HadısŞerifKülliyatı 163-01

163- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 163

163- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 163

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn’’

 

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ haleka ve zerea ve berea’’

‘’ Rabbi Eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok sevgili ve muhterem efendiler,

 

Vakfeler ve hükümler hakkında dersimiz devam ediyor. Rezin de şöyle bir açıklama vardır;

 

„Kureyş ve onun dininde olanlar -ki bunlar Hums denen zümredir- Müzdelife’de vakfe yapıyorlar ve: „Biz, Allah’u Teâlâ’nın katîni yani Beytullah ‘ın komşularıyız, biz O’nun Harem’inden dışarı çıkmayız“ derlerdi. Ebû Seyyâre, Arab’ı, (semeresiz) bir Arap eşeğinin üzerinde Arafat’tan indirdi”.

 

Bu Ebû Seyyâre Meydanı’nın Mecmau’l Emsal de açıklandığına göre bu kimse Beni Advan’dandır. Adı Umeyre İbnu’l-Azel’dir. Siyah bir merkebi var idi. Halkı kırk yıl Müzdelife’den Mina’ya geçirmiştir. Ebû Seyyâre ’nin eşeğinden daha sağlıklı tâbiri darb-ı mesel olmuştur. Orada Ebû Seyyâre ‘nin eşeği semersiz diye tavsif edilir. Arabî diye değil bu ziyâde Müslim’in bir rivâyetinde de mevcuttur.  Evet, sevgili dostlarımız, bu câhiliye devrinin durumlarındandır.

 

Kaydedilen üç rivâyet, müştereken bir husûsu açıklıyor bir durumu. „Câhiliye devrinde Kureyşliler ve Kureyş’e uyanlar, Arafat vakfesine çıkmayıp, Müzdelife vakfesiyle yetiniyorlardı. Bu davranışlarıyla diğer bir kısım Arap kabilelerinden ayrılıyorlardı. Bu meseledeki ayrılıklarını ifâde için kendilerine Hums diyorlardı. İslâm Yüce İslam dini gelince bu ayrılık kaldırılıyor, Arafat vakfesi herkese farz kılınıyor.

 

Evet, sevgililer!

 

Humus sıkı bağlılık, Kureyş kabilesi kendisine humus demiştir. Mücahidin açıklamasına göre: “Humus Kureyş ve Kureyş’in yolunda giden kabilelerdir: Evs, Hazreç, Huzâa, Sakîf, Gazevân, Benî Âmir, Benî Sa’saa, Benî Kinâne”.

 

Evet, Arapça da hums, “şiddetli” demektir. Onlar hacc ve umre için ihrâma girdikleri vakit etyemezler, yün ve kıldan yapılmış çadırlarda oturmazlar, Mekke’ye gelince üstlerindeki elbiseyi atarlardı.

Evet, sevgili dostlarımız, bunu da dindarlık olarak zannediyorlardı.

 

İkinci hadis-i şerifte Hz. Âişe, mezkûr âyetten sonra kendilerine hums diyerek Arafat’a çıkmayanların, bu âyet-i kerimeden sonra vakfe için Arafat’a kadar çıktıklarını belirtir. Bunlar Kureyş ve ona uyanlardır.

 

Dakika 5:20

 

İfâza konusunda da: Suyu taşıran, taşıra taşıra dökmek mânâsına geliri ifâza. Feyezân da bu köktendir öyleyse Arafat vakfesi veya Müzdelife vakfesi biter bitmez binlerce, yüz binlerce hacının bir anda sökün edivermesi hadisesi ifâza ile ifade edilmiştir. Sökün etmek, boşanmak, akın etmek, taşmak gibi değişik kelimelerle bu manayı ifade edebilmekteyiz.

Ebû Seyyâre 40 yılı çıplak eşeğinin üzerinde Arafat’tan Müzdelife’ye hacıların ifâzasını sağladığı müdâvim mesel olarak anlatılmıştır. Ebû Seyyâre ‘nin nüfuslu, itibarlı, müessir bir şahıs olduğunu ifâde eder. Der ki: “Ebû Seyyâre, diyetin yüz deve olmasını ilk sünnet kılan kimsedir”.

 

Evet, efendiler!

 

Arafat, haccın iki ana hükümlerinden biri Arafat’ta vakfedir. Yani temel rükûnlerinden birisi Arafat’ta vakfeye durmaktır. Arafat Mekke’ye 12 mil mesafe de bir dağın adıdır. Civarındaki diğer dağlara nazaran daha yüksektir. Hacılar Arefe günü orada vakfeye dururlar. Zilhicce’nin 8’inci günü hacıların Mekke’den hareket günüdür ve terviye, (kana kana su içme) günü denir. 9’uncu günü ise Arafat’ta vakfe günüdür ve Arefe günü denmektedir.

 

Bazı âlimlerimiz, tanımak mânâsına gelen ma’rifet’ten geldiğini Arafat kelimesi hakkında, Bazı âlimler i’tiraf’tan geldiğini,

Bazı âlimlerde güzel koku mânâsına arf’ten geldiğini söylemişlerdir.

 

Hz. Havvâ ile Hz. Âdem, cennetten çıkarıldıktan sonra burada birleşip birbirlerini tanımışlardır.

Hz. İbrâhim (Aleyhisselâm) burayı görünce önceden kendisine yapılan tavsife uygun bularak derhâl tanımıştır.

Yine Hz. İbrâhim, Cebrâil’in öğretmesi ile hacc kurallarını ilk defa burada tanıyıp öğrenir.

Hz. İsmâil, annesinden bir müddet ayrıldıktan sonra burada buluşup tanışırlar.

Hacılar burada topluca bir araya gelip tanışırlar. Hacılar burada vakfe ile Hak Teâlâ’nın rubûbiyet ve celâlini tanıyıp kendi aciz ve zaaflarını meskenet ve hakirliklerini itiraf ederler. Hacılar, burada, makbûl olan tövbeleri, istiğfâr ve duaları sonunda geçmiş günahlarından arınarak cennete lâyık manevî kokular kazanmaktadırlar.

Bugüne yevm-i iyâs-ı küffar (kâfirlerin ye’se düştükleri gün), yevm-i ikmâl-i dini (dinin tamam olduğu gün), Yüce Allah’ın râzı olduğu günde denmiştir.

 

Dakika 10:00

 

Çünkü dinin tamam olduğu gün, “çünkü bugün dininizi size ikmâl ettim”-(الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ) âyet-i kerimesi burada Arafat’ta nâzil olmuştur.

 

Cübeyr İbnu Mut’im (Radıyallâhu Anhü ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: „Bir devemi kaybetmiştim. Arefe günü aramaya çıktım. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ı Arafat’ta herkesle vakfe yaparken gördüm. (Hayretimden):“- Vallâhi bu hums ‘tan biri, burada ne işi var?“ dedim. Kureyşliler, hums ‘tan addedilirdi.“ Bunu da Buhârî, Müslim, Nesâî gibi kıymetli muhaddislerimiz haber veriyor. Mekkeliler kendilerine “Ehlullah”, Haremin hâdimleri, katînullah (Mekke’nin yerlileri) gibi bir kısım vasıflar izâfe ederlerdi. Harem’den dışarı çıkmamak, vakfe için Arafat’a gitmemek sûretiyle fiile dökerlerdi. Bu câhiliye âdeti idi. “Kureyşliler hums ‘tan addedilirdi”, Şârihler bu cümlenin Cübeyr’e ait olmadığını, râvîlerden Süfyân’a ait olduğunu belirtirler. Câhiliye devri ile ilgilidir bu hums olayı bunu da tekrar hatırlatmakta fayda var.

 

Cübeyr ‘in bir rivâyeti şöyle tamamlanır: “…Müslüman olduğum zaman anladım ki Yüce Allah’u Teâlâ Rasûlullah’ı (Aleyhissalâtu Vesselâm) bu işte hakka muvaffak kılmıştır”.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Meşâir: Hacc kurallarının icrâ edildiği yerler demektir. “Sizler babanız İbrâhim’in mîrası üzeresiniz, atanız İbrâhim’in izi ve sünneti üzerindesiniz” buyrulmuştur. Çünkü Hz. İbrâhim hiçbir zaman putlara tapmadı, Allah’ın birliğinden ayrılmadı bir Hanif Müslüman idi.

 

Nübeyt İbnu Şerit el-Eşcaî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ı Arefe günü, kızıl bir devenin üzerinde hutbe verirken gördüm.” bunu da Ebû Dâvûd, Nesâi bildirmektedir.

 

El-Addâ İbnu Hâlid İbn-i Hevze el-Âmirî (Radıyallâhu Anhüma) anlatıyor: „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ı, arife günü, bir devenin üzerinde üzengilere (basarak) doğrulmuş, halka hutbe verirken gördüm.“ bunu da yine Ebû Dâvûd haber veriyor.

Şüphesiz bu veda hutbesidir, nitekim haccın sünnetlerinden biri Arafat hutbesidir.

 

İbnu Ömer (Radıyallahu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Arefe günü sabahı, sabah namazını kılınca Mina’dan hareket ederek Arafat’a geldi, Nemire’ye indi. Burası, Arafat’a gelen ümerânın indikleri yerdir. Öğle namazı vakti olunca Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) sıcakta Nemire’den yürüdü. Öğle ile ikindiyi birleştirdi, sonra halka hitap etti. Sonra yürüyüp Arafat’taki vakfe yerinde durdu.“  Bunu da Ebû Dâvûd haber veriyor.

 

Dakika 15:35

 

Sabah namazını Mina’da kıldıktan sonra oradan yola çıkıp Arafat’a geliyor Sevgili Peygamberimiz. Bu da Zilhicce ‘nin 9 Zilhicceye bağlayan gece oluyor. Güneş doğduktan sonra hareket ettiğini kaydeder bunu da Müslim haber veriyor. Ureyne Vâdîsi’ne geliyor, orada öğle ile ikindi namazını cem ederek kılıyor. Namazdan sonra hacı efendilere hutbe îrad ediyor, konuşmayı müteakip vakfe yerinde haccın farz olan vakfesini yapıyor.

 

Evet, sevgili dostlarımız! Nemire, Harem’in dışında Arafat’a yakın, Arafat’la harem arasında bir dağın adıdır. Harem bölgesini ayıran işaret oradadır. Dağın dibine inen kayanın yanıdır. Vakfe üzere Arefe günü, Arefe günü yani Zilhicce ‘nin 9’unda zeval vaktinden itibâren Arafat hududu içerisinde bulunmak mânâsına gelir. Vakfe zamanı ertesi sabah Fecr-i Sâdık’ına kadar devam eder. Sünnet olanı zevâlden gün batımına kadar geçen vakittir. Akşam vakti girince yola çıkıp akşam ve yatsı namazını cem-i tehir ile yani birleştirerek Müzdelife’de Müzdelife hududu içerisinde kılmak esastır.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Nafî anlatıyor; “İbnu Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve sabahı Mina’da kılar, sonra güneş doğunca Arafat’a hareket ederdi”. Bunu da Muvatta haber veriyor.

 

İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm), terviye günü, Mina’da bize öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı ve ertesi günü (Zilhicce ‘nin dokuzu) sabahı kıldırır, sonra Arafat’a hareket ederdi.” bunu da Tirmizî haber veriyor.

 

Ebû Dâvûd da yine İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn): “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) terviye günü öğleyi Arefe günü de sabahı Mina’da kıldırdı” demiştir bu da yine Ebû Dâvûd ‘un haberidir.

 

Urve İbnu Müdarris et-Tâî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) Müzdelife’de namazı kıldığı zaman geldim diyor.

 

„Ey Allah’ın Rasûlü, dedim, ben Tayy dağlarından geliyorum. Hayvanım da kendim de yorgunum ve bitkin düştük. Allah’a kasem olsun, ey Allah’ın Rasûlü, gelirken geçtiğim her dağın başında mutlaka durdum. Benim için hacc imkânı var mı?“

 

Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)şu cevabı verdi:

 

Dakika 20:00

 

Bizimle birlikte şu namazı burada kılıp, bizimle kalan, bundan önce de Arafat’ta geceleyin veya gündüzleyin kalmış olan, artık haccını tamamlamış, haramlardan kurtulmuş olur” diyerek cevap verdi. Bunu da Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn-i Mâce haber vermektedir. ‘’Tayy dağları’’ diye yaptığımız tercümenin asla sâdık şekli “iki Tayy dağıdır”, bu dağlardan biri Selmâ dağı, diğeri de Ecâ dağıdır.

 

Müzdelife yerine Cem’ denir, Cem’le de Müzdelife kastedilir. Ulemânın ekserisi ki Ebû Hanîfe İmâm-ı Âzâm da bu görüştedir. Müzdelife’de gecelemeyen, orada vakfe yapmayı kaçıran kimse kurban keserek, haccın kurallarındaki eksikliği telâfi eder diye hükmetmiştir. Yine Cumhur hem Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) ve hem de Hulefâ-i Râşidin’in ittifâkla aynı olan tatbikatını esas alarak, hadis-i şerifteki “gündüz” kelimesini (zevâlden sonra) diye te’vil etmiştir. Onlar hep öğleden sonra vakfe yapmışlardır. Öyleyse Arafat’ta sadece öğleden evvel bulunmak vakfe için muteber değildir. Haccın büyük kısmı bitti demektir, bu da vakfelerdir. “Hacc Arafat'(ta vakfe)dir” buyurmuştur Peygamberimiz. Haccın büyük kısmı Arafat vakfesidir çünkü iki büyük rükünden biri vakfedir.

 

Tefes hakkında; Kir demektir ki işte bundan kurtulmak. İhrâmdan çıktığı zaman yapması helâl olan şeylerin tamamını kastetmiştir. Saç tıraşı, etek tıraşı, tırnak kesmek gibi kurban ve şeytan taşlama gibi, ihrâmdan çıkınca yapılan geri kalan kurallar tefese dâhildir demişlerdir. Tefes: kirlerden kurtuluş demektir, haccın kurallarını yerine getirerek.

Arefe günü güneş batmazdan önce Arafat’tan ayrılanın haccı tamdır. Ancak kurban dem kesmesi gerekir diye hükmetmiştir. Fukahâ’nın ekseriyeti.

Atâ Sevrî, Ebû Hanîfe ve Ashâbı, İmâm-ı Şafiî, Ahmet İbnu Hanbel bu görüştedirler. İmâm-ı Mâlik ve İmam-ı Şâfiî (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) “Arafat’tan güneş batmadan ayrılıp sonra tekrar oraya dönmesi bir şey gerektirmez” demişlerdir. Ebû Hanîfe ve Ashâbı ise, “Güneş battıktan sonra dönüp vakfe yapmış ise, ondan kurban (dem) düşmez demişlerdir.

 

Bunlar Amel ’de Fıkh-ı Ekber bölümünde açıklandı, bunlar hadis-i şeriflerdir, hükümleri fıkıh bölümüne aittir diye zaman zaman hatırlatıyoruz kıymetli dostlarımız.

 

Cenab-ı Hak bütün amelleri makbûl olan, ticareti lentebûr olan günahlarının tamamı mahfûr olan, iki cihânda mesut ve mutlu olan yakîne ve Cenab-ı Hakk’ın rızâ hâline vâsıl olan tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığına mazhâr olan kulları zümresine ilhâk eylesin Yüce Mevlâ.

 

Dakika 25:22

 

(Visited 19 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}