlık idi diyor. “Ey kurbanlığın oğlu!” diyor. Peygamberimize diyor Âmine Annemiz ölüm yatağında diyor bunu.

“Allah, seni mübârek ve devamlı kılsın!” dedi.

Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa, sen celâl ve bol ikrâm sahibi tarafından Âdemoğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin! Sen Peygamber olacaksın, Sen Peygamber olarak gönderileceksin!” dedi Annesi. Yüce Allah, seni, milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de esirgeyecek, alıkoyacaktır!

“Her canlı varlık ölür.” dedi. Kendi öleceğini söyledi.

“Her yeni eskir.” dedi.

“Her yaşlanan, kocayan, zeval bulur, yok olur.” dedi.

Ben de öleceğim.

Fakat temelli anılacağım. Bir Peygamber Annesi olarak bende anılacağım, unutulmayacağım dedi. Çünkü temiz bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir andaç bırakmış bulunuyorum          dedi.

Hz. Âmine, Ebvâ’da vefât etti, böylece ruhunu teslim etti. Ebvâ; Mekke ile Medine arasında bir köy olup, Medine’ye Mekke’den biraz daha yakındır. Medine’ye 23 mil, yani beş günlüktür. Hz. Âmine Ebvâ köyüne defnolundu. Hz. Âmine vefât ettiği zaman 30 yaşında idi. Dünyada böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimizi Yüce Allah hâmisiz bırakmadı. Önce dedesinin, sonra da amcasının bağrına bastırdı. Duhâ Sûresi’nin 6’ncı âyeti-i kerimesinde: “Rabbin, seni yetim bulup da barındırmadı mı?” buyurularak bu gerçek hatırlatılır.

Hz. Âmine’nin vefâtı üzerine Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen Bereke Peygamberimizi bağrına bastı. Mekke’den binip gelmiş oldukları iki deveden birisine bindi ötekini yedeğine alarak beş günde Peygamberimizi Mekke’ye getirip dedesine kavuşturdu. Evet, sevgili dostlarımız, işte o şanlı dürr-i yetim nur parçası o rahmet Peygamberi babadan yetim idi, şimdi anneden de yetim kaldı.

Peygamberimizin Dadısı ve Ona Sevgi ve Saygısı;

Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen ’in asıl ismi Bereke idi. Peygamberimiz Hz. Hatice ile evlendiği zaman, o da Hazrecîlerin Hâris oğullarından Ubeyd b. Zeyd ile evlenmiş, kendisinden Eymen doğmuştu. Eymen, Huneyn gazâsında şehit olmuştur. Peygamberimiz, Ümmü Eymen’i Ubeyd’den sonra Zeyd b. Hârise ile evlendirmiş, ondan da Üsâme doğmuştur. Peygamberimiz dadısı Ümmü Eymen’i sık sık ziyaret eder ve kendisine “Ey anne!” diye hitap eder; “Annemden sonra, annem!” diyerek sevgi ve saygı gösterir, ona bakınca: “Bu, benim ev halkımdan sağ kalanıdır!” buyururdu.

İşte bu Peygamberimizin annelerinin durumu, ona hizmet edenlerin durumu, onu bağrına basanların durumu bunlar ne şanslı insanlar.

Dakika 40:30

Peygamberimizin Hz. Âmine’nin Kabrini Ziyaret Etmesi ve Orada Ağlaması;

Peygamberimiz; Hudeybiye ’ye Hudeybiye umresine giderken, Ebvâ köyüne uğramış, Annesinin kabrini ziyaret için Yüce Allah’tan izin istemiş, izin verilince de gidip kabrin üzerini eliyle düzeltmiş, ağlamış, yanındakiler de ağlamışlardı. Ne için ağladığı sorulunca: “Rahmet duygusu beni rikkate getirdi de ağladım!” buyurmuştur. Bu konuda başka söylenecek sözlerde söylenmiştir. Fakat asil olan Âmine Annemizin ağzından çıkanlar. Onun İnşâ’Allah mü’ mine olarak dünyadan göçtüğünün alâmeti olur.

Sevgili dostlarımız, İnşâ’Allah’u Teâlâ şimdi Peygamberimizin dedesine teslim edilişiyle de bir sonraki dersimizde buradan devam edecektir İnşâ’Allah’u Teâlâ.

Dakika 42:24

(Visited 13 times, 1 visits today)