HadısŞerifKülliyatı 132-01

132- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 132

132- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 132

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ*

وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min ğazabih ve elîmi igâbih ve şerri ibâdih ve min şerri hemezâtiş şeyâtın ve eûzu bike rabbi en-yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Dersimiz hadis-i şerifler külliyâtından keşif notları ile devam ederken konumuz fâsık imamın peşinde namaz konusu ile ilgili dersimiz işlenecektir İnşâ’Allah’u Teâlâ.

 

İmam, kelime olarak hem namaz kıldıranın hem de devlet reisinin müşterek ismidir. Yani devlet başkanına da imam denir bu (İmam-ı Kübra) budur. Cumanın şartlarından biri resmi izindir. Hem imam bir bakıma devlet reisine niyâbeten vazife yapar. Bu durum cuma namazlarında pek vazıhtır bu sebeple cumanın şartlarından biri resmi izindir. Yani devletin başındaki devlet cuma namazı kıldıracak imama, o camiye izin vermesi gerekiyor. İmam da aranan şartlar konusunda imam, Müslüman olacak yani devletin başındaki kişi, büluğa ermiş olacak, akil sahibi ve bir de erkek olması gerekmektedir. Yine kıraat özürlerinden selâmette olması gerekir, yani Kur‘an-ı Kerim’i doğru bilmeli doğru okumalıdır. Âlim olmak kıraati güzel olmak, muttakî olmak, yaşça büyük olmak, ahlaken üstün olmak, mezhepçe, sesçe, kılık kıyafetçe ve nezaketçe güzel olmak gibi başka vasıflar da sayılmıştır. Bu vasıflar namaz kıldıran imamlar içinde zaten sayılmaktadır. Bunlar gerekli vacip şartlar değildir. Sıfatlarda eşitlik hâlinde tercih âmirleridir bunlar. Ev sahibi veya bir mahallenin vazifeli imamı bu vasıfları taşımasa bile tercih olunur. Yani başimam devletin başı olduğu gibi namaz kıldıran bütün imamlar içinde bu vasıflar sayılmıştır. İbnu Ömer ve Enes (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) gibi Ashâb-ı Güzin’in büyüklerinden Haccâc ’ın arkasında namaz kıldıklarını belirtirler. Haccâc zâlimliği ile meşhur Haccâc-ı zâlim denilen bir kişidir, bu bir vâlîdir. Bunun arkasında bu zalim Haccâc ‘ın arkasında İbnu Ömer gibi, Enes (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri gibi büyük zatların namaz kıldığını görüyoruz. Zaman zaman böyle durumlar olabiliyor. Aliyyu’l Kâri bu konuda yani fâsık ve hattâ Ehl-i bid’anın arkasında namaz kılmanın cevâzına delâlet ettiğini belirtir Aliyyu’l Kâri diyor bunu. Cevâz esas ise de Hanefîlere göre mekruhtur. İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Muhammed ise hiç câiz olmayacağı kanaatindedirler.

 

Dakika 5:44

 

Evet, sevgililer, gerçek imamı bulamadığın zaman işte zâlim olan, fâsık olan imamların arkasında namaz kılmanın Hanefîlerce mekruh olduğu, İmâm-ı Mâlik ve İmâm-ı Muhammed ise câiz olmayacağı kanaatindedirler.

 

Hz. Enes (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dilleriniz ile cihâd ediniz!”. Bunu Ebû Dâvûd ve Nesâî haber vermektedir.

Müşriklerle bizzat karşılaşarak cihâd yapmanın vacip olduğuna âlimler belirtmişlerdir. Bu vecibe kendine bedel bir başkasını göndermekle ücretle birisini tutmakla kişinin uhdesinden de yani borcundan da kurtulamaz, uhdesinden de düşmez demişlerdir. Kezâ hadis-i şerifte Allah yolunda harcamak sûretiyle de cihâda iştirâk vaciptir. Yani hem malın ile hem canın ile Allah yolunda cihâd emirdir. Cihâd maksadı ile yapılacak harcama; silah, yiyecek giyecek, binek veya başka levâzım için yapılabilir.

Lisân ile yapılan cihâda gelince bakın Sevgili Peygamberimizden gelen haber;

 

“Ey Ömer! Abdullah’ı serbest bırak. Onun hicivleri Kureyş’i oktan daha çabuk daha çok tesir etmekte, yaralar açmaktadır”.

Hassan İbn-i Sâbit için Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) aynı düşünce için müşrikleri hicvetmesi, onların şiir yolu ile yaptıkları taarruzları cevaplaması için Mescid-i Nebevî’de müstakil bir minber kurdurmuştu. Yani düşman sana ne ile saldırıyorsa sende ona aynı silahla, o şiirle saldırıyorsa sen de şiirle, o kalemiyle, bassın yayın yoluyla saldırıyorsa sende ona o yolla yani her yol düşmanın yaptığı savaşa karşı koymaktır. Evet, ilmi ve edebî nev’e giren her çeşit telkin ve karşı telkin, tez ve antitez, propaganda ve karşı propaganda, kelâmi hüccet ve cedel vesaire hepsi dâhildir. Onlara yayınla mukâbele etmek gerekiyor. Çünkü onlar basın yayınla yapıyorlarsa sen de onlara karşı basın yayınla yapacaksın. Yani her türlü düşmana karşı koymayı bileceksin, her türlü. Cepheye o sana bomba atarken sen pamuk atacak hâlin yoktur. Sende daha güçlü silahla karşısına çıkman gerekir. Zamanınız da kitle yayın vasıtaları, kitap, mecmua, gazete, radyo, televizyon, video, plak, vesâire edebî yöne giren roman, hikâye, masal, mîzah, karikatür gibi insanların rağbet gösterdiği her şey Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) irşatlarında geçen dil ile cihâda dâhil olduğu kanaatinde olunmuştur.

 

Dakika 10:56

 

Dil insanları içten ve gönülden fethedeceği için onun te’sîri oktan daha süratli ve daha kuvvetlidir buyrulmuştur.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor: Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Mekke’nin fethi günü buyurdular ki; “Artık bu fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihâd ve niyet vardır. Öyle ise askere çağrıldığınız zaman hemen silahaltına koşun!”

Gördünüz ya, hicret bir zarûretten dolayı bulunduğu memleketten İslam’ı yaşayacağı bir memlekete hicret ediyor. Bunun adı hicrettir, bunun Türkçesi Muhâcirlik. Artık diyor bakın Peygamberimiz “Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur. Fakat cihâd ve niyet vardır. Öyle ise askere çağrıldığınız zaman hemen silahaltına koşun!” bu haberi Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd haber vermektedir.

Mekke’nin fethi bakın fetihten murâd, Mekke’nin fethi. Fetihten önce Müslüman olan herkese Medine’ye hicret etmek farz-ı ayn idi. Fetih ile birlikte hicreti yasakladı. Artık İslam Arabistan’ın o zamanki şartlarında her tarafta yaşanacak hale geldi Mekke’nin fethinden sonra. Onun içinde hicret yasaklandı diyor. Fetihten sonra hicret yoktur fakat cihâd ve niyet vardır buyurdu Peygamberimiz. Artık cihâd tâ kıyâmete kadar, hâlis niyet ise Müslüman’da Allah’ın emrinde olmak, O’nun rızâsını kazanmak için Allah’ın teklif ettiği İslam ile bütün emirlerini yerine getirmek azminde bulunmak. Allah’ın yasakladığı haram ve günahlardan şirk, küfür, nifâk başta olmak üzere bunlardan son derece sakınmak, îmânı bunlardan, İslam’ı bunlardan korumak. Ve İslam’a düşman olan bütün düşmanlara karşı da cihâd hâlinde olmak. Müslüman mutlaka dinini yaşayabileceği evladını İslam üzere yetiştirebileceği bir muhit içerisinde yaşamak mecburiyetindedir. İslam Ulemâsı bu çeşit hicretin kıyâmete kadar bâki olduğu kanaatindedir. Meselâ hicret yasaklandı ama istisnâlar dâima kuralın dışında, kuralları bozmaz. Nedir? İslam’ı yaşayamadığın her yerden hicret edebilirsin, İslam’ı yaşayan yere. Bu kötüyü bırakmak iyiye koşmaktır. Şirki, küfrü, nifâkı, cehâleti bırakıp ilme, irfâna, îmâna, İslam’a koşmaktır. Hicretin aslı Allah’adır ve Peygamber’in getirdiği İslam’adır ve Yüce İslam ile Allah’a kul olanadır.

 

Evet, sevgili dostlarımız, demek ki zarûretler ortaya çıktığı zaman ne yapacaksın hicret etmek gerekiyorsa yine hicret edeceksin. İslam Ulemâsı bu çeşit hicretin kıyâmete kadar bâki olduğu kanaatindedir. “Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarını alacağı kimselere melekler derler ki:

 

“Ne işte idiniz?” O canını aldığı adama soruyor melek.

Ne işte idiniz?”  Onlar:

“Biz yeryüzünde dinin emirlerini tatbikten âciz kimselerdik” dediler. Melekler derler ki: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de oraya hicret edeydiniz ya!”

 

Dakika 16:42

 

Yani İslam’ı yaşayamadığın yeri bırakıp İslam’ı yaşanan yerlere hicret etseydiniz ya der melekler o canını aldıkları adamlara. “İşte onlar böyle, onların barınakları cehennemdir bu ne kötü bir yerdir”. (Nisâ Sûresi’nin 97’nci âyet-i kerimesi).

 

Ey Müslüman nefsine hoş gelir, dünya zevki sefası sana hoş gelir. İslam umurunda olmaz, İslam’ı yaşamazsın. Ondan sonra da bir bahane ile ben burada işte mâzeret altında idim İslam’ı yaşayamadım dediğin zaman melekler ne diyor sana, canını alırken. “Yeryüzü geniş idi. İslam’ı yaşayamadığın yerden İslam’ı yaşanan yerlere neden hicret etmediniz?” derler. Canlarını çeke çeke alıp cehenneme gönderirler”. Aklını başına al! Biz hatırlatıyoruz. Âyet-i kerime Nisa Sûresi’nin 97’nci âyet-i kerimesi.

 

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmuştur: “Ben müşrikler arasında yaşamaya devam eden her Müslüman’dan uzağım” Peygamberimiz buyuruyor. Peygamberden uzak olan cehennemi boylar. Cihâd maksadıyla vatandan ayrılmak bu da ayrı bir şeydir. Bu da cihâda gidiyor savaşa. İyi niyetle yani küfür dünyasından kaçmak, ilim talebi için memleketi terk etmek, fitne sırasında dinini kurtarmak gibi maksatlarla vatanı terk etmek kıyâmete kadar bâkidir. Bunlar cihâd hareketleridir. Bunlar küfür diyârında yaşamak değildir, cihâd hareketleridir. Bunları birbirinden iyice ayırman gerekir.

 

Ey sevgili dostlar!

 

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: “Kim gazve yapmadan ve gaza yapmayı temennî etmeden ölürse, nifâktan bir şu ’be üzerine ölmüş olur”. Her Müslüman aslanlardan daha aslan bir kahramandır. Ruhunda şecaat ve cesaret ve cihâd ruhunu, o aslanı içinde beslemen gerekiyor. Sevgili Peygamberimiz ne buyurdular; “Kim gazve yapmadan…” Gazve nedir? Savaş. Gaza yapmayı temennî etmeden yani savaşsan, şehit olsan, bunları temennî etmeden kişi ölürse nifaktan bir şu ‘be üzerine ölmüş olur. Nifâk ne? Münâfıklık.

 

Dakika 20:39

 

İbnü’l Mübârek der ki; “Biz bunun, Hz Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) sağlığına has bir keyfiyet olduğuna hükmetmiştik.” Evet, bunu da Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî gibi zât-ı muhteremler haber vermektedir. Münâfıkların belli başlı eylemlerinden biri de savaşlara katılmamak. Münâfık savaşmak istemez Allah yolunda. Bu da Tevbe Sûresi’nin 81înci âyetine bak. Fetih Sûresi 11 ve 16’ncı âyetlerinde de bunlar anlatılmaktadır. “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır”. Mü’min dâima tertemiz, hâlis, muhlis ihlâs içinde bir güzel niyet sahibi olması gerekir. Hep Allah’ın emrinde olmak, Allah’ın rızâsını kazanmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için hâlis niyet sahibi olacaksın. Bu güzel niyeti iç dünyan da onu besleyeceksin, bu besili hâlde duracak kükremeye hazır aslanlarda daha da aslan olacaksın.

Evet, sevgili dostlarım, aslanlar dağdaki canavarların kralıdırlar. Ama Müslüman Allah’ın emrinde bir askerdir. Allah’ın emrindeki askerden daha üstün kim olabilir? Allah’ın emrinde kul ol, Peygamber Muhammed’e (Aleyhissalâtu Vesselâm) tâbî ol. Seni yaratan Allah, sana İslam’ı da gönderen Peygamber Muhammed ile Yüce Allah’tır dikkat et buna!

 

Ebû Ümâme (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor: “Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gâzîyi teçhiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himâye etmez ise, Yüce Allah (Celle Celâlüh) kıyâmet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet, bir belâyı ona verir bir musibet ulaştırır”. Bunu da iyi anla, iyi dinle, hiç unutma! Bunu da Ebû Dâvûd haber vermektedir.

Tekrar ediyorum iyi anla, iyi dinle. “Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gâzîyi teçhiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himâye etmez ise, Yüce Allah kıyâmet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır”. Başına bir belâ gelir, beklemediği yerden hem de.

Ey Müslüman! Cephede aslanlar gibi savaşamazsan savaşanların ailelerine yardımcı ol. Askere yardımcı ol, onun ailelerine yardımcı ol. İhânet eden hâinlerden olma. Nasılsa bunun işte oğlu, kocası, askerdedir, yanında kimse yoktur bu bir garibandır deyip fırsatçı olursan senden hâin alçak ve şerefsiz kim olabilir.

 

Dakika 25:08

 

Evet, senin hakkından da İslam adâleti gelir, cehennem gelir. Alçaklar için, hâinler için, kâfirler münâfıklar, müşrikler için cehennem hazır ol vaziyette durmaktadır. Pusuda yatmaktadır. O cehennemin odunları insanlardır ve taşlardır. Unutma bunları! Kur’an-ı Kerim’e bak, sahîh hadis-i şeriflere bak, icmâya bak, kıyasa bak, müçtehitlerin, fâkihlerin ilmine dikkat et.

 

Ebû Nadr, merhum Abdullah İbnu Ebî Evfâ (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklen anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) düşmanla karşılaştığı günlerden bir gün, güneşin meyil etmesini bekledi. Sonra kalkıp yanındakilere şöyle buyurdu;

 

-“Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temennî etmeyin, Allah’tan afiyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir”.

Düşmanlar karşılaştığın zaman aslanlar gibi savaşacaksın. Çünkü Müslüman asker adam öldürmek için oraya gitmiyor. İnsanları öldüren kâtillerden, zâlimlerden insanlığı kurtarmaya geliyor, onun için kâtillerin hakkından geliyor. Düşmanla karşılaşırsan düşmanına acıma iyi savaş. Düşmanına acırsan, kâtillere acırsan, insanlık o zaman zâlimlerin, kâtillerin elinde kalacaktır. Mukaddesat, yüce değerlerin yok olacaktır, aklını başına al. Yeri gelince aslanlar gibi savaş. Düşmanına acıyan dostuna ihânet etmiş olur, Allah’ın emrine ihânet etmiş olursun. Îmân, İslam düşmanlarına acınmaz. Savaş gerektiği zaman savaşacaksın. Bak ne diyor Peygamberimiz;

 

“Ey insanlar, düşmanla karşılaşmayı temennî etmeyin, Allah’tan afiyet dileyin. Ancak karşılaşacak olursanız düşman saldırıyor, karşılaşacak olursanız sabredin, bilin ki cennet kılıçların gölgesindedir”. O gün kılıç idi bugün savaş araç ve gereçleri, silahlar çeşitlendi. Çağın silahları ile silahlan, düşmandan üstün ol, insanlığın kurtuluşu Müslüman’ın güçlü olmasına, kahraman ve cesur olmasına bağlıdır. İnsanlık ve İslam gerçek Müslüman kahraman Müslüman askerlerle dünya kurutulur. Çünkü zâlimlerin elinden mazlumları sen kurtaracaksın. Gâvur da merhamet arama. Merhamette, adâlette bütün güzelliklerin tamamı İslam’dadır, Müslüman’dadır. Cephede de Müslüman askerin güzel savaşmasına bağlıdır. Savaşacaksın! Sen Allah’ın emrinde bir asker olduğunu unutma, Allah’ın yardımı seninle berâber olduğunu unutma!

 

Dakika 30:02

 

Allah’ın gökteki orduları, yerdeki orduları senin yanında olduğunu unutma! Yerlerin, göklerin orduları kimin? Allah’ındır. (وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا). Bu âyet-i kerime Fetih Sûresi’nde ki âyetler bunlar. (وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ). Bakın burada da ne buyuruyor Cenab-ı Hak; “Allah’ın ordularını ondan başka bilen yoktur. Ancak Allah kendi ordularını kendi biliyor sayısız orduları var”. Ordulara hiçbir ihtiyacı aslında yok. Kendi kudreti her şeye kadir ama öyle dilemiş, bütün orduları da hazır ol vaziyette bulunuyor, var. Bütün âlemler Allah’ın orduları ile kuşatılmış, Allah’ın kendi kudretiyle kuşatılmış, ilmi ile kuşatılmış, her bütün âlemlerin tamamı Allah’ın kuşatması altındadır. Sen Allah’ın emrinde kul ol ölürsen şehitsin, yüksek dereceler senindir, kalırsan gâzisin, kahramanlık yeryüzünde senindir.

Evet, sevgili dostlarımız en son da Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) sözlerini şöyle tamamladı;

 

-“Ey Kitâb’ı indiren, bulutları yürüten, (Hendek Savaşı’nda düşman müttefikler olan) Ahzâb’ı hezimete uğratan Rabbimiz, bunları da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize yardım eyle!”

 

Peygamberimiz böyle dua buyurdular. İşte görüyorsunuz bu dua ile yine dua ediniz. Müslümanlar yeryüzünde saldırı altındadırlar. Bir asırdır Müslüman’ın kanı akıyor gözyaşı akıyor. Ey Müslüman’lar, bir olun bütün olun şahlanın. Hem İslam’ı, hem kendinizi, hem insanın tümünü kurtarın. “Ey Kitâb’ı indiren Yüce Allah’ım, bulutları yürüten Allah’ım, (Hendek Savaşı’nda düşmanın bütün müttefik kuvvetlerini) Ahzâb’ı hezimete uğratan Allah’ım. Şu anda İslam’a saldıran, Müslüman’a saldıran, yeryüzünde ne kadar düşmanlar varsa bunların tamamını da hezimete uğrat ve onlar karşısında bize Müslümanlara yardım eyle Allah’ım! Bunu da Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız. Öyle buyurdu Sevgili Peygamberimiz (Allâhümme münzilel kitab ve mücriyessihab ve hazimel eshab ihzinhum vensurnâ aleyhim ihzinhum vensurnâ aleyhim ihzinhum vensurnâ aleyhim)-Ey Yüce Rabbim! Ey Yüce Rabbim! (Rabbi lâ tezar alel arzı minel kâfirine deyyâra.

Allâhümme gâtilil kefarete minellezine u’tul kitab Allâhümme gâtilil keferatellezine yukezzibune rusulek ve yesuddune an sebilih. Allahümmecal aleyhim riczeke ve azâbek. Veğfuanna veğfirlene verhamna ente Mevlâna fensurna alel gavmil kafirin.

Âmin Âmin Âmin Âmin.

Elif Lâm Mîm Allah’u Lâ ilâhe illâhu vel hayyul gayyum. Âmin Âmin Âmin Âmin). 

 

Dakika 35:42

 

(Visited 38 times, 1 visits today)