HadısŞerifKülliyatı 183-01

183 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 183

183- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 183

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve nefsih’’

 

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

 

‘’ Rabbi Eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Derslerimiz hadis-i şerifler külliyâtından keşif notları olarak devam ediyor ve Sevgili Peygamberimizin tatbik eylediği hadler konusunda size bazı notlar vermeye çalışacağız.

 

Hz. Büreyde (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: “Rasûlullah’a (A.S.V) Mâiz İbnu Mâlik el-Eslemî (Radıyallâhu Anh) gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben nefsime zulmettim, zinâ fazihasını işledim, beni temizlemeni istiyorum” dedi. Rasûlullah (A.S.V) onu reddetti, geri çevirip meselenin üzerine gitmedi. Ancak Mâiz ertesi gün tekrar geldi. Yine: “Ey Allah’ın Rasûlü, ben zinâ fazihasını irtikâb ettim!” diye ikinci sefer itirafta bulundu. Adamı ikinci sefer Peygamberimiz geri çeviren şanlı Peygamber (A.S.V) adamın kavmine birisini göndererek: ”Onun aklında bir noksanlık biliyor musunuz, normal bulmadığınız bir davranışına rastladınız mı?” diye tahkik ettirdi. Ancak hep beraber: “Biz onu gördüğümüz kadarıyla aramızdaki salih kişilere denk akıl ve ferâset sahibi biliyoruz” dediler. Mâiz üçüncü sefer müracaatta bulundu. Hz. Peygamber (A.S.V) onlara yine birini göndererek adam hakkında sordurdu. Yine de kendinde, ne aklında ne bir aklında bir kusur olmadığını söylediler. Adam dördüncü sefer mürâcaat edince, ona bir çukur kazdırdı taşlanmasını emretti ve taşlandı. Râvî der ki: Gâmîdiye adında bir kadın da gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni niye reddediyorsun. Görüyorum ki, beni de Mâiz gibi geri çevirmek istiyorsun. Yüce Allah’a kasem olsun ben hamileyim de!” dedi. Hz. Peygamber (A.S.V): “Öyleyse hayır. Sen git ve çocuğu doğurunca gel” dedi. Kadın gitti çocuğu doğurunca, bir beze sarılmış olarak çocukla geldi. “İşte çocuk doğurdum” dedi. Rasûlullah (A.S.V): “Git sütten kesilinceye kadar emzir sonra gel!” buyurdu. Kadın gitti, çocuğu sütten kesince çocukla birlikte geldi. Çocuğun elinde bir ekmek parçası vardı. “Ey Allah’ın Rasûlü! İşte çocuk, sütten kestim, yemekte yedi” dedi.

Rasûlullah (A.S.V) çocuğu alıp, Müslümanlardan birine teslim etti. Sonra bir çukur kazılmasını emir buyurdu, göğsüne kadar derinlikte bir çukur kazıldı. Bundan sonra halka taşlamalarını emretti, herkes taşladı. Hâlid İbn-i Velid (R.A) elinde bir taş ilerledi, başına attı kan yüzüne fışkırmıştı, kadına küfür etti. Rasûlullah (A.S.V) Hâlid’in kadına küfür ettiğini işitince: “Ey Hâlid ağır ol!” dedi ve ilave etti:

 

Dakika 5:47

 

Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e kasem olsun, bu kadın öyle bir tövbe yaptı ki, ‘şayet alış-verişte sahtekârlık yapanlar aynı tövbe ile tövbe yapsalardı, onların bile mağfiretine yeterdi!’’ “Sonra Rasûlullah tekfin emretti, kadının üzerine namaz kıldırdı ve defnedildi.” Bunu da Müslim, Ebû Dâvûd haber veriyor. Görüyorsunuz o zamanın suçlusu öyle bir tövbe ediyor ki, günahtan kurtulmak için Peygamber Efendimize defalarca gelip suçlarını itiraf ediyorlar ve kurtulmanın tövbe edip kurtulmanın çâresine bakıyorlar. Ey dünya! O günün bir günahkârının tövbesi böyle olunca Peygamberimiz bakın onun üzerine namaz kıldı, cenaze namazını kıldırdı, hem de öyle bir tövbe dedi bakın, yaptı ki: ‘’Şayet alış-verişte sahtekârlık yapanlar aynı tövbe ile tövbe yapsalardı onların bile mağfiretine yeterdi!’’ buyurdular. İşte günah, işte tövbe böyle bir tövbe edebilecek bugün ki Müslümanların arasında kaç kişi çıkacağına şöyle bir düşünün ve dünyada cezâmı çekeyim de âhirete kalmasın, âhirette çekmeyeyim diye defalarca Peygamberimiz geri gönderdiği hâlde bakın tekrar tekrar geldiler tövbe edip günahtan, günahın cezâsından kurtulmanın çaresine baktılar.

İtiraf veya dörtten aşağı düşmeyecek sayıda şâhit gerekiyor. Fiil hâlinde görgü şâhidi bu durum recm vakâsını İslam cemiyetlerin de parmakla sayılacak kadar azaltmıştır. Ancak zinâ hâdiselerinin İslam cemiyetlerin de asgari seviyede sınırlandırılmasında mü’minlerin bunun cezâsının recm olduğunu bilmeleri yetmiştir. Yani artık suç işlenmemiştir bundan sonra, böyle bir cezâya da çarpılan tarihte parmakla diyor bakın sayılacak kadar az olmuştur buyruluyor. Niye? O suçun cezâsının adının duyulması yeterli de ondan caydırıcı bir cezâ. Rasûlullah (A.S.V) zamanında recm tatbikatının bir kaç örneği var. Hemen hepsi de itirafa dayanır. Hz. Peygamber (A.S.V) Yüce Allah’ın gizlemiş olduğu günahı insanlara açmamayı, bir başka ifadeyle kişinin Hâkimin önüne giderek yaptığı suçları beyân etmemesini tavsiye ettiği hâlde… Bazı zânîlerin taşlanarak öldürüleceklerini bile bile zinâ yaptım beni temizle diye Hz. Peygamber’e (A.S.V) mürâcaat etmiş olmuş olmaları onların îmânlarının derecesini ifade eder. İşte görüyorsunuz bir günah işlemiş amma nasıl tövbe etmiş, nasıl bir gerçek îmânı var.

 

Dakika 10:42

 

Hadis-i şeriften çıkarılan bazı hükümler; Hanefîlerle Hanbelîler bu hadis-i esas olarak zinâ ikrârının makbûl olması için 4 ayrı mecliste yapılması gereğine hükmetmişlerdir. İmâm-ı Mâlik ve Şâfiî Hazretleri ise bir kere ikrârın yeterli olacağına hükmederler. Onlar bu hükme giderken bir başka hadis-i esas alırlar. Hadis-i şeriften delilinin suç ikrârının makbûl olmayacağı hükmü çıkarılmıştır. Delinin burayı doğru anlayalım delinin suç ikrârının makbûl olmayacağı hükmü çıkarılmıştır. Âlimler bunda ihtilâf etmezler. Yani deli ben böyle suç işledim dese de kabul edilmez, cezâ da verilmez. Kişinin kendi aleyhine ikrârı makbûldür, ikrârı ile hesaba çekilir. Kişinin ikrârdan dönmesi kinâyeli olarak telkin edilebilir. Dönecek olursa makbûldür. Ancak bu telkin insanların haklarının insanların haklarına giren suçlarla zekât ve kefâret gibi mâlî olan Allah haklarında câiz değildir. Hadd-i şer ’iden hükümdar haberdar olmalıdır. Ancak tatbikâtında birini vekil bırakabilir. İmâm-ı Âzâm ve İmâm-ı Ahmed ise recm sırasında Müslüman’ın Müslümanların reisinin mutlaka hazır bulunması lâzımdır. Zinâ beyyine ile sabitse şahitler de hazır bulunur ve ilk taşı onlar atarlar. İkrârla sübût bulmuş ise ilk taşı reis atar derler. Mâlik ve Şâfiî’ye göre Müslümanların reisinin recm yerinde hazır bulunması şart değildir. Kişiye had olarak recm kâfidir, recm ve had her ikisi de tatbik edilemez. Recmedilerek öldürülen erkek ve kadınlar için mezar kazılıp kazılmayacağı hususunda ihtilâf edilmiştir. Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed İbn Hanbel’in meşhûr kavline göre kazılmaz. Katâde, Ebû Yusuf, Ebû Sevr ve bir rivâyette Ebû Hanife’ye göre kazılır. Mâlikîlerin bir kısmı beyyine ile recmedilenler için kazılır. İkrârla recmedilenler için kazılmaz demişlerdir. Şâfiîler bu hususta üç farklı görüş ileri sürmüşlerdir. Kadın için mezar kazmak müstehaptır zîrâ tesettürüne yardım eder. Bu iş sultanın emriyle dilerse kazdırır dilerse kazdırmaz. Kadının zinâsı beyyine ile sabit olmuşsa mezar müstehaptır, ikrâr ile sübût bulmuşsa müstehap değildir. Esah olan kavil de budur. Recm taş tuğla parçası, kemik sopa gibi şeylerle yapılmalıdır, bu hususta ittifâk vardır. Hadd-i şer-i günahın kefâretidir.

 

Dakika 15:00

 

Tövbe ile büyük günahlar da affedilir. Bu hususta icmâ mevcuttur, sadece katilin affı hususunda İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) Cumhur’a muhâlefet ederek affedilmeyeceğini söylemiştir. Şârihler Mâiz ve Gâmidiyyeli kadının niçin tövbe ile yetinmeyip hadd-i şer’inin tatbik edilmesinde ısrar ettikleri sorusunu şu şekilde cevaplandırırlar; Haddin tatbiki günahlara kesinlikle kefârettir. Ancak tövbenin makbuliyetinde yakın elde edilemez. Kabul edilebileceği umulur, o kadar kesinlikle tövbe kabul edilmiştir denemez. Bu sebeple günahtan temizlendikleri hususunda emin olmak isteyen Mâiz ve Gâmidiyyeli kadın hadd-i şer’inin tatbik edilmesini ısrarla istemişlerdir. Gebe kadının çocuğunu doğurmadıkça recm edilmez. Bu meselede çocuğun zinâdan olmasıyla kocadan olması arasında fark yoktur. Kısas meselesi de böyledir. Kadın muhsane olduğu takdirde o da recm edilir. İmâm-ı Âzâm da bir rivâyette İmâm-ı Mâlik’e göre kadın doğurunca bekletilmeden recm edilir, çocuğuna süt vermesi veya sütanne bulması beklenmez. İmâm-ı Şâfiî, Ahmed, İshâk ve Mâlikîlerin meşhûr kavline göre kadın çocuğuna sütanne buluncaya kadar recm edilmez. Sütanne bulamazsa sütten kesilinceye kadar anne recm edilmez. Zânînin tövbesi hadd-i şer-i ondan kaldırmaz. Recm edilen kimseye cenaze namazı kılınıp kılınmayacağı ihtilâflıdır. Ahmed İbn-i Hanbel ve İmâm-ı Mâlik’e göre Müslümanların reisine ve fazilet sahibi kimselere bu namaza katılmak mekruhtur. Böylelerinin namazlarını başkaları kaldırmalıdır. Ancak Cumhur ulema böyle bir ayrım yapmazlar.

 

Hz. Câbir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah (A.S.V) zinâ yapmış olan bir kimse için celde ile had tatbik edilmesini emretti. Sonra, onun muhsan olduğu bildirildi. Bu sefer recm edilmesini emretti ve recm edildi.” Bu haber Ebû Dâvûd’dan geliyor.

 

İmrân İbnü’l Husayn (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; “Rasûlullah’a (A.S.V) Cüheyne’li, zinâdan hamile kalmış bir kadın geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bir had cürmü işledim cezâsını bana tatbik et” dedi. Rasûlullah da (A.S.V) kadının velisini çağırıp: “Buna iyi muamelede bulunun. Çocuğu doğurunca kadını bana getirin!” buyurdu. Velisi öyle yaptı. Doğumdan sonra gelince Rasûlullah (A.S.V) kadının elbisesini üzerine bağlamalarını emretti. Sonra taşlamalarını söyledi ve taşlandı. Üzerine cenaze namazı kıldırdı. Bunu gören Hz. Ömer: “Bu zânîye, kadına namaz mı kıldırıyorsun?” dedi.  (A.S.V) Efendimiz: “Bu öyle bir tövbe yaptı ki, onun tövbesi Medine ahalisinden 70 kişiye taksim edilseydi onların hepsini rahmete kandırırdı. Sen Allah için canını vermekten daha eftal bir amel biliyor musun?” diye cevap verdi. Bunu da Tirmizî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî haber vermektedir. Hadis-i şerifte geçen bir kısım hususlar daha önceki hadislerde açıklandı.

 

Dakika 20:02

 

Burada dikkatimizi çeken husus Rasûlullah’ın (A.S.V) kadının velisine yaptığı tembihtir. Buna iyi muamelede bulunun diyor bakın, muhtemelen velisi kadına ailemize ar getirdin yüz karası oldun vesâire şeklindeki sözleri ve başkaca davranışlarıyla eziyet vermekteydi. Durumu anlayan Rasûlullah (A.S.V) bundan vazgeçmelerini emretmiştir. Elbisenin bağlanması taşlama sırasında vücudunun açılmaması içindir. Çünkü ölüm anında kişi mârûz kalacağı ıstırabın zevki ile üstünü başını yolabilir. Açılan kısımlarına ilgisiz kalabilir, bu sebeple Cumhur kadının oturmuş hâlde taşlanması erkeğin de ayakta taşlanması gereğine hükmetmiştir. İslam’ı espri hiçbir sûrette kadının avret yerlerinin açılma şenâyetini hoş karşılamaz. Bu mesele de kayıtsız kalmaz. Hulâsa Ulemâ oturarak taşlanmasını tesettürün muhafazası için en uygun tarz kabul etmiştir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

İşte bazı görüyorsunuz ki caydırıcı bir suçun cezâsı ortaya çıkınca o suç piyasadan kayboluyor bir daha kimsede cezâ almıyor. Bunun birkaç örnekleri vardır başka örneği yoktur. Çünkü bu cezâların tespiti delillere dayalıdır yahut itirafa dayalıdır. Buradaki suçların cezâsı itirafa dayalıdır, hem de Peygamberimiz defalarca gönderdiği hâlde geri gelmişlerdir. Dünya da çekelim âhirette çekmeyelim diye had cezâsını kendileri yani zorlayarak istemişlerdir. Suçta meydana çıkınca o suçun cezâsı da gereklidir. Verilmeseydi o cezâ artık zinânın önüne geçme şansın da kalmazdı. Allah muhafaza buyursun.

 

Dakika 23:05

(Visited 19 times, 1 visits today)