HadısŞerifKülliyatı 160-01

160- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 160

160- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 160

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn’’

‘’ Rabbi Eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hadis-i Şerifler külliyâtından vedâ tavafı ile ilgili dersimiz başlamaktadır.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Halk haccın bitmesi ile her tarafa dağılıyordu. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), sakın kimse son vardığı yer Beytullah olmadıkça bir yere gitmesin!” buyurdu. Bunu da Müslim, Ebû Dâvûd, İbnu Mâce haber vermektedir.

 

Vedâ tavafı haccın vaciplerindendir, terk edene dem gerekir. Şâfiî, Ebû Hanîfe, Ahmed İbnu Hanbel başta pek çok âlim, bunun vacip olduğunda müttefiktir. İmâm-ı Mâlik, Dâvûd’u Zâhirî, İbnu Münzîr vedâ tavafı sünnettir terkine bir şey tereddüt etmez derler. Hanefiler uzaktan gelenlere vacip derken Mâlikîlere mîkât ve mîkâtın içerde ikâmet edenlere vacip olmadığını söylerler. Burayı tekrar ediyorum Hanefîler uzaktan gelenlere vacip derken Mekkelilerle mîkât ve mîkâttan içeride ikâmet edenlere vacip olmadığını söylerler. Hayızlı ve nifaslı kadınlarla, umre yapanlara tavafı vedâ vacip değildir. Bu tavaf umreye değil hacca bağlıdır. İmâm-ı Âzâm’a göre mîkâta varmayan geri döner. İmâm-ı Şâfiî sefer meselesini esas almış, Sevrî harem-i şeriften çıkmadıkça demiştir. Bunlar fıkıh bölümünden Amel’de Fıkh-ı Ekber derslerimiz de bunlar hükmü ile ilgili derslerimiz orada geçti. Burada hadis-i şeriflerde ki yerini haber vermeye çalışıyoruz, yine bunların hükmü fıkıh ilmine aittir, orada da bunları size daha önce işledik.

 

Muvattâ ’da geldiğine göre Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) şöyle buyurmuştur; Haccın kurallarının en sonuncusu Beytullah’ı tavaftır. Muvattâ ’da kaydedilir ki Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh), vedâ tavafı yapmadan ayrılan birisini “Mer-ru’z- Zahrân” denen yerden vedâ tavafı yapmak üzere geri çevirdi. Bu da Muvattâ’nın haberidir.

‘’Kim Yüce Allah’ın şeâirini büyük tanırsa şüphesiz ki o kalplerin takvâsındandır’’. Bu da (Hac Sûresi’nin 32’nci âyet-i kerimesidir).

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anh) Hazretleri bu davranışından onun vedâ tavafına vacip dediği hükmü çıkarılmıştır.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn), kadın hayızlı olduğu takdirde, vedâ tavafı yapmadan yola çıkmasına ruhsat verildi demiştir. Bunu da Buhârî, Müslim haber vermektedir.

 

Dakika 5:08

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Fukahâ bunun nesh edildiğine kâni olmuşlardır. Bir rivâyette şöyle gelmiştir halka son varacakları yerin Beytullah olması emir buyruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi. Bunu da Müslim haber veriyor.

 

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) anlatıyor; “Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) zevcelerinden Safiyye Binti Huyey (Radıyallâhu Anha) hayız oldu. Durum Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) haber verilmişti. “O bizi burada hapis mi edecek!” dedi. Kendisine Safiye’nin tavafı ifâzayı yapmış olduğu söylenince: “Öyleyse hayır, beklemenize gerek yok yola çıkınız” açıklamasında bulundu. Bunu da Buhârî, Müslim ve diğerleri haber vermektedir.

 

Amre merhum anlatıyor; Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) berâberinde kadınlar olduğu hâlde haccetse, kadınların hayız oluvermelerinden korkardı; Bu sebeple Yevm-i Nahr de (kurbanın birinci günü) hemen onlara öncelik tanır ve derhâl ifâza tavaflarını yaptırırdı. İfâza tavaflarını yaptılar mı, artık onları (temizlensinler de vedâ tavafı da yapsınlar diye) beklemez, kadınlar hayızlı iken hemen (Medine’ye dönmek üzere) yola çıkardı. Bu haber de Muvattâ’nın haberidir.

 

Kıymetliler,

 

Şimdi de kadınlarla erkeklerin karışık tavaf yapmaları konusunda size bazı notlar vermeye çalışalım.

 

İbnu Cüreyc anlatıyor; „Atâ, bana İbnu Hişâm’ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman dedi ki: „O bunu nasıl yasaklar, Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!“ Ben Atâ’ya sordum:
„Onların berâber haccları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?“
„(Evet, kasem olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!“ diye cevap verdi. Ben tekrar sordum:
„Pekâlâ erkeklere nasıl karışırlardı?“ Su cevabı verdi:
„Erkeklere karışmazlardı, Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı.“ Hattâ bir kadın kendisine: „Ey mü’minlerin annesi, yürü (Hacerül-Esved’e elimizi değerek) istilâm edelim!“ demişti de Hz. Âişe ona:
„Sen dilediğin sekilde git“ deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin kim oldukları bilinmez hâlde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı. )
Beytullah’a girmek istedikleri zaman da, erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi.
(Atâ devamla): „Ben (Mekke kadısı) Ubeyd İbnu Umeyr ile birlikte, Müzdelife’de Sevir dağında mücavir (yani ikâmet eder) olan Hz. Âişe (Radıyallâhu anha)’nin yanına giderdim“ dedi. Ben hemen sordum:
„Pekâlâ Hz. Âişe’nin örtüsü ne idi`?“
„Keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırının içindeydi. Çadırın bir perdesi vardı. Âişe (Radıyallâhu Anha) ile bizim aramızda bu perdeden başka bir şey yoktu. Ben Hz. Âişe’nin üzerinde gül renginde bir zıbın gördüm.“ Bunu da Buhârî Şerif haber vermektedir.

 

Dakika 10:19

 

Hz. Ömer’in ele aldığını ifâde eden rivâyetlerde var. Hattâ kadınlara karışarak hacceden bir erkeği görünce elindeki sopayla değnekle vurmuştur.

 

Evet, sevgili dostlarımız, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı tavaf yapmalarını ve hattâ şeytan taşlamalarını sağlayacak bir formül bulunamaz mı? İnşa’Allah bulunur, bir çözüm bulunabileceği ümidindeyiz bugünkü şartlara göre.

 

Evet, şimdi de hıcr’ın gerisinde tavaf meselesine geldik.

 

Ebû’s-Sefer Saîd İbnu Muhammed anlatıyor; İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri’nden işittim, diyordu ki; “Ey insanlar! Size söyleyeceğimi benden dinleyin, (bilâhare) söyleyeceklerinizi de bana dinletin”. “İbnu Abbâs şöyle dedi, İbnu Abbâs böyle dedi” diye kafadan atmayın. Beytullah’ı kim tavaf edecekse hıcr’ın gerisinden tavaf etsin. Oraya “Hatim” demeyin. Zîrâ câhiliye devrinde kişi yemin edip kamçısını veya ayakkabısının tekini yahut yayını atardı.” bu câhiliye âdetiydi. Bunu da Buhârî Şerif haber veriyor.

Hıcr daha önceleri de belirtildiği üzere Kâbe’nin “rükn-i irâki” ile “rükn-i şâmî” arasına teşkil eden kuzeybatı duvarının karşısında yarım daire şeklinde bir metre kadar yüksekliğindeki duvarın içinde kalan kısımdır. Burası Kâbe-i Şerif’in içinden sayılır. Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) nübüvvet gelmezden önce yapılan tamir sırasında malzeme yetmediği için duvarın dışında bırakılmıştır. Hıcr’ı ihâta eden yarım daire şeklindeki duvara “Hatim” denir. Hatim kelimesi: Kırma, ezme, parçalamak mânâsını taşıyan bir kökten gelmektedir.

 

Safa ve Merve arasındaki ‘’Say’’ konusunda da Hz. Câbir (Radıyallâhu Anh) Hazretleri anlatıyor;

 

Ne Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ne de Ashâb-ı Kirâm (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Safa ile Merve arasında birden fazla tavafta bulunmadı, bu da ilk defa yaptıkları tavaf idi”. Bunu da Ebû Dâvûd, İbnu Mâce, Müslim gibi zâtî muhteremler haber veriyor Nesâî’de dâhil olmak üzere.

 

Ulemâdan bir diğer grup Hacc-ı Kırân yapanlara da iki tavaf ve iki say gerektiğine hükmetmiştir. Ebû Hanîfe, Şâbî, Nehâi, Câbir İbnu Zeyd, Abdurrahman İbnu Esved, Sevrî, Hasan İbnu Sâlih iki rivâyetten birinde Ahmed İbnu Hanbel (Rahmetullâhi Aleyh) bu görüştedir. Ashâbtan Hz. Ali, İbnu Mes’ûd (Radıyallâhu Anh) Hazretlerinin dâhi bu görüşte oldukları rivâyet edilmiştir.

 

Evet, sevgili ve muhterem izleyenler!

 

İmâm-ı Mâlik’e ulaştığına göre Saîd İbnu Ebî Vakkâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) mürâhik (yani zaman bakımından daralmış vakfeyi kaçırma endişesine düşmüş olarak) Mekke’ye gelince Beytullah ile Safa ve Merve’yi tavaftan önce Arafat’a çıkar, Arafat’tan döndükten sonra tavafını ifâ ederdi. Bu da Muvattâ’nın haberidir.

 

Dakika 15:40

 

Vakfe haccın farzıdır, onu kaçıran o yıl haccı kaçırmış olur. Bu Arafat’ta ki vakfe, Arafat’tan sonra ifâ edilen tavaf artık kudüm tavafı olmaz. Farz olan ifâza tavafı olur, kudüm tavafı sakıt olur.

 

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: “Beytullah’ı tavaf etmek Safa ve Merve arasında ‘’Say’’ etmek ve şeytan taşlamak, Allah’ı zikretmek için emredilmiştir”. Bu da Ebû Dâvûd ve Tirmizî’nin haberidir.

Aliyyu’l Kârî (Rahmetullâh) Sakın hâ gâfil bulunmaya Beytullah ‘ın etrafında tavaf ve vakfeler dua için emredilmiştir. Zîrâ bu iki yerde yapılan ibâdetler parlaktır. Şeytan taşlama ile Safa ile Merve arasında ‘’Say’’ de Allah’ı zikretmek için sünnet kılınmıştır. Yani atılan her taşla birlikte tekbir getirmek sünnettir, ‘’Say’’ sırasında da dualar sünnettir diye haber verilmiştir.

 

İnşa’Allah tavaf ve ‘’Say’de’’ ki yapılan dualarla bir sonraki dersimiz devam edecektir İnşa’Allah’u Teâlâ.

 

Dakika 17:28

 

(Visited 31 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}