HadısŞerifKülliyatı 128-01

128- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 128

128- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 128

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ*

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ hâleka ve zerea ve berea’’

‘’ Rabbi Eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Sevgili dinleyenler, muhterem izleyenler!

 

Dersimiz cihâdla devam ediyor, hadis-i şerifler külliyâtından. Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor, Rasûlullah (A.S.V.) buyurdular ki; Yüce Allah iki kişi hakkında güler bunlardan biri diğerini öldürmüş olduğu hâlde ikisi de cennete gider. Bunlardan diğeri Allah yolunda cihâd eder ve şehit olur. Yüce Allah kâtile mağfiretine ulaştırır, o da Müslüman olur sonra Allah yolunda cihâda katılır ve şehit olur. Böylece her ikisi de cennette buluşurlar. Bunu Buhârî, Müslim, Muvattâ, Nesâî, İbn-i Mâce gibi muhaddislerimiz haber vermektedir. Yine Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinden Rasûlullah (A.S.V.) buyurdular ki; kim Yüce Allah’a iman ederek ve vaadini tasdik ederek Allah yolunda kullanmak üzere bir at tutarsa, yani bir at beslerse, o günün şartlarına göre attı. Bu atın yediği keri, gübresi, bevl’i kıyâmet günü terâzisine girecektir, sevap tarafına konacaktır yani sahibine sevap olacaktır. Bunu da Buhârî, Nesâî haber vermektedir. O günün şartlarına göre öyle olan, bugünün şartlarına göre de bugünün hazırlıklarını yapıp bugün de cihâd edenler işte o fazilet yarışında olanlardır. Evet, buradaki savaş araç ve gereçlerini hazırda tutmak için milli savunmanın güçlü olmasına burada işaret edilmiştir. Kıyâmete kadar atın alnına hayır bağlanmıştır. At besleyenler için üç durumdadır, At besleyenler için üç durumdadır. At vardır besleyenine ücrettir, at vardır besleyenine ateşe karşı perdedir, at vardır sahibinin sırtına vebâldir.

 

Ücret olan at: Bu sahibi tarafından Allah yolunda kullanılmak üzere beslenen attır. Bu at her ne yiyip karnına gönderirse sahibine her birisi bir ücret olur. Şâyet yolda giderken önüne bir çayırlık çıksa ve sahibi onu oraya veya bir bahçeye bağlasa ipinin uzanabildiği yere kadar çayır ve bahçeden yiyebildiği her şey ona bir ücret olur. At ipini koparıp başını alıp birkaç tepe gitse bütün izleri Hâlis’in rivâyetinde bu esnada bıraktığı bütün gübreleri sahibine ücret olur. Şâyet at bir nehre uğrasa ve ondan su içse sahibi orada sulamak istememiş bile olsa bu da sahibine ücret olur.

 

Perde olan at: Bu kişinin binek ihtiyacını görmek, bu işte başkasına muhtaç olmamak maksadıyla beslediği attır. Şu şartla ki, hayvana terettüp eden zekât, ihtiyaç sahiplerine iâreten vermek gibi Allah’ın haklarını unutmaz, öder. İşte bu at sahibine kıyâmette ateşe karşı perdedir.

 

 

Dakika 5:55

 

Vebâl olan at: Bu sahibinin övünmek, gösteriş yapmak ve Müslümanlarla husumette bulunmak üzere beslediği attır. İşte bu at sahibine, sahibinin üstüne bir yüktür vebâldir.

 

Evet kıymetliler,

 

Allah için yaptığın her iş Allah yolunda senin için bu sana sevap olarak döner, meşrû olarak. Bu o gün at savaş için, cihâd için gerçekten bir araç idi bugün de atın değeri devam etmektedir. Fakat çağın şartlarına göre Milli Savunmayı güçlendirmek, düşmandan daha üstün olmak için savaş için araç-gereç ne lâzımsa bunları hazırlamak da burada açıkça âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır.

 

Bazı rivâyetlerde yediği yemin her bir tanesi denmek sûretiyle Allah rızâsı için at besleme külfetine katlanmanın ne kadar büyük bir manevî ücrete nâil olacağı tebarüz ettirilmiştir. Motorize vasıtaların edinilmesine, te’mînini bir teşvik görmemiz mâkûldür, gereklidir. İşte bugün de atın yerini alan motorlu vâsıtalar havada, karada, denizde ne lâzımsa bunları cihâd için en iyi Milli Savunma sistemini kurmak gerekmektedir.

 

Ebû Mes’ûd el-Bedrî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Bir adam Rasûlullah’a (A.S.V) yularlınmış bir deve getirerek, bu Allah yolunda bağışımdır dedi.

Rasûlullah (A.S.V) adama, buna karşılık sana kıyâmet günü her biri yularlınmış 700 deve vardır dedi. Bunu da Müslim ve Nesâi haber vermektedir.

 

Adî İbn-i Hatîm (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; Rasûlullah’a (A.S.V) sadakanın hangisi eftal, Allah nazarında en kıymetli hangisidir? Diye sorulmuştu.

 

Şu cevabı verdi; Yüce Allah yolunda bir köleyi hizmete koymak veya Allah yolunda askerler için bir çadır kurmak, bağışlamak veya döl alma yaşına basan bir deveyi hibe iâre veya karz (Karşılıksız olarak ve dönülebilecek şekilde bir kişiye sözleşme esnasında faydalanması için verilen mal anlamında bir fıkıh terimi.) sûretinde bağışlamak diye cevap verdi. Bunu da Tirmizî haber vermektedir.

 

Zeyd İbn-i Hâlid (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor, Rasûlullah (A.S.V) şöyle buyurdular; Kim Allah yolunda bir askerin teçhizatını temin ederse bizzat gazâ yapmış olur. Kim gazâya çıkan bir askerin geride kalan ailesine hayırlı bir himaye de bulunursa, gazâ yapmış olur. İşte bunu da Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâi haber vermektedir.

 

 

Dakika 10:20

 

 

Ebû Eyyûb Hazretleri anlatıyor; (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Râsûlullah’ı (A.S.V) dinledim, şöyle buyurmuştu; size birçok memleketlerin fethi müesser kılınacak oralarda komşu küffarla cihâd için toplanmış askeri birlikler göreceksiniz. Size bu birliklerle sefere çıkmak vazifesi verilecek. Bazılarınız onlarla hasbî olarak sefere çıkmak istemeyerek adamlarının arasından sıvışıp gazveye ücretsiz katılmamanın yollarını arayacak. Arkadan da kendileriyle anlaşacak kabileler araştırıp onlara falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu? Falanca orduya size bedel katılmam için beni ücretle tutacak yok mu? diyecek. Bilesiniz hasbeten gazveye gitmekten kaçan bu adam bir ücretlidir. (yani paralı asker) Son damlasına kadar kanını akıtsa da gâzî değildir, şehit sayılmaz, uhrevî ücretten mahrumdur. Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

 

Ey kıymetli Müslüman!

 

Allah için cihâd eyle, Allah yolunda öl, Allah yolunda Allah’ın emrettiği şekilde savaş, düşmanını öldür. İşin içine dünyayı katma, Allah’ın rızâsını katıksız, katkısız Allah için Allah yolunda yap bu işi. Bütün işlerini böyle yaparsan senden çok kazanan olmaz. Hattâbî cihâd için ücret akti yaparak câiz değildir demiş Hattâbî. Süfyân-ı Sevrî ise gazâ ve mukâteleye iştirâk ettiyse paylaşmaya da iştirâk eder demiştir. İmâm-ı Mâlik ve Ahmed İbn-i Hanbel sefere katılmış ve mukâtele sırasında gâzîlerle birlikte olmuş ise bizzat savaşmamış olsa bile paylaşmaya katılır derler.

 

Zeyd İbn-i Eslem Hazretleri anlatıyor; Ebû Ubeyde Hazretleri Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine yazarak Rum cemâatlerini ve bunlardan duyduğu endişeyi belirtti. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) kendisine şu cevabı verdi; ‘’Emma Bağd’’ bil ki mü’min bir kula nerede bir şiddet inecek olsa Yüce Allah ondan sonra bir fereç, kurtuluş verir. Zîrâ bir zorluk 2 kolaylığa asla galebe çalamaz. Cenab-ı Hak’ta Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmuştur; “Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihâda hazır bulunun. Allah’tan da korkun ki başarıya eresiniz”. İşte Âli İmrân Sûresinin son âyeti ki 200’üncü âyetidir bu haberi de Muvattâ vermektedir.

 

Dakika 15:00

 

Hasan’ı Basrî mürsel olarak anlatır bu rivâyeti. Rasûlullah (A.S.V.) bir gün: “mesrûr, müreffeh ve güler hâlde ortaya çıktı”, şöyle buyurdu; Zorluk iki kolaylığa galebe çalamaz. Zîrâ muhakkak ki güçlükle beraber kolaylık vardır, gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Bu da ‘’İnşirâh Sûresi 5 ve 6’ncı âyet-i kerimeler’’. Kolaylığı iki zorluğu bir olarak tevîl edişini şu şekilde açıklar. Bunu da Ebû’l Velîd el-Bâci anlatıyor. Cenab-ı Hak (فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا) (إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا) âyet-i kerimesinde: “Zorluk, yani ‘’el ûsür’’ kelimesi mârifedir. Bu sebeple istirâk-ül cins ifade eder, yani bütün zorlukları içine alır. Böylece 1’inci’’el ûsrü’’ ikinciyi de içine alır ve ikisi bir sayılır. Hâlbuki kolaylık demek ‘’el yüsur’’ nekredir. Bu sebeple ‘’1’inci Yüsürün’’ içinde ‘’2’nci yüsür ‘’mevcut değildir. Böylece iki kolaylık bir zorluk olmuş oluyor”.

 

Buhârî Hazretleri, deki; “Bize 2 iyiden gazilik ve şehitlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz?” Tevbe Sûresi’nin 52’nci âyet-i kerimesinden sonra şu açıklamayı yapar; bu âyet iktiza eder ki: “Rasûlullah’ın nazarında iki kolaylık murâda erişmek ve ücrettir. Öyleyse bir zorluk bu iki kolaylığa galebe çalamaz. Zîrâ mü’mine bunlardan biri mutlaka hâsıl olacaktır. Zafer muhtemel, ücret muhakkak, çünkü zafer için yapılan her gayrete ücret var. Zafer de oldu mu ücret çifte oluyor. O hâlde zorluk fütur vermemeli”.

 

İşte görüyorsunuz kıymetli dostlarımız, âlimlerimiz Cenab-ı Hak, bütün İslam âlimlerine çok rahmet eylesin. Ne güzel açıkladılar. Bundan sonraki dersimizde şehitlik hakkında olacaktır, bugünkü dersimizde de burada bitiriyoruz.

 

Dakika 18:30

 

(Visited 39 times, 1 visits today)